-F: d, (-s) f, f harfi elek, farad, elektrik kuvvetini ölçme birimi -F: florin(s) gulden florin, gulden, Hollanda lirası -FL. florin(s) gulden florin, gulden, Hollanda lirası -FA: d, (-s) firma, iş yeri, ticarethane, muz/müz fa -FAALANGST: d, (- en) başarısızlık korkusu -FAAM: d, şan, şöhret, ün, nam -FABEL: d, (- s, - en) kıssa, masal -FABELACHTIG: s, z, 1 efsanevi, masalımsı, uydurma, 2 (ongelooflijk) emsalsiz, inanılmaz, görülmedik, büyük, müthiş, çok aşırı -FABELDICHTER: d, (-s) hayali fıkra yazan -FABRICAGE: d, imal, imalat, işleme, fabrikasyon, yapım -FABRICATIE: d, imal, imalat, işleme, fabrikasyon, yapım -FABRICAGEFOUT: d, (- en) fabrikasyon hatası, imalat özürü -FABRICEREN: f, g, (fabriceerde, h, gefabriceerd) işlemek, işleyip üretmek, imal etmek, üretmek, -FABRIEK: d, (- en) fabrika, üretimlik, imalathane, een glas- cam fabrikası, een nieuwe - bouwen yeni bir fabrika kurmak -FABRIEKEN: f, g, (fabriekte, h, gefabriekt) işlemek, yapmak, imal etmek -FABRIEKSARBEIDER: d, (-s) fabrika işçisi -FABRIEKSGEBOUW: h, (- en) fabrika binası, -FABRIEKSGEHEIM: h, (- en) fabrika sırrı -FABRIEKSGOED: h, (...eren) fabrika imalatı, imal mal, fabrikasyon mal -FABRIEKSMERK: h, (- en) hand/tic marka, alameti farika -FABRIEKSPRIJS: d, (...prijzen) fabrika fiyatı -FABRIEKSSCHOORSTEEN: d, (...stenen) fabrika bacası -FABRIEKSSTAD: d, (...steden) sanayi şehri -FABRIEKSTERREIN: h, (- en) fabrika sahası, sanayi sahası -FABRIEKSWAAR: d, (...waren) fabrika ürünü, fabrika malı -FABRIKAAT: h, (...katen) fabrika ürünü, yapım, fabrikasyon mal, een auto van Engels - Ingiliz yapımı bir araba, -FABRIKANT: d, (- en) fabrikatör, fabrikacı, sanayici -FABULEREN: f, gs, (fabuleerde, h, gefabuleerd) uydurmak, uydurup anlatmak -FABULEUS: s, (...leuzer, - t) inanılmaz, müthiş, çok büyük -FACADE: d, (- s, - n) 1 binanın ön tarafı, ön cephe, yüz cephe, 2 fig/mec gösteriş, dış görünüş -FACE: d yüz, cephe, ön taraf, -FACELIFT f, gs, (face- liftte, h, geface- lift) estetik ameliyat olmak -FACET: h, (- ten) 1 façeta, faseta, yontulmu elmas yüzü, 2 (aspect) yüz, görünüş, dat is een ander - van de zaak bu işin diger yüzüdür, işin diğer yönüdür -FACETBELEID: h, ünitlere dağılım politikası -FACIE: h, d, (-s) yüz, surat, çehre -FACILITEIT: d, (- en) kolaylık, imkan, belasting- vergi kolaylığı, - n kolaylıklar, imkanlar, -FACSIMILE: h, (-s) tıpkıbasım, faksimile -FACTO: haklar ve fiiliyat -FACTOR: d, (- en) 1 wisk/mat çarpan, in - en ontbinden çarpanlarına ayırmak 2 (element) etken, faktör, sebep, güdü -FACTOTUM: h, d, (-s) elulagı, yamak, yardımcı -FACTUM: h, (...ta) gerçek, olgu, olay, iş -FACTUREREN: f, g, (factureerde, h, gefactureerd) fatura düzenlemek, fatura çıkannak -FACTURIST: d, (- en) faturacı, fatura düzenleyen -FACTUUR: d, (...turen) fatura -FACTUURBEDRAG: h, (...dragen) fatura tutar fatura miktarı -FACTUURPRIJS: d, (...prijzen) fatura fiyatı -FACULTATIEF: s, seçmeli, isteğe bağlı, ihtiyari, een - vak seçmeli ders, -FACULTEIT: d, (- en) fakülte, - der letteren edebiyat fakültesi -FACULTEITSBESTUUR: h, (...sturen) fakülte idaresi/yönetimi -FACULTEITSRAAD: d, (- raden) fakülte konseyi, fakülte idare meclisi, fakülte heyeti -FADING: d, yavaş duyulma, (ses) azalma, hafifleme -FAECALIEN: d, mv/çog dışkı, -FAECES: d, mv/çog dışkı, -FAGOT: d, (- ten) fagot, üfleme çalgı -FAILLEREN: f, gs, (failleerde, is gefailleerd) iflas etmek, zarar etmek, batmak, topu atmak, güme gitmek, de gefailleerde firma batık firma -FAILLIET: I s, batık, batmış, iflas etmiş, - zijn batmış olmak, - e massa iflas malları, II d, (- en) jur/huk batkın, iflasçı, III h, batkı, iflas, batkınlık -FAILLIETVERKLARING: d, (- en) iflas kararı -FAILLISSEMENT: h, (- en) batkı, iflas, batkınlık, (zijn) - aanvragen tasfiye talebinde bulunmak, iflasını talep etmek, in staat van - verkeren iflas durumunda bulunmak, -FAILLISSEMENTSAANVRAAG: d, (...vragen) iflas talebi, tasfiye talebi -FAILLISSEMENTSWET: d, (- ten) iflas yasası -FAIR: s, dürüst, adil, -FAIT ACCOMPLI: h, oldubitti, emri vaki, iemand voor een - zetten birini oldu bittiye getirmek -FAKE: d, taklit, yapma, sahte/yapmacık şey, -FAKIR: d, (-s) derviş, Hint fakiri, -FAKKEL: d, (-s) fener, meşale -FAKKELDRAGER: d, (-s) meşaleci, -FAKKELOPTOCHT: d, (- en) fener alayı -FALEN: f, gs, (faalde, h, gefaald) 1 boşa gitmek, cılk çıkmak, neticesiz kalmak, yatmak, suya düşmek, zijn pogingen faalden çabaları boşa çıktı, 2 (tekortschieten) yetmemek, az gelmek, 3 - aan mahrum olmak, yoksun olmak, 4 (fout begaan) yanılmak, hataya düşmek, -FALIE: d, (-s) kapşon, kukuleta, iemand op zijn - geven birini paylamak, azarlamak, (een pak slaag geven) birine tokat atmak, op zijn - krijgen azarlanmak, paylanmak, (een pak slaag krijgen) tokat yemek -FALIEKANT: s, z, tamamen, büsbütün, dat is - verkeerd tamamen yanlış, - tegen iets zijn bir şeye tamamen karşı olmak -FALLISCH: s, penise ait, -FALL-OUT: d, radyoaktif düşmesi -FALLUS: d, (- sen) anat penis -FALSARIS: d, (- sen) düzmeci, tahrifçi, kalpazan -FASET: d, h, (- ten) muz/lmüz foset, dik ses, kafa sesi -FALSIFICATIE: d, (-s) tahrif, bozma -FALSIFICEREN: f, g, (falsificeerde, h, gefalsificeerd) (vervalsen) sahtesini yapmak, bozmak, tahrif etmek, (onjuistheid aantonen v,) sahteliğini göstermek -FALSIFIEREN: f, g, (falsifieerde, h, gefalsifieerd) (vervalsen) sahtesini yapmak, bozmak, tahrif etmek, (onjuistheid aantonen v,) sahteliğini göstermek -FAMEUS: s, z, (beroemd) ünlü, meşhur, dillere destan, namlı -FAMILIAAR: s, z, (- der, - st) samimi, senli benli, sıkı fıkı, içli dışlı, teklifsiz, ols laubali, - zijn met iemand biri ile içli dışlı olmak -FAMILIAIR: s 1 (informeel) samimi, 2 (vrijpostig) arsız, -FAMILIARITEIT: d, (- en) 1 teklifsizlik, samimilik, samimiyet, 2 ong/ols laubalilik, geen - en! laubalilik yok! -FAMILIE: d, (-s) 1 aile, van goede - iyi aileden, - en kennissen akraba ve tanıdıklar, zijn - ailesi, 2 biol/biyo familya, aile -FAMILIEAANGELEGENHEDEN: d, mv/çog aile meseleleri -FAMILIEALBUM: h, (-s) aile albümü -FAMILIEBAND: d, (- en) aile bagı, -FAMILIEBEDRIJF: h, (...bedrijven) aile şirketi -FAMILIEBERICHTEN: d, mv/çoğ aile haberleri, -FAMILIEBETREKKING: d, (- en) akrabalık, aile ilişkisi, -FAMILIEGRAF: h, (...graven) aile mezarı, aile mezarlıgı, -FAMILIEKRING: d, aile çevresi, in de - aile çevresinde -FAMILIEKWAAL: d, (...kwalen) ailevi kusur, soy hastalıgı -FAMILIELEVEN: h, aile yaşamı -FAMILIELID: h, (...leden) aile bireyi, aile ferdi -FAMILIENAAM: d, (...namen) soyadı -FAMILIEOMSTANDIGHEDEN: d, mv/çoğ aile sorunları/meseleleri -FAMILIEPENSION: h, (-s) aile pansiyonu -FAMILIEREüNIE: d, (- en) aile toplatısı -FAMILIESTUK: h, (- ken) 1 evladiyelik şey, 2 (portret) aile resmi -FAMILIEVERHOUDING: d, (- en) aile ilişkisi -FAMILIEZIEK: s, aile hastası, aile düşkünü, -FAN: d, (-s) 1 (bewonderaar) hayran, tutkun kimse, 2 (ventilator) ventilatör -FANAAT: s, z, fanatik -FANATICUS: d, (...tici) bagnaz, fanatik, tutucu -FANATIEK: s, z, bagnazca, fanatik, aşırı taraftar, tutucu -FANATIEKELING: d, (- en) bagnaz, fanatik -FANATISME: h, fanatiklik, tutuculuk, bagnazlık -FANCLUB: d, (-s) hayranlar kulübü -FANCY-FAIR: d, (-s) yardımsever pazarı -FANFARE: d, (- s, - n) 1 fanfar, üfleme çalgı, 2 zie/bkz fanfarekorps -FANFAREKORPS: h, (- en) muz/müz fanfar grubu -FANMAIL: d, hayran postası, -FANTASEREN: f, (fantaseerde,h, gefantaseerd) I g, 1 hayal etmek, imgelemek, zihinde kurmak, 2 (verzinnen) uydurmak, icat etmek, II gs, hayallere kapılmak -FANTASIE: d, (- en) 1 (droombeeld) fantezi, hayal, düş, 2 (verbeeldingskracht) hayal gücü, onzinnige - en saçma fanteziler 3 muz/müz fantezi, -FANTASIEARTIKELEN: d, mv/çog fantazi mallar, -FANTASIEBEELD: h, (- en) hayali imaj -FANTASIESTOF: d, (- fen) fantastik/süslü kumaş -FANTAST: d, (- en) hayalperest, hayalci -FANTASTISCH: I s, z, 1 hayali, fantastik, een - plan hayali bir plan, 2 (v,persoon) hayalperest, hayalci, een - mens hayalci bir insan, 3 (toverachtig) çok güzel, nefis, enfes, mükemmel, harika, şahane, büyüleyici, een - toneelstuk harika bir tiyatro oyunu, II z, çok, aşırı, inanılmayacak kadar, - duur aşırı pahalı, III ünl, -! harika! -FANTOOM: h, 1 (spok) hayalet, 2 med/tıb insan modeli -FARAD: d, elek, farad, elektrik kuvvetini ölçme birimi -FARAO: d, (-s) firavun -FARCE: d, (- ni- s) maskaralık, saçmalık -FARIZEEER: d, (-s) ikiyüzlü, sahtekâr, düzmeci -FARIZEES: farizeisch s, z, ikiyüzlü, düzmeci, een - e lach ikiyüzlü bir gülüş -FARMACEUT: d, (- en) 1 eczacı, 2 (student) eczacılık ögrencisi farmacie d, 1 (apotheek) eczane, 2 eczacılık, ilaç bilgisi -FARMACOLOGIE: d, eczacılık bilimi, farmakoloji -FASCINATIE: d, (-s) cazibe, büyüleme -FASCINEREN: f, g, (fascineerde, h, gefascineerd) büyülemek, etkilemek -FASCISME: h, faşizm -FASCIST: d, (- en) faşist, faşizm taraftan -FASCISTISCH: s, z, faşist, faşizmle ilgili, faşizan -FASE: d, (- s, - n) dönem, devre, evre, aşama, safha, merhale, begin- başlangıç aşaması, başlangıç devresi -FASEREN: f, g, (faseerde, h, gefaseerd) aşamalara ayırmak, safhalara bölmek -FAT: d, (- ten) züppe, moda delisi, bobstil, zibidi -FATAAL: s, z, 1 mukadder, kaçınılmaz, önüne geçilmez, vahim, öldürücü, een fatale af1oop mukadder son, 2 jur/huk een fatale termijn son müddet, -FATALISME: h, yazgıcılık, kadercilik, mukadderatçılık -FATALIST: d, (- en) yazgıcı, kaderci, mukadderatçı -FATALISTISCH: s, z, kaderci, yazgıcı, mukadderatçı, yazgıya inanan -FATA MORGANA: d, (-s) serap, ılgım, yalgın -FATSOEN: h, (- en) (goede manieren) görgü, edep, nezaket, iyi davranış, met goed - edeplice, nezih bir şekilde, met goed - iets niet kunnen doen bir şeyi edep gereği yapamamak, ter wille van het - nezaketen -FATSOENEREN: f, g, (fatsoeneerde, h, gefatsoeneerd) daha iyi şekillendirmek, güzel biçim vermek -FATSOENLIJK: s, z, 1 (netjes) yakışık, yakışır, uygun, 2 (net) kibar, nazik, görgülü, edepli, - e mensen kibar insanlar, 3 (eerbaar) iffetli, namuslu, temiz, sütü temiz, dürüst, een - meisje temiz aile kızı, 4 (redelijk) iyi, orta, doğru dürüst -FATSOENSHALVE: z, nezaketen, laf gelmesin diye -FATSOENSRAKKER: d, (-s) ahlak taslayıcı,fig/mec ahlak hocası -FATTERIG: fattig s, z, züppece, züppecesine, zibidi gibi, soytarı -FATUM: h, (fata) yazgı, kader, alınyazısı, mukadderat -FAUN: d, (- en) myth/mit yarı insan yarı hayvan bir ilah -FAUNA: d, bir bölgede yaşayan hayvanların tümü, -FAUTEUIL. d, (-s) 1 koltuk, 2 (in schouwburg enz,) sıra, oturulacak yer -FAUTEUILSTEL: h, (- len) salon mobilyası -FAVEUR: d, (-s) ten - e van - nin yararına, lehine -FAVORIET: I s, gözde, favori, çok sevilen, beğenilen, II d, (- en) sp, favori -FAX: d, faks, uzyazar, telem -FAXEN: f, g, (faxte, h, gefaxt) faksla göndermek/yollamak, faks çekmek -FAZANT: d, (- en) zo, Sülün, -FAZANTEJACHT: d, (- en) sülün avı -FEBR: zie/ bkz februari -FEBRUARI: d, şubat, şubat ayı -FECALIEN: d, mv/çoğ dışkı -FEDERAL: s, federal -FEDERALISME: h, federalizm -FEDERALIST: d, (- en) federal sistem taraftarı -FEDERATIE: d,(-s) federasyon, birlik -FEDERATIEF: s, z, federatif, federal, federasyona dayanan -FEE: d, (- en) peri -FEED-BACK: d, psych/psik geridönüm -FEEERIE: d, (- s, - en) peri balesi, peri tiyatrosu -FEEERIEK: s, z, peri gibi, peri gibi güzel -FEEKS: d, (- en) cadaloz kadın, şirret kadın -FEELING: d, his, duygu -FEEST: h, (- en) 1 bayram, lente- bahar bayramı, een nationaal - milli bayram, dat - gaat niet door onu sil, olmayacak, 2 (fuif) eğlenti, şenlik, eğlence, ziyafet, een - geven eğlenti yapmak, -FEESTARTIKEL: h, (- en) eğlece malzemesi -FEESTAVOND: d, (- en) eğlenti akşamı -FEESTCOMMISSIE: d, (-s) eğlenti komisyonu, eğlence düzenleme komisyonu -FEESTDAG: d, (- en) eğlenti günü, christelijke - en hıristiyanlık bayramı -FEESTDIS: d, (- sen) ziyafet, şölen sofrası -FEESTDRUKTE: d, şölen telaşı, eğlenti curcunası, eğlence telaşesi -FEESTELIJK: s, z, eğlentisel, şölenle ilgili, bayramlık, şatafatlı, een - gewaad bayramlık elbise, dank je -, ben yokum, hiç niyetim yok, (yapmak) istemem -FEESTELIJKHEID: d, (...heden) 1 şenlik, eğlence, 2 (feestvreugde) eğlence neşesi -FEESTEN: f, gs, (feestte, h, gefeest) eğlenti yapmak, kutlama yapmak, eğlence yapmak, bayram yapmak -FEESTGANGER: d, (-s) eğlenceye katılan kimse -FEESTGEDRUIS: h, eğlence gürültüsü -FEESTNEUS: d, (...,neuzen) 1 yapma burun, eğlence burnu, 2 (fuifnummer) eğlence düşkünü, -FEESTNUMMER: h, (-s) eğlence düşkünü -FEESTVARKEN: h, (-s) (alaycı) onuruna eğlence düzenlenen kimse -FEESTVERLICHTING: d, (- en) eğlence ışıklandırması -FEESTGEWAAD: h, (...gewaden) şölen elbisesi, bayramlık elbise -FEESTMAAL: h, (...malen) ziyafet, şenlik yemeği, bayram yemeği -FEESTREDE: d, (-s) ziyafet konuşması -FEESTREDENAAR: d, (-s) şenlik konuşmacısı -FEESTSTEMMING: d, şölen atmosferi, bayram havası, eğlenti havası -FEESTTERREIN: h, (- en) eğlence alanı, şenlik alanı -FEESTVIEREN: f, gs, (vierde feest, h, feestgevierd) eğlenmek, eğlence yapmak, kutlama yapmak, -FEESTVREUGDE: d, eğlenti sevinci, bayram sevinci -FEIL: d, (- en) yanlışlık, hata, (gebrek) eksiklik, kusur -FEILBAAR: s, yanılabilir, hataya düşebilir -FEILBAARHEID: d, yanılma, yanılabilirlik -FEILEN: f, gs, (feilde, h, gefeild) yanılmak, hataya düşmek -FEILLOOS: s, z, yanılgısız, hatasız, kusursuz, yanılmaksızın -FEIT: h, (- en) mesele, gerçek, hakikat, olay, olgu, het was een voldongen - değişmez bir gerçekti, het is een - dat ... bir gerçektir ki... historische - en tarihsel gerçekler, voor het - staan başka seçeneği olmamak, gerçekle karşı karşıya olmak, in - e gerçekten, aslında, özünde, achter de - en aan lopen ok yaydan çıktıktan sonra harekete geçmek, iş işten geçtikten, gelişmelerin gerisinde kalmak -FEITELIJK: I s, 1 jur/huk fiili, - e aanranding fiili sarkıntılık, 2 (werkelijk) gerçek, hakiki, asıl: de - e toestand gerçek durum, II z, gerçekten, hakikaten, aslında, esasen -FEITELIJKHEID: d, (...heden) müessir fiil, zor kullanma, fiili tecavüz -FEITENKENNIS: d, iş bilgisi, uzmanca bilgi, mesleki bilgi, işten anlama -FEITENMATERIAAL: h, gerçekler, gerçekler dayanan malzemeler/veriler -FEL: s, z, (- ler, - st) 1 (hevig, sterk) şiddetl keskin, sert, ağır, kuvvetli, acı, yakıcı, (v, licht) keskin, şiddetli, göz kamaştırıcı, - le koude şiddetli soğuk, - le strijd sert mücadele, 2 (vurig) ateşli, istekli, hırslı, canlı, tutkulu, 3 (dol, verzot) düşkün, müptela, tutkun op iets - zijn bir şeye düşkün olmak -FELHEID: d, sertlik, keskinlik, göz kamaştırıcılık -FELICITATIE: d, (-s) tebrik, iyi dilek -FELICITATIEBRIEF: d, (...brieven) kutlama mektubu -FELICITEREN: f, g, (feliciteerde,h, gefeliciteerd) (- met) kutlamak, tebrik etmek iemand - met zijn verjaardag birinin doğum gününü kutlamak -FEMINISME: h, feminizm, kadın hakları savunuculuğu -FEMINIST: d, (- en) feminist, kadın hakları savunucusu -FEMINISTISCH: s, z, feminist, feminizmle ilgili -FENIKS: d, (- en) myth/mit hüma, hümay masal kuşu -FENOL: h, (- en) scheik/kim fenol, karbol -FONOLOGIE: d, fenoloji, -FENOMEEN: I h, (...menen) 1 (gebeurtenis) olay, olgu, hadise, 2 (verschijnsel) görüngü, alamet, -FENOMENAAL: s, z, 1 görüngül, görüngü ile ilgili, 2 (buitengewoon) hayret verici, şaşırtıcı, olağanüstü, harika, mükemmel, -FENOMENOLOGIE: d, fil/fel görüngübilim olaybilim, fenomenoloji -FEODAAL: s, z, feodal, derebeylikle ilgili -FEODALISME: h, feodalizm, derebeylik -FERM: s, z, dinç, enerjik, dayanıklı, sağla kuvvetli -FERMENT: h, (- en) maya -FERVENT: s, ateşli, coşkun, şevkli, fanatik, een - e aanhanger ateşli hayran -FESTIJN: h, (- en) 1 (feestmaal) ziyafet, 2 (feest) büyük eğlence, şölen -FESTIVAL: h, (-s) festival, şenlik -FESTIVITEIT: d, (- en) (halka açık) şenlik, eğlence -FETEREN: f, g, (feteerde, h, gefeteerd) ağırlamak, ziyafet vermek, iemand - birini ağırlamak, birine ziyafet vermek -FETISJISME: h, (- en) fetişizm, tapıncakçılık -FETISJIST: d, (- en) fetişist, tapıncakçı -FEUILLETON: h,, d, (-s) tefrika, (gazetede) dizi, hikaye dizisi -FEUILLETONIST: d, (- en) tefrikacı, dizi halinde öykü yazarı -FEZ: d, (- zen) fes -FG: afk/kıs fungerend, görevli -FIASCO: h, (-s) fiyasko, başarısızlık -FIAT: h, onay, müsaade, izin, zijn - geven onaylamak -FIATTEREN: f, g, (fiatteerde, h, gefiatteerd) onamak, onaylamak -FIBER: d, h, telcik, lif, tel -FIBERGLAS: h, fiberglas, cam elyafı, cam yünü, telcik -FICHE: h, d, (-s) 1 (betaalmiddel) fiş, marka, 2 (voor aantekening) not fişi -FICHESDOOS: d, (...dozen) kartoteks kutusu -FICTIE: d, (-s) kurgu, uydurma, icat -FICTIEF: s, kurgusal, uyduruk, hayali -FIDEEL: s, z, samimi ve güvenilir, şen, neşeli -FIDUCIE: d, güven, itimat, ik heb daar geen - in ona güvenim yok -FIEDEL: d, (-s) viyol, keman -FIELT: d, (- en) alçak, piç herif, hergele, dürzü -FIER: I s, z, (- der, - st) gururlu, kendinden emin, kıvançlı, een - e blik gururlu bakış, een - e houding kendinden emin bir davranış, II z, göğsünü gere gere, gururla, kıvançla -FIERHEID: d, gurur, kıvanç, iftihar -FIETS: d, (- en) bisiklet, çiftteker, dames- bayan bisikleti, heren- erkek bisikleti, race- yarış bisikleti, wat heb ik nou aan mijn - hangen? bana noluyor Allah aşkına? -FIETSBAND: d, (- en) bisiklet lastiği -FIETSBEL: d, (- len) bisiklet zili -FIETSEN: f, gs, (fietste, h/is gefietst) bisiklet sürmek, pedallamak -FIETSENHOK: d, (- ken) bisiklet barakası -FIETSENMAKER: d, (-s) bisiklet tamircisi -FIETSENREK: h, (...rekken) bisikletlik, bisiklet park ayakçağı -FIETSENSTALLING: d, (- en) bisiklet barakası, (bewaakte) bisiklet emanet yeri -FIETSER: d, (-s) bisikletli, bisiklet sürücü -FIETSKETTING: d, (- en) bisiklet zinciri -FIETSLAMP: d, (- en) bisiklet lambası -FIETSPAD: h, (- en) bisiklet yolu -FIETSPOMP: d, (- en) bisiklet pompası -FIETSSLEUTEL: d, (-s) bisiklet anahtarı -FIETSSLOT: h, (- en) bisiklet kilidi -FIETSTOCHT: d, (- en) bisiklet gezintisi -FIRTY-FIRTY: z, yarı yarıya -FIGURANT: d, (- en) (erkek) figüran -FIGURANTE: d, (-n) (bayan) figüran -FIGURATIEF: s, z, figuratif, -FIGUREREN: I f, gs, (figureerde, h, gefigureerd) 1 - als... olarak görev yapmak, olarak ... rölü üstlenmek, 2 (als figurant spelen) figüranlık yapmak, II g, (versieren, müzik vb,) süslemek, -FIGUUR: d, h, (figuren) 1 (gestalte) boy, endam, boybos, şekil, biçim, suret, 2 (patroontekenmg) model, patron, figür, şekil, 3 (persoon) şahıs, karakter, şahsiyet, etkin kimse, de centrale - önemli kimse, 4 (positie) vaziyet, durum, zijn - redden zevahiri kurtarmak, vaziyeti kurtarmak, een - slaan pot kırmak, çam devirmek, baltayı taşa vurmak, gaf yapmak, gülünç duruma düşmek -FIGUURLIJK: s, z, mecazi, çift manalı, de - e betekenis van een woord bir kelimenin mecazi anlamı -FIGUURZAAG: d, (...zagen) kıl testere, -FIJN: I s, z, 1 (zuiver) saf, halis, katıksız, - goud saf altın, 2 (v, eerste kwaliteit) kaliteli, iyi, seçkin, 3 (beschaafd) kibar, nazik, edepli, medeni, een - mens medeni insan, iron/aly een - e meneer alçak herif, şerefsiz herif, 4 (v, organen) hassas, duyarlı, een - e neus voor iets hebben kokusunu almak, 5 (zeer klein) ince, küçük, ufak, koffie - malen kahve öğütmek, kahve çekmek, iets - maken bir şeyi inceltmek, ufalamak II h, het - e van de zaak işin püf noktası, işin özü, bir meselenin girdisi çıktısı -FIJNBESNAARD: s, ince ruhlu/duygulu, hassas -FIJNGEVOELIG: s, çok duyarlı, hassas, ince ruhlu -FIJNGEVOELIGHEID: d, duyarlılık, hassaslık, ince ruhluluk -FIJNHAKKEN: f, g, (hakte fijn, h, fijngehakt) ince kesmek, kesip inceltmek -FIJNKAUWEN: f, g, (kauwde fijn, h, fijngekauwd) dişlerle ezmek, dişlerle inceltmek -FIJNKORRELIG: s, ince tanecikli -FIJNMAKEN: f, g, (maakte