-A d, (-s) a, a harfi, van - tot z a) adan zye, b) baştan sona, wie - zegt moet ook b zeggen hamama giren terler, başlayan bitirmelidir, hij/zij kent geen - voor een B Adan Bden çakmaz, elifi görse mertek sanır, -A ilg, 1) 3 - 8 3 ile 8 arası, 2) tanesi, parça bana, vijf flesjes bier - fl - beş şişe bira tanesi bir guldenden -AA (op recepten) dezelfde hoeveelheid als boven yukarıda anılan miktarda -AAGJE nieuwsgierig - merak hastası, meraklı Melahat -AAI d, (- en) okşama, sıvazlama. -AAIEN f, g, (aaide, h, geaaid) okşamak, sıvazlamak, de poes - kediyi okşamak, zij aaide het kind over het haar çocuğun saçlarını okşadı -AAK d, (aken) scheep/den mavna, yük teknesi, -AAL d, (alen) zo, yılanbalığı, fig/mec hij is zo glad als een - kurnaz biridir, anasının gözü -AALBES d, (- sen) bot, 1 frenküzümü, 2 (struik) frenküzümü ağacı, -AALMOES d, (...moezen) sadaka, zekat, fıtre, ( om) een - vragen sadaka istemek -AALMOEZENIER d, (-s) askeri papaz, ordu papazı, -AALSCHOLVER d, (-s) zo, karabatak, -AAMBEELD h, (- en) 1 örs, 2 anat, örs kemiği, hij slaat/hamert altijd op het zelfde - hep aynı davulu çalar, ayının kırk türküsü var kırkı da ahlat üstüne, -AAMBEIEN d, mv/çoğ basur, emoroid, hemoroit, -AAN I ilg, 1 -(y)a/e, - de muur opgehangen duvara asılı, - tafel! sofraya! sofra başına! ik stuur dit - u bunu size gönderiyorum, verwant zijn - iemand birine akraba olmak, 2 - da/de, üstünde, yakınında, başında, kenarına, civarında, dolayında, er hangt een foto - de muur duvarda bir resim var, er is iemand - de deur kapıda biri var, zij wonen - de haven liman civarında oturuyorlar, wij zitten - (tafel) sofradayız, - boord gemide, uçakta, 3 - ca/ce, bakımından, hij was blind - een oog bir gözü kördü, bir gözce kördü, gebrek - noksanlığı, sıkıntısı, - ca/ce eksiklik, gebrek - geld para sıkıntısı/darlığı, gebrek - kennis bilgi noksanlığı, 4 (door) - dan/den, - dan/den dolayı, sterven - een ziekte bir hastalıktan ölmek, 5 - het ... - makta/mekte, -(i)yor, ile meşgul, hij is een brief - het schrijven o bir mektup yazıyor, yazmaktadır, de economie is zich weer - het herstellen ekonomi yeniden düzeliyor, zij is het werk - çalışmaktadır, iştedir, 6 -(y) ı/i/u/ü, denken - iets bir şeyi düşünmek, denken - iemand birini düşünmek, 7 - dan/den - a/e dag - dag günden güne, huis - huis ev ev, schouder - schouder omuz omuza, twee - twee ikişer ikişer, 8 - de kook brengen kaynatmak, dat ligt - u zelf size bağlı, - iets toe zijn a) (iets nodig hebben) bir şeye gereksinimi olmak, bir şeye ihtiyaç duymak, b) (rijp zijn) hazır olmak, uygun olmak, ik weet niet waar ik - toe ben ne olacak bilmiyorum, er slecht - toe zijn kötü durumda olmak, (ziek) çok hasta olmak, II z, 1 (v, kleding) zij heeft haar trui - kazağını giymiş, kazağı sırtında, 2 - zijn (staan) açık olmak, açık durmak, de radio staat - radyo açık, het licht is - ışık açık, ışık yanıyor, 3 daar is niets van - o doğru değil, yalandır, er is niets - a) (onbeschadigd) hasar görmemiş, önemli bir durum yok, b) (niet moeilijk) kolay bir iş, c) (niet aantrekkelijk) güzel değil, bana çekici gelmiyor, het is net - kıl payı, het zit er bij hem niet - kesesi elvermiyor, parasal durumu buna yetmiyor, (v,liefde) het is weer - (tussen) sevgi yeniden başladı, -AANBESTEDEN f, g, (besteedde aan, h, aanbesteed) ihale etmek -AANBESTEDING d, (- en) ihale, -AANBETALING d, (- en) peşinat, ilk ödeme, -AANBEVELEN f, g, (beval aan, h, aanbevolen) tavsiye etmek, salık vermek, önermek, iemand bij een vriend - birini bir arkadaşa tavsiye etmek, een bepaald merk - belli bir markayı tavsiye etmek, iemand een advocaat - birine bir avukat tavsiye etmek, zich aanbevolen houden (voor) bir şeye her zaman hazır olmak, -AANBEVELENSWAARDIG s, tavsiyeye değer, -AANBEVELING d, (- en) tavsiye, op - van - nin tavsiyesi üzerine -AANBEVELINGSBRIEF d, (...brieven) tavsiye mektubu -AANBIDDEN f, g, (aanbad, h, aanbeden) 1 tapmak, tapınmak, ibadet etmek, 2 fig/mec ulu görmek, çok sevmek, hayran olmak -AANBIDDER d, (-s) 1 tapan, 2 (bewonderaar) hayran, - s van - nin hayranları, -(y)a/e hayran, zij zijn - s van Ayşe Ayşeye hayranlar, Ayşenin hayranları -AANBIDDING d, 1 tapınma, tapınış, ibadet, tapma, 2 (bewondering) hayranlık -AANBIEDEN f, g, (bood aan, h, aangeboden) sunmak, arz etmek, ikram etmek, kan ik u een kopje thee -? çay içer miydiniz? size çay ikram edebilir miyim? iemand zijn geluk wensen - birine tebriklerini sunmak, zich - a) (persoon) gönüllü kendi hizmetini sunmak, b) (gelegenheid) kendini göstermek, görünmek, düşmek -AANBIEDING d, (- en) 1 hand,/tic, ucuzluk, indirim, tenzilat, iskonto, 2 sunu, teklif, takdim, sunma, 3 (artikel) ucuz mal -AANBINDEN f, g, (bond aan, h, aangebonden) 1 bağlamak, tokalamak, 2 de strijd - tegen ,, ...karşı mücadeleyi başlatmak, 3 kort aangebonden zijn kestirmeci olmak, sert olmak -AANBLAZEN f, g, (blies aan, h, aangeblazen) 1 (vuur) üfleyerek yakmak, 2 fig/mec (hartstocht) tahrik etmek, şiddetlendirmek, 3 (fluit) üflemek -AANBLIJVEN f, gs, (bleef aan, is aangebleven) (in functie) görevde kalmak, çekilmemek, ayrılmamak, (görevini) sürdürmek -AANBLIK d, (- ken) 1 bakış, görüş, bij de eerste - ilk bakışta, 2 (uiterlijk) görünüş, manzara -AANBOD h, teklif, (het aanbieden) sunuluş, sunulma, sunma, een - doen teklif yapmak, sunmak, een voordelig - krijgen yararlı bir teklif almak, vraag en - sunu ve istem, arz ve talep -AANBOREN f, g, (boorde aan, h, aangeboord) 1 delmek, delik açmak, 2 (bronnen) açmak, 3 (mineralen) delerek bulmak, delerken rastlamak -AANBOUW d, 1 (ek) inşa, ek yapı, ek bina, 2 inşaat, ek bina yapma, ilave yapma, in - inşa halinde, yapımda, 3 (v, gewassen) tarım, ziraat, (v, grond) toprağı işleme, sürme -AANBOUWEN f, g, (bouwde aan, h, aangebouwd) 1 ek bina yapmak, 2 yanına inşa etmek, een garage bij het huis - evin yanına bir garaj yapmak, (gewassen) ürün yetiştirmek, (toprağa) ekmek, -AANBRANDEN f, I, gs, (brandde aan, is aangebrand) 1 dibi yanmak, yanıp dibi tutmak, yanıp yapışmak, de aardappels zijn aangebrand patatesin dibi tuttu, patatesin dibi yandı, de melk is aangebrand sütün dibi tuttu, 2 fig/mec kötü sonuçlanmak, gauw aangebrand zijn çabuk tepesi atmak, II g, (- -, h, -) yakmak, tutuşturmak, (hafif) kızartmak, kavurmak -AANBREIEN f, g, (breide aan, h, aangebreid) örerek birleştirmek, eklemek, parçaları örmek -AANBREKEN f, I g, (brak aan, h, aangebroken) 1 açmak, harcamak, harcamaya başlamak, eenfles wijn - bir şişe şarap açmak, u moet voor mij geen nieuwe fles - benim için yeni bir şişe açmayınız, 2 kullanmaya başlamak, kullanıp azaltmak, de voorraad - erzakı kullanmaya başlamak, II gs, (- -, is -) (dag) ağarmak, doğmak, başlamak, de dag brak aan gün ağardı, (nacht) kararmak, kararmaya başlamak, III h, bij het - van de dag şafakta, gün doğarken -AANBRENGEN f, g, (bracht aan, h, aangebracht) 1 taşımak, getirmek, götürmek, 2 (bij huwelijk) çeyiz getirmek, 3 (geluk) getirmek, (iyi şansa) neden olmak, 4 (bij politie) bildirmek, ihbar etmek, 5 (leden) kaydetmek, tescil ettirmek, 6 (veranderingen) iets - bir şey değiştirmek, değişiklik yapmak, -AANBRENGER d, (-s) (verklikker) muhbir, ihbarcı, jurnalcı, -AANBRENGPREMIE d, (-s) teşvik pirimi, özendirme ödülü, -AANDACHT d, dikkat, ilgi, alaka, de - trekken ilgi çekmek, dikkati çekmek, - besteden aan -(y)a/e ilgi göstermek, geen - schenken aan -(y)a/e ilgi göstermemek, iets met - volgen bir şeyi dikkatle izlemek, met grote - pür dikkat, büyük bir dikkatle, iemands - vragen birinden ilgi rica etmek, birinden dikkat göstermesini istemek, -AANDACHTIG I s, dikkatli, II z, dikkatle, ilgiyle, - luisteren dikkatle dinlemek, ilgiyle dinlemek -AANDEEL h, (...delen) 1 hisse, pay, üleş, 2 (bewijs) hisse senedi, aandelen hebben aan (in) een fabriek fabrikada hissesi olmak, fabrikanın kuruluşunda payı olmak, kuruluşuna katılmak, aandelen hebben aan een erfenis bir mirasta hakkı olmak, - hebben aan een misdaad cinayette payı olmak, - aan toonder hamiline yazılı hisse senedi, - op naam isime yazılı hisse senedi, gewoon - adi hisse senedi, preferent - tercihli hisse senedi, rüçhanlı hisse senedi, -AANDEELHOUDER d, (-s) hissedar, ortak, paydaş, -AANDELENKAPITAAL h, (...kapitalen) hisselere bölünmüş sermaye, hisse senedi sermayesi, -AANDENKEN h, (-s) (voorwerp) hatıra, -AANDIENEN f, g, (diende aan, h, aangediend) iemand - birinin geldiğini bildirmek, haber vermek, -AANDIKKEN f, g, (dikte aan, h, aangedikt) 1 koyulaştırmak, 2 fig/mec abartmak, güzelleştirmek, -AANDOEN f, g, (deed aan, h, aangedaan) 1 giymek, giyinmek, 2 (veroorzaken) neden olmak, meydan vermek, 3 (aantasten) etkilemek, zijn gedrag deed ons onaangenaam aan davranışı bize kötü etki yaptı, davranışından hoşlanmadık, davranışını beğenmedik, 4 een haven - limana uğramak, 5 (licht, lamp) açmak, yakmak, 6 iemand een proces - biri aleyhinde dava açmak, birini mahkemeye vermek, -AANDOENING d, (- en) 1 (lichamelijk) hastalık, yangı, 2 (emotie) duygu, -AANDOENLIJK s, z, etkili, etkileyen, etkileyici, -AANDRAAIEN f, g, (draaide aan, h, aangedraaid) 1 (schroef) çevirerek sıkıştırmak, 2 (licht, motor) çevirip açmak, -AANDRAGEN f, g, (droeg aan, h, aangedragen) 1 taşımak, getirmek, 2 (voorstel) getirmek, ileri sürmek, -AANDRANG d, 1 ısrar, met - verzoeken ısrarla rica etmek, op - van - nin ısrarı üzerine, ısrarı ile, op - van mijn vader doe ik het babamın ısrarı üzerine onu yapıyorum, 2 dürtü, tahrik, teşvik, sevk - hebben (w,c,) sıkışmak, tuvaleti gelmek, -AANDRIJVEN I f, g, (dreef aan, h, aangedreven) 1 (aansporen) harekete geçirmek, teşvik etmek, 2 dehlemek, hızla ilerletmek, de koeien - inekleri sürmek, 3 (machine) işletmek, çalıştırmak, II gs, (- -, is -) sahile atılmak, sürüklenerek yanaşmak, -AANDRIJVER d, (-s) harekete geçiren, teşvik eden kimse/şey, -AANDRIJVING d, (- en) tech/tek işletme sistemi, een auto met voorwiel(achterwiel) - öntekerlerden (arkadan) çekişli araba, -AANDRINGEN I f, gs, (drong aan, h, aangedrongen) (birine) yüklenmek, (birini) zorlamak, diretmek, sıkıştırmak, ısrar etmek, dring niet aan, ik kan dit niet bana yüklenmeyin, bunu yapamam, bij de regering op iets - hükümeti bir şeye sıkıştırmak, bij iemand op betaling - birini ödemeye zorlamak, ödemesini ısrarla istemek, hij drong er bij zijn vrouw op aan, dat zij meeging eşini gelmeye zorladı, II h, op - van mijn vader babamın ısrarı üzerine, -AANDRUKKEN f, g, (drukte aan, h, aangedrukt) iyice bastırmak, sıkıştırmak, (koyup) bastırmak, je moet de kurk stevig - mantarı iyice bastırmalısın, mantarı iyice sıkıştırmalısın, -AANDUIDEN f, g, (duidde aan, h, aangeduid) işaret etmek, göstermek, ifade etmek, ima etmek, -AANDUIDEN d, (- en) im, işaret, -AANDURVEN f, g, (durfde aan, h, aangedurfd) cesaret göstermek, cesaret etmek, kalkışmak, çekinmemek, (sorumluluğa) girişmek, (iets) niet - (bir şeye) cesaret edememek, yapmaya çekinmek, -AANDUWEN f, g, (duwde aan, h, aangeduwd) 1 (vooruit) itmek, een auto - bir arabayı itmek, 2 (vast) daha sıkı bastırmak, het deksel van de kist - sandığın kapağını bastırmak, -AANDWEILEN f, g, (dweilde aan, h, aangedweild) (ıslak bezle) silmek, temizlemek, de vloer - döşemeyi silmek, -AANEEN z, aralıksız, peş peşe, yan yana, -AANEENBINDEN f, g, (bond aaneen, h, aaneengebonden) (birbirine) bağlayarak birleştirmek, -AANEENGESLOTEN s, birleşmiş, birleştirilmiş, aralıksız bütün oluşturan, (birlik halinde) dizilmiş, -AANEENHECHTEN f, g, (hechtte aaneen, h, aaneengehecht) birbirine birleştirmek, teyellemek, birbirine dikmek, -AANEENSCHAKELEN f, g, (schakelde aaneen, h, aaneengeschakeld) birbirine zincirlemek, bağlamak, birleştirmek, -AANEENSCHAKELING d, (- en) dizi, sıra, zincirleme, een - van ongelukken bir dizi kaza, -AANEENSLUITEN f, I g, (sloot aaneen, h, aaneengesloten) 1 birbirine birleştirmek, birleştirip kapamak, 2 zich - bağlaşmak, ittifak etmek, birleşmek, de arbeiders hebben zich tot een vakbond aaneengesloten işçiler sendikalaştılar, II gs, (- -, is -) uymak, yan yana olmak, denk gelmek, -AANFLUITING d, (- en) maskaralık, yüzkarası, kepazelik, -AANGAAN I f, gs, (ging aan, is aangegaan) 1 - op -(y)a/e doğru gitmek, yönüne gitmek, op huis - eve doğru gitmek, 2 bij iemand - geçerken birine uğramak, 3 (mogelijk, behoorlijk zijn) uygun olmak, yakışmak, mümkün olmak, het gaat niet aan dat ... yakışmaz ki... 4 (beginnen) başlamak, 5 (vuur) ateş almak, tutuşmak, II g, 1 (sluiten) yapmak, een contract - sözleşme yapmak, (ondernemen) girişmek, werk - işe girişmek, 2 dat gaat mij niets aan beni ilgilendirmez, dat gaat u niet aan o sizi ilgilendirmez, wat mij aangaat ... benim açımdan ... bana gelince ... bence, bana kalirsa, bana göre, allen die het aangaat bütün ilgililer, -AANGAANDE ilg, ... ile ilgili, hakkında, konusunda, -(y)a/e dair, -AANGAPEN f, g, (gaapte aan, h, aangegaapt) iemand (ağzı açıkça, şaşkınca, aptalca) birine bakmak, -AANGEBONDEN s, kort - zijn kestirmeci olmak, sert olmak -AANGEBOREN s, l doğuştan, yaratılıştan, een - gebrek doğuştan sakatlık, 2 var olmakla (doğuşla) kazanılmış, -AANGEBRAND gauw aangebrand zijn çabuk tepesi atmak, -AANGEDAAN s, etkilenmiş, etki altında kalmış, ik was ervan - ondan etkilendim, -AANGELEERD s, öğrenilmiş, doğuştan olmayan, (yetenek, alışkanlık) sonradan kazanılmış, -AANGELEGEN s, bitişik, hemsınır, hemhudut, sınır sınıra olan, -AANGELEGENHEID d, (...heden) önemli iş, konu, staatsaangelegenheden devlet işleri, -AANGELIJND (köpek) bağlı, boş değil, -AANGENAAM s, z, (...genamer, - st) 1 hoş, sevimli, sempatik, cana yakın, een - mens sempatik bir kişi, 2 (lucht, wind) hoş, ılık, güzel, tatlı, het is - weer hava güzeldir, 3 ünl, -! memnun oldum! -AANGENOMEN I s, (işe) kabul edilmiş, istenerek alınmış, üstlenilmiş, - werk kesime alınmış iş, het is geen - werk kesime alınmış iş değildir, götürü iş değildir, een - kind evlatlık, evlat edinilmiş çocuk, II bağ, - dat ...varsayalım ... farzedelim ki, şayet, diyelim ki, -AANGEPAST s, l uyarlanmış, ayarlanmış, uydurulmuş, 2 (topluma) uymuş, ayak uydurmuş, intibak etmiş, -AANGESCHOTEN s, l vurularak yaralanmış, hafif yaralı, kurşunlanmış, 2 fig/mec çakırkeyf, hafif sarhoş, kafası dumanlı, -AANGESLAGEN s, dengesi bozulmuş, dengesini kaybetmiş, - zijn ruhsal dengesi bozulmak, sarsılmak, -AANGETEKEND s, een - e brief taahhütlü mektup, -AANGETROUWD s, evlilikle akraba olan, -AANGEVEN f, g, (gaf aan, h, aangegeven) 1 (aanreiken) (elden ele) vermek, 2 (bekendmaken) ihbar etmek, iletmek bildirmek, haber vermek, een diefstal - bir hırsızlığı bildirmek, 3 een geboorte - bir doğumu nüfusa bildirmek, (aan de douane) beyan etmek, bildirmek, hebt u iets aan te geven? gümrüğe bildirecek bir şeyiniz var mı? 4 (aanwijzen) göstermek, işaret etmek, 5 muz/müz de toon - ana sesi verm fig/mec yol göstermek, -AANGEWEZEN s, op iets - zijn bir şeyle yetinmek zorunda olmak, başka çare olmamak, seçeneksiz olmak, de - persoon en uygun kimse, -AANGEZICHT h, (- en) görünüş, manzara, görüntü van - tot - yüz yüze, -AANGEZIEN bağ, mademki, çünkü, ... - dığından dolayı, - dığı için zira, değil mi ki, için, ...görerek, - het al negen uur is, moet ik gaan saat dokuz (olduğundan) gitmem gerekir, -AANGIFTE d, (-n) (yazılı) beyan, bildirim belasting- vergi beyanı, fişi, - doen beyan etmek, bildirimde bulunmak, -AANGERENZEND s, -(y)a/e bitişik, sınır sınıra, yanında olan, de - e landen sınırdaş/komşu ülkeler, -AANGRIJNZEN f, g, (grijnsde aan, h, aangegrijnsd) -(y)a/e sırıtmak, sırıtarak bakmak, -AANGRIJPEN f, g, (greep aan, h, aangegrepen) 1 (beetpakken) tutmak kavramak, yakalamak, een strohalm - denize düşüp yılana sarılmak, een kans - şansı yakalamak, şansı kaçırmak 2 (indruk maken) etkilemek, etki yapmak, -AANGRIJPEND s, z, etkileyen, dokunaklı, benliği saran, etkili, tesirli, -AANGROEIEN f, gs, (groeide aan, is aangegroeid) 1 gelişerek büyümek, yükselmek, çoğalmak, de - de bevolking artan nüfus, 2 (nagel, plant) yeniden büyümek, yenilenmek, gelişerek daha büyümek, -AANHAKEN f, g, (haakte aan, h, aangehaakt) (çengel) birleştirmek, bağlamak, tutturmak, de wagons - vagonları takmak, birleştirmek, -AANHALEN f, g, (haalde aan, h, aangehaald) I 1 (naar zich toe trekken) kendine çekmek, (ayakkabı ipini) çekip sıkıştırmak, 2 scheep/den ispasa etmek, (çekerek) yakına getirmek, yakınlaştırmak, 3 (citeren) alıntı yapmak, tekrarlamak, een schrijver - bir yazardan alıntı yapmak, 4 (strelen) okşamak, een kind - bir çocuğu okşamak, okşayıp sevmek, 5 girişmek, üzerine almak, veel werk - birçok işi üzerine almak, II gs, (wind enz,) şiddetlenmek, -AANHALING d, (- en) alıntı, -AANHALINGSTEKEN h, (-s) tırnak işareti, alıntı işareti, tussen - s plaatsen tırnak içine almak, -AANHANG d, taraftarlar, tarafolan grup, (birini) izleyenler, yandaşlar, maiyet, de president met zijn - Cumhurbaşkanı ve maiyeti, -AANHANGEN f, gs, (hing aan, h, aangehangen) 1 iemand - birine tutkun olmak, bağlı olmak, bağlanmak, taraftarı olmak, 2 (vastkleven aan) yapışmak, tutmak, yapışık olmak, -AANHANGER d, (-s) 1 (persoon) taraftar, yandaş, yanlı, een - van Galatasaray Galatasarayli, 2 (aanhangwagen) römork, -AANHANGIG s, 1 muallakta, henüz kararlaştırılmamış, askıda, 2 een voorstel - maken bir teklifi gündeme getirmek, een zaak - maken bir davayı mahkemeye sunmak, de zaak is - iş muallakta, karara bağlanmamıştır, -AANHANGSEL h, (- s, - en) (bir kitapta) ek, ilave, med/tıb het wormvormig - apandis, -AANHANGWAGEN d, (-s) römork, -AANHANKELIJK s, bağlı, vefalı, sadık, (sevgi ile) bağlanma eğiliminde, vefakarca, -AANHANKELIJKHEID d, bağlılık, tutkunluk, sadakat, -AANHARKEN f, g, (harkte aan, h, aangeharkt) tarayarak toplamak, de tuin - bahçeyi tırmıklayıp toplamak, -AANHECHTEN f, g, (hechtte aan, h, aangehecht) (teyelleyip) tutturmak, bağlayarak eklemek, iliştirmek, -AANHEF d, 1 giriş, başlangıç, hitap sözcüğü, 2 muz/müz giriş taksimi, -AANHEFFEN f, g, (hief aan, h, aangeheven) (söylemeye, çalmaya) başlamak, muz/müz çalmaya başlamak, açılış taksimi yapmak, een lied - şarkı söylemeye başlamak, -AANHIKKEN f, gs, (hikte aan, h, aangehikt) - tegen başlamakta zorluk çekmek, - meye/- maya karara varamamak, -AANHOREN f, g, (hoorde aan, h, aangehoord) 1 (aandachtig luisteren) dikkatle dinlemek, ilgiyle dinlemek, het is niet om aan te horen o dinlenilecek gibi değil, ten - van - nin huzurunda, 2 (merkbaar zijn uit iemands taal enz,) konuşmasından/sesinden vb, anlaşılmak, hissedilmek, -AANHOUDEND I f, g, (hield aan, h, aangehouden) 1 tutmak, durdurmak, iemand op straat - om de weg te vragen yolu sormak için birini sokakta durdurmak, birini yolundan alıkoymak, 2 (arresteren) tutuklamak, tutmak, yakalamak, 3 (uitstellen) ertelemek, tehir etmek, karar verememek, 4 jur/huk (in beslag nemen) el koymak, engellemek, alıkoymak, 5 durdurmak, de politie hield alle autos aan polis bütün arabaları durdurdu, 6 (laten branden) söndürmemek, (laten blijven) sürdürmek, devam ettirmek, een abonnement - bir aboneyi devam ettirmek, 7 (niet uittrekken) (elbise) çıkarmamak, üstünde tutmak, (behouden) tutmak, işten çıkarmamak, werkvolk - işçileri işten çıkarmamak, çalıştırmaya devam etmek, vee - sığırları satmamak, II gs, 1 (volhouden) sabır ve sebat etmek, dayanmak, (bir konuda) ısrar etmek, 2 scheep/den op de kust - sahile doğru gitmek, 3 (voortduren) devam etmek, sürmek, -AANHOUDEND s, z, sürekli, aralıksız, mütemadiyen, devamlı, durmadan, durmaksızın, het regent - sürekli yağmur yağıyor, yağmur yağmaya devam ediyor, -AANHOUDER d, (-s) ısrarcı, de - wint sabrın sonu selamettir, sabreden derviş muradına ermiş, -AANHOUDING d, (- en) 1 (arrestatie) tutuklama, 2 (uitstel) erteleme, tehir, -AANJAGEN f, g, (jaagde/joeg aan, h, aangejaagd) 1 iemand schrik - birini korkutmak, 2 (machine enz,) hızlı çalıştırmak, 3 (v, vuur, ateş) gürleştirmek, daha gür yakmak, -AANJAGER d, (-s) kompresör, (v, auto) starter, marş motoru, -AANKAARTEN f, g, (kaartte aan, h, aangekaart) iets - gündeme getirmek, konu açmak, -AANKAP d, 1 ağaç kesme, 2 (plaats) ağaç kesilen yer, 3 (het gekapte hout) kesilmiş ağaç(lar), -AANKIJKEN f, g, (keek aan, h, aangekeken) 1 -(y)a/e bakmak, 2 gelişmeyi beklemek, ik wil de zaak nog eens - bu konuyu biraz daha düşünmek istiyorum, het - niet waard bakmaya değmemek, 3 iemand op iets - birine bir şeyin suçlusu gözüyle bakmak, -AANKLACHT d, (- en) 1 şikayet, suçlama, itham, suç iddiası, 2 jur/huk iddianame, suçlama yazısı, -AANKLAGEN f, g, (klaagde aan, h, aangeklaagd) şikayet etmek, suçlamak, suçlandırmak, itham etmek, iemand wegens diefstal - birini hırslzlıkla suçlamak, iemand bij het gerecht - birini mahkemeye vermek, - welgens ile suçlamak, -AANKLAGER d, (-s) davacı, suçlayan kimse, openbare - savcı, -AANKLAMPEN f, g, (klampte aan, h, aangeklampt) 1 scheep/den (mandal ile başka gemiye) bağlamak, 2 fig/mec iemand - ayak üstü birine bir şey sormak/söylemek, onderweg heb ik een voorbijganger aangeklampt om de weg te vragen giderken yolu sormak için bir yayayı durdurdum, -AANKLEDEN f, g, (kleedde aan, h, aangekleed) 1 (çocuk) giydirmek, zich - giyinmek, 2 döşemek, een kamer - oda döşemek, -AANKLEDING d, giyiniş, -AANKLEVEN f, gs, (kleefde aan, h/is aangekleefd) yapışmak, yapışıp kalmak, -AANKLOPPEN f, g, (klopte aan, h, aangeklopt) kapıyı vurmak/çalmak, fig/mec bij iemand om geld - birine para yardımı için başvurmak, para için birinin kapısını çalmak, -AANKNOPEN f, g, (knoopte aan, h, aangeknoopt) düğümlemek, bağlamak, fig/mec (bir müddet) uzatmak, met iemand een gesprek - biri ile konuşmaya başlamak, onderhandelingen - müzakereye başlamak, -AANKNOPINGSPUNT h, (- en) söz ucu, ilişki aracı, een - voor een gesprek konuşmaya başlama noktası, -AANKOMEN f, gs, (kwam aan, is aangekomen) 1 varmak, ulaşmak, erişmek, in Ankara - Ankaraya varmak, de brief is niet aangekomen mektup elime geçmedi, onze brief is niet aangekomen mektubumuz gitmemiş, mektubumuz varmamış, mektubumuz el(ler)ine geçmemiş, 2 bij iemand - birine kısa süre uğramak, je moet eens - bir uğrayıver, 3 (zwaarder worden) kilo almak, şişmanlamak, hij is twee kilo aangekomen iki kilo şişmanladı, 4 (groeien) büyüyüp gelişmek, 5 (el ile) dokunmak, je moet er niet - ona dokunmamalısın, 6 hard - sarsmak, üzmek, sert gelmek, derin etki yapmak, de klap kwam hard aan tokat ona sert geldi, zijn ontslag is hard aangekomen çıkışı onu sarstı, 7 het komt hier op geld aan burada para önemlidir, burada her şey paraya bağlıdır, burada para konuşur, het komt er niet op aan hiçbir önemi yoktur, sorun değil, met iets - bir şeyle gelmek, bir şeyle ortaya çıkmak, met een voorstel - bir öneri ile gelmek, als het er op aankomt om te betalen... ödemeye gelince... het er maar op laten - işi şansa bırakmak, het laten op het laatste ogenblik bir şeyi son ana bırakrnak, nu komt het er op aan kararlaştırılan an geliyor, tegen de muur - duvara çarpmak, iets zien - bir şeyin olacağını ümit etmek, birşeyin olacağını tahmin etmek, ik zie - dat... tahmin/ümit ediyorum ki... -AANKOMEND s, 1 genç, yetişkin, ergen, (bijna volwassen) delikanlı, 2 gelecek, ilerideki, - e week gelecek hafta, 3 een - arts doktor adayı, -AANKOMST d, 1 geliş, varış, 2 (finish) bitiş, -AANKONDIGEN f, g, (kondigde aan, h, aangekondigd) 1 (schriftelijk) resmen bildirmek, beyan etmek, (mondeling) anons etmek, duyurmak, 2 ilan etmek, takdim etmek, tanıtmak, een boek - kitap tanıtmak, een programma - program bildirmek, anons etmek, 3 işaret etmek, önceden bildirmek, kehanette bulunmak, müjdelemek, de bloemen kondigen de lente aan çiçekler baharı müjdeliyor, -AANKONDIGEN d, (- en) 1 anons, ilan, duyuru, sunu, takdim, 2 tot nadere - ikinci bir emre (habere) kadar, -AANKOOP d, (...kopen) satın alınan şey, mal, grote aankopen doen büyük (pahalı) şeyler satın almak, -AANKOPEN f, g, (kocht aan, h, aangekocht) satın almak, almak, -AANKOPPELEN f, g, (koppelde aan, h, aangekoppeld) birbirine bağlamak, çengelle takmak, spoorwagons - vagonları takmak, -AANKUNNEN f, g, (kon aan, h, aangekund) ...hakkından gelmek, ile başedebilmek, dengi olmak, iemand - biriyle başedebilmek, veel geld - çok paraya ihtiyacı olmak, zij kan die taak niet aan o işin dengi değildir, (v, kleren) niet - dar gelmek, die kleren kunje niet meer aan artık o elbiseleri giyemezsin, ik kan de kleren niet aan elbiseler dar geliyor, -AANKWEKEN f, g, (kweekte aan, h, aangekweekt) 1 ekip büyütmek, dikip yetiştirmek, 2 özenle geliştirmek, artırmak, fig/mec (his, arkadaşlık) beslemek, -AANLASSEN f, g, (laste aan, h, aangelast) kaynatmak, kaynakla birleştirmek, -AANLATEN f, g, (liet aan, h, aangelaten) kızdırıp ve soğutup yumuşatmak, -AANLEG d, 1 (demir yolu, park, yol) yapma, inşa etme, düzenleme, 2 (talent) yetenek, eğilim, meyil, yatkınlık, hebben voor - - (y)a/e eğilimi olmak, 3 (park) park, dinlenme yeri, 4 (v, een geweer) nişan alma, nişan hali, 5 jur/huk Rechtbank van eerste Aanleg Asliye Hukuk/ Ceza Mahkemesi, Bidayet Mahkemesi, in - aanwezig zijn yapılışında/yapısında hazır olmak, içinde/özünde bulunmak, -AANLEGGEN I f, g, (legde aan, h, aangelegd) 1 (spoorweg, park, enz,) yapmak, inşa etmek, (kanaal enz,) yapmak, açmak, een kanaal - kanal kazmak, açmak, een tuin - bahçe hazırlamak, yapmak, 2 een schip - gemiyi rıhtıma bağlamak, 3 verband - sargı koymak, sargılamak 4 een geweer - silahı hedefe doğrultmak, nişan almak, 5 het met iemand proberen aan te leggen biriyle ilişki çıkarmaya çalışmak, 6 het erop - dat ... ... (yapmaya vb,) çalışmak/uğraşmak, II gs, scheep/den 1 rıhtıma yanaşmak, 2 (yolda) mola vermek, durmak, daar leggen wij niet aan orada durmayız, -AANLEGSTEIGER d, (-s) scheep/den iskele, -AANLEIDING d, (- en) vesile, sebep, neden, fırsat, - geven tot -(y)a/e neden olmak, kapı açmak, yer vermek, çanak açmak, naar - van... ...ile ilgili olarak, gereğince, - dan/den dolayı, zonder de minste - herhangi bir neden olmaksızın, sebepsiz, nedensizce, -AANLENGEN f, g, (lengde aan, h, aangelengd) sulandınnak, su katmak, (çay) demsizleştirmek, (v, vloeistoffen) inceltmek, -AANLEREN f, g, (leerde aan, h, aangeleerd) 1 (öğrenerek) edinmek, öğrenmek, 2 (gewoonte enz,) kazanmak, geliştirmek, -AANLEUNEN f, gs, (leunde aan, h, aangeleund) 1 dayanmak, tegen de kast - dolaba yaslanmak, 2 fig/mec zich iets laten - karşı koymamak, direnmemek, rıza göstermek, istemeyerek kabul etmek, -AANLEUNWONING d, (- en) bakımevi destekli ikamet, -AANLIGGEN f, gs, (lag aan, h, aangelegen) 1 yatarcasına yakın olmak, aan tafel - sofraya uzanıp oturmak, 2 yakın olmak, bitişik olmak, Nederland ligt tegen Belgie aan Hollanda Belçikaya bitişiktir, -AANLIGGEND s, (birbirine) bitişik, sınır sınıra, yan yana, -AANLIJMEN f, g, (lijmde aan, h, aangelijmd) tutturmak, yapıştırmak, -AANLIJNEN f, g, (lijnde aan, h, aangelijnd) (köpek) ipe bağlamak, -AANLOKKELIJK s, z, çekici, cazip, uygun, een - voorstel cazip bir teklif, uygun teklif, -AANLOKKELIJKHEID d, çekicilik, caziplik, cazibe, -AANLOKKEN f, g, (lokte aan, h, aangelokt) cezbetmek, kendine çekmek, dadandırmak, -AANLOOP d, (...lopen) 1 hamle, hamle koşusu, 2 (bezoek) konuk, ziyaretçi, gelen giden, veel - hebben çok ziyaretçisi olmak, ik had gisteren veel - dün çok gelen gidenim vardı, 3 (inleiding) önsöz, giriş, met een - tot de zaak komen bir önsözle konuya girmek, -AANLOOPHAVEN d, (-s) uğrak limanı, -AANLOPEN f, gs, (liep aan, is aangelopen) 1 - op -(y)a/e doğru yürümek, gitmek, 2 kısa ziyaret etmek, geçerken uğramak, bij iemand - birine uğrayıvermek, 3 (aanraken) çarpmak, 4 (v, een werktuig) sürtünmek, 5 hij liep rood (blauw) aan o kızardı, morardı, 6 (duren) sürmek, devam etmek, het zal wel even - biraz daha sürecek, 7 (motor) işlemek, çalışmaya başlarnak, - tegen a) tesadüfen karşılaşmak, b) çarpmak, -AANMAAK d, imalat, imal, yapım, -AANMAAKHOUT h, çıra, -AANMAKEN f, g, (maakte aan, h, aangemaakt) 1 hazırlamak, yapmak, beton - beton hazırlamak, sla - salata hazırlamak, 2 de kachel - sobayı yakmak, 3 (verf enz,) su koymak, su katmak, sulandırmak, -AANMANEN f, g, (maande aan, h, aangemaand) (ısrarla) öğütlemek, ihtar etmek, tembih etmek, zorlamak, ikaz etmek, uyarmak, iemand tot betaling - birini ödemeye zorlamak, -AANMANING d, (- en) 1 uyarı, ihtar, 2 uyarı mektubu, hij heeft van de belastingen weer een - ontvangen vergi dairesinden yine ödeme ihtarı aldı, -AANMATIGEN f, (matigde zich aan, h, zich aangematigd) zich - 1 haksız olarak talep etmek, iddia etmek, 2 (onbevoegd iets doen) yetkisi dışına çıkmak, haddini aşmak, zich een oordeel - over iets haddini aşarak bir şey hakkında hüküm yürütmek, -AANMATIGEN s, kurumlu, kibirli, kendini begenmiş, küstahça, -AANMELDEN f, g, (meldde aan, h, aangemeld) 1 (aandienen) bildirmek, haber vermek, 2 zich - başvurmak, müracaat etmek, kayıt olmak, zich als nieuw lid - üyeliğini talep etmek, zich als de schilder - kendini ressam olarak tanıtmak, -AANMELDEN d, (- en) 1 beyan, bildiri, 2 (voor betrekking) başvuru, (voor cursus) yazılma, -AANMENGEN f, g, (mengde aan, h, aangemengd) (karıştırarak) hazırlamak, karmak, karıştırmak, karışım yapmak, -AANMEREN f, g, (meerde aan, h, aangemeerd) scheep/den gemiyi önden ve arkadan bağlamak, -AANMERKELIJK s, z, epey, oldukça, hayli, önemli, epeyce, büyük ölçüde, - e voordelen önemli yararlar, -AANMERKEN f, g, (merkte aan, h, aangemerkt) 1 - als... ... olarak göz önüne almak, ...olarak görmek, bilmek, dikkate almak, telakki etmek, 2 (afkeuren) onamamak, kusur bulmak, olumsuz görüş bildirmek, tasvip etmemek, ik heb er niets op aan te merken karşı çıkacak bir şeyim yok, -AANMERKING d, (- en) 1 göz önüne alma, dikkate alma, zijn leeftijd in - genomen yaşı göz önüne alındıgında, niet in - komen göz önüne alınmamak, nazarı itibare alınmamak, hij komt niet voor de betrekking in - o iş için uygun görülmüyor, iets in - nemen bir şeyi göz önüne almak, bir şeyi hesaba katmak, 2 eleştiri, kritik, tenkit, kusur, geen - en! olumsuz gözlem/olumsuz yorum yok! een - krijgen kınanma almak, - maken op kusur bulmak, -AANMETEN f, g, (mat aan, h, aangemeten) (elbise) ölçüsünü almak, ölçmek, zich een pak (laten) - kendine elbise yaptırtmak, elbise biçtirmek, zich een huis (laten) - kendine bir ev satın almak, -AANMODDEREN f, gs, (modderde aan, h, aangemodderd) plansız programsız çalışmak, dağınık çalışmak, -AANMOEDIGEN f, g, (moedigde aan, h, aangemoedigd) teşvik etmek, cesaret vermek, yüreklendirmek, coşturmak, iemand tot iets - birini bir şeye yüreklendirmek, -AANMOEDIGING d, (- en) teşvik, -AANMOEDIGINGSPRIJS d, (...prijzen) teşvik ödülü, -AANMONSTEREN I f, g, (monsterde aan, h, aangemonsterd) scheep/den tayfa almak, II gs, tayfa olmak/yazılmak, hij heeft bij een schip aangemonsterd gemide tayfa oldu, -AANNAAIEN f,g, (naaide aan, h aangenaaid) dikip tutturmak, iemand een oor - birini aldatmak, kandırmak, -AANNEMELIJK s, z, 1 kabul görür, makul, uygun, op - e voorwaarden kabul edilebilir şartlar altında, 2 (geloofwaardig) inanılır, een - verhaal inanılır bir hikaye, fig/mec inandırıcı, güvenilir, -AANNEMEN f, g, (nam aan, h, aangenomen) 1 kabul etmek, almak, een boodschap - bir mesaj almak, de telefoon - telefonu almak, telefona bakmak, 2 kabul etmek, iemand als - lid birini üyeliğe kabul etmek, een vorstel - bir öneriyi kabul etmek, 3 (geloven) inanmak, 4 (goedkeuren) onamak, onaylamak, kabul etmek, als( tot) kind - evlat edinmek, 6 (veronderstellen) farz etmek, varsaymak, aangenomen, dat hij niet komt gelmeyeceğini farz edelim, 7 üzerine almak, kesime almak, üstlenmek, götürü almak, het is geen aangenomen werk kesime alınmış iş değildir, 8 (in dienst nemen) işe almak, ben je aangenomen voor dat werk? o işe alınmış mıydın? alındın mı? -AANNEMER d, (-s) 1 müteahhit, götürücü, 2 (acceptant) kabul eden kimse, muhatap, -AANNEMERSFIRMA d, (-s) müteahhit şirket, müteahhitlik firması, -AANNEMING d, (- en) (iş) üstlenme, kesime alma, -AANPAK d, yöntem, yol, ele alış biçimi, yaklaşım, çalışma şekli, -AANPAKKEN f, g, (pakte aan, h, aangepakt) 1 (vastpakken) yakalamak, tutmak, kavramak, ze is geen katje om zonder handschoenen aan te pakken şirret biridir, pak eens aan! yakala! tut! al! 2 (beginnen) ele almak, halletmek, hij weet van - o çalışkandır, 3 (üzerinde) derin etki yapmak, die woorden pakken hem aan o sözler onu çok etkiliyor, 4 (schaden) zarar vermek, sarsmak, dokunmak, die ziekte heeft hem erg aangepakt hastalık onu sarstı, 5 (behandelen) muamele etmek, davranmak, iemand ruw - birine kötü davranmak, van - weten işe sarılmasını bilmek, işe iyi sarılmak, -AANPAPPEN f, gs, (papte aan, h, aangepapt) met iemand - biriyle ilişki çıkarmaya çalışmak, -AANPASSEN f, g, (paste aan, h, aangepast) 1 (kleding) giyip denemek, denemek için giymek, 2 (passend maken) uydurmak, uyarlamak, 3 zich - aan -(y)a/e uymak, uyum sağlamak, zich aan de omstandigheden - kendini ortama uydurmak, şartlara uymak, -AANPASSING d, (- en) uyum, uyma, uyum sağlama, -AANPASSINGSVERMOGEN h, uyum yeteneği, uyma yeteneği, -AANPLAKBILJET h, (- ten) afiş, poster, duvar ilanı, -AANPLAKBORD h, (- en) ilan tahtası, pano, -AANPLAKKEN f, g, (plakte aan, h, aangeplakt) yapıştırıp asmak, yapıştırmak, verboden aan te plakken bir şey yapıştırmak yasaktır, -AANPLAKZUIL d, (- en) afiş direği, afiş sütunu, -AANPLANT d, 1 (çiçek) dikme, 2 (het aangeplante) dikilmiş bitki, 3 (grond) ekili toprak, dikili toprak, -AANPLANTEN f, g, (plantte aan, h, aangeplant) (yeni filiz, bitki) dikmek dikip büyütmek, -AANPOTEN I f, gs, (pootte aan, h, aangepoot) 1 (aanstappen) çabuk yürümek, daha hızlı yürümeye başlamak, ivmek, 2 fig/mec iyi çalışmak, ilerlemek, II g, (aanplanten) dikmek, -AANPRATEN f, g, (praatte aan, h, aangepraat) 1 iemand iets - birine bir şeyi yamamak, 2 (doen geloven) kandırmak, inandırmak, -AANPRIJZEN f, g, (prees aan, h, aangeprezen) tavsiye etmek, (satmak için) methetmek, reklamını yapmak, övmek, özendirmek, goede waar prijst zichzelf aan iyi mal kendini gösterir, iyi mal reklam istemez, -AANPRIKKEN f, g, (prikte aan, h, aangeprikt) batırıp delmek, delip asmak, -AANRADEN I f, g, (raadde aan, h, aangeraden) salık vermek, tavsiye etmek, öğütlemek, II h, op - van tavsiyesi üzerine, -AANRAKEN f, g, (raakte aan, h, aangeraakt) 1 dokunmak, değmek, fig/mec de fles niet meer - şişeye dokunmamak, artık içki içmemek, 2 fig/mec (aanstippen) geçerken değinmek, -AANRAKING d, (- en) ilişki, temas, iemand met een ander in - brengen birini bir başkası ile buluşturmak, ilişkiye geçirmek, tanıştırmak, in - zijn met ile ilişkide bulunmak, in - brengen ilişkiye geçirmek, temasa geçirmek, met de politie in - komen polisle başı derde girmek, karakolluk olmak, -AANRAKINGSPUNT h, (- en) 1 temas, kontak noktası, 2 fig/mec ilişki, -AANRANDEN f, g, (randde aan, h, aangerand) sarkıntılık etmek, tecavüze kalkışmak, tecavüz etmek, een meisje - bir kıza sarkıntılık etmek, -AANRANDER d, (-s) saldırgan, tecavüz eden kimse, -AANRANDING d, (- en) saldırı, tecavüz, sarkıntılık, -AANRECHT h, d, (- en) mutfak tezgahı, -AANREIKEN f, g, (reikte aan, h, aangereikt) 1 elle vermek, uzatmak, reik mij dat boek even aan şu kitabı bana ver, uzatıver 2 (terloops afgeven) teslim etmek, geçerken vermek, iets bij iemand - bir şeyi birine geçerken vermek, -AANREKENEN f, g, (rekende aan, h, aangerekend) 1 fig/mec sorumlu tutmak, suçlamak, sorumlu görmek, deftere yazmak, 2 zich iets als eer - bir şeyi kendine şeref saymak, -AANRICHTEN f, g, (richtte aan, h, aangericht) müm/mog meydan vermek, neden olmak, işlemek, schade - hasar vermek, zarar vermek, -AANRIJDEN I f, g, (reed aan, h, aangereden) 1 (tegen iets sloten) çarpmak, wij zijn aangereden biri bize arabasıyle çarptı, 2 sürerek getirmek, taşımak, mest - gübreyi araba ile getirmek, II gs, (- -, is -) - komen (araba) sürerek gelmek, sürerek yaklaşmak, yanaşmak, op iemand - birine doğru sürmek, -AANRIJDING d, (- en) çarpışma, kaza, -AANRIJGEN f, g, (reeg aan, h, aangeregen) 1 (parels enz,) dizmek, ipe geçirmek, sıralamak, 2 eğreti dikmek, teyelleyip dikmek, 3 schoenen - ayakkabıların ipini daha sıkıştırmak, -AANROEPEN f, g, (riep aan, h, aangeroepen) God - Allahtan yardım dilemek, -AANROEREN f, g, (roerde aan, h, aangeroerd) 1 (aanraken) bilerek dokunmak, el sürmek, Ellemek, 2 (roerende aanmengen) çalkalayıp karıştırmak, 3 fig/mec (geçerken) değinmek, kısaca temas etmek, door tijdgebrek konden zij dat onderwerp slechts even - zaman azlığından dolayı konuya sadece kısaca değinebildiler, -AANRUKKEN I f, g, (rukte aan, h, aangerukt) 1 (naar zich toe trekken) çekerek yaklaştırmak, yanaştırmak, 2 çekerek yerine koymak, 3 nog een fles laten - bir şişe daha getirmek, ısmarlamak, II gs (- -, is -) mil/ask çabuk yaklaşmak, -AANSCHAF d, satın alma, -AANSCHAFFEN f, g, (schafte aan, h, aangeschaft) satın almak, tedarik etmek, (zich) een auto - (kendine) bir araba satın almak, -AANSCHERPEN f, g, (scherpte aan, h, aangescherpt) 1 yontarak sivriltmek, 2 fig/mec een rekord - rekor kırmak, -AANSCHIETEN f, g, (schoot aan, h, aangeschoten) 1 (ateş edip) hafif yaralamak, 2 aceleyle giymek, een broek pantolonu - aceleyle giymek, 3 (geweer proberen) atıp denemek, 4 iemand - (yolda) birine bir şey sormak, fig/mec hij is aangeschoten o biraz çakırkeyiftir, -AANSCHIJN h, 1 görünüş, yüz, çehre, 2 in het - van de dood... ölüm göründüğünde... ölümün eşiğinde, -AANSCHIKKEN f, gs, (schikte aan, is aangeschikt) 1 yan yana sıkışık oturmak, 2 (aan tafel zitten) sofraya oturmak, de gasten schikten aan konuklar sofraya oturdular, -AANSCHOUWELIJK s, z, görülür, somut, - maken aydınlatmak, - onderwijs görsel eğitim, -AANSCHOUWEN I f, g, (aanschouwde, h, aanschouwd) görmek, tanık olmak, seyretmek, gözle algılamak, gözlemek, het levenslicht - hayat ışığını görmek, doğmak, II h, ten - van... ...huzurunda, gözleri önünde, -AANSCHOUWINGSVERMOGEN h, (gözleme) algılama yeteneği, algı kapasitesi, -AANSCHRAPPEN f, g (schrapte aan, h, aangeschrapt) işaretlemek, (kitabı) çizmek, çizerek işaretlemek, -AANSCHRIJVEN f, g, (schreef aan, h, aangeschreven) 1 (ambtelijk) yazılı bildirmek, tebliğ etmek, talimat vermek, 2 (in rekening brengen) üzerine yazmak, hesabına kaydetmek, fig/mec deftere yazmak, akılda tutmak, fig/mec bij iemand goed (slecht) aangeschreven staan birinin nazarında iyi (kötü) konumu olmak, -AANSCHRIJVING d, (- en) resmi tebliğ, talimat, yazılı emir, -AANSCHROEVEN f, g, (schroefde aan, h, aangeschroefd) vidalamak, vida ile sıkıştırmak, birleştirmek, vidalayıp iyice kapamak, vidalayıp bağlamak, tutturmak, -AANSCHUIVEN f, I g, (schoof aan, h, aangeschoven) iterek yaklaştırmak, een tafel - masayı iterek yaklaştırmak, II gs, aan tafel - (sandalye alıp) masaya oturmak, -AANSJORREN f, g, (sjorde aan, h, aangesjord) (urgan, ip çekerek) bağlamak, sıkıştırmak, de chauffeur sjorde de lading nog wat aan şoför yükü iyice bağladı, ipleri çekerek sıkıştırdı, -AANSLAAN I f, g, (sloeg aan, h, aangeslagen) 1 (treffen) vurmak, een toets - tuşa vurmak, 2 (vastspijkeren) çivilemek, mıhlamak, een huis - bir evi kiraya çıkarmak, satışa çıkarmak, 3 (taxeren) değer belirlemek/biçmek, iets te hoog - bir şeye fazla değer koymak/biçmek, 4 (in beslag nemen) el koymak, (polis) alıkoymak, 5 iemand - birini cezbetmek, II gs, (- -, is -) 1 (vastwortelen) kökleşmek, köklenmek, kök salmak, 2 (v, motor) çalışmak, işlemek, 3 (klok) çalmak, ses vermek, 4 mil/ask selam vermek, 5 (v, rook, beslagen raken) kaplamak, islenmek, buğulanmak, 6 etkilenmek, hij was door het bericht aangeslagen o haberden etkilenmişti, 7 (hond) havlamaya başlamak, 8 (bevallen) beğenilmek, -AANSLAG d, (- en) 1 muz/müz vuruş, (v, typist) tuş (vuruşu, 2 saldırı, suikast, bom- bombalı saldırı, 3 in de - brengen (silah) atışa hazır hale gerirmek, 4 (motor enz,) işleme, çalışma, işleyiş, 5 (v, rook, enz,) is, tortu, 6 (bedrag) vergi tutan, 7 (te betalen belastingsom) vergi borcu, ödenecek vergi, vergi tutarı, -AANSLAGBILJET h, (- ten) vergi tahakkuk formu, vergi ödeme belgesi, -AANSLEPEN I f, g, (sleepte aan, h, aangesleept) 1 (erbij halen) sürükleyerek getirmek, sürükleyerek yaklaştırmak, 2 het bier is niet aan te slepen bira taşımakla yetişmiyor, II gs, (blijven slepen) sürüncemede kalmak, de zaak sleepte maar aan zonder dat er een beslissing viel iş sürüncemede kaldı, -AANSLIBBEN f, gs, (slibde aan, is aangeslibd) alüvyonlanmak, -AANSLIBBING d, (- en) çamurlu toprak, alüvyon, -AANSLUITEN I f, g, (sloot aan, h, aangesloten) 1 bağlamak, telefoon - telefon bağlamak/takmak, hij is aangesloten telefonda, telefonu bağlandı, 2 sıraya koymak, sıra oluşturmak, sıra yapmak, 3 zich - bij (aan) (bir partiye, gruba) katılmak, yanaşmak, bağlanmak, sıra oluşturmak, de schoolkinderen sloten zich tot een lange rij aan okul çocukları uzun bir sıra oluşturdular, fig/mec zich bij de spreker - konuşmacı ile aynı görüşte olmak, II gs, (-, is -) 1 (v, wegen enz,) birleşmek, 2 (passen aan) oturmak, (vücudu) sarmak, -(y)a/e uymak, de treinen sluiten niet aan trenlerin saatleri birbirine uymuyor, 3 - bij uymak, denk düşmek, -AANSLUITING d, (- en) 1 birleşme, katılım (telefoon, trein-) bağlantı, irtibat, ik krijg geen - bağlantı kuramıyorum, 2 (contact) kontakt, ilişki, temas, in - aan (bij, op) ...ile ilgili (ilişik) olarak, fig/mec ik heb de - gemist treni kaçırdım, -AANSMEREN f, g, (smeerde aan, h, aangesmeerd) (üzerine) sürmek, sıvamak, sıvayarak birleştirmek, (delik) kapatmak, een muur - bir duvarı sıvamak, deliklerini kapatmak, fig/mec iemand iets - birine bir şeyi yamamak, kazıklamak, okutmak, -AANSNIJDEN f, g, (sneed aan, h, aangesneden) 1 kesmeye başlamak, ilk parçayı kesmek, ilk kesişi yapmak, een taart - pastanın ilk parçasını kesmek, 2 fig/mec een onderwerp - bir konu açmak, üzerinde konuşmaya başlamak, -AANSPANNEN I f, g, (spande aan, h, aangespannen) 1 boyunduruğa koşmak, 2 jur/huk een proces tegen iemand - birine karşı dava açmak, II gs, (sterker spannen) iyice germek, -AANSPELEN f, g, (speelde aan, h, aangespeeld) sp, iemand (de bal) - birine (topu) atmak, topu tekmelemek, pas vermek, -AANSPOELEN I f, g, (spoelde aan, h, aangespoeld) kıyıya atmak, yığmak, II gs, (- -, is -) kıyıya vurmak, -AANSPOREN f, g, (spoorde aan, h, aangespoord) teşvik etmek, sevk etmek, coşturmak, dürtmek, -AANSPORING d, (- en) 1 teşvik, op - van - nin teşviki üzerine, 2 dürtücü şey, teşvik edici şey, -AANSPRAAK d, (...spraken) 1 (biri ile) konuşma imkanı, we hebben hier weinig - burada az konuşma imkanımız var, az ziyaretçi var, konuşabildiğimiz çok az insan var, 2 talep, istem, istek, hak, talep etme hakkı, - hebben op iets bir şeye hakkı olmak, - maken op iets bir şeyde hak talep etmek, -AANSPRAKELIJK s, (zarardan) sorumlu, mesul, zich voor iets - stellen bir şeyin sorumluluğunu üzerine almak, kendini sorumlu tutmak, sorumluluğu kabul etmek, jij bent er - voor bunun sorumlusu sensin, -AANSPRAKELIJKHEID d, (...heden) 1 sorum, sorumluluk, mesuliyet, jur/huk kovuşturulabilme, 2 sorumlu olunan iş, wettelijke - yasal sorumluluk, de - opeisen voor een aanslag bir suikastın sorumluluğunu üzerine almak, -AANSPREKEN f, g, (sprak aan, h, aangesproken) 1 (beginnen te gebruiken) kullanmaya başlamak, voor die auto moet ik mijn spaargeld - o araba için biriktirdiğim parayı kullanmalıyım, 2 (toespreken) seslenmek, hitap etmek, iemand met u - birine siz diye hitap etmek, een meisje - bir kıza laf atmak, 3 iemand om een schuld - birini borcu ödemeye zorlamak, 4 iemand in rechte - birini mahkemeye vermek, birinden bir talepte bulunmak, 5 iemand over iets - bir şey üzerine biri ile konuşmak, 6 (bevallen) hoşa gitmek, hoş gelmek, deze muziek spreekt mij aan bu müzik hoşuma gidiyor, -AANSTAAN f, gs, (stond aan, h, aangestaan) 1 hoşnut etmek, hoşa gitmek, hoşa gelmek, het antwoord staat mij niet aan cevap beni tatmin etmiyor, cevaptan hoşlanmıyorum, het zal hem niet - o beğenmeyecek, 2 (op een kier staan) açık kalmak, açık olmak, aralık olmak, (motor) çalışıyor olmak, -AANSTAANDE s, I gelecek, ilk gelen, ilerideki, - maandag gelecek pazartesi, önümüzdeki pazartesi, de - verkiezingen gelecek seçimler, 2 müstakbel, - moeder hamile, müstakbel anne, II d, (-n) nişanlı, sevgili, müstakbel eş, -AANSTALTEN d, mv/çoğ hazırlık, - maken yolculuk hazırlıkları yapmak, hazırlık yapmak, hij maakte - om weg te gaan o gitmeye hazırlandı, -AANSTAMPEN f, g, (stampte aan, h, aangestampt) (ayakla) vurarak sıkıştırmak, bastırarak sıkıştırmak, de aarde - toprağı sıkıştırmak, -AANSTAMPEN f, gs, (stapte aan, h/is aangestapt) 1 biraz hızlı gitmek, adımları sıklaştırmak, adımlarını açmak, 2 (-, is -) op iets (op iemand) - bir şeye (birine) doğru gitmek, ilerlemek, adımlamak, -AANSTAREN f, g, (staarde aan, h, aangestaard) dik dik bakmak, iemand - birine dik dik bakmak, -AANSTEKELIJK s, z, bulaşıcı, bulaşkan, bulaşır, başkalarına kolay geçen, bulaşıcı bir şeklide, -AANSTEKEN I f, g, (stak aan, h, aangestoken) 1 (doen branden) yakmak, ateşlemek, (lamba) yakmak, een kaars - mum yakrnak, een sigaret - sigara yakmak, 2 (besmetten) bulaştırmak, başkalarına geçirmek, 3 (vastmaken) tutturmak, delip tutmak, II gs, (-, is -) (v, vruchten) çürümeye başlamak, -AANSTEKER d, (-s) çakmak, -AANSTELLEN f, g, (stelde aan, h, aangesteld) 1 atamak, işe koymak, tayin etmek, - (als) tot olarak atamak, görevlendirmek, 2 zich - naz yapmak, poz yapmak, zich belachelijk - gülünç davranmak, çalım satmak, çalımlanmak, -AANSTELLER d, (-s) (erkek) nazlı, -AANSTELLERIG s, nazlı, cilveli, -AANSTELLERIJ d, (- en) naz, cilve, -AANSTELLING d, (- en) 1 atama, tayin, 2 (akte) atama belgesi, görev belgesi, -AANSTERKEN f, gs, (sterkte aan, is aangesterkt) toparlanmak, gittikçe kuvvetlenmek, kuvvetini tekrar kazanmak, güçlenmek, de zieke is weer wat aangesterkt hasta yeniden birazcık iyileşti, -AANSTICHTEN f, g, (stichtte aan, h, aangesticht) meydan vermek, neden olmak, sebep olmak, işlemek, yapmak, -AANSTICHTER d, (-s) kışkırtıcı, parmakçı, provakatör, önayak, meydan veren kimse, -AANSTICHTING d, (- en) op - van - nin teşviki üzerine, insiyatifinden ötürü, -AANSTIPPEN f, g, (stipte aan, h, aangestipt) 1 (merken) işaretlemek, 2 fig/mec (terloops vermelden) değinmek, geçerken değinmek, 3 med/tıb (parmakla, aletle) dokunmak, tekrar tekrar yoklamak, -AANSTONDS z, derhal, hemen hemencik, şimdi, kısa süre içinde, bira sonra, -AANSTOOT d, fig/mec dargınlık, kırgınlık, - geven incitmek, gücendirmek, darıltmak, - nemen aan... -(y)a/e incinmek, gücenmek, darılmak, volkst/hd - dan/den gocunmak -AANSTOOTGEVEND s, gücendirici, çirkin, yakışmaz -AANSTOTEN I f, g, (stootte aan/stiet aan, h, aangestoten) (persoon) itmek, dürtmek, (deur enz,) iterek örtmek, II gs, tegen - (y)a/e çarpmak, (toosten) kadeh tokuşturmak, zullen we nog eens -? bir tek daha atalım mı? -AANSTREPEN f, g, (streepte aan, h, aangestreept) çizmek, işaretlemek, een plaats in een boek - kitapta bir yer çizmek/ işaretlemek, -AANSTRIJKEN f, g, (streek aan, h, aangestreken) 1 (doen branden) (sürtüp) yakmak, een lucifer - kibrit yakmak, 2 (muur) süre süre boyamak, badanalamak, kaplamak, 3 muz/müz (tele) sürtmek, sürterek ses verdirmek, -AANSTUREN f, gs, (stuurde aan, h, aangestuurd) 1 met het schip op de wal - rıhtıma yaklaşmak, 2 het op een ruzie - kavgaya yönelmek, op bezuinigingen - tutumluluğa yönelme, -AANTAL h, (- len) 1 birkaç, birkaç tane, bir kaç adet, een - mensen birkaç insan, een - boeken birkaç kitap, birkaç tane kitap, 2 miktar, sayı, het - leerlingen bedraagt 600 öğrencilerin sayısı 600dür, -AANTASTEN f, g, (tastte aan, h, aangetast) 1 (aanvreten) zarar vermek, etkilemek, dokunmak, zout tast ijzer aan tuz demiri etkiler, 2 zijn kapitaal - parasını kullanmak, -AANTEKENBLOKJE h, (-s) not defteri, -AANTEKENEN f, g, (tekende aan, h, aangetekend) 1 (met een teken merken) işaretlemek, (opschrijven) not etmek, kaydetmek, 2 taahhütlü göndermek, een brief laten - mektubu taahhütlü göndermek, 3 (nüfus dairesinde) nişan yapmak, nişanlanmak, zij tekenen morgen aan yarın nişanlanıyorlar, 4 jur/huk hoger beroep - temyiz etmek, davayı üst mahkemeye devrettirmek, istinaf mahkemesine başvurmak, -AANTEKENING d, (- en) 1 (notitie) not, yazı, - en maken not tutmak, 2 tescil, kayıt, 3 (afkeuring) eleştiri, olumsuz mütalaa, -AANTIJGEN d, (- en) (kanıtsız) suçlama, töhmet, suç atma, iftira, -AANTIKKEN I f, g, (tikte aan, h, aangetikt) 1 dokunmak, ellemek, değmek, 2 bij iemand - birinin kapısını vurmak, çalmak, yoklamak, II gs, 1 (oplopen) yükselmek, artmak, kazançlı olmak, 10% rente op de bank tikt lekker aan bankada %10 faiz (hesabı) güzel artıyor, 2 mil/ask şapka selamı vermek, de soldaat tikte aan asker selamladı, 3 (elle) dokunmak, değmek, de zwemmer tikte aan yüzücü kıyıya eli ile dokundu, -AANTOCHT d, (- en) yaklaşma, yolda olma, ilerleme, in - zijn yaklaşıyor olmak, yakında bekleniyor olmak, -AANTONEN f, g, (toonde aan, h, aangetoond) 1 (doen zien) göstermek, işaret etmek, 2 (bewijzen) ibraz etmek, 3 (aanduiden) ispatlamak, tanıtlamak, ispat etmek, -AANTOONBAAR s, z, gösterilebilir, ispatlanır, ispatı mümkün, -AANTRAPPEN I f, gs, (trapte aan, h, aangetrapt) (bisiklet) daha hızlı sürmek, II g, 1 (motor) ayakla çalıştırmak, 2 (vasttrappen) sıkıştırmak, bastırarak sağlamlaştırmak, -AANTREDEN I f, gs, (trad aan, is aangetreden) 1 yürüyerek gelmek, yaklaşmak, 2 mil/ask (safta) toplanmak, dizilmek, sıraya girmek, II g, (- -, h, -) ayakla (daha) sıkıştırmak, bastırarak sıkıştırmak, -AANTREFFEN f, g, (trof aan, h, aangetroffen) 1 (birine) rastlamak, karşılaşmak, iemand ergens - birine bir yerde rastlamak, 2 (vinden) bulmak, dat zul je er niet snel - onu orada bulamazsın, -AANTREKKELIJK s, çekici, cazip, alımlı, -AANTREKKELIJKHEID d, çekicilik, cazibe, -AANTREKKEN I f, g, (trok aan, h, aangetrokken) 1 (tot zich trekken) çekmek, 2 (iemand aanlokken) çekmek, cezbetmek, leden - üye çekmek, zich aangetrokken voelen tot - nin cazibesine kapılmak, 3 (aandoen) giymek, giyinmek, zich - alınmak, üstüne almak, 4 (çekerek) sıkıştırmak, kapatmak, een knoop - bir düğümü sıkıştırmak, 5 fig/mec de stoute schoenen - istenilmeyen bir şeyi yapmaya hazırlanmak, yapmaya karar vermek, zich iets - bir şeyi ağıra almak, ciddiye almak, bir şeyden dolayı kederlenmek, II gs, (- -, is -) (v,prijzen, koersen) düzelmek, iyiye gitmek, artmak, yükselmek, çıkmak, de economie trekt aan ekonomi düzeliyor, de prijzen trokken aan fiyatlar yükseldi, -AANTREKKINGSKRACHT d, çekim gücü, magnetische - manyetik çekim gücü, -AANVAARDBAAR s, (- der, - st) kabul edilebilir, makul, uygun, een - voorstel kabul edilebilir bir öneri, -AANVAARDEN f, g, (aanvaardde, h, aanvaard) 1 (accepteren) kabul etmek, dat argument kan ik niet - bu gerekçeyi kabul edemem, 2 (op zich nemen) üstlenmek, üzerine almak, verantwoordelijkheid - sorumluluk üstlenmek, 3 (in bezit nemen) mülkiyetine almak, 4 (ondernemen) girişmek, başlamak, een reis - seyahata çıkmak, gitmek, -AANVAARDING d, (- en) (iş) kabul, kabul edip başlama, üstlenme, - van een ambt bir görevi kabul edip başlama, -AANVAL d, (- len) 1 saldırı, hücum, saldırma, 2 med/tıb hastalık nöbeti, kriz, 3 sp, atak de - is de beste verdediging baskın basanındır, -AANVALLEN I f, g, (viel aan, h, aangevallen) saldırmak, hücum etmek, taarruz etmek, fig/mec (sözlü, yazılı) saldırmak, iemand - birine saldırmak, II gs, (- -, is -) op het eten - yemeğe saldırmak, -AANVALLEND s, z, saldırgan, saldıran, - verbond saldırı bağlaşımı, saldırı ittifakı, - te werk gaan saldırırcasına çalışmak, -AANVALLER d, (-s) 1 saldırgan, saldıran kimse, 2 sp, atakçı, -AANVALSOORLOG d, (- en) saldırı savaşı, -AANVANG d, başlangıç, başlama, een - nemen başlangıç yapmak, başlamak, van de - af başlangıçtan itibaren, in de - başlangıçta, -AANVANGEN I f, gs, (ving aan, is aangevangen) (beginnen) başlamak, girişmek, II g, (-, h, -) (doen) yapmak, baş etmek, başa çıkmak, ik weet niet wat ik met zon man moet - böyle bir adamla nasıl başedeceğimi bilemiyorum, -AANVANGSSALARIS h, (- sen) ilk maaş, -AANVANKELIJK I s, ilk, başlangıç, temel, II z, başlangıçta, - won hij başlangıçta o kazandı, -AANVAREN I f, gs, (voer aan, is aangevaren) zee/den, ilerlemek, yaklaşmak, gelmek, - op iets (yönüne) ilerlemek, II g, (- -, h, -) 1 (per schip aanbrengen) getirmek, 2 een ander schip - başka bir gemiye çarpmak, -AANVARING d, (- en) scheep/den çarpışma, çarpma, -AANVECHTBAAR s, tartışılır, tartışma götürür, itiraz edilebilir, eleştiriye gebe, -AANVECHTEN f, g, (vocht aan, h, aangevochten) (bestrijden) itiraz etmek, karşı gelmek/koymak, protesto etmek/çekmek, -AANVECHTING d, (- en) 1 bastırma, çökme, een - van slaap uyku çökmesi, 2 (lust) istek, arzu, şeytana uyma, -AANVERWANT I s, akraba, evlilikle akraba olan, 2 (dil) akraba, aynı dala ait, II d, (- en) (erkek) dünür, -AANVLIEGEN f, I g, (vloog aan, h/is aangevlogen) 1 iemand - fırlamak, üzerine atlamak, saldırmak, 2 (- -, h, -) uçakla getirmek, II gs, (- - is -) uçurarak yaklaşmak, gelmek, uçarak varmak, -AANVLIJEN f, (vlijde aan, h, aangevlijd) zich - tegen iemand birine sevimlice sokulmak, -AANVOEGEN f, g, (voegde aan, h, aangevoegd) eklemek, katmak, (aanhechten) bağlamak, -AANVOEGEND s, de - e wijs isteme kipi, -AANVOELEN I f, g, (voelde aan, h, aangevoeld) 1 (bevoelen) dokunup hissetmek, 2 (intuitief begrijpen) anlamak, sezinlemek, II gs, hissettirmek, hisse neden olmak, his vermek, zacht - yumuşak gelmek, het voelt koud aan soğuk hissi veriyor, -AANVOER d, (- en) 1 sevk, nakil, de - van levensmiddelen gıda maddeleri sevki, 2 (het aangevoerde) sevk edilen şey, 3 nakil borusu, -AANVOERBUIS d, (...buizen) nakil borusu, -AANVOERDER d, (-s) lider, kumandan, baş, -AANVOEREN f, g, (voerde aan, h, aangevoerd) 1 (leiden) kumandanlık etmek, sevk ve idare etmek, 2 (brengen) taşımak, nakletmek, 3 (argumenten) kanıt ileri sürmek, -AANVOERING d, kumandanlık, öncülük, liderlik, onder - van... - nın liderliğinde, -AANVRAAG d, (aanvragen) müracaat, başvuru, op - istek üzerine, müracaat üzerine, -AANVRAAGFORMULIER h, (- en) başvuru formu, müracaat formu, -AANVRAGEN f, g, (vroeg aan, h, aangevraagd) 1 başvurmak, müracaat etmek, (officieel) talep etmek, rica etmek, zijn ontslag - çıkışını istemek, çıkışına müracaat etmek, (bestellen) ısmarlamak, sipariş etmek, een boek - kitap ısmarlamak, 2 telefoon (gesprek) - telefon bağlantısı rica etmek, -AANVULLEN f, g, (vulde aan, h, aangevuld) (tamamen) doldurmak, tamamlamak, (eksikliği) gidermek, het bestuur moet met twee leden aangevuld worden meclisin iki üye ile tamamlanması gerekir, -AANVULLEND s, eklenen, ek, katılan, een - e overeenkomst ek anlaşma, ek protokol, jur/huk - recht örf hukuku, -AANVULLING d, (- en) 1 ilave, ek, een - op een woordenboek bir sözlüge ek, 2 tamamlama, -AANVUREN f, g, (vuurde aan, h, aangevuurd) fig/mec teşvik etmek, harekete geçirmek, istek uyandırmak, uyarmak, iemands ijver - birini gayretlendirmek, birini gayrete getirmek, de leerlingen - ögrencileri gayretlendirmek, -AANWAAIEN f, gs, (waaide/woei aan, h/is aangewaaid) 1 (rüzgar tarafından) sürüklenmek, yakına getirilmek, 2 (onverwachts komen) komen - gelivermek, beklenmedik yerde bulunmak, görünmek, hij is hier komen - uit Turkije Türkiyeden çıkıp geliverdi, 3 fig/mec kolay elde edilmek, de kennis zal je niet komen - ilim (bilgi) kolay elde edilmez, 4 (door wind branden) tutuşmak, ateş almak, -AANWAKKEREN I f, g, (wakkerde aan, h, aangewakkerd) 1 (feller doen branden) alevlendirmek, 2 een gevoel - bir hissi tahrik etmek, II gs, (- -,is -) (wind, hartstocht) şiddetlenmek, güçlenmek, ağırlaşmak, artmak, de wind is aangewakkerd rüzgar şiddetlendi, -AANWAS d, (- en) I (toename) artış, çoğalış, de - van de bevolking nüfusun artışı, 2 (aanslibbing) lığ, -AANWENDEN f, g, (wendde aan, h, aangewend) 1 (chemisch middel) kullanmak, 2 fig/mec zijn invloed - nüfuzunu kullanmak, zijn gezag - yetkisini kullanmak, moeite - zahmet etmek, -AANWENNEN f, (wende zich aan, h, zich aangewend) alışkanlığa kapılmak, alışmak, zich iets - bir şeye alışmak, -AANWENSEL h, (-s) kötü alışkanlık/adet, kötü huy, -AANWERVEN f, g, (wierf aan, h, aangeworven) (işe) almak, çalıştırmak, fig/mec (partiye üye) kazanmak, (askere) yazmak, -AANWEZIG s, 1 (persoon) bulunan, hazır, mevcut, de - e leerlingen hazır bulunan ögrenciler, 2 elde, mevcut, de - e voorraad stok, (levensmiddelen) eldeki erzak, -AANWEZIGE I h, stok, mevcut, II d, (-n) hazır bulunan kimse, de - n hazır bulunanlar, -AANWEZIGHEID d, 1 (bir yerde) hazır bulunma, hazır bulunuş, uw - is noodzakelijk sizin bulunmanız gereklidir, 2 varlık, var olma, de - van olie is aangetoond petrolün (burada) varlıgı gösterilmiştir, -AANWIJZEN f, g, (wees aan, h, aangewezen) 1 göstermek, işaret etmek, de winnaar - kazananı göstermek, een adres - bir adresi bildirmek, gasten hun plaats - konuklara yerlerini göstermek, iets als de oorzaak - bir şeyi neden olarak göstermek, aangewezen zijn op iets/iemand bir şeyle/biriyle yetinmek zorunda kalmak, seçenekleriyle sınırlı olmak, het aangewezen middel en uygun şey, de aangewezen persoon en uygun kimse, 2 (seçip) görevlendirmek, een opvolger - yerine geçeni seçmek, -AANWIJZEND s, taalk/dilb voornaamwoord işaret zamiri, -AANWIJZING d, (- en) 1 işaret, belirti, 2 önerge, talimat, gebruiks- kullanma kılavuzu/tarifesi, kullanım açıklaması, 3 jur/huk delil, -AANWINNEN I f, g, (won aan, h, aangewonnen) kazanmak, land - (bir yeri ekerek, kurutarak yeni) toprak kazanmak, II gs, (büyüklüğü, değeri) artmak, - in kracht kuvvet kazanmak, kuvveti artmak, -AANWINST d, (- en) kazanım, kazanılan şey, een nieuwe - voor het museum! müze için yeni bir kazanım, -AANWIPPEN f, gs, (wipte aan, is aangewipt) geçerken uğramak, ugrayıvermek, bij iemand - birine uğrayıvermek, birine damlamak, -AANZEGGEN f, g, (zegde aan, h, aangezegd) (vermelden) resmen duyurmak, bildirmek, ilan etmek, -AANZEGGING d, (- en) bildirim, duyuru, exploot van - bildirim belgesi, ilan, -AANZET d, (- ten) ilk hamle, başlatma hareketi, ilk hareket, -AANZETBUIS d, (,,buizen) ek boru, ekleme borusu, -AANZETRIEM d, (- en) bileği kayışı, ustura kayışı, -AANZETSEL h, (-s) 1 ek, ek parça, parça, 2 (bezinksel) tortu, çökelti, -AANZETTEN I f, g, (zette aan, h, aangezet) 1 (naast iets plaatsen) koymak, yerleştirmek, 2 (v, knoppen) iliştirmek, 3 (v, radio) açmak, 4 (motor) çalıştırmak, 5 (aansporen) - tot teşvik etmek, sıkıştırmak, 6 (scherpmaken) bilemek, keskinleştirmek, 7 (vaster draaien) sıkıştırmak, 8 (harç) koyulaştırmak, kalınlaştırmak, boyamak, lippen - dudak boyamak, II gs, (- -,is -) 1 komen - çıkıp gelivermek, türemek, 2 (v, paard) yürümeye başlamak, çekmeye başlamak, 3 (zich vastzetten) yapışmak, (kalksteen) bağlamak, bağlanmak, tutmak, -AANZICHT h, (- en) görünüş, biçim, form, şekil, een ander - krijgen başka şekil almak, başka şekle bürünmek, -AANZIEN I f, g, (zag aan, h, aangezien) 1 bakmak, bakakalmak, iemand met grote ogen - birine şaşkın şaşkın bakmak, iemand niet - birine bakmamak, iemand op iets - bir şey için birinden kuşku duymak, birini şuçlu sanmak, naar het zich laat -, zullen - slecht weer krijgen görünüşe bakılırsa kötü hava ile karşılaşacağız, iets nog wat - biraz daha sabır etmek, 2 iemand iets - birinde bir şey fark etmek, görmek, fig/mec yüzünden okumak, zie hem zijn geluk aan mutlulugu yüzünden okunuyor, II h, 1 (aanzicht) görünüş, zonder - des persoons itibarına/mevkiine bakılmaksızın, een ander - geven başka bir görünüş vermek, başka bir hava vermek, 2 fig/mec (achting) saygınlık, een man van - saygın bir adam, ileri gelen, itibarlı, * ten - van ile ilgili, ile ilgili olarak, -(y)a/e gelince, açısından, -AANZIENLIJK I s, ileri gelen, saygın, itibarlı, (belangrijk) önemli, büyük, kayda değer, II z, hayli, epeyce, oldukça, büyük (ölçüde), çok, -AANZITTEN f, gs, (zat aan, h, aangezeten) 1 masada (sofrada) oturmak, de - den, de aangezetenen konuklar, 2 (aankomen) dokunmak, kinderen mogen er niet - çocuklar buna dokunamazlar, -AANZOEK h, (- en) teklif, öneri, huwelijks - evlilik teklifi, een (huwelijks) - doen bij een meisje bir kıza evlilik teklifi yapmak, een - afwijzen teklifi geri çevirmek, bir rica kabul etmemek, -AANZOEKEN f, g, (zocht aan, h, aangezocht) 1 (ten huwelijk vragen) evlilik teklif etmek, 2 (voor betrekking) müracaat etmek, başvurmak, -AANZUIGEN f, g, (zoog aan, h, aangezogen) 1 sogurarak yapışmak 2 zich ergens - emerek bir yere yapışmak, -AANZUIVEREN f, g, (zuiverde aan, h, aangezuiverd) borcu silmek, kapatmak, -AANZUIVERING d, (- en) ödeme, temizleme, jur/huk borcun ödenip ödenmedigini araştırma, -AANZWELLEN f, gs, (zwol aan, is aangezwollen) 1 çok şişmek, 2 fig/mec (sterker worden) şiddetlenmek, artmak, yavaş yavaş büyümek, kuvvetleşmek, güçlenmek, kuvvetlenmek, -AAP d, (apen) 1 zo, maymun, 2 (persoon) kötü niyetli, şebek, maymun, de - komt uit de mouw dilinin altından baklayı çıkarmak, in de - gelogeerd zijn hapı yutmak, nu zijn wij in de - gelogeerd hapı yuttuk, yandık, buyurun cenaze namazına, voor - staan rezil olmak, gülünç duruma düşmek, zich een - schrikken çok ürkmek ödü kopmak/patlamak, een gezicht als een - maymun gibi çirkin surat, een - van een jongen yaramaz çocuk, şebek, -AAPACHTIG s, z, maymun gibi, maymuna benzer, maymunumsu, -AAR (aren) bot, başak, -AARD d, 1 dogal yapı, yapı, 2 (v,persoon) karakter, huy, damar, mizaç, goed van - iyi huylu, hij heeft een - je naar zijn vaartje huyu babasına benzer, hık demiş burnundan düşmüş, babasının huyunu kapmış, 3 tür, çeşit, van allerlei - her türden, * uit de - der zaak doğal olarak, tabiatiyle, -AARDAPPEL d, (- en, - s) patates, -AARDAPPELMEEL h, patates unu, -AARDAPPELPUREE d, püre, patates püresi, -AARDAPPELZIEKTE d, (- n, - s) bir tür patates hastalığı, -AARDAS d, dünyanın ekseni, -AARDBEI d, (- en) çilek, -AARDBEIENJAM d, çilek reçeli, -AARDBEVING d, (- en) deprem, zelzele, -AARDBEVINGSGEBIED h, (- en) deprem bölgesi, zelzele bölgesi, -AARDBEWONER d (-s) dünya sakini, insan, ademoğlu, -AARDBODEM d, yeryüzü, -AARDBOL d, (- len) 1 dünya, 2 (aardglobe) yerküre, -AARDE d, 1 dünya, 2 (grond) kara, toprak, yer, bitki yetişen toprak, hemel en - bewegen mümkün olan her şeyi denemek, her çareye başvurmak, iemand ter - bestellen birini defnetmek, birini toprağa vermek, onder de - zijn ( liggen) ölmüş olmak, 3 elek, topraklama, dat heeft veel voeten in de - bu iş çok zahmetli/müşkül oluyor, zor bir iştir, -AARDEN I s, topraktan, topraktan yapılmış II f, (aardde, h, geaard) gs, 1 - naar (birine) çekmek, benzemek, huyuna sahip olmak, aynı huyda olmak, hij aardt naar zijn vader babasına çekmiş, 2 (goed groeien) büyümek, yetişmek, gelişmek, 3 (zich thuis voelen) alışmak, kendini evinde gibi hissetmek, ik kon er niet - oraya alışamadım, III g, elek, topraklamak, toprağa bağlamak, de antenne moet geaard zijn anten toprağa bağlanmalı, -AARDEWERK h, çömlek (işi), toprak işi, -AARDGAS h, doğal gaz, -AARDIG I s, 1 (v, personen) hoş, sevimli, ince, güzel, zarif, nazik, een - meisje sevimli bir kız, dat is - van u çok naziksiniz, iets - vinden bir şeyi hoş bulmak, 2 (vrij groot) oldukça büyük, göze çarpacak kadar, een - bedrag büyük bir meblağ, II z, (tamelijk) oldukça, bir hayli, epeyce, het is - warm hava oldukça sıcak, -AARDIGHEID d, (...heden) 1 zevk, voor de - zevk için, 2 (grap) - je gırgır, şaka, 3 (geschenk) - je küçük bir hediye, -AARDKLUIT d, (- en) kesek, toprak parçası, -AARDKORST d, (- en) taşküre, lithosfer, yeryüzü kabuğu, -AARDKUNDE d, yerbilim, jeoloji, -AARDLAAG d, (...lagen) geol/jeol yer tabakası, toprak tabakası, -AARDLEIDING d, (- en) elek, toprak hattı, topraklama hattı, -AARDMANNETJE h, (-s) (masallarda) cüce, cin, -AARDNOOT d, (...noten) bot, yerfıstığı, araşit, arapfıstığı, -AARDOLIE d, (...olien) petrol, -AARDOPPERVLAK h, (- ken), dünyanın yüzeyi, -AARDOPPERVLAKTE d, (- n, - s) dünyanın yüzeyi, -AARDRIJK h, (bütün) dünya, fig/mec insanlık, -AARDIJKSKUNDE d, 1 coğrafya, 2 (les) coğrafya dersi, -AARDIJKSKUNDIGE d, (-n) coğrafyacı, -AARDS s, 1 dünya ile ilgili, dünyaya ait, 2 dünyevi, dünyalık, fig/mec het - e slijk para, -AARDSLAK d, (- ken) zo, Sümüklüböcek, -AARDVERSCHUIVING d, (- en) toprak kayması, -AARDWORM d, (- en) 1 yersolucanı, 2 fig/mec çelimsiz kimse, cılız kimse, -AARS d, (aarzen) 1 anüs, 2 (platlargo) popo, kıç, vulg/k göt, delik, -AARTSBISDOM h, (- men) başpiskoposluk bölgesi, -AARTSBISSCHOP d, (- pen) başpiskopos, -AARTSDOM s, (eşek gibi) aptal, budala, sersem, dangalak, patavatsız, öküz, -AARTSENGEL d, (- en) baş melek, -AARTSLUI s, son derece tembel, -AARTSVADER d, (- s, - en) 1 Israillilerin atası, 2 soy atası, -AARTSVIJAND d, (- en) 1 baş düşman, candüşmanı, 2 şeytan, - van het menselijk geslacht insanlığın düşmanı, -AARZELEN f, gs, (aarzelde, h, geaarzeld) tereddüt etmek, ikirciklenmek, çekinmek, kararsız olmak, zonder - tereddüt etmeksizin, duraksamaksızın, -AARZELING d, (- en) kararsızlık, tereddüt, -AAS I h, 1 yem, 2 (kreng) leş, hayvan cesedi, (v, mensen) ceset, II d, h, (azen) kaartspel/isk as, birli, harten- kupa birlisi, -AASVLIEG d, (- en) leş sinegi, iri mavim sinek, -AB 1 afk/kıs aan boord güvertede, 2 als boven, yukarıdaki gibi, -ABATTOIR h, (-s) kesimevi, kanara, mezbaha, -ABBREVIATIE d, (-s) kısaltma, -ABCES h, (- sen) çıban, apse, cerahat kesesi, -ABDICEREN f, gs, (abdiceerde, h, geabdiceerd) tahttan çekilmek, -ABDIJ d, (- en) manastır, -ABDIS d, (- sen) başrahibe, -ABDOMEN h, karın, batın, (v,insekten) gövde altı, -ABEEL d, (abelen) bot, Akçakavak, -ABLATIEF d, (...tieven) taalk/dilb ismin - den hali, -ABLAUT d, (- en) taalk/dilb sözcükte anlam ve ünlü değişimi, -ABN h, afk/kıs Algemeen (Beschaafd) Nederlands Genel Standart Hollandca, -ABNORMAAL s, z, (...maler, ...maalst) 1 anormal, kurala ters, kuraldışı, aykırı, normal olmayan, norma uymayan, een abnormale toestand anormal bir durum, het is - koud hava aşırı soğuk, 2 (v, mensen) anormal, dengesiz, -ABNORMALITEIT d, (- en) anormallik, anormalite, -ABONNEE d, (-s) abone, -ABONNEENUMMER h, (-s) abone numarası, -ABONNEMENT h, (- en) 1 abone, 2 (abonnementskaart) abone kartı, trein- tren abone kartı, 3 (abonnementsprijs) abone bedeli, abone fiyatı, -ABONNEMENTSKAART d, (- en) abone kartı, -ABONNEMENTSPRIJS d, (...prijzen) abone fiyatı, abone bedeli, -ABONNEMENTSTARIEF h, (...tarieven) abone bedeli, abone ücreti, -ABONNEREN f, (abonneerde zich, h, zich geabonneerd) zich op - (y)a/e abone olmak, hij heeft zich op een krant geabonneerd bir gazeteye abone olmak, hij is op deze krant geabonneerd o bu gazetenin abonesidir, -ABORTUS d, (- sen) kürtaj, (miskraam) düşük, - provocatus kürtaj, çocuk aldırma, -ABP h, afk/kıs Algemeen Burgerlijk Pensioenfonds Kamu Emeklilik Fonu, -ABRACADABRA h, anlamsız dil, dat is - voor hem o bunu hiç anlamaz, -ABRAHAM Ibrahim, weten waar - de mosterd haalt hayat tecrübesi olmak, görmüş geçirmiş olmak, - gezien hebben ellisine basmak, -ABRI d, (-s) kapalı durak, -ABRIKOOS d, (...kozen) 1 kayısı, zerdali, 2 (boom) kayısı ağacı, -ABRUPT s, z, (abrupter, abruptst) 1 (ineens) ani, ansızın, birdenbire, 2 (onsamenhangend) derli toplu olmayan, rabıtasız, -ABSENT s,1 hazır bulunmayan, gelmeyen, de - en hazır bulunmayan kişiler, mevcut olmayanlar, gelmeyenler, 2 (verstrooid) dalgın, -ABSENTEISME h, malın olduğu yerde bulunmama, iş başında olmama, -ABSENTENLIJST d, (- en) yoklama fişi, devam çizelgesi, devamsızlar listesi, -ABSENTIE d, (-s) 1 mevcut olmama, yokluk, 2 fig/mec dalgınlık, -ABSOLUTIE d, (dini) af, bağış, affetme, affedilme, -ABSOLUTISME h, saltçılık, mutlakçılık, mutlakiyet, -ABSOLUUT s, z, 1 kesin, mutlakm, 2 (volkomen) tümüyle, tamamen, tam, dat is - onmogelijk kesinlikle imkansızdır, - niet hayır, asla, hiç bir şekilde, kesinlikle değil, katiyyen, 3 (onbeperkt) kayıtsız şartsız, sınırsız, absolute macht sınırsız güç, - gezag sınırsız yetki, de absolute monarchie mutlak monarşi, 4 taalk/dilb gebruik van een - werkwoord geçişli fiilin nesnesiz kullanışı, - gebruik van een woord sözcüğün tümceden kopuk kullanışı, -ABSORBEREN f, g, (absorbeerde, h, geabsorbeerd) emmek, içine çekmek, -ABSORPTIE d, emme, emiş, soğuruş, soğurma, içine alma, -ABSTRACT s, soyut, een - zelfstandig naamwoord soyut isim, -ABSTRAHEREN f, g, (abstraheerde, h, geabstraheerd) soyutlamak, tecrit etmek, ayırmak, -ABSURD s, z, saçma, anlamsız, manasız, gülünç, mantığa aykırı, -ABSURDITEIT d, (- en) anlamsızlık, anlaşılmazlık, mantığa aykırılık, -ABT d, (- en) başrahip, manastır başrahibi, zo de -, zo de monniken böyle ustanın böyle çırağı olur, anasına bak kızını al kenarına bak bezini al, -ABUIS h, (abuizen) yanlışlık, yanılgı, per - yanlışlıkla, -ABUSIEVELIJK z, yanlışlıkla, yanılgıyla -ABW d, afk/kıs Algemene Bijstandswet Sosyal Yardım Fonu Yasası, -ACACIA d, (-s) bot, akasya, -ACADEMICA d, ( ...icas) (bayan) üniversite mezunu, -ACADEMICUS d, (...ci) (erkek) üniversite mezunu, -ACADEMIE d, (- s, ...mien) akademi, üniversite, sociale - sosyal akademi, het - leven akademi hayatı, -ACADEMISCH s, z, 1 akademik, akademiye ait, - ziekenhuis akademi hastanesi, 2 pratik olmayan, kuramsal, -ACC 1 afk/kıs accept kabul, 2 taalk/dilb ismin - i hali, -ACCELERATIE d, (-s) ivme, -ACCENT h, (- en) 1 aksan, söyleyiş tarzı, hij spreekt met een Duits - şivesi Almancaya çalıyor, Almanca aksanla konuşuyor, 2 (klemtoon) vurgu, het leggen op - (y)i vurgulamak, üzerinde durmak, 3 (klemtoonteken) vurgu işareti, - circonflexe/circumflex inceltme işareti, -ACCENTUEREN f, g, (accentueerde, h, geaccentueerd) 1 vurgulamak, önemle belirtmek, 2 (accent plaatsen) vurgu koymak, de ogen - gözlerini boyayarak güzelleştirmek, -ACCEPTATIE d, (-s) kabul, -ACCEPTEREN f, g, (accepteerde, h, geaccepteerd) kabul etmek, een uitnodiging - bir daveti kabul etmek, -ACCEPTGIROKAART d, (- en) havale kartı, havale formu, transfer kartı, -ACCESS h, (- sen) giriş, -ACCESSORIES d, mv/çoğ yedek parçalar, aksesuar, süsler, eklentiler, -ACCIJNS d, (...cijnzen) tüketim vergisi, alcohol - alkol vergisi, -ACCLAMATIE d, (-s) alkış, een voorstel bij - aannemen bir öneriyi alkışla kabul etmek, -ACCLIMATISEREN I f, g, (acclimatiseerde, h, geacclinıatiseerd) iklimine alıştırmak, II gs, (-, is -) iklime alışmak, -ACCLIMATISATIE d, havasına alışma, een - proces bir yerin havasına uyum süreci, -ACCOLADE d, (-s) (müzikte ve yazıda) parantez, -ACCOMMODATIE d, (-s) 1 yer, salon, tesis, barınacak yer, 2 (aanpassing) uyum, -ACCOUNTANT d, (-s) sayman, muhasebeci, -ACCREDITEREN f, g, (accrediteerde, h, geaccrediteerd) 1 (geld) kredi vermek, kredi açmak, 2 (diplomaat) görevlendirmek, tayin etmek, atamak, -ACCREDITIEF h, (...tieven) hand/tic 1 akreditif, bir bankanın başka bir bankaya biri için verdiği ödeme emri, 2 müşteriye açılmış kredi, -ACCU d, (-s) akü, -ACCUMULATOR d, (- s, - en) akü, -ACCUMULATIE d, (-s) 1 yığılma, yığışma, 2 econ/ekon faiz birikmesi, -ACCURAAT s, z, (accurater, - st) doğru, tam, hatasız, özenli, titiz, noktası noktasına, tamı tamına, -ACCURATESSE d, özenlilik, titizlik, hatasızlık, -ACCUSATIEF d, (...tieven) taalk/dilb ismin - i hali, -ACETYLEEN h, scheik/kim asetilen, -ACH ünl, ah! vah vah! ya! sahi mi? -ACHILLESPEES d, (...pezen) aşil kirişi, -ACHT I sa, Sekiz, les - ders sekiz, sekizinci ders, II d, (- en) (op rapport) sekiz, III d, dikkat, ilgi, özen, ihtimam, (geen) - slaan op -(y)a/e dikkat et(me)mek, itina göster(me)mek, zich in - nemen kendine dikkat etmek, kendine özen göstermek, in - nemen voor -(y)i dikkate almak, göz önüne almak, -(y)a/e riayet etmek, -ACHTBAAN d, (...banen) sekiz şeklinde raylı eğlence aracı, -ACHTBAAR s, (- der,- st) değerli, saygın, saygıdeğer, saygıya layık, muhterem, hatırı sayılır, edelachtbare (hakime hitap şekli) sayın, -ACHTELOOS s, z, (achtelozer, meest -) dikkatsiz, kayıtsız, ihmalkar, savsak, -ACHTELOOSHEID d, dikkatsizlik, kayıtsızlık mv/çoğ dikkatsizlik, dikkatsiz iş, -ACHTEN f, g, (achtte, h, geacht) 1 (denke) sanmak, zannetmek, düşünmek, ik acht het niet raadzaam tavsiyeye uygun görmüyorum, tavsiyeye değeceğini sanmıyorum, iets belangerijk - birşeyi önemli saymak, birşeyi önemli görmek, 2 (hoogachten) takdir etmek, saymak, geachte heer değerli bay, sayin bay, -ACHTENSWAARD hatırı sayılır, saygın, saygı değer, muhterem, -ACHTENSWAARDIG hatırı sayılır, saygın, saygı değer, muhterem, -ACHTER I ilg, 1 arkada, geride, - het huis evin arkasında, 2 - iemand staan birin desteklemek, birine arka çıkmak, II z, hij is - a) o arkada, b) derslerin gerisinde, mijn horloge is - saatim geridir, (ten) - bij zijn tijd zamanının gerisinde, * - iets komen bir şeyin farkına varmak, bir şeyi (araştırıp) öğrenmek, keşfetmek, - het net vissen bir yere geç varmak, het paard - de wagen spannen işe tersinden başlamak, işi yanlış bir şekilde çözmeye çalışmak, -ACHTERAAN z, arkaya, arkadan, geriye, arka tarafta, geride(n), wij wandelden - arkadan yürüyorduk, - in het boek kitabın arkasında, ergens - gaan bir şeyi gidip araştırmak, (te pakken krijgen) elde etmeye çalışmak, -ACHTERAANKOMEN f, gs, (kwam achteraan, is achteraangekomen) sonda gelmek, fig/mec sonuncu olmak, -ACHTERAF z, 1 arka tarafta, arka planda, sapa, zich - houden kendini arka planda tutmak, wij wonen - biz sapa bir yerde oturuyoruz, 2 (later) sonradan, ik hoorde het - sonradan duydum, -ACHTERBAKS s, z, (- er, meest-) sinsi, güvenilmez, (niet openlijk) gizli kapaklı, gizli, arkadan, -ACHTERBAN d, (- nen) destekleyen, yandaşlar, taraflar, taban, de - raadplegen üyelerin görüşünü almak, tabanın görüşünü almak, de - van een partij parti tabanı, parti taraftarı, -ACHTERBAND d, (- en) arka teker, arka lastik, -ACHTERBANK d, (- en) arka koltuk, -ACHTERBLIJVEN f, gs, (bleef achter, is achtergebleven) 1 geride kalmak, gelişmemek, fig/mec achtergebleven gebieden geri bıraktırılmış bölgeler, 2 (achter anderen) arkada kalmak, -ACHTERBOUT d, (- en) arka but, arka kaba et, -ACHTERBUMPER d, (-s) arka tampon, -ACHTERBUURT d, (- en) arka mahalle, fakir mahallesi, gecekondu mahallesi, -ACHTERDEEL h, (...delen) arka bölüm, arka kısım, hayvanın arka kaba eti, -ACHTERDEUR d, (- en) arka kapı, een - tje openhouden bir kaçamak yolu bırakmak, -ACHTERDOCHT d, kuşku, şüphe, - krijgen kuşkulanmak, - koesteren tegen -(y)a/e karşı kuşku beslemek, de - wegnemen kuşkuları savmak, kuşkuyu atmak, -ACHTERDOCHTIG s, şüpheci, kuşkucu, kuşku duyan, güvenmeyen, -ACHTEREEN z, peş peşe, aralıksız, drie maal - won hij de partij üç defa peş peşe oyunu kazandı, drie maanden - arka arkaya üç ay, -ACHTEREENVOLGEND s, aralıksız, birbirini izleyen, -ACHTEREENVOLGENS z, bir bir, bir biri ardından, düzenli, sıra halinde, sıra ile, -ACHTERELKAAR z, bir biri ardına, bir bir, teker teker, peş peşe, -ACHTEREN z, zij ging naar - evin arkasına gitti, van - naar voren arkadan öne, -ACHTERGROND d, (- en) 1 özgeçmiş, 2 foto arka plan, zemin, fon, fig/mec de - van een conflict bir çatışmanın arka sebebi, -ACHTERGRONDINFORMATIE d, özgeçmiş bilgisi, -ACHTERGRONDMUZIEK d, fon müziği, ACHTERHALEN f, g, (achterhaalde, h, achterhaald) 1 (ontdekken) sonradan farketmek, keşfetmek, meydana çıkarrnak, al is de leugen nog zo snel, de waarheid achterhaalt haar wel yalancının mumu yatsıya kadar yanar, arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar, 2 achterhaald zijn geri (eskimiş) olmak, -ACHTERHOEDE d, (- n, - s) sp, artçı, arka saf, -ACHTERHOOFD h, (- en) med/tıb art kafa, kafanın arkası, niet op zijn - gevallen zijn her şeyi anlamak, her şeyi anlayacak kadar uyanık olmak, -ACHTERHOUDEN f, g, (hield achter, h, achtergehouden) 1 (yasal olmayan yolla) elinde bulundurmak, 2 gizli tutmak, saklamak, bildirrnemek, inkomsten - gelir kaçırmak, vergiye bildirrnemek, -ACHTERIN arka tarafta, arka tarafının içinde, een plaats - arka taraftaki bir yer, -ACHTERKANT d, (- en) arka taraf, arka yüz, -ACHTERKLAP d, dedikodu, çekiştirrne, -ACHTERLAND h, (- en) içbölge, -ACHTERLATEN f, g, (liet achter, h, achtergelaten) 1 geride bırakmak, arkada bırakmak, 2 geride bırakmak, bırakmak, schuld- (ölüp) borç bırakmak, borcunu ödemeden ölmek, -ACHTERLATING d, geride bırakma, terk, met - van -(y)i geride bırakarak, - yi geride bırakıp... -ACHTERLICHT h, (- en) arka lamba, -ACHTERLIJF h, (...lijven) (v, insekten) karın, batın, -ACHTERLIJK s, z, (lichamelijk) gelişmemiş, (geestelijk) gerzek, geri zekalı, geri kafalı, ahlaksız, -ACHTERLIJKHEID d, gerilik, -ACHTERLOPEN f, gs, (liep achter, h, achtergelopen) geri kalmak, (v, personen) geri kalmak, çağın gerisinde kalmak, -ACHTERNA z, arkasına, arkasında(n), arkadan, peşinden, izinden, sonradan, iemand - lopen birinin peşinden yürümek, -ACHTERNAAM d, (...namen) soyadı, -ACHTERNALOPEN f, g, (liep achterna, is achternagelopen) 1 peşinden gitmek, 2 fig/mec (- -,h-) (birine) kuyruk olmak, -ACHTERNAZITTEN f, g, (zat achterna, h, achternagezeten) 1 (achtervolgen) (yakalamak için) izlemek, peşini bırakmamak, 2 (controleren) sıkı denetlemek, başından ayrılmamak, -ACHTEROM z, arkadan, arkaya, geriye doğru, kom maar -! arkadan gelin! arkadan dolan! -ACHTEROP z, geride, arkada(n), arkasında, arkasına, - raken kötüleşmek, kötüye gitmek, hij nam haar - (bisikletin) arkasına aldı, terkisine bindirdi, -ACHTEROVER z, sırt üstü, arka üstü, geriye doğru, hij viel met het hoofd - sırt üstü düştü, -ACHTEROVERDRUKKEN f, g, (drukte achterover, h, achterovergedrukt) (plat/argo) zimmetine geçirrnek, çalmak, -ACHTERPLECHT d, (- en) scheep/den geminin arka pupası, -ACHTERPOOT d, (...poten) arka ayak, op zijn achterpoten gaan staan şiddetle karşı koymak, şahlanmak, hiddetlenmek, tepesi atmak, -ACHTERRAKEN f, gs, (raakte achter, is achtergeraakt) geride kalmak, gecikmek, yetişememek gerisinde kalmak, ik raak achter met mijn werk işlerime yetişemiyorum, -ACHTERRUIT d, (- en) (arabada) arka cam, -ACHTERST s, en arkadaki, arkaya konmuş fig/mec op zijn - e poten gaan staan şiddetle karşı koymak, şahlanmak, hiddetlenmek, tepesi atmak, -ACHTERSTAAN f, gs, (stond achter, h, achtergestaan) - bij (iemand) (birinden) daha aşağı seviyede olmak, arkada kalmak, (birinden) geride olmak, -ACHTERSTALLIG s, 1 (v, schuld) ödenmemiş, kalmış, - e huur ödenmemiş kira, 2 (niet uitgevoerd) kalmış, yapılmamış - onderhoud bakımı yapılmamış/kalmış, -ACHTERSTAND d, (- en) geri kalmışlık, een culturele - kültürel geri kalmışlık, -ACHTERSTE h, (-n) 1 arka kısım, 2 (zitvlak) kıç, popo, göt, niet het - van zijn tong laten zien aklındaki her şeyi söylememek, -ACHTERSTELLEN f, g, (stelde achter, h, achtergesteld) geri/ikinci plana atmak, önemsememek, ihmal etmek, iemand - bij een ander birini diğerine yeğlemek, birini diğeri göre arka planda tutmak, ik stel geld achter bij gezondheid sağlığı paraya yeğlerim, -ACHTERSTEVEN d, (-s) 1 kıç, 2 scheep/den geminin arka kısmı, -ACHTERSTEVOREN z, tersine, arkadan öne doğru, sondan başa doğru, de krant - lezen gazeteyi sondan başa doğru okumak, -ACHTERUIT I z, arkaya (doğru), geriye, II d, (v, auto) geri vites, de auto staat de - araba geri vitestedir III h, (- en) 1 arka bahçe, 2 (achterdeur) arka kapı, -ACHTERUITBOEREN f, gs, (boerde achteruit is/h, achteruitgeboerd) düşüş göstermek, bozulmak, kötüye gitmek, -ACHTERUITDEINZEN f, gs, (deinsde achteruit, is achteruitgedeinsd) ürkmek irkilmek, -ACHTERUITDUWEN f, g, (duwde achteruit, h, achteruitgeduwd) geriye itmek, -ACHTERUITGAAN f, gs (ging achteruit, is achteruitgegaan) gerilemek, geri gitmek, fig/mec çökmek, bozulmak, batmak, kötüye gitmek, kötüleşmek, vahimleşmek, de zieke gaat de laatste tijd sterk achteruit hastanın durumu son zamanlarda çok kötüleşiyor, -ACHTERUITGANG I d, (- en) arka kapı, arka çıkış, II d, gerileme, çöküş, düşüş, -ACHTERUITKIJKSPIEGEL d, (-s) dikiz aynası, -ACHTERUITKRABBELEN (krabbelde achteruit, is achteruitgekrabbeld) vazgeçmek, geri çekilmek, -ACHTERUITRIJDEN f, gs, (reed achteruit, is/h, achteruitgereden) (oto) geriye gitmek, geri geri sürmek, arka arka gitmek, -ACHTERUITSCHOPPEN I f, gs, (schopte achteruit, h, achteruitgeschopt) (vurmak için) ayağı geri çekmek, II g, ayakla arkaya vurmak, ayakla çarpmak, -ACHTERUITSLAAN I f gs, (sloeg achteruit, h achteruitgeslagen) arkaya çifte atmak, tekme atmak, II g, vurarak arkava itmek, -ACHTERUITWIJKEN f, gs, (week achteruit, is achteruitgeweken) geri irkilmek, -ACHTERUITZETTEN f, g, (zette achteruit, h achteruitgezet) 1 (stoel, auto) geri çekmek, geri itmek, (uurwerk) geri almak, 2 (bijanderen) arka plana atmak, ikinci plana atmak, -ACHTERVOEGSEL h, (-s) taalk/dilb sonek, -ACHTERVOLGEN f, g, (achtervolgde, h, achtervolgd) izini sürmek, peşinden gitmek, izlemek, takip etmek, peşini bırakmamak, -ACHTERVOLGING d, (- en) izleme, takip, arama, -ACHTERWAARTS I z, arkaya doğru, geriye, II s, geriye dönük, arkaya doğru olan, een - e beweging geriye doğru hareket, -ACHTERWEGE z, iets - laten bir şeyi yapmamak, ihmal etmek, - blijven yapılmamak, olmamak, geçiştirilmek, savsaklanmak, ihmal edilmek, -ACHTERWERK h, (- en) 1 (kont) kalça, kaba et, 2 (achterste deel) arka kısım/taraf, -ACHTERWIEL h, (- en) arka teker, -ACHTERZETSEL h, (-s) taalk/dilb sonek, -ACHTHOEK d, (- en) geom, sekizgen, sekiz köşeli şekil, -ACHTHOEKIG s, sekizgen, sekiz köşeli, -ACHTING d, saygı, hürmet, takdir, - voor iemand voelen birine saygı duymak, met de meeste - en derin saygılarımla, -ACHTPOTIG s, sekiz bacaklı, -ACHTSTE sı, sa, sekizinci, -ACHTTIEN sa, on sekiz, films voor boven de - jaar on sekiz yaşından büyükler için filim, les - ders on sekiz, -ACHTTIENDE sı, sa, on sekizinci, -ACHTTIENHONDERD sa, bin sekiz yüz, -ACHTURIG s, sekiz saat süren, sekiz saatlik, een - e werkdag sekiz saatlik çalışma günü, -ACHTVLAK h (- ken) geom, sekiz düzlemli ve üç boyutlu şekil, -ACHTVOUD I h, (- en) sekiz katı, sekiz misli, een kopie in - sekiz tane kopya, II z, sekiz katlı -ACQUISITEUR d, (-s) üye veya abone bulucu kimse, -ACROBAAT d, (...baten) (erkek) akrobat, ip cambazı, cambaz, -ACROBAT d (-s) (bayan) akrobat, cambaz, -ACROBATIC d, akrobatlık, cambazlık, akrobasi, -ACROBATISCH s, z, akrobatik, -ACRYL h, yünsü bir sentetik madde, -ACTE - de presence geven hazır bulunmak, -ACTEREN f, gs, (acteerde, h, geacteerd) rol yapmak, rolü oynamak, goed - iyi rol yapmak, -ACTEUR d, (-s) aktör, erkek oyuncu, -ACTIE d, (-s) 1 eylem, faaliyet, hareket, 2 jur/huk dava, şikayet, 3 hand/tic (actiën) hisse, 4 (gevecht) kavga, mücadele, - en reactie etki ve tepki, een - voor loonsverhoging ücret artışı için eylem, een - instellen tegen -(y)a/e karşı dava açmak, hij is altijd in - o her zaman hareketlidir, handtekeningen - imza kampanyası, hulp - yardım kampanyası, yardım faaliyeti, reclame - reklam kampanyası, sabotage - sabotaj eylemi, studenten - öğrenci hareketi, öğrenci eylemi, -ACTIEF s, 1 aktif, çalışkan, enerjik, hareketli, faal, etkin, 2 taalk/dilb etken, 3 hand/tic hareket gören, en passief hand/tic aktif ve pasif, alacak ve verecek hesabı, actieve handel ihraç, -ACTIERADIUS d, 1 (afstand) yakıtsız alınan mesafe, 2 tesir, -ACTIVEREN f, g, (activeerde, h, geactiveerd) harekete geçirmek, aktifleştirmek, -ACTIVIST d, (- en) eylemci, -ACTIVITEIT d, (- en) eylem, hareket, faaliyet, etkinlik, teşebbüs, çalışma, - aan de dag leggen faaliyet göstermek, -ACTRICE d, (-s) kadın oyuncu, aktris, -ACTUALISEREN f, g, (actualiseerde, h, geactualiseerd) gerçekleştirmek, hayata geçirmek, -ACTUALITEIT d, (- en) güncellik, aktüalite, günün olayı, -ACTUALITEITENPROGRAMMA h, (-s) aktüalite proğramı, -ACTUALITEITENRUBRIEK d, aktualite köşesi, -ACTUARIS d, (- sen) sigorta uzmanı, sigorta matematikçisi, -ACTUEEL s, güncel, şimdiki, een actuele kwestie güncel bir sorun, actuele berichten güncel haberler, -ACUPUNCTUUR d, (...uren) med/tıb akapuntur, -ACUUT s, z, (acuter, - st) 1 (dringend) acil, een - probleem acil sorun, 2 acute hartaanval ani kalp sektesi, -AD ilg, - dan/den, - lık/lik/luk/lük, - vier procent yüzde dörtten, yüzde dörtlük, - fundum (drinken) bardağı dibine kadar (içmek), - interim geçici, muvakkat, - fundum! şerefe! -AD afk/kıs, Anno Domini Milattan sonra, -ADAM Adem, -ADAMSAPPEL d, (-s) anat, ademelması gırtlak çıkıntısı, -ADAMSKOSTUUM in - çırılçıplak, anadan doğma, üryan, -ADAPTATIE d, (-s) uyarlama, adaptasyon, -ADAPTER d, (-s) tech/tek adaptör, -ADAT d, (-s) törel hukuk, adet, gelenek örf ve adet hukuku, -ADDER d, (- s, - en) zo, engerek yılanı, zehirli kara yılan, fig/mec er schuilt een - in (onder) het gras bu işte bi şeyler var, bu işin altında bir şeyler yatıyor, -ADEL d, asalet, soyluluk, -ADELAAR d, (- s...,laren) zo, kartal, -ADELAARSBLIK d, (- ken) kartal bakışı, keskin bakış, gururlu bakış, -ADELBORST d, (- en) scheep/den bahriyeli, -ADELDOM d, soyluluk, -ADELEN f, g, (adelde, h, geadeld) asal, vermek, yüceltmek, asilleştirmek, yükseltmek, arbeid adelt çalışmak insanı yüceltir, -ADELLIJK s, z, soylu, soyluca, -ADEM d, 1 nefes, soluk, in een - bir solukta, in een - iets vertellen bir solukta bir şeyi anlatmak, de - benemen nefes kesmek, soluk kesmek, buiten - soluk soluğa, de - inhouden nefesini tutmak, op - komen rahat nefes almak, kendine gelmek, 2 (şiir ilham) - van de lente ilkbahar rüzgarı, -ADEMBENEMEND s, z, heyecan verici nefes kesici, -ADEMEN I f, gs, (ademde, h, geademd) 1 teneffüs etmek, solumak, soluk almak, soluk alıp vermek, 2 fig/mec hafifçe/esmek, 3 fig/mec hier ademt een geest van rust burası rahatlık veriyor, II 1 teneffüsle içine almak, 2 (doen gevoelen) hissettirmek, -ADEMHALEN (haalde adem, h, ademgehaald) teneffüs etmek, solumak, soluk almak, soluk alıp vermek, -ADEMHALING d, (- en) 1 teneffüs, solunum, kunstmatige - suni teneffüs, yapay solunum, 2 (ademtocht) nefes, soluk, 3 (ogenblik) an dakika, lahza, -ADEMLOOS I z, teneffüs etmeden, II s, nefessiz, soluksuz, fig/mec ademloze stilte ölüm sessizliği, -ADEMPAUZE d, (- n, - s) soluklanma, -ADEMTEST d, (- en) solunum testi, -ADEMTOCHT d, soluk, nefes, tot de laatste - son nefese kadar, -ADEQUAT s, z, (adequater, - st) uygun, mutabık, -ADER d, (- en, - s) 1 (bloedvat) damar, 2 tabaka, damar, een goud - altın damarı, -ADERBREUK d, (- en) med/tıb damar çatlaması, -ADERLATEN f, g, (liet ader, h, adergelaten) kanatmak, kan kaybettirmek, -ADERLATING d, (- en) kanatma, fig/mec büyük harcatma, -ADERLIJK s, toplar damara ait, -ADERVERKALKING d, (- en) med/tıb damar sertleşmesi, damar kireçlemesi, -ADHESIE d, 1 nat/fiz aynı tür moleküllerin çekim gücü, 2 - betuigen muvafakat göstermek, -ADIEU I ünl, hoşça kal, II h, veda, -ADINTERIM geçici, muvakkat, een kabinet - geçici kabine, geçici hükümet, -ADJECTIEF h, (,,lieven) taalk/dilb