fijn, h, fijngemaakt) ince ezmek, toz haline getirmek, ufalamak, ufaltmak -FIJNMALEN: f, g, (maalde fijn, h, fijngemalen) ince çekrnek/öğütmek -FIJNPROEVER: d, (-s) lezzetli yemek düşkünü, ağzının tadını bilen -FIJNSTAMPEN: f, g, (stampte fijn, h, fijngestampt) vurarak ezmek, ufalamak, ezerek ufalamak, (havanda) dövmek -FIJT: d, h, med/tıb dolama -FIK: d, (- ken) ateş, dat huis staat in de - ev yanıyor, ev ateşler içinde -FIKKEN: I d, mv/çoğ (plat/argo) parmaklar, blijf er met je - vanaf! çek elini oradan! II f, gs, (fikte, h, gefikt) yanmak, -FIKS: I s, 1 sert, şiddetli, hızlı, een - e klap şiddetli tokat, een - e boete oldukça büyük para cezası, II z, - eten hızlı ve çok yemek -FIKSEN: f, g, (fikste, h, gefikst) düzenlemek, düzene sokrnak, düzene koymak -FILANTROOP: d, (...tropen) insansever, insan düşkünü, insancıl, iyiliksever -FILANTROPIE: d, insanseverlik, iyilikseverlik -FILATELIE: d, pul koleksiyonu -FILATELIST: d, (- en) pul meraklısı -FILE: d, (-s) trafik tıkanıklığı, konvoy -FILEREN: f, g, (fileerde, h, gefileerd) (vis) kılçıklarını ayıklamak, kemiklerini ayırmak, gefileerde kip kemiksiz tavuk -FILET: d, h, (-s) 1 bonfile, kemiksiz et, 2 (handwerk) file -FILEVORMING: d, (- en) (trafikte) konvoy oluşması -FILHARMONISCH: s, filarmonik, een - orkest senfoni orkestrası -FILIAAL: I s, çocuğa ait, II h, (filialen) yan kuruluş, şube, temsilci -FILIAALHOUDER: d, (-s) temsilci sahibi/patronu, şube patronu -FILIPPIJNEN: d, Filipin, Filipinler -FILIPPINO: d, (- s/ - en) Filipinli -FILIPPIJN: d, (- s/ - en) Filipinli -FILISTIJNEN: naar de- gaan (zijn) bozulmak, kullanılmaz hale gelmek, naar de - zijn hurdası çıkmak, bozulmak, kullanılmaz hale gelmek, şifayı bulmak -FILM: d, (-s) film, - cutten filmi kesmek, een kleuren- renkli film, - monteren film monte etmek, - ondertitelen filme alt yazı yazmak, - ontwikkelen film banyo yapmak, - produceren film yapmak/çevirmek, een propaganda- propaganda filmi, een stomme - sessiz film, een - vertonen/draaien film göstermek -FILMACTEUR: d, (-s) film aktörü -FILMACTRICE: d, (-s) film aktrisi -FILMCAMERA: d, (-s) kamera -FILMEN: f, g, (filmde, h, gefilmd) filmini yapmak, film çekmek, filme almak -FILMDOEK: h, (- en) beyaz perde -FILMFESTIVAL: h, (-s) film festivali -FILMINDUSTRIE: d, (...en) film sanayi -FILMJOURNAAL: h, (...nalen) haber filmi -FILMKEURING: d, (- en) 1 film sansürü, 2 (personen) sansür kurulu, -FILMKRITIEK: d, film eleştirisi -FILMKUNST: d, film sanatı -FILMMUZIEK: d, film müziği -FILMOPERATEUR: d, (-s) kameraman -FILMOPNAME: d, (-n) film çekimi -FILMPLOEG: d, (...gen) film ekibi, çekim ekibi -FILMPREMIERE: d, (-s) filmin ilk gösterisi -FILMOTHEEK: d, (...theken) film arşivi -FILMROL: d, (- len) film rolü -FILMROLLETJE: h, (-s) 1 ufak rol, 2 (film) rulo film, film rulosu -FILMSTUDIO: s, (-s) stüdyo, film stüdyosu -FILMSTER: d, (- ren) sinema yıldızı, film yıldızı -FILMTOESTEL: h, (- len) film makinası, kamera -FILOLOGIE: d, (- en) filoloji -FILOLOOG: d, (...logen) filolog -FILOSOFEREN: f, gs, (filosofeerde, h, gefilosofeerd) felsefe yapmak, derin düşünmek -FILOSOFIE: d, (- en) felsefe -FILOSOFISCH: s, z, 1 felsefi, filozofça, 2 (kalm) serinkanlı, sakin, soğukkanlı -FILOSOOF: d, (...sofen) filozof, felsefeci -FILTER: d, h, (-s) filtre, süzgeç, olie- yağ filtresi -FILTERSIGARET: d, (- ten) filtreli sigara -FILTRAAT: h, (...traten) süzüntü, süzgeçten geçen madde, -FILTREERKAN: d, (- nen) süzgeçli kahve ibriği -FILTREERPAPIER: h, filtre kağıdı -FILTREREN: f, g, (filtreerde, h, gefiltreerd) süzmek, süzgeçten geçirmek -FIN: d, (- nen) Finlandiyalı -FINAAL: s, z, (tot de laatste toe) toptan, bütün, hep, külli, topyekun, büsbütün, (volstrekt) tamamen, hepten, kesinlikle -FINALE: d, (-s) final, bitiş, kapanış bölümü: halve - yarı final -FINALIST: d, (- en) (erkek) finalist, -FINALISTE: d, (- s, - n) (bayan) finalist -FINANCIEEL: s, z, parasal, mali, para ile ilgili, in financiele moelijkheden verkeren mali sıkıntı çekmek, para sıkıntısı çekmek -FINANCIEN: d, mv/çoğ 1 (geld) para, 2 maliye, de minister van financien maliye bakanı -FINANCIER: d, (-s) maliyeci -FINANCIEREN: f, g, (financierde, h, gefinancierd) finanse etmek, para sağlamak, -FIN DE SIECLE: d, çöküş ve kötümserlik dönemi -FINEER: h, kaplama lehvası, ince lehva, kontrplak -FINEERWERK: h, tahta kaplama -FINEREN: f, g, (fineerde, h, gefineerd) 1 kontrplakla kaplamak, 2 (zuiveren) anlaştırmak, saflaştırmak, somlaştırmak -FINESSE: d, (-s) incelik, ayrıntı, tot in de - s en ince ayrıntılarına kadar, iets tot in de - s kennen bir şeyi bütün ayrıntılarıyla bilmek, girdisini çıktısını bilmek, püf noktalarını bilmek -FINGEREN: f, g, (fingeerde, h, gefingeerd) uydurmak, een gefingeerde naam uyduruk isim -FINISH: d, sp, bitiş, bitiş çizgisi -FINISHEN: f, gs, (finishte, h/is gefinisht) bitiş çizgisine ulaşmak, bitiş çizgisini geçmek -FINISHFOTO: d, (-s) sp, fotofiniş -FINISHING TOUCH: d, son rötuş, bitirme çalışması -FINLAND: Finlandiya -FINS: I s, Finlandiyaya ait, Finlandiyadan, II h, Fince, -F.I.O.D. d, afk/kıs Fiscale Inlichtingenen Opsporingsdienst vergi Istihbarat Dairesi -FIOOL: d, (fiolen) küçük sürahi -FIRMA: d, (-s) firma, iş yeri, ticarethane -FIRMAMENT: h, gökyüzü, gök, sema -FIRMANT: d, (- en) hand/tic ortak -FISCAAL: s, z, vergiyle ilgili, mali -FISCALIST: d, (- en) vergi uzmanı, -FISCUS: d, 1 hazine, devlet hazinesi, 2 (belastingdienst) vergi dairesi -FISTEL: d, (-s) med/tıb fistül, akarca -FIT: s, formunda, canlı, -FITHEID: d, (- en) form, canlılık -FITIS: d, (- sen) zo, söğüt ötleğeni -FITTER: d, (-s) tesisatçı, borucu, pijp- boru tamircisi, water- su tesisatçısı -FITTING: d, (- s, - en) elek, duy -FIXATIE: d, (-s) aşırı tutkunluk/bağlılık -FIXATIEF: h, (...tieven) koruyucu ve solmayı önleyen madde -FIXEREN: f, g, (fixeerde, h, gefixeerd) 1 (vastmaken) sabitleştirmek, tutturmak, yerleştirmek, 2 (datum) belirlemek, saptamak, kararlaştırmak, tespit etmek, 3 (strak aankijken) dik dik bakmak, iemand - birine dik dik bakmak -FJORD: d, (en) fiyort, dar ve derin körfez -FLACON: d, (-s) lavantalık, koku şişesi, kokuluk -FLADDEREN: f, gs, (fladderde, h, gefladderd) çırpınmak, çırpınarak uçmak -FLAGEOLET: d, (- ten) yüksek sesli bir flüt -FLAGRANT: s, apaçık, bariz, besbelli -FLAIR: h, d, pratiklik, fig/mec duyarlı burun -FLAKKEREN: f, gs, (flakkerde, h, geflakkerd) (alev) titremek, titrek, -FLAMBARD: d, (-s) geniş kenarlı şapka -FLAMBEREN: f, g, (flambeerde, h, geflambeerd) 1 (vlees) ütelemek, alazlamak, 2 ( vleesgerecht) alevi üstünde servis yapmak -FLAMBOUW: d, (- en) meşale, fener -FLARNINGO: d, (-s) zo, flamingo -FLANEL: h, 1 (stof) fanila bezi, 2 (- len) (ondergoed) fanila -FLANELLEN: s, faniladan -FLANEREN: f, gs, (flaneerde, h, geflaneerd) boş gezmek, gezinmek, dolaşmak -FLANEUR: d, (-s) boşgezen, aylak, kaldırım sayan -FLANK: d, (- en) 1 yan, böğür, boş böğür, yan taraf, links in de - sol tarafa, 2 (vleugel) kanat, yan -FLANKAANVAL: d, (- en) mil/ask yan taarruz, yan saldırı -FLANKEREN: f, g, (flankeerde, h, geflankeerd) iki yanını çevirmek, ik yanını sarmak -FLANKVERDEDIGING: d, (- en) mil/ask yan savunması -FLANSEN: f, g, (flanste, h, geflanst) in elkaar - bir araya getirmek, derme çatma yapmak, kabaca yapmak -FLAP: d, (- pen) 1 (omslag van een boek) kapak, 2 spreekt/kd (bankbiljet) kağıt para,mangır, -FLAPDROL: d, (- len) spreekt/kd uyuşuk kimse, içi boş kimse -FLAPHOED: d, (- en) geniş kenarlı şapka -FLAPOOR: h, (...oren) kepçe kulak -FLAPPEN: f, gs, (flapte, h, geflapt) (er iets uit-) ağzına geleni söylemek -FLAPTEKST: d, (- en) arka kapak metni -FLAPUIT: d, (- en) boşboğaz, çenesi düşük -FLARD: d, (- en) paçavra, bez parçası, iets aan - en scheuren bir şeyi paramparça etmek -FLASH-BACK: d, (-s) film/sin geriye dönme, geriye dönüş -FLAT: d, (-s) daire, kat, apartman dairesi, driekamer- üç odalı daire -FLATBEWONER: d, (-s) daire sakini -FLATER: d, (-s) gaf, falso, halt, aptalca hata een - begaan çarn devirmek, baltayı taşa vurmak, gaf yapmak, pot kırmak, çiğlik etmek, gülünç duruma düşmek -FLATGEBOUW: h, (- en) apartman -FLATTEREN: f, g, (flatteerde, h, geflatteerd) 1 (mooi maken) çok güzel göstermek, abartmak, 2 (v, kleren) güzel gösterme yakışmak, de jurk flatteert haar elbise onu çok güzel gösteriyor, elbise ona çok yakışıyor -FLATTEUS: s, 1 (v, kleiding) havalı, gösterişli, 2 ( vleiend) yağcı, övücü -FLATWONING: d, (- en) daire -FLAUW: s, z, 1 (v, voedsel) yavan, tatsız tuzsuz, 2 (slap, zwak) zayıf, dermansız gevşek, çelimsiz, halsiz, bitkin, bitap, güçsüz, hafif, dirençsiz, ik voel me wat - vandaag bugün kendimi halsiz hissediyorum, 3 hand/tic (markt) durgun, hareketsiz, cansız, 4 (kleur) donuk, belirsiz, mat, loş, 5 (niet geestig/leuk) tatsız, sevimsiz, soğuk, een - e grap tatsız bir şaka, doe niet zo -! nazlanma! naz etme! sıktın ha! ik heb geen - idee hiçbir fikrim yok -FLAUWEKUIL: d, saçma, saçmalık, saçmalama, saçmasapanlık -FLAUWERD: d, (-s) ödlek, korkak, tabansız, cesaretsiz, (kinderachtig) çocuksu kimse -FLAUWERIK: d, (- en) ödlek, korkak, tabansız, cesaretsiz, (kinderachtig) çocuksu kimse -FLAUWHARTIG: s, ödlek, korkak -FLAUWIGHEID: d, (...heden) çocuksuluk, saçmalık, tatsızlık -FLAUWITEIT: d, (- en) tatsızlık, münasebetsizlik, (grap) saçma şaka, eşek şakası -FLAUWTE: d, (- n, - s) baygınlık, een - krijgen baygınlık geçirmek -FLAUWVALLEN: f, gs, (viel flauw, is flauwgevallen) bayılmak, güçsüz düşmek, - van de honger içi bayılmak, açlıktan bayılmak, bayılacak gibi olmak, -FLEGMA: h, rahatsız edilmezlik, etkilenmezlik, duyarsızlık -FLEGMATIEK: s, z, duyarsız, hissiz, soğukkanlı, vurdumduymaz -FLEGMATISCH: s, z, duyarsız, hissiz, soğukkanlı, vurdumduymaz -FLEMEN: f, gs, (fleemde, h, gefleemd) dil dökmek, yaltaklık etmek, yag çekmek, ballamak, sırtını sıvazlamak -FLEMER: d, (-s) yaltakçı, dil döken -FLEMERIJ: d, (- en) yaltakçılık, dil dökme -FLENS: d, (flenzen) tech/tek halka, flanş -FLENSJE: h, (-s) gozleme, yufka ekmeği -FLES: d, (- sen) şişe, een - melk bir şişe süt, fig/mec op de - zijn/gaan iflas etmek, batmak, topu dikmek, tepe taklak/aşağı gitmek, sermayeyi kediye yüklemek, sıfırı tüketmek -FLESKIND: flessekind h, (...eren) biberon çocuğu, anne sütü emmeyen çocuk -FLESOPENER: d, (-s) şişe açacağı -FLESSENHALS: d, (...,halzen) 1 şişe boğazı, 2 (knelpunt) dar geçit, dar boğaz, -FLESSENMELK: d, şişe süt -FLESSEN: I f, gs, (fleste, is geflest) (zakken voor een examen) sınavda çakmak, II g, (-, h, -) spreekt/kd (oplichten) dolandırmak, üç kâğıda getirmek, kandırmak -FLESSENREK: h, (...ken) şişe rafı -FLESSENTREKKER: d, (-s) dolandıncı, üçkağıtçı, kayışçı -FLESSENTREKKERIJ: d, (- en) dolandırıcılık, üçkağıtçılık -FLETS: s, z, (- er, - t) 1 donuk, mat, solgun, sararmış, rengi atmış, sapsarı kesilmiş, - e kleuren donuk renkler, er - uitzien solgun görünmek, 2 (slap) pörsük, -FLETSHEID: d, solgunluk, donukluk, pörsüklük -FLEUR: d, canlılık, in de - van zijn leven hayatın baharında, in volle - zijn en iyi devresinde olmak -FLEURIG: s, sağlıklı, diri, (opgewekt) canlı, cıvıl cıvıl, ruhlu, neşeli, hareketli, coşkulu, faal, oynak, hayat dolu, kıvıl kıvıl -FLEURIGHEID: d, sağlıklılık, dirilik, canlılık, neşelilik -FLEXIBEL: s, esnek, bükülür, eğilir, uydurulur, kalıba girer, uyması kolay -FLEXIBILITEIT: d, (- en) esneklik, esneme -FLEXIE: d, (-s) taalk/dilb çekim, -FLIEREFLUITER: d, (-s) hoppa, havayi kimse -FLIKFLOOIEN: f, gs, (flikflooide, h, geflikflooid) 1 (vleien) kuyruk sallamak, yaltaklanmak, sırtını sıvazlamak, 2 (vrijen) - met iemand biriyle oynaşmak, sevişmek, -FLIKFLOOIER: d, (-s) yaltakçı, dalkavuk, şakşakçı -FLIKFLOOIERIJ: d, (- en) yaltakçı, yaltakçılık, dalkavukluk -FLIKKEN: f, g, (flikte, h, geflikt) 1 (klaarspelen) halletmek, yoluna koymak, icabına bakmak, 2 (v, schoenen) pençe vurmak, tamir etmek, onarmak, yamamak, pençelemek, 3 (een streek leveren) adilik etmek, oyun oynamak, -FLIKKER: d, (-s) vulg/k ibne, homo, kulampara, göt veren, puşt, (rotzak) güvenilmez, ipiyle kuyuya inilmez, iemand op zijn - geven birine ebesini belletmek, birini evire çevire dövmek, birini azarlamak, paylamak -FLIKKEREN: f, gs, (flikkerde, h,/is geflikkerd) 1 (v, licht) pırıldamak, pırlamak, 2 (terugkaatsen) geri vurmak, yansımak, 3 (vallen) düşmek, hij is in het water geflikkerd suya düştü -FLIKKERING: d, (- en) pırıldama, parlama, pırıltı -FLIKKERLICHT: h, (- en) pırıltı, parıltı -FLINK: I s, 1 (v, gestel) sağlam, kuvvetli, dayanıklı, dinç, dirençli, enerjik, çevik, 2 (ruim) çok, büyük, külliyetli, een - bedrag büyük bir meblağ, 3 heybetli, muhteşem, geniş, büyük, een - huis heybetli bir ev, 4 (moedig) gözü pek, cesaretli, cesur, gözü kara, (standvastig) dirençli, sabırlı, een - e kerel cesur bir herif, zich - houden metin davranmak, metin olmak, dayanmak, II z, şiddetli, felaket bir şekilde, het is - koud felaket soğuk, het regent - şiddetli yağmur yagıyor -FLINKERD: d, (-s) 1 (alaycı) cesur kimse,2 (v, dingen) büyük/kocaman şey -FLINKGEBOUWD: s, sağlam bünyeli, sağlam yapılı -FLINKHEID: d, cesurluk, gözü peklik, gözü karalık, -FLINTERDUN: s, ipince, çok ince, -FLINTGLAS: h, billur, kristal, -FLIPPEN: f, gs, (flipte, is geflipt) 1 (op drugs, uyuşturcudan) hasta/rahatsız olmak, 2 spreekt/kd (teleurgesteld worden) hayal kırıklığına uğramak -FLIPPERAUTOMAAT: d, (- en) pinbal otomatı -FLIPPEREN: f, gs, (flipperde, h, geflipperd) pinbal oynamak -FLIRT: I d, flört, II d, (- en) (persoon) flört, flörtçü -FLIRTEN: f, gs, (flirtte, h, geflirt) flört etmek -FLITS: d, (- en) flaş -FLITSEN: f, gs, (flitste, is geflitst) 1 şimşek gibi çakmak, een gedachte flitst door zijn hoofd kafasında bir düşünce şimşek gibi çaktı, aklına birden bir düşünce geldi, 2 (-, h, -) (fotograferen) flaşla fotoğraf çekmek -FLITSEND: s, parlayan, ışıldayan -FLITSLAMP: d, (- en) foto, flaş -FLITSLICHT: h, foto, flaş ışığı -FLODDER: d, (-s) losse - s talim fişeği, kurşunsuz fişek -FLODDEREN: f, gs, (flodderde, h, geflodderd) 1 (kleding) bol gelmek, geniş olmak, vücuda oturmamak, 2 (slordig werken) dağınık çalışmak, kötü işi görmek, döküp saçmak -FLODDERIG: s, z, gevşek, sarkık, bol, geniş, -FLODERJURK: d, (- en) bol ve sarkık elbis -FLOEP: ünl, pattadak, lüppedek -FLOEPEN: f, gs, (floepte, h,lis gefloept) pattadak kaymak -FLOERS: h, (- en) 1 (waas) göz yaşıbuğusu 2 (stof) tül, -FLONKEREN: f, gs, (flonkerde, h, geflonkerd) pırıldamak, ışıldamak, parlamak -FLOODLIGHT: h, projectörle aydınlatma -FLOP: d, (- pen) (fiasco) fiyasko, başarısızlık -FLOPPEN: f, gs, (flopte, h/is geflopt) fiyasko ile sonuçlanmak, başarısız olmak -FLOPPIE: d, (-s) comp/komp disk, disket, -FLOPPIEDISK: d, (-s) comp/komp disk, disket, -FLOPPIEDRIVE: d,(-s) comp/komp disket istasyonu, -FLORA: d, (-s) bitey, flora, (bir bölgede) bitkiler kümesi -FLOREREN:f, gs, (floreerde, h, gefloreerd) büyümek, zenginleşmek, gelişmek, zengin olmak, başarılı olmak, tıkırında gitmek -FLORET: h, ipek -FLORETZIJDE: d, (elişlerinde kullanılan) floş, ham ibrişim -FLORISSANT: s, gelişen, büyüyen, olumlu, serpilen, zenginleşen -FLORISTIEK: d, çiçek yayılış biligisi -FLOSSEN: f, g, (floste, h, geflost) iple dişteki yemek artıklarını temizlemek -FLOSZIJDE: d, floş, lika, bükülmemiş ipek -FLOTTIELJE: d, (-s) scheep/den küçük filo, küçük donanma -FLOX: d, (- en) bir tür çiçek -FLUCTUATIE: d, (-s) düzensiz değişim, (prijs) dalgalanma -FLUCTUEREN: f, gs, (fluctueerde, h, gefluctueerd) düzensiz değişmek, (beurs) dalgalanmak, inip çıkmak -FLUIDUM: h, manyetik ışın -FLUIM: d, (- en) balgam, tükürük -FLUISTEREN: I f, g, (fluisterde, h, gefluisterd) fısıldamak, iemand iets in het oor - birinin kulağına bir şey fısıldamak II gs, fısıldaşmak, fısıl fısıl konuşmak -FLUIT: d, (- en) 1 flüt, ney, 2 (plat/argo) penis, dat kan me geen - schelen beni hiç mi hiç ırgalamaz, geen - van iets snappen bir şeyden hiç çakmamak/anlamamak, dat is een - je van een cent çocuk oyuncağı, bu da iş mi! işten (bile) değil! -FLUITCONCERT: h, (- en) kaval konseri -FLUITEN: f, gs, (floot, h, gef1oten) 1 (v, mensen) ıslık çalmak, 2 (v, vogel) ötmek, 3 (v, wind, kogel) vızıldamak, daar kun je naar - onu rüyanda gör, gitti, avcunu yala, üstüne bir bardak su iç -FLUITENKRUID: h, bot, yaban maydanozu -FLUITIST: d, (- en) (erkek) f1ütçü -FLUITISTE: d, (-n) (bayan) f1ütçü -FLUITKETEL: d, (-s) düdüklü demlik,düdüklü çaydanlık -FLUITSPELER: d, (-s) f1ütçü -FLUKS: z, (- er, - t) hemen, derhal, hızlıca, ivedi, tezelden, çarçabuk, bir çırpıda -FLUOR: h, scheik/kim f1üor -FLUORESCENTIE: d, (-s) flöresans,flüor özü, -FLUORESCEREN: f, gs, (f1uoresceerde, h, gef1uoresceerd) f1üönşılaşmak, -FLUORIDE: h, (-n) scheik/kim flüor karışımı -FLUT: s, değersiz, adi, eften püften, het was een flutfeest adi bir eğlenceydi -FLUTBEDRAG: h, (- en) küçük bir miktar -FLUTBOEK: h, (- en) eften püften bir kitap -FLUVIATIEL: s, 1 akıntı ile oluşmuş, 2 (op rivieren betrekking hebbend) nehirle ilgili -FLUWEEL: h, (fluwelen) kadife, op - zitten geleceği iyi olmak -FLUWEELACHTIG: s, kadife gibi -FLUWELEN: s, kadifeden, kadife gibi -FLUX: d, nat/fiz cereyan yoğunluğu -FLUX DE BOUCHE: h, akıcı konuşma, -FM: afk/kıs Frequentiemodulatie Frekans Modülasyonu, -F.N.V d, afk/kıs Federatie van Nederlandse Vakverenigingen Hollanda Işçi Sendikaları Konfederasyonu, -FNUIKEN: f, g, (fnuikte, h, gefnuikt) azaltmak, kırmak, iemands macht - birinin gücünü kırmak, -FNUIKEND: s, zararlı, yıkıcı, bozucu, tehlikeli -FOB: (free on board) (vrij aan boord) gemide teslim -FOBIE: d, (- en) psych/psik yılgı, fobi, gereksiz korku, acro- yükseklik korkusu, hydro- su korkusu, -FOCUS: d, h, (- sen) odak, mihrak, fokus -FOCUSSEN: f, g, ( focuste, h, gefocust) 1 (v, aandacht) dikkatini toplamak, dikkatini vermek, 2 (v, camera) odağı ayarlamak -FOEDRAAL: h, (...dralen) kın, kılıf, muhafaza, kapak -FOEF: d, (- en) dolap, hile, oyun, düzen, entrika -FOEI: ünl, ö! -FOEILELIJK: s, çok çirkin -FOELIE: d, 1 (voor spiegels) ayna sırı, 2 (specerij) hindistancevizi baharatı -FOERAGE: d, mil/ask yiyecek, gıda maddesi -FOERAGEREN: f, gs, (foerageerde, h, gefoerageerd) gıda maddesi almak -FOERIER: d (-s) mil/ask levazımcı, konakçı onbaşı -FOETEREN: f, gs, (foeterde, h, gefoeterd) verip veriştirmek, homurdanmak, söylenmek, -FOETSIE: z, spreekt/kd gitti, uçtu, yok, kayıp -FOETUS: d, (...sen) dölüt, cenin -FOEZELEN: f, gs, (foezelde, h, gefoezeld) dürüst iş yapmamak, -FOHN: d, (- en) 1 (haardroger) fön, saç kurutma makinesi, 2 (wind) ılık rüzgar, -FOHNEN: f, g, (föhnde, h, geföhnd) fön çekmek, saç kurutmak, -FOK: I d, (- ken) scheep/den 1 trinketa (yelkenli), 2 (platlargo) gözlük II d, (het fokken) hayvan yetiştirme, hayvan üretme -FOKKENMAST: d, (- en) scheep/den baş direği, pruva direği, -FOKKEN: f, g, (fokte, h, gefokt) (hayvan) üretmek, Yetiştirmek -FOKKER: d, (-s) hayvan yetiştircisi, kippen- tavukçu, -FOKKERIJ: d, (- en) hayvancılık, hayvan yetiştirme -FOKPREMIE: d, (-s) (hayvan) üretici primi, -FOKSIA: d, (-s) bot, küpe çiçeği -FOKVEE: h, yetiştinne sığır, -FOLDER: d, (-s) broşür, reklam kitapçığı -FOLIANT: d, (- en) büyük boy kitap -FOLIE: d, (s) çok ince metal/plaka, aluminium- alimünyum paketleme kağıdı -FOLIEREN: f, g, (folieerde, h, gefolieerd) druk/matb sahifeleri numaralamak -FOLIO: h, (-s) druk/matb forması dört sayfalık, folya boy, -FOLKLORE:d, halkbilim, folklor -FOLKLORIST: d, (- en) halkbilimci, folklorcu -FOLKLORISTISCH: s, z, halkbilimsel -FOLTERBANK: d, (- en) işkence tezgahı -FOLTEREN: f, g, (folterde, h, gefolterd) işkence etmek, eziyet etmek, azap vermek -FOLTERING: d, (- en) işkence, eziyet, azap -FOLTERKAMER: d, (-s) işkence odası, -FOLTERTUIG: h, (- en) (folterwerktuig) işkence aleti -FOND: h,, d, 1 (bodem) fon, zemin, taban, 2 á - inceden inceye, tamamen, au - esasen, Aslında, -FONDANT: d, h, (-s) fondan, bir tür şekerleme, -FONDS: h, (- en) 1 (kapitaal) sermaye, kapital, fon, karşılık, bütçe, ayrılmış para, pensioen- emekli fonu, 2 (vereniging) fon, vakıf, kurum, zieken- a) hastalık sigortası, b) (sosyal) sigortalar kurumu, 3 (effekt) kıymetli evrak, tahvil, - enmarkt borsa, kıymetli evrak borsası, publieke - en devlet tahvilleri, 4 (boeken enz,) yayın, neşriyat, yayınevi eserleri -FONDSLIJST: d, (- en) yayın listesi -FONDUE: h, (-s) (yemek) föndu, -FONDUEN: f, gs, (fonduede, h, gefondued) föndu yemek, -FONDUEPAN: d, (...nen) föndu tavası, -FONEEM: h, (fonemen) sesbirim, fonem -FONETIEK: d, ses bilgisi -FONETISCH: s, z, sesçil, fonetik, - schrift fonetik yazı -FONKELEN: f, gs, (fonkelde, h, gefonkeld) parlamak, parıldamak -FONKELING: d, (- en) parlama, pırıldama -FONKELNIEUW: s, yepyeni, acar, gıcır gıcır -FONOGRAAF: d, (...grafen) vero/eski pikar fonograf -FONOLOGIE: d, sesbilim, fonoloji -FONOLOGISCH: s, z, sesbilimsel, fonolojik -FONTANEL: d, (- len) anat, bıngıldak -FONTEIN: d, (- en) fıskıye, fışkınk -FOOI: d, (- en) bahşiş, een - geven bahşiş vermek -FOP: d, (- pen) mangır, gulden/lira -FOPPEN: f, g, (fopte, h, gefopt) takılmak, aldatmak, şaka yapmak, iemand - birine oyun etmek, birini aldatmak -FOPSIGAAR: d, (...sigaren) taklit/sahte puro, -FOPSPEEN: d, (...spenen) emzik, yalancı meme -FORCE: d, zor, şiddet, güç, kuvvet, -FORCE MAJEUR: d, karşı konulmaz güç, dat is - elden bir şey gelmez, -FORCEREN: f, g, (forceerde, h, geforceerd) 1 zorlamak, mecbur etmek, sıkıştırmak, (doordrijven) dayatmak, iemand - tot iets birini bir şeye zorlamak, een beslissing - bir kararı dayatmak, je kunt zoiets niet - böyle bir şeyi dayatamazsın, een deur- kapıyı zorlamak, 2 (doen groeien) vaktinden önce büyütmek, geliştirmek -FOREHAND: d, (-s) sp, (teniste) sağ vuruş, -FOREL: d, (- len) zo, alabalık -FORENS: d, (- en, ...zen) işyerinden uzak oturan kimse -FORENSENTREIN: d, (- en) banliyö treni -FORENZEN: f, gs, (forensde, h, geforensd) (işyeri ile ev arasında) mekik dokumak, -FORFAIT: h, (-s): - geven yarışmaya katılmayıp kaybetmek -FORMA: pro - adet yerini bulsun diye, şeklen, biçimsel, göstermelik, in optima - tam anlamıyla, sözcüğün tam manasıyla -FORMAAT: h, (...maten) boy, ebat, büyüklük, van - büyük, önemli -FORMALISEREN: f, g, (formaliseerde, h, geformaliseerd) şekillendirmek, biçimlendirmek, biçim vermek, düzenlemek, resmileştirmek, een situatie - bir durumu resmen doğru kabul etmek, -FORMALISME: h, şekilcilik, biçimcilik -FORMALIST: d, (- en) şekilci, biçimci -FORMALITEIT: d, (- en) 1 usul, formalite, işlem, 2 (uiterlijke vorm) biçimsel davranış, formalite, iets als een - beschouwen bir şeyi formalite olarak görmek -FORMATIE: d, (-s) 1 düzen, tertip, nizam, in - vliegen bir düzen içinde uçmak, 2 (vorming) kurma, oluşturma -FORMATIEPLAATS: d, (- en) kadro, tam günlük iş yeri -FORMATEUR: d, (-s) hükümet kurmakla görevli bakan, kabine kurucu -FORMEEL: s, z, 1 usul gereği, biçimsel, biçimsel olarak, şeklen, - weigeren şeklen reddetmek, 2 (niet informeel) resmi, -FORMEREN: f, g, (formeerde, h, geformeerd) biçimlendirmek, şekillendirmek, şekil vermek, oluşturmak, teşkil etmek, kurmak -FORMIDABEL: s, dehşetli, müthiş, korkulur -FORMULE: d, (-s) formül -FORMULEREN: f, g, (formuleerde, h, geformuleerd) formüle etmek, ifade etmek, zijn gedachten - düşüncelerini ifade etmek -FORMULIER: h, (- en) form, fiş, cetvel, çizelge, aanvraag- başvuru formu,inschrijvings- yazılma belgesi -FORNUIS: h, (...nuizen) fırınlı ocak -FORS: s, z, (- er, - t) 1 güçlü dayanıklı, sağlam, kuvvetli, iri, ın - yapılı, 2 (v, stem) güçlü kuvvetli, dik, -FORSGEBOUWD: s, cüsseli, iri yapılı, iri ve kuvvetli, -FORT: I h, d en güçlü nokta, II h, (- en) mil/ask kale, istihkam, tabya -FORTIFICATIE: d, 1 kuvvetlendirme, destekleme, 2 (- s, ...tien) istihkam, tabya -FORTUIN: h, 1 talih, kısmet, şans, zijn - zoeken kısmetini aramak, 2 (grote som geld) çok para, - maken zengin olmak, servet yapmak -FORTUINLIJK: s, şanslı, talihli, kısmetli -FORTUINZOEKER: d, (-s) maceracı, maceraperest -FORUM: h, 1 forum, toplu tartışma, een studenten- öğrenci forumu, fig/mec iets voor het - der publieke opinie brengen bir şeyi halkın önünde tartışmak, kamuoyuna getirmek, 2 (eski Romada) pazar meydanı -FORUMDISCUSSIE: d, (uzmanların katıldığı) toplutartışma -FOSFAAT: h, (...faten) scheik/kim fosfat -FOSFOR: d, h, scheik/kim fosfor -FOSFORESCENTIE: d, fosfor cehveri fosfor özü -FOSFORZUUR: h, scheik/kim fosforik asit, -FOSSIEL: h, (- en) 1 taşıl, fosil, 2 fig/mec fosil, çağın gerisinde kalmış kimse -FOTO: d, (-s) resim, fotoğraf -FOTOALBUM: h, (-s) fotoğraf albümü -FOTOCOPIE: d, (- en) fotokopi, -FOTOFINISH: d, sp, fotofiniş -FOTOGENIEK: s, fotojenik, fotoğrafta güzel etki bırakan -FOTOGRAAF: d, (...grafen) fotoğrafçı -FOTOGRAFEREN: f, g, (fotografeerde, h, gefotografeerd) fotoğrafını çekmek, fotoğraf çekmek, zich laten - fotoğraf çektirmek -FOTOGRAFIE: d, (- s, - en) fotoğrafçılık, resimcilik -FOTOKOPIE: d, (- en) fotokopi, -FOTOKOPIEREN: f, g, (fotokopieerde, h, gefotokopieerd) fotokopi yapmak -FOTOMODEL: h, (- len) kapak kızı, fotomodel -FOTOMONTAGE: d, (-s) fotomontaj -FOTOREPORTAGE: d, (-s) fotoröporta j -FOTOSYNTHESE: d, (-n) fotosentez -FOTOTOESTEL: h, (- len) fotoğraf makinası -FOUILLEREN: f, g, (fouilleerde, h, gefouilleerd) (birinin) üstünü başını aramak -FOURNITUREN: d, mv/çoğ dikiş malzemeleri, iğne iplik vb, -FOURNITURENZAAK: d, (...zaken) dikiş malzemeleri dükkanı -FOUT: I d, (- en) 1 (vergissing) hata, yanlış, yanılgı, yanılma, halt, falso, kabahat,ieder mens maakt - en herkes hata yapar, 2 (gebrek) kusur, özür, eksiklik, noksanlık, ayıp, ieder mens heeft - en herkesin bir kusuru vardır, hatasız kul olmaz, 3 (onjuistheid) bozukluk, pürüz, sakatlık, hata, kusur, zonder - en hatasız, yanlışsız, pürüzsüz, II s, z,yanlış, hatalı, kötü, çarpık, dat antwoord is - o yanıt doğru değildir -FOUTIEF: s, z, 1 kusurlu, hatalı, özürlü, 2 (verkeerd) yanlış, ters -FOUTLOOS: s, z, hatasız, yanlışsız, kusursuz -FOXTROT: d, (-s) fokstrot, bir çeşit dans -FOYER: d, (-s) lobi, (eğlence yerinde) çay salonu, çay ocağı, -FR: 1 zie/bkz frank, 2 zie/ bkz franco, -FRAAI: s, z, güzel, şirin, cici, hoş, süslü, cicili bicili, ilik gibi, (v, schrift) okunaklı, açık, düzgün, -FRAAITJES: z, çok şirince, çok sevimlice -FRACTUUR: d, (...turen) kırık, çatlak -FRACTIE: d, (-s) 1 parça, kısım, kesir, kertik, 2 pol, fraksiyon, parlamentodai parti üyeleri -FRACTIEVOORZITTER: d, (-s) fraksiyon başkanı, parlamentoda grup başkanı -FRAGIEL: s, kolay kırılır, gevrek -FRAGMENT: h, (- en) kısım, bölüm, parça -FRAGMENTATIEBOM: d, (...men) parçalırı yayılır bomba -FRAGMENTARISCH: I s, parçalardan oluşan II z, kısım kısım, parça parça, bölüm bölüm, -FRAMBOOS: d, (...bozen) bot, ahududu -FRAMBOZESAP: h, ahududu suyu -FRAME: h, (-s) 1 çerçeve, çerçeve işi, 2 (vliegtuig) motorsuz uçak -FRANCAISE: d, (-s) Fransız bayan -FRANCHISE: d, (-s) 1 hand/tic (vrijdom) imtiyaz, muafiyet, 2 (bijassurantie) sigortalının ödeyeceği hasar yüzdesi, sigortaya tabi olmayan miktar -FRANCO: s, z, parasız, ücretsiz, gönderici tarafından ödenen, -FRANCO FIEL: d, (- en) Fransız hayranı -FRANJE: d, (-s) püskül, saçak, (v, verhaal) aşırı süsleme, -FRANK: I s, serbest, açık, - en vrij açıkça sözünü esirgemeden II d, (- en) frank, para birimi, -FRANKEERKOSTEN: d, mv/çoğ posta masrafları, -FRANKEERMACHINE: d, (-s) posta pulu yerine mühür basan makine, -FRANKEERSTEMPEL: d, (-s) posta ödendi mühürü, -FRANKEERWAARDE: d, posta değeri -FRANKEREN: f, g, (frankeerde, h, gefrankeerd) pullamak, pul yapıştırmak -FRANKRIJK: Fransa, -FRANS: I S, Fransalı, Fransız, Fransaya ait, iets met de - e slag doen bir şeyi kaba taslak yapmak, baştan savma yapmak, daar is geen woord - bij apaçık, direkt söylenmiş, başka laf istemez, een vrolijke - gamsız, neşeli ve tasasız kimse, II h, Fransızca, -FRANSE: d, (-n) (bayan) Fransız -FRANSMAN: d, (- nen) (erkek) Fransız -FRANSTALIG: s, Fransızca konuşan -FRAPPANT: s, z, göze çarpan, gösterişli, dikkat çeken, allı pullu, -FRAPPEREN: f, g, (frappeerde, h, gefrappeerd) 1 çekmek, etkilemek, büyülemek, 2 (v, wijn) soğutmak, buzla soğutmak -FRASE: d, (- n,- s) tam tümce, laf -FRATER: d, (-s) tarikatçı -FRATSEN: d, mv/çoğ kapris, kur, numara -FRAUDE: d, (-s) yolsuzluk, suistimal, dolandırıcılık, hile, belasting- vergi yolsuzluğu -FRAUDEREN: f, gs, (fraudeerde, h, gefraudeerd) yolsuzluk yapmak, para aşırmak, hile yapmak, -FRAUDEUR: d, (-s) sahtekar, yolsuzluk yapan -FRAUDULEUS: s, z, sahte, hileli, een - bankroet sahte iflas, frauduleuze handel karaborsa, el altı ticareti, -FREAK: d, (-s) 1 fanatik, aşırı tutkun kimse, 2 (majkees) tuhaf/acayip kimse, -FREE-LANCE: s, serbest çalışan, -FREE-LANCER: d, serbest çalışan kimse -FREES: d, (frezen) fireze, - machine fireze makinası -FREEWHEELEN: f, gs, (freewheelde, h, gefreewheeld) 1 (bisikletle) pedalsız gitmek, 2 (luieren) zevkine bakmak -FREGAT: h, (- ten) scheep/den fırkata, eski bir savaş gemisi -FREGATVOGEL: d, (-s) zo, fregat kuşu, uzun kanatlı bir deniz kuşu -FRêLE: s, gevrek, kırılır, -FRENOLOGIE: d, frenoloji, -FREQUENT: s, z, sık sık olan, sık sık, tekrar tekrar -FREQUENTEREN: f, g, (frequenteerde, h, gefrequenteerd) sık sık uğramak, sık sık ziyaret etmek, -FREQUENTIE: d, (-s) frekans, sıklık -FREUDIANS: s, Freudcu -FRESCO: h, (-s) duvar resmi -FRESIA: d, (-s) bot, bir tür süsen, frezya -FRET: d, I (- ten) burgu II h, (- ten) zo, dağgelinciği, tavşan avında kullanılan bir hayvan -FREZEN: f, g, (freesde, h, gefreesd) frezelemek -FRICANDEAU: d, (-s) yağsız dana veya domuz eti -FRICTIE: d, (-s) 1 sürtünme, sürtüşme, 2 fig/mec ihtilaf, uyuşmazlık -FRIEMELEN: f, g, (friemelde, h, gefriemeld) parmakla kurcalamak, el yordamıyla aramak, -FRIES: d, I (Friezen) Frizyeli II 1 s, Frizyeye ait, - e taal Frizyeya ait dil, Frizyece, III h, Frizce, -FRIESLAND: Frizye, -FRIET: d, (- en) (pom)frit, -FRIET-MET: d, mayonezli frit -FRIETPAN: d, (- nen) fritöz, frit tavası, -FRIET SPECIAAL: d, frit spesiyal -FRIETTENT: d, (- en) fritçi, seyyar fritçi -FRIGIDE: s, z, (kadın) sekse soğuk, buz gibi -FRIK: d, (- ken) akıl hocası -FRIKADEL: d, (- len) bir tür sucuk -FRIS: s, z, (- ser, - t) 1 (v, het weer) serin, hoş, temiz, iç açıcı, in de - se lucht a) temiz havada, b) (koel) serin, biraz soğuk serin, 2 (schoon) temiz, 3 (fit) formunda, canlı, 4 (jong) genç -FRISBEE: d, (-s) frisbi -FRISDRANK: d, (- en) meşrubat, alkolsüz içki -FRISJES: s, serin, biraz soğuk -FRISEREN: f, g, (friseerde, h, gefriseerd) kıvırmak, bukle yapmak, ondüle etmek -FRITUREN: f, g, (frituurde, h, gefrituurd) bol yağda kızartmak -FRITUURPAN: d, (- nen) frit tavası, kızartma tavası, fritöz, -FRIVOLITEIT: d, (- en) kayıtsızlık, ilgisizlik, düşüncesizlik, hoppalık -FRIVOOL: s, z, (... voler, - st) hoppa, düşüncesiz -FROBELEN: f, g, (fröbelde, h, gefröbeld) (çocuk) anlamlı meşgul etmek, anlamlı yönlendirmek, -FROMMELEN: f, g, (frommelde, h, gefrommeld) örselemek, buruşturmak, kırıştırmak, mıncık mıncık etmek -FRONS: d, (fronsen, fronzen) kırışık, buruşuk -FRONSEN: f, g, (fronste, h, gefronst) buruşturmak, çatmak, het voorhoofd - alnı buruşturmak, de wenkbrauwen - kaşları çatmak -FRONT: h, (- en) 1 ön taraf/yüz, cephe, ön, op alle - en her yönden, her açıdan, 2 mil/ask cephe, -FRONTAAL: s, önden, cepheden, een frontale botsing önden çarpma -FRONTAANVAL: d, (- len) cephe taarruzu -FRONTISPICE: h, (-s) (titelblad) süslü baş yaprak -FRONTLINIE: d, (-s) cephe hattı -FRUIT: h, meyve, meyva, Turks - lokum -FRUITAUTOMAAT: d, (...maten) meyveli kumar otomatı -FRUITEN: f, g, (fruitte, h, gefruit) yağda kavurmak, kızartmak -FRUITIG: s, meyve gibi, meyve tadı veren -FRUITMAND: d, (- en) meyvelik, meyve sepeti, meyve selesi -FRUITMARKT: d, (- en) meyve pazarı -FRUITMES: d, (- sen) meyve bıçağı -FRUITSALADE: d, (-s) meyve salatası -FRUITSCHAAL: d, (...schalen) meyve tabağı -FRUITWINKEL: d, (-s) manav, meyveci dükkanı -FRUNNIKEN: I f, gs, (frunnikte, h, gefrunnikt) ellemek, parmakla kurcalamak, II g, iets in elkaar - kolayca/beceriklice yapmak -FRUSTRATIE: d, (-s) aksiliğe çatma (hissi), hayal kırıklığı, hayal kırıklığı hissi, -FRUSTREREN: f, g, (frustreerde, h, gefrustreerd) hayal kırıklığına uğratmak, boşa çıkartmak, -FRUTSEL: (-s) süs -FRUTSELEN: f, gs, (frutselde, h, gefrutseld) ergens aan - bir şeyi ellemek, kurcalamak -FOKSIA: d, (-s) bot, küpe çiçeği -FUCHSIA: d, (-s) bot, küpe çiçeği -FUGA: d, (-s) muz/müz çok sesli beste -FUIF: d, (fuiven) eğlence, cümbüş, eğlenti -FUIFNUMMER: h, (-s) eğlence düşkünü -FUIK: d, (- en) balık tutma sepeti, in de - lopen çürük/yaş tahtaya basmak, faka basmak, oyuna gelmek, tuzağa düşmek, in de - laten lopen çürük/yaş tahtaya bastırmak, faka bastırmak, oyuna getirmek, tuzağa düşürmek -FUIVEN: f, gs, (fuiven, h, gefuifd) eğlence yapmak, eğlenti yapmak, zevk yapmak, -FULL-TIME: s, tam gün, een - taak tam günlük iş -FULMINEREN: f, gs, (fulmineerde, h, gefulmineerd) gürlemek, bağırıp çağırmak -FUNCTIE: d, (-s) 1 (ambt) görev, iş, vazife, hogere - yüksek mevki, in - treden göreve gelmek, başlamak, 2 (werking) işlev, fonksiyon, 3 wisk/mat fonksiyon -FUNCTIEOMSCHRIJVING: d, (- en) görev tanımı/tarifi -FUNCTIONALISME: h, görevselcilik -FUNCTIONARIS: d, (- sen) görevli, memur, voorlichtings- bilgilendirme görevlisi -FUNCTIONEEL: s, işlevsel -FUNCTIONEREN: f, gs, (functioneerde, h, gefunctioneerd) 1 (v, machine enz,) işlemek, çalışmak, iş görmek, işlev yapmak, het hart functivneert kalp çalışıyor, 2 (v, mensen) görev yapmak, vazife yapmak, als secretaris - sekreter olarak çalışmak -FUNDAMENT: h, (- en) 1 (v, gebouw) temel, 2 (basis) temel, dayanak, 3 (alaycı, zitvlak) popo, -FUNDAMENTALISME: h, aşırı tutuculuk, gericilik, irtica, şeriatçılık, dinin harfen uygulanması görüşü, -FUNDAMENTEEL: I s, asıl, esaslı, temel, ana, köklü, II z, kökten, temelden -FUNDEREN: f, g, (fundeerde, h, gefundeerd) temelini atmak, tesis etmek, kurmak -FUNDERING: d, (- en) tesis, kuruluş -FUNEST: s, z, öldürücü, yıkıcı, uğursuz, felaket, çok zararlı -FUNGEREN: f, gs, (fungeerde, h, gefungeerd) - als ...olarak görev yapmak -FURIED: (- s, ...rien) 1 myth/mit intikam tanrısı, 2 şirret kadın -FURIEUS: s, z, (furieuzer, - t) kızgın, hiddetli, hınçlı, azgın, çılgın, kuduruk, kudurmuş, zıvanadan çıkmış -FURORE: d, - maken gittikçe ün kazanmak, büyük başarı sağlamak, çok başarılı olmak, sükse yapmak -FUSIE: d, (-s) 1 nat/fiz kaynaşma, ergime, 2 (v, partijen enz,) birleşme, kaynaşma, füzyon -FUSEREN: f, gs, (fuseerde, h, gcfuseerd) kaynaşmak, birleşmek -FUSILLEREN: f, g, (fusilleerde, h, gefusilleerd) kurşunlamak, kurşuna dizmek -FUST: h, (- en) içki fıçısı -FUT: d, enerji, dinçlik, canlılık, coşkunluk, hareketlilik, de - is er uit pil bitti, enerji kalmadı, -FUTIEL: s, önemsiz, değersiz, basit -FUTILITEIT: d, (- en) önemsiz şey, basit şey, zırvalık -FUTLOOS: s, gevşek, halsiz, uyuşuk -FUTURISME: h, gelecekçilik, fütürizm -FUTURISTISCH: s, z, gelecekçi, fütürist -FUUT: d, (futen) zo, dalgıçkuşu -FYSICA: d, fizik -FYSIEK: I s, z, fiziksel, bünyesel, II h, yapı, bünye -FYSICUS: d, (fysici) fizikçi -FYSIOLOGIE: d, fizyoloji -FYSIOLOGISCH: s, z, fizyolojik, fizyoloji ile ilgili -FYSIOLOOG: d, (...logen) fizyolog, -FYSIOTHERAPEUT: d, (- en) fizyoterapist -FYSIOTHERAPIE: d, fizyoterapi -FYSISCH: s, z, fiziksel, fizik, -G: d, (gs) 1 g, g harfi, de - is een keelklank (gutturaal) g gırtlaksı bir harftir, 2 muz/müz sol notası, G: gram gram, -GAAF: s, z, (gaver, - st) 1 sağlam, kusursuz, zedelenmemiş, tam, bütün, yaralanmamış, bozulmamış, el degmemiş, 2 fig/mec iyi, şahane, een - idee şahane bir fikir, 3 (karakter) temiz, dürüst, güvenilir, dogru, -GAAI: d, (- en) zo, alakarga, kestane kargası, -GAAN: f, gs, (ging, is gegaan) 1 (zich verplaatsen) gitmek, hij ging naar school okula gitti, ik ga op vakantie naar Egypte tatilde Mısıra gidiyorum, met de auto - arabayla gitmek, met de trein - trenle gitmek, trenle gelmek, op de fiets - bisikletle gitmek, hoe - we ? met de bus of met de trein? neyle gidiyoruz? otobüsle mi trenle mi? ik moet - gitmem gerekir, op/met vakantie - tatile gitmek/çıkmak, waar ga je naar toe ? nereye gidiyorsun? uit eten - yemeğe çıkmak, zullen we? gidelim mi? laten we - gidelim, 2 (vertrekken) gitmek, hareket etmek, 3 (v, telefoon,bel) çalmak, de telefoon ging telefon çaldı, 4 (hulpwerkwoord, beginnen te...) hijging jagen avlanmaya gitti, gisteren ging ik hem opzoeken dün ziyaretine gittim, - liggen yatmak, yatmaya gitmek, ga maar slapen! git uyu! git uzan! git yat! ga slapen! Uyu! ga zitten! Otur! gaat u zitten! oturun, oturunuz! morgen ga ik winkelen yarın alışveriş yapacağım, zullen wijwandelen? yürüyelim mi? gezelim mi? volgende week gaat hij verhuizen haftaya taşınacak, 5 (onpersoonlijk) hoe gaat het ermee? nasıl gidiyor? hoe gaat het met je ? nasılsın? het gaat goed met mij iyidir, iyiyim, hoe gaat het met je vader? baban nasıl? hoe gaat het met u? nasılsınız? 6 (lukken, mogelijk zijn) mümkün olmak, olmak, dat gaat niet olmuyor, olmaz, imkansız, het gaat niet olmuyor, het gaat wel, t gaat niet! idare ediyor! 7 (in orde zijn, junctioneren) gitmek, gelişmek, yolunda olmak, mijn horloge gaat goed saatim iyi gidiyor, saatim doğru, de klok gaat voor saat ileri gidiyor, de zaken - niet işler kesat, işler sakat, işler iyi gitmiyor, het gaat slecht (işler) kötü gidiyor, hoe - de zaken? işler nasıl gidiyor? zo gaat dat işte böyle, zo gaat het beter böyle daha iyi, 8 (gebeuren) zo is het gegaan böyle oldu, alles ging verkeerd her şey ters gitti, het gaat zoals het gaat iş olacagına varır, 9 (in trek zijn) satılmak, gitmek, revaçta olmak, dat artikel gaat goed bu mal iyi gidiyor, iyi satılıyor, 10 - in girmek, sıgmak, uymak, het boek gaat niet in de doos kitap kutuya sıgmıyor/girmiyor, ll - om ... söz konusu olmak, önemli olmak, iligili olmak, als het om ... gaat ... söz konusu ise, ...söz konusu olunca, als het om geld gaat... söz konusu para olunca ... daar gaat het om mesele budur, daar gaat het niet om sorun o degildir, het gaat om het leven yaşam söz konusu, ölüm kalım meselesi, het gaat om uw belangen sizin çıkarınız söz konusudur, het gaat erom dat ...önemli olan şey ... işin özü şudur ki ... 12 - over hakkında olmak, üzerinde konuşulmak, deginilmek, waar gaat het over ? ne hakkında konuşuluyor? de discusie gaat over terugkeer tartışma geri dönüş üzerinde, 13 zich laten - kendini koyvermek, kendini kontrol etmemek, * ga verder! devam et! ergens achterheen - bir şeyin peşine düşmek, bir şeyi araştırmak, er onderdoor - dayanamamak, dayanamayıp hastalanmak, te ver - ileri gitmek, aşırı gitmek, dat gaat boven alles her şeyden önemlidir, dat gaat boven mijn petje benim boyutlarımı aşar, daar ga je!saglıgınıza! eraan - kaybolmak, yok olmak, je gaat eraan öleceksin, ertegenin - bir şeye karşı koymak, met iemand - biriyle (sevgili anlamında) ilişkisi olmak, arkadaşlık etmek, het is mij door het hoofd gegaan unuttum, aklımdan çıktı, ik ben door mijn rug gegaan belimi acıttım, het ga je goed! başarılar dilerim! iyi şanslar! Allah işini rast getire! te gronde - batmak,fig/mec çökmek, (bedriif) batmak, yok olmak, overstag - (ikna olup) görüş degiştirmek, verloren - kaybolmak, ziyan olmak, tot zijn vader - ölmek, öbür dünyayı boylamak, (plat/argo) nalları dikmek, kuyrugu titremek, imamın kayıgına binmek, uit elkaar - ayrılmak, van hand tot hand - elden ele gitmek, el degiştirmek, van mond tot mond agızdan agıza dolaşmak -GAANDE: s, 1 giden, işleyen, - maken hareket ettirmek, kımıldatmak, oynatmak, 2 neden olan, meydan veren, uyaran, canlandıran: nieuwsgierigheid - maken merak uyandırmak, 3 wat is er -? ne var? ne oluyor? 4 de - en komende man (göreve) gelen ve giden, de - en komende bezoekers gelen giden konuklar, -GAANDERIJ: d, (- en) 1 zie/bkz galerij 2 maden galerisi, dehliz, koridor, yeraltı yolu -GAANDEWEG: z, gittikçe, yavaş yavaş, -GAAR: s, z, (- der, - st) 1 (iyi) pişmiş, kızarmış, kavrulmuş, - vlees iyi pişmiş, iyi kavrulmuş et, iemand in zijn eigen vet - laten koken birini kendi haline bırakmak, 2 (plat/argo) cingöz, kurnaz, kaçın kurası, een gare kerel cingöz herif, een halve gare aptal herif, 3 (moe) bitkin, yorgun, argın, halsiz, ik ben- dökülüyorum, çok yorgunum, -GAARKEUKEN: d, (-s) aşevi, aşhane, ucuz lokanta -GAARNE: z, memnuniyetle, zevkle, seve seve, -GAAS: h, (gazen) 1 (stof) tül, tül file, 2 (metaal) ince tel örgü, (kippe) tel kafes, -GAASACHTIG: s, tül gibi, tel örgü gibi -GAATJE: h, (-s) delik, oyuk, in alle hoekjes en - s zoeken delik deşik aramak, praatjes vullen geen - s lafla peynir gemisi yürümez, -G.A.B afk/kıs Gewestelijk Arbeidsbureau Bölge Iş ve Işçi Bulma Kurumu, -GABARDINE: I d, gabardin, II s, gabardinden, een - regenjas gabardin yagmurluk, -GABBER: d, (-s) volkst/hd arkadaş, dost, yoldaş -GADE: d, (gaden) eş, karı veya koca, zijn - en kroost çoluk çocuk, eşi ve çocukları -GADESLAAN: f, g, (sloeg gade, h, gadegeslagen) dikkatle gözlemlemek, gözlemek, dikkatle bakmak müşahade etmek -GADING: d, beğeni, zevk, istek, tat van iemand - zijn birinin tam aradıgı olmak, arayıp da bulamadığı olmak, dat is van mijn - tam benim zevkime göre -GAFFEL: d, (-s) dirgen -GAFFELEN: f, g, (gaffelde, h, gegaffeld) 1 dirgenlemek, dirgenle kaldırmak, 2 (eten) yemek, tıkınmak, atıştırmak -GAFFELHERT: h, (- en) zo, üç yaşında geyik -GAFFELVORMIG: s, dirgen şeklinde, çatal gibi -GAFFELZEIL: h, (- en) büyük yan yelken -GAGE: d, (-s) scheep/den tayfa ücreti, ücret (v, artiesten) yevmiye, maaş, aylık -GAJES: h, ayaktakımı -G.A.K afk/kıs Gemeenschappelijk Administratiekantoor Işletmeler Birligi -GAL: d, I (- len) ur, kabarcık, şişkinlik II d, safra, öd, bitter als - safra gibi, acı, de - loopt hem over kan beynine sıçramış, çok kızmış, - spuwen fig/mec safra atmak -GALA: h, (-s) 1 gala, büyük şölen, 2 (kleding) şölen kıyafeti, resmi elbise, -GALA-AVOND: d, (- en) gala akşamı -GALABAL: h, (-s) balo -GALANT: I s, z, nazik, ince, kibar, II d, (-s) volkst/hd nişanlı, sevgili -GALANTINE: d, galatin, dana veya piliç sögüşü -GALAPPEL: d, (-s) bot, agaç uru, mazı -GALAVOORSTELLING: d, (- en) gala gösterisi, harika gösteri -GALBLAAS: d, (...blazen) anat, safra kesesi, öd kesesi -GALBULT: d, (- en) kaşıntılı deri çıkıntısı -GALEI: d, (- en) scheep/den kadırga, eski bir savaş gemisi, iemand tol de - en veroordelen birini kürek mahkumu etmek -GALEIBOEF: d, (...boeven) kürek mahkumu, forsa -GALEISLAAF: d, (...slaven) forsa, kadırga kölesi, werken als een - köle gibi çalışmak -GALERIE: d, (- s, ...rieen) galeri, sergi salonu -GALERIEHOUDER: d, (-s) galerici, galeri sahibi -GALERIJ: d, (- en) 1 galeri, geçit, koridor, 2 (kunstzaal) sergi salonu, galeri, 3 thea/tiy paradi, en üst ve ucuz balkon -GALERIJFLAT: d, (-s) galeri dairesi -GALG: d, (- en) darağacı, idam sehpası, voor - en rad opgroeien çok şımarık ve sorumsuz büyümek, tot - de veroordelen idama mahkum etmek -GALGENAAS: h, (...azen) alçak, dürzü, ip kaçkını, asılacak herif, pezevenk, piç kurusu, piç, -GALGENBROK: d, (- ken) zie/ bkz, galgeaas -GALGENHUMOR: d, acı mizah, kara mizah -GALGEMAAL: h, 1 (...malen) idam öncesi son ögün, 2 iron/alay veda yemeği -GALJOEN: h, (- en) kalyon, eski bir harp gemisi, -GALKANAAL: h, (...nalen) med/tıb safra kanalı -GALLISCH: s, Gallik, Fransaya ait, ergens - van worden bir şeye kızmak -GALLICISME: h, Fransızca gibi kullanma, gallisizm -GALLIE: h, Fransanın eski adı -GALLOMANIE: d, Fransız hayranlıgı -GALM: d, (- en) 1 (resonantie) yankı, yankı ses, aksi seda, 2 (geluid) kalın çan sesi ugultu -GALMEN: I f, gs, (galmde, h, gegalmd) uguldamak, yankılanmak, yankı yapmak, II g, (hardpraten enz,) yükse sesle söylemek -GALMGAT: h, (...gaten) kulede yankı deligi kulede ses deligi -GALMUG: d, (- gen) zo, mazı sinegi -GALNOOT: d, (...noten) bot, agaç uru, mazı -GALON: h, d, (- s, - nen) şerit, kaytan, kurdele, süs şeridi -GALONNEREN: f, g, (galonneerde, h, gegalloneerd) şeritlemek, kaytanlanmak -GALOP: d, (-s) dörtnal: in - dörtnala bir hızla, hij kwam in - terug aceleyle geri geldi -GALOPPEREN: f, gs, (galoppeerde, h, gegaloppeerd) dörtnala gitmek, dörtnala koşmak -GALSTEEN: d, (...stenen) safra taşı -GALVANISATIE: d, galvanize etme -GALVANISCH: s, z, galvanik -GALVANISEREN: f, g, (galvaniseerde, h, gegalvaniseerd) 1 galvanizlemek, galvanize etmek, çinkolamak, 2 nat/fiz doğru akım tedavisi uygulamak -GALVANOMETER: d, (-s) galvanometre, elektrik ölçegi -GALVANOSCOOP: d, (...scopen) galvanosko] -GALWESP: d, (- en) zo, ur arısı, yumru arısı -GALZIEKTE: d, safra kesesi hastalıgı -GAMBIA: Gambie Gambiya -GAMBIAAN: d, (...bianen) (erkek) Gambiyalı -GAMBIAANS: I Gambiyaya ait, II h, Gambiya dili, -GAMBIAANSE: (-n) (bayan) Gambiyalı -GAMBIR: d,(-s) (erkek) Gambiyalı -GAMMA: d, h, (-s) 1 gama, 2 muz/müz gam -GAMMAWETENSCHAPPEN: d, sosyal bilimler -GAMMEL: s, 1 kağşamış, kağşar, sarsık, 2 (niet fit) halsiz, gevşek, keyifsiz, bitkin, -GANG: I d, (- en) gidiş, akış, hareket,işleyiş, gidişat, aan de - brengen harekete geçirmek, çalıştırmak, op - komen a) başlamak, harekete geçmek, b) başlayıp gelişmek, aan de - zijn işlemde/muamelede olmak, yapılmakta/yapılıyor olmak, aan de - zijn/gaan meşgul olmak, başlamak, de - van zaken işlerin gidişatı, işlerin akışı, hij gaat zijn eigen - kendi bildiğini okur, ga je -, a) buyurun! b) sen bilirsin! je kunt daarmee niet aan de - blijven böyle devam edemezsiniz, wat is er aan de -? ne oluyor? II d, (- en) 1 geçit, dehliz, koridor, tünel, een mijn- galeri, maden dehlizi, 2 (v, huis) sofa, hol, 3 fig/mec delik, oluk, kanal, su yolu, 4 (v, schroef) yiv -GANGBAAR: s, 1 (v, geld) geçerli, geçer, 2 (v, artikel) sürümlü, tutulan, revaçta olan, revaçlı, aranan, 3 (gebruikelijk) kullanılır, kullanılan, modada -GANGBAARHEID: d, geçerlilik, kullanılırlık -GANGBOORD: h, d, (- en) scheep/den dosa, iskele tahtası -GANGLOPER: d, (-s) yolluk, koridor halısı -GANGMAKER: d, (-s) 1 med/tıb ayarlayıcı cihaz, 2 fig/mec teşvik edici, coşturucu kimse 3 sp, motosikletli kılavuz -GANGPAD: h, (- en) (koltuklar arası) koridor, geçit yolu, ara yol -GANGREEN: h, med/tıb kangren -GANGSTER: d, (-s) gangster -GANGSTERFILM: d, (-s) gangster filmi -GANNEF: d, (...neven, ...nefen) (plat/argo) dolandırıcı, yankesici, hırsız, dalavereci, hilebaz, -GANS: I d, (ganzen) 1 zo, kaz, 2 fig/mec een domme - aptal kız, kaz kafalı kız IIs, bütün, tam, tüm, de - e dag bütün gün, van - er harte içten -GANZENBORD: h, (- en) zarla oynanan ve kaz resimleri kullanılan bir tür oyun -GANZENMARS: d, tek sıra yürüyüş -GANZENPAS: d, tek sıra yürüyüş -GANZENVOET: d, (- en) bot, kazayağı, nezle otu -GAPEN: f, gs, (gaapte, h, gegaapt) 1 (geeuwen) esnemek, 2 (verbaasd, nieuwsgierig kijken) ağzı açık kalmak, merakla bakmak, wat sta je daar weer te - ? öküzün trene baktığı gibi ne bakıyorsun? 3 (een opening hebben) açık olmak, het - d graf açık mezar,fig/mec er gaapt een diepe kloof tussen hen aralarında uçurum var, -GAPER: d, (-s) esneyen kimse -GAPING: d, (- en) açık, yarık, aralık, açıklık, gedik -GAPPEN: f, g, (gapte, h, gegapt) (plat/argo) yürütmek, çalmak, aşırmak -GARAGE: d, (-s) garaj -GARAGEHOUDER: d, (-s) garaj sahibi -GARANDEREN: f, g, (garandeerde, h, gegarandeerd) garanti etmek, teminat vermek -GARANT: d, (- en) garantör, kefil -GARANTIE: d, (-s) garanti, teminat, met een jaar - bir yıl garantili -GARANTIEBEWIJS: h, (...bewijzen) garanti belgesi -GARANTIEFONDS: h, hand/tic teminat akçesi, teminat fonu -GARANTIEPRIJS: d, (...prijzen) teminat bedeli, garanti bedeli -GARDE: d, 1 (-s) muhafız birliği, de oude - eski nesil /toprak, 2 (-n) (keukengerei) karıştıraç, -GARDENIA: d, (-,s) bot, gardenya, kökboyasıgillerden bir bitki -GARDEROBE: d, (-s) 1 (kleerkast) giysi dolabı, gardırop, 2 (vestiaire) vestiyer -GARDESOLDAAT: d, (...soldaten) muhafız -GAREEL: h, (garelen) hamut, koşum takımı, iemand in het - houden birini boyunduruk altında tutmak, in het - lopen hizaya gelmek, üzerine düşeni yapmak, -GAREN: h, (-s) ip, iplik, katoenen - tire, pamuk ipliği, het is goed spinnen van andermans - başkasının kesesinden ağalık etmek kolaydır, ergens - bij spinnen bir şeyden yaran olmak -GAREN-EN-BANDWINKEL: d, (-s) tuhafiyeci, aktar -GARNAAL: d, (...nalen) karides, deniz tekesi, een geheugen als een - unutkan bellek -GARNALENCOCKTAIL: d, (-s) karides kokteyli -GARNEERSEL: h, (-s) 1 süs, kaytan, 2 (gerecht) garnitür -GARNEREN: f, g, (gameerde, h, gegameerd) 1 bezemek, donatmak, süslemek, een kleed - bir elbiseyi süslemek, 2 (gerecht) garnitür katmak -GARNERING: d, (- en) 1 süs, 2 (gerecht) garnitür -GARNITUUR: h, (...turen) 1 (garneersel) süs, süs takısı, takı, 2 (gerecht) garnitür, 3 (stel) takım, set, dat is maar tweede - pek iyi kalite degil, -GARNIZOEN: h, (- en) mil/ask garnizon, askeri mevki -GARNIZOENSPLAATS: s, (- en) mil/ask askeri yerleşim yeri, garnizon mevki -GAS: h, gaz, vloeibare - sen akıcı gazlar, licht - uçucu gazlar, - geven gaz vermek, gazlamak, een ietsje - terugnemen gazı biraz azaltmak, gazı biraz kesmek, gif- zehirli gaz, traan- göz yaşartıcı gaz -GASBUIS: d, (...buizen) gaz borusu -GASBRANDER: d, (-s) 1 bek, havagazı memesi, gaz brülörü, 2 (kooktoestel) havagazı ocağı -GASDICHT: s, gaz geçirmez -GASFABRIEK: d, (- en) gaz fabrikası -GASFITTER: d, (-s) gaz tesisatçısı, -GASFLES: d, (- sen) gaz tüpü -GASFORNUIS:h, (...fomuizen) havagazı ocagı, -GASGEISER: d, (-s) şofben -GASHAARD: d, (- en) gazlı şömine -GASHOUDER: d, (-s) gazometre -GASKACHEL: d, (-s) gaz sobası -GASKAMER: d, (-s) 1 gaz odası, 2 (v, Tweede Wereldoorlog) Yahudi zehirleme odası -GASKOMFOOR: h, (...foren) küçük havagazı ocağı -GASKRAAN: d, (...kranen) gaz musluğu -GASLANTAARN: d, (-s) gaz feneri -GASLEIDING: d, (- en) havagazı döşemi, havagazı tesisatı -GASLEK: h, (- ken) gaz deliği -GASLICHT: h, (- en) havagazı ışığı -GASMAN: d, (- nen) havagazı ölçeni, -GASMASKER:h, (-s) gaz maskesi -GASMETER: d, (-s) gaz sayacı, gazölçer, gaz saati -GASMOTOR: d, (- en, - s) gazlı motor -GASONTLADING: d, (- en) gaz boşaltrna -GASONTPLOFFING: d, (- en) gaz patlaması -GASPEDAAL: h, d, (...pedalen) gaz pedalı -GASPELDOORN: d, (-s) bot, Katır tırnağına benzer bir bitki -GASPELDOREN: d, (-s) bot, Katır tırnağına benzer bir bitki -GASPIT: d, (- ten) 1 gaz memesi, bek, 2 (installatie) gaz ocağı -GASREKENING: d, (- en) gaz hesabı -GASSLANG: d, (- en) gaz hortumu -GASSTEL: h, (- len) küçük havagazı ocağı -GASTANK: d, gaz deposu -GAST: d, (- en) 1 konuk, misafir, davetli, ongenode - en davetsizler, davetsiz misafirler/konuklar, (inbrekers) hırsızlar, bij iemand te - zijn birine konuk olmak, 2 (bezoeker) ziyaretçi, 3 film/sin konuk oyuncu, 4 sp, De - en konuk oyuncular, konuk takım, 5 herif, oğlan, een wakkere - uyanık herif -GASTARBEIDER: d, (-s) konuk işçi, yabancı işçi -GASTCOLLEGE: h, (-s) konuk öğretrnen dersi -GASTDIRIGENT: d, (- en) konuk orkestra şefi -GASTDOCENT: d, (- en) konuk ögretmen -GASTENBOEK: h, (- en) ziyaretçi kayıt defteri -GASTENVERBLIJF: h, (...blijven) misafirhane konuk odası, -GASTGEZIN: , (...nen) ev sahibi aile, konuk eden aile -GASTHEER: d, (...heren) ev sahibi, konuk ağırlayan kimse, (instelling) ev sahibi kuruluş -GASTHUIS: h, (...huizen) hastane, sayrılarevi, düşkünleryurdu, güçsüzlerevi, -GASTLAND: h, (- en) 1 ev sahibi ülke, -GEBELGD: s, kızgın, gücenik, dargın, öfkeli 2 (v, vluchtelingen) sığınmacı kabul eden ülke, -GASTMAAL: h, (...malen) ziyafet, konuklara verilen yemek, şölen yemeği -GASTRITIS: d, med/tıb gastrit, mide iltihabı -GASTRO-ENTERITIS: d, med/tıb mide ve bağırsak iltihabı -GASTROL: d, film/sin konuk oyuncu rolü -GASTRONOMIE: d, yemekçilik, iyi yemekten anlama sanatı, yemek pişirme sanatı -GASTRONOOM: d, (...nomen) zevkperest, boğazma düşkün kimse -GASTSPELER: d, (-s) konuk oyuncu -GASTSPREKER: d, (-s) konuk/misafir konuşmacı -GASTVRIJ: s, z, konuksever, misafirperver, een - e man konuksever bir adam -GASTVRIJHEID: d, konukseverlik, misafirperverlik, -GASTVROUW: d, (- en) ev sahibi kadın, ev sahibesi, konuğu olan kadın -GASVERBRUIK: h, gaz tüketimi, gaz kullanımı -GASVERGIFTIGING: d, gaz zehirlenmesi -GASVERLICHTING: d, gazla aydınlatma -GASVORMIG: s, gaz şeklinde, gaz halinde -GASVORMING: d, gazlaştırma, -GAT: h, (- en) 1 delik, een - in een kleed elbisede bir delik, 2 (opening) açıklık, aralık, (v, tand, in de grond) çukur, oyuk, yarık, gedik, iemand het - van de deur wijzen birini kovmak, kapı dışarı etmek, birine kapıyı göstermek,iemand in zn - kruipen/likken birinin kıçını yalarnak, birine yaltaklık etmek, ergens geen - in zien bir çıkış yolu görememek, çözüm görmemek, een - in de dag slapen çok geç uyanmak, geç kalkmak, een - in de lucht springen van blijdschap mutluluktan dört köşe olmak, havalarda uçmak, zil takıp oynamak, külahını havaya atmak, bayram etmek, het ene - met het andere stoppen bir borcu diğeri ile ödemek, borcu borçla kapatmak, Aliden alıp Veliye vermek, een - in zijn hand hebben cebi delik olmak, cebinde para durmamak, eli çok açık/savurgan olmak, çok para harcamak, 3 (behoefte) açıklık, boşluk, een - in de markt pazarda boşluk, 4 (klein stadje) geri kalmış köy, geri kalmış kasaba, 5 kıç, popo: hij viel op zijn - je kıçının üstüne düştü, iemand achter zijn - zitten birini sıkıştırmak, işe sevk etmek, met zijn - in de boter vallen dört ayağının üstüne düşmek, wie zn - verbrandt, moet op de blaren zitten kendi düşen ağlamaz, 6 iemand in de - en hebben birini göz önünde bulundurmak, iets in de - en krijgen bir şeyin farkında olmak -GATENKAAS: d, (...kazen) delikli peynir, -GAUW: s, z, hemen, derhal, tez, çabuk, acele, tez elden, hızlı, ik kom - hemen geliyorum, süratle, ga nou - ! hadi oradan! sen onu külahıma anlat! -GAUWDIEF: d, (...dieven) yankesici, dolandırıcı, hırsız -GAUWDIEVERIJ: d, (- en) hırsızlık, yankesicilik -GAUWIGHEID: d, acelelik, çabukluk, tezlik,in de - acele ile, telaşla -GAVE: d, (-n) 1 sadaka, bağış, 2 (talent) yetenek, hüner, beceri, -GAZELLE: d, (- len) zo, ceylan, ahu, gazal -GAZEN: s, tülden, telden -GAZON: h, (-s) çimlik, çimenlik, çayırlık, yeşil saha -GE: şa, za, siz, (jullie) sizler -GEAARD: s, niyetli, eğilimli, meyilli -GEAARDHEID: d, huy, tabiat, mizaç, karakter, yapı -GEACCIDENTEERD: s, inişli yokuşlu, alçaklı yüksekli, dağlık tepelik, çukurlu tümsekli, pürüzlü, engebeli, -GEACHT: s, sayın, değerli, muhterem, Geachte heer Sayın bay -GEADERD: s, damarlı, - marmer damarlı mermer -GEADRESSEERDE: d, (-n) (adına) gönderilen, alıcı -GEAFFECTEERD: s, z, yapay, suni, yapmacık, doğal olmayan, taklitçi, pozcu -GEAGITEERD: s, z, heyeeanlı, tahrik olmuş -GEALLIEERDEN: d, mv/çoğ bağlaşıklar, müttefikler, ittifaklar, itilaf devletleri -GEAMUSEERD: s, z, neşeli, keyifli, istekli, tebessümle: - naar iets kijken bir şeye tebessümle bakmak -GEANIMEERD: s, z, faal, hareketli, canlı, yoğun, ateşli, coşkun, een - gesprek canlı bir konuşma, -GEARMD: s, z, zij gingen - kol kola gittiler -GEAVANCEERD: s, modern, yeni teknolojiye uygun -GEB: afk/kıs geboren, doğumlu -GEBAAR: h, (gebaren) 1 jest, een vriendelijk - sevimli bir jest, gebaren maken jest yapmak, 2 (gesticulatie) el kol hareketi -GEBAARD: s, sakallı -GEBAK: h, pasta, turta -GEBAKJE: h, (-s) pasta, -GEBAKKEN: - zitten gül bahçesinde olmak, durumu iyi olmak -GEBAKSCHOTEL: d, (-s) pasta tabağı -GEBAKVORKJE: h, (-s) pasta çatalı -GEBAREN: f, gs, (gebaarde, h, gebaard) el hareketi yapmak, jest yapmak -GEBARENSPEL: h, thea/tiy pandomima -GEBARENTAAL: d, mimik, işaret dili -GEBAZEL: h, boş laf, saçma söz, gevezelik, palavra -GEBED: h, (- en) dua, yakarış, ibadet, namaz, zijn - doen ibadetini yapmak, een - zonder end dipsiz kuyu, yılan hikayesi, sonu olmayan bir şey/iş, -GEBEDEL: h, dilencilik, dilenme -GEBEDENBOEK: h, (- en) dua kitabı -GEBEENTE: h, (-n) 1 iskelet, 2 (plat/argo) vücut, beden, -GEBEIER: h, çan sesi, çan çalması, çıngırtı -GEBEKT: goed - zijn lafı bilmek, çenesi kuvvetli olmak, ağzı laf yapmak, -GEBERGTE: h, (- n, - s) sıradağ, dağlar grubu -GEBETEN: s, zijn op iemand/iets birine/bir şeye diş bilemek, birine/bir şeye öfkeli olmak, birine kızgın olmak -GEBEUREN: I f, gs, (gebeurde, is gebeurd) 1 olmak, meydana gelmek, vuku bulmak, ortaya çıkmak, hasıl olmak, olup bitmek, het is zo gebeurd böyle oldu, er is een ongeluk gebeurd bir kaza oldu, 2 başına gelmek: het is mij gebeurd dat..., başıma geldi ki ... wat gebeurd is, is gebeurd olan oldu, olmuşla ölmüşe çare yoktur, II h, olay -GEBEURLIJK: s, olası, belkili, mürnkün, ihtimal -GEBEURTENIS: d, (- sen) olay, hadise, vaka, önemli olay, olgu, een blijde - mutlu bir olay -GEBIED: h, (- en) 1 alan, saha, bölge, toprak, yerey, arazi, mıntıka, çevre, muhit, havali, 2 fig/mec alan, dal: op het - van de kunst sanat dalında, sanat alanında -GEBIEDEN: I f, g, (gebood, h, geboden) emretmek, emir vermek, buyurmak, iemand iets - birine bir şey buyurmak, II gs, hüküm sürmek, saltanat sürmek, - over -(y)a/e hükmetmek, hakim olmak -GEBIEDEND: s, z, de - e wijs emir kipi, -GEBIEDSDEEL: h, (...delen) bir devlet ait bölge -GEBIEDSUITBREIDING: d, (- en) toprak büyütme, yayılma -GEBINT: h, (- en) bina kirişlerinin tümü, kiriş iskelet -GEBIT: h, (- ten) 1 dişlerin tümü, bütün dişler, 2 (prothese) diş takımı, protez diş takımı, 3 (v, paard) gem, ağızlık -GEBLAAT: h, meleme, böğürme -GEBLADERTE:h, yapraklar, -GEBLAF: h, havlama, ürüme -GEBLASEERD: s, bıkkın, bıkkınlık getirmiş, doygun -GEBLAZEN: s,: beter hard - dan de mond gebrand ağzın yanacağına iyice üfle, dikkat zararın yarısını önler -GEBLINDEERD: s, zırhlı, een - e trein zırhlı tren -GEBLOEMD: s, çiçekli, een - tapijt çiçekli halı -GEBLOKKEERD: s, 1 mil/ask abluka edilmiş, 2 (v, geld) bloke edilmiş, bloke, durdurulmuş -GEBLOKT: s, (stoj) kareli, ekoseli, damalı -GEBOCHELD: s, kamburlu, yumrulu, hörgüçlü -GEBOD: h, (- en) emir, buyruk, talimat, de Tien Geboden on emir, verkeersgeboden trafik kuralları, (plat/argo) met zijn tien geboden eten eliyle yemek -GEBOERDE: h, ayaktakımı -GEBOGEN: s, egrili, egilmiş -GEBONDEN: s, 1 bağlı, bağımlı, 2 (v, boek) ciltli, 3 (v, soep) koyu, özlü, een- saus koyu sos, koyu salça -GEBONDENHEID: d, baglanmışlık, bağlılık -GEBOOMTE: h, ağaçlık, agaçlar -GEBOORTE: d, (-n) 1 dogum, doğuş, doğma, van - doguştan, 2 fig/mec asıl, soy, köken, Engelsman van - Ingiliz kökenli -GEBOORTEAANGIFTE: d, (-n) dogum bildirimi -GEBOORTEAKTE: d, (-n) doğum tutanagı -GEBOORTEBEWIJS: h, (...bewijzen) doğum belgesi -GEBOORTEDAG: d, (- en) 1 doğum günü, 2 (verjaardag) yaş günü, dogum günü -GEBOORTEDATUM: d, (- s, ...data) doğum tarihi -GEBOORTEGROND: d, dogum yeri, anavatan -GEBOORTEJAAR: h, (...jaren) dogum yılı, dogum senesi -GEBOORTELAND: h, (- en) vatan, anavatan, anayurt, memleket -GEBOORTEBEPERKING: d, dogum oranını düşürme, dogum kontrolü, doğum sınırlaması, -GEBOORTECIJFER: h, (-s) doğum