sıfat, -ADJUDANT d, (- en) emir subayı, yaver, -ADJUNCT d, (- en) yardımcı muavin, -ADJ taalk/dilb sıfat, -ADLIB afk/kıs ad libitum istenildiği kadar, istenildiği gibi, -ADMINISTRATEUR d, (- s, - en) idareci, yönetici, müdür, -ADMINISTRATIE d (-s) 1 (bestuur) idare, yönetim, (kantoorwerk) kayıt, kalem işleri, - kosten idare masrafları, idari masraflar, leden- üye kayıt işleri, 2 (boekhouding) muhasebe kayıt işleri, de - voeren/bijhouden muhasebe kayıtlarını işlemek, deftere geçmek, 3 (afdeling) kayıt/muhasebe servisi, sekreterlik, loon- bordro/maaş servisi, -ADMINISTRATIEF s, idari, yönetime ait, kayıt işlemleriyle ilgili, - personeel idari personel, -ADMINISTRATIEKANTOOR h, (...toren) muhasebe kayıt servisi, muhasebe bürosu, -ADMINISTRATIEKOSTEN d, mv/çoğ idare masrafları, idari masraflar, -ADMINISTREREN f, g, (administreerde, h, geadministreerd) yönetmek, idare etmek, -ADMIRAAL d, (- s, ...ralen) scheep/den amiral, -ADMIRALITEIT d, (- en) deniz kuvvetleri komutanlığı, -ADMISSIE d, (-s) izin, müsaade, giriş veya yapma müsaadesi, -ADOLESCENT d, (- en) genç, delikanlı, -ADOLESCENTIE d, gençlik çağı, delikanlılık, -ADOPTEREN f g, (adopteerde, h, geadopteerd) 1 (v, kind) evlat edinmek, 2 (v, stad) bakımını üzerine almak, üstlenmek, -ADOPTIE d, (-s) evlat edinme, evlatlık alma, -ADOPTIEKIND h, (- eren) evlatlık, -ADOPTIEOUDER d, (-s) evlat edinen aile, -AD REM s, hazır cevap, -ADRES h (- sen) 1 adres, 2 (woning) ikamet, yer, 3 (verzoekschrift) dilekçe, per - eliyle, vasıtasıyle, dan benje aan het verkeerde - sen o zaman yanlış yere tezgah açtın, -ADRESKAARTJE h, (-s) kartvizit, adreskartı, -ADRESLIJST d, (- en) adres listesi, -ADRESSENBESTAND h, (- en) comp/komp adres dosyası, adres listesi, -ADRESSEREN f, g, (adresscerde, h, geadresseerd) adres yazmak, een brief - mektuba adres yazmak, aan iemand - birinin adresine göndermek, birinin adına yazmak, -ADRESSTROOK d, (,,stroken) 1 (label) etiket, 2 adres yazılan yer, -ADRESWIJZIGING d, (- en) adres değişikliği, -ADVENT d, Noel bayramı için hazırlık zamanı, -ADVERTEERDER d, (-s) ilan sahibi, ilan veren kimse, -ADVERTENTIE d, (-s) ilan, reklam, -ADVERTENTIEKOSTEN d, mv/çoğ reklam masrafları, ilan giderleri, -ADVERTEREN I f, gs, (adverteerde, h, geadverteerd) reklam yapmak, ilan vermek/etmek, II g, reklamla bildirmek, -ADVIES h, (adviezen) 1 tavsiye, öğüt, nasihat, 2 (oordeel) kanı, yargı, görüş, uw - wordt niet gevraagd sizin görüşünüz sorulmuyor, - inwinnen görüş almak, - vragen tavsiye sormak, - geven tavsiyede bulunmak, öğüt vermek, -ADVIESPRIJS d, (...prijzen) önerilen fiyat, tavsiye edilen satış fiyatı, -ADVISEREN f, g, (adviseerde, h, geadviseerd) salık vermek, öğüt vermek, nasihat vermek, önermek, tavsiye etmek, -ADVISEUR d, (-s) danışman, -ADVOCAAT d, (,,caten) I (erkek) avukat II d, (drankje) yumurtadan ve şekerden yapılmış bir tür likör, -ADVOCATE d, (-s) (bayan) avukat, -ADVOCATENCOLLECTIEF h, (,, lieven) kolektif avukatlar kurumu, -ADVOCATUUR d, avukatlık, (persoon) avukatlar, de sociale - toplumcu avukatlar, -AEROBICS d, mv/çoğ aerobik, -AF I z, 1 (van) de straat - yoldan, -! (köpeğe) otur! çök! 2 - dan/den sonra, - dan/den beri, itibaren, - dan/den bu yana, van de brug - het derde huis köprüden gelirken üçüncü ev, van die dag - o günden beri, - en toe bazen, ara sıra, van dit ogenblik - bu andan itibaren, 3 uzakta, ötede, uzağında, hij woont drie minuten van de weg - yoldan üç dakika uzakta oturuyor, hij is minister - artık bakan değildir, 4 (naar beneden) - dan/den aşağı (doğru), van de berg - dağdan aşağı, 5 -(y)a/e doğru, op iemand - lopen birine doğru yürümek, II s, - zijn a) (klaar zijn) bitmiş/hazır olmak, bitirilmiş olmak, het werk is - iş hazır, bitti, b) (afgemat zijn) bitkin olmak, çökmüş olmak, yorulmak, goed - zijn bir şeyden iyi kurtulmak, bir şeyi atlatmak, slecht - zijn bir şeyden yakayı kötü sıyırmak, zararlı çıkmak, -AFASIE d, med/tıb söz yitimi, -AFBAKENEN f, g, (bakende af, h, afgebakend) işaretlemek, işaretle sınırlarını göstermek, sınır çekmek, een terrein - a) bir sahayı sınırlamak, araziye sınır çekmek, etrafını işaretlemek, b) fig/mec konuyu belirlemek, -AFBEELDEN f, g, (beeldde af, h, afgebeeld) resmetmek, simgelemek, resmini yapmak, fig/mec tasvir etmek, tanımlamak, -AFBEELDING d, (- en) resim, suret, figür, -AFBEKKEN f, g, (bekte af, h, afgebekt) spreekt/kd terslemek, çıkışmak, haşlamak, -AFBELLEN f, g, (belde af, h, afgebeld) telefonla iptal etmek, telefonla gereksizliğini bildirmek, -AFBESTELLEN f, g, (bestelde af, h afbesteld) (siparişi) geri almak, iptal etmek, -AFBESTELLING d, (- en) sipariş iptali, -AFBETALEN f, g, (betaalde af, h, afbetaald) 1 tümünü ödemek, 2 (in termijnen) taksitle ödemek, 3 scheep/den ücretle ödeyerek işten çıkarmak, -AFBETALING d, (- en) ödeme, - in termijnen taksit taksit ödeme, -AFBEULEN f, g, (beulde af, h, afgebeuld) pestilini çıkarmak, çok yormak, yıpratmak, -AFBIJTEN f, g, (beet af, h, afgebeten) 1 dişleyip koparmak, dişle bir parça ısırıp almak, 2 (v, zich afhouden) ısırıp korkutmak, ısırıp uzaklaştırmak, 3 (v, roest enz,) çözeltip yok etmek, fig/mec hij kon zijn tong wel - sözlerine pişman oldu fig/mec de spits - en zor olana başlayan olmak, -AFBIKKEN f, g, (bikte af, h, afgebikt) yontmak, yontarak gidermek, -AFBINDEN f, g, (bond af, h, afgebondcn) 1çözmek, schaatsen - patenleri çözmek 2 med/tıb (ader) kan damarlarnı bağlamak, iple boğmak, -AFBLADEREN f, gs, (bladderde af, is afgebladderd) soyulmak, soyulup dökülmek, -AFBLIJVEN f, gs, (bleef af, is afgebleven) dokunmamak, uzak durmak, van iemand - birinden uzak durmak, van iets - bir şeye dokunmamak, bir şeyden uzak durmak, blijf van mijn boeken af! kitaplarıma dokunma! kitaplanmdan uzak dur! -AFBOEKEN f, g, (boekte af, h, afgeboekt) hesaptan düşmek, (overboeken) başka hesaba geçirmek, transfer yapmak, hesap kapamak, -AFBOENEN f, g, (boende af, h, afgeboend) ovmak, sürtmek, sürterek temizlemek, -AFBORSTELEN f, g, (borstelde af, h, afgeborsteld) fırçalamak, süpürüp almak, fırçalayıp temizlemek, tozunu almak, iemand - a) birinin elbiselerini fırçalamak, b) fig/mec birinin kulağının tozunu almak, -AFBOUWEN f, g, (bouwde af, h, afgebouwd) 1 (v, gebouwen) inşayı tamamlamak, bitirmek, 2 (v, land) ekmek, 3 (geleidelijk verminderen) yavaş yavaş azaltmak, ağır ağır kesmek, -AFBRAAK d, 1 yıkma, tahrip, yıkılma, yıkıntı, kalıntı, enkaz, 2 cheik/kim indirgeme, -AFBRAAKPRODUKT h, (- en) zayıflatma ürünü, -AFBRANDEN I f, g, (brandde af, h, afgebrand) tamamen yakmak, yakarak yok etmek, yakıp kül etmek, II gs, (-, is -) yanmak, tamamen yanmak, yanıp kül olmak, het huis brandde af ev yanıp kül oldu, ev yandı, -AFBREEKBAAR s, ayrışabilir, -AFBREKEN I f, g, (brak af, h, afgebroken) 1 kırmak, kırarak koparmak, koparıp ayırmak, yıkmak, zedelemek, een tak van de boom - ağacın dalını kırıp koparmak, 2 (bouwsel, muur) yıkmak, 3 scheik/kim indirgemek, 4 (kritiseren) keskin eleştiri yapmak, sert eleştirmek, kesmek, iemand zijn woorden - sözünü kesmek, iemand - şerefini lekelemek, een roman - bir romanı şiddetli eleştirmek, 5 (ophouden) kesmek, bırakmak, durdurmak, II gs, (-, is -) 1 kırılmak, bozulmak, 2 (ophouden met) durmak, (lafı) kesmek, -AFBREKEND s, yıkıcı, - e kritiek yıkıcı eleştiri, -AFBREKINGSTEKEN h, (-s) tire işareti, -AFBRENGEN f, g, (bracht af, h, afgebracht) 1 uzaklaştırmak, 2 het er goed - iyi yapmak, iyi sonuçlandırmak, iemand van de goede weg - birini doğru yoldan çıkarmak, iemand van een plan - birini planından vazgeçirmek, caydırmak, -AFBREUK d, - doen aan iets bir şeye zarar vermek, -AFBROKKELEN f, gs, (brokkelde af, is afgebrokkeld) parça parça ayrılmak, parçalanmak, ufalanmak, (v, markt) düşmek, -AFBUIGEN I f, g, (boog af, h, afgebogen) büküp kırmak, de tak van de boom - ağacın dalını büküp kırmak, II gs, (-,is -) yön değiştirmek, sapmak, naar links - sola sapmak, -AFDAK h, (- en) sundurma, saçak, -AFDALEN f, gs, (daalde af, is afgedaald) 1 dalmak, naar de zeebodem - deniz dibine dalmak, alçalmak, 2 - dan/den aşağı doğru inmek, van de berg - dağdan aşağı inmek, in bijzonderheden - detaylara inmek, detaylara dalmak, -AFDAMMEN f, g, (damde af, h, afgedamd) setle kapatmak, (water) setle durdurmak, -AFDANKEN f, g, (dankte af, h, afgedankt) 1 (işten) kovmak, savmak, defetmek, sepetlemek, atmak, 2 fig/mec (buiten gebruik stellen) kullanım dışı bırakmak, atmak, kullanmamak, ıskartaya çıkarmak, -AFDEKKEN f, g, (dekte af, h, afgedekt) 1 örtmek, kapatmak, aardappels - patateslerin üstünü örtmek, 2 (licht) önünü germek, karartmak, köreltmek, maskelemek, 3 foto, örtmek, -AFDELING d, (- en) 1 (departement) bölüm, kısım, şube, servis, departman, (v, boek) bölüm, parça, 2 mil/ask kol, birlik, kıta, 3 (v, wetenschap) branş, bölüm, dal, -AFDINGEN f, gs, (dong af, h, afgedongen) pazarlık etmek, pazarlık yapmak, daar valt niets op af te dingen değiştirilemez, ona karşı söylenecek bir şey yok, -AFDOEN f, g, (deed af, h, afgedaan) 1 (hoed enz,) çıkarmak, kaldrıp almak, de kurk van een fles - tapayı şişeden almak, 2 (prijs) kırmak, düşürmek, iets van de prijs - fiyatı kırmak, 3 (afvegen) temizlemek, tozunu almak, 4 (afmaken) bitirmek, tamamlamak, 5 (afbetalen) kapatmak, ödemek, halletmek, een schuld - borç ödemek, je hebt volkomen bij mij afgedaan bütün güvenimi sarstın, niets - tot (aan) de zaak bir anlamı olmamak, fark etmemek, dat doet er niets aan af bu gerçeği değiştirmez, er geen woord van - sözünden caymamak, tükürdüğünü yalamamak, -AFDOEND s, (meer -,meest -) kati, kesin, caydırıcı, etkin, ikna edici, een - bewijs ikna edici kanıt, een - e maatregel etkin bir önlem, -AFDOENING d, (- en) 1 sonuçlandırma, 2 (v, schuld) ödeme, kapatma, -AFDRAAIEN I f, g,(draaide af, h, afgedraaid) 1 çevirip yok etmek, 2 (v, plaat) çalmak, 3 (film) oynatmak, göstermek, II gs, (-, is -) scheep/den yön değiştirmek, istikametini değiştirmek, sapmak, dönmek, -AFDRAGEN f, g, (droeg af, h, afgedragen) 1 (kledingstuk) eskitmek, ıskartaya çıkarmak, yıpratmak, 2 (geld) teslim etmek, 3 (naar beneden) aşağı indirmek, götürmek, iemand de trap - birini merdivenden aşağı indirmek, -AFDREGGEN f, g, (dregde af, h, afgedregd) dibini tamamen taramak, dibini tırmıklamak, dibini aramak, -AFDRIJVEN I f, gs, (dreef af, is afgedreven) akıntıya kapılmak, sürüklenmek, rotadan çıkmak, (onweer) rüzgarla uzaklaşmak, fig/mec de rivier - akıntıya aşağı gitmek, II g, (-, h -) 1 (helling) aşağı indirmek, aşağı sürmek, 2 med/tıb (aborteren) çocuk düşürmek, kürtaj yapmak, -AFDROGEN f, g, (droogde af, h, afgedroogd) 1 (bulaşlk) kurulamak, silip kurutmak, ik moet elke avond - her akşam bulaşık kurulamalıyım, iemands tranen - birinin kederini hafifletmek, 2 iemand - birinin kulağının tozunu almak birini tokatlamak, -AFDRUIPEN f, gs, (droop af, is afgedropen)1 aşağı damlamak, 2 fig/mec sessizce çekilmek, çekip gitmek, -AFDRUK d, (- ken) 1 basma, baskı, bası, basım, 2 (figuur) iz, 3 (kopie) nüsha, suret, kopya, (foto) resim, fotoğraf, -AFDRUKKEN f, g, (drukte af, h, afgedrukt) (v, foto, bestand) basmak, kopyasını çıkarmak, -AFDWALEN f, gs, (dwaalde af, is afgedwaald) ayrılmak, sapmak, fig/mec konu dışına çıkmak, van het onderwerp - konudan uzaklaşmak, -AFDWINGEN f, g, (dwong af, h, afgedwongen) mecbur etmek, zorlamak, zorla koparmak, een belofte - birine söz verdirmek, respect - saygı uyandırmak, -AFFAIRE d, (-s) 1 olay, iş, mesele, 2 (rechtzaak) dava, 3 - met iemand hebben biriyle aşk ilişkisi olmak, -AFFECTATIE d, (-s) yapmacıklık, naz, -AFFECTIE d, (genegenheid) sempati, sevgi, -AFFICHE h, (-s) afiş, -AFFINITEIT d, (- en) 1 hısımlık, akrabalık, yakınlık, 2 scheik/kim ilgi, bağ, -AFFIRMATIEF s, z, onaylaycı, tasdik edici -AFFIX h, (- en) taalk/dilb ek, takı, -AFFREUS s, korkunç, müthiş, korkunç bir şekilde, -AFFRONT h, (- en) hakaret, kırma, tahkir, -AFGAAN I f, gs, (ging af, is afgegaan) 1 van de weg - uzaklaşmak, yoldan sapmak, een trap - merdiveni inmek, (weggaan) ayrılmak, bırakmak, van zijn vrouw - karısını bırakmak, karısından ayrılmak, van school - okuldan ayrılmak, 2 dat gaat hem gemakkelijk af bu onun için kolaydır, ona kolay gelir, 3 -(y)a/e doğru gitmek, op iets - bir şeye doğru gitmek, op iemand - birinin üzerine yürümek, op iemands woorden - birinin sözlerine güvenerek hareket etmek, 4 (geweer) patlamak, 5 - dan/den çıkarılmak, alınmak, çıkmak, van de winst gaat 48% belasting af kardan % 48 vergi olarak çıkarılacak, 6 (verminderen) azalmak, düşmek, de kleur gaat eraf o renk kayboluyor, 7 (losgaan) çözülmek, 8 (zee) geri çekilmek, 9 thea/tiy van het toneel - oyundan ayrılmak, II g, de rij - sonuna kadar sırayı izlemek, -AFGANG d, (- en) 1 (helling) iniş, 2 (ontlasting) bok, dışkı, çiş, 3 (mislukking) başarısızlık, fiyasko, -AFGEDAAN s, hand/tic satılmış, tükenmiş, bitmiş, -AFGELADEN s, (araç) çok dolu, tıklım tıklım, kalabalık, de treinen waren - (vol) trenler yolcularla doluydu, -AFGELASTEN f, g, (gelastte af, h, afgelast) karşı emirle iptal etmek, -AFGELEEFD s, yaşlanmış, yıpranmış ve zayıf düşmüş, takattan düşmüş, kocamış, ihtiyarlamış, -AFGELEGEN s, z, 1 ücra, uzak, sapa, dıştaki, 2 (eenzaam) yalnız, -AFGEMAT s, yorgun, bitkin, bitmiş, takatı kesilmiş, -AFGEMETEN I s, ölçülü ve ayarlı, II z, fig/mec ölçülü, ihtiyatlı, tedbirli, hij kan zo - spreken öyle ihtiyatlı konuşur, -AFGEPEIGERD s, çok yorgun, bitkin, yorulmuş, tükenmiş, dermanı kesilmiş, takati kesilmiş, dizlerinin bağı çözülmüş, -AFGEPRIJSD s, indirimli, ucuzlamış, fiyatı kırılmış, düşürülmüş, ikramlı, ucuz, -AFGESCHEIDEN s, ayrılmış, ayrı, - van - dan/den, ayrı, göz önüne almayarak, -AFGESLOTEN s, 1 (v, vergadering) girilmez, kapalı, 2 (aaneensluitend) kapatılmış, arasız, aralıksız, -AFGESPROKEN I s, kararlaştırılan, II ünl, -! anlaştık! -AFGESTORVEN s, ölmüş, ölü, ölüp gitmiş, - takken kuru dallar, -AFGETOBD s, uğraşıp yorulmuş, bitkin düşmüş, yıpranmış, çökmüş, -AFGEVAARDIGDE d, (-n) 1 vekil, delege, 2 ( volksvertegenwoordiger) temsilci, temsilciler meclisi üyesi, mebus, milletvekili, -AFGEVEN I f, g, (gaf af, h, afgegeven) 1 vermek, teslim etmek, een boodschap - mesaj vermek, 2 (getuigschrift enz,) düzenleyip vermek, yazılı (resmi) belge vermek, 3 (verspreiden) yaymak, bırakmak, vuur - bir hedefe ateş etmek, 4 op iemand (iets) - biri (bir şey) hakkında kötü konuşmak, 5 zich - met iemand seviyesiz insanlarla düşüp kalkmak, zich - met iets bir şeye burnunu sokmak, met zulke kleinigheden geeft hij zich niet af kartal sinek avlamaz, II gs, (v, kleur, verf) çıkmak, dökülmek, bırakmak, -AFGEZAAGD s, bayagı, adi, basmakalıp, sıradan, eskimiş, een - onderwerp basmakalıp konu, -AFGEZANT d, (- en) temsilci, elçi, sefir, -AFGEZIEN ilg, - van - dan/den başka, dikkate alınmadan, - dan/den ayrrı, bir yana, - nin dışında, -AFGEZONDERD s, z, ayrılmış, tecrit olmuş, ıssız, yalnız, tek başına, - wonen uzakta ve yalnız oturmak, -AFGHAAN d, I (Afghanen) Afganlı, Afganistanlı, -AFGHANISTAN Afganistan, -AFGIETEN f, g, (goot af, h, afgegoten) 1 suyunu süzmek, süzgeçten geçirmek, 2 (beeld) kalıbını çıkarmak, -AFGIETSEL h, (-s) 1 (afbeeldsel) kalıp, şekil, 2 (vocht) dökülen sıvı, -AFGIFTE d, teslim, tevdi, bij - tesliminde, alındığında, tegen - van teslimi karşılığında, -AFGLIJDEN f, gs, (gleed af, is afgegleden) aşağı kaymak, kayıp düşmek, de jas gleed van zijn schouders af palto umuzundan kayıp düştü, -AFGOD d, (- en) put, sanem, fetiş, -AFGODERIJ d, (- en) putlaştırma, -AFGOOIEN f, g, (gooide af, h, afgegooid) 1 (naar beneden werpen) aşağı düşürmek, aşağı atmak, 2 (door gooien) atıp düşürmek, appels van de boom - elmalan ağaçtan düşürmek, 3 (kledingstuk) çıkarıp atmak, -AFGRAVEN f, g, (groef af, h, afgegraven) kazmak, kazıp toprağı atmak, kazıp alt tabakayı ortaya çıkarmak, kazıp açmak, -AFGRAZEN f, g, (graasde af, h, afgegraasd) 1 otlamak, otlamaya devam etmek, yiyip kısaltmak, 2 fig/mec tamamen araştırmak, -AFGRENDELEN f, g, (grendelde af, h, afgegrendeld) kapatmak, sınır çekmek, -AFGRIJSELIJK s, korkunç, iğrenç, çok çirkin, müthiş, een - e moord korkunç bir cinayet, - koud müthiş soğuk, -AFGRIJZEN h, tiksinti, nefret, (een) - hebben van - dan/den nefret etmek, -AFGROND d, (- en) uçurum, çukur, eşik, in een - vallen uçuruma düşmek, -AFGUNST d, kıskançlık, kıskanma, haset, günü, - koesteren kıskançlık beslemek, hasetlenmek, -AFGUNSTIG s, z, kıskanç, hasetçi, gıptacı, imrenen, - e blikken haset bakışlar, - zijn hasetçi olmak, -AFHAKEN I f, g, (haakte af, h, afgehaakt) 1 (losmaken) çıkarmak, ayırmak, wagons - vagonları ayırmak/çıkarmak, 2 (haakwerk) örgüyü bitirmek, II gs, fig/mec (niet meer meedoen) çekilmek, bırakmak, oyun bozanlık yapmak, -AFHAKKEN f, g, (hakte af, h, afgehakt) kesmek, baltayla ayırmak, baltalamak, hepsini kesmek, een tak van de boom - ağacın dalını balta ile kesmek, -AFHALEN f, g, (haalde af, h, afgehaald) 1 gidip almak, iemand van het station - birini istasyondan almak, 2 (vlag enz,) aşağı indirmek, 3 (zorla bir şevden) almak, ayırıp almak, bij iemand iets - birinden bir şeyi kurnazca almak, 4 bedden - yatak çarşaflarını sökmek, -AFHAMEREN f, g (hamerde af, h, afgehamerd) 1 het agendapunt - gündem maddesini çabucak karara bağlamak, 2 een spreker - masaya vurup konuşmacıyı susturmak, -AFHANDELEN f, g, (handelde af, h, afgehandeld) karara/çözüme bağlamak, sonuçlandırmak, halletmek, çözmek, deze zaak is afgehandeld bu iş karara bağlandı, -AFHANDIG s, iemand iets - maken bir şey birinden kurnazca aşırmak, -AFHANGEN I f, gs,(hing af, h, afgehangen) 1 bağlı olmak, dat hangt van u af bu size bağlı, het hangt er van af duruma bağlı, 2 (naar beneden) aşağı sarkmak, II g, (gordijnen enz,) aşağı indirmek, -AFHANGEND s, sarkık, -AFHANKELIJK s, l - van -(y)a/e bağlı, muhtaç, zijn van - (y)a/ebağlı olmak, 2 bağımlı, tabi, de operatie is - van het weer operasyon havaya bağlı, -AFHANKELIJKHEID d, bağımlılık, bağlılık, -AFHELLEN f, gs, (helde af, h, afgeheld) meyilli olmak, inişli olmak, -AFHOUDEN f, g, (hield af, h, afgehouden) 1 uzak tutmak, yaklaştırmamak, de kinderen moet je van mijn tafel - çocukları masamdan uzak tutmalısın, een hond met een stok van zich - sopa ile köpeği kendinden uzak tutmak, hou je handen daar van af çek elini oradan, uzak dur, 2 (verhinderen) alıkoymak, mani olmak, engel olmak, iemand van zijn werk - birini işinden alıkoymak, fig/mec de boot - işi savsaklamak, kaytarmak, hij kon zijn ogen niet van haar - gözünü o kızdan ayıramadı, 3 (aftrekken) (ücretten) kesmek, çıkarmak, van het loon - maaşları kesmek, maaşları düşmek, -AFHOUWEN f, g, (hieuw af, h, afgehouwen) kesmek, vurup koparmak, kesip düşürmek, een tak - bir dalı kesmek, -AFHUREN f, g, (huurde af, h, afgehuurd) (geheel huren) tamamen kiralamak, -AFJAGEN f, g, (joeg af, jaagde af, h, afgejaagd) (v, terrein) kovalamak, kovmak, korkutup çıkarmak, papuçlarını eline vermek, de kinderen van de stoep - çocukları kaldırımdan kovmak, -AFJAKKEREN f, g, (jakkerde af, h, afgejakkerd) 1 çok yormak, yorgunluktan işini bitirmek, 2 het werk - bir işi acele ve baştan savma yapmak, baştan savmak, 3 een weg (een afsland) - dört nala bir hızla bir yolu (mesafeyi) katetmek, 4 een paard - atı koşturup yormak, -AFK afkorting kısaltma, -AFKAMMEN f, g, (kamde af, h, afgekamd) 1 tarayarak temizlemek, 2 (bekritiçeren) yermek, yersiz/haksız eleştirmek, -AFKANTEN f, g, (kantte af, h, afgekant) 1 köşeleri eğmek, uydurmak, köşeleri atmak, 2 (breiwerk) kenar çekmek, kenarlamak, kenar kıvırmak, -AFKAPEN f, g, (kaapte af, h, afgckaapt) kurnazca çalrnak, aşırmak, iemand iets - birinden bir şeyi yürütmek, -AFKAPPEN f, g (kapte af, h, afgekapt) kesip ayırmak, vurup düşürmek, een tak van een boom - ağacın dalını kesmek, -AFKEER d, nefret, tiksinti, iğrenme, een - hebben van - dan/den nefret etmek, hoşlanmamak, - opwekken nefret uyandırmak, een - van liegen hebben yalandan nefret etmek, -AFKEREN f, g (keerde af, h, afgekeerd) 1 başka yöne çevirmek, het hoofd - başını çevirmek, de blik - bakışını başka yöne çevirmek, 2 (afweren) çelmek, saptırmak, kaydırmak, mani olmak, engellemek, 3 zich van iemand (iets) - biri ile (bir şeyle) ilişkisini kesmek, birinden (bir şeyden) yüz çevirmek -AFKERIG s, niet - zijn van - dan/den hoşlanmak, -AFKETSEN I f, gs, (ketste af, is afgeketst) 1 çarpıp sıçramak, 2 (verworpen worden) reddedilmek, geri çevrilmek, II g, (-, h, -) (verwerpen) geri çevirmek, kabul etmemek, -AFKEUREN f, g, (keurde af, h, afgekeurd) 1 bozuk çıkarmak, sakata ayırmak/çıkarmak, çürüğe ayırmak/çıkarmak, een auto - arabayı çürüğe çıkarmak, ıskartaya çıkarmak, iemand - mil/ask birini sakata çıkarmak, çürüğe çıkarmak, hij is - afkekeurd sakata ayrıldı, 2 geri çevirmek, beğenmemek, een plan - planı geri çevirmek, 3 (laken) yermek, kırmak, çirkin görmek, tenkit etmek, eleştirmek, -AFKEUREND s kınayıcı, mahkum edici, yerici, menfi, een - e blik kınayıcı bakış, -AFKEURING d, (- en) 1 çürüğe çık(art)ma, sakata ayırma, 2 (het ongunstig beoordelen) onamama, kınama, -AFKICKEN f, gs, (kiekte af, is afgekiekt) - van uyuşturucu tedavisi görmek, -AFKIJKEN f, g, (keek af, h, afgekeken) 1 sonuna kadar seyretmek, çok seyretmek, een film - bir filmi sonuna kadar seyretmek, het mooie van iets - bir şeyden bıkana kadar bakmak, güzelliğini kanıksamak, 2 iets van iemand - bir şeyi birindcn görerek öğrenmek, de straat - caddeyi bakarak araştırmak, 3 (bij tentamen) bakıp kopya çekmek, -AFKLOPPEN f, g, (klopte af, h, afgeklopt) 1 vurarak tozunu çırpmak/silkelemek, 2 (bezweren) defetmek, (kötülükten kurtarmak için bir şeye) vurmak, tıklamak, -AFKNAGEN f, g, (knaagde af, heeft afgeknaagd) (bir parça) kemirmek, sıyırmak, -AFKNAPPEN f, gs, (knapte af, is afgeknapt) kırıp koparmak, kopup kırılmak - op iemand (iets) birine (bir şeye) katlanamamak, tahammül edememek, psych/psik sinirleri çökmek, siniri bozulmak, -AFKNIJPEN f, g, (kneep af, h, afgeknepen) (tırnakla, cımbızla) tutup çıkarmak, -AFKNIPPEN f, g, (knipte af, h, afgeknipt) (makasla) kesmek, kesip kısaltmak, zij heeft een stuk van mijn haar afgeknipt saçlarımdan bir parça kesti, -AFKNOTTEN f, g, (knotte af, h, afgeknot) ucunu kesmek, tepesini kesmek, kütleştirmek, başını vurmak, -AFKOELEN I f, g, (koelde af, h, afgekoeld) soğutmak, II gs, (-, is -) soğumak, serinlemek, het is sterk afgekoeld hava çok serinledi, -AFKOELING d, (- en) soğu(t)ma, fig/mec soğukluk, serinlik, -AFKOKEN I f, g, (kookte af, h, afgekookt) kaynatarak kemikten ayırmak, haşlayıp kabuğunu ayırmak, II gs, (-, is -) haşlanarak kemikten ayrılmak, pişip sıyrılmak, -AFKOMEN f, gs, (kwam af, is afgekomen) 1 een trap - merdivenden aşağı inmek, aşağıya doğru gelmek, (v, rivier) boyunca gelmek, 2 op iemand (op iets) - birine (bir şeye) doğru gitmek, 3 (bevrijd worden) kurtulmak, başından atmak - van iemand birinden kurtulmak, ik kon niet van hem - ondan kurtulamadım, er goed van - iyi kurtulmak, ucuz atlatmak, 4 (officieel bekend worden) resmen yayımlanmak, çıkmak, bildirilmek, 5 - van - dan/den gelmek/türemek, -AFKOMST d, nesil, soy, asıl, kaynak, köken, van Franse - Fransız (asıllı), -AFKOMSTIG s, 1 - uit a) ...doğumlu, - uit Ankara Ankara doğumlu, b) - dan/den gelen, - uit een goede familie iyi aileden, 2 - van het Frans Fransızcadan türeyen, - van (gemaakt door)...tarafından yapılmış, -AFKONDIGEN f, g, (kondigde af, h, afgekondigd) bildirmek, ilan etmek, resmen bildirmek, -AFKONDIGEN d, (- en) ilan, bildiri, duyuru, huwelijks- evlenme ilanı, -AFKOOP d, (...kopen) rehinden kurtarma, geri alma, -AFKOOPSOM d, (- men) (rehinden) kurtarma bedeli, rehin bedeli, -AFKOOPWAARDE d, (v,polis) geri satın alma bedeli, -AFKOPEN f, g, (kocht af, h, afgekocht) (verplichting) bedelini ödeyip kurtarmak, gevangenisstraf - hapis cezasmı paraya çevirip kurtarmak, mil/ask dienst - askerlik bedelini ödeyip kurtulmak, -AFKOPPELEN f, g, (koppelde af, h, afgekoppeld) bağı ayırmak, bağlantıyı çözmek, -AFKORTEN f, g, (kortte af, h, afgekort) kısaltmak, -AFKORTING d, (- en) kısaltma, -AFKRABBELEN f, g, (krabbelde af, h, afgekrabbeld) çıkarmak, kazıyıp temizleme, -AFKRABBEN f, g, (krabde af, h, afgekrabd) kazımak, kazıyıp almak, kazıyıp atmak, kazıyarak çıkarmak veya temizlemek, oude verf van een kast - dolabın eski boyasını kazıyarak çıkarmak, -AFKUNNEN f, g, (kon af, h, afgekund) bitirebilmek, bitirmek, meer dan hij als afkan yapabileceğinden daha fazla, iets alleen niet - bir şeyi tek başına başaramamak, -AFLAAT d, (...laten) günah çıkarma, günahları bağışlama, -AFLADEN f, g, (laadde af, h, afgeladen) boşaltmak, indirmek, tahliye etmek, de koffers - valizleri indirmek, -AFLATEN I f, g, (liet af, h, afgelaten) indirmek, yolu göstermek, geçirmek, eşlik etmek, iemand de trap - birini merdivenden indirmek, II gs, van iets - bir şeyden vazgeçmek, el çekmek, bir şeyi bırakmak, hij liet niet af haar te slaan onu dövmeye devam etti, -AFLEGGEN f, g, (legde af, h, afgelegd) 1 (kledingstuk) çıkar(t)mak, çıkarıp koymak, 2 yapmak, een eed - yemin etmek, rekenschap - hesap vermek, 3 yerine getirmek, een bezoek - ziyaret yerine getirmek, ziyaret yapmak, 4 (afstand) katetmek, almak, 5 het (doodgaan) ölmek, (verliezen) pes etmek, yenilmek, kaybetmek, birine pes etmek, birine karşı koyamamak, 6 een examen - sınav yapmak, sınava girmek, 7 het tegen iemand (iets) birinin küçüğü olmak, birine (bir şeye) karşı koymamak, 8 een dode - ölüyü gömmeye hazırlamak, -AFLEGGER d, (-s) 1 cenaze hazırlayıcı, 2 (kledingstuk) ıskarta elbise, eski elbise, -AFLEIDEN f, g, (leidde af, h, afgeleid) 1 (van aandacht) dikkatini dağıtmak, iemand van zijn werk - birinin işinden dikkatini dağıtmak, 2 iemand ergens van - birine rehberlik edip başka yere götürmek, iemand van de weg - yoldan geçirmek, 3 (in andere richting) başka yöne çevirmek, saptırmak, 4 (woorden) a) türetmek, b) kökünü çıkarmak, 5 (induceren) sonuç çıkarmak, -AFLEIDER d, (-s) saptırıcı, -AFLEIDING d, (- en) 1 dikkat dağıtan şey, dikkat dağınıklığı, dikkat dağıtma, iemand - bezorgen birinin dikkatini dağıtmak, ik heb echt - nodig dikkatimi dağıtacak bir şeye ihtiyacım var, 2 taalk/dilb türetme, (woord) türem, türetme sözcük, -AFLEIDINGSMANOEUVRE d, (-s) şaşırtma manevrası, -AFLEREN f, g, (leerde af, h/is afgeleerd) 1 (beceri) yapmayarak unutmak, (alışkanlık) vazgeçmek, bırakmak, het roken - sigarayı unutmak, sigarayı bırakmak, dat moet je - onu unutmalısın, 3 (iemand iets -) birini bir şeyden vazgeçirmek, birine bir şeyi unutturmak, ik zal je - om... - mayı/meyi sana unutturacağım, -AFLEVEREN f, g, (leverde af, h, afgeleverd) teslim etmek, -AFLEVERING d, (- en) 1 teslim, 2 (v,programma) dizi, bölüm, seri, 3 (v, tijdschrift) sayı, 4 (v, boek) cilt, dizi, een woordenboek in drie - en üç ciltlik sözlük, -AFLEZEN f, g, (las af, h, afgelezen) 1 (tot het einde) sonuna kadar okumak, 2 (namen oplezen) okumak, okuyarak bildirmek, 3 (van gezicht, yüzünden) okumak, -AFLICHTEN f, g, (lichtte af, h, afgelicht) örtüsünü açmak, üstünü açmak, üstünü kaldırıp almak, -AFLIKKEN f, g, (likte af, h, afgelikt) 1 yalamak, yalayarak almak, de stroop van de lepel - şurubu kaşıktan yalamak, 2 yalayarak temizlemek, zijn vingers - parmaklarını yalayıp temizlemek, fig/mec de taart is om je vingers bij af te likken pasta parmak yalatacak kadar tatlı, -AFLOOP I d, 1 akma, geçiş, akış, 2 scheep/den kızaktan suya inme, 3 (v, termijn) son, son süre, bitiş, 4 (uitslag) sonuç, bitiş, son, de - van het verhaal hikayenin sonucu, de - van een examen bir sınavın sonu, na - van deze termijn bu süre bittikten sonra, ongeluk met dodelijke - ölümle sonuçlanan kaza, II (...lopen) (v, water) su tesisatı -AFLOPEN I f, gs, (liep af, h/is afgelopen) 1 (v, termijn) bitmek, sona ermek, son bulmak, het contract loopt af kontrat/sözleşme bitiyor, 2 (v, vuur) sönmek, 3 (uurwerk) durmak, 4 sonuçlanmak, bitmek, son bulmak, sona ermek, het liep goed af iyi bitti, olumlu sonuçlandı, hoe is het werk afgelopen? iş nasıl sonuçlandı, nasıl oldu? het is afgelopen bitti, 5 (weglopen) uzaklaşmak, ayrılmak, 6 -(y)a/e doğru yürümek, koşmak, op de stad - şehire doğru yürümek, 7 sapmak, kaymak, çıkmak, de draad loopt van de katrol af ip kangaldan sapıyor, kayıyor, II gs, (-, h, -) (naar beneden) aşağı inmek, (hellen) meyil göstermek, meyillenmek, III g, (-, h -) 1 yıpratmak, eskitmek, ik heb mijn schoenen afgelopen ayakkabılarımı eskittim, 2 (tot einde) sonuna kadar izlemek, 3 (yol, şehir, dükkan) dolaşmak, gezmek, de stad - şehri adamakıllı gezmek, alle huizen - ev ev dolaşmak, ev ev taramak, 4 fig/mec okulu bitirmek, 5 (veel lopen) iyice dolaşmak, -AFLOSSEN f, g, (loste af, h, afgelost) 1 (v, schuld) ödemek, 2 (vervangen) yerini almak, nöbet değiştirmek, iemand - birinin nöbetini almak, -AFLOSSING d, (- en) 1 ödenme, 2 (v, wacht) değişme, nöbetleşme, -AFLUISTEREN f, g, (luisterde af, h, afgeluisterd) kulak kabartmak, gizlice dinlemek, çaktırmadan dinlemek, kulak misafiri olmak, -AFMAAIEN f, g, (maaide af, h, afgemaaid) iyice biçmek, tırpanlamak, -AFMAKEN f, g, (maakte af, h, afgemaakt) 1 (voltooien) bitirmek, tamamlamak, 2 (doden) (v, mensen) katletmek, öldürmek, (v, dieren) katletmek, kesmek, öldürmek, 3 een boek - bir kitabı acımasızca eleştirmek, 4 zich van iets - bir şeyi baştan savmak, bir şeyden sıyrılmak/kurtulmak, iemand - birini alıp alıp yere vurmak, birini acımasız eleştirmek, -AFMARCHEREN f, gs, (marcheerde af, is afgemarcheerd) (yürüyerek) yola çıkmak, -AFMATTEN f, g, (matte af, h, afgemat) yormak, bitkin düşürmek, halsizleştirmek, çökertmek, de koorts heeft haar afgemat ateş onu çökertti, -AFMELDEN f, g, (meldde af, h, afgemeld) aynlışını bildirmek, hareketini bildirmek, -AFMEREN f, g, (meerde af, h, afgemeerd) gemiyi karaya palamarlamak, -AFMETEN f, g, (mat af, h, afgemeten) ölçmek, ölçüp belirlemek, ölçüsünü almak, de kamer - odayı ölçmek, de tijd - süreyi belirlemek, van een stuk katoen drie meter - pamuk kumaştan üç metre ölçüp almak, anderen naar zichzelf - diğerlerini kendine göre değerlendirmek, -AFMETING d, (- en) ölçüm, ölçü, ebat, boyut, -AFNAME d, 1 alış, satınalma, bij - van 100 stuks geven wij 5% korting yüz tane alırsanız, % 5 indirim yapıyoruz, 2 (vermindering) azalış, azalma, -AFNEEMBAAR s, yerinden sökülebilir, oynatılır, kaldırılabilir, taşınabilir, -AFNEMEN I f, g, (nam af, h, afgenomen) 1 alıp uzaklaştırmak, kaldırmak, (v, school) çıkarmak, almak, 2 een verband - sargıyı çözmek, çözüp almak, 3 (afzetten) çıkarmak, 4 (reinigen) temizlemek, silmek, (leke çıkarmak) 5 het eten - sofrayı kaldırmak, 6 (kopen) satın almak, 7 almak, neem maar vijf gulden van he geld af paradan beş gulden al, iemand het woord - birinin lafını kesmek, konuşmaya devam ettirmemek, iemand iets - birinin elinden bir şeyi almak, zij nam het kind zijn speelgoed af o oyuncağı çocuğun elinden aldı, iemand een verhoor (examen) - birini sorguya (imtihana) çekmek, II gs, (-, is -) (minder worden) azalmak, düşmek, hafiflemek, eksilmek, zayıflamak, de zieke is de laatste dagen - afgenomen hasta son günlerde zayıfladı de bevolking neemt af nüfus azalıyor, nüfus düşüyor, de koorts is aan het - ateş düşüyor, -AFNEMER d, (-s) alıcı, müşteri, -AFNEMING d, 1 (vermindering) azalış, düşme, düşüş, 2 de - van het kruis Ísanın çarmıhtan indirilişi, -AFPAKKEN f, g, (pakte af, h, afgepakt) 1 kapmak, kapıp kaçırmak, 2 (afladen) indirmek, boşaltmak, -AFPALEN f, g, (paalde af, h, afgepaald) 1 çitle çevirmek, kazıkla çevirmek, 2 fig/mec sınırlamak, sınırlarını belirlemek, -AFPASSEN f, g, (paste af, h, afgepast) (jurk) son kez denemek, son kez giymek, -AFPELLEN f, g, (pelde af, h, afgepeld) kabuğunu soymak, de schil van een sinaasappel - portakalın kabuğunu soymak, -AFPERKEN f, g, (perkte af, h, afgeperkt) sınırlarını belirlemek, çevirmek, fig/mec iemands bevoegdheden - birinin yetkisini sınırlamak, -AFPERSEN f, g, (perste af, h afgeperst) 1 sıkıştırmak, sıkmak, ezmek, 2 fig/mec (dwingen tot) şantaj yapmak, iemand iets - birini bir şeye zorlamak, iemand geld - birini para vermeye zorlamak, para için şantaj yapmak, -AFPERSER d, (-s) şantazcı, -AFPERSING d, (- en) şantaj, -AFPIKKEN f, g, (pikte af, h, afgepikt) 1 gagalayıp almak, gagalamak, 2 iemand iets - kurnazca birinden bir şey almak, -AFPINGELEN f, g, (pingelde af, h, afgepingeld) (sıkı pazarlıkla) fiyatı kırmak, fiyatı düşürmek, -AFPLATTEN f, g, (platte af, h, afgeplat) yassıltmak, yassılaştırmak, düzlemek, -AFPLUKKEN f, g, (plukte af, h, afgeplukt) koparmak, koparıp almak, -AFPOEIEREN f, g, (poeierde af, h, afgepoeierd) fig/mec başından savmak, sepetlemek, -AFPRATEN f, g, (praatte af, h, afgepraat) (birçok konuda) konuşmak, we hebben gisteren heel wat afgepraat dün çok konuları konuştuk, -AFRADEN f, g, (raadde af, h, afgeraden) akıl çelmek, iemand - iets te doen birine bir şey yapmamasını tavsiye etmek, -AFRAMMELEN f, g, (rammelde af, h, afgerammeld) (afranselen) pataklamak, dövmek, tartaklamak, sırtını okşamak, sopadan geçirmek, -AFRAMMELING d, (- en) patak, tartak, iemand een - geven birini tartaklamak, -AFRANSELEN f, g, (ranselde af, h, afgeranseld) dövmek, pataklamak, kulağının tozunu almak, -AFRASPEN f, g, (raspte af, h, afgeraspt) rendelemek, kaas - peynir rendelemek, -AFRASTEREN f, g, (rasterde af, h, afgerasterd) parmaklıklarla çevirmek, een tuin - bahçenin etrafını parmaklıklarla çevirmek, -AFRASTERING d, (- en) parmaklık, -AFREAGEREN f, g, (reageerde af, h, afgereageerd) (woede, teleurstelling) gidermek, boşaltmak, atmak, zijn woede - op iemand (op iets) - hıncını birinden (bir şeyden) almak, -AFREIZEN f, g, (reisde af, h, afgereisd) (land, gebied) baştan sona gezmek, dolaşmak, -AFREKENEN f, g, (rekende af, h, afgerekend) 1 (rekening vereffenen) çıkarmak, hesaplayıp çıkarmak, düşmek, 2 (betalen) ödemek, ober! kan ik -? garson, hesabı veriniz lütfen! hesabı ödeyebilirmiyim? met iets - bir şeye son vermek, met iemand - biriyle hesaplaşmak, birinden öcünü almak, -AFREKENING d, (- en) (bewijs) hesap makbuzu, hesap, -AFREMMEN f, g, (remde af, h, afgeremd) frenleyip hızını azaltmak, frenlemek, -AFRICHTEN f, g, (richtte af, h, afgericht) 1 eğitmek, terbiye etmek, alıştırmak, een dier op iets - hayvanı bir şeye alıştırmak, 2 (v, ogen) başka yöne çevirmek, -AFRIJDEN I f, gs, (reed af, h, afgereden) (rijexamen doen) şoförlük sınavı vermek, II g, 1 (afstand) katetmek, yol almak, yolu sonuna kadar izlemek, 2 (een land) sürerek dolaşmak, 3 (v, paard) koşturup çok yormak, yıpratmak, -AFRIKA h, Afrika, -AFRIKAAN d, (...kanen) (erkek) Afrikalı, -AFRIKAANTJE (-s) bot, kadife çiçeği, -AFRIKAANS I s, Afrikalı, Afrikaya ait, II h, Güney Afrikada konuşulan Hollanda lehçesi, -AFRIKAANSE d, (-n) (bayan) Afrikalı, -AFRISTEN f, g, (riste af, h, afgeritst) tanelerini koparmak, salkımı sıyırmak, sıyırıp almak, -AFRIT d, (- ten) çıkış, -AFROEIEN f, g, (roeide af, is afgeroeid) (rivier, kanaal) kürek çekerek katetmek, -AFROEPEN f, g, (riep af, h, afgeroepen) 1 iemand van zijn werk - birini işinden yanına çağırmak, 2 (namen) (isimleri) tek tek yüksek sesle söylemek, 3 (afkondigen) resmen ilan etmek, bildirmek, duyurmak, -AFROLLEN I f, g, (rolde af, h, afgerold) açmak, çözmek, een klosje garen - çileyi açmak, II gs, (-, is -) 1 aşağıya yuvarlanmak, de vaten rolden de trap af fıçılar merdivenden aşağıya yuvarlandı, hij rolde van de trap af merdivenden aşağı yuvarlandı, 2 (openrollen) yuvarlanıp açılmak, -AFROMEN f, g, (roomde af, h, afgeroomd) 1 (melk) kaymağını almak, 2 de markt - piyasanın yağını yemek, -AFRONDEN f, g, (rondde af, h, afgerond) 1 (rond maken) yuvarlaklaştırmak, yuvarlak yapmak, yumak yapmak, 2 (voltooien) bitirmek, tamamlamak, 3 wisk/mat tamamen tamamlamak, yuvarlak bir rakam koymak, de prijzen werden op vijf gulden afgerond fiyatlar beş guldene tamamlandı, -AFROSSEN f, g, (roste af, h, afgerost) 1 (afranselen) dövmek, tartaklamak, sırtını okşamak, 2 (paarden) tımarlamak, 3 (vermoeien) (atları) koşturup yormak, -AFRUIMEN f, g, (ruimde af, h, afgeruimd) toparlamak, toplamak, devşirip kaldırmak, de tafel - sofrayı toparlamak, üzerindekileri alıp temizlemek, wie ruimt er af kim masayı topluyor? -AFRUKKEN f, g, (rukte af, h, afgerukt) 1 koparmak, 2 (aftrekken) çekip almak, çekip çıkarmak, de machine heeft zijn hand afgerukt elini makinaya kaptırdı, -AFSCHAFFEN f, g, (schafte af, h, afgeschaft) 1 iptal etmek, durdurmak, kaldırmak, yürürlükten kaldırmak, feshetmek, de dood traf - ölüm cezasını kaldırmak, 2 (v, gewoonte) bırakmak, vazgeçmek, terketmek, son vermek, -AFSCHAFFING d, (- en) son verme, bırakma, fesih, -AFSCHAMPEN f, gs, (schampte af, is afgeschampt) sekmek, çarpıp kaymak, dokunup sapmak, fig/mec dokunmamak, etkilenmemek, de woorden schampten op hem af sözler onu etkilemedi, -AFSCHAVEN I f, g, (schaafde af, h afgeschaafd) rendelemek, üst kısmmı kazımak, zich het vel van de hand - elinin derisini kazımak, II gs, (-, is -) aşınmak, -AFSCHEID h, ayrılık, veda, ayrılış, - nemen van iemand biri ile vedalaşmak, -AFSCHEIDEN f, g, (scheidde af, h, afgescheiden) 1 ayırmak, (v, ruimte) ayırmak, bölmek, 2 scheik/kim ayrıştırmak, çözeltmek, biol/biyo salgılamak, de lever scheidt gal af karaciğer safra salgılar, 3 zich - van - dan/den ayrılmak, çekilmek, -AFSCHEIDING d, (- en) 1 veda, vedalaşma, 2 biol/biyo salgı, 3 (tussen ruimten) bölme, bölme hattı/duvarı, -AFSCHEIDINGSBEWEGING d, (- en) ayrılıkçı örgüt, -AFSCHEIDSBEZOEK h, (- en) veda ziyareti, ayrılık ziyareti, -AFSCHEPEN f, g, (scheepte af, h, afgescheept) 1 scheep/den yükleyip göndermek, sevk etmek, zand - kumu gemiye yükleyip göndermek, 2 fig/mec iemand - birini sepetlemek, başından savmak, -AFSCHEPPEN f, g, (schepte af, h, afgeschept) yüzünü almak, kaymağını almak, -AFSCHEREN f, g, (scheerde af, h, afgeschoren) 1 kırkmak, yünlerini kesmek, 2 iemands haren - birinin saçlarını tamamen kesmek, -AFSCHERMEN f, g, (schermde af, h, afgeschermd) (önüne) perde çekmek, perdelemek, -AFSCHEUREN I f, g, (scheurde af, h, afgescheurd) 1 yırtarak ayırmak, yırtmak, 2 (zich) - van - dan/den ayrılmak, II gs, (-, is -) yırtılmak, yırtılarak ayrılmak, -AFSCHIETEN I f, g, (schoot af, h, afgeschoten) 1 (afvuren) ateş etmek, pijlen op iemand - birine oklar atmak, 2 (doden) vurup öldürmek, 3 (afschutten) ayırmak, bölmek, II gs, (-, is -) (losgaan) boşalmak, çözülmek, -AFSCHILDEREN f, g, (schilderde af, h, afgeschilderd) 1 (afbeelden) resmini yapmak, 2 (verven) boyamak, een deur - bir kapıyı boyamak, 3 fig/mec (in woorden beschrijven) canlı bir şekilde tasvir etmek, een gebeurtenis levendig - bir olayı canlı bir şekilde tasvir etmek, 4 resmini tamamlamak -AFSCHILLEN f, g, (schilde af, h, afgeschild) soymak, yüzmek -AFSCHRIFT h, (- en) kopya, suret, een gewaarmerkt - mühürlü kopya, een - maken van - nin kopyasını yapmak -AFSCHRIJVEN f, g, (schreef af, h, afgeschreven) 1 (auto) amortismana tabi tutmak, kıymetten düş(ür)mek, (bedrag) hesaptan çıkarmak, hesaptan düşürmek, 2 (ten einde schrijven) yazıp bitirmek, sonuna kadar yazmak, 3 (niet meer rekenen op) gözden çıkarmak, göz önüne almamak, 4 olmayacağını bildirmek, een bezoek - bir ziyaretin olmayacağını bildirmek, zijn meisje - mektupla nişanı bozmak, 5 zich van de lijst laten - ismini listeden çıkarttırmak, adını sildirmek -AFSCHRIJVING d, (- en) muh, Amortisman, bir borcun taksit tasit ödenmesi, yıpranma payı, -AFSCHRIKKEN f, g, (schrikte af, h, afgeschrikt) 1 korkutup caydırmak, ürkütüp vazgeçirmek, gözdağı vermek, yıldırmak, hij laat zich gauw - o kolay kolay caymaz, 2 (afkoelen) metali soğutmak, metale su vermek -AFSCHRIKWEKKEND s, caydırıcı, gözdağı veren, korkutucu -AFSCHROEVEN f, g, (schroefde af, h, afgeschroefd) çevirerek sökmek, söküp çıkarmak, vidalarını söküp ayırmak -AFSCHUDDEN f, g, (schudde af, h, afgeschud) 1 silkmek, silkerek düşürmek, 2 fig/mec zich het juk - boyunduruğu atmak, sorumluluktan kurtulmak, fig/mec hij schudde zijn achtervolgers van zich af peşindekileri ekti, hij schudde die gedachte van zich af fikrinden vazgeçti, 3 zich - silkinip kurtulmak, silkinip atmak -AFSCHUIMEN f, g, (schuimde af, h, afgeschuimd) köpüğünü alıp temizlemek, yüzünü temizlemek, -AFSCHUINEN f, g, (schuinde af, h, afgeschuind) pahlamak, eğik kesmek -AFSCHUIVEN f, g, (schoof af, h, afgeschoven) 1 ite ite sürmek, iterek uzaklaştırmak, 2 (geld uitgeven) ödemek, para vermek, schuif ook maar eens af bir de sen öde! 3 iets op iemand - bir şeyi birine yüklemek, bir şeyi birine yaptırmak, başkasına atmak, de verantwoordelijkheid van zich - sorumluluğu başkasına yüklemek, fig/mec iets van zich - bir şeyi zihninden silmek, zihninden uzaklaştırmak, -AFSCHUREN I f, g, (schuurde af, h, afgeschuurd) ovarak temizlemek, kazıyarak üst tabakasını almak, sıyırmak, II gs, (-, is -) (v,verf) sürtünerek aşınmak, sürtüne sürtüne çıkmak, aşınıp çıkrnak -AFSCHUW d, tiksinti, nefret, iğrenme, met - nefretle, tiksinti ile -AFSCHUWELIJK s, z, 1 tiksindirici, iğrenç, korkunç, aşağılık, 2 fig/mec çok kötü, çok çirkin, rezalet, fena, hij sprak een - Engels çok kötü bir Ingilizce konuştu -AFSCHUWWEKKEND s, tiksinti uyandıran -AFSLAAN I f, g, (sloeg af, h, afgeslagen) 1 (kledingstuk enz,) çırpmak, vurup tozunu almak, vurarak gidermek, yok etmek, hij sloeg het stof van zijn af elbisesini çırptı, 2 (wegslaan) vurup düşürmek, de takken van de bomen - ağacın dalını vurup düşürmek, iemand het hoofd - birinin kellesini vurmak, kafasını kesmek, 3 (weigeren) kesin geri çevirmek, kabul etmemek, 4 mil/ask geri püskürtmek, 5 (met afslag verkopen) açık eksiltme ile satmak, vis - açık eksiltme ile balık satmak, 6 (v, munten) darpetmek, 7 iemand van zich - birini başından atmak, uzaklaştırmak, 8 de thermometer - termometreyi düşürmek, II gs, (-, is -) 1 dönmek, sapmak, naar links - sola dönmek, sola sapmak, naar rechts - sağa sapmak, daar moet jij links - oradan sola dön, sola sap, 2 (v,prijs) düşmek, 3 (v, motor) teklemek, tekleyip durmak -AFSLACHTEN f, g, (slachtte af, h, afgeslacht) 1 kesmek, 2 öldürmek, kılıçtan geçirmek -AFSLAG d, (- en) 1 (v,weg) yol ayrımı sapak, u moet de - Sloten hebben Sloten yol ayırımını tutun, 2 (v, prijs) düşüş, düşürüm, 3 (openbare verkoping) açık eksiltmeli satış -AFSLANKEN I f, g, (slankte af, h, afgeslankt) 1 zayıflatmak, 2 (verminderen) azaltmak, II gs (-, is -) incelmek, zayıflamak -AFSLEPEN f, g, (sleepte af, h, afgesleept) scheep/den yedeğe alıp çekrnek, çekerek götürmek, sürüklemek -AFSLIJPEN f, g, (sleep af, h, afgeslepen) sürterek parlatmak -AFSLIJTEN I f, g, (sleet af, h, afgesleten) aşındırmak, yıpratmak, eskitmek, de zolen van zijn schoenen - ayakkabısının pençelerini eskiterek yok etmek, II gs, (-, is -) 1 (afnemen) azalmak, çökrnek, düşmek, de briefwisseling slijt af mektuplaşma gittikçe azalıyor, 2 (v, broek enz,) eskimek, aşınmak -AFSLOVEN f, g, (sloofde af, h, afgesloofd) yormak, bitkin düşürmek, yıpratmak, zijn lichaam - vücudunu yıpratmak -AFSLUITDAM d, (- men), set, baraj -AFSLUITDIJK d, (- en) set, baraj -AFSLUITEN f, g, (sloot af, h, afgesloten) 1 kapamak, kapatmak, een tuin - bahçeyi kapatmak, 2 (verwijderd houden) kapatıp uzak tutmak, 3 (op slot doen) kilitlemek, 4 (v, gaten) tıkamak, het gas - gazı kapatmak, 5 (v, rekening) hesap kapatmak, 6 zich - kendini soyutlamak, toplumdan uzaklaşmak, 7 een levensverzekering - hayat sigortası yapmak -AFSMEKEN f, g, (smeekte af, h, afgesmeekt) yalvarmak, niyaz etmek, iemand iets - birinden bir şey dilemek -AFSNAUWEN f, gs, (snauwde af, h, afgesnauwd) verip veriştirmek, terslemek, çıkışmak -AFSNIJDEN f, g, (sneed af, h, afgesneden) 1 (couperen) kesip ayırmak, kesmek, budamak, 2 (afsluiten) kesmek, engellemek, de stroom - akımı kesmek, 3 (een weg bezetten) yolu kesmek, tıkamak, engellemek, iemand de weg - birinin yolunu kesmek, 4 een weg - kestirme yolu tutmak -AFSNOEIEN f, g, (snoeide af, h, afgesnoeid) budamak -AFSNOEPEN f, g, (snoepte af, h, afgesnoept) iemand iets - birinden bir şey aşırmak -AFSPANNEN f, g, (spande af, h, afgespannen) 1boyunduruğu çıkarmak, 2 (met de hand) karışlamak, karışla ölçmek -AFSPELEN f, g, (speelde af, h, afgespeeld) 1 zich - olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, vuku bulmak, 2 (plaat, bandje) çalmak, 3 (spel uitmaken) oyunu bitirmek, 4 iemand zijn geld - birinin oyunda parasını almak -AFSPIEGELEN f, g, (spiegelde af, h, afgespiegeld) yansıtmak, iets/iemand - als bir şeyi/birini ... olarak tasvir etmek, -AFSPOELEN I f, g, (spoelde af, h, afgespoeld) l çalkamak, durulamak, sudan geçirmek, 2 (met golfslag) vurarak kıyıyı temizlemek, II gs, (-, is -) dalga ile gitmek -AFSPRAAK d, (afspraken) anlaşma, randevu, buluşma, sözleşme, dat was de - niet bu pazarlıkta yoktu, zich aan de - houden anlaşmaya sadık kalmak, een - met iemand maken biri ile randevulaşmak, biri ile buluşmaya anlaşmak, volgens - a) anlaşmaya göre, b) anlaşıldığı gibi, een - maken om... -(mey)e anlaşmak -AFSPRAAKJE h, (-s) randevu, een - hebben randevusu olmak, ik heb een - randevum var -AFSPREKEN f, g, (sprak af, h, afgesproken) kararlaştırmak, anlaşmak, de afgesproken plaats randevu yeri, kararlaştırılan yer, met iemand iets - biri ile bir şeyi kararlaştırmak -AFSPRINGEN f, gs, (sprong af, is afgesprongen) 1 aşağı atlamak, atlayıp düşmek, van de muur - duvardan aşağı atlamak, 2 fig/mec bozulmak, kesilmek, het plan is afgesprongen plan bozuldu, 3 atlayıp kaybolmak, uzaklaşmak, van een boot - kayıktan atlayıp uzaklaşmak, 4 op iemand (op iets) - birinin (bir şeyin) üzerine atlamak -AFSTAAN f, g, (stond af, h, afgestaan) devretmek, kullanımına vermek, bırakmak, iemand zijn kamer - birine odasını vermek -AFSTAMMELING d, (- en) torun, evlat -AFSTAMMEN f, gs, (stamde af, is afgestamd) 1 van iemand - birinin soyundan gelmek, türünden olmak, 2 taalk/dilb - dan/den türemek -AFSTAMMING d, soy, nesil -AFSTAND d, (- en) 1 (tussen twee punten) mesafe, uzaklık, een grote - afleggen büyük bir mesafe katetmek, 2 fark, de - tussen wens en vervulling arzu ile yerine getirme arasındaki fark, 3 jur/huk (v, recht) feragat, çekilme, - doen van - dan/ - den feragat etmek, çekilmek, - nemen van - dan/den uzak kalmak, sorumluluğu almamak, - van de troon doen tahtan çekilmek -AFSTANDELIJK s, z, ilgisiz, soğuk -AFSTANDSBEDIENING d, 1 (uzaktan) kumanda, 2 (- en) uzaktan kumanda -AFSTAPJE h, (-s) yüksek basamak -AFSTAPPEN f, gs, (stapte af, is afgestapt) 1 inmek, adımlayıp inmek, van een fiets - bisikletten inmek, 2 op iemand (iets) - birine (bir şeye) doğru yürümek, 3 fig/mec van een idee - bir fikirden vazgeçmek, van een onderwerp - konuyu değiştirmek, konu üzerinde durmamak, bir konuyu bırakmak -AFSTEKEN I f, g, (stak af, h, afgestoken) 1 scheep/den sahilden uzaklaştırmak, 2 (graszoden) kesip ayırmak, 3 (vuurwerk) ateşlemek, patlatmak, 4 anlatmak, een verhaal - hikaye anlatmak, een rede - nutuk çekmek, een bezoek - ziyaret yapmak, II gs, (-, is -) - tegen -(y)a/e tezat teşkil etmek, -(y)a/e karşı belirginleşmek -AFTELLEN f, g, (stelde af, h, afgesteld) ayarlamak, kurmak -AFSTELLING d, (- en) tech/tek ayar -AFSTEMMEN f, g, (stemde af, h, afgestemd) 1 (bijstemming) oylayıp reddetmek, 2 muz/müz akort etmek, düzen vermek, 3 (radio, t,v,) istasyona ayarlamak, op radio 2 - radyo 2ye ayarlamak, 4 iets - op iets anders bir şeyi başka bir şeye uydurmak, bir şeyin başka bir şeyle uyumunu sağlamak, de inhoud van de film is afgestemd op de smaak van het publiek filmin içeriği halkın/seyircinin zevkine uydurulmuş -AFSTEMPELEN f, g, (stempelde af, h, afgestempeld) 1mühürlemek, mühür basmak, damgalamak, 2 hand/tic de aandelen - (hisselerin nominal değerini düşürüp) sermayeyi azaltmak -AFSTERVEN f, gs, (stierf af, is afgestorven) 1 (sterven) yavaş yavaş ölmek, 2 (ophouden te bestaan) yok olmak, 3 (v, takken) kuruyup düşmek -AFSTEVENEN f, gs, (stevende af, is afgestevend) - op -(y)a/e doğru gelmek -AFSTIJGEN f, gs, (steeg af, is afgestegen) (altan) aşağı inmek -AFSTOFFEN f, g, (stofte af, h, afgestoft) tozunu almak, tozunu temizlemek, tozdan temizlemek -AFSTOMPEN f, g, (stompte af, h, afgestompt) 1 körleştirmek, köreltmek, kesmez hale getirmek, 2 fig/mec köreltmek, hissizleştirmek, zulk werk stompt de geest af böyle bir iş ruhu köreltir -AFSTORTEN I f, gs, (stortte af, is afgestort) yüksekten akmak, düşmek, II g, (-, h, -) hızla yüksekten düşürmek -AFSTOTEN f, g, (stootte af/stiet af, h, afgestoten) 1 (wegstoten) iterek uzaklaştırmak, vurup uzaklaştırmak, nat/fiz itmek, fig/mec iemand - birini tiksindirmek, 2 med/tıb (nakledilen organı) kabul etmemek, reddetmek, 3 (zich ontdoen van) elden çıkarmak -AFSTOTEND I s, suratsız, çirkin, yılan gibi, tiksindirici, iğrenç II s, tech/tek iten, itici, tepen -AFSTOTING d, (- en) nat/fiz itme, itiş, -AFSTRAFFEN f, g, (strafte af, h, afgestraft) 1cezalandırmak, ceza vermek, 2 sp, avanta almak, 3 (op zijn plaats zetten) haddini bildirmek, burnunu sürtmek, dersini vermek, paylamak -AFSTRALEN I f, g, (straalde af, h, afgestraald) 1 (warmte) ısı yaymak, 2 (licht) ışın yaymak, II gs, (-, is -) ısı veya ışık yayılmak -AFSTREPEN f, g, (streepte af, h, afgestreept) (ismini) çizmek, (listeden) çıkarmak, silmek -AFSTRIJKEN f, g, (streek af, h, afgestreken) (lucifers) yakmak -AFSTROPEN f, g, (stroopte af, h, afgestroopt) 1 (derisini) yüzmek, soymak, tahriş (tahrip) etmek, 2 een gebied a) (haksızca) bir bölgede avlamak, b) bir bölgeyi yağmalamak -AFSTUDEREN f, gs, (studeerde af, is afgestudeerd) in de taalkunde - dilbilimini bitirmek, mezun olmak, bitirmek, bitirmiş olmak, hij is eindelijk afgestudeerd nihayet mezun oldu -AFSTUITEN f, gs, (stuitte af, is afgestuit) 1 çarpıp geri sıçramak, sekmek, dönmek, 2 op iemand ( op iets) - birine (bir şeye) çarpmak, birine (bir) şeye takılmak -AFSTUIVEN f, gs, (stoof af, is afgestoven) 1 (zand) sürüklenerek ufalmak, 2 op iemand (op iets) - hızlıca birine yaklaşmak, üzerine atılmak -AFSTUREN f, g, (stuurde af, h, afgestuurd) 1 sürerek uzaklaştırmak, 2 iemand van zich - birini başından savmak, 3 (zenden) göndermek, een leerling van school - bir öğrenciyi okulda çıkarmak, atmak -AFTAKELEN I f, g, (takelde af, h, afgetakeld) scheep/den donanımı çıkarmak, II gs, (-, is -) gerilemek, kötüye gitmek, gayreti azalmak, hij is aan het - geriliyor, hij ziet er erg afgetakeld uit çok bitkin görünüyor -AFTAKKEN f, g, (takte af, h, afgetakt) dallara/kollara ayırmak, -AFTANDS s, 1 (paard) yeıişkinlik dişi olan, 2 fig/mec yıpranmış, takatsiz, dermansız, zayıf, güçsüz -AFTAPPEN f, g, (tapte af, h afgetapt) (laten uitvloeien) akıtmak, delip akıtmak, akmasını sağlamak, çekmek, fig/mec de telefoon - telefonu gizlice dinlemek -AFTASTEN f, g, (tastte af, h, afgetast) 1 elle yoklamak, dokunarak araştırmak, 2 fig/mec yoklamak, araştırmak -AFTEKENEN f, g, (tekende af, h, afgetekend) 1 (ondertekenen) parafe etmek, imzalamak, 2 (beschrijven, şeklini) çizmek, çizerek tasvir etmek, 3 zich - tegen/op açıkça görünmek, fark edilmek, 4 (afmaken) resmi bitirmek/tamamlamak -AFTELLEN f, g, (telde af, h, afgeteld) (v, dagen) saymak, fig/mec iple çekmek, hij telde de dagen af tot het einde van zijn militaire dienst askerlik sonunu iple çekiyordu -AFTELLING d, (- en) geri sayma -AFTIKKEN f, g, (tikte af, h, afgetikt) 1 hafifçe vurarak düşürmek, 2 (bij kinderspel) birini dokunup oyundan çıkarmak, 3 (v, typewerk) yazıp bitirmek -AFTILLEN f, g, (tilde af, h, afgetild) kaldırmak, het deksel van de put - kuyunun kapağını kaldırmak -AFTOBBEN f, g, (tobde af, h, afgetobd) zich - kendini üzmek, yıpratmak, kendini bitirmek -AFTOCHT d, (- en) mil/ask çekiliş, ayrılış, de - blazen a) çekilme sinyali vermek, b) (zich uit de moeilijkheden terugtrekken) zorluklardan kaçmak, güçlüklerden kaçınmak, vrije - garantili çekilme -AFTRAP d, (- pen) sp, ilk vuruş, başlama vuruşu -AFTRAPPEN f, g, (trapte af, h, afgetrapt) 1 vurup uzaklaştırmak, 2 tekmelemek, tekmeleyip devirmek, yuvarlamak, 3 (wegtrappen) ayakla vurup kırmak, 4 sp, başlamak için vurmak, 5 (fietsend afleggen) bisikletle aşmak, bisikletle katetmek -AFTREDEN I f, gs, (trad af, is afgetreden) (zijn functie neerleleggen) çekilmek, ayrılmak, istifa etmek, II g, (-, h, -) 1 (afstand) sonuna kadar adımlamak, yürümek, 2 (meten) adımlayarak ölçmek -AFTREK d, 1 kesinti, indirim, düşürüm, tenzilat, na - van de onkosten masraflar çıkarıldıktan sonra, belasting- vergi kesintisi, na - van... - nin çıkarılmasından sonra, 2 hand/tic talep, goede - vinden iyi talep bulmak, talep görmek/bulmak, weinig - düşük talep -AFTREKBAAR s, vergiden düşülebilen/düşen -AFTREKKEN f, g, (trok af, h, afgetrokken) 1 çekip çıkarmak, çekip uzaklaştırmak, de tafel van de muur - masayı duvardan çekip uzaklaştırmak, 2 wisk/mat çıkarmak, 3 zijn handen van iets - başladığı bir şeyden elini çekmek, kendini uzak tutmak, 4 (v, geld) kesmek, tenzil etmek, 5 med/tıb çekip yok etmek, 6 (masturberen) otuz bir çekmek, 7 kruiden - bitkiyi kaynatıp özünü almak, bitkiyi ayrıştırmak -AFTREKKING d, wisk/mat çıkarma işlemi -AFTREKSEL h, (-s) 1 (extract) öz, 2 een slap - kopya, kopyanın kopyası, berbat bir taklit -AFTREKSOM d, (- men) wisk/mat çıkarma sonucu -AFTREKTAL h, (- len) wisk/mat eksilen -AFTROEVEN f, g, (troefde af, h, afgetroefd) fig/mec iemand - birine haddini bildirmek, burnunu sürtmek, terslemek -AFTROGGELEN f, g, (troggelde af, h, afgetroggeld) yaltaklanarak almak, kurnazca elde etmek -AFTUIGEN f, g, (tuigde af, h, afgetuigd) 1 koşum takımını çıkarmak, koşumu çıkarmak, 2 scheep/den donanımı çıkarmak, 3 iemand - birini pataklamak, dövmek, (met woorden) terslemek, paylamak, ağzının payını vermek -AFVAARDIGEN f, g, (vaardigde af, h, afgevaardigd) (delege, elçi) görevlendirip göndermek, delege tayin etmek -AFVAARDIGING d, (- en) delege, heyet -AFVAART d, (- en) seheep/den hareket, kalkış -AFVAL h, d, (- len) 1 (v fruit) çürük meyve, 2 (v, eten) artık, (overblijfsel) çöp, süprüntü, ıvır zıvır, (v, hout) kıymık, yonga, talaş, (v, steen) moloz, papier - kağıt kırpıntıları -AFVALLEN f, gs, (viel af, is afgevallen) 1 (niet meer meedoen) ayrılmak, çıkmak, katılmamak, van de genodigden vielen er drie af davetlilerden üçü hesaba alınmadılar, 2 (afslanken) kilo vermek, zayıflamak, ik ben 5 kilo afgevallen 5 kilo verdim, beş kilo zayıfladım, 3 (naar beneden vallen) aşağı düşmek, aşağı devrilmek, 4 (naar beneden hangen) aşağı sarkmak, 5 (v, zijn geloof) dönmek, çekilmek, ayrılmak, (van) iemand - birine sadakatsizlik etmek -AFVALLIG s, 1 scheep/den rüzgarla sürüklenen, 2 (v, geloof) sadakatsiz, dönek, - worden van zijn geloof inancından dönmek -AFVALLIGE d, (-n) dönek, inkarcı -AFVALLIGHEID d, döneklik -AFVALPRODUKT h, (- en) ikinci sınıf mahsul, artık ürün, tali ürün -AFVANGEN f, g, (ving af, h, afgevangen) 1 yakalamak, tutmak, iemand zijn wild - fig/mec başkasının kazancına konmak, 2 (v, vliegtuig) uçağı yatay duruma getirmek -AFVAREN I f, gs, (voer af, is afgevaren) seheep/den 1 hareket edip uzaklaşmak, 2 -(y)a/e doğru hareket etmek, op iets - bir şeye doğru hareket etmek, 3 de rivier - akıntı yönünde gitmek, akıntı ile gitmek, II g, (-, h, -) 1 gemi ile katetmek, in hoeveel tijd kan men die afsand -? o uzaklık gemiyle ne kadar zamanda katedilebilir? 2 een afgevaren schip eskimiş gemi, -AFVEGEN f, g, (veegde af, h, afgeveegd) silip almak, süpürüp temizlemek -AFVLOEIEN f, gs, (vloeide af, is afgevloeid) 1 akıp gitmek, aşağı akmak, 2 ayrılmak, çıkmak, van het personeel zijn 200 mensen afgevloeid personelden 200ü işten çıktı -AFVOER d, taşıma, nakliyat, sevkiyat, sevk -AFVOERBUIS d, (...buizen) nakil borusu -AFVOEREN f, g, (voerde af, h, afgevoerd) 1 taşımak, götürmek, nakletmek, 2 çıkarmak, atmak, iemand van de ledenlijst - birini üyeler listesinden silmek, çıkarmak -AFVRAGEN f, (vroeg afvraagde af, h, afgevraagd) zich - merak etmek, kendi kendine sormak, ik vroeg me af waarom nedenini merak ettim, ik vroeg me af of zij nog studeerde onun halen okuyup okumadığını merak ettim, ik vraag mij af of zon machine bestaat acaba öyle bir makina var mı? -AFVUREN f, g, (vuurde af, h, afgevuurd) 1 ateş etmek, een pistool op iemand - birine silahı boşaltmak, 2 fig/mec vragen op iemand - birini soru yağmuruna tutmak -AFWAAIEN I f, gs, (waaide/woei af, is afgewaaid) 1 - van bir yönden esmek, 2 rüzgar tarafından sürüklenmek, esinti ile düşmek, IIg, (-, h, -) sürüklemek, sürükleyerek uzaklaştırmak -AFWAARTS I s, aşağıya eğik, meyilli II 1 z, aşağıya doğru, 2 s, aşağıya meyilli -AFWACHTEN I f, g, (wachtte af, h, afgewacht) 1 sonunu beklemek, 2 zijn tijd - uygun zamanı beklemek, kollamak, de gevolgen - sonucunu beklemek, 3 (met vijandige bedoelingen) hazırlanıp beklemek, II gs, beklemek ve görmek, bekle gör politikası izlemek -AFWACHTING d, in - van - nin beklentisiyle, - nin umuduyla, in - van uw antwoord cevabınızı beklerim -AFWANDELEN I f, gs, (wandelde af, is afgewandeld) aşağı yürümek, van iemand (iets) - yürüyerek birinden (bir şeyden) uzaklaşmak, II g, (-, h, -) 1 (afstand) yürüyerek katetmek, 2 heel wat - çok yürümek, we hebben gisteren heel wat afgewandeld dün epey yürüdük -AFWAS d, bulaşık, de - doen bulaşık yıkamak -AFWASAUTOMAAT d, (...maten) bulaşık makinesi -AFWASBAAR s, yıkanır -AFWASBORSTEL d, (-s) bulaşık fırçası -AFWASMACHINE d, (-s) bulaşık makinası -AFWASMIDDEL h, (- en) bulaşık deterjanı -AFWASSEN I f, g, (waste af, h, afgewassen) 1 bulaşık yıkamak, 2 (v, vlek) yıkayarak yok etmek, yıkayarak temizlemek, 3 scheik/kim arındırmak, II gs, bulaşık yıkamak, ik was af bulaşık yıkıyorum -AFWATEREN f, g, (waterde af, h, afgewaterd) sularını akıtmak, kurutmak -AFWATERING d, akıtıp kurutma -AFWEER d, savunma, müdafaa -AFWEERMECHANISME h, (-n) psych/psik savunma mekanizması -AFWEERSTOF d, (- fen) antikor, hastalığa karşı vücudun ürettiği koruyucu madde -AFWEGEN f, g, (woog af, h, afgewogen) 1 ağırlığı azaltmak, darasını düşmek, 2 (het gewicht bepalen) tartıp ağırlığını belirlemek, tartmak, ölçmek, 3 fig/mec (woorden) ölçmek, iyice düşünmek, tartmak, okkalamak -AFWENDEN f, g, (wendde af, h, afgewend) 1 döndürmek, çevirmek, het hoofd - başını çevirmek, 2 fig/mec (afkeren) atlatmak, savmak, het gevaar - tehlikeyi savmak, uzaklaştırmak, fig/mec zich - van kendini - dan/den uzak tutmak, uzaklaşmak -AFWENNEN I f, g, (wende af, h, afgewend) 1 vazgeçirmek, bıraktırmak, unutturmak, 2 zich een gewoonte - bir alışkanlıktan kurtulmak, II gs, (-, is -) vazgeçmek, unutmak -AFWENTELEN I f, g, (wentelde af, h, afgewenteld) 1 yuvarlayıp uzaklaştırmak, 2 (naar beneden) aşağı doğru yuvarlamak, 3 fig/mec iets - op iemand bir şeyi birinin sırtına yüklemek, II gs, (-, is -) yuvarlanarak aşağı doğru gitmek -AFWEREN f, g, (weerde af, h, afgeweerd) 1 (slag, gevaar) savuşturmak, çelmek, savmak, 2 (vijand) uzak tutmak, uzaklaştırmak, geri çevirmek, 3 (zich verzetten tegen) karşı koymak, karşı çıkmak, kabul etmemek -AFWERKEN f, g, (werkte af, h, afgewerkt) 1 (afmaken) tamamlamak, bitirmek, 2 (uitputten) çalıştrıp çok yormak, afgewerkt zijn çalışmaktan yorulmak, 3 (v, produkten) işlemek, (totaal gebruiken) tamamen kullanmak, afgewerkte olie (tamamen kullanılmış) çürük yağ, kullanılmış makina yağı -AFWERKING d, (- en) tamamlama, tamamlayış -AFWERPEN f, g, (wierp af, h, afgeworpen) 1 (kledingstuk) acelece çıkarıp atmak, çıkarıp fırlatmak, 2 (v, bom) fırlatmak, fırlatıp atmak, 3 iets van zich - bir şeyi zihinden atmak, 4 iemand de trap - birini merdivenden aşağı atmak, 5 (opleveren) vermek, sağlamak, vruchten - meyve vermek, fig/mec kar sağlamak/getirmek, kazanç sağlamak, 6 atıp düşürmek, appels - taşlayıp elmaları düşürmek -AFWETEN f, (liet het afweten, h, het aflaten weten) het laten - bir şeyin olmayacağını bildirmek, -AFWEZIG s, 1 - zijn (bir yerde) olmamak, bulunmamak, de - en bulunmayanlar, gelmeyenler, 2 (verstrooid) dalgın, - e blikken dalgın bakışlar -AFWEZIGE d, (-n) gelmeyen kimse, bulunmayan kimse -AFWEZIGHEID d, bulunmayış, hazır olmayış, yokluk, bij - van yokluğunda, gıyabında -AFWIJKEN f, gs, (week af, is afgeweken) 1 sapmak, ayrılmak, van de goede (rechte) weg - iyi (doğru) yoldan sapmak, van een onderwerp - konudan sapmak, 2 (verschillen) farklı olmak, değişiklik göstermek, sapmak, 3 (in strijd zijn met) çelişki içinde olmak, çelişmek -AFWIJKEND s, sapan, sapma gösteren -AFWIJKING d, (- en) sapma, sapış -AFWIJZEN f, g, (wees af, h, afgewezen) 1 (niet ontvangen) kabul etmemek, geri çevirmek, baştan savmak, 2 (laten zakken) (sınavda) çaktırmak, sınıf geçirmemek, (weigeren) reddetmek, afgewezen worden sınavda başarısız olmak, geçmesine müsade edilmemek, iemand van de weg - birini yanlış yola saptırmak -AFWIJZING d, (- en) ret -AFWIKKELEN f, g, (wikkelde af, h, afgewikkeld) 1 çözmek, açmak, 2 fig/mec sonuçlandırmak, halletmek, bağlamak -AFWIMPELEN f, g, (wimpelde af, h, afgewimpeld) (üstü kapalı) reddetmek, fig/mec een voorstel - bir öneriyi geri çevirmek, iemand aan de deur - birini kapıdan sepetlemek -AFWINDEN f, g, (wond af, h, afgewonden) çözmek, açmak -AFWISSELEN I f, g, (wisselde af, h, afgewisseld) 1 anderen - diğerleri ile yer değiştirmek, 2 elkaar - nöbetleşmek, II gs, (-, is -) (varieren) değişmek, met iemand - biri ile nöbetleşmek -AFWISSELEND I s, değişken, değişik, farklı, çeşitli, II z, sıra ile, peş peşe -AFWISSELING d, (- en) 1 değişme, değişim, 2 (afleiding) değişiklik, (verscheidenheid) çeşitlilik, ter (voor de) - bir değişiklik için, değişiklik olsun diye -AFWISSEN f, g, (wiste af, h, afgewist) silmek, silip temizlemek -AFZAKKEN f, gs, (zakte af, is afgezakt) 1 (v, kleren) yavaş yavaş aşağı kaymak, 2 naar het zuiden - güneye doğru gitmek, 3 (uiteengaan) yavaş yavaş dağılmak -AFZEGGEN f, g, (zegde/zei af, h, afgezegd) 1 iptalini bildirmek, olmayacağını bildirmek, een vergadering - toplantının olmayacağını bildirmek, 2 iptal etmek, een krant - gazeteyi iptal etmek -AFZEILEN f, gs, (zeilde af, is afgezeild) 1 hareket etmek, 2 op iets - bir şeye doğru yelken açıp gitmek -AFZENDER d, (-s) gönderen -AFZET d, hand/tic satış, sürüm -AFZETGEBIED h, (- en) pazar, sürüm alanı, een nieuw - zoeken yeni pazar aramak -AFZETMARKT d, (- en) sürüm pazarı -AFZETTEN I f, g, (zette af, h, afgezet) 1 (lichaamsdelen) kesmek, kesip ayırmak, 2 (v, hoed, bril enz,) çıkarmak, 3 (wegbrengen) bırakmak, götürmek, 4 (omgeving) etrafını kapatmak, çevirmek, (met soldaten) kordon altına almak, 5 (afbakenen) etrafını işaretlemek, 6 (stilzetten) kapatmak, durdurmak, een radio - radyoyu kapatmak, 7 (uit zijn funktie) çıkarmak, görevden almak, işten atmak, işten el çektirmek, 8 (omranden) kenarını süslemek, een jurk met kant - elbisenin kenarını dantelle süslemek, 9 (verkopen) satmak, 10 (teveel laten betalen) kazıklamak, kazık atmak, soymak, ll fig/mec kafadan silip atmak, ik kon het niet van mij - o düşünceyi kafamdan atamadım, 12 een stoel van de muur - sandalyeyi duvardan uzaklaştırmak, uzağa koymak, 13 twee zaken tegen elkaar - iki şeyin farkını iyice belirtmek, 14 zich - atlamak için ayakla hareket etmek, (bir şeyi) iterek hareket etmek, 15 zich - tegen -(y)a/e karşı çıkmak, kabul etmemek, muhalefet etmek, II gs,(- -, is -) op iemand komen - birine doğru gitmek -AFZETTER d, (-s) kazıkçı, müşteri soyan kimse -AFZETTERIJ d, (- en) kazıkçılık -AFZETTING d, (- en) 1( v, werk) işten çıkış, 2 med/tıb (bacak, kol) kesme, organ çıkarma, 3 (v, soldaten) kordon -AFZICHTELIJK s, z, çok çirkin, korkunç çirkin, iğrenç -AFZIEN I f, g, (zag af, h, afgezien) 1 iemand de kunst - sanatı birine bakarak öğrenmek, 2 (het moois van iets) bıkasıya bakmak, 3 (tot het einde toe zien) sonuna kadar görmek, hepsini görmek, II gs, - van - dan/den vazgeçmek, elini çekmek, artık istememek, ik zie er van af ondan vezgeçiyorum, afgezien van - dan/den ayrı/başka, - nin dışında, bir yana -AFZIENBAAR s, yakın, binnen afzienbare tijd yakın gelecekte, kısa süre içinde -AFZIJDIG s, zich - houden uzak durmak, katılmamak, karışmamak -AFZITTEN I f, gs, (zat af, is afgezeten) inmek, II g, (-, h, -) otura otura eskitmek, yıpratmak -AFZOEKEN f, g, (zocht af, h, afgezocht) (een ruimte) didik didik aramak, karış karış aramak, arayıp taramak -AFZONDEREN f, g, (zonderde af, h, afgezonderd) 1 ayırmak, izole etmek 2 (afscheiden) ayırmak, bölmek, 3 (in gedachten afscheiden) ayrımına varmak, 4 (geld) bir kenara koymak, 5 scheik/kim ayrıştırmak, 6 zich - (persoon) kabuğuna çekilmek, izole olmak -AFZONDERING d, (- en) (een eenzaam leven) inziva, yalnızlık, kabuğuna çekilme -AFZONDERLIJK I s, (afgezonderd) ayrı, özel II z, ayrı ayrı -AFZUIGEN f, g, (zoog af, h, afgezogen) soğurup almak, soğurup yok etmek -AFZUIGKAP d, (- pen) davlumbaz -AFZWAAIEN f, gs, (zwaaide af, is afgezwaaid) mil/ask terhis olmak -AFZWAAIER d, (-s) mil/ask terhisçi -AFZWEMMEN I f, gs, (zwom af, is afgezwommen) yüzerek açılmak, uzaklaşmak, yüzüp gitmek, II g, (-, h, -) 1 yüzmek, yüzerek katetmek, 2 (voor een diploma) yüzme diploması sınavına girmek, yüzme sınavı yapmak -AFZWEREN I f, g, (zwoer af, h, afgezworen) tövbe ederek vazgeçmek, tövbe etmek, het drinken - içkiye tövbe etmek, içkiye son vermek II f, gs, (zwoor/zweerde af, is afgezworen) (nagel, vinger) yara olup düşmek -AGAAT h, d, (agaten) akik/süleyman taşı -AGENDA d, (-s) 1 (aantekenboekje) not defteri, ajanda, 2 (v, vergadering) gündem -AGENDAPUNT h, (- en) gündem maddesi -AGENT d, (- en) 1 (v, firma) temsilci, 2 (bij de politie) polis, polis memuru, geheim - gizli polis, sivil polis -AGENTSCHAP h, (- pen) 1 (betrekking) temsilcilik, 2 acente, şube, telegraaf- telgraf şubesi, post- posta şubesi -AGENTUUR d ( ,turen) (v,firma) temsilcilik, bayilik, (kantoor) acente -AGEREN f, gs, (ageerde, h, geageerd) - tegen iemand a) birinden talepte bulunmak, b) birine karşı hareket etmek, tepki göstermek, tepkide bulunmak, eylemde bulunmak -AGGLOMERAAT h, (...raten) karışık yığın -AGGLOMERATIE d, (-s) (birleşmiş şehirler için) kompleks, yığın -AGGLUTINATIE d, (-s) bitişim, bitişkenlik -AGGREGAAT d (...gaten) küme, yığın -AGGREGATIE d, birleşme, toplanma -AGIO h, hand/tic acyo -AGITATIE d, (-s) ajitasyon, tahrik -AGITATOR d, (- s, - en) ajitatör, kışkırtıcı, tahrikçi -AGITEREN f, g, (agiteerde, h, geagiteerd) 1 ajite etmek, tahrik etmek, 2 propaganda yapmak -AGNOSTICISME h, fil/fel bilinemezcilik -AGNOSTICUS d, (...ci) bilinemezci, bilinemezcilik taraftarı -AGOGISCH s, 1 muz/müz tempoyla ilgili, 2 bireysel ve toplumsal refahla ilgili -AGONIE d, (dood, strijd) can çekişme -AGORAFOBIE d, meydan korkusu -AGRARIER d, (-s) çiftçi, rençber -AGRARISCH s, zirai, tarıma ait, ziraata ait, tarımsal, - e produkten tarımsal ürünler, - e hervorming tarım reformu -AGRESSIE d, (-s) saldırganlık -AGRESSIEF s, z, 1 saldırı türünden, 2 saldırgan, tecavüz eğilimli, een agressieve politiek saldırgan politika, een agressieve oorlog saldırı savaşı, 3 scheik/kim zararlı -AGRESSIVITEIT d, saldırganlık, saldırganlık eğilimi, -AHW afk/kıs als het ware sanki, sanki gibi, -AI afk/kıs ad interim geçici, muvakkat, -AIDS afk/kıs Acquired Immune Deficiency Syndrome, aids, -AIR h, (-s) gösteriş, çalım, hava, poz, cilve, een - aannemen tavır takınmak, çalım atmak, -AIRCONDITIONING d, havalandırma (cihazı), klimatizasyon, -AKELIG I s, 1 (mens, geur) kötü, tiksindirici, iğrenç, (v, het weer) kötü, hazin, kasavetli, 2 (misselijk, ziek) rahatsız, hasta gibi, bulantılı, II z, çok, aşırı, müthiş, het is - duur çok tuzlu, çok pahalı, -AKKEFIETJE h, (-s) 1 sıkıcı iş, bunaltıcı iş, önemsiz şey, ıvır zıvır, 2 pis iş, -AKKER d, (-s) tarla, de - ploegen tarla sürmek, op zijn dooie - tje aheste aheste, ağır ağır, -AKKERBOUW d, tarım, çiftçilik, ziraat, -AKKERWINDE d, (-n) bot, boruçiçeği, -AKKOORD I h, (- en) 1 anlaşma, uyuşma, uzlaşma, tot (een) komen uzlaşmak, een - aangaan (sluiten) anlaşmaya varmak, sözleşme yapmak, 2 muz/müz akort, II s, doğru, tam, tamam, iyi, met iets - gaan bir şeyi iyi bulmak, uygun bulmak, III ünl, -!, anlaştık! tamam! het met iemand op een - je gooien ödün vererek biriyle uzlaşmak, -AKOESTIEK d, yankıbilim, akustik, -AKOESTISCH s, akustik, yankısal, -AKTE d, (- n, - s) 1 thea/tiy perde, bölüm, fasıl, 2 (bewijs) evrak, belge, diploma, senet, yetki belgesi, - van bekwaamheid yeterlilik belgesi, diploma, overlijdens- ölüm belgesi, vis- balık avlama belgesi, - van oprichting kurum anasözleşmesi, esas mukavele, -AKTENTAS d, (- sen) evrak çantası, -AKW A,K,W d, afk/kıs Algemene Kinderbijslagwet çocuk parası yardımı kanunu, -AL I sa, 1 hepsi, bütün, her, alle mensen bütün insanlar, herkes, 2 - zijn leven bütün hayatı, - het groen bütün yeşillik, met alle respect en derin saygılarımla, - het mogelijke mümkün olanın hepsi, 3 al (allen) allen waren gekomen (insanlar) hepsi gelmiştiler, -(alle) de huizen waren alle groen evlerin hepsi yeşildi, II (zelfstandig) (var olan) her şey, ik ben met fiets en - omgevallen her şeyimle birlikte bisikletten düştüm, III z, 1 ik weet niet of hij - of niet gekomen is onun gelip gelmediğini bilmiyorum, 2 (v, tijd) evvelden, önceden, hij was er - o önceden gelmişti, ben je er nu al? şimdi mi geldin? 3 - te ... büyük ölçüde, oldukça, dat bier is - te koud o bira çok soğuk, 4 şimdiden, gittikçe, het wordt - groter o gittikçe büyüyor, 5 (gedurig) devamlı, sürekli, hij zit - maar te lachen o devamlı gülüyor, 6 - doende leert men üstat kim doğar? - pratende leerde hij Frans konuşarak Fransızca öğrendi, IV bls, za, her şey, al wat je ziet gördüğün her şey, V bağ, - dığı halde, -(y)a/e rağmen, - masına/mesine rağmen, - ben ik arm, ik ben gelukkig fakir olduğum halde mutluyum, -ALARM h, 1 alarm, - geven/slaan alarm vermek/çalmak, 2 telaş, -ALARMEREN f, g, (alarmeerde, h, gealarmeerd) 1 alarm vermek, alarm verip çağırmak, 2 fig/mec korkutmak, -ALBANEES I s, Arnavutluka ait, Arnavut, II d, Arnavutluklu, Arnavut, III h, Arnavutça, -ALBANIE h, Arnavutluk, -ALBAST h, (- en) kaymak taşı, -ALBASTEN s, kaymak taşından, -ALBATROS d, (- sen) zo, albatros, büyük bir deniz ördegi, -ALBINO d, (-s) akşar, çapar, akşın, albino, -ALBION h, Iskoçya ve Ingilterenın eski adı, -ALBUM h, (-s) albüm, -ALCHEMIE d, simya, alşimi, -ALCHIMIE d, simya, alşimi, -ALCOHOL d, (- en) 1 alkol, 2 (drankje) alkollü içki, -ALCOHOLHOUDEND s, alkollü, -ALCOHOLIC I d, mv/çog alkollü içkiler, II d, (-s), (bayan) alkolik, alkolist, -ALCOHOLISCH s, alkollü, -ALCOHOLICUS d, (...ci) (erkek) alkolik, alkolist, -ALCOHOLISME h, alkoliklik, alkolizm, alkol alışkanlıgı, -ALCOHOLIST d, (- en) alkolik, -ALCOHOLVRIJ s, alkolsüz, - e dranken alkolsüz içecekler, -ALDAAR z, orada, belirtilen yerde, -ALDOOR z, devamlı, devamlı olarak, sürekli, -ALDUS z, yani, böylece, bu şekilde, öylece, -ALEER bağ, eski, önce, - dan önce, -ALERT s, çevik, atik, uyanık, -ALFABET h, (- ten) abece, alfabe, -ALFABETISCH s, z, alfabetik, alfabeye ait, alfabetik sıraya göre, -ALFABETISEREN f, g, (alfabetiseerde, h, gealfabetiseerd) 1 alfabe/abc öğretmek, 2 (alfabetisch rangschikken) alfabetik sıraya koymak, -ALGEBRA d, wisk/mat cebir -ALGEBRAISCH s, z, cebire ait, cebire göre, cebirsel -ALGEHEEL z, tamamen, büsbütün, bütünüyle, tamamıyla, baştan sona, her açıdan, bütün yönleriyle, dat is - anders o tamamen başkadır -ALGEMEEN I s, z, 1 genel, umumi, yaygın, algemene geografie genel coğrafya, ülkeler coğrafysı, het - welzijn genel refah, 2 herkesçe, het is - bekend herkesçe bilinir, 3 (niet in bijzonderheden afdalend) genel, yüzeysel, in - gebruik zijn herkesçe kullanılmak, II z, genellikle, III h, in het - genelde, in het - heb je gelijk genelde haklısın, het - toplum, tot nut van het - toplumun yararı için -ALGEMEENHEID d, (...heden) genel ifade, klişe -ALGEN d, mv/çog yosun -ALGERIJE h, Cezayir -ALGERIJN d, (- en) Cezayirli -ALHIER z, burada, bu yerde -ALHOEWEL bağ, - dığı halde, -(y)a/e rağmen/karşın -ALIAS I z, değişik bir isimle, II d, (- sen) takma ad, lakap, alaycı ad -ALIBI h, (-s) jur/huk bulunmama ispatı, gaybubet, yokluk, başka bir yerde bulunma ispatı -ALIMENTATIE d, (-s) nafaka -ALINEA d, (-s) paragraf, satırbaşı, jur/huk fıkra -ALKALI h, (- en) scheik/kim alkali -ALKOOR d, (alkoven) odada yatak/kitap vb, yeri -ALLAH d, Allah -ALLE I bls, za, bütün, tüm, met - kracht bütün güçle, II sa, hepsi, bütün, - boeken bütün kitaplar, kitapların hepsi -ALLEBEI sa, her ikisi, her ikisi de, ikisi (birden), zij wonen allebei in Nederland her ikisi de Hollandada oturuyor -ALLEDAAGS s, 1 günlük, her günkü, - e gebeurtenissen günlük olaylar, 2 (gewoon) bayağı, sıradan, adi, normal, yaygın, basmakalıp -ALLEE d, (- en) bulvar, yanları ağaçlı cadde -ALLEEN I s, (eenzaam) yalnız, tek, kimsesiz, II z, 1 tek başına, yalnızca, 2 sadece, het is goed, - is het lang iyi, sadece uzun, langs deze weg - sadece bu yol ile, ik dacht - maar dat,, ancak, düşündüm ki... niet - ..., maar ook... sadece... değil aynı zamanda... dit werk is niet - aangenaam maar ook nuttig bu iş sadece zevkli değil aynı zamanda gereklidir, 3 (maar) ama -ALLEENHANDEL d, tekel, inhisar -ALLEENHEERSER d, (-s) otokrat, diktatör -ALLEENHEERSCHAPPIJ d, (- en) otokrasi, mutlak hükümdarlık -ALLEENRECHT h, tekel hakkı, inhisar hakkı, -ALLEENSPRAAK d, (...spraken) 1 monolog, tek başına konuşma, 2 thea/tiy monolog kısmı -ALLEENSTAAND s, 1 tek, yalnız, ayrı, 2 fig/mec yegane, eşsiz, 3 (niet getrouwd) eşsiz, yalnız (yaşayan) -ALLEENVERKOOP d, hand/tic tek yetkili temsilcilik hakkı -ALLEENVERTEGENWOORDIGER d, (-s) hand/tic tek temsilci, tek satıcı -ALLEENVERTEGENWOORDIGING d, (- en) hand/tic tek temsilcilik, tek bayilik -ALLEENZALIGMAKEND s, 1 tek kurtarıcı, 2 iron/aly en doğru -ALLEGAARTJE h, (-s) derme çatma şey -ALLEGORIE d, (- en) lit/edeb alegori, orunlama, -ALLEMAAL z, hepsi, tamamı, bütün, de gasten zijn - gekomen ziyaretçilerin hepsi geldi -ALLEMACHTIG s, z, spreekt/kd acayip, şahane, - groot acayip büyük -ALLEMANSVRIEND d, (- en) herkesin dostu, -ALLENGS z, yavaş yavaş, gittikçe -ALLER de - grootste/beste enz, en büyüğü/iyisi vb, -ALLERAARDIGST s, z, 1 (kız) sempatik, 2 en göze çarpan -ALLERBEST s, z, en iyi, en yüksek, iyice -ALLEREERST s, z, ilk, ilk önce, en önce -ALLERGEEN h, (...genen) alerjik şey, allerji doğuran madde -ALLERGIE d, (- en) med/tıb alerji -ALLERGISCH s, med/tıb 1 alerjik, - e ziekten alerjik hastalıklar, 2 alerjiye hassas, fig/mec aşırı hassas, duyarlı, ifrat derecede hassas -ALLERHANDE I s, 1 çeşitli, değişik, farklı, hier zijn - hoeden te koop burada çeşitli şapkalar satılır, 2 (gewoon) normal, sıradan, II h, her tür bisküvit -ALLERHEILIGEN d, (katolik) Azizler Yortusu -ALLERLEI I s, (her) türlü, çeşitli, muhtelif, II h, 1 her türlü şey, tür, çeşit, (van) - dingen çok türlü şeyler, 2 - vertellen, oradan buradan anlatmak -ALLERLIEFST s, 1 çok sevilen, gözde, en sevimli, 2 (diğerine) tercihen, en güzel -ALLERMEEST s, fazlası, en çoğu, op zijn - en fazla -ALLERMEEST s, fazlası, en çoğu, op zijn - en fazla -ALLERMINST s, z, 1 en az, 2 (helemaal niet) hiç, asla, dat is - duidelijk hiç açık/belli değil -ALLERMINST s, z, 1 en az, 2 (helemaal niet) hiç, asla, dat is - duidelijk hiç açık/belli değil -ALLES I 1 z, her şey, hepsi, dat is niet - a) (hiç) hoş değil, b) bunun dahası var, geld is niet - para her şey demek değildir, boven - her şeyden önce, her şeyin üstünde, evvela, ilk önce, van - her şeyden, her çeşitten, voor - her şeyden önce, ilk önce, II h, zij is mijn - o benim her şeyimdir -ALLESBEHALVE z, asla, hiç, katiyen, - vriendelijk sempatik değil, hij is - gek hiç de aptal değildir -ALLESOVERHEERSEND s, baskın, üstün gelen -ALLESETEND s, biol/biyo hepçil, hem otçul hem etçil -ALLESETER d, (-s) biol /biyo, hepçil, hem otçul hem etçil hayvan -ALLESZINS z, kesinlikle, her bakımdan, he açıdan, her yönüyle, tamamen, dit boek is - de moeite waard om te lezen bu kitap her bakımdan okuma zahmetine değer -ALLEGE h,, d, (-s) scheik/kim maden alaşımı, -ALLIANTIE d, (-s) mil/ask ittifak, bağlaşma, -ALLICHT z, 1 (voor het minste) en azından, 2 (vanzelfsprekend) elbette, kuşkusuz, şüphesiz, doğaldır ki, -ALLIGATOR d, (-s) zo, Amerika timsahı, -ALLITTERATIE d, (-s) ses yinelemesi, aliterasyon, -ALLITTERATIE d, (-s) ses yinelemesi, aliterasyon, -ALITTEREREN f, g, (allittereerde, h, geallittereerd) aynı sesi tekrarlamak, -AALITTEREREN f, g, (allittereerde, h, geallittereerd) aynı sesi tekrarlamak, -ALLOCHTOON I s, başka kaynaktan, yabancı kökenli, II d, (...tonen) yabancı, el, yerli olmayan, -ALLOOI h,1 ayar, derece, 2 fig/mec insanın doğası, iç dünya, iemand van laag - alçak bir kimse, van het zelfde - zijn aynı ruhsal yapılı olmak, aynı doğaya sahip olmak, -ALLROUND s, çok yönlü, her işte becerikli, een - journalist çok yönlü bir gazeteci, -ALLURE d, (-s) gösteriş, çalım, hava, een vrouw van - gösterişli kadın, -ALLUVIAAL s, geol/jeo aluvyonlu, lığlı, -ALLUVIUM d, lığ, aluvyon, -ALMACHT d, 1 sınırsız güç, 2 her şeye gücü yetme, kadri mutlak, de Almacht Allah, -ALMACHTIG s, her şeye gücü yeten, mutlak, sınırsız gücü olan, -ALMANAK d, (- ken) 1 takvim, 2 yıllık, een studenten- öğrenci yıllığı, -ALOE d, (-s) I bot, ödağacı, sansabır, II med/tıb sansabırdan yapılmış ilaç, -ALOM z, her yerde, -ALOMTEGENWOORDIG s, her yerde bulunan, her yerde hazır, -ALOMVATTEND s, kapsamlı, her şeyi kapsayan, -ALOUD s, çok eski, antik, -ALPEN d, mv/çoğ Alp dağları, -ALPINIST d, (- en) dağcı, -ALPINISME h, dağcılık, -ALPINO d, (-s) bere, -ALPINOPET d, (- ten) bere, -ALS I bağ,1 (zoals) kadar, gibi, lopen - een haas tavşan gibi hızlı yürümek, hij is niet zo groot - zijn boerer o kardeşi kadar büyük değildir, 2 (indien) eğer, şayet, - ik geld had ... eğer param olsaydı... 3 (telkens, wanneer) - dığında, - ince, - ik hem zie, ... onu gördüğümde, ... II ilg, ...olarak, sıfatıyle, - jouw vriend adviseer ik je te stoppen met roken arkadaşın olarak sana sigara içmemeyi tavsiye ediyorum, III z, (namelijk) yani, örneğin, een opvallende kleur - rood is hier niet geschikt örneğin kırmızı gibi göze çarpan renk burada uygun değil, -ALSJEBLIEFT ünl, 1 (bij het vragen) lütfen! lütfen bana kun je me - even helpen, yardım eder misin? lust je koffie? -! kahve ister misin? lütfen! zahmet olmazsa! houd op met dat lawaai -! gürültü yapmayı bırak lütfen! 2 (bij het geven) buyur(un)! -, dit is je limonade! buyur limonatanı, 3 (van vewondering) buyur bakalım! işe bak! bak hele! -ALSMEDE bağ, ...ve de, ...ile birlikte, -ALSNOG z, yine, gene, nadat het weer was opgeklaard kon het vliegtuig - vertrekken hava düzeldikten sonra uçak yine gidebildi, -ALSOF bağ, sanki, - mış/miş/muş/müş gibi, hij keek - hij mij niet begreep sanki beni anlamamış gibi baktı, -ALSTUBLIEFT ünl 1 (bij het vragen) lütfen! kunt u me - even helpen? lütfen bana yardım eder misiniz? lust je koffie? -! kahve ister misiniz? -! lütfen! zahmet olmazsa! houd - op met dat lawaai! gürültü yapmayı bırakınız lütfen! 2 (bij het geven) buyurun(uz)! -, dit is je limonade! buyurunuz limonatanızı, 3 (van vewondering) buyur bakalım! işe bak! bak hele! -ALT d, (- en) muz/müz alto, en kalin kadın sesi, -ALTAAR h, d, (altaren) sunak, -ALTERNATIE d, (-s) 1 (vurguda) değişim, 2 (consternatie) telaş, -ALTERNATIEF I s, 1 altematif, şık, een alternatieve suggestie altematif teklif, karşı teklif, 2 sıra ile değişen, II h, (...tieven) seçenek, iki şıktan biri, -ALTHANS bağ, en azından, hiç olmazsa, -ALTIJD z, 1 her zaman, daima, her vakit, sürekli, devamlı, 2 (in elk geval) her durumda, her halükarda, 3 (tenminste) en azından, - en eeuwig ebediyen, voor - sürekli, her zaman için, -ALTIJDDUREND s, ölümsüz, sonsuz, ebedi, -ALTIJDGROEN s, bot, devamlı yaprağı yeşil olan, -ALTRUISME h, özgecilik, özveri, fedakarlık, -ALTRUIST d, (- en) özverili kimse, fedakar, -ALTRUISTISCH s, z, özverili, fedakar, özgeci, özverisel, -ALUIN d, (- en) seheik/kim sap, -ALUINAARDE d, alüminli toprak, -ALIMINIUM h, scheik,/kim, Alüminyum, -ALVAST z, 1 şimdiden, 2 (bu) arada, şimdilik, -ALVLEESKLIER d, (- en) anat, Pankreas, -ALVORENS bağ, - dan/den önce, evvel, evvela, -ALWAAR z, ki o yerde, ki orada, zie/bkz,waar, -ALWEER z, yine, tekrar, bir kez daha, yeniden, gene, bir kere daha, -ALWETEND s, her şeyi bilen, -ALZIJDIG I z, her yönden, her bakımdan, zij is - ontwikkeld o her yönden bilinçlidir, II s, çok yönlü, een - e vorming hebben her bakımdan terbiyeli olmak, -ALZO z, böylece, bu şekilde, -AM afk/kıs ante meridiem öğleden önce, -AMALGAAM h, scheik/kim (- gamen) civa karışımı, civalı alaşım, -AMANDEL I d, (- en, - s) badem, bittere - en acı bademler, II d, (-s) badem ağacı, III (- en) anat, bademcik, -AMANDELONTSTEKING d, (- en) med/tıb bademcik iltihabı, -AMANDELVORMIG s, badem şeklinde, met - e ogen badem gözlü, -AMANUENSIS d, (...sen, ...ses) laboratuar asistanı, -AMATEUR d, (-s) amatör, özenci, -AMATEURISTISCH s, amatör(ce), -AMBACHT h, (- en) el sanatı, zanaat, el işi, iş, meslek, twaalf - en en dertien ongelukken hebben çok beceriksiz olmak çok beceriksiz/çolpa olmak, çok şanssız olmak, -AMBACHTELIJK s, el sanatı ile ilgili, zanaatkarane, -AMBACHTSMAN d, (...lieden, ...lui) zanaatçı, -AMBACHTONDERWIJS h, vero/eski teknik, sanat okulu, -AMBASSADE d, (-s) elçilik, büyükelçilik, -AMBASSADEUR d, (- s, - en) büyükelçi, sefir, -AMBASSADRICE d, (-s) (bayan) büyükelçi, sefir, -AMBER d, kehribar, -AMBIANCE d, hava, ortam, çevre, -AMBITIE d, (-s) hırs, aşırı istek, heves, -AMBITIEUS s, hırslı, gayretli, -AMBIVALENT s, çelişik, kararsız, karışık, -AMBROZIJN h, abıhayat, bengisu, -AMBT h, (- en) memurluk, memuriyet, kamu işi, resmi vazife, -AMBTELIJK s, z, resmi, resmen, memuriyetle ilgili, görevle ilgili, -AMBTENAAR d (,,naren, - s) (erkek) memur, -AMBTENARIJ d, (- en) 1 bürokrasi, 2 (gezamenlijke ambtenaren) memurlar, -AMBTSAANVAARDING d, memuriyete başlama, vazifeye başlayış, -AMBTSGEHEIM h, (- en) görev sırrı, vazife sırrı, -AMBTSGEWAAD h, (...gewaden) resmi kıyafet, -AMBTSHALVE z, resmi olarak, resmi görevden dolayı, -AMBTSMISDRIJF h, (...drijven) görevi kötüye kullanma, yolsuzluk, suistimal, -AMBTSOVERTREDING d, (- en) görevi kötüye kullanma, yolsuzluk, suistimal, -AMBTSPENNING d, (- en) görev nişanı, makam rozeti, -AMBTSPERIODE d, (- n, - s) görev süresi, vazife süresi, -AMBTSWONING d, (- en) makam evi, lojman, -AMBULANCE d, (- s, - n) 1 ambülans, 2 (veldhospitaal) seyyar hastane, arazi hastanesi, -AMECHTIG s, z, nefes nefese, soluk soluğa, nefes kesen, -AMEN I ünl, amin, II h, (-s) amin sözü, op alles ja en - zeggen her şeye amin demek, her şeyi evetlemek, evet efendim çekmek, her duaya amin demek, -AMENDEMENT h, (- en) (yasa) düzeltme, tashih, resmen bir yasayı değiştirme, recht van - yasa değiştirme hakkı, -AMENDEREN f, g, (amendeerde, h, geamendeerd) değiştirmek, tahsis etmek, koşullara uydurmak, iyileştirmek, een wetsartikel - kanun maddesi değiştirmek, -AMERIKA h, Amerika, -AMERIKAAN d, (...kanen) Amerikalı, -AMERIKAANS I s, Amerikalı, Amerikadan, II h, Amerikan ingilizcesi, -AMETHIST h, geol/jeol mor renkte bir çeşit kuvars, billurlaşmış silisin, -AMETIST h, geol/jeol mor renkte bir çeşit kuvars, billurlaşmış silisin, -AMEUBLEMENT h, (- en) mobilya takımı, -AMFIBIE d, (- en) ikiyaşayışlı hayvan, yüzergezer hayvan, -AMFIBISCH s, 1 ikiyaşayışlı, amfibi, yüzergezer, 2 (v, vliegtuig) hem suya hemde karaya inen, -AMFITHEATER h, (-s) amfitiyatro, basamaklı tiyatro, -AMICAAL s, z, dostça, arkadaşça, -AMICE d, (-s) arkadaş, -AMINOZUUR h, (...zuren) scheik/kim amino asit, -AMMONIAK d, scheik/kim Amonyak, -AMMUNITIE d, mil/ask cephane, mühimmat, -AMNESIA d, bellek yitimi, hafıza kaybı, -AMNESTIE d, (- en) af, suçu bağışlama, algemene - genel af, - verlenen genel af ile serbest bırakmak, -AMOK h, cinnet, - maken cinnet getirip sağa sola saldırmak, babası tutmak, keçileri kaçırmak, -AMORTISATIE d, (-s) hand/tic amortisman, eskime payı, düzenli olarak aşınma payı, -AMORTISEREN f, g, (amortiseerde, h, geamortiseerd) amortismana tabi tutmak, eskime payına saymak, -AMOZONE d, I Amazon II d, (-n) amazone, at binen kadın, -AMPEL s, z, geniş, etraflı, etraflıca, enine boyuna, -AMPER z, ancak, hemen hemen, hij is - 25 jaar oud yaşı yirmi beş ya var ya yok, -AMPERE d, (-s) elek, Amper, -AMPEREMETER d, (-s) ampermetre, amperölçer, -AMPLITUDO d, (-s) genlik, genişlik, nat/fiz salınım, (v, golven) dalga genişliği, -AMPLITUDE d, (-s) genlik, genişlik, nat/fiz salınım, (v, golven) dalga genişliği, -AMPUL d, (- len) ampul, -AMPUTATIE d, (-s) med/tıb organ kesme, dış organlardan kesip atma, -AMPUTEREN f, g, (amputeerde, h, geamputeerd) med/tıb organ kesip ayırmak, ayırıp atmak, -AMSTERDAM Amsterdam, -AMSTERDAMMER d, (-s) (erkek) Amsterdamlı, -AMSTERDAMSE d, (-n) (bayan) Amsterdamlı, -AMULET d, (- ten) nazarlık, -AMUSANT s, z, hoş, eğlendirici, eğlenceli, eğlendirici bir şekilde, -AMUSEMENT h, (- en) 1 eğlence, zevk, 2 (muziekstuk) kısa müzik parçası, -AMUSEREN f, g, (amuseerde, h, geamuseerd) eğlendirmek, avutmak, zich - eğlenmek, amuseer je! iyi eğlenceler! -ANAAL s, anal, anüsle ilgili, makatla ilgili, -ANAALSEKS d analseks, -ANABOLISME h, biol/biy yapıcı metabolizma, -ANAEROOB s, biol/biyo oksijensiz yaşayabilen, -ANAGRAM h, (- men) harf bulmaca, -ANALFABEET I d, (...beten) okuma yazma bilmeyen kimse, II s, okuma yazma bilmeyen, okuryazar olmayan, -ANALFABETISME h, okuma yazma bilmeme, -ANALGESIE d, med/tıb acıyitimi, hissizlik, -ANALIST d, (- en) tahlilci, analist, -ANALISTE d, (-n) (bayan) tahlilci, analist, -ANALOGIE d, (- en) benzerlik, taalk/dilb benzeşme, -ANALOOG s, benzer, -ANALYSE d, (- n, - s) analiz, tahlil, çözümleme, -ANALYSEREN f, g, (analyseerde, h, geanalyseerd) analiz etmek, tahlil etmek, çözümlemek, -ANANAS d, (- sen) bot, Ananas, -ANARCHIE d, anarşi, -ANARCHISME h, anarşizm, -ANARCHIST d, (- en) anarşist, -ANARCHISTISCH s, anarşik, anarşi ile ilgili, -ANATOMIE d, anatomi, -ANATOMISCH s, anatomik, -ANDER I s, öteki, diğeri, öbür, başka, een - boek başka bir kitap, een - e keer başka bir sefer, ik zal een - e auto kopen başka bir araba alacağım, de - e zijde van ... - nin öbür tarafı, ter - e (zijde) diğer taraftan, II bls, za, 1 (v, personen) başkası, başka biri, 2 (v, zaken) öteki, diğeri, öbürü, onder - e ... yanı sıra başka şeyler (de), yanında diğer şeyler, onder - en ... ...yanı sıra başka kimseler (de), ... yanında başkaları, 3 - en diğerleri, ötekiler, başkaları, een en - bahsedilen şey, adı geçen husus, * om de - e dag günaşırı, -ANDERHALF sa, bir buçuk, -ANDERMAAL z, ikinci kez, tekrar, yeniden, bir kez daha, silbaştan, -ANDERMANS bls, za, başkasının, başka birinin, -ANDERS I z, 1 başka bir şekilde, başka türlü, 2 iemand - başka