miktarı, doğum oranı, -GEBOORTEGOLF: d, (...golven) doğum dalgası, doğum oranı artışı -GEBOORTEOVERSCHOT: h, (- ten) nüfus fazlalığı -GEBOORTEREGELING: d, aile planlaması, nüfus düzenlemesi -GEBOORTEREGISTER: h, (-s) nüfus kütüğü -GEBOORTEPLAATS: d, (- en) doğum yeri -GEBOORTERECHT: h, (- en) doğuştan kazanılan hak -GEBOREN: s, doğumlu, doğmuş, doğan, - in 1961 1961 doğumlu, ergens - en getogen zijn doğma büyüme bir yerli olmak, - in Turkije Türkiye doğumlu, een - ... zijn doğma büyüme ... olmak, een - tekenaar zijn doğma büyüme ressam olmak, een - dichter doğuştan şair, yaratılıştan şair -GEBORGENHEID: d, güvenlik, kinderen zoeken - bij hun ouders çocuklar anne ve babalarında güvenlik ararlar -GEBORNEERD: s, dar kafalı, dar görüşlü -GEBOUW: h, 1 inşa, inşaat, yapı, bina, 2 (- en) ev, konak, bina, saray -GEBOUWD: yapılı, fors - iri yapılı -GEBOUWENCOMPLEX: h, (- en) kompleks, bina kompleksi -GEBRAAD: h, kebap, kızartma, kavrulmuş et -GEBRAL: h, palavracılık, farfaracılık, övüngenlik -GEBRAND: s, kavrulmuş, kavrulup hazırlanmış, - e koffie kavrulmuş kahve, - op iets zijn bir şeyin meraklısı olmak, bir şeye meraklı olmak, - zijn door de zon güneşde yanrnak, -GEBREK: h, 1 (tekort) eksiklik, noksanlık, azlık, yetersizlik, darlık, kıtlık, - hebben aan -(y)a/e ihtiyacı olmak, -(d)e eksigi olmak, - aan geld parasızlık, paraca kıt, jur/huk wegens - aan bewijs delil yetersizliğinden, 2 (armoede) yokluk, mahrumiyet, fakirlik, gereksinim, ihtiyaç, 3 (- en) (lichaams-) sakatlık, mağdurluk, (fout) hata, özür, pürüz, bozukluk, -GEBREKKIG: s, z, 1 sakat, kusurlu, özürlü,bozuk, hatalı, 2 (tekort) yetersiz, kafi gelmeyen -GEBRILD: s, gözlüklü -GEBRODDEL: h, üstünkörü iş, yarım yamalak iş -GEBROED: h, ı civcivler, 2 fig/mec ayaktakımı -GEBROEDERS: d, mv/çoğ kardeşler, biraderler -GEBROKEN: s, 1 kırılmış, kırık, parça parça olmuş, dağılmış, het is - kırıldı, kırılmış, 2 (v, taal) kırık dökük, bozuk, -Frans kırık dökük Fransızca, 3 wisk/mat kesirli, een - getal kesirli sayı, 4 bitkin, çökkün, yorgun: - viel hij op een stoel kendini yorgun(ca) sandalyeye attı, ik ben - çok yorgunum, takatim kesildi -GEBROM: h, homurtu, Mırıltı, -GEBRUIK: h, (- en) 1 kullanış, kullanılış, kullanım, - maken van - dan/ - den yararlanmak, faydalanmak, - dan/- den yararlanmak/faydalanmak, (gebruiken) -(y)i kullanmak, geschikt voor huishoudelijk evde kullanıma elverişli, van iemands aanbod - maken birinin teklifini kabul etmek, buiten - stellen kullanım dışı bırakrnak, in - nemen (stellen) kullanmak, hizmete sokmak, kullanmaya başlamak, kullanıma almak, voor dagelijks - günlük kullanım için, 2 ( v, voedsel, tijd) harcama, tüketim, het - van vlees et tüketimi, 3 (gewoonte) alışkanlık, örf, adet, görenek, een plaatselijk - mahalli bir adet, yöresel bir görenek -GEBRUIKELIJK: s, kullanılan, yaygın, (gewoon) alışılmış, alışılagelmiş -GEBRUIKEN: f, g, (gebruikte, h, gebruikt) 1 kullanmak, een geneesmiddel- ilaç kullanmak, geweld - şiddet kullanmak, 2 harcamak, tüketmek, zijn tijd (goed) - zamanını (iyi) kullanmak, (iyi) harcamak, -GEBRUIKER: d, (-s) 1 (erkek) alkolik, esrarkeş, 2 (consument) tüketici, kullanan, tüketimci -GEBRUIKERSVRIENDELIJK: s, kullanışlı, kullanımı zevk veren -GEBRUIKMAKING: d, (- en) kullanma, met - van -(y)i kullanmak üzere, - nin kullanılmasıyla -GEBRUIKSTER: d, (-s) 1 (bayan) alkolik, esrarkeş, 2 (consument) kullanan, tüketimci -GEBRUIKSAANWIJZING: d, (- en) kullanma kılavuzu/tarifesi -GEBRUIKSGOEDEREN: d, mv/çoğ kullanım eşyaları -GEBRUIKSKLAAR: s, kullanıma hazır -GEBRUIKSRECHT: h, jur/huk kullanım hakkı -GEBRUIKSVOORWERP: h, (- en) kullanılan şey -GEBRUIKSWAARDE: d, kullanım degeri -GEBRUIS: h, çaglama, köpürme, kabarma -GEBRUL: h, kükreme, bögürme -GEBUKT: s, - gaan onder iets bir şeyin altında ezilmek, beli bükülmek -GECHARMEERD: d, - zijn van - dan/- den çok etkilenmek, büyülenmek, - nin cazibesine kapılmak, -GECOMMITTEERDE: d, (-n) 1 delege, elçi, temsilci, 2 sınav gözlemcisi -GECOMPLICEERD: s, karışık, karmaşık, een - geval karışık bir durum -GECONCENTREERD: s, 1 yoğun, 2 (ingespannen) konsantre, pür dikkat -GECONSOLIDEERD: s, econ/ekon - e schuld konsolide borçlar, vadesi uzatılmış borçlar -GEDAAGDE: d, (-n) jur/huk davalı, dava edilen -GEDAAN: iets van iemand- krijgen bir işi birine yaptırmak/hallettirmek, birinden bir şeyi koparmak, gedane zaken nemen geen keer olmuşla ölmüşe çare yoktur, atılan ok geri dönmez, -GEDAANTE: d, (- n, - s) şekil, biçim, görünüş, boybos, endam, van - veranderen şekil değiştirmek, onder de - van - nin görüntüsü altında, zich in zijn ware- vertonen gerçek mahiyetini açığa vurmak, gerçek rengini göstermek -GEDAANTEVERANDERING: gedaanteverwisseling d, (- en) biol/biyo başkalaşım, metamorfoz, -GEDAAS: h, saçma gevezelik, çene çalma -GEDACHTE: d, (-n) 1 düşünce, fikir, - n zijn vrij düşünce özgürdür, ik zal het in - houden onu unutmayacağım, hij kwam tot betere - n aklıma daha iyi düşünceler geldi, aklıma daha iyi düşünceler esti, 2 kanı, görüş, van - n wisselen met iemand biri ile görüş alışverişinde bulunmak, iemand tot betere - n brengen birine iyi fikir vermek, iets in (zijn)-(n) nemen bir şeyi göz önüne almak, üzerinde düşünmek, op twee - n hinken iki görüş arasında bocalamak, çelişkide olmak, karar verememek, 3 (denkbeeld) hayal, tasavvur, tasarım -GEDACHTELOOS: s, z, (...lozer, - t) düşüncesiz, aklı kıt, aklı bir karış havada, düşünmeden, hoppaca -GEDACHTELOOSHEID: d, düşüncesizlik -GEDACHTEGANG: d, (- en) düşünce silsilesi -GEDACHTENIS: d, (- sen) hatıra, anı, yad, ter - aan - nin hatırasma, hatırası için -GEDACHTELEVEN: h, düşünce dünyası, fikir alemi -GEDACHTELEZEN: h, uzaduyum, telepati -GEDACHTEOVERBRENGING: d, psych/psik düşünce yönelmesi -GEDACHTESPRONG: d, (- en) düşünce atlaması/değişmesi, een - maken aniden başka bir şey düşünmek -GEDACHTEWERELD: d, (- en) düşünce dünyası/alemi -GEDACHTEWISSELING: d, (- en) fikir teatisi, görüş alışverişi -GEDACHTIG: s, düşünceli, saygıyla düşünen, kulak asarak -GEDAG: - zeggen iyi günler dilemek -GEDECIDEERD: s, tereddütsüz, kararlı, kesin, kati, een - antwoord kesin yanıt -GEDEELD: s, parçalara aynlmış, bölünmüş -GEDEELTE: h, (- n, - s) bölüm, kıslm, parça, bij - n taksitlerle, taksitler halinde, voor een - kısmen -GEDEELTELIJK: s, z, kısmi, kısmen -GEDEGEN: s, (degelijk) sağlam, (diepgaand) esaslı, derin -GEDEGENEREERD: s, soysuzlaşmış, dejenere -GEDEISD: spreekt/kd zich - houden sakin olmak -GEDEKT: s, 1 (beveiligd) korumalı, güvenlikli, 2 hand/tic güvenli, teminat, karşılığı olan, - cheque karşılığı olan çek, teminatlı çek -GEDELEGEERDE: d, (-n) temsilci, delege -GEDENKBOEK: h, (- en) hatıra defteri -GEDENKDAG: d, (- en) (bir şeyin) yıldönümü -GEDENKEN: f, g, (gedacht, h, gedacht) anmak, yad etmek, iemand (iets) - birini (bir şeyi) anmak -GEDENKJAAR: h, (...jaren) anma yılı -GEDENKNAALD: d, (- en) anıt taşı, abide, sütun -GEDENKPENNING: d, (- en) hatıra madalyası -GEDENKPLAAT: d, (...platen) hatıra plaketi, hatıra levhası -GEDENKSCHRIFTEN: d, mv/çoğ hatıralar, hatırat -GEDENKSPREUK: d, (- en) özdeyiş, vecize -GEDENKSTEEN: d, (...stenen) anıt taşı, abide -GEDENKTEKEN: h, (-s) anıt, abide, heykel -GEDENKWAARDIG: s, (- er, - st) anmaya değer, anılır, anılacak, een - gebeurtenis anılacak bir olay -GEDEPORTEERDE: d, (-n) sürgün -GEDEPRIMEERD: s, kasavetli, hüzünlü, keyifsiz, neşesiz -GEDEPUTEERDE: d, (-n) vekil, delege, temsilci -GEDESILLUSIONEERD: s, hayal kırıklığına uğramış -GEDETACHEERD: s, mil/ask müfreze, bir bütünden ayrılmış, geçici bir yere gönderilen, -GEDETAILLEERD: s, ayrıntılı, detaylı, incelikli, derinlemesine -GEDETINEERD: s, tutuklu, gözaltında, nezarette -GEDETINEERDE: d, (-n) tutuklu, mahpus -GEDICHT: h, (- en) şiir, koşuk, manzume -GEDICHTENBUNDEL: d, (-s) şiir demeti, -GEDIENSTIG: s, z, hatırşinas, yardım etmeyi sever, yardıma istekli, işgüzar -GEDIERTE: h, (- n, - s) (bütün) hayvanlar -GEDIJEN: f, gs, (gedijde, h/is gedijd) 1 (hayvan) büyümek, gelişmek, 2 (werk) gelişmek, iyiye gitmek, rast gitmek, başarılı olmak, gestolen goed gedijt niet haram maldan hayır gelmez -GEDING: h, (- en) 1 dava, kort - yıldırım dava, 2 (geschil) ihtilaf, çatışma, 3 (onderwerp) konu, in het - zijn tartışma konusu olmak -GEDIPLOMEERD: s, diplomalı -GEDISTILLEERD: I s, damıtılmış, II h, alkollü içki, -GEDISTINGEERD: s, kibar, nezih, ince, zarif, nazik, medeni -GEDOCUMENTEERD: s, belgeli, belgeye dayalı, delillerle pekitilmiş -GEDOE: h, 1 (bezigheid) bir sürü iş, zahmet, müşkülat, telaş, 2 (drukte) telaş, hareketlilik, koşuşturma -GEDOGEN: f, g, (gedoogde, h, gedoogd) rıza göstermek, karşı koymamak, tolerans göstermek, -GEDONDER: h, gök gürültüsü, gök gürlemesi, daar hebje het-! çattık! hapı yuttuk! daar heb je het - in de glazen şimdi beklenen güçlükler/zorluklar başlıyor -GEDRAG: h, davranış, tavır, tutum, edep, gidişat, hareket, een bewijs van goed - iyihal belgesi, -GEDRAGEN: f, (gedroeg zich, h, zich gedragen) zich - davranmak, hareket etmek, zich - naar de omstandigheden şartlara göre davranmak, zich - slecht kötü davranmak, hij weet zich te - davranmasını biliyor -GEDRAGINGEN: d, mv/çoğ zie/bkz gedrag -GEDRAGSCODE: d, (-s) davranış kuralları, -GEDRAGSLIJN: d, tutum, ilke -GEDRAGSPATROON: h, (...patronen) davranış örüntüsü -GEDRAGSREGEL: d, (- s, - en) davranış normu, davranış kuralı -GEDRAGSPSYCHOLOGIE: d, davranış psikolojisi -GEDRANG: h, 1 yığışma, yığılma, tıkışıklık, 2 (biriken/toplanan) kalabalık, in het - komen sıkışmak, sıkıntıda olmak -GEDREVEN: s, süslü, işlemeli, kakmalı, zie/bkz drijven -GEDROCHT: h, (- en) canavar, hilkat garibesi -GEDRONGEN: s, 1 tıknaz, bodur, kısa boylu, 2 (compact) sıkışık, sık, hıncahınç -GEDRONGENHEID: d, tıknazlık, sıkışıklık, -GEDROOMD: dat had je - rüyanda gör, olmaz -GEDRUIS: h, gürültü, patırtı, gümbürtü -GEDRUKT: s, 1 druk/matb basılı, basılmış, 2 bouwk/mim basık, alçak, 3 (neerslachtig) neşesiz, bezgin, ümitsiz, bağrı yanık, 4 (v, markt) durgun, hareketsiz, talepsiz, -GED. ST.: afk/kıs Gedeputeerde Staten il idaresi, -GEDUCHT: s, z, 1 (ontzaglijk) korkunç, korku verici, 2 (hevig, erg) adamakıllı, müthiş, şiddetli, dehşetli, sert -GEDULD: h, 1 sabır, tahammül, katlanma, katlanış, hazım, 2 sebat, - overwint alles sabır her şeyin üstesinden gelir, sabreden derviş muradına ermiş, mijn - is op sabrım tükendi, met - sabırla, sebatla, iemands - op de proef stellen birinin sabrını denemek -GEDULDIG: s, z, 1 sabırlı, havsalası geniş, hazımlı, tahammüllü, dayanıklı, 2 sebatlı, azimli, azirnkar -GEDUPEERDE: d, (-n) kurban, aldatılan, faka basan -GEDURENDE: ilg, esnasında, boyunca, sırasında, - de oorlog savaş esnasında, - een jaar yıl boyunca, - de vakantie heb ik geen brief geschreven tatil esnasında hiç mektup yazmadım, -GEDURFD: s, cesur, korkusuz, cüretkar, (uitdagend) meydan okuyucu -GEDURIG: s, z, sürekli, devamlı, durmadan, aralıksız, mütemadiyen, ardı arkası kesilmeden, iemand - volgen birini sürekli izlemek -GEDUVEL: h, çekişme, tartışma, hırgür, dalaş -GEDUW: h, itme, dirsekleme -GEDWEE: s, z, (- er, - st) uysal, itaatli, itaatkar -GEDWEEP: h, hayranlık, fanatizm, bayılma -GEDWONGEN: s, z, 1 zoraki olan, doğal olmayan, yapmacık, een - lach zoraki gülüş, 2 kaçınılmaz, zorunlu, zorlamalı, hij deed het - onu zoraki yaptı, -GEEF: d, te - bedava, beleş, het is te - beleştir, bedavadır -GEEIGEND: s, uygun, amaca elverişli -GEEL: I s, (geler, - st) sarı, sarılı, sarıca, een gele kaart sp, sarı kart, het gele ras sarı ırk, de gele koorts sarıhumma, II h, 1 sarı renk, 2 het - van een ei yumurta sarısı -GEELACHTIG: s, sarımtırak, sarımsı -GEELFILTER: d, h, (-s) foto, renk filtresi, sarı ekran -GEELGORS: d, zo, sarıkiraz kuşu -GEELKOPER: h, scheik/kim pirinç, bakır ve çinko alaşımı -GEELWORTEL: d, bot, zerdeçal, hintsafranı -GEELZUCHT: d, med/tıb sarılık, sarılık hastalığı -GEEMANCIPEERD: s, özgürleşmiş, özgür, aynı hakları almış, eşit haklara sahip -GEEMOTIONEERD: s, duygulu, duygusal, met - e stem duygulu bir sesle, -GEEN: I bls, za, hiç, hiçbir, hiçbiri, değil, (hiç) ...degil, - mens hiç kimse, - één bir tane bile (yok), hiç, II bls,1 tanımlık, - recht hebben zo te spreken öyle konuşmaya hakkı olmamak, ik heb - geld hiç param yok, ik heb - geld meer artık param kalmadı, 2 (niet) hij kent - rust dinlenmez, rahat bilmez, dinlenmek bilmez, zij kent - Nederlands hiç Hollandaca bilmiyor, 3 kötü dat is - leven bu hayat mı? -GEENEENS: z, spreekt/kd yine de... yok, hij heeft niet eens (geeneens) een diploma (o kadar okudu vb,) yine de diploması yok, -GEENGAGEERD: s, z, sorumlu, çağını yaşayan ve yansıtan: - e auteurs çağını yaşayan yazarlar, -GEENSZINS: z, asla, hiç, hiç de, kesinlikle, katiyen -GEER: d, (geren) (elbisede) peş -GEEST: d, (- en) 1 ruh, can, tin, de - geven ruhunu teslim etmek, ölmek, de - is gewillig, maar het vlees is zwak insan (iyi niyetine rağmen) zaaflarına yenik düşer, een gezonde - in een gezond lichaam sağlam kafa sağlam vücutta bulunur, tegenwoordigheid van - ruhsal uyanıklık, tegenwoordigheid van - hebben om ... bir şeye uyanık ve tez tepki göstermek, 2 duygu, his, ruh, düşünce, de - van een volk bir halkın ruhu, 3 (vernuft) yaşama gücü, canlılık, 4 (spook) hayalet, peri, hortlak, cin, boze - en kötü ruhlar, je ziet er uit als een - hayalete benziyorsun, 5 (denker) dahi, deha, 6 (vluchtige stof) uçucu madde, öz, ruh, * het staat mij nog voor de - hâlâ hatırımdadır, hâlâ gözlerimin önünde, zich iets voor de - halen bir şeyi gözünün önünde canlandırmak, bir şeyi gözünün önüne getirmek -GEESTDODEND: s, sıkıcı, bunaltıcı, ağır, ruh köreltici -GEESTDRIFT: d, coşku, şevk, ateş, ilham, esin -GEESTDRIFTIG: s, z, coşkulu, hevesli, coşkun, hararetli, ateşli, coşku dolu -GEESTELIJK: s, z, 1 tinsel, ruhi, ruhsal, manevi, - blind zijn ruhsal olarak kör olmak, het - leven ruhsal yaşam, 2 (religieus) dini, ruhani, 3 (in de gedachten aanwezig) düşünsel, zihni, akli, -GEESTELIJKE: d, (-n) papaz, rahip, -GEESTELIJKHEID: d, rahiplik sınıfı, ulema -GEESTENBEZWEERDER: d, (-s) büyücü, muskacı, üfürükçü, cin kovalayıcı -GEESTENRIJK: h, ruhlar alemi -GEESTENWERELD: d, ruhlar alemi -GEESTENZIENER: d, (-s) cin gören, hayalet gören -GEESTESARBEID: d, fikir işi, kafa işi -GEESTESGAVE: d, (-n) zihinsel yetenek -GEESTESGESTELDHEID: d, (...heden) 1 (gemoedstoestand) haleti ruhiye, ruh hali, maneviyat, 2 zihin durumu -GEESTESHOUDING: d, (- en) anlayış, zihniyet, mentalite -GEESTESKIND: h, (- eren) buluş, icat, eser -GEESTESWETENSCHAPPEN: d, mv/çoğ manevi/ruhsal bilimler -GEESTESZIEKE: d, (-n) akıl hastası, ruh hastası, deli, kaçık -GEESTESZIEKTE: d, (- n, - s) akıl hastalığı, ruh hastalığı -GEESTIG: s, z, nükteli, esprili, komik, şakacı -GEESTIGHEID: d, (...heden) nükte, espri -GEESTKRACHT: d, us gücü, zihin kudreti -GEESTRIJK: s, 1 şakacı, esprili, nükteci, nükteli, een - man şakacı bir adam, 2 (v, boek) nükteli, esprili, 3 alkollü, - e dranken çok alkollü içkiler -GEESTVERHEFFEND: geestverheffend s, ruhu yücelten, yüce duygulara ulaştıran -GEESTVERRUIMEND: anarmol şuur oluşturan -GEESTVERRUKKING: d, (- en) kendinden geçme, baygınlık geçirme, -GEESTVERSCHIJNING: d, (- en) hayalet -GEESTVERWANT: d, (- en) kafadar, yoldaş -GEEUW: d, (- en) esneme, esneyiş -GEEUWEN: f, gs, (geeuwde, h, gegeeuwd) esnemek, - van slaap uykudan esnemek -GEEUWERIG: s, esneyen, esneme eğilimli -GEEUWHONGER: d, şiddetli açlık, kurt gibi açlık -GEEXALTEERD: s, aşırı sinirli, gerilimli -GEEXPIREERD: s, bitmiş, sona ermiş -GEFAILLEERDE: d, (-n) batkın, müflis, iflas eden kimse -GEFINGEERD: s, uyduruk, uydurma -GEFLATTEERD: s, 1 çok güzel yapılmış, 2 (gunstig voorgesteld) abartılmış, şişirilmiş -GEFORCEERD: s, yapay, yapmacık, zoraki, eli mecbur -GEFORTUNEERD: s, zengin, varsıl, paralı, para babası -GEGADIGDE: d, (-n) alıcı, talip, istekli -GEGEVEN: I s, verilen, belirli, II h, (-s) veri, bilgi, malumat -GEGIECHEL: h, kıkırtı, kıkır kıkır gülüş -GEGOED: s, (meer -, meest -) zengin, hali vakti yerinde olan, bir eli yagda bir eli balda, -GEGOEDHEID: d, zenginlik, -GEGOLFD: s, fig/mec (haar) dalgalı, (metaal enz,) oluklu -GEGRINNIK: h, sırıtarak gülüş, sırıtma -GEGROEFD: s, yivli, oluklu -GEGROND: s, sağlam temelli, dayanıklı, geçerli, gerekçeli -GEGRONDHEID: d, dogruluk, hakkaniyet -GEHAAID: s, (platl argo) kurnaz, açıkgöz, şeytana pabucu ters giydiren, saman altından su yürüten -GEHAAST: s, hızlı, acele ile -GEHAKT: h, kıyma -GEHALTE: h, (- n, - s) 1 muhteviyat, miktar, oran, değer, het - aan alcohol alkol oranı, eiwit- protein miktarı, 2 fig/mec değer, kıymet, asıl deger -GEHANDICAPT: s, l özürlü, handikap, mağdur, geestelijk - ruhsal dengesi bozuk, -GEHANDICAPTE: d, (-n) handikap, mağdur kimse -GEHARD: s, dayanıklı, sağlam, güçlü, çelik gibi -GEHARDHEID: d, dayanıklılık -GEHARNAST: s, 1 silahlı, zırhlı, silahlanmış 2 (weerbaar) çetin, şiddetli, hararetli, 3 (v, discussie) delilli, sağlam temellere dayanmış -GEHARREWAR: h, hırgür, didişme, hırıltı, çekişme, dırıltı, -GEHASPEL: h, 1 beceriksizlik, acemilik, 2 (moeite) külfet, zahmet, sorun, 3 (geredetwist) dırıltı, hırgür, çekişme -GEHAVEND: s, tahrip olmuş, zarar görmüş, hasarlı -GEHECHT: s, tutkun, bağlı, aan iemand/iets - zijn birine/bir şeye bağlı/tutkun olmak -GEHEEL: I s, heel, II z, tamamen, büsbütün, bütünüyle, tamamıyla, baştan sona, her açıdan, bütün yönleriyle, dat is - anders o tamamen başkadır, III h, (gehelen) bütünü, tamamı, topu, een - vormen bir bütün oluşturmak, in het - niet hiç -GEHEELONTHOUDER: d, (-s) yeşilaycı, içki kullanmayan kimse -GEHEID: s, 1 (muurvast) sapasağlam, demir gibi, 2 (onmiskenbaar) kaçınılmaz, kesinlikle, mutlak, -GEHEIM: I s, z, (heimelijk) gizli, saklı, el altından, mahrem, de - e politie gizli polis, het moet - blijven gizli kalmalı, II h, (- en) 1 giz, sır, in het - gizlice, gizli olarak, el altından, publiek - herkesçe bilinen sözde sır, het - van de smid meslek sırrı, üstat sırrı, 2 (zaak die geheim is) gizli iş, dolap, 3 gizli güç, -GEHEIMHOUDEN: f, g, (hield geheim, h, geheimgehouden) gizlemek, saklamak, gizli tutmak, açığa vurmamak -GEHEIMHOUDING: d, sır tutma, gizleme -GEHEIMSCHRIFT: h, (- en) şifre, şifreli yazı, gizli yazı, brief in - şifreli mektup -GEHEIMTAAL: d, (...talen) şifreli dil, başkasına muamma dil -GEHEIMZINNIG: s, z, esrarengiz -GEHEIMZINNIGHEID: d, (...heden) esrarengizlik, sırrılılık, -GEHELMD: s, miğferli, tolgalı -GEHEMELTE: h, (- n,- s) damak, het harde - sert damak, het zachte - yumuşak damak -GEHEUGEN: h, 1 hatıra, bellek, zihin, 2 (herinneringsvermogen) hatırlama gücü, een - als een gamaal zayıf bir hafiza, unutkan bir akıl, 3 (-s) comp/komp hafıza, bellek -GEHEUGENSTEUNTJE: h, (-s) hatırlama rehberi -GEHEUGENSTOORNIS: d, (- sen) hafıza zayıflığı/hastalığı -GEHEUGENVERLIES: h, hafıza kaybı, -GEHEUGENZWAKTE: d, hafıza zayıflığı -GEHOEST: h, öksürme, öksürük -GEHOOR: h, 1 işitim, duyma, işitme, 2 işitim yetenegi: een fijn - ince bir işitme yeteneği olmak, 3 ilgi, dikkat, een gretig - vinden çok ilgi görmek, 4 (toehoorders) dinleyiciler, 5 ten gehore brengen muz/müz çalmak, icra etmek, ik kreeg geen - a) (bij de deur) kimse gelmedi, b) (bij telefoon) cevap alamadım, op het - spelen kulaktan dolma çalmak -GEHOORAFSTAND: d, (- en) işitme mesafesi/uzaklığı, duyma mesafesi, -GEHOORAPPARAAT: ( apparaten) işitme cihazı, -GEHOORGANG: d, (- en) anat, kulak yolu -GEHOORGESTOORD: s, sağır, işitim bozuklu -GEHOORND: s, boynuzlu -GEHOORORGAAN: h, (...ganen) işitme organı -GEHOORSTOORNIS: d, (- sen) işitme bozukluğu, -GEHOORWEG: d, (- en) anat, kulak yolu -GEHOORZAAL: d, (...zalen) konferans salonu -GEHOORZAAM: s, itaatli, söz dinler, yumuşak başlı, uysal, uslu, mum gibi, mülayim -GEHOORZAAMHEID: d, itaat, boyun eğme, uysallık, mülayimlik -GEHOORZAMEN: f, gs, (gehoorzaamde, h, gehoorzaamd) itaat etmek, itaatli olmak, baş eğmek, -GEHORIG: s, ses geçirir -GEHOUDEN: s, (yasal) zorunlu, - zijn om (tot) iets bir şeyi (yapmaya) zorunlu olmak, -(y)i yapması beklenilmek -GEHUCHT: h, (- en) küçük köy, kilisesiz köy -GEHUICHEL: h, ikiyüzlülük, riyakârlık, -GEHUICHELD: s, riyakâr, ikiyüzlü, sahte, - e tranen sahte göz yaşları -GEHUIL: h, ağlama, ağlayış -GEHUMEURD: s, goed- iyi huylu -GEHUWD: s, evli, - e staat evlilik durumu -GEI: d, (- en) scheep/den istinga, yelkenleri toplama halatı -GEIGERTELLER: d, (-s) nat/fiz radyoaktivite ölçer -GEIJKT: s, 1 (gewicht, metaal) damgalı, ayarlı, 2 fig/mec genel, geçerli, een - e term genel ifade, geçerli tabir -GEIL: I s, 1 şehvetli, kösnül, istekli, kızgın, uçarı, 2 (v, grond) verimli, bitek, II h, med/tıb sperma -GEILEN: f, gs, (geilde, h, gegeild) - op (naar) -(y)a/e cinsel istek duymak, şevk duymak -GEIN: d, volkst/hd gırgır, nükte, şaka, espri, latife -GEINIG: s, latif, şakacı, hoş, şen, neşeli -GEINSPIREERD: s, esin dolu, esinlenmiş, coşkulu -GEINTERESSEERD: s, 1 (vol interesse) ilgili, ilgi gösteren, 2 (belanghebbend) ilgili -GEISHA: d, (-s) geyşa, konuk ağırlayan Japon kadını -GEISER: d, (-s) 1 sıcak su ocağı, 2 (toestel) şofben, -GEISOLEERD: s, yalıtık, izole -GEIT: d, (- en) keçi, de kool en de - willen sparen ne şiş yansın ne kebap, iki tarafıda hoşnut etmeğe çalışmak -GEITENBREIER: d, (-s) spreekt/kd aptal ve beceriksiz kimse -GEITENKAAS: d, keçi peyniri -GEITENMELK: d, keçi sütü -GEJAAGD: s, z, aceleci, telaşlı, sinirli -GEJAAGDHEID: d, telaş, sinir gerginliği -GEJAMMER: h, şikayetçilik, sızlanma -GEJOEL: h, çığlık, yaygara, bağrış -GEJUICH: h, sevinç çığlığı -GEK: I s, z, (- ker, - st) 1 (krankzinnig) deli, kaçık, çılgın, bir tahtası eksik, deli gibi, delice, aptalca, voor - staan rezil olmak, gülünç duruma düşmek, - worden delirmek, çıldırmak, 2 (onzinnig) zırva, saçma: een - ke film zırva bir film, 3 (raar) acayip, garip, tuhaf, een - geval garip bir durum, zo iets - s öyle garip bir şey, (belachelijk) gülünç, komik, dat is niet - fena fikir değil, iyi fikir, fena değil, 4 (dol op) düşkün, fışık, mecnun, divane, - zijn op iemand birine mecnun olmak, - zijn op iets bir şeye bayılmak, 5 fena, pek çok: het is niet zo - duur pek pahalı değil, II d, (- ken) deli, kudurmuş, tımarhanelik, üşütük, aptal, elke - heeft zijn gebrek Hatasız kul olmaz, te -, Harika! şahane! Çok iyi! wat de - ervoor geeft rasgele bir müşteri ne verirse, parası önemli değil, dat is van de - ke olacak gibi değil, çok gülünç, delilik bu, zich van de - ke houden bir şey bilmiyormuş gibi davranmak, een halve - yarı kaçık, iemand voor de - houden birini enayi yerine koymak, birini makaraya almak, birini kandırmak, de - steken met iemand/ iets biriyle/bir şeyle dalga geçmek, alay etmek, een - kan meer vragen dan tien wijzen kunnen beantwoorden Bir deli bir kuyuya taş atar, bin akıllı çıkaramaz, iemand voor - zetten birini gülünç duruma düşürmek -GEKAMD: s, tepeli, ibikli, taçlı -GEKANKER: h, dırdır, homurtu, dırıltı -GEKANT: s, - zijn tegen iets bir şeye cidd itirazı olmak, bir şeye karşı olmak -GEKARTELD: s, çentikli -GEKHEID: d, 1 delilik, çılgınlık, 2 (...heden) şaka, espiri, muziplik, alle - op een stokje şakayı bırakalım, şaka bir yana -GEKKEN: f, gs, (gekte, h, gegekt) şaka yapmak, takılmak, şakalaşmak -GEKKENGETAL: h, (...getallen) on bir sayısı -GEKKENHUIS: h, (...huizen) tımarhane, akı hastahanesi -GEKKENWERK: h, fig/mec deli işi -GEKKIGHEID: d, (...heden) delilik, zırzopluk, zırvalık, -GEKKO: d, (-s) zo, bir tür kertenkele -GEKLAAG: h, sızlanma, şikayetlenme, yakınma -GEKLEED: s, giyinik, giyinmiş, elbiseli, dat staat - istenildiği gibi -GEKLETS: h, gevezelik, lakırtı -GEKLEURD: s, renkli, er - op staan göze batmak, dikkat çekmek -GEKNIPT: s, - voor iets zijn bir şeye biçilmiş kaftan olmak, çok münasip olmak -GEKNOEI: h, acemice iş, beceriksiz iş, kaba saba iş, toy işi -GEKRABBEL: h, 1 kaşıma, tırmalama, çizme, tırnaklama, 2 (schrift) karalama -GEKRIOEL: h, kaynaşma, karınca gibi kaynaşma -GEKROESD: s, kıvrık, kıvrılmış, kıvırcık -GEKSCHEREN: f, gs, (gekscheerde, h, gegekscheerd) şakalaşmak, şaka yapmak -GEKTE: d, spreekt/kd, çılgınlık, delilik -GEKUNSTELD: s, z, yapay, yapmacık, suni, sahte -GEKUNSTELDHEID: d, yapaylık, yapmacıklık, taklitçilik -GEKWALIFICEERD: s, 1 (persoon) ehliyetli, kalifiye, liyakatli, - e personen kalifiye kimseler, 2 sınırlı: - e meerderheid sınırlı çoğunluk, mukayyet ekseriyet, 3 jur/huk mürekkep, iki veya daha fazla şeyin karışmasından meydana gelmiş, birleşik, - e diefstal mürekkep hırsızlık -GEL: d, jeli, saç dikleştirici madde -GELAAGD: s, katmanlı, tabaka tabaka, tabakalardan oluşmuş -GELAARSD: s, çizmeli -GELAAT: h, (...laten) yüz, çehre, surat -GELAATKUNDE: d, fizyonomi -GELAATSKLEUR: d, yüz rengi, beniz -GELAATSNET: h, (- ten) mil/ask yüz kamuflaj filesi -GELAATSTREKKEN: d, mv/çoğ yüz çizgileri -GELAATSUITDRUKKING: d, (- en) yüz ifadesi -GELACH: h, gülüş, gülme -GELADEN: s, 1 yüklü, dolu, doldurulmuş, 2 gerilimli, een - atmosfeer gerilimli, -GELAG: h, I (- en) hesap, masraf, het - betalen a) hesabı ödemek, b) fig/mec başkasının cezasını çekmek II h, het is een hard - zor ve zorunlu bir durum -GELAGKAMER: d, (-s) bar, -GELANG: I naar - -(y)a/e göre, naar - (van) het seizoen sezona göre, naar - de kwaliteit kaliteye göre, II bağ, - dıkça, naar - wij verder in het zuiden kwamen, werd het warmer güneye yaklaştıkça hava ısınıyordu -GELASTEN: f, g, (gelastte, h, gelast) emretmek, buyurmak, iemand iets - birine bir şeyi emretmek, buyurmak -GELASTIGDE: d, (-n) vekil, temsilci -GELATEN: z, pasifçe, bir şey demeden, karşı koymadan, teslimiyet göstermişçesine -GELATINE: d, jelatin -GELD: h, (- en) 1 para, contant - nakit para, - doet alle deuren open paranın açmayacağı kapı yoktur, altın anahtar her kapıyı açar, geen - hebben beş parası olmamak, klein - bozuk para, - in het water gooien parayı suya/sokağa atmak, parasını çarçur etmek, - in het laatje brengen para getirmek, para kazandırmak, - moet rollen para dediğin el kiridir, para harcanmak içindir, - over de balk smijten su gibi para harcamak, parayı sokağa atmak, har vurup harman savurma, - sparen para biriktirmek, - in iets steken bir şeye para yatırmak, - stinkt niet paranın nereden geldiği önemli değildir, üzümünü ye bağını sorma, - heeft vleugels para dediğin el kiridir, - hebben als water su gibi parası olmak, voor geen - (ter wereld) iets doen bir şeyi asla/hiç yapmamak, voor hetzelfde - aynı şekilde/ölçüde, geen - geen Zwitsers parayı veren düdüğü çalar, 2 fiyat, kinderen betalen half - çocuklar yarı fiyat öderler, entree- giriş fiyatı, les- ders parası, 3 (loon) ücret, maaş, 4 bedel, eder, para, bloed- kan bedeli, -GELDAUTOMAAT: d, (...automaten) para, otomatı -GELDBEDRAG: h, (- en) para miktarı/tutarı -GELDBELEGGING: d, (- en) sermaye yatırma, faize yatırma -GELDBOETE: d, (- n, - s) para cezası -GELDCRISIS: d, (...crises, - sen) para krizi -GELDELIJK: s, z, parasal, para ile ilgili, mali, - e schade mali zarar, iemand - steunen birini parasal olarak desteklemek -GELDEN: f, gs, (gold, h, gegolden) 1 (v, kracht zijn) geçmek, geçerli olmak, muteber olmak, artikel drie kan hier niet - üçüncü madde buraya uygulanamaz, geçerli olamaz, salariskorting geldt voor alle ambtenaren ücret kısıtlaması bütün memurlar için geçerlidir, 2 (meetellen), sayılmak, dat schot geldt niet o vuruş sayılmaz, 3 (kosten) değmek, değerinde olmak, - voor - nin değerine sahip olmak, - nin değerinde olmak -GELDERLAND: Gelderland, Hollandanın bir eyaleti, -GELDGEBREK: h, parasızlık, para sıkıntısı, para darlığı -GELDGEVER: d, (-s) finanse eden, para veren -GELDHANDEL: d, para ticareti, bankacılık -GELDHANDELAAR: d, (- s, ...laren) para simsarı, tefeci, para tüccarı -GELDIG: s, geçer, geçerli, muteber, (aannemelijk) kabul görür -GELDIGHEID: d, geçerlilik, muteberlik -GELDIGHEIDSDUUR: d, geçerlilik süresi -GELDING: d, yürürlük, geçerlik, geçerli olma, yürürlükte olma, -GELDINGSDRANG: d, psych/psik kendini gösterme arzusu -GELDINZAMELING: d, (- en) para toplama -GELDKLOPPERIJ: d, kazıklama, kazıkçılık -GELDKWESTIE: d, (-s) para meselesi, para konusu, mali sorun, -GELDLENING: d, (- en) (faizle) para çekme, borç alma -GELDMARKT: d, (- en) para piyasası, borsa, -GELDMIDDELEN: d, mv/çoğ para ve para yerine geçen şeyler -GELDNOOD: d, para gereksinimi, para ihtiyacı -GELDONTWAARDING: d, (- en) devalüasyon paranın değerini düşürme -GELDSCHAARSTE: d, para darlığı, parasızlık, para kıtlığı -GELDSCHIETER: d, (-s) para veren, finanse eden, sermayedar, tefeci -GELDSOM: d, (- men) para miktarı, meblağ, -GELDSTRAF: d, (- fen) para cezası -GELDSTROOM: d, (...stromen) para akışı -GELDSTUK: h, (- ken) demir para -GELDSWAARDE: d, para değeri, parasal değer, bedel -GELDVERKEER: h, para trafiği, para giriş çıkışı -GELDVERLEGENHEID: d, hand/tic para sıkıntısı, maddi sıkıntı -GELDVERSPILLING: d, (- en) para israfı, parayı çarçur etme -GELDWEZEN: h, para işleri, finansman işleri, -GELDWINNING: d, para kazanma -GELDZORGEN: d, mv/çoğ para sorunu, para sıkıntısı, parasızlık -GELDWOLF: d, (...wolven) para kurdu, par hırslı, para hastası/delisi -GELDZAAK: d, (...zaken) 1 para işi, 2 para ile biten iş -GELDZUCHT: d, para hırsı -GELEDEN: z, önce, het is een maand - bir ay önceydi, kort - kısa bir süre önce -GELEDEREN: d, mv/çoğ (gelid) 1 eklem, mafsal, 2 mil/ask saf, sıra, dubbele gelederen çift sıra, uit het - treden saftan çıkmak -GELEDING: d, (- en) 1 eklem bağlantısı, 2 (lid, onderdeel) uzuv, örgen -GELEED: s, eklemli, gelede dieren eklemli hayvanlar -GELEEDPOTIGEN: d, mv/çoğ eklembacaklılar -GELEERD: s, 1 bilgili, okumuş, 2 dat is me te - hiç anlamam, bana çok karışık geliyor -GELEERDE: d, (-n) bilgin, alim -GELEGEN: s, 1 (liggend) yerleşmiş, bulunan, 2 uygun, münasip: dat komt mij niet - bana uygun değil, benim iç uygun gelmiyor, 3 er is mij veel aan - benim için çok önemlidir, zich aan iemand (iets) - laten liggen biriyle (bir şeyle) ilgilenmek -GELEGENHEID: d, (...heden) 1 (kans, mogelijkheid) fırsat, şans, imkan, bij deze - bu fırsatla, bu vesileyle, bij de eerste - ilk fırsatta, bij - van zijn huwelijk evliliği vesilesi ile, de - maakt de dief bal tutan parmağını yalar, iemand de - geven/iemand in de - stellen birine imkan/fırsat tanımak, de - hebben (om)... (- meye) fırsatı olmak, op eigen - kendi imkanınızla, - voorbij laten gaan fırsatı kaçırmak, 2 (ruimte) yer, boşluk, er was - om te dansen dans edilecek yer vardı, 3 (inrichting) kook- yemek pişirme yeri, een zekere - tuvalet, W,C, 4 hal, durum, bij feestelijke gelegenheden şölenle ilgili hallerde -GELEIBRIEF: d, (...brieven) mal gönderme belgesi, (douanepapier) gümrük ruhsatı -GELEID: s, güdümlü, - e economie güdümlü ekonomı, - e wapens güdümlü silahlar -GELEIDE: h, 1 refakat, eşlik, rehberlik, kılavuzluk, onder - van - nin himayesinde, - nin eşliğinde, 2 eşlik edenler, konvoy -GELEIDEHOND: d, (- en) (körlere) kılavuz köpek -GELEIDELIJK: s, z, - aan yavaş yavaş, gittikçe, ağır ağır, azar azar, aşamalı -GELEIDELIJKHEID: d, aşamalı gelişme -GELEIDEN: f, g, (geleidde, h, geleid) 1 eşlik etmek, kılavuzluk etmek, refakat etmek, yol göstermek, een meisje naar het altaar - bir kızla evlenmek, 2 (elektrik) geçirmek, iletmek, koper geleidt electriciteit bakır elektriği geçirir -GELEIDER: d, (-s) 1 rehber, kılavuz, 2 elek, iletken, warmte- ısı iletkeni -GELEIDING: d, 1 iletme, geçirme, 2 (- en) iletken kablo -GELEIDSTER: d, (-s) (bayan) refakatçi -GELETTERD: s, eğitim görmüş, çok okumuş, een - man okumuş adam, fig/mec mürekkep yalamış -GELETTERDE: d, (-n) aydın, edip, edebiyatçı, okumuş -GELID: h, (gelederen) 1 eklem, mafsal, 2 mil/ask saf, sıra, dubbele gelederen çift sıra, uit het - treden saftan çıkmak -GELIEFD: s, (- er, - st/ meer -, meest -) 1 (bemind) sevgili, sevilen, 2 (dierbaar) beğenilen, gözde, 3 (veel gevraagd) tutulan, istenen, aranan -GELIEFDE: d, (-n) 1 sevgili, yâr, dost, 2 d, mv/çog (verwanten) yakın akrabalar, mijn - n yakın akrabalarım -GELIEFKOOSD: s, çok sevilen, çok gözde, beğenilen, -GELIEVEN: d, I mv/çoğ aşıklar, kumrular, sevgililer II u gelieve te zenden lütfen gönderiniz, -GELIG: s, sarımtırak, sarımsı, een - e kleur sarımtırak bir renk -GELIJK: I s, 1 (meer -, meest -) eşit, voor de wet zijn alle burgers - yasalar karşısında herkes eşittir, ze zijn - in grootte aynı büyüklükteler, - van hoogte aynı (eşit) yükseklikte, 2 (onverschillig) aynı, farksız, dat is mij - benim için aynıdır, 3 (v, uurwerk) doğru, is uw horloge -? saatiniz doğru mu? 4 (effen) düz, müsavi, II z, 1 (tegelijkertijd) aynı anda, aynı zamanda, hemen, derhal, direkt, tam o anda, 2 (op gelijke wijze) aynı şekilde, aynı biçimde, aynı tarzda, - gekleed aynı giyinik, 3 (gelijkmatig) eşitçe, eşit olarak, aynı derecede, sp, - spelen berabere oynamak, III h, je hebt - haklısın, daar heb je - in o konuda haklısın -GELIJKBENIG: s, geom, ikizkenar -GELIJKE: d, (-n) akran, yaşıt, -GELIJKELIJK: z, eşit olarak, eşitçe, aynı ölçüde -GELIJKEN: I f, g, (geleek, h, geleken) vero/eski çekmek, dejongen gelijkt (naar) zijn vader oğlan babasına çeker, II gs, (-, -) - op benzemek, aynı olmak, -GELIJKENIS: d, (- sen) 1 benzerlik, - vertonen met ile benzerlik göstermek, 2 (verhaal) benzetmeli hikaye, mesel, -GELIJKGERECHTIGD: s, eşit haklara sahip, eşit haklı -GELIJKGERICHT: s, aynı yönde, aynı yöne yönelmiş -GELIJKGESTEMD: s, hemfikir, kafadar -GELIJKGEZIND: s, hemfikir, aynı görüşlü, kafadar, kafa dengi -GELIJKHEID: d, 1 eşitlik, 2 (v, karakter enz,) benzerlik, aynılık -GELIJKKOMEN: f, gs, (kwam gelijk, is gelijk gekomen) sp, - met ile eşit hale gelmek, beraberlik elde etmek -GELIJKLIGGEN: f, gs, (lag gelijk, h, gelijkgelegen) eşit olmak, aynı seviyede olmak -GELIJKLOPEN: f, gs, (liep gelijk, h, gelijkgelopen) 1 (saat) doğru gitmek/olmak, aynı gitmek, mijn horloge loopt gelijk saatim doğru gidiyor, 2 (dezelfde richting volgen) paralel gitmek/olmak, 3 (horizontaal zijn) yatay olmak -GELIJKLUIDEND: s, 1 eşsesli, - e woorden eşsesli sözcükler, 2 (v, dezelfde inhoud) aynı anlamlı, aynı içerikli, anlamdaş -GELIJKMAKEN: f, g, (maakte gelijk, h, gelijkgemaakt) 1 eşitlemek, farkı gidermek, 2 (effenen) düzlemek, tesviye etmek, alles met de grond - her şeyi yerle bir etmek -GELIJKMAKER: d, sp, beraberlik sayısı/puanı -GELIJKMAKING: d, eşitleme -GELIJKMATIG: s, z, eşit, aynı, bir karar üzere, düzenli, eşit olarak, muntazam, dengeli -GELIJKMOEDIG: s, z, soğukkanlı, istifini bozmadan, serinkanlı -GELIJKMOEDIGHEID: d, soğukkanlılık, serinkanlılık -GELIJKNAMIG: s, adaş, aynı adlı, twee - e personen iki adaş -GELIJKRICHTER: d, (-s) elek, Elektirik akımını doğru veye dalgalı akıma çeviren alet, redresör, -GELIJKSCHAKELEN: f, g, (schakelde gelijk, h, gelijkgeschakeld) 1 elek, seri bağlamak, 2 koordine etmek, eşgüdüm sağlamak -GELIJKSOORTIG: s, aynı türden, aynı cinsten, cinsteş -GELIJKSOORTIGHEID: d, aynı cinstenlik -GELIJKSPEL: h, berabere oyun, de wedstrijd eindigde in - maç berabere bitti -GELIJKSPELEN: f, g, (speelde gelijk, h, gelijk gespeeld) berabere kalmak, berabere oynamak, -GELIJKSTAAN: f, gs, (stond gelijk, h, gelijkgestaan) - met ile aynı tutulmak, eşit tutulmak, aynı olmak -GELIJKSTELLEN: f, g, (stelde gelijk, h, gelijkgesteld) aynı tutmak, eş tutmak, aynı seviyede görmek, iemand met een ander - birini diğeri ile aynı tutmak -GELIJKSTROOM: d, (...stromen) elek, doğru akım -GELIJKTEKEN: h, (-s) eşit işareti -GELIJKTIJDIG: I s, eşzamanlı, zamandaş, çağdaş, aynı çağdan, - e schrijvers çağdaş yazarlar, II z, aynı zamanda, aynı anda -GELIJKTIJDIGHEID: d, eşzamanlılık, zamandaşlık -GELIJKTREKKEN: f, g, (trok gelijk, h, gelijkgetrokken) 1 çekip düzeltmek, 2 (v, lonen enz,) aynı seviyeye getirmek, eşitlemek -GELIJKVLOERS: s, z, yerle aynı seviyede, yerle bir -GELIJKVORMIG: s, benzer, aynı şekilde, görünüşte aynı -GELIJKWAARDIG: s, eşdeğerli, eşdeğer, aynı kıymette, başa baş -GELIJKWAARDIGHEID: d, eşdeğerlilik, -GELIJKZETTEN: f, g, (zette gelijk, h, gelijkgezet) (saat) aynı ayarlamak, aynı kurmak -GELIJKZIJDIG: s, eşkenar, twee - e driehoeken iki eşkenar üçgen -GELIK: h, yağcılık, dalkavukluk, piyazcılık -GELOFTE: d, (-n) ant, de - doen ant içmek -GELOOF: h, (geloven) 1 (dini) inanç, itikat, iman, 2 inanma, geen - hechten aan iemands woorden birinin sözlerine inanmamak -GELOOFSARTIKEL: h, (- en, - s) dinin şartı, imanın şartı, dinin temel esasları -GELOOFSBELIJDENIS: d, (- sen) dini vecibe, -GELOOFSBRIEF: d, (...brieven) (diplomata) güven mektubu -GELOOFSGENOOT: d, (- noten) dindaş -GELOOFSIJVER: d, dini yayma ve savunma çabası -GELOOFSLEER: d, dini doktrin -GELOOFSOVERTUIGING: d, itikat, iman, dini kanaat -GELOOFSVERZAKING: d, (- en) dinden dönme, din değiştinne -GELOOFSVRIJHEID: d, din özgürlüğü, din serbestisi, vicdan hürriyeti -GELOOFWAARDIG: s, (- er, - st) inanılır, güvenilir, güvene layık -GELOOFWAARDIGHEID: d, güvenirlik, inanırlık -GELOVEN: I f, gs, (geloofde, h, geloofd) 1 (vertrouwen op) inanmak, güvenmek, iemand op zijn woorden - birine sözlerinden dolayı güvenmek, 2 (gelovig zijn) iman etmek, inanmak, itikat etmek, in spoken - hayaletlere inanmak, - in God Allaha inanmak, II g, 1 zijn ogen niet kunnen - gözlerine inanamamak, geen woord van iets - tek kelimesine bile inanmamak, 2 (denken) sanmak, zannetmek, düşünmek, tahmin etmek, je kunt niet - hoe ... nasıl ... - dığına inanamazsın, het is, geloof ik, twee uur sanırım saat iki -GELOVIG: s, z, dindar, dini bütün, iman sahibi, inançlı, dinine kuvvetli, mümin, -GELOVIGE: d, (-n) mümin, dindar, dini bütün kimse -GELUI: h, çan sesi, çıngırtı -GELUID: h, (- en) 1 ses, seda, 2 (herrie) gürültü, lege vaten geven het meeste - boş fıçılar iyi öter, geen - geven gık dememek, ağzını açmamak, sneller dan het - sesten hızlı -GELUIDDEMPEND: s, ses boğucu, ses hafifleten -GELUIDDEMPER: d, (-s) susturucu -GELUIDDICHT: s, ses geçirmez -GELUIDLOOS: s, sessiz, ses yapmayan -GELUIDMONTAGE: d, ses montaj -GELUIDSBAND: d, (- en) ses bandı -GELUIDSBARRIERE: d, tech/tek ses duvarı -GELUIDSBRON: d, (- nen) ses kaynağı -GELUIDSDRAGER: d, (-s) ses taşıyıcı -GELUIDSEFFECT: h, (- en) ses etkisi -GELUIDSFILM: d, (-s) sesli film -GELUIDSGOLF: d, (...golven) nat/fiz ses dalgası -GELUIDSHINDER: d, gürültü sorunu -GELUIDSINSTALLATIE: d, (-s) ses cihazı -GELUIDSISOLATIE: d, ses izolasyonu -GELUIDSKWALITEIT: d, (- en) ses kalitesi -GELUIDSOPNAME: d, ses kaydı -GELUIDSOVERLAST: d, gürültü sorunu -GELUIDSSNELHEID: d, ses hızı -GELUIDSSTERKTE: d, (-n) ses şiddeti -GELUIDSTECHNICUS: d, (...technici) ses teknisyeni -GELUIDSVERSTERKER: d, (-s) ses yükselticisi, -GELUIDSVOLUME: h, ses tonu, -GELUIDSWAGEN: d, (-s) ses cihazlı araba -GELUIDSWAL: d, ses suru, ses seti -GELUIDSWEERGAVE: d, (-n) ses reprodüksiyonu -GELUIDSWEERKAATSING: d, (- en) ses yansıması -GELUIMD: s, goed (slecht) - iyi (kötü) huylu -GELUK: h, 1 (aangenaam gevoel) mutluluk, saadet, bahtiyarlık, dagen vol - mutluluk dolu günler, 2 (kans) şans, talih, uğur, başarı, - brengen uğur getinnek, zijn - beproeven şansını denemek, het - hebben şansı o1mak, talihli o1mak, het - is met de dommen şans aptala güler, geen - hebben şanssız o1mak, şansı o1mamak, - ermee! başanlar! dat is een - bij een ongeluk buna da şükür, işte bu acıyı