biri, wat -? başka (ne)? wie -? başka kim? ergens - başka yerde, iets - başka bir şey, 3 niet zo dikwijls als - başka zamanlar olduğu gibi sık değil, 4 yoksa, aksi halde, ik kan niets - dan erkennen dat ...dığını tanımaktan başka çarem yok, II s, başka, farklı, - zijn başka olmak, değişik olmak, dat is - dan deze aralarında fark var, bundan başkadır, hij is - dan vroeger o eskisi gibi değil, -ANDERSDENKEND s, değişik inançlı/düşünceli, -ANDERSGEZIND s, başka görüşlü, farklı düşünceli, muhalif, başka eğilimli, -ANDERSOM z, tersine, aksine, öbür tarafa, -ANDERSZINS z, başka bir şekilde, aksi halde, -ANDERZIJDS z, enerzijds... -... ...bir yandan ...diğer yandanda/taraftanda ...bir açıdan... diğer açıdanda/diğer açıdansa... -ANDIJVIE d, bot, Hindiba, -ANEKDOTE d, (- s, - n) anekdot, fıkra, -ANEKDOTISCH s, fıkra tarzında, -ANEMIE d, med/tıb kansızlık, anemi, -ANEMOON d, (...monen) bot, Anemon, -ANESTHESIE d, 1 (- en) anestezi, duyum yitimi, hissizlik, 2 med/tıb narkoz uzmanlığı, -ANESTHESIOLOGIE d, med/tıb anestezi bilim, duyum yitimini inceleyen bilim, -ANESTHESIST d, (- en) narkozcu, anestezi uzmanı, -ANEURYSMA h, (-s) med/tıb anaverizma, damar şişkinliği, -ANGEL d, (-s) 1 (balık ağı) çengel, kanca, 2 (v, bijen) iğne, -ANGINA d, med/tıb 1 anjin, boğak, 2 - pectoris göğüs anjini, -ANGILICAANS d, (...canen) ingiliz kilisesi üyesi, -ANGLICANS s, ingiliz kilisesine ait, -ANGORAGEIT d, (- en) tiftik keçisi, -ANGORAKAT d, (- ten) zo, ankara kedisi, -ANGST d, (- en) korku, psych/psik endişe, -ANGSTAANJAGEND s, korkutucu, korku uyandıran, korkutan, ürkütücü, -ANGSTIG s, 1 korkak, ürkek, yüreksiz, tabansız, - zijn korkak olmak, 2 (angst opwekkend) korku uyandıran, endişe veren, korktucu, een - ogenblik endişeli an, een - e blik korkulu bakış, -ANGSTVALLIG z, (vreesachtig) korkak, -ANGSTWEKKEND s, korkutucu, korku uyandıran, korkutan, ürkütücü, -ANGSTZWEET h, soğuk ter, -ANIJS d, bot, Anason, -ANIMEREN f, g, (animeerde, h, geanimeerd) yüreklendirmek, cesaretlendirmek, itmek, Isteklendirmek, coşturmak, iemand om iets te doen - birini bir şey yapmaya itmek, -ANIMO d, h, istek, -ANIMOSITEIT d, kin, husumet, -ANJELIER d, (- en) bot karanfil, -ANJER d, (-s) bot karanfil, -ANKER h, (-s) I 1 scheep/den çapa, lenger, het - werpen demir atmak, het - lichten çaktırmadan gitmek sıvışmak, 2 bouwk/mim iki duvarı tutturan S veya T şeklinde demir, 3 elek, armatür, bobin endüvisi, II h, (-s) şarap veya balık ticaretinde 25 - 50 kg lık kap, -ANKERBOEI d, (- en) scheep/den demirleme şamandırası, -ANKEREN f, I gs, (ankerde, h/is geankerd) demirlemek, demir atmak, II g, (-, h, -) çengelle sabitleştirmek, çengelle bağlamak, -ANKERKETTING d, (- en) çapa zenciri, -ANKERPLAATS d, (- en) scheep/den demirleme yeri, -ANKERTOUW h, (- en) çapa halatı, lenger urganı, -ANNALEN d, mv/çoğ yıllık, salname, -ANNALIST d, (- en) yıllıkçı, -ANNEX I s, ekli, II h, d, (- en) ek, ilave, cum annexis ekleriyle birlikte, -ANNEXATIE d, (-s) ilhak, -ANNEXEREN f, g, (annexeerde, h, geannexeerd) ilhak etmek, istila etmek, eklemek, ilave etmek, katmak, almak, -ANNO yılında, - 1920 1920 yılında, -ANNO DOMINI A,D, milattan sonra, -ANNOUNCE d, (-s) ilan, -ANNONCEREN f, g, (annonceerde, h, geannonceerd) ilan etmek, bildirmek, -ANNOTATIE d, (-s) açıklama, izah, dipnot, -ANNOTEREN f, g, (annoteerde, h, geannoteerd) notla izah etmek, şerh etmek, dipnot düşmek, -ANNUITEIT d, (- en) senelik borç taksidi, -ANNULATIE d, (-s) iptal, fesih, ilga, -ANNULEREN f, g, (annuleerde, h, geannuleerd) iptal etmek, feshetmek, bozmak, ilga etmek, hükümsüz kılmak, kaldırmak, -ANNULERING d, (- en) iptal, fesih, -ANODE d, (- n, - s) elek, artı uç, anot, -ANOMALIE d, (lieén) kuralsızlık, -ANONIEM s, z, anonim, adsız, isim belirtmeksizin, -ANONIMITEIT d, anonimlik, anonim olma, -ANOREXIA NERVOSA d, iştahsızlık, iştahyitimi, -ANORGANISCH s, inorganik, yaşamayan, cansız, -ANP afk/kıs Algemeen Nederlandsch Persbureau Hollanda Genel Haber Ajansı, -ANSICHTKAART d, (- en) kartpostal, manzara kartı, -ANSJOVIS d, (- sen) zo hamsi balığı, -ANTAGONISME h, antagonizm, karşıtlık, -ANTAGONIST d, (- en) muhalif, zıt, -ANTARCTICA Antarktika, antarktik kara, -ANTECEDENT h, (- en) 1 mazi, önce olan şey, geçen yıllardaki yaşam, 2 (v, persoon) sabıka, 3 taalk/dilb dönüşlü çağrışım, -ANTECEDENTONDERZOEK özgeçmiş araştırması, -ANTECEDEREN önde olmak, -ANTENNE d,1 (-s) elek, anten, -ANTHOLOGIE d, (- en) antoloji, seçki, güldeste, -ANTI karşı, anti-Engels Ingilize karşı, -ANTIBIOTICUM h, (...ca) antibiyotik, mikrop kırıcı, -ANTICIPEREN f, g, (anticipeerde, h, geanticipeerd) 1 başkasından önce davranmak/yararlanmak, 2 başka bir şeyden önce oluşmak, -ANTICLIMAX d, (- en) edeb, düşüş, önemsizleşme, -ANTICONCEPTIEMIDDEL h, (- en) gebelikten korunma aracı (ilaç, kondom vb,) -ANTICONCEPTIEPIL d, (- len) doğum kontrol hapı, gebelikten korunma hapı, -ANTIDATEREN f, g, (antidateerde, h, geantidateerd) een brief - bir mektuba eski bir tarih atmak, -ANTIEK I , z, 1 antik, eski, 2 (ouderwets) modası geçmiş, eskimiş, çaptan düşmüş, 3 Roma ve eski Yunana ait, II h, antik şey, -ANTILOPE d, (-n) zo, Antilop, -ANTIMILITARISME h, antimilitarizm, ordu ve askerliğe karşı olma, -ANTIPATHIE d, (- en) antipati, sevemezlik, karşıt duygu, -ANTIPATHIEK s, z, sevilmeyen, nefret uyandıran, sempatik olmayan, hoşa gitmeyen, -ANTIPODE d, (-n) 1 yeryüzünün aksi tarafında oturan kimse, 2 mv/çoğ karşı kimseler, muhalifler, -ANTIQUAIR d, (-s) antika tücarı, antikacı, -ANTIQUARIAAT h, (...riaten) 1 antikacılık, antika eşyalar ticareti, 2 (winkel) antikacı dükkanı, -ANTIQUITEIT d, (- en) 1 antikalık, zamana uymayan şey, eskilik, 2 mv/çoğ antika şeyler, antik çağa ait şeyler, 3 fig/mec antika kimse, -ANTIRACISME h, ırkçılıkla mücadele, -ANTIRACISTISCH s, z, ırkçılığa karşı, -ANTIREVOLUTIONAIR I s, z, devrime karşı, karşı devrimci, II d, (- en) karşı devrimci, -ANTISEMIET d, (- en) Y ahudi aleyhtarı, -ANTISEMITISCH s, Yahudi düşmanı (olan), -ANTISEMITISME h, Yahudi düşmanlığı, Yahudi aleyhtarlığı, -ANTISEPTISCH s, z, antiseptik, mikrop kırıcı, -ANTISTOF d, (- fen) antikor, -ANTITHESE d, (- n, - s) antitez, karşı tez, -ANTITOXINE d, (-n) antitoksın, -ANTIVRIES h, antifriz, -ANTOLOGIE d, (- en) antoloji, seçki, güldeste, -ANTONIEM I s, zıt, karşıt, II h, (- en) zıt anlamalı sözcük, goed en slecht zijn - en iyi ve kötü sözcükleri zıt anlamlıdır, -ANTRACIET I d, h, sert bir maden kömürü, antrasit, II s, koyu renkli, -ANTROPOLOGIE d, antropoloji, insanbilim, -ANTROPOLOOG d, (...logen) antroplog, insanbilim uzmanı, -ANTROPOMORF s, insan şeklinde olan, -ANTWOORD h, (- en) 1 cevap, 2 (reactie) tepki, geen - geven cevap vermemek, - krijgen cevap almak, op - wachten cevap beklemek, geen - is ook een - cevap vermemek de bir cevaptır, -ANTWOORDAPPARAAT h, (...raten) ( telefonda) telesekreter, telefon cevaplayıcısı, otomatik cevap aleti, -ANTWOORDCOUPON d, (-s) cevap kuponu, -ANTWOORDEN I f, g, (antwoordde, h, geantwoord) 1 cevap vermek, cevap vermek, cevaplamak, cevaplandırmak, wat zal ik hun? onlara ne cevap vereceğim? 2 (reageren) tepki göstermek, II gs, - op een vraag bir soruya cevap vermek, ik antwoord op zulke vragen niet bu tür sorulara cevap vermem, - met een vuistslag yumrukla cevap vermek, -ANTWOORDNUMMER h, (-s) ücretsiz yazışma numarası, -ANWB d, afk/kıs Algemene Nederlandsche Wielrijdersbond, Hollanda Karayolları danışma ve Ulaşım Yardımı Kurumu, -ANUS d, (ani) anat, anüs, kıç, makat, -AORTA d (-s) anat, aort, ana atardamar, şiryan, -AOW d, afk/kıs Algemene Ouderdomswet Emeklilik Yasası, -AP h, afk/kıs Amsterdams Peil rakım, -APV d, afk/kıs algemene politie verordening Yerel Polis talimatı, -APART I z, 1 (afgescheiden) ayrı bir yerde, ayrı bir yere, ayrı olarak, 2 ayrı, tek olarak, yalnız, özel, iemand - roepen birini ayrıca konuşmak için çağırmak, II s, apayrı, göze çarpan, ilginç, garip, bambaşka, çok güzel, een - e jurk bambaşka bir elbise, -APARTHEID d, ırk ayrımı, ayrımcılık, -APARTHEIDSPOLITIEK d, aynmcılık politikası, -APATHIE d, psych /psik duygusuzluk, hissizlik, isteksizlik, iştahsızlık, -APATIE d, psych /psik duygusuzluk, hissizlik, isteksizlik, iştahsızlık, -APATISCH s, z, duygusuz, isteksiz, isteksizce, -APEGAPEN op - liggen soluk soluğa gelmek/kalmak, -APENKOP d, (- pen) terbiyesiz çocuk, (v, aap) maymun kafası, -APERITIEF h, d, (...tieven) aperitif, iştah açıcı içki, -APIN d, (- nen) dişi maymun, -APOLOGIE d, (- en) savunma (yazısı), -APOSTAAT d, (...staten) dini zayıf, dönek, dinsiz, -APOSTEL d, (- en, - s) havari, -APOSTELSCHAP h, havarilik, -APOSTROF d, (- s, - fen) kesme işareti, üsten ayıran virgül -APOTHEEK d, (...theken) eczane, -APOTHEKER d, (-s) eczacı, -APOTHEOSE d, (-n) 1 ilahlaştırma, kutsallaştırma, yüceltme, 2 thea/tiy son perde, -APPARAAT h, (...raten) 1 alet, cihaz, aygıt, makina, gehoor- kulaklık, luister- kulaklık, scheer- tıraş makinası, fotokopieer- fotokopi makinası, 2 sistem distributie- dağıtım sistemi, verkeers- trafik şebekesi, -APPARATUUR d, (...turen) tertibat, takım, aletler, ekipman, film- resim çekme aletleri, -APPARTEMENT h, (- en) daire, apartman , -APPEL I d, (- en, - s) 1 elma, 2 anat, gözbebeği, * de - valt niet ver van de boom çocuklar atalarına çeker, armut dalının dibine düşer, çocuklar atalarına çeker, armut dalının dibine düşer, een - tje voor de dorst ak akça kara gün içindir, sakla samanı gelir zamanı, iets voor een - en een ei verkopen bir şeyi çok ucuz satmak, - s met peren vergelijken elmalarla armutları karıştırmak, sapla samanı karıştırmak, benzerlik olmayan iki şeyi karşılaştırmak, een rotte - in de mand maakt heel het fruit te schand bir baş soğan bir kazanı kokutur, een - tje met iemand te schillen hebben biriyle kozlan paylaşmak, door de zure- heen bijten zorunlu ama hoş olmayan bir şey yapmak, pes etmemek II h, (-s) 1 mil/ask yoklama, 2 (sein) yoklama sinyali, 3 jur/huk een - aantekenen tegen... karşı üst mahkemeye başvurmak, istinaf mahkemesine başvurmak, iemand onder - houden, ( hebben) birinin iplerini elinde tutmak, ipleri elinde olmak, -APPELBOL d, (- len) elmalı turta, -APPELBOOM d, (...bomen) elma ağacı, -APPELFLAP d, (- pen) elmalı turta, -APPELLANT d, (- en) jur/huk üst mahkemeye başvuran, -APPELLEREN f, gs, (appelleerde, h, geappelleerd) 1 - aan (gevoelens) (duyguları) yansıtmak, 2 (in hoger beroep gaan) yüksek mahkemeye gitmek, -APPELMOES h, d, elma ezmesi, -APPELRECHT h, jur/huk temyiz hakkı, -APPELRECHTER d, (-s) temyiz yargıcı, -APPELTAART d, (- en) elmalı pasta, -APPELZAAK d, (...zaken) jur/huk temyiz davası, -APPENDIX h, (...dices) 1 ek, ilave, 2 anat, apandis, körbağırsak, -APPETIJTELIJK s, z, 1 iştah verici, 2 fig/mec cazibeli, çekici, iç açıcı, -APPLAUDISSEREN f, gs, (applaudisseerde, h, geapplaudisseerd) alkışlamak, el çırpmak, -APPLAUS h, alkış, el çırpma, -APPLICATIE d, (-s) 1 uygulama, tatbik, 2 med/tıb tedavi, merhemleme, -APPORTEREN f, g, (apporteerde, h, geapporteerd) gidip getinnek, taşımak, aport yapmak, -APPOSITIE d, (-s) taalk/dilb koşuntu, aynı şeyleri açıklayan iki kelimenin yan yana konması, -APPRECIATIE d, (-s) takdir, şükran, -APPRECIEREN f, g, (apprecieerde, h, geapprecieerd) değer vermek, şükranla karşılamak, hürmetle karşılamak, takdir etmek, değerini bilmek, -APPRETEREN f, g, (appreteerde, h, geappreteerd) kolalamak, -APPROVIANDEREN f, g, (approviandeerde, h, geapproviandeerd) (eşya, gıda maddesi) tedarik etmek, sağlamak, -APRIL d, nisan, - doet wat hij wil nisanda hava çok değişir, -APRILGRAP d, (- pen) Nisan bir şakası, -A PRIORI önsel, -A PROPOS I z, sırası gelmişken, unutmadan, II ünl, şey, -, hoe gaat het metAli? şey, Ali nasıl? III h, konu, hij raakte van zijn - ne diyeceğini unuttu, -AQUADUCT h, (- en) sukemeri, -AQUAREL d, (- len) suluboya resim, akvarel, -AQUARIUM h, (- s, ...ria) akvaryum, -AR d, (- ren) büyük kızak, atlı kızak, -ARABESK d, (- en) 1 muz/müz arabesk, 2 çiçekli bir süs, -ARABIE Arabistan, -ARABIER d, (- en) 1 Arap, Arabistanlı, 2 arap atı, arap ırkından at, -ARABISCH I s, Arabistandan, Arabistana ait, II h, Arapça, -ARABIST d, (- en) Arapçacı, Arapça dilbilimci, -ARBEIT d, 1 iş, çalışma, işgüç, amel, 2 (moeite) eziyet, meşakkat, zahmet, 3 tech/tek iş, 4 (werk) eser, de - van een schilder sanatçının eseri, 5 econ/ekon emek, kapitaal en sermaye ve emek, - adelt çalışmak insanı yüceltir, dag van de -1 mayıs, işçi sınıfı bayramı, -ARBEIDEN f, gs, (arbeidde, h, gearbeid) çalışmak, iş yapmak, iş görmek, uğraşmak, -ARBEIDER d, (-s) işçi, -ARBEIDERSBEWEGING d, (- en) işçi eylemi, -ARBEIDERSKLASSE d, (-n) işçi sınıfı, -ARBEIDERSPARTIJ d, (- en) işçi partisi, -ARBEIDSBUREAU h, (-s) iş ve işçi bulma kurumu, -ARBEIDSCONTRACT h, (- en) iş sözleşmesi, -ARBEIDSDAG d, (- en) işgünü, -ARBEIDSUURVERKORTING d, iş saatlerini kısaltma, -ARBEIDSKRACHT d, (- en) işgücü, -ARBEIDSLOON h, (...lonen) maaş, iş ücreti, -ARBEIDSMARKT d (- en) işpazarı, -ARBEIDSOVEREENKOMST d, (- en) iş anlaşması, işsözleşmesi, collectieve C,A,O, toplusözleşme, -ARBEIDSRESERVE d, 1 yedek işgücü, 2 euf/ört işsizler ordusu, -ARBEIDSTHERAPIE d, med/tıb rehabilitasyon, meşguliyetle tedavi, -ARBEIDSTIJDVERKORTING d, iş saatlerini kısaltma, -ARBEIDSVERDELING d, (- en) iş bölümü, iş bölüşümü, -ARBEIDSVERGUNNING d, (- en) çalışma izni, -ARBEIDSVERMOGEN h, iş kapasitesi, iş gücü, iş görme kabiliyeti, enerji, nat/fiz - van een beweging kinetik enerji, - van een plaats potonsiyel enerji, -ARBEIDSVOORWAARDEN d, iş koşulları, -ARBEIDSWET d, (- ten) iş yasası, iş kanunu, -ARBEIDZAAM s, (...zamer, - st) çalışkan, hamarat, faal, gayretli, -ARBITER d, (-s) hakem, -ARBITRAGE d, hakemlik, -ARBITRAIR s, z, keyfi, isteğe bağlı, -ARCHEOLOGIE d, arkeoloji, kazıbilim, -ARCHEOLOOG d, (...logen) kazıbilimci, arkeolog, -ARCHIEF h, (...chieven) 1 arşiv, 2 (gebouw) arşiv, -ARCHIPEL d, (-s) 1 adalar grubu, 2 (çok adalı) deniz, -ARCHITECT d, (- en) mimar , -ARCHITEKT d, (- en) mimar , -ARCHITECTONISCH s, mimari, mimarlığa ait, -ARCHITECTUUR d mimarlık, mimari, -ARCHIVARIS d, (- sen) (erkek) arşivci, -ARE d, (-n) geom, ar, 100 metre karelik alan, -AREAAL h, (arealen) saha, alan, Arsa, -ARENA d, (-s) arena, -AREND d, (- en) zo, Kartal, -ARENDSBLIK d, (- ken) kartal bakışı, haşin ve keskin bakış, -ARGELOOS s, z, (...lozer, - t) masum, saf, temiz, zararsız, fenalık düşünrneyen, een - meisje terniz kalpli bir kız, -ARGELOOSHEID d, rnasumluk, safık, temiz yüreklilik, temizlik, -ARGENTIJN d, (- en) Arjantinli, -ARGENTIJNS s, Arjantinli, Arjantinden, -ARGENTINIE Arjantin, -ARGLIST d, kötü niyet, hile, -ARGLISTIG I s, kötü niyetli, II z, kötü niyetlice, -ARGOT h, hırsız dili, argo, tulumbacı lehçesi, -ARGUMENT h, (- en) (goede reden) gerekçe, neden, -ARGUMENTATIE d, (-s) delil, ispat, gerekçelerne, -ARGUMENTEREN f, gs, (argumenteerde, h, geargumenteerd) gerekçelemek, gerekçe göstermek, delil ileri sürmek, kanıt göstermek, -ARGUSOGEN iets met - bekijken bir şeye aşırı kuşkuyla bakrnak, bir şeye kuşkulu ve inceleyici bir gözle bakmak, kuşkulu bir dikkatle izlemek, -ARGWAAN d, kuşku, şüphe, güvensizlik, -ARGWANEND s, kuşkulu, şüpheli, een - e blik kuşkucu bakış, -ARIA d, (-s) muz/müz tek seslik şan solosu, -ARISTOCRAAT d, (...craten) aristokrat, soylu, asil, -ARISTOCRATIE d, (- en) 1 aristokrasi, asilzadeler yönetimi, 2 (staat) aristokrat devlet, -ARK d, (- en) gemi, de - van Noach Nuhun gemisi , -ARM I d, (- en) 1 (lichaamsdeel) kol, met de - en over elkaar zitten boş oturmak, boş durmak, de - en opstropen kolları sıvamak, 2 (als maat) kulaç, kol uzunluğu, 3 (v, rivier) kol, met een meisje aan de - kolunda bir kızla, in - kol kola, met open - en ontvangen kucak açarak kabul etmek kucak açrnak, kucak açarak kabul etrnek II s, 1 yoksul, fakir, fukara, meteliksiz, parasız, - aan... - ce yoksul, kıt, - aan geld paraca yoksul, parasız, züğürt, zavallı, zo - als een kerkrat ambar faresi gibi fakir, 2 zavallı, biçare, een - e vrouw zavallı kadın, 3 doğal zenginlik göstermeyen, verimsiz, een - land verimsiz toprak, -ARMATUUR d, (,,turen) 1 zırh, 2 tech/tek dinamoda bobin endüvisi, armatür, 3 takım, lampen- lamba takımı, lambalık, -ARMBAND d, (- en) 1 bilezik, 2 (band) kolçak, -ARMBESTUUR h, (...besturen) halka yardım derneği, -ARME d, (-n) yoksul, fakir, fukara, -ARMELIJK s, z, yoksul, zavallı, biçare, -ARMELUI d, mv/çoğ yoksullar, fakir insanlar, fakirler, -ARMENIER d, (-s) Ermeni, -ARMEENS I s, Ermeni, Ermenilere ait, II h, Ermenice, -ARMENHUIS h, (...huizen) yoksullara bakırn evi, -ARMOE d, - is geen schande fakirlik ayıp değil, het is daar - troef açlık kol geziyor, -ARMOEDE d, fakirlik, yoksulluk, yoksulluk hali, yokluk, - zoekt list yoksulluk kurnazlık öğretir, yoksul geçimini düzeltmek için her yolu dener, -ARMOEDIG s, z, zavallı, sefil, perişan, er - uit zien sefil görünmek, -ARMSTOEL d, (- en) koltuk, -ARMVOL d, (- len) kucak dolusu, -ARMZALIG s, z, 1 fakir, yoksul, acınacak, zavallı, 2 (dom) aptal, - e fouten aptalca hatalar, er - uitzien zavallı gibi görünmek, 3 (nietig) az, azıcık, önemsiz, -AROMA h, (-s) aroma, ıtır, güzel koku, -AAR bölge, ilçe, -ARRANGEMENT h, (- en) 1 düzen, tertip, 2 muz/müz aranjman, uyarlama, düzenleme, -ARRANGEREN f, g, (arrangeerde, h, gearrangeerd) 1 (rangschikken) düzenlemek, 2 muz/müz düzenlemek, aranje etrnek, uydurmak, -ARREST h, (- en) (v, goederen) alıkoyma, el koyrna, yakalarna, (v, persoon) tutuklama, in - tutuklu, gözaltında, in - nemen tutuklamak, -ARRESTANT d, (- en) tutuklu, -ARRESTANTENWAGEN d, (-s) tutuklu arabası, cezaevi arabası, -ARRESTATIE d, (-s) tutukluluk, tutuklama, göz altına alma, -ARRESTEREN f, g, (arresteerde, h, gearresteerd) 1 yakalamak, ele geçirmek, tutuklamak, 2 (goedkeuren) tutanak onaylamak, -ARRIVEREN f, gs, (arriveerde, is gearriveerd) 1 varmak, erişmek, ulaşmak, 2 (gebeuren) olmak, vuku bulmak -ARROGANT s, z, kibirli, küstah, burnu havada, burnu büyük, kendini beğenmiş, -ARROGANTIE d, kendini beğenmişlik, kibir, kibirlilik, -ARRONDISSEMENT h, (- en) bölge, ilçe, -ARRONDISSEMENTSRECHTBANK d, (- en) bölge mahkemesi, ilçe mahkemesı, -ARSENAAL h, (...nalen) askeri malzeme deposu, -ART afk/kıs artikel 1 makale, yazı, 2 jur/huk madde, -ARTEFACT h, (- en) 1 ilkel insanlarca yapılmış şey, insan eliye yapılmış eser, 2 med/tıb suni olarak yapılan şey, -ARTICULATIE d, (-s) 1 söyleyiş, telaffuz, 2 med/tıb eklem oynaması, -ARTICULEREN f, g, (articuleerde, h, gearticuleerd) telaffuz etmek, üretmek, çıkarmak, söylemek, -ARTIEST d, (- en) (erkek) artist, sanatkar, -ARTIESTE d, (- n/- s) (bayan) artist, sanatkar, -ARTIFICIEEL s, z, yapay, suni, -ARTIKEL h, (- en, - s) 1 (v, krant) makale, 2 jur/huk madde, 3 hand/tic mal, madde, 4 taalk/dilb tanımlık, tanıtım harfi, harfitarif, -ARTILLERIE d, 1 topçu, 2 top, zware - ağır silah, ağır top, -ARTISJOK d, (- ken) bot, Enginar, -ARTISTIEK I s, artistik, sanatçılığa ait, sanatsal değeri olan, II artistik zevke göre, een - ingerichte kamer zarif döşenmiş oda, -ARTS d, (- en) doktor, tabip, hekirn, -AS I d, (- sen) tech/tek eksen, mil, dingil, II d, kül, - is verbrande turf (vulg/k,) halanın taşakları olsa dayın olurdu (ama, eğer, lakin, gibi sözcüklerle ilgisiz şeylere zır zır eden kimseye söylenir) in de - leggen yakıp kül etmek, uit de - herrijzen kefeni yırtmak, yeniden doğmak, zor durumdan kurtulmak, in zak en - zitten problemlerinden çıkamamak, sigare- sigara külü, -AS afk/kıs aanstaande, gelecekte(ki), önümüzdeki, -ASBAK d, (- ken) küllük, kül tablası, -ASBELT d, (- en) kül veya çöp çukuru, -ASBLOND s, açık sarı, -ASCEET d, (asceten) sofu kirnse, zühdi, -ASCESE d, koyu sofuluk, -ASFALT h, asfalt, -ASFALTEREN (asfalteerde, h, geasfalteerd) asfaltlamak, -ASIEL h (- en) 1 sığınma, politiek - iltica, politikası sığınma, 2 barınak, sığınak, sığınak yeri, - voor daklozen evsizler için ev, -ASIELRECHT h, 1 sığınma hakkı, 2 scheep/den savaş zamanında gemilerin tarafsız limana sığınma, tam ve gıda alma hakkı, -ASIELZOEKER d, (-s) sığınmacı, ilticacı, mülteci, -ASJEBLIEFT ünl, 1 (bij het vragen) lütfen! lütfen bana kun je me - even helpen, yardım eder misin? lust je koffie? -! kahve ister misin? lütfen! zahmet olmazsa! houd op met dat lawaai -! gürültü yapmayı bırak lütfen! 2 (bij het geven) buyur(un)! -, dit is je limonade! buyur limonatanı, 3 (van vewondering) buyur bakalım! işe bak! bak hele! -ASOCIAAL s, topluma uyamayan, uymamış, asosyal, -ASPECT h, (- en) 1 (kant) yüz, yön, taraf, yan, de andere - en van die kwestie sorunun diğer yanı, 2 (aanblik) bakış, görüş, 3 astr, gezegenlerin birbirine olan durumu, 4 taalk/dilb karmaşık fiil, eylemi zamanla bağdaştıran fiil biçimi, 5 (uitzicht) görünüş, de - en voor de scheepvaart zijn gunstig denizciliğin gelecekteki görünüşü olumludur, -ASPERGE d, (-s) bot, kuşkonmaz, -ASPIDISTRA d, (-s) bot, aspidistra, zambakgillerden bir süs bitkisi, -ASPIRAAT d, (...raten) solukla telaffuz edilen harf, -ASPIRATEUR d, (-s) 1 aspiratör, hava emici, 2 med/tıb, emıcı alet, -ASPIRATIE d, (-s) 1 arzu, istek, hırs, 2 med/tıb, nefes alma, -ASPIRINE d, (-s) aspirin, -ASSEMBLAGE d, (-s) 1 montaj, 2 montajla yapılmış şey, -ASSEMBLEE d, (-s) (genel) toplantı, kongre, -ASSEMBLEREN f, g, (assembleerde, h, geassembleerd) monte etmek, -ASSIGNATIE d, (-s) yazılı ödeme emri, -ASSIMILATIE d, (-s) 1 pol, asimilasyon, kendi özelliklerini yitirtme, uydurma, 2 biol/biyo özümleme, 3 taalk/dilb benzeşme, -ASSIMILEREN f, g, (assimileerde, h, geassimileerd) 1 asimile etmek, uydurmak, özümsetmek, bağdaştırmak, zich - özümlemek, özümsemek, 2 taalk/dilb benzeştirmek, -ASSISTENT d, (- en) (erkek) asistan, yardımcı, -ASSISTENTE d, (- n, - s) (bayan) asistan, -ASSISTENTIE d, yardım, -ASSISTEREN f, g, (assisteerde, h, geassisteerd) 1 yardım etmek, yardımcı olmak, 2 (als assistent) asistan olarak görev yapmak, -ASSOCIATE d, (-s) hand/tic 1 birlik, kurum, dernek, 2 psych/psik çağrışım, -ASSOCIATIER s, z, 1 birliğe ait, 2 psych/psik - begrıjpen çağrışım ile anlaşmak, 3 ayrı (parçalardan) birleştirilmiş, oluşturulan, -ASSOCIATIEPSYCHOLOGIE d, çağrışım psikolojisi, -ASSOCIEREN f, g, (associeerde, h, geassocieerd) 1 zich - dahil olmak, bağlaşmak, ortak olmak, 2 iets - met ,,ile çağrışım kurmak, -ASSONANTIE d, (-s) yarım kafiye, ses benzerliği, -ASSORTIMENT h, (- en) hand/tic, çeşit, depodaki çeşitli mallar, seçme mal, mal çeşidi, -ASSURANTIE d, (- s, ...tien) 1 sigorta, 2 (maatschappij) sigorta kurumu, 3 (premie) sigorta primi, -ASSURADEUR d, (- en, - s) sigortacı, -ASTERISK d, (- en) dipnot işareti, -ASTEROIDE d, (-n) astr, küçük gezegen, -ASTMA h, med/tıb Astım, -ASTMA-ANVAL d, (- len) med/tıb astım nöbeti, -ASTMALIJDER d, (-s) astımlı kimse, -ASTRAAL s, yıldızlara ait, -ASTRAKAN h, astrağan, kuzu postu, -ASTROLOGIE d, astroloji, yıldız falcılığı, -ASTROLOOG d, (...logen) yıldız falcısı, -ASTRONAUT d, (- en) astronot, -ASTRONOMIE d, astronomi, gökbilim, -ASTRONOMISCH s, astronomik, - bedrag astronomik bir miktar, -ASTRONOOM d, (...nomen) astronom, astronomi bilgini, gökbilimci, -ASWENTELING d, (- en) eksen etrafında dönüş, rotasyon, -ASYMMETRIE d, bakışımsızlık, simetrisizlik, simetrik olmama, -ASYMMETRISCH s, z, bakışımsız, simetrik olmayan, -ATELIER h, (-s) atölye, atelye, stüdyo, iş yeri, -ATHEISME h, dinsizlik, -ATHEIST d, (- en) dinsiz , -ATHEISTISCH s, dinsizliğe ait, -ATLANTISCHE -OCEAAN d, Atlantik Okyanusu, -ATLAS I d, (- sen) atlas, II h, (ipekli kumaş) saten, -ATLEET d, (...leten) (erkek) sporcu, atlet, -ATLETE d, (-s) (bayan) sporcu, Atlet, -ATLETIEK d, atletizm, -ATLETISCH s, atletik, -ATM afk/kıs atmosfeer, 1 nat/fiz atmosfer, hava, hava yuvarı, 2 fig/mec ortam, -ATMOSFEER d, (...feren) 1 nat/fiz atmosfer, hava, hava yuvarı, 2 fig/mec ortam, -ATOL d, (- len) atol, mercanada, -ATONALITEIT d, muz/müz ton veya makamsız müzik, -ATOOM h, (atomen) nat/fiz atom, öğecik, -ATOOMBOM d, (- men) atom bombası, -ATOOMCENTRALE d, (-s) atom santralı, -ATOOMENERGIE d, atom enerjisi, -ATOOMGELEERDE d, (-n) atom bilimci, -ATOOMKOP d, (...koppen) atom başlığı, -ATOOMPROEF d, (...proeven) atom denemesi, -ATOOMTIJDPERK h, atom çağı, -ATOOMWAPEN h, (-s) atomik silah, -ATROFIE d, (- en) med/tıb gıdasızlıktan zayıflama, -ATTACHE d, (-s) ataşe, -ATTENDEREN f, g, (attendeerde, h, geattendeerd) iemand ergens op - birinin bir şeye dikkatini çekmek, -ATTENT s, z, l uyanık, dikkatli, düşünceli, tedbirli, ihtimamlı, - maken op iets bir şeye dikkat çekmek, 2 (hoffelijk) kibar, nazik, -ATTENTIE d, (-s) 1 dikkat, itina, özen, 2 (hoffelijkheid) nezaket, kibarlık, wederzijdse - karşılıklı nezaket, -ATTEST h, (- en) (v, dokter) rapor, -ATTESTATIE d, (-s) rapor, beyan, belge, -ATTRACTIE d, (-s) 1 çekicilik, cazibe, 2 eğlence olanağı, görülmeye değer şey, -ATTRIBUTIEF s, z, taalk/dilb niteleyici, -ATTRIBUUT d, l nitelik, özellik, vasıf, 2 taalk/dilb sıfat tamlaması, -AU ünl, (acıdan) ah, -AUB afk/kıs alstublieft, ünl 1 (bij het vragen) lütfen! kunt u me - even helpen? lütfen bana yardım eder misiniz? lust je koffie? -! kahve ister misiniz? -! lütfen! zahmet olmazsa! houd - op met dat lawaai! gürültü yapmayı bırakınız lütfen! 2 (bij het geven) buyurun(uz)! -, dit is je limonade! buyurunuz limonatanızı, 3 (van vewondering) buyur bakalım! işe bak! bak hele! -AUBADE d, (-s) sabah şarkısı, -AUBERGINE d, (-s) bot, patlıcan, -AUDIENTIE d, (-s) huzura kabul, resmi görüşme, in - ontvangen huzura kabul etmek, -AUDIOVISUEEL s, z, görsel ve işitsel, - onderwijs görsel ve işitsel eğitim, -AUDITEUR-MILITAIR d, (- s- militair) askeri savcı, -AUDITIE d, (-s) (opera ve konservatuarda) ses sınavı, işitim yeteneği sınavı, (voorspelen) oyun yeteneği sınavı, -AUDITIEF s, işitsel, -AUDITORIUM h, (...ria, - s) 1 toplantı salonu, 2 (persoon) dinleyiciler, -AUGURK d, (- en) bot, salatalık, hıyar, acur, -AUGUSTUS d, ağustos, -AULA d, (-s) büyük salon, toplantı salonu, -AUREOOL d, (aureolen) ayla, hale, -AUSPICIEN d, mv/çoğ onder (de) - van ...himayesinde, koruma altında, - nin gözetimi altında, himayesinde, koruması altında, -AUSTRALIE h, Avustralya, -AUSTRALIER d, (-s) Avustralyalı, -AUTARKIE d, econ/ekon bağımsız ekonomi politikası, kendi kendine yeterli olma, -AUTEUR d, (-s) yazar, -AUTEURSCHAP h, yazarlık, -AUTEURSRECHT h, (- en) telif hakkı, -AUTHENTICITEIT d, aslıyla aynılık, -AUTHENTIEK s, 1 otantik, asıl, aslıyla aynı, 2 (rechtsgeldig) geçerli, 3 (niet vervalst) güvenilir, doğru, -AUTISM h, psych/psik içekapanma, içekapanıklık, dalma, -AUTISTISCH s, z, içekapanık, hayale dalan, hayal alemine ait, -AUTO d, (-s) oto, araba, otomobil, -AUTOBIOGRAFIE d, (- en) özyaşamöyküsü, otobiyografi, yazarın hayatı, -AUTOBUS d, (- sen) otobüs, -AUTOCHTOON I d, (...tonen) yerli, yerli olan kimse, II s, yerli, -AUTOCOLONNE d, (-s) araba konvoyu, -AUTOCRAT d, (...raten) diktatör, Otokrat, -AUTOCRATIE d, (- en) diktatörlük, -AUTOCRATISCH s, z, otoriter, diktatörce, -AUTODIDACT d, (- en) otodidakt, özöğrenimli, kendi kendini yetiştirmiş kimse, -AUTOGARAGE d, (-s) araba garajı, otogarajı, -AUTOGORDEL d, (-s) emniyet kemeri, araba kemeri, -AUTOMAAT d, (...maten) otomat, otomatik makina, -AUTOMATIEK d, (- en) otomatik satış yeri, -AUTOMATISCH s, z, 1 otomatik, kendiliğinden, otomatik olarak, 2 anat, buyrultusuz, istemsiz, irade dışı, geheel - tam otomatik, tamamen irade dışı, -AUTOMATISEREN f, g, (automatiseerde, h, geautomatiseerd) otomatikleştirmek,otomatik yapmak, otomatik hale getirmek, -AUTOMATISERING d, otomatikleşme, -AUTONOMIE d, özerklik, muhtariyet, otonom, -AUTONOOM s, özerk, -AUTO-ONGELUK h, (- ken) araba kazası, -AUTOPSIE d, (-s) otopsi, -AUTORIJLES d, (- sen) şoförlük/araba dersi, -AUTORIJSCHOOL d, (...scholen) şoför okulu, şoförlük okulu, -AUTORISEREN f, g, (autoriseerde, h, geautoriseerd) yetkilendirmek, yetki vermek, yetkilemek, -AUTORIT d, (- ten) araba gezisi, -AUTORITAIR s, z, 1 yetkili, 2 otoriter, sıkı idare taraftarı olan, -AUTORITEIT d, (- en) 1 (gezag) otorite, yetke, 2 (persoon) otorite, yetkili kimse, (deskundige) otorite, 3 yetkili kurum, -AUTOSNELWEG d, (- en) otoban, otoyol, -AUTOTENTOONSTELLING d, (- en) araba sergisi, otogaleri, -AUTOTOCHT d, (- en) araba gezintisi, -AUTOVERHUUR d, 1 araba kiralama, 2 (,, huren) kiralık araba işletmesi, -AUTOWEG d (- en) hız yolu, otoban, -AVANCE d, (-s) (winst) kar, kazanç, 2 (voorschot) avans, 3 - s doen/maken yaklaşmaya çalışmak, ilişki kurmaya çalışmak, -AVANTGARDE d, (-s) (sanatta) genç nesil, yenilikçi, -AVENUE d, (-s) bulvar, cadde, -AVERECHTS s, z, 1 tersine çevrilmiş bir şekilde, ters dönmüş, alt üst olmuş, 2 (verkeerd) doğru olmayan, ters, hatalı, yanlış, - breien tersine örgü yapmak, ters örmek, -AVERIJ d, (- en) scheep/den hasar, zarar, - krijgen zarar görmek, -AVERSIE d, nefret, antipati, tiksinti, -AVIATIEK d, (uçakla) uçuş, -AVICULTUUR d, kuş yetiştirme, -AVOCADO d, (-s) perse ağacı mevvesi, -AVOND d, (- en) akşam, een - je akşam eğlencesi, s avonds akşamları, tegen de - akşama doğru, het wordt - akşam oluyor, -AVONDBEZOEK h (- en) 1 akşam ziyareti, 2 (gast) akşam konuğu, -AVONDBLAD h, (- en) akşam gazetesi, -AVONDDIENST d, (- en) 1 (werktijd) gece vardiyası, 2 (dini) akşam ayini, -AVONDETEN h, akşam yemeği, -AVONDKLEDING d, (eğlence için) akşam elbisesi, -AVONDLAND h batı ülkeleri, Avrupa, -AVONDMAAL h, (...malen) akşam öğünü, -AVONDROOD h, akşam üstü gök kızıllığı, -AVONDSCHEMERING d, (- en) alaca karanlık, -AVONDSCHOOL d, (...scholen) gece okulu, -AVONDSTOND d (- en) akşam saati, -AVONTURENVERHAAL h, (...verhalen) serüven, maceralı hikaye, -AVONTURIER d, (-s) macera meraklısı, maceracı, serüvenci, -AVONTUUR h, (...turen) 1 macera, serüven, 2 (plat/argo) şans, kısmet, zijn - beproeven şansını denemek, een - tje aşk macerası, gönü macerası, -AVONTUURLIJK s, z, 1 maceracı, serüvenci, macera sever, 2 (vol avonturen) maceralı, serüvenli, -AVRO d, afk/kıs Algemene Vereniging Radio Omroep Radyo Televizyon genel Kurumu, -AVUE ibrazında, gösterildiğinde, - betaalbaar gösterildiğinde ödenir, muz/müz - spelen hazırlıksız çalmak, -AXIAAL s, z, eksenle ilgili, eksene göre -AXIOMA h, (-s) belit, aksiyom, -AYASOPHIA Ayasofya, Ayasofya camii, -AYATOLLAH d, (-s) ayetullah, -AZALEA d, (-s) açalya, Amerikan hanımeli, -AZEN f, gs, (aasde, h, geaasd) fırsat gözetmek, - op göz koymak, göz dikmek, -AZERBEIDZJAN d, (...dzjanen) Azerbeycanlı, -AZERBEIDZJAN h, Azerbeycan, -AZERI d, (-s) Azeri, -AZIAAT d, (Aziaten) Asyalı, -AZIATISCH s, Asyaya ait, -AZIE h, Asya, -AZIJN d, sirke, men vangt meer vliegen met een lepel stroop (honing), dan met een vat - tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır zo zuur als - kijken ekşi ekşi bakmak, suratını ekşitmek, -AZIJNZUUR h, asetik asit, -AZUREN s, gök mavisi gibi, -AZUUR h, gök mavisi, açık mavi, -B d, (-s) b,b harfi, -BA afk/kıs bij anwezigheid bulunmadığı taktirde, -BA bah, ünl, (tiksinti) ö -BAAI d, I (- en) (inham) koy, körfez II d, h, (stof) bez flanel, yünlü bir kumaş, -BAAIERD d, 1 kaos, 2 fig/mec kargaşa, karışıklık, -BAAL d, (balen) 1 (zak) torba, çuval, 2 (papiermaat) top, balya, pastal, -BAALDAG d, (- en) yorgunluk istirahatı günü, aylaklık günü, -BAAN d, (banen) 1 (weg) yol, hat, de auto- otoban, kabel - kablo hattı, ruim - maken yol açmak, yer açmak, de - op gaan ortalığa düşmek, sokağa düşmek, op de lange - schuiven uzun süre ertelemek, rafa kaldırmak, askıya almak, 2 sp, alan, pist, yol, şerit, race- yarış şeridi, tennis- tenis sahası, 3 (betrekking) iş, een goede - iyi bir iş, 4 hareket sahası, faaliyet sahası, etki alanı, de - van een kogel kurşunun etki alanı, 5 (v, planeet) yörünge, 6 (v, stof) en, genişlik, -BAANBREKEND s, öncü, çığır açan, - werk öncü işi, -BAANRECORD h, (-s) sp, saha/pist rekoru, -BAANTJE h, (-s) (werk) iş, -BAANTJESJAGER d, (-s) post peşinde koşan, torpilci, -BAANVAK h, (- ken) tren hattı, -BAANVEGER d, (-s) patinaj yolu temizlikçisi, tramvay yolu açıcısı, -BAANWACHTER d, (-s) demiryolu bekçisi, -BAAR I d, (baren) (golf) dalga, de woelige baren çalkantılı dalgalar II d, (baren) (staaf goud) külçe, een - goud bir külçe altın III d, (baren) (draagbaar) sedye, IV s, (contant) - geld nakit para, -BAARD d, (- en) 1 sakal, zijn - laten staan sakal bırakmak, de - in de keel hebben sesi kalınlaşmak, 2 (v, sleutel) dil, uç, -BAARDGROEI d, sakal büyümesi, -BAARMOEDER d, (-s) anat, rahim, dölyatağı, -BAARS d, (baarzen) zo, levrek, -BAAS d, (bazen) 1 (chef) patron, reis, er is altijd - boven el elden üstündür, zijn eigen - zijn kendi işinin patronu olmak, 2 (voorman) ustabaşı, 3 (v, familie) reis, aile reisi, 4 de - spelen patronluk taslamak, kahyalık etmek, eigen - zijn kendi işinin patronu olmak, iemand de - zijn birinden üstün olmak, iets (de) baas kunnen bir şeyle başa çıkmak, bir şeyle baş edebilmek, -BAAT d, (baten) 1 maddi kazanç, kar, çıkar, yarar, fayda, ten bate van... yararına, çıkarına, ergens - bij hebben bir şeyde çıkarı/yararı olmak, - vinden bij - dan yarar görmek, 2 de baten en lasten alacaklar ve borçlar, bhk/muh aktif ve pasif, -BAATZUCHT d, tamah, açgözlülük, -BAATZUCHTIG s, tamahkar, açgözlü, -BABBEL d, (-s) laf, sohbet, een gezellig - tje sohbet, hij heeft een vlotte - onda iyi çene var, -BABBELAAR d, (-s) 1 çenebaz, konuşkan, geveze, çalçene, 2 (snoepje) bir tür şeker, -BABBELEN f, gs, (babbelde, h, gebabbeld) 1 (gezellig) sohbet etmek, söyleşmek, hasbihal etmek, 2 (kletsen) gevezelik etmek, çene çalmak, -BABBELTJE h, (-s) sohbet, een - maken met iemand biri ile sohbet etmek, biri ile iki laf etmek, -BABBELZIEK s, konuşkan, konuşma hastası, -BABEL Babil, -BABY d, (-s) bebek, -BABYFOON d, (-s) bebek dinleme aygıtı, bebefon, -BABYLONISCH een - e spraakverwarring fig/mec her kafadan bir ses, kadınlar hamamı, curcuna, -BABYSITTEN f, gs, çocuk bakmak, -BABYSITTER d, (-s) 1 çocuk bakıcısı, 2 (van auto) çocuk oturağı/koltuğu, -BABYUITZET d, h, (- ten) kırklık, bebe çamaşırı, -BABYVOEDING d, çocuk yiyeceği, -BABYWEEGSCHAAL d, (...schalen) çocuk terazisi, -BACCHANAAL h, (...nalen) cümbüş, içki alemi, -BACIL d, (- len) med/tıb basil, bakteri, -BACILLENDRAGER d, (-s) basilli, basil mikrobu taşıyan, -BACKGAMMON h, tavla, -BACKHAND d, (-s) (teniste) elin tersine vuruş, -BACTERIE d, (...rien) bakteri, -BACTERIOLOGIE d, bakteriyoloji, mikrop bilimi, -BACTERIOLOGISCH s, bakteriyolojik, - e oorlogsvoering bakteriyolojik savaş, -BAD h, (baden) 1 banyo, een - nemen banyo yapmak, 2 (badhuis) hamam, havuz, zwem- havuz, yüzme havuzu, 3 (kuip) banyo küveti, -BADEN I f, g, (baadde, h, gebaad) yıkamak, banyo yaptırmak, zich - yıkanmak, banyo yapmak, II gs, banyo yapmak, -BADGAST d, (- en) kaplıca konuğu, kaplıca ziyaretçisi, -BADGE d, (-s) beç, -BADHANDDOEK d, (- en) banyo havlusu, -BADHUIS h, (...huizen) hamam, banyo tesisi, -BADINEREN f, gs, (badineerde, h, gebadineerd) alay etmek, şaka yollu dalga geçmek, -BADINEREND s, şaka yollu, şakadan, -BADJAS d, (- sen) bomoz, BADJUFFROUW d, (- en) yüzme havuzu gözcüsü, -BADKAMER d, (-s) banyo, banyo odası, -BADKUIP d, (- en) gömme banyo, banyo küveti, -BADKUUR d, (...kuren) banyo tedavisi, -BADLAKEN h, (-s) banyo havlusu, -BADMANTEL d, (-s) bornoz, banyo mantosu, -BADMEESTER d, (-s) yüzme havuzu gözcüsü, -BADMINTON h, badminton, -BADMUTS d, (- en) banyo şapkası, -BADPAK h, (- ken) mayo, -BADPLAATS d, (- en) kaplıca, ılıca, kudret hamamı, -BADSCHUIM h, banyo köpüğü, -BADSPONS d, (...sponzen) banyo süngeri, -BADSTOF (- fen) d, havlu kumaşı, havluluk bez, -BADWATER h, banyo suyu, -BADZEEP d, (...zepen) banyo sabunu, -BADZOUT h, parfümlü banyo tuzu, -BAGAGE d, bagaj, -BAGAGEBUREAU h, (-s) bağaj bürosu, -BAGAGEDEPOT h, (-s) emanet, -BAGAGEDRAGER d, (-s) (bisiklette) eşya selesi, -BAGAGEKLUIS d, (...kluizen) (istasyonda) bagaj dolabı, -BAGAGENET h, (- ten) el bağajlığı, file bağaj, file raf, -BAGAGERECU h, (-s) bağaj kartı, -BAGAGERUIM h, (- en) uçak bağaj deposu, -BAGAGERUIMTE d, (- n, - s) (arabada) bağaj, bağaj yeri, -BAGAGEWAGEN d, (-s) bağaj römorku, -BAGATEL d, h, (- len) önemsiz şey, ufak tefek şey, çocuk oyuncağı, -BAGATELLISEREN f, g, (bagatelliseerde, h, gebagatelliseerd) önemsiz göstermek küçümsemek, önemsememek, -BAGGER d, balçık, sulu çamur, -BAGGEREN f, g, (baggerde, h, gebaggerd) dibini taramak, tarayıp temizlemek, de haven - limanın dibini tarayıp temizlemek, -BAGGERLAARS d, (...laarzen) çamur çizmesi, -BAGGERMACHINE d, (-s) çamur tarama makinası, tarak makinası, -BAGGERMOLEN d, (-s) tarak makinası, -BAH ünl, (tiksintiden) ö, -BAISSE d, (-s) hand/tic değerden düşme, değer kaybetme, -BAJES d, (argo/plat) kodes, hapishane, in de - kodeste, -BAJESKLANT d, (- en) (plat/argo) hapishane gediklisi, -BAJONET d, (- ten) süngü, -BAJONETSLUITING d, süngü takış şekli, -BAK I d, (- ken) 1 (kist) kutu, 2 tekne, voer- yem teknesı, vuilnis- çöp kutusu, çöp teknesi, çöp tenekesi, de regen valt met - ken uit de hemel bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor, (v, wagen) (laad-) kasa, 3 scheep/den (patrouille) keşif kolu, 4 spreekt/kd (gevangenis) hapishane, kodes, 5 aan de - komen iş bulmak, bir baltaya sap olmak II d, (- ken) (grap) şaka, latife, espri, een schuine - açık saçık espri, müstehcen şaka, -BAKBEEST h, (- en) dev, dev gibi bir şev, -BAKBOORD h, geminin sol tarafı, -BAKELIET h, bakalit, -BAKELIETEN s, bakalitten, -BAKEN h, (-s) scheep/den şamandıra, fener, de - s verzetten (duruma) ayak uydurmak, als het getij verloopt, verzet men de - s insan her ortama ayak uydurmalıdır, -BAKER d, (-s) ebe, kabile, bebek bakıcısı, -BAKEREN f, gs (bakerde, h, gebakerd) ebelik yapmak, heel gebakerd zijn çok çabuk öfkelenmek, çabucak tepesi atmak, -BAKERMAT d, (- ten) 1 çocuk sepeti, 2 fig/mec (plaats van oorsprong) kaynak, beşik, merkez, 3 fig/mec (geboorteplaats) anavatan, yurt, doğup büyünen yer, -BAKERPRAATJE h, (-s) 1 fig/mec laf salatası, kuru laf, 2 (achterklap) dedikodu, çekiştirme, -BAKFIETS d, (- en) üç tekerlekli ve tezgahlı bisiklet, -BAKJE h, (-s) 1 küçük kutu, 2 spreekt/kd (kopje) fincan, -BAKKEBAARD d, (- en) favori, yanak sakalı, -BAKKELEIEN f, gs, (bakkeleide, h gebakkeleid) saç baş olmak, kavga etmek, boğuşmak, aan het - slaan itişmeye başlamak, ze zijn aan het geslagen itişip kakışmaya başladılar, -BAKKEN I f, g, (bakte, h, gebakken) 1 kızartmak, kavurmak, 2 (brood) ekmek yapmak, pişirmek, 3 (v,potten enz,) fırınlamak, fırına vermek, II gs, (-, is -) 1 dibi tutmak, aan de pan - tavaya yapışmak, 2 (okulda) çakmak, sınavı kaybetmek, hij is weer gebakt yine çaktı, ze bruin bakken çok abartmak, palavra atmak, -BAKKER d, (-s) fırıncı, ekmekçi, -BAKKERIJ d, 1 (vak) fırıncılık, ekmekçilik, 2 (- en) fırın, ekmek dükkanı, -BAKKERSKAR d, (- ren) fırıncı el arabası, -BAKKERSKNECHT d, (- en, - s) fırıncı yardımcısı, fırıncı çırağı, fırın işçisi, -BAKKERSWINKEL d, (-s) fırıncı, ekmekçi dükkanı, -BAKKES h, (- en) (plat/argo) 1 yüz, 2 (mond) ağız, -BAKKIE h, (-s) 1 (koffie) bir fincan kahve, 2 (zendapparaat) argo radyo vericisi, 3 (open aanhangwagen) römork, -BAKMEEL h karbonatlı buğday unu, -BAKOVEN d, (-s) fırın, -BAKPOEDER h, karbonat, kabartma tozu, -BAKSEL h, (-s) kızartma, -BAKSTEEN d, (,, stenen) tuğla, zakken als een - sınıfta çakmak, zinken als een - taş gibi batmak, -BAKVIS d, (- sen) 1 kızartmalık balık, 2 fig/mec (meisje) yeni yetme kız, ergen kız, -BAKZEILHALEN f, gs, (haalde bakzeil, h, bakzeil gehaald) 1 yelkenleri faça etmek, 2 fig/mec yelkenleri suya indirmek, geri adım atmak, -BAL I d, (- len) 1 top, 2 (plat/argo) - len gulden, 3 (plat/argo) taşak, testis, hij weet er geen - van o konudan hiç çakmaz, geen - van iets snappen bir şeyden hiçbir şey anlamamak, elkaar de - toespelen paslaşmak, birbirini kollamak/kayırmak II h, (-s) balo, danslı eğlence, -BALANCEREN f, gs, (balanceerde, h, gebalanceerd) dengesini sağlamak, -BALANS d, (- en) 1 tartı aleti, kantar, 2 hand/tic bilanço, jaarlijkse - yıllık bilanço, de - opmaken bilanço tanzim etmek, bilanço yapmak, 3 (evenwicht) denge, iets in - houden bir şeyi dengede tutmak, -BALANSBOEK h, (- en) hand/tic defteri kebir, yıllık bilanço defteri, -BALANSOPRUIMING d, (- en) envanter satışı, -BALANSREKENING d, (- en) balans hesabı, -BALBEZIT h, sp, top hakimiyeti, -BALDADIG s, z, ölçüsüz, şımarık, yaramaz, kaba, gemsiz, terbiyesiz, ahlaksız, küstah, -BALDADIGHEID d, (...heden) küstahlık, terbiyesizlik, ölçüsüzlük, kabalık, yaramazlık, -BALDAKIJN h, d, (- en, - s) gölgelik, sayvan, saçak, -BALEIN d, (- en) çubuk, sırık, de - en van deze paraplu zijn van hout bu şemsiyenin çubukları ağaçtandır, -BALEN f, gs, (baalde, h, gebaald) van iets - bir şeyden bıkmak, usanmak, gına gelmek, bir şey gırtlağına gelmek, -BALIE d, (-s) 1 danışma, sekreterlik, danışma yeri, 2 jur/huk baro, 3 (leuning) parmaklık, tırabzan, korkuluk, -BALIEKLUIVER d, (-s) aylak, avare, boş gezer, -BALJURK d, (- en) balo elbisesi, -BALK d, (- en) 1 kiriş, kolon, 2 muz/müz porte, 3 fig/mec tarihe geçecek bir olaydır, het geld over de - gooien parayı çarçur etmek, parayı sokağa atmak, har vurup harman savurmak, tot aan de - en springen ayakları yere degmemek, külahını havaya atmak, havalarda uçmak, zil çalıp oynamak, zevkinden dört köşe olmak, -BALKAN d, 1 Balkan dağları, 2 (gebied) Balkanlar bölgesi, -BALKEN f, gs, (balkte, h, gebalkt) 1 anırmak, 2 fig/mec zırlamak, -BALKENBRIJ d, etli, unlu ve kuru üzümlü yemek, -BALKON h, (-s) 1 balkon, 2 (v, bioscoop enz,) balkon, asmakat, -BALKOSTUUM h, (-s) balo kıyafeti, -BALLADE d, (- n, - s) 1 balad, türkü, 2 destansı melodi, -BALLAST d, 1 scheep/den safra, ballast, 2 (last) gereksiz yük, fazlalık, -BALLASTEN f, g, (ballastte, h, geballast) scheep/den een schip - safra döşemek, ağırlık dengesi koymak, -BALLEN I f, g, (balde, h, gebald) yumaklamak, yumak yapmak, de vuist - yumruk yapmak, II gs, 1 (met een bal spelen) topla oynamak, 2 (tot een bal vormen) yumak olmak, topaklanmak, -BALLERINA d, (-s) balerin, -BALLET h, (- ten) 1 bale, 2 (gezelschap) bale grubu, -BALLETDANSER d, (-s) bale oyuncusu, -BALLETDANSERES d, (- sen) balerin, -BALLETGEZELSCHAP h, bale topluluğu, -BALLING d, (- en) sürgün, -BALLINGSCHAP d, sürgünlük, -BALLINGSOORD h, (- en) sürgün yeri, -BALLISTIEK d, mil/ask balistik, atış bilimi, -BALLON d, (-s) balon, een - netje oplaten balon uçurmak, (bir şeyi öğrenmek vb, amacıyla) haber yaymak, -BALLONVAART d, balon gezisi, balon uçuşu, -BALLOTAGE d, (-s) üyelik oylaması, -BALLOTAGE COMMISSIE d, (-s) üyelik komisyonu, -BALLOTEREN f, gs, (balloteerde, h, geballoteerd) (üyeliği) oylamak, oya sunmak, -BALORIG s, z, laf dinlemez, yaramaz, inatçı, asi, ters, -BALPEN d, (- nen) tükenmezkalem, -BALLPOINTPEN d, (-s) tükenmezkalem, -BALSEM d, (-s) belesan yagı, balsam, -BALSEMEN f, g, (balsemde, h, gebalsemd) 1 kokulu belesan sürmek, 2 (lenigen) (belesan ile acıyı) azaltmak, 3 (ölüye) belesan yağı sürmek, mumyalamak, -BALSEMIEN d, bot, Kınaçiçeği, -BALSPEL h, (...spelen) top oyunu, biljart is een - bilardo bir top oyunudur, -BALSTURIG s, z, inatçı, huysuz, dik kafalı, dik başlı, -BALTS d, (hayvanlarda) çiftleşme hareketleri, -BALUSTRADE d, (- s, - n) parmaklık, korkuluk, tırabzan, -BALZAAL d, (...zalen) balo salonu, dans salonu, -BALZAK d, (- ken) anat, torba derisi, skrotum, -BAMBOEL I h, d, hintkamışı, II s, hintkamışından, -BAMI d, erişte, erişteli Çin yemeği, -BAN d, (- nen) aforoz, fig/mec yasak, tabu, Luther werd in de - gedaan Luther aforoz edildi, in de - van... - nin (ağır) etkisi altında, -BANAAL s, z, (banaler, - st) bayağı, adi, basmakalıp, sıradan, bayağı bir şekilde, -BANAAN d, (bananen) bot, Muz, -BANCAIR s, bankayla ilgili, -BAND I d, (- en) 1 (reep stof) bant, şerit, bağ, kurdele, 2 (v, auto) teker, lastik, 3 ( v, videorecorder enz) bant, iets op de - opnemen bir şeyi banda almak, 4 pol, (relatie) bağ, ilişki, een sterke - met iemand hebben biri ile sıkı bağı olmak, 5 bil, masanın lastikli iç tarafı, 6 ( v, boek) cilt, kapak, een boek in een leren - deri kapaklı kitap, 7 iemand aan - en leggen birinin hareketlerini kısıtlamak, birini kontrol altına almak, 8 lopende - sürekli iş bandı, * uit de - springen dağıtmak, çok eğlenmek, dizginleri koparmak, kendini koyvermek II d, (-s) orkestra, müzik grubu, -BANDAFNEMER d, (-s) bicon anahtarı, -BANDAGE d, (-s) sargı bezi, yara bezi, -BANDBREEDTE d, (- n, - s) teker genişliği, -BANDDIKTE d, (- n, - s) teker kalınlığı, met - winnen ufak farkla kazanmak, -BANDELICHTER d, (-s) levye, lastik levyesi, -BANDELOOS s, z, (...lozer, meest -) dizginsiz, haşarı, arsız, gemsiz, aşırı, başıbozuk, düzensiz, -BANDEPECH d, (arabada) lastik derdi, teker sorun, -BANDEROL d, (- len) sigara şeridi, sigara bandı, -BANDIET d, (- en) haydut, eşkiya, yol kesen, -BANDIETENBENDE d, (- n, - s) eşkiya takımı, -BANDITISME h, eşkiyalık, haydutluk, çetecilik, -BANDJE h, (-s) (cassettebandje) kaset, bant, -BANKIER d, (-s) banker, -BANDLEIDER d, müzik grubu şefi, -BANDOPNAME d, (-n) muz/müz bant kayıt, banda alma, -BANDRECORDER d, (-s) makara teyp, -BANDSPANNING d, (tekerde) hava, hava basıncı, -BANDSTOOT d, (...stoten) bil, kenarına vuruş, -BANEN f, g, (baande, h, gebaand) een weg - yol açmak, temizlemek, zich een weg - door de menigte kalabalığı yararak kendine yol açmak, -BANG s, z, 1 korkmuş, korkan, korkak, ürkek, (bezorgd) endişeli, - zijn voor için korkmak, - zijn van... - dan/den korkmak, daar ben ik niet - voor ondan çekinmem, korkmam, iemand - maken birini korkutmak, - zijn voor (van) iemand birinden korkmak, çekinmek, - zijn om iets te doen bir şeyi yapmaya çekinmek, yapmaktan korkmak, - zijn dat iets gebeurt bir şeyin olacağından korkmak, ik ben - dat ... korkarım ki ... 