hafifletti, zijn - niet op kunnen mutluluktan dört köşe olmak, hij mag nog van - spreken şansı varmış da konuşuyor, ucuz atlattı, dat is meer - dan wijsheid büyük şans, akıldan ziyade bir şans, 3 vero/eski kader, talih, kısmet, baht, het blinde - kör talih -GELUKKEN: f, gs, (gelukte, is gelukt) iyi bitmek, iyi sonuçlanmak, rast gelmek, rast gitmek, -GELUKKIG: s, z, 1 (v, gevoel) mutlu, mesut, huzurlu, bahtiyar, memnun, - niet! şükürler o1sun! iyi ki! (öyle değil), een - huwelijk mutlu bir evlilik, hij is - getrouwd mutlu bir evlilik yaptı, een - leven mutlu bir yaşam, de - ste dag van mijn leven hayatımın en mutlu günü, 2 (v, kans) şanslı, uğurlu, talihli, kısmeti açık, - in het spel zijn oyunda şanslı o1mak, - in het spel, ongelukkig in de liefde kumarda kazanan, aşkta kaybeder, zij voelde zich - kendini mutlu hissetti, -GELUKSBODE: d, (-n) müjdeci, muştu -GELUKSKIND: h, (...kinderen) şanslı çocuk -GELUKSNUMMER: h, (-s) uğur sayı(sı) -GELUKSPOPPETJE: h, (-s) maskot -GELUKSSPEL: h, (...spelen) şans oyunu -GELUKSTELEGRAM: h, (- men) kutlama telgrafı -GELUKSVOGEL: d, (-s) şanslı biri/kimse, hij is een echte - şanslı biridir, anası kadir gecesinde doğurmuş -GELUKWENS: d, kutlama, tebrik -GELUKWENSEN: f, g, (wenste geluk, h, gelukgewenst) - met - de mutluluk dilemek, -(y)i kutlamak, tebrik etmek -GELUKZALIG: s, bahtiyar, mesut -GELUKZALIGHEID: d, (...heden) (dini) yüce mutluluk, ebedi saadet, sonsuz mutluluk, bahtiyarlık, -GELUKZOEKER: d, (-s) maceraperest, serüvenci, maceracı -GEMAAKT: s, z, yapay, yapma, suni, yapılmış, yapmacık, - e kleren hazır elbiseler, - lachen yalandan, yapmacık gülmek, -GEMAAL: d, I (gemalen) (echtgenoot) koca, II h, (gemalen) 1 (het malen) öğütme, çekme, 2 (pomp) akaçlama pompası, arazi suyu çekme pompası -GEMACHTIGDE: d, (-n) vekil -GEMAK: h, 1 (kalmte) sakinlik, ferahlık, (rust) huzur, rahat, met - drinkt hij drie kopjes koffie ferahça üç fincan kahve içiyor, op zijn - zijn sakin olmak, sakinliği üstünde o1mak, op zijn - huzur içinde, rahat, sakin, iemand op zijn - stellen (zetten) birini rahatlamak doe het op uw - rahatına bak, hou je - sakin ol, gürültü çıkarma, 2 (- ken) (gerief) konfor, ko1aylık, imkan, van alle (moderne)- ken voorzien bütün (modern) ko1aylıklara haiz -GEMAKKELIJK: I s, 1 ko1ay, eziyetsiz, külfetsiz, zahmetsiz, 2 (gerieflijk) kullanışlı, elverişli, rahat, rahatlık veren, 3 (persoon) esnek, uyumlu, hij is niet - hoor! pek uyumlu biri değildir! çetin ceviz! II z, rahat, zahmetsizce, kolayca, -GEMAKSHALVE: z, rahatlık o1sun diye, rahatlık için -GEMAKZUCHT: d, rahat düşkünlüğü -GEMAKZUCHTIG: s, rahat düşkünü, işin kolayına kaçan, tembel -GEMALIN: d, (- nen) vero/eski bayan eş, refika -GEMANIERD: s, edepli, görgülü, iyi tavırlı -GEMANIEREERD: s, artistik, yapmacık, yapma tavırlı -GEMARTEL: h, işkence, eziyet -GEMASKEERD: s, maskelenmiş, gizlenmiş, örtülmüş -GEMASKERD: s, maskeli, - e dieven maskeli hırsızlar, een - bal maskeli balo -GEMATIGD: s, z, ılıman, ölçülü, ılımlı, - spreken ılımlı konuşmak -GEMATIGDHEID: d, ılım, ılımlılık, ölçülülük -GEMBER: d, bot, zencefil -GEMBERBIER: h, zencefilli bira -GEMEEN: I s, z, (gemener, - st) 1 (niet eerijk, vals) alçak, adi, bayağı, rezil, hain, pis, iğrenç, een gemene streek adilik, adi numara, 2 (gemeenschappelijk) ortak, müşterek, wisk/mat een gemene deler ortak bölen, de grootste gemene deler en büyük ortak bölen, II het gemene volk halk tabakası -GEMEEND: s, gerçek, ciddi, içten, samimi, - e belangstelling ciddi ilgi -GEMEENGOED: h, kamu malı, amme malı, ortak mal -GEMEENHEID: d, (...heden) bayağılık, adilik, alçaklık, itlik -GEMEENPLAATS: d, (- en) klişe, beylik laf, beylik lakırdı -GEMEENSCHAP: d, 1 ortaklık, müştereklik, wettelijke - van goederen eşyaların yasal ortaklığı, in - van goederen getrouwd zijn mal ortaklığı temelinde evlenmek, 2 (- pen) (geslacht) cinsel münasebet, cinsel ilişki, 3 (- pen) grup, topluluk, camia, birlik, (hele samenleving) toplum, de Europese Economische Gemeenschap Avrupa Ekonomik Topluluğu -GEMEENSCHAPPELIJK: s, z, müşterek, ortak, birleşik, toplu, birlikte, beraber, topluca -GEMEENSCHAPSGELD: h, (- en) kamu fonları -GEMEENSCHAPSLEVEN: h, (-s) toplum yaşamı, cemiyet yaşamı -GEMEENTE: d, (- n, - s) 1 belediye, de - Nijmegen Nijmegen belediyesi, 2 (het volk) halk, cemaat, camia, 3 (dini) birlik, dinsel topluluk -GEMEENTEADMINISTRATIE: d, (-s) belediye idari işleri -GEMEENTEAMBTENAAR: d, (...naren, - s) belediye memuru, -GEMEENTEARCHIEF: h, (...chieven) belediye arşivi -GEMEENTEBESTUUR: h, (...besturen) belediye heyeti, belediye meclisi -GEMEENTEHUIS: h, (...zen) belediye, belediye binası -GEMEENTELIJK: s, belediye ile ilgili, belediyeye ait -GEMEENTEPOLITIE: d, belediye polisi, zabıta -GEMEENTERAAD: d, (...raden) belediye encümenler meclisi -GEMEENTERAADSLID: h, (...leden) belediye meclisi üyesi, belediye encümeni -GEMEENTERAADSVERKIEZING: d, (- en) belediye meclisi seçimi -GEMEENTEREINIGING: d, (- en) belediye temizlik işleri -GEMEENTESECRETARIE: d, (- en) belediye sekreterliği -GEMEENTESECRETARIS: d, (- sen) belediye başsekreteri -GEMEENTEVERORDENING: d, (- en) belediye tüzüğü -GEMEENTEWAPEN: h, (-s) belediye arması -GEMEENTEWERKEN: d, mv/çoğ belediye işleri -GEMEENZAAM: s, z, (...zamer, - st) senli benli, sıkı fıkı, içli dışlı, samimi, - zijn met iemand zijn biri ile içli dışlı olmak -GEMELEERD: s, karışık -GEMELD: s, açıklanan, anılan, bahsedilen -GEMELIJK: s, z, ters, huysuz, aksi, homurdak -GEMENEBEST: h, hist/tar cumhuriyet, het Britse - Ingiliz Milletler Topluluğu -GEMENERIK: d, (- ken) alçak, adi, serseri herif -GEMENGD: s, karışık, karma, çeşitli, türlü, farklı, değişik türden, muhtelif, een - gezelschap karma topluluk, een - e school karma okul, - huwelijk ayrı dinden biriyle yapılan evlilik, met - e gevoelens karmakarışık duygularla -GEMENIGHEID: d, (...heden) adilik, alçaklık, itlik -GEMEUBILEERD: s, mobilyalı, (dayalı) döşeli, -GEMIDDELD: s, z, orta, vasat, ortalama, vasati, yaklaşık, hij wint - 30 % yaklaşık % 30 kazanıyor, de - e diepte ortalama derinlik, - e snelheid ortalama hız, - e temperatuur ortalama ısı, -GEMIDDELDE: h, (- n/- s) ortalama, van ... het - nemen ... ortalamasını almak, rekenkundig - aritmetik ortalama, boven het - ortalamanın üstünde, onder het - ortalamanın altında -GEMIER: h, 1 kötü iş, 2 (gezanik) dırdır -GEMIS: h, darlık, eksiklik, yetersizlik, een - van iets vergoeden bir şeyin eksikliğini telafi etmek, het - aan -(y)a/e eksiklik, -(y)a/e darlık, - nin yetersizliği, het - aan liefde sevgi yokluğu, -GEMOED: h, (- eren) 1 (hart) kalp, yürek, gönül, (gevoel) his, duygu, vicdan, insaf, in - e overtuigd zihni yatmak, op iemands - werken birinin vicdanına hitap etmek, de gemoederen waren verdeeld hisler paylaşıldı, 2 (plat/argo) bağır, koyun, kucak -GEMOEDELIJK: s, z, samimi, içten, yakın, sıcak, candan, -GEMOEDELIJKHEID: d, (...heden) samimiyet, içtenlik, yakınlık -GEMOEDSAANDOENING: d, (- en) duygulanım -GEMOEDSBEZWAAR: h, (...bezwaren) vicdani tereddüt, vicdanı elvermeme -GEMOEDSGESTELDHEID: d, haleti ruhiye, ruh hali, vicdani durum -GEMOEDSRUST: d, gönül huzuru, gönül rahatlığı -GEMOEDSTOESTAND: d, (- en) ruh hali, haleti ruhiye, maneviyat -GEMOEID: s, ergens mee - zijn bir şey için gerekli olmak, gerekmek, er is veel geld mee - çok para ister, daar is veel werk mee - ona çok iş gerekir -GEMOTIVEERD: s, 1 güdülü, güdülenmiş, 2 sebepli, gerekçeli: een - besluit gerekçeli karar -GEMS: d, (gemzen) zo, dağ keçisi -GEMUILKORFD: s, tasmalı, een - e hond tasmalı köpek -GEMUNT: het op iemand - hebben birini hedef almak, birini gözü önüne almak, birine garazı olmak -GEMURMEL: h, çağıltı, şırıltı, (ses) hışırtı, mırıltı -GEMUTSTS: goed - zijn keyfi/neşesi yerinde olmak, slecht - zijn tersliği üstünde olmak -GEN: h, (- en) gen -GENAAMD: s, adlı, isimli -GENADE: d, 1 (dini) lütuf, kerem, inayet, hikmet, rahmet, 2 (vergiffenis) bağışlama, affetme, af, zonder - merhametsiz, acımasız, amansız, - voor recht laten gelden bağışlamak, adalete merhamet katmak, 3 (gunst) teveccüh, yakınlık, merhamet -GENADEBROOD: h: - eten sadakadan geçinmek -GENADELOOS: s, acımasız, insafsız, kalpsiz -GENADESLAG: d, öldürücü darbe, son darbe, merhamet darbesi, de - geven merhamet darbesi vurmak, öldürmek -GENADIG: s, z, 1 kerim, inayetli, 2 (niet, streng) merhametli -GENAKEN: f, gs, (genaakte, is genaakt) (naderen) yaklaşmak, niet te- zijn yanına yaklaşılmaz olmak -GêNANT: s, utandırıcı, utanç verici -GENDARME: d, (- n,- s) jandarma -GENDARMERIE: d, jandarma gücü -GENE: iş, za, Vero/eski 1 aan - zijde van - nin ötesinde, 2 deze en -, dezen en - n bazıları, farklı insanlar, onlar bunlar -GENEALOGIE: d, (- en) 1 soybilim, silsile, nesep bilimi, 2 (stamboom) soyağacı, hayatağacı, -GENEALOGISCH: s, z, soyağacı gibi, şecere ile ilgili -GENEALOOG: d, (...logen) şecereci -GENEESHEER: d, (...heren) doktor, hekim, tabip -GENEESKRACHT: d, şifa gücü, tedavi gücü -GENEESKRACHTIG: s, şifalı, devalı, tedavi gücü olan, - e kruiden şifalı otlar, - e wateren şifalı sular, -GENEESKUNDE: d, tıp, hekimlik -GENEESKUNDIG: s, z, tıbbi, tıpla ilgili, tıbba ait, hekimliğe ait, - onderzoek tıbbi araştırma -GENEESKUNDIGE: d, (-n) doktor, hekim, tabip -GENEESLIJK: geneselijk s, tedavisi mümkün, iyileştirilebilen, iyileştirilir -GENEESMIDDEL: h, (- en) ilaç -GENEESWIJZE: d, (-n) tedavi yöntemi, tedavi usulü -GENEGEN: s, 1 meyilli, eğilimli, yönelimli, istekli, 2 iemand - zijn birine dostça hisleri olmak, birine yakınlık duymak -GENEGENHEID: d, (...heden) yakınlık, sevgi, sempati, eğilim, meyil, wederkerige - karşılıklı sevgi -GENEIGD: s, eğilimli, meyilli, istekli, yatkın, tot luiheid tembelliğe yatkın -GENERAAL: I s, genel, directeur- genel müdür, secretaris- genel sekreter, II d, (-s) mil/ask general, paşa -GENERAAL-MAJOOR: d, (- majoors) mil/ask tümgeneral -GENERALISATIE: d, (-s) genelleştirme -GENERALISEREN: f, gs, (generaliseerde, h, gegeneraliseerd) genelleştirmek, genellemek, umumileştirmek -GENERALIST: d, (- en) genelci, bir dalda uzmanlaşmayan -GENERATIE: d, (-s) 1 soy, nesil, 2 (tijdgenoten) kuşak, göbek, zamandaşlar, çağdaşlar, de tegenwoordige - günümüz kuşağı, tweede - ikinci kuşak, ikinci nesil, 3 biol/biyo soy meydana getirme, üreme -GENERATIECONFLICT: h, (- en) kuşak çatışması, nesil çatışması -GENERATIEF: s, üretken -GENERATIEKLOOF: d, (...kloven) kuşaklar arası uçurum -GENERATOR: d, (- en, - s) elek, jeneratör, dinamo -GENEREN: f, g, (geneerde, h, gegeneerd) 1 utandırmak, 2 zich ergens voor - bir şeyden utanmak, bir şeyden utanç duymak, sıkılmak, zij - zich zoiets te doen böyle bir şey yapmaya utanırlar, böyle bir şey yapmayı utanç sayarlar -GENEREREN: f, g, (genereerde, h, gegenereerd) 1 (radyo cızıltı) yapmak, 2 (voortbrengen) üretmek, doğurmak, meydana getirmek -GENEREUS: s, (genereuzer, - t) cömert, eliaçık, alicenap, bonkör -GENERFD: s, bot, damarlı -GENERLEI: s, hiç: er is - gevaar hiçbir tehlike yok -GENETICA: d, kalıtbilim, genetik, soyaçekimi inceleyen bilim -GENETISCH: s, z, 1 kalıtımsal, kalıtımla ilgili, soyaçekimsel, 2 oluşum ve gelişimle ilgili -GENEUGTE: d, (-n) vero/eski zevk, lezzet, haz -GENEZEN: I f, g, (genas, h, genezen) tedavi etmek, iyileştirmek, düzeltmek, çare bulmak, kurtarmak, II gs, (-, is -) iyileşmek, çare bulmak, derman bulmak, düzelmek, kurtulmak, fig/mec van zijn luiheid is hij nog niet - tembelliğinden henüz kurtulamadı -GENEZING: d, (- en) tedavi, iyileşme, iyileştirme, çare bulma -GENIAAL: s, z, (genialer, - st) dâhi, dâhice -GENIALITEIT: d, dâhilik, deha, üstün yetenek -GENIE: I h, 1 deha, dâhilik, 2 (genieen) deha, dâhi, II d, mil/ask istihkâm (sınıfı) -GENIEP: in het - gizlice, sinsi sinsi, -GENIEPIG: s, z, içten pazarlıklı, sinsi, fesatçı, akrep gibi -GENIESOLDAAT: d, (...daten) istihkâm askeri -GENIETEN: I f, g, (genoot, h, genoten) 1 yararlanmak, istifade etmek, faydalanmak, almak, de vrucht van zijn arbeid - işinin meyvesini almak, een goede opvoeding genoten hebben iyi bir eğitim görmüş olmak, 2 (genot hebben van) slaap - uykunun tadına varmak, II gs, - van zevkini/tadını çıkarmak, tadına varmak, van het goede weer - güzel havanın tadını çıkarmak, -GENIETING: d, (- en) zevk alma -GENIETROEPEN: d, mv/çoğ istihkâm birlikleri -GENITALIEN: d, mv/çoğ üreme organlan -GENITIEF: d, (...tieven) taalk/dilb ismin - i hali -GENIUS: d, (genien) (koruyucu) melek -GENOCIDE: d, (-n) soykırımı, Genosit, -GENODIGDE: d, (-n) davetli, konuk, misafir -GENOEG: I s, yeterli, kâfi, yeter, ik heb - appelen yeterli elmam var, meer dan - yeterinden fazla, er schoon - van hebben/krijgen bıkkınlık gelmek, gına getirmek/gelmek, gırtlağına gelmek, ik heb er- van (ondan) bıktım, burama kadar geldi, -! yeter! bu kadarı fazla! Zichzelf - zijn kendi kendine yetmek, başkasına gereksinimi olmamak, II z, yeterince, oldukça, groot - yeterince büyük, het is koud - gerçekten soğuk, vreemd -, is (heeft) hij... işin tuhafı şu ki, o,, -GENOEGDOENING: d, telâfi -GENOEGEN: h, 1 memnuniyet, tatmin, - nemen met iets bir şeyden memnun olmak, daarmee neem ik geen - ona (bir türlü) doyamıyorum, 2 (-s) zevk, zevkli bir şey, met - zevkle, voor zijn - reizen zevki için seyahat etmek, tot - tanışmamız benim için bir zevkti, was het naar -? hoşunuza gitti mi? zevkinize göre miydi? dat zal hem - doen onu memnun edecek -GENOEGLIJK: s, z, 1 (plezierig) zevkli, zevk veren, eğlentili, 2 (gezellig) hoş, huzur veren, iç açıcı, memnuniyet verici -GENOEGZAAM: s, z, (miktar) yeterli, kâfi, yeterince, genoegzame deelneming yeterli katılım, -GENOEMD: s, boven- yukarıda anılan, bahsedilen, sözü edilen -GENOOT: d, (genoten) ortak, arkadaş, dost, echtgenoten eşler, geloofs- dindaşlar, klas- sınıf arkadaşı, land- hemşeri -GENOOTSCHAP: h, (- pen) birlik, kurum, cemiyet, dernek -GENOT: h, 1 zevk, tat, haz, het is een - (om) zulke muziek te horen böyle bir müziği duymak zevktir, 2 yararlanma, istifade, - voor het oog göz ziyafeti -GENOTMIDDEL: h, (- en) uyarıcı şey, zevk verici şey, zevk aracı -GENOTZIEK: s, zevkperest, zevk düşkünü, zevk hastası, -GENOTZUCHT: d, zevkperestlik, zevk düşkünlüğü, şehvet hırsı, sefa isteği -GENRE: h, (-s) tür, tarz, uslup, stil, literaire - s edebi türler -GENTIAAN: d, (...tianen) bot, yılanotu -GENTLEMAN: d, (...men) centilmen, bey, -GENTLEMAN AGREEMENT: h, (-s) centilmenlik anlaşması, sözlü anlaşma -GENUS: h, (genera) biol/biyo tür, nevi, çeşit -GEOCCUPEERD: s, meşgul, dolu, - zijn meşgul olmak, ik ben zeer - a) çok meşgulüm, b) kafam dolu, zihnim meşgul -GEOCENTRISCH: s, yermerkezcil, -GEOEFEND: s, talim görmüş, pratikli, alıştırma yapmış, antremanlı -GEOFYSICA: d, jeofizik, yerfiziği -GEOGRAAF: d, (...grafen) coğrafyacı -GEOGRAFIE: d, coğrafya -GEOGRAFISCH: s, z, coğrafi, coğrafyaya ait -GEOLOGIE: d, jeoloji, yerbilim -GEOLOGISCH: s, z, yerbilimsel, yerbilimle ilgili -GEOLOOG: d, (...logen) jeolog, yerbilimci -GEOMETRIE: d, geometri -GEOMORFOLOGIE: d, jeomorfoloji -GEOMORFOLOGISCH: s, z, jeomorfolojik, yeryüzü ile ilgili -GEOMORFOLOOG: d, (...logen) jeomorfolog -GEOORLOOFD: s, meşru, caiz, serbest, izinli, müsaadeli -GEOPOLITIEK: d, jeopolitik -GEORGANISEERD: s, 1 biol/biyo organizmalı, canlı, 2 (goed ingericht) organizeli, organize edilmiş, düzenli, örgütlü -GEORGIE: h, Gürcistan -GEPAARD: s, ikişer, ikili, çift, birlikte, - gaan birlikte olmak/gitmek -GEPAKT: - en gezakt harekete/gitmeye hazır, pılı pırtı koltukta, pılıyı pırtıyı toplamış -GEPANTSERD: s, zırhlı -GEPARAFEERD: s, parafu -GEPARENTEERD: s, - aan -(y)a/e akraba, -(y)a/e yakın -GEPARFUMEERD: s, parfümlü -GEPAST: s, z, (- er, meest -) uygun, münasip, (para) tam, ucu kulağına denk, denk, küsursuz, -GEPENSIONEERD: s, emekli, - zijn emekli olmak -GEPENSIONEERDE: d, (-n) emekli, tekaüt -GEPEPERD: s,1 (v, spijzen) biberli, acılı, baharatlı, 2 (v, rekening) tuzlu, fahiş, kazık -GEPEUPEL: h, (insan) sokak takımı, ayaktakımı, avam -GEPIEPT: het is - bitti, sona erdi -GEPIKEERD: s, içerlemiş, alınmış, gücenmiş -GEPLAAG: h, takılma, makaraya alma -GEPORTEERD: s, - zijn voor iemand/iets biri /bir şey hoşuna gitmek, birinde/bir şeyde cevher görrnek -GEPRAAT: h, sohbet, konuşma, yarenlik -GEPREFABRICEERD: s, prefabrik -GEPRIVATISEERD: s, özelleştirilmiş, özel sektöre devredilmiş -GEPRIVILEGIEERD: s, öncelikli -GEPROMOVEERD: s, doktoralı, doktoraya yükselmiş -GEPROMOVEERDE: d, (-n) doktoralı -GEPRONONCEERD: s, z, tartışılmaz, belli, kesin(likle) -GERAAKT: s, gücenik, dargın, kırgın, kızmış, gücenmiş, gauw - zijn limoni olmak -GERAAKTHEID: d, alınganlık, limonilik -GERAAMTE: h, (- n, - s) 1 iskelet, het - van een paard at iskeleti, 2 (v, huis) yapı, iskelet, çerçeve, kafes: een - van een bril gözlük çerçevesi, 3 fig/mec çerçeve -GERAAS: h, gürültü, patırtı, şamata, velvele -GERADBRAAKT: s, bitkin, yorgun argın, ölesiye yorgun, -GERADEN: s, dat is je - ook! yapsan iyi olur! -GERAFFINEERD: s, 1 arılaştırılmış, inceltilmiş, ince, has, 2 (sluw) kurnaz, şeytan gibi, uyanık, -GERAKEN: f, gs, (geraakte, is geraakt) vero/eski varrnak, ulaşmak, erişmek, nail olmak, in iemands gunst - birinin teveccühüne nail olmak, in gesprek - konuşmaya girrnek, onder dieven - hırsızlar arasına düşmek, in het water - suya düşmek, tot zijn doel - amacına ulaşmak -GERANIUM: d, (-s) bot, sardunya, ıtır -GERANT: d, (- en, - s) müdür, direktör, başkan, -GERECHT: I h, (- en) 1 mahkeme, voor het - verschijnen mahkemeye çıkmak, voor het - dagen mahkemeye çağırrnak, celp etmek, II s, layık, müstahak, hij onderging - e straf cezasını buldu, III h, (- en) yemek, yiyecek, porsiyon, tabak, kap, een maal, bestaande uit drie - en üç kap yemekten oluşan bir öğün -GERECHTELIJK: I s, 1 hukukla ilgili, 2 hukuki, - e geneeskunde adli tıp, een - e moord adli hata üzerine idam, II z,yasal olarak, kanunen, iemand - vervolgen birini mahkemeye vermek, yasal olarak dava açmak -GERECHTIGD: s, yetkili, hak sahibi, haklı -GERECHTIGHEID: d, adalet, hakkaniyet -GERECHTSDAG: d, (...dagen) mahkeme günü -GERECHTSDIENAAR: d, (...naren, - s) mübaşir -GERECHTSGEBOUW: h, (- en) adliye, mahkeme binası, -GERECHTSHOF: h, (...hoven) yüksek mahkeme -GERECHTSKOSTEN: d, mv/çoğ mahkeme masrafları -GERECHTSZAAL: d, (...zalen) mahkeme salonu -GEREED: s, z, (gereder, - st) 1 (bereid) hazır, amade, ik ben altijd - om ,, - meye her zaman hazırım, 2 (klaar) hazır, tamam, bitmiş, - liggen hazır durrnak, 3 (contant) nakit, - geld nakit para, -GEREEDHOUDEN: f, g, (hield gereed, h, gereedgehouden) (kullanlma) hazır bulundurmak, zich - hazır durrnak/olmak/bulunmak -GEREEDMAKEN: f, g, (maakte gereed, h, gereedgemaakt) hazırlamak, hazır hale getirrnek, hazır bulundurrnak -GEREEDSCHAP: h, (- pen) takım, alet, araç, araç gereç, alet edevat, keuken- mutfak takımı -GEREEDSCHAPSKIST: d, (- en) takım kutusu, araç gereç kutusu -GEREEDSTAAN: f, gs, (stond gereed, h, gereedgestaan) hazır durmak, hazır bulunmak -GEREEDZETTEN: f, g, (zette gereed, h, gereedgezet) (kullanıma) hazırlamak, -GEREFORMEERD: s, Kalvin yanlısı -GEREGELD: I s, düzenli, düzgün, muntazam, nizamlı, kurallı, een - leven düzenli bir yaşam, II z, düzenli bir şekilde, derli toplu -GEREI: h, alet, cihaz, araç, keuken- mutfak araç ve gereci -GEREKT: s, z, uzun, uzun süren, sürekli, uzun uzadıya, inceden inceye, boydan boya -GEREMD: s, frenlenmiş, engellenmiş, bastırılmış -GEREN: f, g, (geerde, h, gegeerd) peş koymak -GERENOMMEERD: s, ünlü, tanınmış, meşhur, (bedrijf) itibarlı, tanınmış, isim yapmış -GEREPUTEERD: s, ünlü, tanınmış, meşhur, isim yapmış -GERESERVEERD: s, z, 1 