2 (angstwekkend) korkunç, een - e droom korkunç rüya, -BANGELIJK korkak, ürkek, tabansız, ödlek, -BANGERD d, (-s) korkak, tabansız, ödlek, ürkek kimse, -BANGERIK d, (- en) korkak, tabansız, ödlek, ürkek kimse, BANGMAKERIJ d, (- en) korkutma, gözdağı, sindirme, -BANIER d, (- en) sancak, -BANJEREN f, gs, (banjerde, h, gebanjerd) kasıla kasıla yürümek, -BANJO d, (-s) muz/müz bir çeşit telli saz, -BANK d, (- en) 1 (meubelstuk) kanepe, divan, bank, sıra, school - okul sırası, 2 hand/tic banka, 3 werk- tezgah, çalışma masası, zand- kumluk, bloed- kan merkezi, kan bankası, door de - ( genomen) ortalama, normal olarak, 4 (bij spel) kasa, -BANKBILJET h, (- ten) banknot, kağıt para, -BANKBREUK d, (- en) iflas, batkı, bedrieglijke - sahte iflas, -BANKDISCONTO h, (-s) banka iskontosu, -BANKEMPLOYE d, (-s) banka elemanı, banka personeli, -BANKET h, (- ten) 1 (feestmaal) ziyafet, 2 (gebak) kek, kek türü bir şey, -BANKETBAKKER d, (-s) pastacı, -BANKETBAKKERIJ d, (- en) pastacı dükkanı, -BANKETLETTER d, (-s) harf, kraker, harf bisküvi, -BANKETSTAAFd, (...staven) çubuk kraker, -BANKGEHEIM h, (- en)banka sırrı, bankacılık sırı, -BANKHOUDER d, (-s) 1 tefeci, 2 (bijspel) manocu, kasacı, -BANKIER d, (-s) 1 tefeci, para tüccarı, 2 (bij spel) kasacı, -BANKOVERVAL d, (- len) banka soygunu, -BANKPAPIER h, kıymetli evrak, -BANKREKENING d, (- en) banka hesabı, -BANKREKENINGHOUDER d, (-s) (bankada) hesap sahibi, cari hesap sahibi, -BANKROET h, iflas, batkı, zarar, frauduleus - sahte iflas, - gaan iflas etmek, -BANKSCHROEF d, (...schroeven) mengene, sıkıştıraç, -BANKSTEL h, (- len) koltuk takımı, koltuk , -ANKWERKER d, (-s) demirci, çilingir, -BANKWET d, (- ten) bankalar yasası, bankalar kanunu, -BANKWEZEN h, bankacılık, -BANNELING d, (- en) (erkek) sürgün, -BANNEN f, g, (bande, h, gebannen) 1 kovmak, sürgün etmek, 2 (kerkelijk) aforoz etmek, -BANVLOEK d, (- en) aforoz, lanet, -BANTAMGEWICHT h, sp, tüysıklet, -BAPTIST d, (- en) vaftiz edilen kimse, -BAR s, z, 1 (rots) çıplak, 2 (dor) kıraç, verimsiz, 3 (erfi) korkunç, felaket, 4 (v, het weer) sert, soğuk, ayaz, - re winter çok soğuk kış, het weer is - en boos a) hava kudurmuş, b) (v, regen) göğün dibi delinmiş, dat wordt mij te - buna katlanamam, het veel te - maken çok ileri gitmek II d, (-s) 1 bar, 2 (alkollü içki satılan) büfe III d, (- en, bar) nat/fiz basınç birimi, -BARAK d, (- ken) kulübe, baraka, -BARBAAR d, (...baren) barbar, kaba, görgüsüz, hödük, -BARBAARS s, z, barbar, kaba, uygarlaşmamış, -BARBAARSHEID d, (...heden) barbarlık, -BARBECUE d, (-s) mangal, (kömürlü) ızgara, -BARBECUEN f, gs, (barbecuede, h, gebarbecued) ızgara yapmak, kebap yapmak, -BARBERTJE Barbertje moet hangen her zaman bir günah keçisi bulunur, -BARBIER d, (-s) berber, -BARBITURAAT h (...raten) uyku ilacı, uyku hapı, -BARIUM h, scheik/kim Baryum, -BARD d, (- en) 1 (eskiden) ozan, şair, 2 fig/mec halk ozanı, -BAREN f, g, (baarde, h, gebaard) 1 (çocuk) doğurmak, 2 fig/mec neden olmak, meydan vermek, sebep olmak, zorg - endişeye neden olmak, -BARENSNOOD d, in - verkeren doğum ağrısı çekmek, doğum ağrılı olmak, -BARENSWEEEN mv/çoğ (doğum öncesi) rahim kasılması, doğum sancısı, -BARET d, (- ten) kep, şapka, -BARGOENS I h, hırsız dili, yeraltı dili, II s, - e woorden anlaşılmaz sözcükler, -BARITON d, (-s) muz/müz Bariton, -BARK d, (- en) üç direkli yelkenli gemi, -BARKAS d, (- sen) kurtarma sandalı, filika, -BARKEEPER d, (-s) bannen, -BARKRUK d, (- ken) yüksek tabure, bar taburesi, -BARMHARTIG s, şefkatli, sevgi dolu, -BARMHARTIGHEID d, (...heden) şefkat, merhamet, acıma, -BARSTEEN d, h, (...stenen) kehribar taşı, -BAROK I s, barok, şatafatlı, süslü, II d, barok tarzı, -BAROMETER d, (-s) barometre, basınçölçer, -BAROMETERSTAND d, barometre seviyesi, -BARON d, (- nen, - s) baron, -BARONES d, (- sen) barones, baronun eşi, -BARRAGE d, sp, 1 (beraberlikte) şampiyonluk maçı, 2 ( versperring) barikat, engel, -BARREVOETS z, çıplak ayakla, yalınayak, -BARRICADE d, (- n, - s) barikat, engel, siper, -BARRICADEREN f, g, (barricadeerde, h, gebarricadeerd) barikat kurmak, engel koymak, engel kurmak, de deur - kapıya engel koymak, -BARRIERE d, (-s) engel, mani, mania, taal- dil engeli, dil sorunu, (barricade) barikat, een - opwerpen tegen -(y)a/e karşı engel olmak, -BARS s, z, sert, hırçın, kestirmeci, kaba, içtensiz, samimiyetsiz, kabaca, -BARST d, (- en) çatlak, yankı çatlama, patlama, -BARSTEN f, gs, (barstte, is gebarsten) 1 yarılmak, (v, huid) çatlamak, kavlamak, parçalanmak, 2 (v, bom) patlamak, infilak etmek, de bom barst bomba patladı, - van spijt çok pişman olmak, iemand laten - birini yüz üstü bırakmak, het wordt buigen of - ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli, -BARSTENSVOL s, tıka basa dolu, ağzına kadar dolu, çok dolu, -BAS d, (- sen) muz/müz 1 bas, 2 (instrument) kontrbas, (zanger) bas şarkıcı, -BASAAL s, temel, asıl, temele ait, esas, ana, de basale cellen ana/asıl hücreler, -BASALT h, siyah mermer, siyah volkanik taş, -BASALTZUIL d, (- en) mermer kolon, -BASCULE d, (-s) baskü1, büyük kantar, -BASE d, (-n) scheik/kim baz, -BASEBALL h, sp, beysbol, -BASELINE d, sp, (teniste) en son çizgi, -BASEREN f, g, (baseerde, h, gebaseerd) - op üzerine kurmak, -(y)a/e dayandırmak, ik baseer deze woorden op mijn eigen ervaring bu sözler benim kendi deneyimlerime dayanıyor, zich op -(y)a/e dayanmak, üzerine kurulmak, -BASGITAAR d, (...taren) basgitar, -BASILICUM h, bot, fesleğen, reyhan, -BASILIEK d, (- en) 1 dikdörtgen bina, 2 (titel v, kerken) basilik, -BASIS d, (- sen, bases) 1 (voet) temel, ayak, 2 temel, esas, dayanak, op die - ... bu temelde, 3 mil/ask üs, -BASISCH s, scheik/kim baz gibi, baza ait, -BASISLOON h, (...lonen) çıplak maaş, esas maaş, temel ücret, -BASISONDERWIJS h, ilköğretim, temel eğitim, -BASISSCHOOL d, (...scholen) ilkokul, -BASK d, Bask Şehri, -BASKISCH I s, Bask şehrine ait, II h, Baskça, -BASKENLAND h, Bask bölgesi, -BASKETBALL h, basketbol, sepetoyunu, -BAS-RELIEF h, (-s) harf kabartma, -BASSIN h, (-s) 1 leğen, 2 (zwembad) havuz, -BASSIST d, (- en) 1 muz/müz basçı 2 (zanlier) bas şarkıcı, -BASSLEUTEL d, (-s) muz/müz 1 fa anahtarı, 2 bas tellerini germe aleti, -BAST d, (- en) 1 kabuk, kışır, 2 (platlargv) deri basta ünl, yeter artık! tamam artık! -BASTAARD d, (- en, - s) vero/eski 1 piç, evlilik dışı çocuk, 2 (v, dieren) melez, 3 bot aşılama bitki, -BASTERDSUIKER d, kahverengi şeker -BASTION h, (-s) mil/ask burç, sağlamlaştırılmış yer, -BATAAT d, (bataten) bir tür tatlı patates, -BATALJON h, (-s) mil/ask tabur, -BATALJONSCOMMANDANT d, (- en) tabur komutanı, -BATE d, (-n) maddi kazanç, kar, çıkar, yarar, fayda -BATEN f, g, (baatte, h, gebaat) yaramak, yardımı dokunmak, yarar sağlamak, wat baat het? ne yararı vardır? ne yarar sağlar? baat het niet, het schaadt ook niet işine yaramazsa da, zararı da olmaz, -BATIG s, - slot (saldo) kredi bakiyesi, -BATIK d, (-s) resimli kumaş, -BATIKKEN f, g, (batikte, h, gebatikt) (kumaşı) resimlemek, -BATIST h, patiska -BATISTEN s, patiskadan, -BATTERIJ d, (- en) 1 pil, 2 mil/ask batarya, 3 (groep) takım, grup, seri, -BAUXIET h, jeol, Boksit, -BAVAROIS d, meyveli kaymaklı dondurma, -BAVIAAN d, (...vianen) zo, Şebek, -BAZAAR d, (-s) pazar, çarşı, fuar, -BAZELEN f, gs, (bazelde, h, gebazeld) saçmalamak, budalaca konuşmak, -BAZIG s, z, patronluk taslayan, patron gibi, patronca, -BAZIN d, (- nen) 1 patronun eşi, 2 patronluk taslayan kadın, -BAZOOKA d, (-s) bazuka, bazoka, roketatar, -BAZUIN d, (- en) muz/müz Trombon, -BB d, afk/kıs Bescherming Bevolking Sivil Savunma, -BBH h afk/kıs bezigheden buitenshuis hebbende ev dışı meşguliyetleri olan, -B-BILJET h, (- ten) gelir/varlık vergisi bildirgesi, -BD buiten dienst emekli, tekaüt, işten ayrılmış, -BEADEMEN f, g, (beademde, h, beademd) (van patient) suni teneffüs yaptırmak, -BEADEMING d, yapay solunum, sunni teneffüs, -BEADEMINGSAPPARAAT h, (...raten) yapay solunum aygıtı, sunni teneffüs cihazı, -BEAMBTE d, (-n) memur, görevli, -BEAMEN f, g, (beaamde, h, beaamd) kabul etmek, onamak, rıza göstermek, wat hij daar zegt, beaam ik dediklerini onuyorum, kabul ediyorum, -BEANGSTIGEN f, g, (beangstigde, h, beangstigd) korkutmak, ürkütmek, -BEANTWOORDEN I f, g, (beantwoordde, h, beantwoord) cevap vermek, een brief - bir mektubu cevaplamak, II gs, - aan -(y)a/e cevap vermek, denk düşmek, aan zijn verwachting - beklentisine uygun olmak, beklentisine göre olmak, het baantje beantwoordde aan zijn verwachtingen iş tam beklentilerine uygun düştü, -BEARGUMENTEREN f, g, (beargumenteerde, h, beargumenteerd) gerekçelemek, delil göstermek, -BEATMUZIEK d, beat pop müziği, -BEAUTY d, (-s) güzellik, güzel bir şey, güzel bir kimse, -BEBLOED s, kanlı, kan lekeli, kanla kaplı, zijn gezicht was geheel - yüzü kanlıydı, - e kleren kanlı giysi, -BEBOETEN f, g, (beboette, h, beboet) para cezasına çarptırmak, -BEBOSSEN f, g, (beboste, h, bebost) ağaçlandırmak, koru haline getirmek, ağaç dikmek, -BEBOSSING d, 1 ağaçlandırma, 2 (- en) (plaats) koruluk, ormanlık, fidelik, -BEBOUWEN f, g, (bebouwde, h, bebouwd) 1 inşa etmek, yapmak, kurmak, 2 (de grond bewerken) sürmek, işlemek, -BEBOUWING d, (- en) 1 inşa, 2 (gebouw) bina, inşaat, open - seyrek binalar, 3 (beplanting) ziraat, tarım, yetiştirme, -BECIJFEREN f, g, (becijferde, h, becijferd) rakamlarla göstermek, rakama dökmek, -BECOMMENTARIEREN f, g, (becommentarieerde, h, becommentarieerd) yorumlamak, yorum getirmek, -BECONCURREREN f, g, (beconcurreerde, h, beconcurreerd) yarışmak, rekabet etmek, iemand - biri ile yarışa girmek, -BED h, (- den) 1 yatak, het - houden hasta yatmak, met iemand naar - gaan biri ile yatmak, zijn - je is gespreid geleceği garantili, in een warm - stappen hazıra konmak, dört ayağının üstüne düşmek, işi rast gelmek, 2 fig/mec yatak, ocak, yuva, 3 (in tuin) yatak, -BEDAAGD s, yaşlı, yaşını başını almış, ihtiyar, -BEDAARD s, z, sakin, durgun, kendi halinde, -BEDACHT s, düşünceli, ihtiyatlı, hazırlıklı, tedbirli, op iets - zijn bir şeye hazırlıklı olmak, ihtiyatlı olmak, hij is op alles - her şeyi düşünür, -BEDACHTZAAM s, z, düşünceli, tedbirli, ihtiyatlı, -BEDANKEN I f, g,(bedankte, h, bedankt) teşekkür etmek, iemand voor iets - birine bir şey için teşekkür etmek, bedankt voor uw hulp yardımınıza teşekkür ederim, II gs, (opzeggen) - voor iets teşekkürle bir şeyi istemediğini bildirmek, ik bedank voor mijn abonnement abonelikten ayrılıyorum, -BEDANKJE h, (-s) 1 (dankwoord) teşekkür, 2 olumsuz cevap, menfi cevap, ret, -BEDAREN I f, gs, (bedaarde, is bedaard) (tot rust komen) sakinleşmek, durgunlaşmak, (v, wind) hafitlemek, II g, (-, h, -) (kalmeren) yatıştırmak, teskin etmek, sakinleştirmek, -BEDAUWEN f, g, (bedauwde, h, bedauwd) çiyle ıslatmak, nemlendirmek, -BEDDEGOED h, yatak takımı, -BEDDESPREI d, (- en) yatak örtüsü, -BEDDING d, (- en) 1 nehir yatağı, 2 (v, grond) tabaka, katman, -BEDE d, (-n) 1 ibadet, namaz, dua, 2 (verzoek) yalvarma, yalvarış, dilek, -BEDEESD s, z, (- er, meest -) sıkılgan, utangaç, çekingen, -BEDEESDHEID d, çekingenlik, sıkılganlık, utangaçlık, -BEDEHUIS h, (...huizen) tapınak, kilise, cami, ibadet yeri, -BEDEKKEN f, g, (bedekte, h, bedekt) 1 kaplamak, örtmek, üstünü örtmek, 2 fig/mec (verbergen) gizlemek kılıf, -BEDEKKING d, (- en) örtü, -BEDEKT s, z, dolaylı, imalı, op - e termen dolaylı olarak, imalı olarak, üstü kapalı (olarak) -BEDELAAR d, (-s) (erkek) dilenci, -BEDELARIJ d, dilencilik, -BEDELARMBAND d, (- en) tılsımlı bilezik, -BEDELBRIEF d, (...brieven) yardım/bağış mektubu, -BEDELEN I f, gs, (bedelde, h, gebedeld) 1 dilenmek, - om -(y)i istemek, 2 istemek, dilenmek II f, g, (bedeelde, h, bedeeld) payını vermek, hissesini vermek, goed - payını tam vermek, rijk (ruim) bedeeld zijn met bezittingen malı mülkü çok olmak, -BEDELING d, (- en) van de - krijgen yoksulluk yardımı almak, -BEDELMONNIK d, (- en) dilenci rahip, dilencilikle yaşayan fakir rahip, -BEDELVEN f, g, (bedolf, h, bedolven) iets onder iets bedelven bir şeyi bir şeyin altına gömmek, -BEDENKELIJK I s, 1 kritik, endişe verici, kötü, riskli, ciddi, de toestand is - durum ciddidir, 2 fig/mec şüpheli, kuşkulu, een - gezicht kuşkulu bir yüz, II z, kuşkuyla, şüpheyle, ciddi bir şekilde, dat ziet er - uit ciddi görünüyor, vahim görünüyor, -BEDENKEN f, g, (bedacht, h, bedacht) 1 (verzinnen) uydurmak, düşünüp bulmak, 2 (niet vergeten) unutmamak, akılda tutmak, (overwegen) üzerinde düşünmek, 3 zich - ( v, besluit veranderen) karar değiştirmek, caymak, zonder zich te - düşünmeksizin, tereddütsüz, 4 iemand - met iets birini bir şeyle onurlandırmak, -BEDENKING d, (- en) (bezwaar) itiraz, geen - en itiraz yok, - en hebben tegen -(y)a/e karşı itirazı olmak, -BEDENKTIJD d, düşünme süresi/zamanı, een week - vragen bir hafta düşünme süresi istemek, -BEDERF h, bozulma, çürüme, harap olma, -BEDERFELIJK s, dayanıksız, bozulur, -BEDERFWEREND s, antiseptik, mikrop kırıcı, çürümeyi engelleyici, -BEDERVEN I f, g, (bedierf, h, bedorven) zarar vermek, bozmak, harap etmek, iemands plezier - birinin neşesini kaçırmak/bozmak, (kind) şımartmak, II gs, (-, is -) çürümek, bozulmak, gerilemek, çökmek, -BEDEVAART d, (- en) gezi, hac, -BEDEVAARTPLAATS d, (- en) hac yeri, -BEDIENDE d, (- n, - s) 1 hizmetçi, uşak, 2 (op kantoor) memur, katip, (in de winkel) tezgahtar, -BEDIENEN f, g, (bediende, h, bediend) 1 hizmet etmek, servis yapmak, (helpen) yardım etmek, de klanten - müşterilere hizmet etmek, iemand in een restaurant - birine bir lokantada servis yapmak, 2 tech/tek (v, apparaat) çalıştırmak, işletmek, 3 zich - van a) (nemen) almak, b) - dan/den yararlanmak, istifade etmek, faydalanmak, hij bediende zich van leugens yalanları iyi kullandı, 4 iemand - (dini) hastaya son duayı yapmak, -BEDIENING d, (- en) 1 hizmet, servis, de - is hier niet goed burada servis iyi değil, 2 (v, apparaat) çalışma, işleyiş, işle(t)me, 3 (ambt) iş, görev, -BEDIENINGSGELD h, (- en) garsoniye, -BEDIJKEN f, g, (bedijkte, h, bedijkt) setlemek, kıyısına set yapmak, kıyısını setle kapatmak, -BEDIJKING d, (- en) set, -BEDILLEN f, g, (bedilde, h, bedild) her şeye burun sokmak/karışmak, -BEDILLERIG bedilziek s, her şeye burun sokan, -BEDING h, (- en) koşul, şart, onder geen - hiçbir koşulda, hiçbir zaman, hiçbir koşul altında, ik zal het doen, onder een - onu bir koşulla yaparım, -BEDINGEN f, g, (bedong, h, bedongen) kotarmak, garantiye almak, koşul olarak ileri sürmek, -BEDISCUSSIEREN f, g, (bediscussieerde, h, bediscussieerd) tartışmak, een onderwerp - bir konuyu ele alıp tartışmak, müzakere etmek, -BEDISSELEN f, g, (bedisselde, h, bedisseld) halletmek, düzenlemek, düzene koymak, yoluna koymak, ayarlamak, een zaakje - bir işi halletmek, -BEDLEGERIG s, yatalak, hij is reeds een week - yine bir haftadır yatakta, -BEDOELEN d, (- en) Bedevi, göçebe Arap, -BEDOELD s, kastedilen, demek istenen, sözü edilen, de - e kastedilen şey, -BEDOELEN f, g, (beoelde, h, bedoeld) 1 demek istemek, kastetmek, söylemek istemek, wie is de man dieje bedoelt? kastetiğin adam kim? o sözcükle neyi kastediyorsun? zo heb ik het niet bedoeld öyle demek istemedim, 2 (ten doel hebben) amaçlamak, hedeflemek, -BEDOELING d, (- en) 1 (betekenis) anlam, mana, içerik, 2 (doel) niyet, amaç, kasıt zonder kwade - kötü niyetsiz, -BEDOENING d, 1 iş, telaş, 2 (gang v,zaken) gidişat, durum, hal ve vaziyet, -BEDOMPT s, kapalı, havasız, -BEDONDERD (argo/plat) (gek) kaçık, deli, üşütük, ben je -? iyi misin? sen de var mı biraz? -BEDONDEREN f, g, (bedonderde, h, bedonderd) madik atmak, aldatrnak, dolandırmak, -BEDORVEN s, bozuk, bayat, bozulmuş, kokmuş, - vlees bozulmuş et, -BEDOTTEN f, g, (bedotte, h, bedot) aldatmak, kandırmak, iemand - birini aldatmak, -BEDRADING d, (- en) elektrik kablolan şebekesi, kablo ağı, -BEDRAG h, (- en) miktar, meblağ, yekfin, tutar, een - van f 500 beş yüz guldenlik bir meblağ, -BEDRAGEN f, gs, (bedroeg, h, bedragen) toplama varmak, yekun tutmak, baliğ olmak, yekuna erişmek, -BEDREIGEN f, g, (bedreigde, h, bedreigd) 1 tehdit etmek, gözdağı vermek, iemand - birini tehdit etmek, 2 dokunmak, sarsmak, tehlikeli olmak, zarar vermek, roken bedreigt de gezondheid sigara sağlığa zararlıdır, -BEDREIGING d, (- en) tehdit, gözdağı, -BEDREMMELD s, z, mahcup, şaşkın ve sıkılgan, sıkıla sıkıla, süklüm püklüm, -BEDREVEN s, becerikli, eli yatkın, deneyimli, tecrübeli, in een vak - zijn bir konuda becerikli olmak, -BEDREVENHEID d, - in - de deneyim, tecrübe, beceri, hünerlilik, -BEDRIEGEN f, g, (bedroog, h, bcdrogen) 1 kandırmak, aldatmak, dolandırmak, hij bedriegt zijn vrouw kansını aldatıyor, 2 yanıltmak als mijn geheugen mij niet bedriegt yanılmıyorsam, schijn bedriegt dış görünüş insanı yanıltır, 3 zich - yanılmak, in zijn verwachtingen bedrogen worden beklentilerinde hayal kırıklığına uğramak, -BEDRIEGER d, dolandırıcı, üçkağıtçı, -BEDRIEGERIJ d, (- en) dolandırıcılık, hile, hilecilik, aldatma, ik houd niet van - hileyi sevmem, -BEDRIEGLIJK s, z, aldatıcı, yanıltıcı, sahte, hileli, dat is - göründüğü gibi değil, bedrieglijke bankbreuk hileli iflas, -BEDRIJF h, (bedrijven) 1 iş, ticaret, het bedrijfsleven ticaret hayatı, iş hayatı, hotel- otel işletmeciliği, otelcilik, 2 (firma) şirket, işletme, firma, işyeri, vervoers- nakliye servisi, nakliyat şirketi, reparatie- onarım/tamir servisi, 3 thea/tiy perde, toneelstuk in een - bir perdelik oyun, film/sin bölüm, 4 buiten- faaliyet dışı, kapalı, -BEDRIJFSADMINISTRATIE d, (-s) iş idaresi, -BEDRIJFSAUTO d, (-s) işyeri arabası, iş otosu, -BEDRIJFSECONOMIE d, işletme ekonomisi, -BEDRIJFSECONOOM d, (...nomen) işletme ekonomisi uzmam, -BEDRIJFSKAPITAAL h, (...kapitalen) işletme sermayesi, aktif para, -BEDRIJFSKOSTEN d, mv/çoğ işletme masrafları, -BEDRIJFSKUNDE d, işletmecilik -BEDRIJFSLEIDER d, (-s) iş idarecisi, şirket idarecisi, -BEDRIJFSLEIDING d, iş idaresi, iş vönetimi, -BEDRIJFSLEVEN h, iş hayatı, iş dünyası, -BEDRIJFSOMZET d, (- ten) işletme hasılatı, devir miktarı, -BEDRIJFSORGANISATIE d, (-s) 1 şirketin iç düzeni, iş organizasyonu, 2 işveren ve işçi temsilcileri kurulu, -BEDRIJFSRAAD d, (...raden) işyeri kurulu, iş düzenleme kurulu, -BEDRIJFSTAK d, (- ken) işletme dalı, işyeri şubesi, -BEDRIJFSVERENIGING d, (- en) sektörel sosyal güvenlik kurumu, -BEDRIJFSVOERING d, işletme idaresi, -BEDRIJVEN f, g, (bedreef, h, bedreven) ong/ols işlemek, yapmak, zonde - günah işlemek, -BEDRIJVIG s, gayretli, dolu, aktif, çalışkan, hamarat, een - e vrouw gayretli/hamarat bir kadın, -BEDRIJVIGHEID d, çalışkanlık, aktiflik, hamaratlık, yoğunluk, -BEDRINKEN f, (bedronk zich, h, zich bedronken) zich - sarhoş olana kadar içmek, sarhoş olmak, zom olmak, -BEDROEFD s, z, üzgün, üzüntülü, kederli, acılı, bağrıyanık, -BEDROEVEN f, g, (bedroefde, h, bedroefd) üzmek, üzüntü vermek, -BEDROEVEND s, z, 1 üzücü, umut kırıcı, kötü, 2 (zeer) çok, - slecht çok kötü, -BEDROG h, hile, dolap, dalavere, aldatma, kandırma, hilekarlık, - loont de meester hile yapana zarar verir, -BEDRUIPEN f, g, (bedroop, h, bedropen) zich (kunnen) - geçinebilmek, -BEDRUKKEN f, g, (bedrukte, h, bedrukt) (mürekkep, çiçek, resim) basmak, resimlemek, bedrukt papier basılı kağıt, -BEDRUKT s, kederli, sıkıntılı, mahzun, üzüntülü, üzgün, -BEDTIJD d, (- en) yatma zamanı, -BEDUCHT s, korkmuş, - zijn voor iets/iemand bir şeyden/birinden korkrnak, -BEDUIDEN f, g, (beduidde, h, beduid) 1 (aanduiden) işaretle göstermek, işaret etmek, 2 (duidelijk maken) aydınlatmak, açıklık kazandırmak, 3 (betekenen) anlamı olmak, anlama gelmek, demek olmak, -BEDUIDEND s, z, önemli, göze çarpacak şekilde, -BEDUIMELEN f, g, (beduimelde, h, beduimeld) (kitap) parmakla kirletmek, lekelemek, -BEDUUSD s, dilini yutmuş, vurulmuş gibi, şaşkın, afallamış, ik was er van -, toen ik het hoorde bunu duyunca inanamadım, vurulmuş gibi oldum, -BEDUVELEN f, g, (beduvelde, h, beduveld) argo aldatmak, kandırmak, göz boyamak, -BEDWANG h, kontrol, zich in - houden kendini kontrol etmek, -BEDWATEREN f, gs, yatağa kaçırmak/işemek, altını ıslatmak, altına işemek, -BEDWELMD s, sersemleşmiş, yan baygın, sarhoş gibi, başı dönmüş, door gas bedwelmd gazla bayıltılmış, -BEDWELMEN f, g, (bedwelmde, h, bedwelmd) 1 sersemletmek, başını döndürmek, şuurunu yitirtmek, bayıltmak, 2 het succes bedwelmde hem başarı onun başını döndürmüş, -BEDWINGEN f, g, (bedwong, h, bedwongen) 1 kontrol altına almak, bastırmak, denetlemek, baskı altında tutmak, alt etmek, tutmak, zijn woede - hıncını bastırmak, 2 zich - kendine kendini tutmak, hakim olmak, zijn tranen - gözyaşlarını tutmak, gözyaşlarını fark ettirmemek, -BEEDIGD s, yeminli, een - makelaar yeminli simsar, een - tolk yeminli tercüman -BEEDIGEN f, g, (beedigde, h, beedigd) yemin ettirmek, de rechter beeidigde de tolk hakim tercümana yemin ettirdi, -BEEDIGING d, (- en) yemin, -BEEINDIGEN f, g, (beeindigde, h, beeindigd) sonuçlandırmak, bitirmek sona erdirmek, son vermek, -BEEINDIGING d, bitim, bitiş, -BEEK d, (beken) dere, çay -BEELD h, (- en) 1 (standbeeld) heykel, 2 (afbeelding) şekil, resim, portre, 3 (v, televisie) görüntü, 4 (spiegelbeeld) yansıma, görüntü, suret, 5 (zinnebeeld) hayal, imge, imaj, (voorstelling in woorden) tasvir, betim, sembol, timsal zich een - van iets vormen bir şeyin şeklini zihinde kurmak, 6 harika şey, harika kimse, een - van een jurk harika bir elbise, een - van een meisje kitap gibi bir kız, -BEELDBUIS d, (...buizen) 1 (v, televisie) ekran, 2 (televisie) televizyon -BEELDENAAR d, (-s) tura, para üzerindeki basma resim, -BEELDDRAGER d, görüntüleyici, -BEELDEND s, görsel, - e kunst görsel sanatlar, -BEELDHOUWEN f, g, (beeldhouwde, h, gebeeldhouwd) oyarak resim yapmak, oyup resimlemek, -BEELDHOUWER d, (-s) yontucu, heykeltraş (hout) oymacı, -BEELDHOUWKUNST d, yontuculuk, heykeltraşlık, heykelcilik, (hout) oymacılık, -BEELDHOUWWERK h, heykel, (hout) oyma -BEELDIG s, şipşirin, çok güzel, cici bici, -BEELDMERK h, (- en) alamati farika, ticari marka, -BEELDRIJK s, eğretilemeli, benzetmeli, een - verhaal eğretileme dolu bir hikaye, -BEELDSCHERM h, (- en) ekran, görüntülük, -BEELDSCHOON s, çok güzel, huri gibi, ay parçası, (v,dingen) çok güzel, harika, şahane, güzel, -BEELDSPRAAK d, lit/edeb eğretileme, istiare, -BEELDTELEFOON d, (-s) ekranlı telefon, -BEELDVERHAAL h, (...halen) resimli hikaye, resimli öykü, -BEELTENIS d, (- sen) portre, resim, suret, -BEEMD d, (- en) çayırlık, otlak, -BEEN h, (benen) 1 bacak, zijn - breken bacağını kırmak, met het verkeerde - uit bed stappen yataktan ters kalkmak, aksiligi üstünde olmak, op een - kan men niet lopen bir daha iç, tek bacakla yürünmez, op eigen benen staan bağımsız olmak, met een - in het graf staan bir ayağı çukurda olmak, die mensen staan niet met beide benen op de grond kimsenin başı pınar ayağı göl değildir, 2 (v, broek) paça, 3 (beenderen) kemik, deze kam is van been bu tarak kemikten, weer op de - zijn tekrar ayağa kalkmak, iyileşmek, iemand een - tje lichten birine çelme takrnak, op zijn laatste benen lopen (ruhsal, bedensel) adım atacak hali kalmamak, yorgunluktan ayakta duracak hali kalmamak, iemand tegen het zere - schoppen birinin can damarına basmak, birini en zayıf yerinden vurmak, op eigen benen staan kendi ayakları üstünde durmak, kimseye muhtaç olmamak, bagımsız olmak, kendi yağıyla kavrulmak, hij is vel over - bir deri bir kemik kalmış, -BEENBREUK d, (- en) kırık, çatlak, -BEENFRACTUUR d, (...turen) kırık, çatlak -BEENDERMEEL h, kemik tozu -BEENKAP d, (- pen) tozluk, savunma dizligi, -BEENMERG h, kemik iliği, -BEER I d, (beren) 1 ayı, de huid van de verkopen eer hij gevangen is dere gelmeden paçayı sıvamak, zo sterk als een - ayı gibi güçlü, 2 astr, de grotel/kleine Beer Büyük/Küçük Ayı II d, (beren) 1 (varken) erkek domuz, 2 (steunbeer) payanda, destek, -BEERPUT d, (- ten) fosseptik, lağım çukuru, -BEERVEN f, g, (beerfde, h, beerfd) mirasla almak, -BEEST h, (- en) 1 hayvan, 2 (onbeschaafd mens) yabani, kaba kimse, bij de - en af hayvanca, hayvan gibi, -BEESTACHTIG s, z, 1 hayvan gibi, kaba, kabaca, hayvanca, zich - gedragen kaba davranmak, 2 son derece, çok, fena, - koud çok soğuk, -BEESTENBOEL d, pislik yığını, wat een -! ortalık altüst olmuş, -BEESTENMARKT d, (- en) hayvan pazarı, -BEESTENWEER h, çok kötü hava, fırtınalı ve sağanak yağışlı hava, -BEET I d, (beten) 1 (handeling) ısırma, 2 (stuk) lokma, bir ısırım, 3 (wond door bijten ontstaan) ısırılan yer, ısırık yeri II d, (beten) bot, Pancar, -BEETJE h, (-s) biraz, birazcık, az, azıcık, bir parça, een - suiker biraz şeker, een - melk biraz süt, bij stukjes en - s azar azar, alle - s helpen bir kılın bir örmeye faydası var, yapılan hiçbir şey boşa gitmez, -BEETNEMEN f, g, (nam beet, h, beetgenomen) aldatmak, kandırmak, üçkağıta getirmek, enayi yerine koymak, -BEETPAKKEN f, g, (pakte beet, h, beetgepakt) kapmak, yakalamak, ele geçirmek, -BEETWORTEL d, (- s, - en) pancar kökü, -BEF d, (- fen) göğüs şeridi, -BEFAAMD s, tanınmış, ünlü, şöhretli, meşhur, een - artiest ünlü bir artist, -BEFAAMDHEID d, 1 tanınmışlık, meşhurluk, ünlülük, 2 (...heden) ünlü kimse, -BEGAAFD s, yetenekli, kabiliyetli, hünerli, becerikli, -BEGAAFDHEID d, (...heden) yetenek, beceri, hüner, hünerlilik, yeteneklilik, -BEGAAN I f, g, (beging, h, begaan) işlemek, yapmak, een fout - hata yapmak, hata işlemek, een moord - cinayet işlemek, een ongeluk - kaza yapmak, laat mij - bırak şu işi bitireyim, begane grond zemin kat, giriş katı II s, - zijn met iemand birine acımak, biri için üzülmek, birinin sıkıntısma ortak olmak, ik ben met hem - ona acıyorum, -BEGAANBAAR s, geçilir, geçilebilir, geçit verir, -BEGERENSWAARDIG s, imrenilir, cazip, çekici, -BEGEERLIJK s, z, imrenilir, çekici, cazip, istek uyarıcı, -BEGEERTE d, (-n) arzu, heves, hırs, istek, (sexueel) şehvet, -BEGELEIDEN f, g, (begeleidde, h, begeleid) 1 muz/müz eşlik etmek, 2 (escorteren) refakat etmek, iemand - birine refakat etmek, 3 (richting geven aan) yönlendirmek, kılavuzluk/rehberlik yapmak, de professor die mij begeleidt bana yardımcı olan profesör, rehber profesör, - d schrijven evraklarla gönderilen mektup, -BEGELEIDER d, (-s) (erkek) kılavuz, rehber, -BEGELEIDING d, (- en) 1 kılavuzluk, rehberlik, 2 muz/müz eşlik, met - van - nin eşliğinde, - nin kılavuzluğunda, -BEGELEIDSTER d, (-s) (bayan) kılavuz, rehber, -BEGENADIGEN f, g, (begenadigde, h, begenadigd) (v, straf) cezasını affetmek, bağışlamak, -BEGENADIGD s, üstün yetenekli, çok kabiliyetli, -BEGEREN f, g, (begeerde, h, begeerd) arzulamak, çok istemek, -BEGERIG s, z, istekli, arzulu, (hebzuchtig) hırslı, tamahkar, açgözlü, - zijn naar -(y)a/e istekli olmak, -BEGEVEN f, g, (begaf, h, begeven) 1 (v,ambt) vermek, 2 (stuk gaan) het - kırılmak, kopmak, de ketting begeeft het zincir kopar, 3 zich ergens heen - bir yere (doğru) gitmek, zich in het huwelijk - evlenmek, zich in gevaar - kendini tehlikeye atmak, -BEGIETEN f, g, (begoot, h, begoten) sulamak, ıslatmak, su çiseletmek, bloemen - çiçekleri sulamak, çiçeklere su dökmek, -BEGIFTIGEN f, g, (begiftigde, h, begiftigd) bağışlamak, sunmak, ihsan etmek, iemand met iets - birine bir şey vermek, -BEGIN h, başlangıç, giriş, een goed - is het halve werk iyi başlangıç yarı yarıya bitirmek demektir, een - met iets maken bir şeye başlangıç yapmak, bir şeye başlamak, in het - başlangıçta, başında, van het - tot het einde baştan sona kadar, alle - is moeilijk her başlangıç zordur, -BEGINNELING d, (- en) yeni başlayan kimse, -BEGINNEN I f, g, (begon, is begonnen) başlamak, girişmek, een opleiding - okula (eğitime) başlamak, een gesprek - konuşmaya başlamak, een zaak - işe başlamak, işe girişmek, II gs, 1 - aan (met) -(y)a/e başlamak, -(y)a/e girişmek, aan een werk- işe başlamak, işe koyulmak, işi yapmaya başlamak, met Nederlands - Hollandacaya başlamak, met Turks - Türkçeye başlamak, de tuin begint hier bahçe buradan başlıyor, de les is begonnen ders başladı, het begint te regenen yağmur yagmaya başlıyor, - te praten konuşmaya başlamak, zij zijn begonnen! onlar başladılar! 2 (openen) het programma begint om 7 uur program saat yedide başlıyor -BEGINNER d, (-s) yeni başlayan kimse, een handleidin voor - s yeni başlayanlar için kılavuz -BEGINPUNT h, (- en) başlangıç noktası, (v, trein) hareket noktası, -BEGINSEL h, (- s, - en) 1 (principe) prensip, ilke, in - prensip olarak, 2 (grondslag) kural, esas, -BEGLUREN f, g, (begluurde, h, begluurd) gözetlemek, sinsice bakmak, iemand - birini gözetlemek, göz süzerek bakmak, -BEGONIA d, (-s) bot, Begonya, -BEGOOHELEN f, g, (begoochelde, h, begoocheld) göz boyamak, yanıltmak, -BEGOOCHELING d, (- en) 1 göz boyama, 2 (gezichtsbedrog) göz yanılması, -BEGRAAFPLAATS d (- en) mezarlık, kabristan, -BEGRAFENIS d, (- sen) defin, cenaze töreni, ölüm töreni, defnetme, -BEGRAFENISAUTO d, (-s) cenaze arabası, -BEGRAFENISONDERNEMER d, (-s) cenaze kaldırma şirketi sahibi, -BEGRAFENISONDERNEMING d, (- en) cenaze kaldırma şirketi, -BEGRAFENISPLECHTIGHEID d, (...heden) cenaze töreni ve kudas ayini, -BEGRAFENISSTOET d, (- en) cenaze alayı/korteji, -BEGRAVEN f, g, (begroef, h, begraven) 1 gömmek, defnetmek, 2 (onder de aarde bergen) gömmek, gömüp saklamak, -BEGRENSD s,1 hudutlu, sınırlı, 2 fig/mec (beperkt) ölçülü, sınırlı, kontrollü, kısıtlı, dar, kıt, - e mogelijkheden sınırlı imkanlar, een - verstand kıt anlayış, -BEGRENZEN f, g, (begrensde, h, begrensd) sınırlamak, sınır koymak, sınırlarını belirlemek, -BEGRIJPELIJK s, açık, anlaşılır, kavranabilir, izahı mümkün, iets - maken bir şeyi anlaşılır hale getirmek, -BEGRIJPELIJKERWIJS z, anlaşılır bir şekilde, -BEGRIJPEN f, g, (begreep, h, begrepen) anlamak, kavramak, het niet op iemand (iets) begrepen hebben birine (bir şeyi) güvenmemek, iemand verkeerd - birini yanlış anlamak, je begrijpt mij niet beni anlamıyorsun, -BEGRINDEN f, g, (begrindde, h, begrind) çakıl döşemek, çakıllamak, -BEGRIP h, (- pen) 1 (bevatting) anlayış, kavrayış, idrak, snel van - zijn çabuk kavrayışlı olmak, zeki olmak, - hebben voor anlamak, anlayış göstermek, geen - voor iets hebben bir şeyi anlamamak, bir şeyi aklı almamak, havsalası almamak, 2 kavram, (idee) fikir, görüş, düşünce, het - armoede yoksulluk kavramı, het - van vrijheid özgürlük kavramı, * in kort - özet olarak, kısaca, een kort - van - nin kısa bir özeti, -(y)a/e kısa bir bakış, -BEGRIPSBEPALING d, (- en) tanım, tarif, -BEGRIPSVERWARRING d, (- en) kavram kargaşası -BEGROETEN f, g, (begroette, h, begroet) selamlamak, -BEGROTEN f, g, (begrootte, h, begroot) bütçesini yapmak, bütçesini çıkarmak, hesaplamak, değerini belirlemek, kıymet takdir etmek, de kosten - masrafları hesaplamak, de kosten - op ... masrafları ... olarak hesaplamak, -BEGROTING d, (- en) bütçe, -BEGROTINGSTEKORT h, (- en) bütçe açığı, -BEGUNSTIGDE d, (-n) yararlanıcı, faydalanıcı, -BEGUNSTIGEN f, g, (begunstigde, h, begunstigd) desteklemek, destek vermek, yardım etmek, kayırmak, arkalamak, -BEGUNSTIGER d, (-s) destekçi, -BEGUNSTIGING d, (- en) destek, yardım, -BEHA d, (-s) sutyen -BEHAAGLIJK s, z, hoş, rahat, ferahlık verici, een - gevoel hoş bir duygu, een - e koelte hoş bir serinlik, zich - voelen kendini rahat hissetmek, -BEHAARD s, kıllı, tüylü, kıllı büyümüş, een - e arm kıllı kol, -BEHAGEN I f, g, (behaagde, h, behaagd) hoşuna gitmek, zevkini okşamak, hoş gelmek, iemand proberen te - birinin hoşuna gitmeye çalışmak, II h, zevk, haz, - scheppen in - dan/den zevk almak, -BEHALEN f, g, (behaalde, h, behaald) elde etmek, kazanmak, almak, na zesjaar studie behaalde ik mijn diploma altı yıl uğraştıktan sonra diplomamı aldım, punten - puan almak, puan kazanmak, -BEHALVE ilg, bağ, - dan/den başka, bir yana, - dan/den gayri, - dan/den hariç, er waren - de voorzitter vijf personen başkandan başka beş kişi vardı, -BEHANDELEN f, g, (behandelde, h, behandeld) 1 (bejegenen) davranmak, muamele etmek, iemand slecht - birine kötü muamele etmek, birine kötü davranmak, hij behandelt haar als een kind ona çocuk muamelesi yapıyor, iemand ruw - birine kaba davranmak, 2 (onderwerp) bakmak, incelemek, ele almak, işlemek, konu edinmek, 3 jur/huk ele almak, görüşmek, bakmak, de zaak wordt morgen behandeld dava yarın görüşülüyor, die stukken moeten nog behandeld worden o belgelere bakılması gerekli, 4 (zieke) bakmak, tedavi etmek, (voeten enz,) bakım yapmak, een zieke - hastaya bakmak, 5 (gebruiken) kullanmak, behandel deze vaas voorzichtig bu vazoyu dikkatli kullan, voorzichtig - dikkat kırılır! -BEHANDELING d, (- en) 1 (bejegening) muamele, davranış, 2 (v, zieke) tedavi, bakım, onder - zijn tedavi altında olmak, 3 (v, onderwerp) işlem, işleniş, de - van het onderwerp konunun işlenişi, de zaak is in - iş görüşülüyor, iş muamelede, 4 (het bespreken) görüşme -BEHANG h, duvar kağıdı, -BEHANGEN f, g, (behing, h, behangen) 1 kağıtlamak, een kamer - oda kağıtlamak, 2 (voorwerpen) asmak, takmak, -BEHANGPLAKSEL h, duvar kağıdı tutkalı/zamkı, -BEHARTIGEN f, g, (behartigde, h, behartigd) korumak, gözetmek, iemands belangen - birinin çıkarını gözetmek, -BEHEER h, (iş, para) idare, yönetme, çekip çevirme, -BEHEERDER d, (-s) idareci, yönetici, -BEHEERSEN f, g, (beheerste, h, beheerst) 1 (heersen over) yönetmek, idare etmek, çekip çevirmek, 2 zich - kendini tutmak, kendine hakim olmak, 3 iets - bir şeye egemen olmak, bir şeyi yapabilmek, een taal - dile hakim olmak, bir dili iyi bilmek, die gedachte beheerste haar o düşünce onu yönlendiriyordu, -BEHEERSER d, (-s) yönetici, hükümdar, -BEHEERSING d, (- en) 1 (v, talen) yeterlilik ustalık, biliş, 2 idare, kontrol, prijs- fiyat kontrolu, -BEHEKSEN f, g, (behekste, h, behekst) büyülemek, cezbetmek, -BEHEKST s, büyülü, sihirli, büyülenmiş, -BEHELPEN f, (behielp zich, h, zich beholpen) zich - met ile yetinmek, geçinip gitmek, elindeki ile idare etmek, -BEHELZEN f, g, (behelsde, h, behelsd) içermek, ihtiva etmek, kapsamak, het geschrift behelst vele interessante gegevens yazı çok ilginç verileri içeriyor, -BEHENDIG s, z, hünerli, becerikli, eli yatkın, yetenekli, -BEHEPT s, - zijn met ...ile saplantılı, ile dolu, hij is - met vooroordelen kafası önyargılarla doludur, -BEHEREN f, g, (beheerde, h, beheerd) yönetmek, idare etmek, çekip çevirmek, -BEHOEDEN f, g, (behoedde, h, behoed) (voor) dan/den korumak, kurtarmak dat advies heeft hem behoed voor een bankroet o tavsiye onu iflastan kurtardı, -BEHOEDER d, (-s) koruyucu, kurtarıcı, -BEHOEDZAAM s, z, (...zamer, - st) dikkatli temkinli, usulca, dikkatle, -BEHOEFTE d, (-n) 1 gerekseme, gereksinim ihtiyaç, - hebben aan -(y)a/e gereksinimi olmak, -(y)a/e ihtiyacı olmak, aan liefde - hebben sevgiye gereksinimi olmak, natuurlijke - doğa ihtiyaç, dagelijkse - n günlük ihtiyaçlar, 2 (gebrek) noksanlık, eksiklik -BEHOERTIG s, vero/eski fakir, yoksul, een - gezin yoksul bir aile, -BEHOEVE ten behoeve van - nin yaranna, -BEHOEVEN f, g, (behoefde, h, behoefd) 1 gereksemek, ihtiyacı olmak, gerekli, olmak, ik behoef uw hulp niet yardımınızı gereksinmiyorum, geef hem wat hij behoeft ona gereksediğini verin, 2 gerekmek, dat behoeft niet gerekrnez, -BEHOORLIJK I s, z, uygun, yakışık, yaraşan, münasip, iyi, denk, yeterli, ne az ne çok, orta, istenildiği gibi, een - loon uygun ücret, zich - gedragen uygun davranmak, 2 (flink) oldukça, epey, adamakıllı, het is - koud adamakıllı soğuk, -BEHOREN f, gs, (behoorde, h, behoord) 1 (toebehoren) ait olmak, - aan iemand birine ait olmak, birinin malı olmak, 2 (passend zijn bij) - bij -(y)a/e gitmek, uymak, yakışmak, 3 (horen) gerekmek, zorunlu olmak, je behoort iemand met zijn verjaardag te feliciteren birinin doğum gününü kutlamalısın, 4 - tot -(y)a/e dahil olmak, (arasında) sayılmak, bij elkaar - birbirine ait olmak, beraber olmak, bij deze pot behoren die kopjes fincanlar bu çaydanlığa aittir, Karel behoort bij ons Karel bizlerden biridir, tot de besten - en iyileri arasında sayılmak, - tot de vissen balıklar türüne ait olmak, -BEHOUD h, 1 muhafaza, koruma, sakım, 2 kurtuluş, bidden voor het van iemand birinin kurtuluşu için dua etmek, ziek zijn met - van loon maaşı saklı hasta olmak, -BEHOUDEN I f, g, (behield, h, behouden) 1 muhafaza etmek, korumak, (niet verliezen) kaybetmemek, 2 (redden) kurtarmak, II s, 1 (heelhuids) sağ salim, sağlam, 2 (veilig) enıniyetli, güvenlikli, -BEHOUDEND s, tutucu, bağnaz, -BEHOUDENS ilg, 1 (uitgezonderd) - dan/den başka, - dan/den hariç, - nin dışında, ...sayılmazsa, 2 (op voorwaarde van) - nin koşulu ile, üzere, -BEHOUDZUCHT d, tutuculuk, bağnazlık, muhafazakarlık, gericilik, -BEHUISD klein - zijn küçük evde oturmak, küçük evi olmak, ruim - zijn büyük evde oturmak, büyük evi olmak, -BEHUIZING d, (- en) konut, bina, mesken -BEHULP h, yardım, destek, met - van - nin yardımı ile, -BEHULPZAAM s, yardımsever, yardıma hazır, iemand de behulpzame hand bieden birine yardım elini uzatmak, zij is altijd - her zaman yardıma hazırdır, -BEI d, (-s) Bey, -BEIAARD d, (- s, - en) çan, zil, uğuldak, -BEIDE I sa, ikisi, her ikisi, hij is blind aan - ogen her iki gözü kördür, II d, mv/çoğ (voor zaken) beide, (voor persoon) beiden, ik heb mijn huis en auto beide verkocht evimi, arabamı ikisinide sattım, met zn beiden ikisi ile, ons beiden ikimiz -BEIDERLEI s, her iki türden, iki cinsten, van beiderlei kunnen iki cinsiyetten, -BEIGE I h, bej rengi, II s, bej, -BEIGNET d, (-s) meyveli börek, -BEIJVEREN f, g, (beijverde zich, h, zich beijverd) zich - om... - maya/meye elinden geleni yaprnak, - maya/meye gayrete gelmek, - maya/meye gayret göstermek, -BEINVLOEDEN f, g, (beinvloedde, h, beinvloed) etkilemek, üzerinde etki yapmak, tesir etmek, -BEITEL d, (-s) keski, taşçı kalemi, -BEITELEN f, g, (beitelde, h, gebeiteld) keski ile yapmak, -BEITS d, ecza, koruyucu boya, astar, vernik, -BEITSEN f, g, (beitste, h, gebeitst) (çürümemesi için) boyamak, -BEJAARD s, yaşlı, ihtiyar, yaşı ilerlemiş, -BEJAARDE d, (-n) ihtiyar, yaşlı kimse, -BEJEGENEN f, g, (bejegende, h, bejegend) davranmak, muamele etmek, uw oom bejegende mij zeer vriendelijk amcanız bana karşı çok sıcak/yakın davrandı, -BEK d, (- ken) ağız, (v, vogel) gaga, houje -! kapa çeneni! fig/mec een grote - hebben ağzı büyük olmak, kaba olmak, saygısız olmak, breek me de - niet open! ağzımı açtırma! kötü söyletme bana! -BEKAAID er - afkomen kötü sonuçlanmak, (v, persoon) zararlı çıkrnak, -BEKAF s, çok yorgun, mecalsiz, bitkin, - zijn ölesiye yorgun olmak, -BEKAKT s, yapmacık, çıtkırıldım, çıtıpıtı, praat niet zo -! öyle yapmacık konuşma! -BEKEERLING d, (- en) (dini) dönme, dönek, -BEKEND s, 1 (beroemd) tanınmış, ünlü, meşhur, şöhretli, bilinen, een - dichter ünlü bir şair, 2 tanıdık, tanışık, bildik, zij komt mij - voor bana tanıdık biri gibi geliyor, een - gezicht tanıdık bir yüz/sima, - staan als olarak tanınmak/bilinmek, voor zover mij - bildiğim kadarıyla, het is - als olarak bilinmek, - maken bildirmek, duyurmak, 3 (familiair) aşikar, belli, açık, aşina, - zijn met ile aşina olmak, het is - wie de dader is yapanın kim olduğu belli, het is - bilinen bir şey, 4 (niet vreemd) bildik, ergens - zijn bir yeri bilmek, bir yerde yolları v,b bilrnek, ik ben hier goed - burayı iyi biliyorum, ik ben hier niet - burayı tanımıyorum, buranın yabancısıyım, -BEKENDE d, (-n) tanıdık, bildik, een van mijn bekenden bir tanıdık, -BEKENDHEID d, ün, tanınmışlık, nam, isim, - krijgen tanınmak, - met -(y)a/e aşinalık, -BEKENDMAKEN f, g, (maakte bekend, h, bekendgemaakt) bildirmek, -BEKENDMAKING d, (- en) duyuru, bildiri, -BEKENDSTAAN f, gs, (stond bekend, h, bekendgestaan) tanınmak, isim yapmak, ismi olmak, -BEKENNEN f, g, (bekende, h, bekend) 1 (erkennen) itiraf etmek, doğrulamak, kabul etmek, iets - bir şeyi itiraf etmek, de dief heeft bekend hırsız suçunu itiraf etti, 2 (bemerken) görmek, bulmak, op straat was niemand te - sokakta hiç kimse görünmüyordu, 3 kleur - rengini belli etmek, -BEKENTENIS d, (- sen) itiraf, kabul, doğrulama, een eerlijke - afleggen bir şeyi itiraf etmek, doğru bir ikrara gelmek, -BEKER d, (-s) 1 fincan, bardak, 2 sp, Kupa, -BEKEREN f, g, (bekeerde, h, bekeerd) 1 dinini değiştirmek, döndürmek, iemand - birinin dinini değiştirmek, 2 (v, mening doen veranderen) görüş değiştirtmek, -BEKEUREN f, g, (bekeurde, h, bekeurd) iemand - birine para cezası vermek, birine ceza kesmek, -BEKEURING d, (- en) para cezası, -BEKIJKEN f, g, (bekeek, h, bekeken) bakmak, incelemek, (v, bezienswaardigheid) gezip incelemek, gezip görmek, bakmak, een auto laten - arabaya bakıtmak, bekijk het maar sen bilirsin, ne yaparsan yap, ik zal het een - ona bir bakayım, de zaak is zo bekeken bu kadar, şip şak, bir çırpıda hazır, dat is een bekeken zaak olmuş bitmiş bir iş -BEKIJKS veel - hebben aşırı ilgi görmek merak konusu olmak, çok seyirci çekrnek, -BEKKEN h, (-s) 1 (kom) çukur kap, (was-) leğen, lavabo, küvet, 2 anat, havsala, leğen, 3 muz/müz zil, 4 aardr/coğr havza, -BEKLAAGDE d, (-n) jur/huk davalı, sanık, zanlı, suçlanan, -BEKLAAGDENBANK d, (- en) sanık sandalyesi, -BEKLADDEN f, g, (bekladde, h, beklad) boyamak, boya ile lekelemek/kirletmek, -BEKLAG h, şikayet, zijn - doen over iets bir şeyden şikayet etmek, reden van - şikayet nedeni, recht van - şikayet hakkı, -BEKLAGEN f, g, (beklaagde, h, beklaagd) 1 acımak, üzülmek, iemand - birine acımak, 2 zich - over - dan/den şikayetlenmek, - dan/den yakınmak, -BEKLEDEN f, g, (bekleedde, h, bekleed) 1 (een oppervlakte) kaplamak, yüzlemek, yüz geçirmek, kılıflamak, 2 (ambt) işgal etmek, een hoge positie - yüksek bir mevkide bulunmak, onder de schrijvers bekleedt hij een eerste plaats en iyi yazarlar arasında bulunuyor, 3 fig/mec görevlendirmek, üstlendirmek, iemand met een ambt - birini bir işle görevlendirmek, -BEKLEDING d, (- en) örtü, kılıf, yüz, -BEKLEMD s, 1 sıkışmış, een - breuk boğulmuş fıtık, 2 fig/mec bunalmış, daralmış, boğulmuş gibi, -BEKLEMMEN f, g, (beklemde, h, beklenıd) 1 (vastklemmen) sıkıştırmak, sıkmak, 2 (beangstigen, durum vb,) ürkütmek, -BEKLEMMEND s, korkutucu, ürkütücü, -BEKLEMTONEN f, g, (beklemtoonde, h, beklemtoond) 1 (üzerine) vurgu koymak, 2 fig/mec vurgulamak, -BEKLIJVEN f, gs, (beklijfde, h/is beklijfd) akılda kalmak, -BEKLIMMEN f, g, (beklom, h, beklommen) tırmanmak, çıkmak, de troon - tahta çıkmak, -BEKLONKEN s, de zaak is beklonken iş kararlaştırılmıştır, atılan ok geri dönmez, -BEKLOPPEN f, g, (beklopte, h, beklopt) 1 (kapı) vurmak, 2 med/tıb parmakla hafifçe vurmak, yoklamak, -BEKNELLEN f, g, (beknelde, h, bekneld) sıkıştırmak, bekneld zijn sıkışmak, kısılmak, sıkışmış olmak, -BEKNIBBELEN f, gs, (beknibbelde, h, beknibbeld) düşürmek, indirmek, kısmak, makaslamak, - op iets bir şeyden kısıntı yapmak, bir şeyi makaslamak, -BEKNOPT s, z, kısa, kısaca, -BEKNOTTEN f, g, (beknotte, h, beknot) kısıtlamak, sınırlamak, iemands vrijheid - birinin özgürlüğünü kısıtlamak, -BEKOCHT aldatılmış, kazıklanmış, zich - voelen kazıklandığmı sanmak, -BEKOELEN f, gs, (bekoelde, is bekoeld) soğumak, zijn ijver bekoelt gayreti azalıyor, het weer bekoelt hava soğuyor, de vriendschap tussen ons is bekoeld aramız açıldı, -BEKOGELEN f, g, (bekogelde, h, bekogeld) iemand - met iets birine bir şey atmak, ze bekogelden de politie met tomaten polise domates attılar, -BEKOKSTOVEN f, g, (bekokstoofde, h, bekokstoofd) gizlice hazırlamak, düzenlemek, gizlice planlamak wat - jullie daar? orada ne dolap çeviriyorsunuz? -BEKOMEN f, gs, (bekwam, is bekomen) 1 goed - iyi gelmek, yaramak, die wijn is mij niet goed - şarap bana iyi gelmedi, 2 (weer bijkomen) iyileşmek, kendine gelmek, laat mij even -, bırak kendime geleyim! -BEKOMMERD s, (om, over) endişeli, tasalı, kaygılı, zijn over de toekomst geleceğinden endişeli olmak, -BEKOMMEREN f, (bekommerde zich, h, zich bekommerd) zich om (over) - (y)a/e (için) kaygılanmak, tasalanmak, endişe etmek, endişelenmek, aldırış etmek bekomst zijn - van iets, hebben bir şeyden gına getirmek/bıkmak, -BEKONKELEN f, g, (bekonkelde, h, bekonkeld) gizlice hazırlamak, (plan) yapmak, -BEKOORLIJK s, z, şirin, güzel, cazip, çekici, hoş, göz alıcı, -BEKOPEN f, g, (bekocht, h, bekocht) iets met de dood moeten - hayatıyla ödemek, zich aan iets - çok pahalıya mal etmek, -BEKOREN f, g, (bekoorde, h, bekoord) cezbetmek, çekmek, etkilemek, benliği sarmak, -BEKORING d, (- en) cazibe, çekicilik, -BEKORTEN f, g, (bekortte, h, bekort) (reis enz,) kısaltmak, kısa kesmek, -BEKOSTIGEN f, g, (bekostigde, h, bekostigd) ödemek, karşılamak, -BEKRACHTIGEN f,g, (bekrachtigde, h, bekrachtigd) yasallık kazandırmak, yasallaştırmak, onamak, onaylamak, tasdik etmek, -BEKRACHTIGING d, (- en) yasallık kazanma, onay, onama, tasdik, -BEKRASSEN f, g, (bekraste, h, bekrast) çizmek, tırmalamak, die jongen heeft mijn auto bekrast o genç arabamı çizmiş, -BEKRITISEREN f, g, (bekritiseerde, h, bekritiseerd) eleştirmek, tenkit etmek, kırıcı eleştiri yapmak, kınamak, kıyasıya eleştirmek, iemand - birini eleştirmek, -BEKROMPEN s, z, 1 (nauw) dar, daracık, 2 (kleingeestig) dar kafalı, dar görüşlü, 3 (armelijk) dar, yetersiz, sınırlı, kıt, -BEKROMPENHEID d, dar kafalılık, dar görüşlülük, bağnazlık, -BEKRONEN f, g (bekroonde, h, bekroond) 1 taçlandırmak, 2 fig/mec ödüllendirmek, haar pogingen werden met succes bekroond çabaları başan ile ödüllendi, een bekroond boek ödüllü kitap, -BEKRUIPEN f, g, (bekroop, h, bekropen) 1 (v, gevoelens) içini kemirmek, de lust bekroop mij istek beni kemirdi, 2 (v, mensen, dieren) sürünerek yaklaşmak, -BEKVECHTEN f, gs, (bekvechtte, h, gebekvecht) çekişmek, ağız kavgası yapmak, tartışmak, -BEKWAAM s, z, (bekwamer, - st) yetenekli, kabiliyetli, usta, uzman, ehil, becerikli, een - onderwijzer yetenekli öğretmen, -BEKWAAMHEID d, (- heden) yetenek, kabiliyet, ustalık, -BEKWAMEN f, (bekwaamde, h, bekwaamd) zich - tot -(y)a/e kendini yetiştirmek, -(y)a/e kendini geliştirmek, kendini hazırlamak, -BEL I d, (- len) 1 (schel) zil, çan, een fiets- bisiklet zili, aan de - trekken uyarmak için dikkat çekmek, 2 (bloemtros) salkım, 3 (oor-) küpe, 4 (glas) büyük bardak II d, (- len) (blaasje) kabarcık, kürecik, baloncuk, lucht- hava kabarcığı, -BELABBERD s, (plat/argo) miskin, uyuşuk, (het weer) çok kötü, çekilmez, -BELACHELIJK s, z, ong/ols gülünç, güldürücü, komik, gülünç bir şekilde, zich - maken gülünç düşmek, kendini gülünç düşürmek, -BELADEN s, yüklü, dolu, een - onderwerp hassas bir konu II f g (belaadde, h, beladen) yüklemek, -BELAGEN f, g, (belaagde, h, belaagd) rahat vermemek, musallat olmak, tehdit etmek, yıldırmak, -BELANDEN f, gs, (belandde, is beland) (tesadüfen) varmak, ulaşmak, boylamak, -BELANG h, (- en) 1 (voordeel) yarar, çıkar, menfaat, fayda, - hebben bij - de çıkarı olmak, 2 (belangrijkheid) önem, ehemmiyet, van - zijn önemli olmak, mühim olmak, het is van - önemlidir, een zaak van önemli iş, een zaak van geen - değersiz bir iş, 3 - stellen in -(y)a/e ilgi göstermek, -BELANGELOOS s, z, (...lozer, - st) karşılıksız, çıkarsız, karşılık gözetmeyen, -BELANGENGEMEENSCHAP d, (- pen) çıkar birliği, -BELANGHEBBEND s, ilgili, ilgili görünen, -BELANGHEBBENDE d, (-n) ilgili, alakadar, taraftar, -BELANGRIJK s, z, 1 önemli, mühim, ağır, ağırlıklı, een - onderwerp önemli bir konu, 2 spreekt/kd (aanzienlijk) bir hayli, çok, oldukça, büyük ölçüde, (groot) büyük, -BELANGSTELLEN f, gs, (stelde belang, h, belanggesteld) - (in) -(y)a/e ilgi göstermek, ilgi duymak, ile ilgilenmek, zij stelde belang in de landspolitiek ülke politikasma ilgi gösterdi, -BELANGSTELLEND s, z, ilgi gösteren, ilgilenen, ilgi duyan, sempati duyan, -BELANGSTELLING d, ilgi, alaka, ze weet de - te wekken ilgi uyandırmasını biliyor, met - ilgi ile, - tonen voor bir şeye ilgi göstermek, veel - trekken çok ilgi çekmek, -BELANGWEKKEND s, enteresan, ilginç, ilgi çeken, ilgi uyandıran, -BELAST s, 1 yüklü, dolu, 2 fig/mec - met ile yükümlü, erfelijk - zijn kalıtım kıygını olmak, kalıtsal sayrılı olmak, kalıtsal kusurlu olmak, -BELASTAAR s, 1 vergiye tabi/yükümlü, vergilenir, vergiye dahil, 2 yüklenebilir yük atılabilir, deze aanhanger is - tot 700 kg bu römork 700 kga kadar yüklenebilir, -BELASTEN f, g, (belastte, h, belast) 1 (belasting opleggen) vergilendirmek, vergi koymak, vergi yüklemek, 2 (v, gewicht) yüklemek, 3 görevlendirmek, iemand met iets - birini bir şeyle görevlendirmek, * erfelijk belast zijn kalıtsal kusurlu olmak, zich - met -(y)i üzerine almak, üstlenmek, -BELASTEREN f, g, (belasterde, h, belasterd) iemand - birine iftira etmek, birini karalamak, birine çamur atmak, -BELASTERING d, (- en) iftira, kara, leke, -BELASTING d, (- en) 1 vergi, direkte dolaysız vergi, indirekte - dolaylı vergi, dividend- kar payı vergisi, Belasting over de Toegevoegde Waarde Katma Değer Vergisi, 2 (gewicht) yük, -BELASTINGAANGIFTE d, (-n) vergi beyanı, vergi fişi, bildirge, -BELASTINGAANSLAG d, (- en) 1 vergi tahakkuk fişi, 2 (te betalen belastingsom) vergi borcu, ödenecek vergi, vergi tutarı, ik heb geen - ontvangen vergi borcu bana gelmedi, -BELASTINGADVISEUR d, (-s) vergi danışmanı, vergi müşaviri, -BELASTINGAFTREK d, vergiden düşme, -BELASTINGBETALER d, (-s) vergi mükellefi, -BELASTINGCONSULENT d, (- en) vergi danışmanı, vergi müşaviri, -BELASTINGDRUK d, vergi yükü, -BELASTINGFORMULIER h, (- en) vergi fişi, vergi formu, -BELASTINGFRAUDE d, (-s) vergi yolsuzluğu, -BELASTINGKANTOOR h, (...toren) vergi dairesi -BELASTINGONTDUIKING d, vergi kaçakçılığı, vergi kaçırma, -BELASTINGPLICHTIG s, vergi ile yükümlü olan, vergiye mükellef, -BELASTINGPLICHTIGE d, (-n) vergi mükellefi -BELASTINGSTELSEL h, (-s) vergi sistemi, -BELASTINGVRIJ s, vergisiz, vergiden muaf, -BELATAFELD (plat/argo) benje belatafeld! iyi misin! deli misin? -BELAZERD s, (plat/argo) 1 deli, kaçık, üşütük, ben je -? iyi misin! deli misin? aklından zorun mu var? 2 (beroerd) miskin, uyuşuk, -BELAZEREN f, g, (belazerde, h, belazerd) (plat/argo) aldatmak, kandırmak, üçkağıda getirmek, -BELEDIGEN f, g, (beledigde, h, beledigd) hakaret etmek, aşağılamak, gurur kırmak, rencide etmek, (krenken) gücendirmek, kırmak, darıtmak, -BELEDIGING d, (- en) hakaret, (krenking) gücendirme, kırma, incitme, gurur kırma, -BELEEFD s, z, kibar, nazik, -BELEEFDHEID d, (...heden) 1 kibarlık, nezaket, naziklik, edep, saygılılık, 2 (beleefde handeling) edepli davranış, -BELEEFDHEIDSBEZOEK h, (- en) nezaket ziyareti, -BELEEFDHEIDSHALVE z, nezaket gereği, nezaketen, - antwoorden nezaketen cevap vermek, -BELEEFDHEIDSVORM d, (- en) taalk/dilb şahıs zamirinin resmi şekli, -BELEG h, 1 mil/ask kuşatma, 2 de staat van - sıkıyönetim, örfi idare, 3 (broodbelegsel) katık, -BELEGEN s, olgun, olgunlaşmış, yıllanmış, - wijnen yıllanmış şaraplar, -BELEGERAAR d, (-s) kuşatmacı, -BELEGEREN f, g, (belegerde, h, belegerd) kuşatmak, sarmak, etrafına üşüşmek, -BELEGGEN f, g, (belegde, h, belegd) 1 (bedekken) kaplamak, 2 (brood) katıklamak, een boterham met kaas - ekmeğe peynir koymak, 3 geld - para yatırmak, faize koymak, 4 een vergadering - toplantı düzenlemek, 5 scheep/den sıkıştırmak, sıkıca bağlamak, -BELEGGER d, (-s) yatırımcı, -BELEGGING d, (- en) yatırım, -BELEGGINGSFONDS h, (- en) yatırım fonu, -BELEGGINGSMAATSCHAPPIJ d, (- en) yatırım şirketi, -BELEID h, 1 politika, yaklaşım, idare, yönetim, financieel - mali politika, minderhedenbeleid - azınlıklar politikası, hükümetin azınlıklara yaklaşımı, 2 (bedachtzaamheid) basiret, sağgörü, ihtiyat, özen, dikkat, ihtimam, iets met - doen bir şeyi dikkatle yapmak, -BELEIDSFOUT d, (- en) politik hata, politika hatası, -BELEIDSLIJN d, (- en) politik çizgi, -BELEIDSMEDEWERKER d, (-s) idari personel, yönetim personeli, -BELEIDSNOTA d, (-s) yönetim notası, yaklaşım notası, -BELEIDSPLAN h, (- nen) yönetim planı, strateji, yaklaşım planı, -BELEIDSVOORLICHTING d, politik enformasyon, siyasa/politika hakkında bilgilendirme, -BELEIDSVOORNEMEN h, (-s) yönetim planı, yaklaşım planı, -BELEMMEREN f, g, (belemmerde, h, belemmerd) engel olmak, engellemek, kösteklemek, mani olmak, tıkamak, het verkeer - trafiği engellemek, -BELEMMERING d, (- en) engel, mani, köstek, -BELENDEND s, yakın, bitişik, sınır sınıra, komşu, - huizen bitişik evler, -BELENEN f, g, (beleende, h, beleend) 1 rehin vermek, rehine koymak, tutuya vermek, een auto - araba tutuya vermek, sieraden - mücevherleri rehine vermek, 2 tar/tar (met leengoed) tımar bağışlamak, -BELEREND s, z, akıl hocası gibi -BELET h, - vragen kabul edilip edilmeyeceğini sormak, önceden izin, istemek, müsaade istemek, -BELETSEL h, (- s, - en) engel, mania, mani, -BELETTEN f, g, (belette, h, belet) önlemek, durdurmak, engel olmak, imkansızlaştırmak, mani olmak, iets - bir şeyi engellemek, iemand het werken - birinin çalışmasını engellemek, -BELEVEN f, g, (beleefde, h, beleefd) 1 (ondervinden) görüp geçirmek, yaşamak, görmek, başından geçmek, hij heeft al heel wat beleefd şimdiden birçok şeye maruz kaldı, 2 (bereiken) kadar yaşamak, erişmek, değmek, zijn tachtigste verjaardag - sekseninci yaş gününe kadar yaşamak, seksenine erişmek, 3 (gevoelsmatig ervaren) hissetmek, -BELEVING d, yaşantı, -BELEVENIS d, (- sen) serüven, macera, -BELEZEN s, tahsilli, okumuş, volkst/hd mürekkep yalamış, dirsek çürütmüş, -BELG d, (- en) (erkek) Belçikalı, -BELGIE Belçika, -BELGISCH s, Belçikaya ait, -BELGISCHE d, (-n) (bayan) Belçikalı, -BELHAMEL d, (-s) 1 kösemen, çan taşıyan koç, 2 (raddraaier) elebaşı, önayak, muharrik, 3 (kind) yaramaz, haylaz çocuk, -BELICHAMEN f, g, (belichaamde, h, belichaamd) somutlaştırmak, cisimlendirmek, şahıslandınnak, -BELICHAMING d, cisimleniş, şekilleniş, -BELICHTEN f, g, (belichtte, h, belicht) 1 aydınlatmak, ışıklandırmak, 2 fig/mec aydınlatmak, açıklamak, een kwestie van alle kanten - sorunu bütün yönleriyle aydınlatmak, -BELICHTINGSMETER d, (-s) foto ışıkölçer, pozometre, fotometre, -BELIEVEN f, g, (beliefde, h, beliefd) istemek, arzu etmek, wat belieft u? ne istersiniz? belieft u een sigaret? sigara ister misiniz? als het u belieft! a) buyurun! b) zahmet olmazsa! wat blief! ne dediniz? naar - arzu edildiği kadar, -BELIJDEN f, g, (beleed, h, beleden) 1 (pişman olup) itiraf etmek, kabul etmek, schuld - suçunu kabul etmek, 2 een godsdienst - bir dine iman etmek, bir dine salik olmak, 3 zijn geloof - inancı ikrar etmek, bir dine inanmak, -BELIJDENIS d, (- sen) inanç ikrar, iman ikrarı, -BELIJDER d, (-s) inanan, inanç sahibi, de - s van de islam islama inanlar, müminler, -BELKNOP d, (- pen) zil düğmesi, -BELLADONNA d, bot, Güzelavratotu, -BELLE d, (-s) (beraberlikte) şampiyon belirleme maçı, -BELLEN I f, gs, (belde, h, gebeld) 1 zil çalmak, II g, zille çağırmak, zille haber vermek, de - tijd ders arasını zille bildirmek, 2 (opbellen) iemand - birine telefon etmek, ik zal u - size telefon edeceğim, -BELLETTRIE d, edebiyat, -BELOEREN f, g, (beloerde, h, beloerd) gözetlemek, dikizlemek, (plat/arfgo) röntgencilik yapmak, -BELOFTE d, (-n) söz, vaat, zijn - breken sözünü tutmamak, zijn - houden sözünü tutmak, - maakt schuld söz namustur, söz yapmayı gerektirir, het land van - (dini) arzı mevud, vaat edilmiş ülke, verimli ülke, de schoonste - en doen bol keseden atmak, büyük vaatlerde bulunmak, -BELONEN f, g, (beloonde, h, beloond) ödüllendirmek, ödül vermek, karşılığını vermek, de leerling werd voor zijn ijver met een fiets beloond öğrenci gayretine karşılık bisikletle ödüllendirildi, -BELONING d, (- en) ödül, mükafat, karşılık, -BELOOP h, (gang) akış, gidişat, gidiş, iets op zijn - laten bir şeyi akışına bırakmak, -BELOPEN I f, g, (beliep, h, belopen) yürüyerek katetmek, aşmak, yürümek, een afstand - bir uzaklığı yürüyüp katetmek, II gs, bir miktara ulaşmak, yaklaşmak, para tutmak, de schade beloopt f 50 - zarar 50 guldene yaklaşıyor, III s, met bloed - ogen kanlı gözlerle, -BELOVEN f, g, (beloofde, h, beloofd) 1 söz vermek, vaat etmek, iemand iets - birine bir şeyi vaad etmek, - en doen zijn twee söz vermek başka yapmak başka şeydir, 2 (doen verwachten) umdurmak, umutlandırmak, umut vermek, het belooft mooi weer te worden havada iyi olma umudu var, 3 (verzekeren) garanti etmek, het is moeilijk, dat beloof ik je garanti ederim ki zordur, -BELUISTEREN f, g, (beluisterde, h, beluisterd) 1duymak, işitmek, (indruk krijgen v,) izlenim edinmek, 2 (luisteren naar) dinlemek, een uitzending - bir yayını dinlemek, 3 (v, dokter) dinleyerek incelemek, dinleyip araştırmak, -BELUST s, (er, meest -) - zijn op -(y)a/e düşkün olmak, -(y)a/e bayılmak, istekli olmak, - op avontuur serüvene istekli, -BELVEDERE d, (-s) manzaralı kulecik, -BEMACHTIGEN f, g, (bemachtigde, h, bemachtigd) 1 (zahmetle) ele geçirmek, elde etmek, sahip olmak, mülkiyetine almak, 2 (de macht krijgen over) zaptetmek, hükmü altına almak, -BEMANNEN f, g, (bemande, h, bemand) scheep/den tayfa almak, -BEMANNING d, (- en) (v, vliegtuig) mürettebat, (v, schip) tayfa, -BEMERKEN f, g, (bemerkte, h, bemerkt) farkına varmak, fark etmek, görmek, keşfetmek, iets/iemand - bir şeyin/ birinin farkına varmak, -BEMESTEN f, g, (bemestte, h, bemest) gübrelemek, fışkılamak, -BEMIDDELAAR d, (-s) arabulucu, aracı -BEMIDDELD s zengin, hali vakti yerinde, bir eli yağda bir eli balda, -BEMIDDELEN f, g (bemiddelde, h, bemiddeld) arabuluculuk etmek, araya girmek, uzlaştırmak, uzlaşım sağlamak, ergens in - bir şeyde arabuluculuk etmek, -BEMIDDELING d, aracılık, arabuluculuk, door - van - nin arabuluculuğuyla, - nin araya girmesiyle, -BEMIDDELINGSPOGING d, (- en) arabuluculuk çabası, uzlaştırma çabası, -BEMIND s, sevilen, zich - maken kendini sevdirmek, -BEMINNELIJK s, z, sevilen, hoş, tatlı, sevimli, -BEMINNEN f, g, (beminde, h, bemind) sevmek, iets (iemand)- bir şeyi (birini) sevmek, een meisje - bir kızı sevmek, -BEMOEDEREN f, g, (bemoederde, h, bemoederd) annelik etmek, göz kulak olmak, anne gibi davranmak, zij wil hem altijd - her zaman ona anne gibi davranır, -BEMOEDIGEN f, g, (bemoedigde, h, bemoedigd) cesaretlendirmek, yüreklendirmek, cesaret vermek, uw woord bemoedigt mij sözünüz beni yüreklendirdi, -BEMOEDIGEND s, z, yüreklendirici, yüreklendiren, cesaret verici, een - woord yüreklendirici söz, -BEMOEIAL d, (- len) amerikan kepçesi, her şeye burun sokan, -BEMOEIEN f, (bemoeide zich, h, zich bemoeid) zich - met -(y)a/e karışmak, burnunu sokmak, müdahale etmek, kepçelik yapmak, -BEMOEIENIS d, (- sen) karışma, müdahale, door zijn - onun müdahalesiyle, ik heb er geen mee - ilgim yok, -BEMOEILIJKEN f, g, (bemoeilijkte, h, bemoeilijkt) zorlaştırmak, zorluk yaratmak -BEMOEIZIEK s, her şeye karışan, kaynana, -BEMOEIZUCHT d, kaynanalık, her şeye karışma isteği, burun sokma isteği, -BEMORSEN f, g, (bemorste, h, bemorst) kirletmek, lekelemek, -BEMOSTS yosunlu, -BENADELEN f, g, (benadeelde, h, benadeeld) zarar vermek, dokunmak, bozmak, iemand - birine zarar vermek, de gezondheid - sağlığa zarar vermek, iemand in zijn zaken - birini işinde zarara sokmak, -BENADEREN f, g, (benaderde, h, benaderd) 1 (nabijkomen) yaklaşmak, yanına gelmek, iemand - birine yaklaşmak, 2 (zich wenden tot) ilişkiye geçmek, kontak kurmak, 3 wisk/mat hesaplamak, değerini tahmin etmek, yaklaşık olarak hesaplamak, 4 (aanpakken) ele almak, yaklaşmak, koyulmak, een zaak verkeerd - bir işi yanlış ele almak, -BENADERING d, (- en) bij - yaklaşık olarak, ortalama, -BENAMING d, (- en) isim, ad, -BENADRUKKEN f, g, (benadrukte, h, benadrukt) vurgulamak, üzerinde durmak, (önemle) belirtmek, altını çizmek, -BENARD s, z, buhranlı, zor, sıkınıılı, müşkül, bunalımlı, in deze - e tijden şu zor günlerde, -BENARDHEID d, sıkıntı, bunaltı, -BENAUWD s, z,1 (muf) sıkıcı, bunaltıcı, nefes kesici, boğucu, een - e lucht bunaltıcı hava, (nauw) dar, daracık, het is hier erg - burası çok bunaltıcı, 2 (bang) korkulu, ürkek, (angstig makend) korkunç, ürkütücü, 3 bunalmış, daralmış, boğulmuş, de patient heeft het - hasta bunalmış, -BENAUWDHEID d, (,,heden) 1 sıkıntı, bunalma, 2 (angst) korku, -BENAUWEN f, g, (benauwde, h, benauwd) 1 bunaltmak, sıkmak, sıkıntı vermek, daraltmak, 2 (bang maken) korkutmak, -BENAUWEND s, z, 1 bunaltıcı, sıkıcı, boğucu, een - e hitte bunaltıcı sıcaklık, 2 (geriezelig) ürkütücü, korkutucu, -BENDE d, (- n, - s) 1 çete, grup, een dieven - hırsız çetesi, 2 (een heleboel) bir yığın, 3 (rommel) karışıklık, yığın, de kamer was een - oda karmakarışıktı, -BENEDEN I z, aşağıda, altında, wij wonen - biz alt katta oturuyoruz, naar - aşağıya, van - aşağıdan, alttan, - komen aşağıya gelmek, van boven naar - tepeden tımağa kadar, II ilg, - dan/den aşağıda, altında, - de zeespiegel deniz seviyesinin altında, dat is - mij bana yakışmaz, benim seviyemin altındadır, - f 2000, iki bin guldenden aşağı gelirler, -BENEDENHUIS h, (...huizen) yerevi, müstakil ev, -BENEDENVERDIEPING d, (- en) yerkat, alt kat, -BENEDENWONING d, (- en) alt kat, (konutun) giriş katı, -BENEFIETVOORSTELLING d, (- en) yardım gösterisi, -BENEFIETWEDSTRIJD d, (- en) yardım yarışması, -BENELUX d, Benelüx, -BENEMEN f, g, (benam, h, benomen) yok etmek, kaybettirmek, yitirtmek, kaçırtmak, zich het leven - kendini öldürmek, kendine kıymak, intihar etmek, dat beneemt mij alle hoop bütün ümitlerimi yok ediyor, -BENEN I f, gs, (beende, h/is gebeend) hızlı yürümek II s, kemikten, een - knoop kemikten bir dügme, -BENENWAGEN met de - komen tabanvayla/yürüyerek/ yaya olarak gelmek, -BENEPEN s, 1 (angstig) ürkek, çekingen, korkak, met een - stemmetje çekingen bir sesle, 2 (kleinzielig) darkafalı, -BENEVELD s, 1 (tipsy) dumanlı, çakırkeyf, sarhoş, 2 dumanlı, sisli, loş, bulanık, -BENEVENS ilg, -(y)a/e ilaveten, ...ile beraber, ile birlikte, -BENGEL d, (-s) yaramaz çocuk, haşarı çocuk, -BENGELEN f, gs, (bengelde, h, gebengeld) 1 (slingeren) sallanmak, 2 (listenin) sonunda bulunmak, sallantıda olmak, -BENIEUWD s, meraklı, - naar iets zijn bir şeye meraklı olmak, bir şeyi merak etmek, ik ben zeer - wat hij zeggen zal ne diyeceğini çok merak ediyorum, -BENIEUWEN f, g, (benieuwde, h, benieuwd) het zal mij - acaba, het zal mij - of hij komt acaba gelecek mi? gelip gelmeyeceğini merak ediyorum, -BENIG s, 1 kemikli, iskeletli, 2 (weinig bevleesd) zayıf, kuru, -BENIJDEN f, g, (benijdde, h, benijd) kıskanmak, haset etmek, çekememek, -BENIJDENSWAARDIG s, kıskanılır, imrenilir, -BENJAMIN hij is de - son beşik, ailenin en küçük çocuğu, -BENODIGDHEDEN d, mv/çoğ ihtiyaçlar, malzemeler, gereksinim duyulan şeyler, gereksemeler, toilet- tuvalet malzemeleri, -BENOEMBAAR s, atanabilir, tayin edilir, - als lid üye olarak atanabilir, -BENOEMEN f, g, (benoemde, h, benoemd) 1 (aanstellen) atamak, tayin etmek, görevlendirmek, 2 (naam geven) ad vermek, adlandırmak, isimlendirmek, -BENOEMING d, (- en) atama, tayin, - in een ambt işe atama, een - aannemen atamayı kabul etmek, een - weigeren atamayı reddetmek, -BENOORDEN I z, kuzey tarafında, kuzeyinde, II ilg, - nin kuzeyinde, Afrika Afrikanın kuzeyinde, Amsterdam ligt - Maastricht Amsterdam Maastrichtin kuzeyine düşüyor, -BENUL h, geen - hebben van iets bir şeyden anlamamak, hij heeft geen flauw - van dieselmotoren mazotlu motorlar hakkında hiçbir şey bilmez, -BENUTTEN f, g, (benutte, h, benut) yararlanmak, faydalanmak, kullanmak, een gelegenheid - bir imkanı değerlendirmek, bir olanaktan yararlanmak, -B EN -W Burgemeester en Wethouders Belediye başkanı ve daimi encümenleri, -BENZEEN h, scheik/kim benzen, -BENZINE d, benzin, -BENZINEMOTOR d, (- en) benzinli motor, -BENZINEPOMP d, (- en) 1 benzin pompası, 2 (tankstation) benzinlik, benzin istasyonu, benzinci, -BENZINESTATION h, (-s) benzinlik, benzin istasyonu, benzinci, -BENZINETANK d, (-s) benzin deposu, -BEOEFENAAR d, (- s, ...naren) icra eden kimse, yapan kimse, (v, kunst) sanatçı, een - van de letterkunde edebiyatçı, het aantal - s van deze sport bu sporu yapanların sayısı, -BEOEFENEN f, g, (beoefende, h, beoefend) (kunst, wetenschap) tahsil etmek, yapmak, çalışmak, devam etmek, izlemek, meşgul olmak, de journalistiek - gazetecilik öğrenmek, gezeteciliğe devam etmek, -BEOGEN f, g, (beoogde, h, beoogd) (doel) hedetlemek, amaçlamak, amaç gütmek, -BEOORDELEN f, g, (beoordeelde, h, beoordeeld) değerlendirmek, yargıda bulunmak, een boek - bir kitabı degerlendirmek, iemand naar zijn uiterlijk - birini dış görünüşüne göre degerlendirmek, -BEOORDELING d, (- en) (v,personen) değerlendirme, (v, boek) değerlendirme, tenkit, -BEOORLOGEN f, g, (beoorloogde, h, beoorloogd) karşı savaş etmek, -BEPAALD s, 1 belirli, in - e gevallen belirli durumlarda, (vastgesteld) sabit, değişmez, kesin, kararlaştırılmış, belirlenmiş, 2 taalk/dilb tanımlayan, belirli, belgili, het - lidwoord belirtili tanımlık, belirtili harfitarif, 3 (beslist) kesin, kesinlikle, mutlaka -BEPAALDELIJK z, kesinlikle, -BEPAALDHEID d, taalk/dilb belgililik, -BEPAKKEN f, g, (bepakte, h, bepakt) iets - bir şeyi yüklemek, bepakt en bezakt pılısıyle pırtısıyle, birçok bagajla, -BEPAKKING d, takım, teçhizat, yük, met volle - tam teçhizat, tam takım, takım taklavat, -BEPALEN f, g, (bepaalde, h, bepaald) 1 (vaststellen) belirlemek, kararlaştırmak, 2 (omschrijven) tanımlamak, betimlemek, 3 fig/mec (beperken) sınırlamak, zich - tot ile kendini sınırlamak, zich niet tot zijn werk - kendini işiyle sınırlamamak, işiyle meşgul olmak, -BEPALEND s, taalk/dilb het - lidwoord belirtili harfitarif, belirtili tanımlık, -BEPALING d, (- en) 1 (definitie) betim, tanım, belirleme, 2 jur/huk (voorschrift) hüküm, (regel) kural, (voorwaarde) koşul, şart, 3 bijvoeglijk - sıfat takımı, -BEPANTSEREN f, g, (bepantserde, h, bepantserd) silahlandırmak, zırh kaplamak, -BEPERKEN f, g, (beperkte, h, beperkt) 1 sınırlamak, sınırlandırmak, 2 (uitgaven enz,) kısmak, kısıtlamak, azaltmak, zich - tot ile kendini sınırlamak, -BEPERKEND s, sınırlayıcı, kısıtlayıcı, sınırlayan, -BEPERKING d, (- en) sınırlama, kısıtlama, geboorten- dogum sınırlaması, -BEPERKT s, sınırlı, kısıtlı, dar, - e aansprakelijkheid sınırlı sorumluluk, - tot -(y)a/e sınırlı, -BEPLAKKEN f, g, (beplakte, h, beplakt) yapıştırmak, -BEPLANTEN f, g, (beplantte, h, beplant) ağaçlandırmak, bitki dikmek, de aarde - met... toprağı ...ile ağaçlandırmak, -BEPLEISTEREN f, g, (bepleisterde, h, bepleisterd) sıvamak, -BEPLEITEN f, g, (bepleitte, h, bepleit) (sözle) desteklemek, savunmak, -BEPLOEGEN f, g, (beploegde, h, beploegd) sürmek, işlemek, -BEPOEDEREN f, g, (bepoederde, h, bepoederd) pudralamak, pudra sürmek, -BEPRATEN f, g, (bepraatte, h, bepraat) 1 (iets) görüşmek, 2 (doorpraten overhalen) konuşarak ikna etmek, inandırmak, -BEPROEFD s, denenmiş, tecrübe edilmiş, uygulanmış, tatbik edilmiş, een - e methode denenmiş yöntem, -BEPROEVEN f, g, (beproefde, h, beproefd) denemek, tatbik etmek, sınamak, (gebruiken) kullanmak, zijn kanonnen - silahlarını denemek, versehillende middelen - farklı şeyleri kullanmak, -BEPROEVING d, (- en) deneme, sınama, -BERAAD h, düşünme, tartma in - houden üzerinde düşünmek, na rijp - uzun uzadıya düşündükten sonra, -BERAADSLAGEN f, gs, (beraadslaagde, h, beraadslaagd) görüşmek, danışmak, met iemand over... biri ile üzerinde tartışmak, görüşmek, görüş alışverişinde bulunmak, -BERAADSLAGING d, (- en) görüş alışverişi, fikir teatisi, -BERADEN f, g, (beraadde/beraad zich, h, zich beraden) zich - over iets bir şey üzerinde düşünmek, -BERAMEN I f, g, (beraamde, h, beraamd) 1 tasarlamak, planlamak, een aanslag - suikast planlamak, 2 (begroten) de kosten van iets - bir şeyin masrafını öngörmek/hesaplamak II f, g, (beraamde, h, beraamd) een huis - pencerelemek, -BERBER d, (-s) berber, berber halısı, -BERECHTEN f, g, (berechtte, h, berecht) jur/huk yargılamak, een verdachte sanığı yargılamak, -BERECHTING d, (- en) yargı, -BEREDDEREN f, g, (beredderde, h, beredderd) bakmak, çekip çevirmek, düzene sokmak, -BEREDEN s, atlı, süvari, de - politie atlı polis, -BEREDENEERD s, akla dayanan, mantıklı, gerekçeli, sebepli, -BEREDENEREN f, g, (beredeneerde, h, beredeneerd) izah etmek, gerekçelemek, gerekçeleriyle ifade etmek, gerekçelerini göstermek, -BEREGOED s, spreek/kd süper, fıstık gibi, mükemmel, çok iyi, -BEREID s, hazır, gönüllü, eğilimli, istekli, -BEREIDEN f, g, (bereidde, h bereid) hazırlamak, hazır hale getirmek, het eten - yemeği hazırlamak, -BEREIDHEID d, isteklilik, hazırlık, gönüllülük, -BEREIDINGSWIJZE d, (-n) hazırlanış biçimi, hazırlama şekli, -BEREIDSVAARDIG s, z, yardıma hazır, istekli, gönüllü, eğilimli, -BEREIDVERKLARING d, (- en)niyet anlaşması, -BEREIDWILLIG s, z, yardıma istekli/hazır, -BEREIK h, erim, fig/mec het is buiten (boven) mijn - o boyutlarımı aşar, -BEREIKBAAR s, erişilebilir, ulaşılır, (persoon, telefonla) görüşmeye müsait, görüşülebilir, de dokter is momenteel niet - doktor şu anda telefonla görüşmeye müsait değil, bent u telejonisch -? size telefon etmek mümkün mü? -BEREIKEN f, g, (bereikte, h, bereikt) 1 ulaşmak, erişmek, yetişmek, zijn doel - amacına ulaşmak, 2 iemand - biri ile ilişkiye/temasa geçmek, iemand niet kunnen - biri ile ilişki kuramamak, -BEREISD s, (- er, meest -) çok gezmiş, dünyayı dolaşmış, -BEREIZEN f, g, (bereisde, h bereisd) seyahat etmek, gezmek, dolaşmak, de hele wereld - bütün dünyayı gezmek, -BEREJACHT d, ayı avcılığı, ayı avlama, -BEREKEND s, - op -(y)a/e göre hasaplamış, de school is - op 10 klassen okul on dersliğe göre hesaplanmıştır, -BEREKENEN f, g, (berekende, h, berekend) 1 hesap etmek, hesaplamak, de kosten - masrafları hesaplamak, teveel - fazla hesap etmek, 2 kaydetmek, hesabma yazmak, iemand iets te hoog - birine bir şeyi fazla yazmak, -BEREKENEND s, çıkarcı, hesapçı -BEREKENING d, (- en) 1 hesap, volgens mijn - benim hesabıma göre, 2 çıkar, hij handelt alleen uit - sadece kendi çıkarlarına göre hareket ediyor, -BEREKLAUW d, (- en) bot, Tavşancılotu, -BEREMUTS d, (- en) ayı postundan şapka, -BERESTERK s, aslan gibi, çok kuvvetli, -BERG d, (- en) 1 dağ, tepe, de - heeft een muis gebaard dağ fare doğurdu, gouden - en beloven akıl almaz şeyler vaat etmek, 2 (hoop) yığın, een papieren - kağıt yığını, -BERGACHTIG s, dağlı, dağlık, Turkije is een - land Türkiye dağlık bir ülkedir, -BERGAF z, yokuş aşağı, -BERGARWAARTS z, het gaat - kötüye gidiyor, -BERGBEKLIMMER d, (-s) dağcı, -BERGBEWONER d, (-s) dağlı, -BERGEN f, g, (borg, h, geborgen) 1 (in veiligheid brengen) emniyet altına almak, güvenlik altma almak, 2 (bewaren) depolamak, saklamak, muhafazaya almak, berg je! saklan! 3 seheep/den (schip) kurtarmak, (batık gemiyi) limana çekmek, 4 iemand - birini barındırmak, birine yatacak yer sağlamak, geborgen zijn gelecek korkusu olmamak, -BERGENGTE d, (- n, - s) dağ geçidi, -BERGHELLING d, (- en) dağ, bayır, -BERGHOK h, (- ken) kiler, eski eşya kileri -BERGHUT d, (- ten) dağcı kulübesi, -BERGING d, (- en) (bergruimte) mahzen, ambar, kiler, -BERGKAM d, (- men) dağ sırtı, -BERGKETEN d, (-s) dağ zinciri, dağ sırası, -BERGLAND h, dağlık yer, -BERGLOON h, (...lonen) seheep/den kurtarma ücreti, çekme parası, -BERGOPWAARTS z, dağa yukarı, het gaat - met hem o yavaş yavaş düzeliyor, -BERGPAD h, (- en) dağ yolu, patika, -BERGPAS d, (- sen) dağ geçidi, dağ yolu, -BERGPLAATS d, (- en) ambar, kiler, mahzen, -BERGRUG d, (- gen) dağ sırtı, -BERGRUIMTE d, (-n) depo, ambar, kiler, -BERGSPORT d, (- en) dağ sporu, -BERGTOP d, (- pen) dağ tepesi, -BERGWAND d, (- en) dağ yamacı, -BERIBERI d, med/tıb beriberi, B vitaminsizliği hastalığı, -BERICHT h, (- en) haber, buitenlandse - en dış haberler, - krijgen haber almak, - sturen haber göndermek, overlijdens- ölüm haberi, -BERICHTEN f, g, (berichtte, h, bericht) bildirmek, haber vermek, rapor etmek, -BERICHTGEVER d, muhabir -BERICHTGEVING d, muhabere, -BERIJDEN f, g, (bereed, h, bereden) een paard - at sürmek, een weg - bir yoldan geçmek, BERIJDER d, (-s) binici, sürücü, -BERIJMEN f, g, (berijmde, h, berijmd) kafiyelemek, -BERIN d, (- nen) dişi ayı, -BERISPEN f, g, (berispte, h, berispt) azarlamak, paylamak, dersini vermek, çıkışmak, tekdir etmek, ihtar etmek, -BERISPING d, (- en) azar, kınama, -BERK d, (- en) bot, huş ağacı, -BERLIJN h, Berlin, -BERM d, (- en) şarampol, yol kıyısı, -BERMLAMP d, (- en) yan projektör, -BERMPROSTITUTIE d, kaldırım fuhuşu, oto- fuhuş, -BERMTOERISME h, otoyolu pikniği, yol boyu turizmi, -BERMUDA d, (-s) kısa pantolon, -BEROEMD s, ünlü, meşhur, tanınmış, bilinen, namlı, şöhretli, een - dichter ünlü bir şair, -BEROEMDHEID d, 1 ünlülük, meşhurluk, tanınmışlık, 2 (...heden) (persoon) ünlü kimse, -BEROEMEN f, (beroemd zich, h, zich beroemd) zich - op -(y)a/e gururlanmak, kıvanmak, övünmek, -BEROEP h, (- en) 1 (vak) iş, meslek, wat is uw -? mesleğiniz ne? het - van onderwijzer öğretmenlik, een vrij- serbest meslek, zonder- mesleksiz, 2 een - doen op iemand birini yardıma çağırmak, 3 jur/huk (hoger beroep) temyiz, in hoger - gaan yüksek mahkemeye gitmek, temyize gitmek, -BEROEPEN f, g, (beriep, h, beroepen) 1 zich op iemand - birinin adını vermek/kullanmak, zich - op -(y)a/e istinat etmek, dayanmak, başvurmak, zich - op een bepaald wetsartikel belirli bir kanun maddesine istinat etmek, 2 (predikant) - istemek, davet etmek, çağırmak, -BEROEPSBEVOLKING d, çalışan nüfus, -BEROEPSDEFORMATIE d, mesleki sapma, -BEROEPSETHIEK d, meslek ahlakı, -BEROEPSGEHEIM h, (- en) meslek sırrı, mesleki sır, iş sırrı, -BEROEPSGROEP d, (- en) meslek grubu, -BEROEPSHALVE z, meslek gereği, işten dolayı, -BEROEPSKEUZE d, meslek seçimi, -BEROEPSKEUZEADVISEUR d, (-s) meslek seçimi danışmanı, -BEROEPSMATIG z, meslek gereği, işten dolayı, -BEROEPSMILITAIR d,(- en) meslekten yetişme asker, profesyonel asker, -BEROEPSONDERWIJS h, meslek eğitimi, mesleki eğitim, iş eğitimi, -BEROEPSONGEVAL h, (- len) mesleki kaza, iş kazası, -BEROEPSOPLEIDING d, (- en) meslek kursu/okulu, -BEROEPSVOORLICHTING d, mesleki bilgilendirme, -BEROEPSZIEKTE d, (- n, - s) meslek hastalığı, -BEROERD s, z, uyuşuk, tembel, (v, toestand) kötü, çekilmez, hij is te - om te werken çalışmayı pek sevmez, zich - voelen kendini iyi hissetmemek, dat is - voor jou sana yazık oldu, - weer kötü hava, -BEROEREN f, g, (beroerde, h, beroerd) 1 (aanraken) hafifçe dokunmak, değmek, temas etmek, 2 (verontrusten) rahatsız etmek, huzursuz etmek, huzur bozmak, -BEROERING d, (opschudding) karışıklık, rahatsızlık, huzursuzluk, -BEROERTE d, (- n, - s) beyin kanaması, beyin felci, -BEROKKENEN f, g, (berokkende, h, berokkend) neden olmak, işlemek, meydan vermek, iemand schade - birini zarara sokmak, birine zarar vermek, -BEROOID s, fakir, parasız, züğürt, een - e schatkist boş hazine, -BEROOKT s, dumanlı, duman sinmiş, -BEROUW h, pişmanlık, - hebben over -(y)a/e pişman olmak, pişmanlık duymak, veel - hebben over -(y)a/e bin pişman olmak, -BEROUWVOL s, z, pişman, -BEROUWEN f, g, (berouwde, h, berouwd) pişman etmek, burnundan getirmek, dat zal je - bumundan gelecek, fitil fitil burnundan gelir, -BEROVEN f, g, (beroofde, h, beroofd) 1 (overvallen) soymak, 2 (ontdoen) mahrum etmek, yoksun bırakmak, yitirtmek, iemand van iets - birini bir şeyden yoksun bırakmak, iemand van het leven - birine hayatını kaybettirmek, birini öldürmek, iemand van zijn vrijheid - birine özgürlüğünü kaybettirmek, -BERRIE d, (-s) sedye, -BERUCHT s, z, şaibeli, damgalı, lekeli, adı çıkmış, dile düşmüş, -BERUSTEN f, gs, (berustte, h, berust) 1 - bij - nin iyeliğinde olmak, elinde olmak, himayesinde bulunmak, emanetinde bulunmak, deze papieren - bij mij bu evraklar elimde, emanetimde bulunuyor, 2 - op -(y)a/e dayanmak, üzerine kurulmak, 3 - in iets bir şeyi (çaresiz) kabullenmek, bir şeye katlanmak, bir şeye karşı koymamak, moeten wij daar nu maar in -? ona katlanacak mıyız? -BERUSTING d, teslimiyet, -BES I d, (- sen) üzümsü, bosyabanmersini II d, (- sen) (persoon) yaşlı kadın III d, (- sen) muz/müz bemol, -BESCHAAFD I s, z, 1 uygar, medeni, - e volken uygar uluslar, 2 (welgemanierd) görgülü, terbiyeli, ince, kibar, nazik, II het algemeen - Nederlands standart Hollandaca, -BESCHAAMD s, z, utanmış, mahcup, zich over iets - bir şeyden utanç duymak, utanmak, iemand - maken birini utandırmak, mahcup etmek, -BESCHADIGEN f, g, (beschadigde, h, beschadigd) zarar vermek, zarar açmak, zarara sokmak, bozmak, yaralamak, hasar vermek, hasara uğratmak, -BESCHADIGING d, (- en) zarar, hasar, ziyan, -BESCHADUWEN f, g, (beschaduwde, h, beschaduwd) gölgelendirmek, gölgelemek, gölge salmak, -BESCHAMEN f, g, (beschaamde, h, beschaamd) utandırmak, mahcup etmek, yüzünü kızartmak, iemands vertrouwen - birinin güvenini sarsmak, birinin güvenini yıkmak, -BESCHAMEND s, z, utanç verici, rezil, -BESCHAVEN f, g, (beschaafde, h, beschaafd) 1 düzlemek, düzeltmek, 2 fig/mec uygarlaştırmak, medenileştirmek, -BESCHAVING d, (- en) uygarlık, medeniyet, -BESCHAVINGSGESCHIEDENIS d uygarlık tarihi, -BESCHEID iemand - geven birine yanıt vermek, -BESEHEIDEN d, mv/çoğ (papieren) evraklar, -BESCHEIDEN s, z, 1 alçakgönüllü, mütevazi, kurumsuz, kibirsiz, 2 (niet groot) küçük, ufak, een - hoeveelheid küçük miktar, -BESCHEIDENHEID d, alçakgönüllülük, mütevazilik, kibirsizlik, -BESCHERMELING d, (- en) (erkek) korunan, himaye gören, mahmi, -BESCHERMELINGE d, (-n) (bayan) korunan, himaye gören, mahmi, -BESCHERMEN f, g, (beschermde, h, beschermd) 1 - tegen -(y)a/e karşı korumak, himaye etmek, beschermd tegen de wind rüzgâra karşı korunmuş, 2 (bevorderen) desteklemek, destek olmak, de kunst - sanata destek olmak, -BESCHERMEND s, koruyucu, koruyan, -BESCHERMENGEL d, (- en) koruyucu melek, -BESCHERMER d, (-s) koruyucu, hami, himaye eden, -BESCHERMHEER d, (...heren) koruyucu efendi, -BESCHERMHEILIGE d, (-n) pir, aziz, evliya, koruyucu, -BESCHERMING d, koruma, himaye, iets (iemand) in - nemen bir şeyi (birini) korumaya almak, Bescherming Bevolking Sivil Savunma, -BESCHERMVROUWE d, (-n) koruyucu bayan, -BESCHEUREN f, (bescheurde zich, h, zich bescheurd) spreekt/kd gülmekten kasıkları çatlamak, -BESCHIETEN f, g, (beschoot, h, beschoten) ateş altına almak, bombardıman etmek, de vijand - düşmanı ateş altına almak, düşmanı ateşe tutmak, -BESCHIJNEN f, g, (bescheen, h, beschenen) aydınlatmak, ışık düşürmek, ışık vermek, -BESCHIKBAAR s, yararlanılabilir, kullanılabilir, (hizmete) hazır, emre amade, hand/tic likit, mali ticari işlerde kullanılan kısa vadeli sermaye -BESCHIKBAARHEID d, yararlanılırlık, kullanılabilirlik, hand/tic likidite, mali ticari işlerde kullanılan kısa vadeli sermaye -BESCHIKKEN f, gs, (beschikte, h, beschikt) 1 (gebruik maken) - over - dan/den faydalanmak, - dan/den yararlanmak, -(y)i kullanmak, u kunt over mijn huis - evimi kullanabilirsiniz, 2 over iets - bir şeye karar vermek, bir şeyi belirlemek, -BESCHIKKING d, (- en) 1 (beslissing) karar, de - hebben over emrinde olmak, kullanabilmek, ter - van de regering stellen müşahede altına almak, bij - van - nin karan ile, 2 ter - zijn (staan) hizmete hazır olmak, yararlanılabilir olmak, kullanılabilir olmak, -BESCHILDEREN f, g, (beschilderde, h, beschilderd) resimlemek, resim ile süslemek, -BESCHIMMELD s, küflü, küflenmiş, -BESCHIMMELEN f, gs, (beschimmelde, is beschimmeld) küflenmek, küf tutmak, -BESCHIMPEN f, g, (beschimpte, h, beschimpt) hakaret etmek, dil uzatmak, çirkin şeyler söylemek, -BESCHONKEN s, sarhoş, çakırkeyf, -BESCHOREN s, het was mij - bana ayrılmış, benim kısmetimmiş, -BESCHOT h, (- ten) 1 (bekleedsel) tahta kaplama, 2 (afseheiding) tahta ile bölme, -BESCHOUWEN f, g, (beschouwde, h, beschouwd) 1 (bekijken) dikkatlice bakmak, alles wel beschouwduwd her şey göz önüne alındığında, 2 - als ... olarak görek/değerlendirmek/ saymak, nazarıyla bakmak, gibi telakki etmek, iemand als leider - birini lider olarak görmek, -BESCHOUWING d, (- en) (beoordeling) değerlendirme, görüş, wereld - dünya görüşü, iets buiten - laten bir şeyi hesaba katmamak, göz önüne almamak, 2 (inspectie) inceleme, teftiş, bij nadere - yakından incelendiğinde, -BESCHRIJVEN f, g (beschreef, h, beschreven) 1 (omschrijven) tanımlamak, tasvir etmek, tarif etmek, iemand - birini tasvir etmek, de gezochte - arananın eşkalini tasvir etmek, 2 (v, route, rota) çizmek, -BESCHRIJVEND s, tanımlayıcı, tasvir edici, -BESCHRIJVING d, (- en) tanım, betim, tasvir, het gaat alle - en te boven tanımlanamaz, -BESCHROOMD s, z, tereddütlü ve utangaç, sıkılgan, çekingen, tutuk, ürkek, süklüm püklüm, -BESCHUIT d, (- en) bisküvi, -BESCHUITBUS d, (- sen) bisküvi kutusu, -BESCHULDIGDE d, (-n) de suçlanan, zanlı, davalı, -BESCHUIDIGEN f, g, (beschuldigde, h, beschuldigd) suçlamak, suçlandırmak, itham etmek, kabahat yüklemek, -BESCHULDIGING d (- en) suçlama, itham, -BESCHUTTEN f, g, (beschutte, h, beschut) korumak, muhafaza etmek, esirgemek, - tegen -(y)a/e karşı korumak, -BESCHUTTING d, (- en) koruyucu şey -BESEF h, 1 şuur, bilinç, 2 (begrip) algı, idrak, algılama, anlama, kavrayış, geen - van iets hebben a) -(y)i kavramamak, idrak edememek, algılayamamak, b) - dan/den haberi olmamak, geen - hebben van goed en kwaad iyi ile kötünün ayrımında olmamak, -BESEFFEN f, g, (besefte, h, beseft) algılamak, idrak etmek, kavramak, anlamak, -BESLAAN I f, g, (besloeg, h, beslagen) 1 (bekleden) metal geçirmek, kaplamak, 2 (v, paard) nallamak, 3 (plaats innemen) doldurmak, yer almak, işgal etmek, 4 (meel) karıştırıp çırpmak, II gs, (-, is -) (v, ruiten, spiegels) buharlanmak, buğulanmak, -BESLAG h, (- en) 1 (v, meel) lapa, hamur, (v, beton) harç, 2 (paarden) nal, 3 (v, vat) çember, kuşak, 4 (gouden enz) kaplama, süs, 5 jur/huk haciz, el koyma, in - nemen elkoymak, - leggen op -(y)a/e haciz koymak, 6 zijn - krijgen sonunda çözülmek, halledilmek, bitmek, tijd in - nemen zaman almak, zamana mal olmak, -BESLAGEN s, rutubetli, buharlaşmış, buğulanmış, buğulu, goed - ten ijs komen iyi hazırlanıp bir işe başlamak, -BESLAGLEGGING d, (- en) haciz, -BESLAPEN f, g, (besliep, h, beslapen) 1 üzerinde uyumak, 2 fig/mec zich op iets - üzerinde düşünmek, -BESLECHTEN f, g, (beslechtte, h, beslecht) fig/mec sona erdirmek, gidermek, halletmek, een ruzie - kavgayı sona erdirmek, -BESLISSEN f, g (besliste, h beslist) karar vermek, kararlaştırmak, karara varmak, karara bağlamak, ik kan niet - wie gelijk heeft kimin haklı olduğuna karar veremem, -BESLISSEND s kesin, kati, belirleyici, -BESLISSING d, (- en) karar, een - nemen karar almak, karara varmak, -BESLIST I (- er, meest -) s, kesin, kati, II z, kesinlikle, -BESLOMMERING d, (- en) endişe, kaygı, iş endişesi/kaygısı, -BESLOTEN s, kapalı, (sadece) üyelere açık, açık olmayan, een - terrein kapatılmış saha, - vergadering özel toplantı, gizli toplantı, een - vennootshchap limited şirket, -BESLUIPEN f, g, (besloop, h, beslopen) 1 sezdirmeden saldırmak, gizlice saldırmak, sinsi sinsi yaklaşıp atılmak, 2 fig/mec (korku, endişe) sarmak, tutmak, almak, de vrees besloop mij beni korku sardı, -BESLUIT h, (- en) 1 karar, hüküm, tot een - komen sonuca varmak, karara varmak, een - nemen karar almak, hij kan nooit tot een - komen asla karara varamaz, 2 (slot) son, bitiş, tot - van de vergadering toplantının sonuna kadar, 3 karar, bij Koninkelijk Besluit Kraliyet kararı uyarınca, Kraliyet Yönetmeliği gereğince, -BESLUITELOOS s, kararsız, ikircikli, -BESLUITELOOSHEID d, kararsızlık, ikircik, -BESLUITEN f, g, (besloot, h, besloten) 1 kararlaştırmak, karara bağlamak, karar vermek, 2 (eindigen) kapatmak, sonuçlandırmak, neticelendirmek, -BESLUITVAARDIG s, z, kararlı -BESLUITVORMING d, karar alma, karara varma, -BESMEREN f, g, (besmeerde, h, besmeerd) sıvamak, sürmek, lekelemek, de muur met modder - duvarı çamurlamak, -BESMET s, 1 (hastalık, mikrop) bulaşmış, mikrop taşıyan, 2 (bevuild) pis, kirli, -BESMETTELIJK s, 1 bulaşıcı, bulaşkan, een - e ziekte bulaşıcı bir hastalık, 2 kolay kirlenir, een - e kleur kolay kirlenen renk, -BESMETTEN f, g, (besmette, h, besmet) 1 (v, ziekte) bulaştırmak, geçirmek, iemand - birine hastalık bulaştırmak, 2 kirletmek, lekelemek, bozmak, -BESMETTINGSHAARD d, (- en) enfeksiyon yuvası, mikrop yayılma odağı, -BESMEUREN f, g, (besmeurde, h, besmeurd) kirletmek, lekelemek, -BESMUIKT z, lachen kıs kıs gülmek, için için gülmek, -BESNEEUWD s, karlı, karla kaplanmış, -BESNEDEN s, (persoon) sünnetli, kesilmiş, -BESNIJDEN f, g, (besneed, h, besneden) sünnet etmek, -BESNIJDENIS d, sünnet -BESNOEIEN f, g, (besnoeide, h, besnoeid) 1 budamak, 2 fig/mec (beperken) sınırlamak, azaltmak, kısıtlamak, -BESNOEIING d, kısıtlama, tasarrruf, -BESNUFFELEN f, g, (besnuffelde, h, besnuffeld) kokusunu almak, kokusunu duymak, koklamak, -BESODEMIETERD s, 1 (argo/plat) deli, kaçık, ben je nou -? deli misin? aklından zorun mu var? 2 (beroerd) çekilmez, miskin, uyuşuk, -BESODEMIETEREN f, g, (besodemieterd, h, besodemieterd) (argo/plat) aldatmak kandırmak, -BESOGNE h, (-s) uğraşı, zahmet, işgüç, veel - hebben birçok işi olmak, -BESPANNEN f, g, (bespande, h, bespannen) 1 kiriş takmak, tellemek, 2 koşmak, het rijtuig met paarden - atları arabaya koşmak, -BESPAREN f, g, (bespaarde, h, bespaard) 1 biriktirmek, tasarruf etmek, geld - voor iets bir şey için para biriktirmek, 2 iemand iets - birini bir şeyden kurtarmak, -BESPARING d, (- en) tasarruf, -BESPATTEN f, g, (bespatte, h, bespat) (su) sıçratmak, serpmek, -BESPELEN f, g, (bespeelde, h, bespeeld) 1 çalmak, ik bespeel de fluit flüt çalıyorum, 2 (spel) oynamak, 3 de zaal - salonu parmağında oynatmak, salondakileri parmağında oynatmak, -BESPEUREN f, g, (bespeurde, h, bespeurd) farkına varmak, hissetmek, sezmek, gevaar - tehlikeyi hissetmek, -BESPIEDEN f, g, (bespiedde, h, bespied) dikizlemek, gözetlemek, çaktırmadan bakmak, -BESPIEGELEN f, g, (bespiegelde, h, bespiegeld) usa vurmak, ince düşünmek, düşünüp taşınmak, tartmak, iyice düşünmek, -BESPIEGELING d, (- en) üzerinde düşünme, fikri mütalaa, -BESPIONEREN f, g, (bespioneerde, h, bespioneerd) dikizlemek, gözetlemek, çaktırmadan bakmak, -BESPOEDIGEN f, g, (bespoedigde, h, bespoedigd) çabuklaştırmak, hızlandırmak, ivdirmek, acele ettirmek, -BESPOTTELIJK s, z, gülünç, gülünecek, komik, zich - aanstellen kendini aptal yerine koymak, kendini gülünç düşürmek, -BESPOTTEN f, g, (bespotte, h, bespot) alay etmek, alaya almak, eglenmek, makaraya almak, gülünç düşürmek, dalga geçmek, -BESPOTTING d, (- en) alay, -BESPREEKBAAR s, tartışılır, tartışmaya açık, (voor onderhandeling) görüşülür, müzakere edilir, niet - tartışılmaz, tabu, -BESPREEKBUREAU h, (-s) 1 rezervasyon bürosu, 2 film/sin gişe, -BESPREKEN f, g, (besprak, h, besproken) 1 (hakkmda, üzerinde) görüşmek, konuşmak, tartışmak, müzakere etmek, iets met iemand - biri ile bir şey hakkında konuşmak, 2 (v, boek) eleştirmek, tenkit etmek, değerlendirrnek, 3 (vooruitnemen) ayırtmak, een plaats - yer ayırtmak, -BESPREKING d, (- en) 1 görüşme, müzakere, 2 (v, boek) tenkit, eleştiri, değerlendirme, 3 (v,plaatsen) rezervasyon, yer ayırtma, plaats- yer ayırtma, -BESPRENKELEN f, g, (besprenkelde, h, besprenkeld) (üzerine) serpmek, çiselemek, iets met water - bir şeye su serpmek, -BESPRINGEN f, g, (besprong, h, besprongen) 1 (springende bereiken) atlayıp erişmek, 2 (aanvallen) üzerine atılmak, saldırırcasına atılmak, -BESPROEIEN f, g, (besproeide, h, besproeid) sulamak, -BESPUITEN f, g, (bespoot, h, bespoten) (water enz,) sıkmak, fışkırtmak, -BESSENSAP h, üzümsü suyu, -BEST 1 s, en iyi, en ala, değerli, - e vriend değerli arkadaş, naar mijn - e weten bildiğim kadarıyla, Beste x Sevgili x, II s, ys, (het is) mij- okey, bana göre hava hoş! het is niet - met hem a) durumu kötü, b) (ziek) o çok hasta, III z, en iyi bir şekilde, mükemmel surette, hij heeft het - (van allen) gewerkt (diğerlerinden) en iyi o çalıştı, iets - afkunnen bir şeyi kolaylıkla bitirmek, zijn - doen elinden geleni yapmak, het is - mogelijk oldukça mümkündür, IV h, iemand het - e wensen birine en iyisini dilemek, birine en iyi dilek dilemek, het - e ermee! a) umarım memnun olursun! b) (veel succes) iyi şanslar! ten - e geven elinden gelenin en iyisini yapmak, -BESTAAN I f, gs,(bestond, h, bestaan) 1 (in wezen zijn) mevcut olmak, var olmak, yaşıyor olmak, varlığını sürdürmek, bulunmak, 2 (mogelijk zijn) mümkün olmak, hoe bestaat het! nasıl mümkün olur! dat bestaat niet! imkansız! 3 - in içine almak, içermek, 4 - uit - dan/den ibaret olmak, - dan/den oluşmak, - dan/den meydana gelmek, - dan/den müteşekkil olmak, - dan/den mürekkep olmak, het boek bestaat uit vijf delen kitap beş bölümden oluşuyor, 5 - van geçinmek, yaşamak, II g, (ondernemen) yeltenmek, girişmek III h, 1 (het zijn) mevcudiyet, varlık, var olma, varoluş, 2 (leven) yaşam, hayat, een aangenaam - hoş bir hayat, middelen van - geçim araçları, recht van - yaşama hakkı, de strijd orn het - yaşam mücadelesi, 3 (kostwinning) geçim -BESTAAND s, mevcut, varolan, bulunan, - e toestand mevcut durum, -BESTAANSMINIMUM h, (...minima) asgari gelir, -BESTAANSRECHT h, varolma gerekçesi, -BESTAND I s, dirençli, dayanıklı, - zijn tegen ...karşı dayanıklı olmak, - zijn tegen hitte sıcağa dayanıklı olmak, zij is niet - tegen koude soğuğa dayanıklı değildir II h, (- en) (wapenstilstand) ateşkes 3 III h, (- en) 1 comp/komp dosya, işlenen veri listesi, 2 mevcut, liste, personeels- personel listesi, personel mevcudu, -BESTANDDEEL h, (...delen) öğe, element, kısım, (ingrediënt) içindeki, -BESTANDLIJN d, (- en) ateşkes hattı, -BESTEDEN f, g, (besteedde, h, besteed) harcamak, tüketmek, kullanmak, sarf etmek, geld (tijd) - aan -(y)a/e para (zaman) harcamak, veel moeite aan iets - bir şeye çok uğraşmak, -BESTEDING d, (- en) harcama, sarfiyat, -BESTEDINGSBEPERKING d, (- en) harcama kısıtlaması, tasarruf, -BESTEK h, (- ken) 1 iş planı, ayrıntılı açıklama, tasvir, 2 scheep/den parakete hesabı, 3 (couvert) (tabak hariç) sofra takımı, kaşık, bıçak ve çatal takımı, in kort - kısaca, önemli hatlarıyla, dit valt buiten ons bestek bu niyetimiz dışındadır, -BESTEL h, düzen, sistem, nizam, onderwijs - eğitim sistemi, ziekenhuis - hastahane düzeni, staats- devlet düzeni, -BESTELAUTO d, (-s) dağıtım arabası, nakliye pikabı, -BESTELBUS d, (- sen) nakliye minibüsü, -BESTELDIENST d, (- en) dağıtım servisi, teslim hizmeti, -BESTELEN f, g, (bestal, h, bestolen) soymak, iemand - birini soymak, birinden çalmak, -BESTELFORMULIER h, (- en) sipariş formu, -BESTELKAART d, (- en) sipariş kartı, sipariş formu, -BESTELLEN f, g, (bestelde, h, besteld) 1 (thuisbezorgen) evlere dağıtmak, de post - postayı dağıtmak, 2 ısmarlamak, sipariş etmek, boeken - kitap sipariş etmek, 3 (van te voren bespreken) (önceden) düzenlemek, organize etmek, -BESTELLER d, (-s) brieven- postacı, -BESTELLING d, (- en) 1 (het bestellen) dağıtım, tevzi, 2 hand/tic sipariş, op - sipariş üzerine, -BESTELWAGEN d, (-s) nakliye aracı, nakliye minibüsü/kamyoneti, -BESTEMMEN f, g, (bestemde, h, bestemd) - voor a) -(y)a/e ayırmak, -(y)a/e bırakmak, -(y)a/e tahsis etmek, b) (geschikt) -(y)a/e uygun, - voor uitwendig gebruik haricen kullanılmak için, iets voor iemand - bir şeyi birine tahsis etmek, bir şeyi birine ayırmak, deze kamer is bestemd voor de kinderen bu oda çocuklara ayrılmıştır, -BESTEMMING d, (- en) 1 (doel) hedef, gaye, amaç, 2 (doel v, het bestaan) varolma gayesi, -BESTEMMINGSPLAN h, (- nen) imar planı, bölge kullanım tasarı, -BESTEMPELEN f, g, (bestempelde, h, bestempeld) 1 damgalamak, mühürlemek, 2 fig/mec - als ...olarak adlandırmak, -BESTENDIG I s, z, (duurzaam) kalıcı, sürekli devamlı, baki, (niet veranderlijk) değişmez, - zijn aynı kalmak, het weer is - hava değişmez II dayanıklı, vochtbestendig- neme dayanıklı, roest- çürümez, -BESTENDIGEN f, g, (bestendigde, h, bestendigd) (durumu) korumak, sürdürrnek, devam ettirrnek, değişmez duruma getirmek, ebedileştirmek, een toestand - durumu sürdürrnek, -BESTENDIGHEID d, süreklilik, dayanıklılık, değişmezlik, -BESTERVEN f, gs, (bestierf, h, bestorven) 1 het - van angst ölesiye korkmak, korkudan beti benzi atmak, 2 (v, vlees) bekletmek, dat ligt hem in de mond/op de lippen bestorven laf ağzında kaldı, -BESTIALITEIT d, 1 (- en) hayvanlık, vahşilik, 2 (geslachtsverkeer) hayvanla cinsel ilişki, -BESTIJGEN f, g, (besteeg, h, bestegen) tırmanmak, çıkmak, (paard, at) binmek, een berg - dağa tırmanmak, de troon - tahta çıkmak, -BESTOKEN f, g, (bestookte, h, bestookt) saldırmak, (beschieten) ateşe tutmak, fig/mec iemand met vragen - birini soru yağmuruna tutmak, -BESTORMEN f, g, (bestormde, h, bestormd) akın etmek, işgal etmek, de trein werd bestormd trene akın edildi, -BESTRAFFEN f, g, (bestrafte, h, bestraft) cezalandırmak, (berispen) paylamak, iemand voor (over, wegens) iets - birini bir şey için (bir şeyden dolayı) cezalandırmak, een - de blik cezalandırıcı bakış, -BESTRALEN f, g, (bestraalde, h, bestraald) tıbda ışınla tedavi etmek, zij wordt driemaal per maand bestraald o ayda üç kez ışınla tedavi ediliyor, -BESTRALING d, (- en) ışınla tedavi, ışın tedavisi, -BESTRALINGSINSTITUUT h, (...tuten) radyoterapi enstitüsü, röntgenle tedavi enstitüsü, -BESTRATEN f, g, (bestraatte, h bestraat) yol döşemek, yol taşlamak, -BESTRATING d, (- en) asfalt, kaldırım, kaldırım/yol taşı vb, -BESTRIJDEN f, g, (bestreed, h, bestreden) mücadele etmek, alt etmeye çalışmak, yenmeye çalışmak, karşı koymak, iemand (iets) - birine (bir şeye) karşı mücadele etmek, de heroinehandel - eroin ticareti ile mücadele etmek, -BESTRIJDING d, (- en) mücadele -BESTRIJKEN f, g, (bestreek, h, bestreken) 1 een gebied - bir bölgeye ulaşmak, yayılmak, dağılmak, 2 (strijken voer) üzerine sürmek, -BESTROOIEN f, g, (bestrooide, h, bestrooid) serpmek, serperek kaplamak, üzerine saçmak, -BESTSELLER d, (-s) en çok satılan kitap, liste başı kitap, -BESTUDEERD s, yapmacık, -BESTUDEREN f, g, (bestudeerde, h, bestudeerd) incelemek, derinlemesine araştırmak, çalışmak, de middeleeuwse geschiedenis - ortaçağ tarihi çalışmak, incelemek, -BESTUIVEN f, g, (bestoof, h, bestoven) 1 (tuz, pudra) üzerine saçmak, 2 biol/biyo tozaklamak, döllemek, insekten - de bloemen böcekler çiçekleri tozaklar, -BESTUREN f, g, (bestuurde, h, bestuurd) 1 yönetmek, idare etmek, een land - ülke yönetmek, een vereniging - dernek yönetmek, 2 (auto) kullanmak, sürmek, (schip) sevk ve idare etmek, -BESTURING d, (- en) 1 güdüm, idare, 2 (mechanisme) idare aracı, direksiyon, -BESTUUR h (besturen) 1 (leiding) idare, yönetim, 2 (personen) kurul, idare, heyet, komite, idareciler grubu, het plaatselijk - a) yerel idare, yerel yönetim, b) (personen) yerel yetkililer, het dagelijks - van een vereniging dernek yürütme kurulu, -BESTUURDER d, (-s) 1 yönetici, idareci, direktör, 2 (v, tram enz,) sürücü, -BESTUURSAPPARAAT h, (...raten) yönetim organı, idare aygıtı/mekanizması, -BESTUURSBELEID h, yönetim siyasası, -BESTUURSKUNDE d, (kamu) yönetimbilim, -BESTUURSLID h, (...leden) yönetim kurulu üyesi, idare meclisi üyesi, yönetim üyesi, -BESTUURSRECHT h, yönetim kanunu, idare hukuku, -BESTUURSVERGADERING d, (- en) yönetim kurulu toplantısı, idare toplantısı, -BESTUURSVORM d, (- en) yönetim şekli, idare biçimi, -BESTUURSWETENSCHAP d, (- pen) yönetimbilim -BESTWIL z, voor je eigen - senin yararın için, een - leugentje van zararsız yalan, -BETAALBAAR s, ucuz, ödenebilir, -BETAALCHEQUE d, (-s) banka çeki, -BETAALKAART d, (- en) posta çeki, -BETAALMIDDEL h, (- en) ödeme aracı, -BETAALPAS d, (- sen) çek pasosu, -BETALEN I f, g, (betaalde, h, betaald) 1 ödemek, tediye etmek, 2 fig/mec (v,boeten) karşılığını vermek, cezasını ödemek, çekmek, II gs, kazandırmak, het werk betaalt slecht iş iyi kazandırmıyor, iemand iets betaald zetten birine bir şeyi ödettirmek, bir şeyi birinin yanına bırakmamak, -BETALING d, (- en) ödeme, tediye, -BETALINGSBALANS d, ödeme dengesi, -BETALINGSCONDITIE d, (-s) ödeme koşulu, ödeme şartı, -BETALINGSTERMIJN d, (- en) ödeme müddeti, ödeme süresı, -BETAMELIJK s, z, uygun, terbiyeli, nazik,ölçülü, yakışır, münasip, zich - gedragen uygun davranmak, -BETAMEN f, gs, (betaamde, h, betaamd) uygun olmak, uymak, yakışmak, -BETASTEN f, g, (betastte, h, betast) dokunmak, ellemek, med/tıb elle muayene etmek, elle yoklamak, de blinde betastte alles kör her şeyi elle yokladı, -BETAWETENSCHAPPEN d, mv/çoğ matematik ve doğa bilimleri, -BETEKENEN f, g, (betekende, h, betekend) 1 anlama/anlamına gelmek, anlamı vermek, manasına gelmek, ifade etmek, demek, işaret etmek, (te kennen geven) içermek, anlatmak, wat betekent dit? bu ne demek? bu ne anlama geliyor? 2 veel - voor iemand biri için çok şey ifade etmek, çok önemli olmak, hij weet niet wat ziek zijn betekent hasta olmanın ne olduğunu bilmiyor, het heeft niets te - pek önemi yok, pek bir şey ifade etmez, wat moet dat hier -? şu hale bak! Ne yapıyorsunuz? ne demek bu ya! -BETEKENIS d, (- sen) 1 (v, woorden enz,) anlam, içerik, de - van een woord biR sözcüğün anlamı, 2 (belang) önem, het is van - o önemlidir, -BETER I s, daha iyi, daha kaliteli, diğerine yeğ, - worden iyileşmek, sağlığına kavuşmak, hij is weer helemaal - yeniden sağlığına kavuştu, het - hebben hali vakti yerinde olmak, het altijd - weten bilgiç olmak, bilgiçlik taslamak, - maken düzeltmek, II z, daha iyice, hallice, daha iyi bir şekilde, hij studeert - dan vroeger öncekinden daha iyi çalışıyor, -BETEREN I f, g, (beteerde, h, beteerd) katranlamak, katran sürmek II f, g, (beterde, h, gebeterd) zijn leven - yaşamını düzeltmek, hayatına çeki düzen vermek, zich - kendini ıslah etmek, düzelmek, III gs, (-, is -) iyileşmek, düzelmek, hallenmek, toparlanmak, de zieke beterde langzaam hasta yavaş yavaş iyileşti, -BETERHAND aan de - zijn (hasta) iyileşiyor olmak, -BETERSCHAP d, 1 iyileşme, sağlığına kavuşma, -! geçmiş olsun! ik wens u - size iyileşmenizi dilerim, 2 (v, gedrag) düzelme, - beloven daha iyi davranmaya söz vermek, bir daha yapmayacağına söz vermek, -BETEUGELEN f, g, (beteugelde, h, beteugeld) gem vurmak, bastırmak, kontrol etmek, hakim olmak, zijn ongeduld - sabırsızlığını bastırmak, -BETEUTERD s, şaşırmış, afallamış, şaşkın, -BETICHTEN f, g, (betichtte, h, beticht) iemand - van iets birini bir şeyle suçlamak, -BETICHTING d, (- en) suçlama, töhmet, -BETIJEN laat hem - rahat bırak, -BETIMMEREN f, g, (betimmerde, h, betimmerd) (tahta) kaplamak, -BETITELEN f, g, (betitelde, h, betiteld) lakap vermek, başlık koymak, ad koymak, ad takmak, -BETOETERD ben je helemaal -? iyi misin? aklından zorun mu var? -BETOGEN I f, g, (betoogde, h, betoogd) kanıtlamaya çalışmak, iddia etmek, göstermek, II gs, (demonstreren) gösteriye katılmak, -BETOGER d, (-s) gösterici, -BETOGING d, (- en) yürüyüş, gösteri, er werden - en gehouden tegen de regering hükümete karşı gösteriler yapıldı, -BETON h, beton, -BETONEN f, g, (betoonde, h, betoond) (laten merken) göstermek, iemand achting - birine saygı göstermek, -BETONNEN s, betondan, -BETONROT h, beton çürümesi, -BETOOG h, (betogen) ispat, kanıt, izah, sav, het behoeft geen - ispat gerekmez, izah gerekmez, açık, -BETOOGTRANT d, savunma biçimi, konuşma şekli, -BETOON h, gösteri, eer- şeref gösterisi, -BETOVEREN f, g, (betoverde, h, betoverd) 1 büyülemek, büyü yapmak, 2 fig/mec etkilemek, cezbetmek, büyülemek, -BETOVEREND s büyüleyici, çekici, etkileyici, -BETOVERGROOTMOEDER d, (-s) anneanemin ebesi, -BETOVERGROOTVADER d, (-s) dedemin dedesi, -BETOVERING d, (- en) büyü, büyüleme, -BETRAAND s, ağlamaklı, gözü yaşlı, met - de ogen yaşlı gözlerle, -BETRACHTEN f, g, (betrachtte, h, betracht) yapmak, icra etmek, yerine getirmek, zijn plicht - görevini yapmak, görevini yerine getirmek, -BETRAPPEN f, g, (betrapte, h, betrapt) (suçüstü) yakalamak, yakasına yapışmak, iemand op diefslal - birini hırsızlıkta yakalamak, iemand op heterdaad - birini suçüsıü yakalamak, iemand op een leugen - birinin yalanını yakalamak, zich laten - (suçüstü) yakayı ele vermek, -BETREDEN f, g, (betrad, h, betreden) -(y)a/e ayak basmak, girmek, -BETREFFEN f, g, (betrof, h, betroffen) ilgisi olmak, ilgilendirmek, iemand - birini ilgilendirmek, wat mij betreft bana göre, kanımca, bence, kendi payıma, wat betreft het milieubederf çevre bozulmasına gelince, -BETRERFENDE I ilg, ile ilgili, -(y)a/e dair, hususunda, II s, ilgili, -BETREKKELIJK 1 s, göreli, nispi, bağıntılı, de betrekkelijke waarde van geld paranın göreli değeri, 2 taalk/dilb - voornaamwoord ilgi zamiri, ki bağlacı, II z, nispeten, hij heeft - kort gewerk o nispeten az çalıştı, -BETREKKELIJKHEID d, görelilik, görecelilik, -BETREKKEN I f, g, (betrok, h, betrokken) 1 yerleşmek, taşınmak, een woning - eve yerleşmek, 2 (laten komen) getirtmek, ısmarlamak, (satın) almak, goederen uit Turkije - eşyaları Türkiyeden getirtmek, 3 (erin mengen) karıştırmak, sürüklemek, sokmak, bulaştırmak, iemand in iets - birini bir şeye karıştırmak, een land in een oorlog - bir ülkeyi savaşa sürüklemek, II gs, (-, is -) 1(v, het weer) bulutlanmak, bulutlarla kaplanmak, de lucht betrekt hava bulutlanıyor, 2 (v, gezicht) asılmak, ekşimek, -BETREKKING d, (- en) 1 ilişki, bağ, münasebet, alle - en met iemand afbreken biri ile bütün ilişkileri kesmek, selamı sabahı kesmek, diplomatieke - en siyasi ilişkiler, - en aangaan ilişkisi kurmak, met - tot ...ile ilgili, zijn naaste - en onun yakın akrabaları, op iets - hebben bir şey ile ilişkisi olmak, 2 (baan) iş, vazife, görev, zonder - işsiz, -BETREUREN f, g, (betreurde, h, betreurd) üzülmek, yasını tutmak, iemands dood - birinin matemini tutmak, -BETREURENSWAARD s, (- er, - st/meer -, meest -) esef verici, zavallı, acınacak, esefe şayan, -BETROKKEN s, 1 ilgili, Alâkadar, de - en ilgililer, de - autoriteiten ilgili yetkililer, bij (in) iets - zijn ile ilgili olmak, de - partij ilgili taraf, 2 (treurig) üzgün, neşesiz, 3 (bewolkt) bulutlu, sisli, -BETROKKENE d, (-n) ilgili, alâkadar, alâkalı kimse, -BETROKKENHEIDd, alaka, ilgi, -BETROUWBAAR s, güvenilir, güven duyulur, -BETROUWBAARHEID d, güvenilirlik, -BETTEN f, g, (bette, h, gebet) (ıslak pamukla) ıslatmak, nemlendirmek, ontstoken ogen - iltihaplı gözü pansuman yapmak, -BETUIGEN f, g, (betuigde, h, betuigd) belirtmek, göstermek, ifade etmek, açığa vunnak, belli etmek, -BETUIGING d, (- en) - en van vriendschap arkadaşlık gösterisi, dostluk gösterisi, sympathie - sempati gösterisi, -BETUTTELEN f, g, (betuttelde, h, betutteld) iemand/iets - birine/bir şeye kulp bulmak, birinde/bir şeyde basit kusurlar aramak, -BETWETER d, (-s) bilgiç, ukala, çok bilmiş, -BETWETERIJ d, (- en) bilgiçlik, çok bilmişlik, ukalalık, -BETWIJFELEN f, g, (betwijfelde, h, betwijfeld) şüphelenmek, şüpheye düşmek, kuşkulanmak, şüphe etmek, tereddüt etmek, de waarheid van iets - bir şeyin doğruluğundan şüphe etmek, -BETWISTBAAR s, tartışılabilir, şüpheli, itiraz götürür, -BETWISTEN f, g, (betwistte, h, betwist) 1 (mülkiyet için) mücadele etmek, het betwiste gebied tartışmalı saha, 2 (tegenspreken) itiraz etmek, aksini iddia etmek, karşıtını savunmak, katılmamak, 3 (ontzeggen) inkar etmek, yadsımak, reddetmek, tanımamak, iemand een recht - birinin hakkını reddetmek, -BEU s, (van) iets - zijn bir şeyden usanmak, bıkmak, ik ben het - ondan bıkmak, gırtlağıma geldi, -BEUGEL d, (-s) 1 çengel, 2 (stijg-) üzengi, 3 sap, kulp, zaag- testere kulpu, 4 (bij invalide) süyek, cebire, niet door de - kunnen yakışıksız olmak, dat kan niet door de - yakışmaz, kabul edilemez, -BEUGELFLES d, (- sen) çengel kapaklı şişe, -BEUK I d, (- en) bouwk/mim (hoofd-) (özellikle kilisede) yüksek orta kısım, avlu, sahın II d, (- en) bot, kayınağacı, de rode - karagürgen III de beuk erin! bir daha gayret! haydi bir daha! -BEUKEN f, gs, (beukte, h, gebeukt) sertçe vurmak, dövmek, de golven - op het strand dalgalar kumsala çarpıyor II s, kayın ağacından, -BEUKENBOS h, (- sen) kayınağacı ormanı, -BEUKENOOTJE h, (-s) kayın meyvesi, -BEUL d, (- en) cellat, işkenceci, zalim, -BEUNENf, gs, (beunde, h, gebeund) kaçak çalışmak, -BEUNHAAS d, (...hazen) 1 ehliyetsiz ve ucuz çalışan kimse, 2 (zwart werker) kaçak işçi, -BEUNHAZEN f, gs, (beunhaasde, h, gebeunhaasd) 1 ehliyetsiz ve ucuz çalışmak, 2 (zwart werken) kaçak çalışmak, -BEUNHAZERIJ d, 1 (knoeiwerk) ehliyetsiz ve ucuz çalışma/iş, 2 (zwartwerk) kaçak iş, -BEUREN f, g, (beurde, h, gebeurd) 1 (tillen) yukarı kaldırmak, 2 geld - para almak, para kazanmak, -BEURS I d, (beurzen) 1 (portemonnee) cüzdan, kese, 2 (studie) burs, diep in de - tasten cebe/keseye dokunmak, pahalı gelmek, 3 hand/tic borsa, koopmans- ticaret borsası, 4 (tentoonstelling) fuar, meubel- mobilya fuarı II s, (- er, - t) yumuşak, çok olgun, -BEURSAFFAIRE d, (-s) borsa işlemi, borsa, -BEURSBERICHT h, (- en) hand/tic borsa bülteni/haberi, -BEURSGEBOUW h, (- en) borsa binası, -BEURSINDEX d, (- en) borsa indeksi, -BEURSKOERS d, (- en) borsa kuru, -BEURSKRACHT d, (borsada) hisse senedi düşmesi, borsa düşüşü, -BEURSNOTERING d, (- en) kota, kur, -BEURSSPEKULATIE d, (-s) borsa spekülasyonu, -BEURSSTUDENT d, (- en) burslu öğrenci, -BEURSWAARDE d, (-n) borsa değeri, -BEURT d, (- en) sıra, saf, aan de - zijn sırada olmak, ik ben aan de - sıra benim, sırada benim, zijn - afwachten sırasmı beklemek, wie is aan de -? sırada kim var? sıra kimin? een beurt krijgen (yazlı ya da sözlü) yoklama olmak, iemand een beurt geven a) (slaag) birini dövmek, fena/kötü muamele etmek, b) (seksueel) birine cinsel eziyet etmek, -BEURTELINGS s, z, sıra ile, peş peşe, değişmeli, -BEUZELACHTIG s, değersiz, ıvır zıvır, tın vın -BEUZELARIJ d, (- en) ıvır zıvır/saçma hikâye, -BEUZELEN f, gs, (beuzelde, h, gebeuzeld) (onzin vertellen) saçmalamak, saçma konuşmak, zevzeklik etmek, zırvalamak, abuk sabuk konuşmak, -BEUZELPRAAT d, zevzeklik, saçmalık, zırvalık, saçmalama, abuk sabuk konuşma, -BEVAARBAAR s, geçilir, geçide elverişli, geçit verir, -BEVAARBAARHEID d, geçide elverişlilik, -BEVALLEN I f, gs, (beviel, is bevallen) doğurmak, çocuk doğurmuş olmak, doğum yapmak, zij is van een dochter - o bir kız doğurdu, bir kızı oldu II f, g, (het beviel, is bevallen) 1 hoşa gitmek, zevk vermek, memnuniyet vermek, zevki okşamak, het zal u - sizi memnun eder, hoşunuz, gider, ondan memnun olacaksınız, het leven hier bevalt mij buradaki yaşam hoşuma gidiyor, tam bana göre, hoe is het u - ? onu nasıl buldunuz? hoşunuza gitti mi? hoe bevalt het u hier? burası hoşunuza gidiyor mu? -BEVALLIG s, z, zarif, latif, sevimli, hoş, edalı, -BEVALLIGHEID d, incelik, zariflik, zarafet, -BEVALLING d, (- en) doğum, pijnloze - sancısız doğum, -BEVANGEN I f, g, (beving, h, bevangen) yakalamak, etkilemek, benliği sarmak, de slaap beving mij uyku tuttu, uyku bastırdı, de koude beving haar soğuğa yakalandı, de warmte heeft mij - sıcak beni etkiledi II s, sıkılgan, tutuk, utangaç, çekingen, mahcup, -BEVAREN f, g, (bevoer, h, bevaren) 1 yelken açmak, seyretmek, gemi ile gitmek, de zee - denizde seyretmek, 2 een schip - (tayfa olarak) gemide seyahat etmek, -BEVATTELIJK s, z,1 kolay anlaşılır, kolay kavranır, makul, akıl erdirilir, 2 (slim) zeki, een - kind zeki bir çocuk, -BEVATTEN f, g, (bevatte, h, bevat) 1 içermek, kapsamak, içine almak, ihtiva etmek, 2 (begrijpen) anlamak, kavramak, -BEVATTING d, kavrayış, anlayış, -BEVATTINGSVERMOGEN h, (-s) kavrayış yeteneği, -BEVECHTEN f, g, (bevocht, h, bevochten) 1 (karşı) çarpışmak, mücadele etmek, de vijand - düşmana karşı mücadele etmek, 2 mücadeleyle kazanmak, de vrijheid - özgürlüğü mücadele ederek kazanmak, -BEVEILIGEN f, g, (beveiligde, h, beveiligd) 1 - tegen (voor) ...karşı korumak, karşı emniyet altma almak, zich - tegen de kou soğuğa karşı kendini korumak, korunmak, sakmmak, 2 elek, sigorta takmak, -BEVEILIGING d, (- en) emniyet, güvenlik, koruma, -BEVEILIGINGSBEAMBTE d, (-n) koruma görevlisi, -BEVEL h, (- en) 1 buyruk, emir, hüküm, ferman, - tot arrestatie tutuklama emri, het - geven tot - meye emir vermek, op - van emri üzerine, 2 komuta, kumanda, onder iemands - staan birinin kumandası altında bulunmak, -BEVELEN f, g, (beval, h, bevolen) (bevel voeren) emretmek, buyurmak, emir vermek, -BEVELHEBBEND s, komanda/komuta eden, ernreden, -BEVELHEBBER d, (-s) kumandan, komutan, -BEVELSCHRIFT h, (- en) yazılı buyruk, emir, - tot betaling yazılı ödeme emri, -BEVELVOERDER d, komutan, -BEVEN f, gs, (beefde, h, gebeefd) 1 titremek, sarsılmak, zijn stem beefde sesi titredi, 2 voor iemand - birinden korkrnak, -BEVER I d, (-s) kunduz, II h, kastor (kürk) -BEVERBONT h, kastor (kürk) -BEVERIG s, z, titrek, sarsak, titreyen, -BEVESTIGEN f, g, (bevestigde, h, bevestigd) 1 (vastmaken) sıkıştırıp sabitleştirmek, tutturmak, yerleştirmek, 2 mil/ask (setlerle) sağlamlaştırmak, berkitmek, tahkim etmek, 3 (bekrachtigen) doğrulamak, onamak, pekiştirmek, teyit etmek, 4 iemand in een ambt - birini bir işe yerleştirmek, -BEVESTIGEND s, z, onaylayıcı, olumlu, müspet, -BEVESTIGING d, (- en) (v, bericht) onay, onama, teyit -BEVIND h, naar - van zaken işlerin durumuna uygun olarak, işin gerektirdiği gibi, -BEVINDEN f, g, (bevond, h, bevonden) 1 zich ergens - bir yerde bulunmak, bir yerde olmak, u bevindt zieh hier (haritada) burada bulunuyorsunuz, 2 (als resultaat vaststellen) saptamak, bulmak, görmek, iets/iemand voldoende - bir şeyi yeterli bulmak, zij bevond alles in orde her şeyi düzenli buldu, 3 zich in gevaar - kendini tehlikede bulmak, -BEVINDING d, (- en) bulgu, sonuç, netice, -BEVISSEN f, g, (beviste, h, bevist) balık avlamak, -BEVLEKKEN f, g, (bevlekte, h, bevlekt) lekelemek, kirletmek, karalamak, fig/mec çamur atmak, -BEVLIEGEN f, g, (bevloog, h, bevlogen) uçmak, een route - rotaya göre uçmak, -BEVLIEGING d, (- en) kapris, geçici arzu, esinti, akla esme, -BEVLOEIEN f, g, (bevloeide, h, bevloeid) sulamak, su vermek, -BEVLOEIING d, sulama -BEVLOGEN s, z, coşkulu, coşkun, esinli, -BEVOCHTIGEN f, g, (bevochtigde, h, bevochtigd) ıslatmak, nemlendirmek, -BEVOEGD s, yetkili, ehliyetli, sertifikalı, resmen izinli, de - e yetkili kimse, -BEVOEGDHEID d, (...heden) yetki, salahiyet, yetki belgesi, -BEVOELENf, g, (bevoelde, h, bevoeld) ellemek, yoklamak, elle dokunmak, -BEVOLKEN f, g, (bevolkte, h, bevolkt) 1 bayındırlaştırmak, nüfuslandırmak, yerleştirmek, 2 (bewonen) oturmak, yerleşmek, de woestijn is dun bevolkt çöl az nüfusludur, -BEVOLKING d, (- en) nüfus, -BEVOLKINGSAANWAS d, nüfus artışı, -BEVOLKINGSBUREAU h, (-s) nüfus dairesi, -BEVOLKINGSCIJFER h, (-s) nüfus, nüfus sayısı, -BEVOLKINGSDICHTHEID d, nüfus yoğunluğu, nüfus sıklığı, -BEVOLKINGSEXPLOSIE d, (-s) nüfus patlaması, -BEVOLKINGSGROEI d, nüfus artışı/çoğalması, -BEVOLKINGSGROEP d, (- en) nüfus grubu, -BEVOLKINGSONDERZOEK h, (- en) sağlık taraması, -BEVOLKINGSREGISTER h, (-s) nüfus kütüğü, nüfus sicili, -BEVOLKINGSVRAAGSTUK h, (- ken) nüfus aşırılığı meselesi, -BEVOLKT s, (meer -, meest -) nüfuslu, nüfuslanmış, het dichtst - e land van Europa Avrupanın en yoğun nüfuslu ülkesi, -BEVOOGDEN f, g, (bevoogde, h, bevoogd) patronluk taslamak, dadılık etmek, çocuk yerine koymak, -BEVOORDELEN f, g, (bevoordeelde, h, bevoordeeld) kayırmak, gözde tutmak, üstün tutmak, taraf tutmak, zichzelf boven anderen - kendini diğerlerinden üstün tutmak, iemand - (boven anderen) birini (diğerlerinden) çok tutmak, -BEVOOROORDEELD s, tarafgir, taraflı, taraf tutan, -BEVOORRADEN f, g, (bevoorraadde, h, bevoorraad) sağlamak, tedarik etmek, stok etmek, een schip - gemiye yiyecek sağlamak, -BEVOORRECHT s, (persoon, positie) ayrıcalıklı, -BEVOORRECHTEN f, g, (bevoorrechtte, h, bevoorrecht) tercih etmek, yeğlemek, ayrıcalık tanımak, iemand (boven een ander) - birini (diğerine) yeğlemek, -BEVOORRECHTING d, (- en) ayrıcalık, imtiyaz, -BEVORDERAAR d, (-s) destekçi, teşvikçi, koruyucu, -BEVORDEREN f, g, (bevorderde, h, bevorderd) 1 (steunen) desteklemek, ilerletmek, gelişmesine fırsat vermek, destek olmak, kolaylaştırmak, yardım etmek, 2 (in rang) terfi ettirmek, yükseltmek, 3 (op school) geçirmek, hij is naar de derde klas bevorderd üçüncü sınıfa geçti, -BEVORDERING d, (- en) 1 (steun) destek, teşvik, 2 (- en) terfi, - tot een hogere rang daha yüksek bir dereceye terfi, -BEVORDERLIJK s, z, yararlı, faydalı, elverişli, kolaylaştırıcı, geliştirici, katkıcı, zuivere lucht is - voor de gezondheid temiz hava sağlık için yararlıdır, -BEVRACHTEN f, g, (bevrachtte, h, bevracht) scheep/den yükletmek, yük vermek, -BEVRAGEN f, g, (bevraagde/ bevroeg, h, bevraagd) te - bij A Aya müracaat, -BEVREDIGEN f, g, (bevredigde, h, bevredigd) tatmin etmek, doyum sağlamak, doyurmak, de situatie bevredigt hem durum onu tatmin ediyor, zijn nieuwsgierigheid - merakını gidermek, -BEVREDIGING d, (- en) tatmin, doyum, -BEVREEMDEN f, g, (bevreemdde, h, bevreemd) (het) şaşırtmak, hayrete düşürmek, het bevreemdt mij dat men zoiets vraagt böyle bir şeyi sorman beni şaşırtıyor, -BEVREEMDING d, şaşkınlık, şaşırma, garipseme, -BEVREESD s, z, (- er, meest -) korkmuş, (bezorgd) endişeli, - zijn voor dan/den korkmak, (bezorgd zijn over) endişeli olmak, -BEVREESDHEID d, korku, korkaklık, ürkeklik, -BEVRIEND s, içli dışlı, samimi, senli benli, dostça, ze zijn - onlar içli dışlıdır, -BEVRIEZEN I f, gs, (bevroor, is bevroren) donmak, buz kesilmek, buzlanmak, buz tutmak, II g, (-, h, -) dondurmak, prijzen - fiyatları dondurmak, -BEVRIEZING d, 1 donma, 2 fig/mec dondurma, -BEVRIJDEN f, g (bevrijdde, h, bevrijd) kurtarmak, een land van de vijand - bir ülkeyi düşmandan kurtarmak, özgürleştirmek, -BEVRIJDER d, (-s) kurtarıcı, -BEVRIJDING d, kurtuluş, -BEVRIJDINGSBEWEGING d, (- en) kurtuluş örgütü, -BEVRIJDINGSDAG d, kurtuluş günü, -BEVRIJDINGSFRONT h, (- en) özgürlük cephesi, kurtuluş cephesi, -BEVRIJDINGSOORLOG d, (- en) kurtuluş savaşı, özgürlük savaşı, -BEVRIJDINGSORGANISATIE d, (-s) kurtu!uş örgütü, -BEVROEDEN f, g, (bevroedde, h, bevroed) anlamak, kavramak, akıl erdirmek, sezmek, sezinlemek, -BEVROREN s, donmuş, hand/tic (para) dondurulmuş, donmuş, bloke edilmiş, -BEVRUCHTEN f, g, (bevruchtte, h, bevrucht) döllemek, gebe bırakmak, tohumlamak, -BEVRUCHTING d, (- en) döllenme, dölleme, kunstmatige - yapay dölleme, -BEVUILEN f, g, (bevuilde, h, bevuild) kirletmek, pisletmek, (pislik) bulaştırmak, -BEWAARDER d, (-s) 1 (conservator) bölüm idarecisi, bölüm şefi, 2 (v, gevangenis) gardiyan, -BEWAARDUUR d, koruma süresi, -BEWAARGELD h, ardiye ücreti, depo ücreti, -BEWAARHEID - worden gerçekleşmek, doğrulanmak, -BEWAARLOON h, depo kirası, emanet ücreti, -BEWAKEN f, g, (bewaakte, h, bewaakt) gözlemek, nezaret etmek, bekçilik etmek, beklemek, bakmak, een gevangene - bir tutukluyu beklemek, -BEWAKER d, (-s) bekçi, gardiyan, -BEWAKING d, koruma, gözetim, onder de - van - nin koruması altında, -BEWANDELEN f,g, (bewandelde, h, bewandeld) yürümek, (yol) izlemek, takip etmek, het pad van de deug - erdem yolunu izlemek, erdemli yaşamak, -BEWAPENEN f, g, (bewapende, h, bewapend) silahlandırmak, silahla donatmak, teçhiz etmek, de politie is bewapend polis silahlandırıldı, -BEWAPENINGSWEDLOOP d, silahlanma yarışı, -BEWAREN f, g, (bewaarde, h, bewaard) 1 muhafaza etmek, korumak, - voor - dan/den korumak, - dan/den muhafaza etmek, 2 (opbergen) saklamak, wie wat bewaart, heeft wat sakla samanı gelir zamanı, -BEWARING d, emanet, iemand iets in - geven bir şeyi birinin korumasına vermek, bir şeyi birine emanet etmek, huis van - cezaevi, in verzekerde - nemen birini tutuklamak, -BEWATEREN f, g, (bewaterde, h, bewaterd) sulamak, su vermek, -BEWEEGBAAR s, hareket edilebilir, taşınır, oynak, hareketli, oynar, devingen, -BEWEEGKRACHT d, (- en) itici güç, sürücü kuvvet, hareket gücü, -BEWEEGLIJK s, z, canlı, kıvıl kıvıl, hareketli, yerinde duramaz, -BEWEEGREDEN d, (- en) güdü, saik, -B-WEG d, (- en) küçük şoşe yol, -BEWEGEN I f, g, (bewoog, h, bewogen) 1 (v, plaats doen veranderen) oynatmak, hareket ettirmek, kımıldatmak, armen - kolları oynatmak, 2 (in beweging houden) hareket halinde tutmak, 3 (ontroeren) tesir etmek, etkilemek, 4 (overhalen) iemand - tot iets birini bir şeye teşvik etmek, ergens niet toe te - zijn ikna edilmemek, ikna edilememek, 5 zich - hareket etmek, de aarde beweegt zich om de zon dünya güneş etrafında hareket ediyor, II gs, (v,plaats veranderen) hareket etmek, kımıldamak, oynamak, -BEWEGING d, (- en) 1 hareket, devinim, eylem, golf- dalga hareketi, arbeiders- işçi eylemi, jeugd- gençlik eylemi in - komen harekete geçmek, 2 (aandrift) dürtü, istek, uit eigen - kendi isteğiyle 3 (drukte) kargaşa, -BEWEGINGLOOS s, hareketsiz, devinimsiz, eylemsiz, durgun, sütliman, -BEWEGINGSVRIJHEID d, hareket serbestliği, -BEWEGWIJZEREN f, g, (bewegwijzerde, h, bewegwijzerd) sokakları işaretlemek, sokakları levhalamak, -BEWENEN f, g, (beweende, h, beweend) yas tutmak, ağlamak, -BEWEREN f, g, (beweerde, h, beweerd) iddia etmek, savunmak, ileri sürmek, söylemek, dat heb ik niet beweerd ben onu söylemedim, -BEWERING d, (- en) iddia -BEWERKELIJK s, külfetli, çok iş gerektiren, zahmetli, zor, dat is nogal - daha çok işi var, daha zahmet gerekir, -BEWERKEN f, g, (bewerkte, h, bewerkt) 1 (grond) işlemek, sürmek, aktarmak, 2 (vorm geven) şekil vermek, (versieren) süslemek, (hout enz,) işlemek, 3 (boek) düzeltmek, gözden geçirmek, een roman voor een film - bir romanı filme uyarlamak, 4 (overhalen) ikna etmek, etkilemek, kiezers - seçmenleri etkilemek, 5 (fut stand brengen) gerçekleştirmek, -BEWERKER d, (-s) 1 thea/tiy uyarlayıcı, 2 fig/mec fail, -BEWERKING d, (- en) 1 thea/tiy uyarlama, 2 (v, metaal) işleme, süs, oyma, 3 een nieuwe druk is in - yeni baskı hazırlanıyor, 4 (v,getallen) işlem, -BEWERKSTELLIGEN f, g, (bewerkstelligde, h, bewerkstelligd) gerçekleştirmek, yapmak, meydana getirmek, -BEWIEROKEN f, g, (bewierookte, h, bewierookt) fig/mec göklere çıkarmak, yüceltmek, yağlayıp ballamak, aşırı övmek, -BEWIJS h, (bewijzen) 1 kanıt, delil, ispat, (reken) işaret, im, bij gebrek aan - delil yetersizliğinden, een onweerlegbaar - çürütülemez ispat, 2 (papier) evrak,vesika, belge, een - van goed gedrag iyihal belgesi, geboorte- doğum belgesi, rij- ehliyet, sürücü belgesi, een - van toegang giriş belgesi, -BEWIJSBAAR s, ispatlanabilir, kanıtlanabilir, ispatı mümkün, -BEWIJSGROND d, (- en) kanıt temeli, kanıtın dayanağı, -BEWIJSKRACHT d, (- en) 1 delil gücü, ispat derecesi, 2 (v, redenering) ikna gücü, -BEWIJSLAST d, jur/huk kanıtlama yükümü, ispatlama zorunluluğu, -BEWIJSMATERIAAL h, delil, belge, kanıt materyali, ispat vasıtası, -BEWIJSMIDDEL h, (- en) delil, belge, ispat aracı, ispat vasıtası, -BEWIJSSTUK h, (- ken) delil, belge, -BEWIJSVOERING d, (- en) tanıtlama, ispatlama biçimi, -BEWIJZEN f, g, (bewees, h, bewezen) 1 (aantonen) kanıtlamak, tanıtlamak, ispat etmek, 2 (betonen) göstermek, vriendschap - dostluk göstermek, de laatste eer - birinin cenaze törenine refakat etmek, -BEWIND h, idare, yönetim, iktidar, hükümet, kabine, aan het - komen iktidara gelmek, yönetime geçmek, het - voeren yönetmek, -BEWINDSMAN d, (...lieden) kabine/iktidar üyesi, (v, bestuur) yönetim üyesi, idareci, yönetici, -BEWINDSVROUW d, (- en) kabine üyesi bayan, (v, bestuur) yönetim üyesi, -BEWıNDVOERDER d, (-s) kabine üyesi, (v, bestuur) yönetim üyesi, idareci, yönetici, -BEWOGEN s, etkilenmiş, duygulanmış, iedereen was - herkes etkilenmişti, -BEWOLKING d, bulut, -BEWOLKT s, bulutlu, -BEWONDERAAR d, (-s) hayran, -BEWONDEREN f, g, (bewonderde, h, bewonderd) çok beğenmek, hayran olmak, -BEWONDERENSWAARDIG s, z, (- er, - st/meer -, meest -) hayran olmaya değer, hayranlık uyandıran, -BEWONDERING d, hayranlık, - voor iets hebben bir şeye hayran olmak, -BEWONEN f, g, (bewoonde, h, bewoond) ikamet etmek, oturmak, een huis - bir evde oturmak, -BEWONER d, (-s) sakin, oturan/yaşayan kimse, mukim, -BEWONING d, oturma, ikamet -BEWOONBAAR s, yaşanabilir, oturulur, ikamet edilebilir, -BEWOONSTER d, (bayan) sakin, oturan/yaşayan kimse, mukim, -BEWOORDING d, (- en) tabir, ifade, terim, in algemene - en genel ifadeyle, genel tabirle, -BEWUST s, z, 1 (bewustzijn hebbende) bilinçli, şuurlu, zich - zijn van - nin bilincinde olmak, - nin farkında olmak, ik was het mij niet - onun farkında değildim, bilmiyordum, hij was het zich ten volle - o onun tamamen bilincindeydi, doel- amaçlı, bilinçli, amacının bilincinde olan, amaca yönelik, klasse- sınıf bilinçli, 2 kasıtlı, bilerek, kasten, - liegen kasıtlı yalan söylemek, 3 (bekend) söz konusu olan, üzerinde konuşulan, de - e persoon söz konusu kişi, -BEWUSTELOOS s, baygın, şuursuz, kendinden geçmiş, ölü gibi, -BEWUSTELOOSHEID d, baygınlık, şuursuzluk, bilinç yitirme, -BEWUSTHEID d, şuurluluk, bilinçlilik, bilinç, -BEWUSTZIJN h, şuur, bilinç, het nationale - ulusal bilinç, het - verliezen bayılmak, şuurunu yitirmek, bilincini yitirmek, weer tot - komen şuurunu tekrar kazanmak, kendine gelmek, -BEWUSTZIJNSVERRUIMEND s, anormal şuur oluşturan, şuur zenginleştirici, -BEZAAIEN f, g, (bezaaide, h, bezaaid) tohum saçmak, fig/mec de hemel is met sterren bezaaid gökyüzü yıldızlarla dolu, -BEZAANSMAST d, (- en) scheep/den mizana direği, -BEZADIGD s, z, sakin, ağırbaşlı, durgun, kendi halinde, ehlem sehlem, een - man ağırbaşlı adam, -BEZATTEN f, (bezatte, h, bezat) spreekr/kd zich - kör kütük sarhoş olmak, -BEZEGELEN f, g, (bezegelde, h, bezegeld) fig/mec tasdik etmek, pekiştirmek, iets met een eed - yeminle pekiştirmek, bir şeye yemin etmek, -BEZEILEN f, g, (bezeilde, h, bezeild) yelkenliyle gezmek, er is met hem geen land te - onunla baş edilmez, -BEZEM d, (-s) süpürge, -BEZEMEN f, (bezemde, h, gebezemd) süpürmek, süpürge ile temizlemek, -BEZEMSTEEL d, (...stelen) süpürge sapı, -BEZEMWAGEN d, (-s) süpürge arabası, sp, arkadan gelenleri toplama arabası, yarışçıları toplama arabası, -BEZEREN f, g, (bezeerde, h, bezeerd) incitmek, yaralamak, zijn hand - elini acıtmak, iemand - birini gücendirmek incitmek, kırmak, -BEZET s, 1 (v, ruimte) dolu, meşgul, tutulmuş, ayrılmış, is deze stoel -? bu sandalye dolu mu? 2 (bezig) meşgul, om vier uur ben ik - saat dörtte işim var/meşgulum, zijn tijd is zeer - onun vakti oldukça doludur, 3 mil/ask işgal edilmiş, - gebied işgal edilmiş bölge, -BEZETEN s, düşkün, deli, van iets - zijn bir şeyin delisi olmak, -BEZETTEN f, g, (bezette, h, bezet) 1 mil/ask işgal etmek, tutmak, istila etmek, 2 (met juwelen) taş koymak, taşlamak, kaşlamak, 3 (v,plaatsen) doldurmak, tutmak, is de stoel bezet? bu sandalye dolu mu? 4 (v, tijd) doldurmak, 5 (versterken) sağlamlaştırmak, een dijk - bir seti sağlamlaştırmak, -BEZETTER d, (-s) işgalci, istilacı, -BEZETTING d, (- en) 1 mil/ask işgal, istila, 2 thea/tiy kadro, het stuk had een goede - oyunun ıyi bir kadrosu vardı, -BEZETTINGSLEGER h, (-s) işgal ordusu, -BEZETTINGSTROEPEN d, mv/çoğ mil/ask işgal birlikleri, işgal kuvvetleri, -BEZETTOON d, meşgul sesi, -BEZICHTIGEN f, g, (bezichtigde, h, bezichtigd) yakinen incelemek/görmek, teftiş etmek, een huis - bir bir evi yakinen incelemek, -BEZIELEN f, g, (bezielde, h, bezield) esin vermek, ilham vermek, ruh vermek, canlandırmak, coşturmak, -BEZIELING d, esin, ilham, -BEZIEN f, g, (bezag, h, bezien) gözden geçirmek, yakından incelemek, de politie zal de zaak nog eens - polis olayı bir daha inceleyecek, -BEZIENSWAARDIG s, görmeye değer, die tentoonstelling is - sergi görmeye değer, sergi yakından incelemeye değer, -BEZIENSWAARDIGHEID d, (...heden) görmeye değer şey, bezienswaardigheden van het museum müzede görülecek şey, -BEZIG s, z, 1 meşgul, dolu, - zijn met ...ile meşgul olmak, met (aan) iets - bir şeyle meşgul olmak, iemand aangenaam - houden birini eğlendirmek,
-AANBIDDING d, 1 tapınma, tapınış, ibadet, tapma, 2 (bewondering)
-AANBIEDEN f, g, (bood aan, h, aangeboden) sunmak, arz etmek, ikram
-AANDEELHOUDER d, (-s) hissedar, ortak, paydaş,
-AANKLOPPEN f, g, (klopte aan, h, aangeklopt) kapıyı vurmak/çalmak,
-AANKOMEND s, 1 genç, yetişkin, ergen, (bijna volwassen) delikanlı, 2
-AANLATEN f, g, (liet aan, h, aangelaten) kızdırıp ve soğutup yumuşatmak,
-AANLEG d, 1 (demir yolu, park, yol) yapma, inşa etme, düzenleme, 2
-AANMATIGEN f, (matigde zich aan, h, zich aangematigd) zich - 1 haksız
-ACHTENSWAARD hatırı sayılır, saygın, saygı değer, muhterem,
-ACHTERUITGAAN f, gs (ging achteruit, is achteruitgegaan) gerilemek, geri
-AFKERIG s, niet - zijn van - dan/den hoşlanmak,
-AFSCHILDEREN f, g, (schilderde af, h, afgeschilderd) 1 (afbeelden)
-AFSCHILLEN f, g, (schilde af, h, afgeschild) soymak, yüzmek
-AFSTIJGEN f, gs, (steeg af, is afgestegen) (altan) aşağı inmek
-AFTILLEN f, g, (tilde af, h, afgetild) kaldırmak, het deksel van de put
-AFVEGEN f, g, (veegde af, h, afgeveegd) silip almak, süpürüp temizlemek
-AFWIJZING d, (- en) ret
-ALLESBEHALVE z, asla, hiç, katiyen, - vriendelijk sempatik değil, hij is
-AMBTSOVERTREDING d, (- en) görevi kötüye kullanma, yolsuzluk, suistimal,
-BARSTENSVOL s, tıka basa dolu, ağzına kadar dolu, çok dolu,
-BASAAL s, temel, asıl, temele ait, esas, ana, de basale cellen ana/asıl
-BASGITAAR d, (...taren) basgitar,
-BAUXIET h, jeol, Boksit,
-B-BILJET h, (- ten) gelir/varlık vergisi bildirgesi,
-BEBOUWEN f, g, (bebouwde, h, bebouwd) 1 inşa etmek, yapmak, kurmak, 2
-BEDACHTZAAM s, z, düşünceli, tedbirli, ihtiyatlı,
-BEDAREN I f, gs, (bedaarde, is bedaard) (tot rust komen) sakinleşmek,
-BEDEESD s, z, (- er, meest -) sıkılgan, utangaç, çekingen,
-BEDIENINGSGELD h, (- en) garsoniye,
-BEDINGEN f, g, (bedong, h, bedongen) kotarmak, garantiye almak, koşul
-BEDOELEN d, (- en) Bedevi, göçebe Arap,
-BEDOELEN f, g, (beoelde, h, bedoeld) 1 demek istemek, kastetmek,
-BEDOMPT s, kapalı, havasız,
-BEDREVEN s, becerikli, eli yatkın, deneyimli, tecrübeli, in een vak -
-BEDUIDEN f, g, (beduidde, h, beduid) 1 (aanduiden) işaretle göstermek,
-BEDWELMD s, sersemleşmiş, yan baygın, sarhoş gibi, başı dönmüş, door gas
-BEELDENAAR d, (-s) tura, para üzerindeki basma resim,
-BEELDHOUWWERK h, heykel, (hout) oyma
-BEETJE h, (-s) biraz, birazcık, az, azıcık, bir parça, een - suiker
-BEFAAMDHEID d, 1 tanınmışlık, meşhurluk, ünlülük, 2 (...heden) ünlü
-BEGAAFD s, yetenekli, kabiliyetli, hünerli, becerikli,
-BEGAAN I f, g, (beging, h, begaan) işlemek, yapmak, een fout - hata
-BEGROTING d, (- en) bütçe,
-BEHOEDEN f, g, (behoedde, h, behoed) (voor) dan/den korumak, kurtarmak
-BEHOEDER d, (-s) koruyucu, kurtarıcı,
-BEK d, (- ken) ağız, (v, vogel) gaga, houje -! kapa çeneni! fig/mec een
-BEKOSTIGEN f, g, (bekostigde, h, bekostigd) ödemek, karşılamak,
-BELANGSTELLING d, ilgi, alaka, ze weet de - te wekken ilgi uyandırmasını
-BELENEN f, g, (beleende, h, beleend) 1 rehin vermek, rehine koymak,
-BELG d, (- en) (erkek) Belçikalı,
-BELIJDENIS d, (- sen) inanç ikrar, iman ikrarı,
-BELUISTEREN f, g, (beluisterde, h, beluisterd) 1duymak, işitmek, (indruk
-BEMOEDIGEN f, g, (bemoedigde, h, bemoedigd) cesaretlendirmek,
-BENOEMEN f, g, (benoemde, h, benoemd) 1 (aanstellen) atamak, tayin
-BENZEEN h, scheik/kim benzen,
-BERBER d, (-s) berber, berber halısı,
-BEREIKBAAR s, erişilebilir, ulaşılır, (persoon, telefonla) görüşmeye
-BERGPAD h, (- en) dağ yolu, patika,
-BERRIE d, (-s) sedye,
-BERUSTING d, teslimiyet,
-BESCHIKBAARHEID d, yararlanılırlık, kullanılabilirlik, hand/tic
-BESCHIMPEN f, g, (beschimpte, h, beschimpt) hakaret etmek, dil uzatmak,
-BESPRENKELEN f, g, (besprenkelde, h, besprenkeld) (üzerine) serpmek,
-BESTAAN I f, gs,(bestond, h, bestaan) 1 (in wezen zijn) mevcut olmak,
-BESTRIJDING d, (- en) mücadele
-BESTUUR h (besturen) 1 (leiding) idare, yönetim, 2 (personen) kurul,
-BESTUURSAPPARAAT h, (...raten) yönetim organı, idare aygıtı/mekanizması,
-BESTUURSBELEID h, yönetim siyasası,
-BESTUURSVORM d, (- en) yönetim şekli, idare biçimi,
-BEVOOROORDEELD s, tarafgir, taraflı, taraf tutan,
-BEVOORRECHTING d, (- en) ayrıcalık, imtiyaz,
-BEVREDIGEN f, g, (bevredigde, h, bevredigd) tatmin etmek, doyum
-BEZEGELEN f, g, (bezegelde, h, bezegeld) fig/mec tasdik etmek,