ayrılmış, ayırılmış, 2 (terughoudend) mesafeli, soğuk, çekingen, een - e houding çekingen davranış -GERIATRIE: d, ihtiyarlarla ilgili tıp uzmanlığı, -GERICHT: I h, het jongste - kıyamet günü II s, z, yönelik, dönük -GERIEF: h, 1 konfor, rahatlık, ten gerieve van - nin rahatı için, 2 aan/tot zijn - komen ihtiyacı karşılanmak -GERIEFELIJK: s, z, rahat, konforlu, huzur verici, -GERIEVEN: f, g, (geriefde, h, geriefd) yararı dokunmak, yardımı dokunmak, hizmet etmek, faydası dokunmak, yardım etmek -GERIJM: h, şiir bozması -GERIJMEL: h, şiir bozması -GERING: s, 1 (onbeduidend) önemsiz, ehemmiyetsiz, basit, değersiz, 2 (klein) az, küçük, cüzi, -GERINGACHTEN: f, g, (achtte gering, h, geringgeacht) önemsememek, hafifsemek -GERINGSCHATTEN: f, g, (schatte gering, h, geringgeschat) hafifsemek, hor bakmak, küçük görrnek, basit görmek -GERINGSCHATTEND: s, hafifseyici -GERINGSCHATTING: d, küçük görme, önem vermeme, hafife alma -GERINKEL: h, tıngırtı, şıngırtı -GERITSEL: h, hışırtı, çıtırtı -GERMAAN: d, (...manen) Cermen -GERMAANS: s, Cermen diline ait -GERMANISME: h, (-n) Almanca sözcük veya Alman dili özelliği -GERMANISTIEK: d, Alman dili ve edebiyatı bilimi -GERODDEL: h, çekiştirrne, dedikodu -GEROEPEN: je kwam als - seni Allah gönderdi, hızır gibi yetiştin, zich - voelen tot iets bir şeyi yapma sorumluluğu duymak, vicdanen kendini bir şeye sorumlu hissettmek, velen zijn -, maar weinigen uitverkoren kime niyet kime kısmet, bir şeye ulaşmak isteyen çoktur ama elde eden çok azdır -GEROEZEMOES: h, vızıltı, dızıltı -GERONK: h, horultu, hırıltı -GERONNEN: s, koyulaşmış, pıhtılaşmış, zo gewonnen, zo - haydan gelen, huya gider -GERONTOLOGIE: d, yaşlılıkbilimi, ihtiyarlık belirtilerini inceleyen bilim -GEROUTINEERD: s, oldukça deneyimli, pratikli, alıştırma yapmış, tecrübeli -GERRITJE: wie zal dat betalen, zoete lieve - ateş pahası, ödenecek gibi değil -GERST: d, bot, arpa -GERSTEKORREL: d, (-s) arpa tanesi -GERSTENAT: h, (alaycı) arpa suyu, bira -GERUCHT: h, (- en) 1 söylenti, şayia, rivayet, slechte - en kötü söylentiler, 2 (kuru) gürültü, patırtı, velvele, hij is voor geen klein - je vervaard gürültüye pabuç bırakmaz -GERUCHTMAKEND: s, sansasyonel, heyecan uyandıran -GERUIM: s, oldukça uzun, (een) - e tijd oldukça uzun bir zaman -GERUIS: h, cızıltı, hışırtı, şırıltı, çığıltı, ses, gürültü -GERUISLOOS: s, z, 1 gürültüsüz, hışırtısız, çızıltısız, 2 fig/mec sessiz, sessiz sedasız, ses yapmadan, duyurmadan -GERUIT: s, (kumaş) kareli, damalı -GERUST: I s, (- er, meest -) sakin, endişesiz, rahat, sükünetli, tasasız, kedersiz, II z,sakin sakin, rahat rahat -GERUSTHEID: d, huzur, rahat -GERUSTSTELLEN: f, g, (stelde gerust, h, gerustgesteld) rahatlatmak, sakinleştirmek, yatıştırmak, teskin etmek, teselli etmek, - d bericht rahatlatıcı haber, stel u gerust endişelenmeyiniz -GERUSTSTELLING: d, (- en) rahatlatma, yatıştırma -GESABBEL: h, emiş, soğuruş, emme -GESCHAPEN: s, uygun, vasıflı: - voor iets zijn bir şeye çok uygun olmak -GESCHEIDEN: s, ayrı, ayrılmış, boşanmış -GESCHENK: h, (- en) hediye, armağan, een - uit de hemel Allahın affı/bagışı, zamanında gelen hediye/bağış -GESCHETTER: h, boru sesi, fig/mec atma, palavra, farfara -GESCHIEDBOEK: h, (- en) (bir ulusa ait) tarih kitabı -GESCHIEDEN: f, gs, (geschiedde, is geschied) olmak, meydana gelmek, zuhur etmek, başına gelmek, -GESCHIEDENIS: d, 1 (wetenschap) tarih, 2 (- sen) (les) tarih dersi, 3 (- sen) (het gebeurde) olay, hadise, mesele, 4 (- sen) (verhaal) hikaye, mesel, de - herhaalt zich tarih tekerrür eder -GESCHIEDENISBOEK: h, (- en) tarih kitabı -GESCHIEDENISLES: d, (- sen) tarih dersi -GESCHIEDKUNDE: d, tarih bilimi -GESCHIEDKUNDIG: s, tarihi, tarihsel, tarihle ilgili -GESCHIEDKUNDIGE: d, (-n) tarihçi -GESCHIEDSCHRIJVER: d, (-s) tarih yazarı -GESCHIEDSCHRIJVING: d, (- en) tarih yazma -GESCHIEDVERVALSING: d, (- en) tarihi çarpıtma -GESCHIFT: s, kaçık, zırzop, üşütük -GESCHIKT: s, z, (- er, - st) 1 (aardig) hoş, sevimli, nazik, 2 (bruikbaar, v, persoon) uygun, yeterli, elverişli, münasip -GESCHIKTHEID: d, uygunluk, yeterlilik -GESCHIL: h, (- len) anlaşmazlık, ayrılık, ikilik, ihtilaf, uyuşmazlık, -GESCHILPUNT: h, (- en) ayrılık noktası, ihtilaf konusu, uyuşmazlık konusu -GESCHOOLD: s, okullu, mektepli, okumuş, - e arbeiders kalifiye işçiler, meslek eğitimli işçiler, -GESCHREEUW: h, bagırma, çığlık, yaygara, veel - en weinig wol duman çok kebap yok, eser ama yağmaz, laf çok iş yok, -GESCHRIFT: h, yazı, basılı şey, bij - e in - e yazılı, yazılı olarak -GESCHUIFEL: h, ayak sürtme, ayak sürüme -GESCHUT: h, top, licht- hafif top, het zware - ağır silahlar, zich van zwaar - bedienen agır toplar kullanmak, ağır tehditlerde bulunmak -GESCHUTPOORT: d, (- en) scheep/den lombar -GESCHUTTOREN: d, (-s) scheep/den taret, silah kulesi -GESEL: d, (- s, - en) 1 kırbaç, kamçı, 2 fig/mec gazap, felaket, afet, de - Gods Allahın cezası, -GESELBROEDER: d, (-s) kendini kırbaçlatan kimse -GESELEN: f, g, (geselde, h, gegeseld) kırbaçlamak, kamçılamak, kırbaçla dövmek -GESELING: d, (- en) kırbaçlama, kamçılama -GESELPAAL: d, (...palen) kamçılanacakların baglandığı direk -GESELROEDE: d, kamçı olarak kullanılan çubuk -GESELSTRAF: d, (- fen) kırbaç cezası -GESJACHER: h, yahudi pazarlığı, -GESLACHT: I h, (- en) 1 soy, nesil, silsile, het jonge - genç nesil, 2 (soort) tür, nevi, cins, aile, 3 (sekse) cinsiyet, het andere - karşı cins, het schone - kadınlar, cinsi latif, 4 taalk/dilb ismin cinsi II h, kasaplık sığır -GESLACHTELIJK: s, cinsiyete ait, cinsel, seksüel -GESLACHTKUNDE: d, soy bilimi, nesep bilimi -GESLACHTSDAAD: d, (...daden) cinsel birleşme/münasebet -GESLACHTSDEEL: h, (...delen) penis -GESLACHTSDRIFT: d, (- en) cinsel dürtü -GESLACHTSGEMEENSCHAP: d, cinsel ilişki, cinsel birleşme, cinsel münasebet -GESLACHTSHORMOON: h, (...hormonen) cinsel hormon -GESLACHTSLEVEN: h, cinsel yaşam -GESLACHTSNAAM: d, (...namen) soyadı -GESLACHTSORGAAN: h, (...organen) cinsel organ -GESLACHTSREGISTER: h, (-s) soy kaydı -GESLACHTSRIJP: s, cinsel ergin, cinsel olgunlaşmış -GESLACHTSRIJPHEID: d, cinsel erginlik -GESLACHTSVERKEER: h, cinsel ilişki -GESLACHTSZIEKTE: d, (- n, - s) cinsel hastalık -GESLAGEN: s, dövülmüş, - koper dövülmüş bakır -GESLEPEN: s, cingöz, kurnaz, hilebaz, düzenbaz -GESLEPENHEID: d, kurnazlık, fırıldakçılık -GESLOTEN: s, 1 kapalı, örtülü, kapanmış, kapatılmış, 2 fig/mec (geheimzinnig) suskun, sessiz, sırküpü, ağzı sıkı, 3 (verboden) yasak, kapalı, girilmez -GESLUIERD: s, 1 peçeli, 2 (licht nevelig) donuk, bulanık, sisli, puslu -GESP: d, (- en) toka, kopça, -GESPANNEN: s, fig/mec gergin, gerilimli, een - toestand gergin durum -GESPEEND: s, - zijn van - dan/den yoksun olmak, - siz olmak, -GESPEN: f, g, (gespte, h, gegespt) tokalamak, kopçalamak -GESPIERD: s, 1 adaleli, kaslı, 2 (sterk) güçlü kuvvetli, een - e arm kuvvetli bir kol, 3 sert, keskin, sinirli, - e taal sert bir dil -GESPIERDHEID: d, adalelilik, kaslılık -GESPIKKELD: s, benekli, çilli -GESPITST: - zijn op -(y)a/e pür dikkat olmak, dikkat kesilmek -GESPLETEN: s, 1 yarık, 2 (schizofreen) şizofren -GESPREK: h, (- ken) 1 konuşma, sohbet, görüşme, müzakere, 2 telefon konuşması: in - telefon meşgul, met iemand een - aanknopen biri ile konuşmaya başlamak -GESPREKBEHANDELING: d, (- en) konuşmayla tedavi -GESPREKSGROEP: d, (- en) konuşma grubu -GESPREKSLEIDER: d, (-s) konuşma lideri -GESPREKSPARTNER: d, (-s) konuşma arkadaşı, konuşmaya katılan arkadaş -GESPREKSSTOF: d, konuşma konusu -GESPREKSTHEMA: h, (-s) konuşma teması -GESPUIS: h, ayaktakımı -GESTAAG: gestadig s, z, 1 (voortdurend) sürekli, kalıcı, devamlı, baki, aralıksız, 2 (geleidelijk) tedrici, aşamalı, 3 tekrarlanan, nöbetli -GESTALTE: d, (- n, - s) endam, boy, boy bos, fig/mec - krijgen biçim almak, biçimlenmek -GESTAMEL: h, kekeleme -GESTAND: zijn belofte - doen vaadini tutmak, zijn woord - doen sözünde durmak, -GESTAPO: d, Gestapo -GESTE: d, (-s) jest, el kol hareketi -GESTEENTE: h, (-n) kaya, kütle, taşçıl mineral -GESTEL: h, (- len) 1 sistem, het zenuw- sinir sistemi, 2 (lichamelijke constitutie) yapı, bünye, -GESTELD: s, 1 het is er slecht mee - kötüye gidiyor, hoe is het met de zieke -? hastanın durumu ne alemde? 2 (houden van) düşkün, meraklı, - zijn op iets bir şeye düşkün olmak, bir şeyi beğenmek, bir şeye değer vermek -GESTELDHEID: d, (...heden) durum, hal, vaziyet, konum, mahiyet, yapı, - van de bodem toprağın mahiyeti -GESTEMD: s, goed - zijn keyfi/neşesi yerinde olmak -GESTERNTE: h, (-n) ı yıldızlar, yıldız grubu, het - van de Grote Beer Büyük Ayı takım yıldızı, 2 burç, takım yıldızı, -GESTICHT: h, (- en) I yurt, kuruluş, kurum, bakımevi, manastır, barınak II s, niet erg - zijn over iets bir şeyi beğenmemek, bir şeyden hoşnut olmamak -GESTICHTVERPLEGING: d, yurt bakıcılığı, enstitü bakımı -GESTICULATIE: d, jest yapma -GESTICULEREN: f, gs, (gesticulcerde, h, gegesticuleerd) el kol hareketi yapmak, jest yapmak -GESTOELTE: h, (- n, - s) kilise sırası, oturulacak yer -GESTOFFEERD: s, mobilyalı, döşeli, -GESTOORD: s, (ruhen) anormal -GESTREEPT: s, çizgili -GESTROOMLIJND: s, akış çizgisi biçimli, aerodinamik biçimli -GESTUDEERD: s, okumuş, üniversite bitirmiş -GESUKKEL: h, devamlı rahatsız olma, hasta, sıkıntılı olma -GET: afk/kıs getekend imzalı -GETAL: h, (- len) sayı, rakam, miktar, adet, een groot - büyük bir miktar, in groten - e çok, sayısız, bir sürü, tien is een - van twee cijfer, on iki rakamlı bir sayıdır, -GETALENTEERD: s, yetenekli, becerikli, -GETALLENREEKS: d, (- en) sayı dizisi -GETALSTERKTE: d, (-n) mil/ask mevcut, sayısal güç -GETAND: s, 1 dişli, 2 (yaprak) çentikli -GETAPT: s, popüler, sevilen, - zijn popüler olmak -GETEISEM: h, ayaktakımı, -GETIJ: (de) h, (getijden) 1 de jaargetijden mevsimler, 2 gelgit, kabarma ve alçalma, meddücezir, als het - verloopt, verzet men de bakens insan her ortama ayak uydurmalıdır, -GETIJDENBOEK: h, (- en) (kilise) dua kitabı -GETIJRIVIER: d, (- en) gelgitli nehir -GETIKT: s kaçık, bir tahtası eksik, üşütük, deli, hij is - kaçıktır, onun bir tahtası eksik -GETITELD: s, 1 (insan) ünvanlı, 2 (kitap, film) başlıklı, adlı -GETOB: h, angarya, eziyet, sıkıntı, endişe -GETOGEN: ik ben hier geboren en - burada doğdum ve burada büyüdüm -GETOKKEL: h, (saz teline) dokunma, tıngırdatma -GETOUW: h, (- en) dokuma tezgâhı -GETRAIND: s, alıştırma yapmış, eğitilmiş, antrenmanlı -GETRALIED: s, pamaklıklı, çitli, kafeslenmiş -GETRAPT: s, dolaylı, een - e verkiezing dolaylı seçim -GETREUR: h, üzülme, kederlenme -GETROOSTEN: f, g, (getroostte zich, h, zich getroost) zich inspanning - elinden geleni yapmak, çok çaba harcamak -GETROUW: s, z, 1 sadık, bağlı, vefakâr, sadakatli, vefalı, 2 (betrouwbaar) güvenilir, aslına yakın, aslına uygun, aslı gibi, özünün aynı, een- e vertaling aslına uygun bir tercüme -GETTO: h, (-s) getto -GETUIGE: d, I (-n) 1 jur/huk tanık, şahit, görgü tanığı, 2 (huwelijks) sağdıç, iemand tot - roepen birini tanıklığa çağırmak, - zijn van - nin tanığı olmak II h, (-n) (bewijs) delil, kanıt, tanıt III ilg, (blijkens) görüldüğü üzere/gibi, -GETUIGEN: f, gs, (getuigde, h, getuigd) 1 tanıklık etmek, şahitlik etmek, voor iemand - biri lehinde tanıklık etmek, tegen iemand - biri aleyhinde şahitlik yapmak, 2 (tonen) ortaya koymak, göstermek, ergens van - bir şeye işaret etmek -GETUIGENBANK: d, (- en) tanık kürsüsü -GETUIGENIS: h, d, (- sen) 1 ifade, tanık ifadesi, valse - yalancı tanıklıklık, yalan ifade, yalan beyan, 2 (dini) tanıklık, şahitlik -GETUIGENVERHOOR: h, (...verhoren) tanığın dinlenmesi -GETUIGENVERKLARING: d, (- en) tanık ifadesi, şahit beyanı -GETUIGSCHRIFT: h, (- en) bonservis, sertifika -GEUL: d, (- en) ark, kanal, su yolu, oluk -GEUR: d, (- en) (hoş) koku, ıtır, iets in (al zijn) - en en kleuren vertellen bir şeyi en ince detaylarına kadar anlatmak, ıcığını cıcığını anlatmak -GEUREN: f, gs, (geurde, h gegeurd) güzel kokmak, hoş koku vermek, met iets - bir şeyle caka yapmak -GEURIG: s, hoş kokulu, güzel kokulu -GEURTJE: h, (-s) ıtır, parfüm, er zit een - aan bu işte bir şeyler var -GEURSTOF: d, (- fen) koku maddesi, -GEUS: d, (geuzen) scheep/den civadara sancağı -GEVAAR: h, (gevaren) tehlike, risk, - voor brand yangın tehlikesi, er is geen - bij tehlike yok, buiten - (zijn) tehlikeden uzak (olmak), in - verkeren tehlikede bulunmak, tehlikede olmak, in - brengen tehlikeye atmak, vol gevaren tehlike dolu, kelle koltukta, zonder - tehlikesiz -GEVAARLIJK: s, tehlikeli, tehlike teşkil eden, kritik, een - e vijand tehlikeli bir düşman, -GEVAARTE: h, (- n, - s) dev, çam yarması -GEVAL: h, (- len) 1 olay, hadise, vaka, een afzonderlijk (speciaal) - münferit (ayrı) olay, 2 (toestand) durum, hal, in uw - zou ik ... sizin durumunuzda olsam, sizin yerinizde ben ... in - dat o durumda, in dit - bu durumda, in geen - asla, hiç, hiçbir durumda, in alle - len, in elk - her halde, ne olursa olsun, mutlaka, in - van brand yangın halinde, yangın olursa, -GEVALLEN: f, gs, (geviel, is gevallen) olmak, vuku bulmak, zuhur etmek, -GEVANG: h, cezaevi -GEVANGEN: s, 1 tutuklu, mahpus, 2 fig/mec (düşünce) tutsak, esir, bağlı, mee -, mee gehangen kurunun yanında yaş da yanar -GEVANGENBEWAARDER: d, (-s) gardiyan, zindancı -GEVANGENE: d, (-n) 1 tutuklu, mahküm, 2 fig/mec tutsak, bağımlı -GEVANGENHOUDEN: f, gs, (hield gevangen, h, gevangengehouden) mahpus tutmak -GEVANGENHOUDING: d, jur/huk mahpus tutma -GEVANGENIS: d, 1 (- sen) (gevangenhuis) cezaevi, tutukevi, hapishane, kodes, 2 (gevangenschap) mahpusluk, tutukluluk -GEVANGENISOPSTAND: d, (- en) tutuklu ayaklanması -GEVANGENISREGIME: h, cezaevi rejimi -GEVANGENISSTRAF: d, (- fen) hapis cezası -GEVANGENNEMEN: f, g, (nam gevangen, h, gevangengenomen) tutuklamak, tevkif etmek, gözaltına almak -GEVANGENSCHAP: d, tutukluluk, mahpusluk, hapislik -GEVANGENZETTEN: f, g, (zette gevangen, h, gevangengezet) cezaevine koymak, hapishaneye atmak, tutuklayıp hapsetmek, (plat/argo) kodese tıkmak -GEVANGENZITTEN: f, gs, (zat gevangen, h, gevangengezeten) cezaevinde bulunmak, cezaevinde olmak, tutuklu olmak, hapishanede olmak -GEVARIEERD: s, çeşitli, değişik -GEVARENDRIEHOEK: d, (- en) tehlike üçgeni, trafik üçgeni -GEVAT: s, z, (- ter, - st) hazırcevap, tetik, zeki, kurnaz, - te antwoorden hazır cevaplar -GEVATHEID: d, hazırcevaplık, tetiklik -GEVECHT: h, (- en) 1 kavga, dövüş, straat - sokak kavgası, - van man tegen man erkek erkeğe döğüş, yeke yek döğüş, buiten - stellen etkisiz hale getirmek, 2 dalaşma, boğuşma, kussen- yastık kavgası, 3 çarpışma, mücadele: - op leven en dood ölüm kalım savaşı -GEVECHTSEENHEID: d, (...heden) mil/ask özel tim, dövüş birliği -GEVECHTSVLIEGTUIG: h, (- en) zırhlı savaş uçağı -GEVECHTSZONE: d, (- n, - s) çarpışma sahası, muharebe alanı -GEVEDERD: s, tüylü, tüylenmiş -GEVEDERTE: h, kuş tüyleri -GEVEERD: s, tüysü, yapraklarında tüysü olan -GEVEINSD: s, (- er, meest -) 1 ikiyüzlü, riyakâr, içten pazarlıklı, - vrienden ikiyüzlü arkadaşlar, 2 (gehuicheld) suni, yapmacık, uydurma, düzme -GEVEINSDHEID: d, ikiyüzlülük, riyakarlık, yapmacıklık -GEVEL: d, (-s) (bina) cephe, ön duvar, dış duvar -GEVEN: I f, g, (gaf, h, gegeven) 1 vermek, geef mij nog een kopje koffie bana bir fincan daha kahve ver, een feest - eğlenti vermek, eğlence düzenlemek, iemand raad - birine öğüt vermek, een zoen - öpücük vermek, 2 (verschaffen) sağlamak, vermek, temin etmek melk - de koeien süt veren inekler, een koe geeft melk inek süt verir, het geeft 25% %25 kar sağlar, 3 (schenken) bahşetmek, ihsan etrnek, hediye etmek, sunmak, bağışlamak, een aalmoes - sadaka vermek, 4 vuur - ateş etmek, de lamp geeft weinig licht lamba az ışık veriyor, 5 niet thuis - a) ziyareti kabul etmemek, b) (niet reageren) tepki göstermemek, c) (niet meedoen) çekilmek, ayrılmak, birliği bozmak, 6 zich gevangen - Jur/huk teslim olmak, zich aan iemand (iets) - kendini birine (bir şeye) vermek, II gs, 1 iets eraan - vazgeçmek, 2 (niets geven om) aldırmamak, umursamamak,ik geef niets om koude soğuğa aldırmıyorum, soğuk beni ırgalamıyor, dat geeft niets a) önemli değil, sorun değil, ziyanı yok, b) (helpt niet) bir yararı olmaz, veel - om aldırmak, umursamak, 3 - en nemen al gülüm ver gülüm, geçim dünyası, een gegeven paard moet men niet in de bek zien hediye atın dişine bakılmaz -GEVER: d, (-s) veren, bloed- kan veren, krediet- kredi veren, kreditör, werk- işveren, wet- kanun koyucu -GEVEST: h, (- en) kabza, tutamaç, sap -GEVESTIGD: s, 1 sabit, değişmez, een - mening sabit görüş, 2 (langbestaand) yerleşik, uzun süre var olan, (langlopend) (borç) süresiz -GEVIERD: s, ünlü ve beğenilen, meşhur -GEVIND: s, yüzgeçli -GEVITAMINISEERD: s, vitaminli -GEVLEKT: s, lekeli, benekli, ala, çapar -GEVLEUGELD: s, kanatlı, een - woord özdeyiş, vecize -GEVLIJ: h, bij iemand in het - komen bir dediğini iki etmemek, birine yağcılık etmek, iltifat etmek, yağcılık yaparcasına sokulmak -GEVLOEK: h, küfür, lanet okuma, sövme, sövüp sayma -GEVOEG: h, zijn - doen çişini etmek -GEVOEGLIJK: z, uygun, münasip, yakışır, terbiye dahilinde, uygun bir şekilde -GEVOEL: h, l duyu, het - hissetme duygusu, 2 (- ens) duygu, his, - ns van haat nefret duyguları, - ns van liefde aşk duyguları, met - hissederek, duygulu bir şekilde, 3 (besef) anlayış, het - voor het schone güzellik anlayışı, - van eer şeref anlayışı, rechts- sağduyu -GEVOELEN: I f, g, (gevoelde, h, gevoeld) dokunup hissetmek, farkına varmak,sezmek II h, (-s) görüş, fikir, naar mijn - görüşümce, persoonlijke - s kişisel görüşler, -GEVOELIG: I s, l (v, lichamen) hassas, duyarlı, - voor pijn acıya duyarlı, 2 (v, instrument) hassas, ince, titiz, 3 (voelbaar) hissedilir, fark edilir, dokunaklı, güçlü, II z, duygulu, yaşayarak, hislerle, hissederek, - spelen hissederek çalmak -GEVOELIGHEID: d, (...heden) hassaslık,duyarlılık, duygululuk -GEVOELLOOS: s, z, (...lozer, meest -) cansız, ruhsuz, hissiz, duyarsız, duygusuz, taş gibi, vurdumduymaz, şefkatsiz -GEVOELLOOSHEID: d, duygusuzluk, duyarsızlık, hissizlik, vurdumduymazlık -GEVOELSKWESTIE: d, (-s) duygu meselesi -GEVOELSLEVEN: h, iç dünya, hissi hayat -GEVOELSMATIG: s, içgüdüsel -GEVOELSMENS: d, (- en) duygusal insan -GEVOELSWAARDE: d, (-n) duygusal değer -GEVOELSWERELD: d, duygu dünyası/alerni -GEVOELVOL: s, z, duygulu, hassas, hisli -GEVOGELTE: h, kuşlar, kümes hayvanlan -GEVOLG: h, 1 sonuç, etki, tesir, fil/fel sonuç, log/man varılan sonuç, netice, als - van - nin neticesi olarak, met goed - başarıyla, - geven aan een uitnodiging bir daveti yerine getirmek, bir davete uymak, - geven aan een wens bir arzuyu yerine getirmek, ten - van - nin sonucu olarak, - dan/den dolayı, yüzünden, ten - van het slechte weer kötü havadan dolayı, kötü hava yüzünden, zonder- sonuçsuz, başarısız, 2 (v, president enz,) maiyet, heyet, -GEVOLGAANDUIDEND: s, taalk/dilb birbirini takip eden -GEVOLGTREKKING: d, (- en) sonuç, - maken sonuç çıkarmak -GEVOLMACHTIGD: s, tam yetkili, -GEVORDERD: s, 1 ilerlemiş, 2 (saat) geçmiş, oldukça geç, wegens het - uur geç saatten dolayı, -GEVRAAGD: s, hand/tic aranan, istenen, talep gören, sürümü olan, revaçta olan -GEVREESD: s, korkutucu, ürkütücü -GEVULD: s, 1 dolgun, tombul, tombalak, tıknaz, 2 (v, voorwerp) dolu, içi dolu -GEWAAD: h, (gewaden) elbise, urba, esvap -GEWAAGD: s, (- er, - st) tehlikeli, riskli, een - onderneming riskli bir girişim -GEWAAND: s, sahte, sözde, sözümona -GEWAARWORDEN: f, g, (werd gewaar, is gewaargeworden) farkına varmak, hissetmek, görmek, fark etmek, idrak etmek -GEWAARWORDING: d, (- en) duyum, izlenim, -GEWAG: h, ergens - van maken bir şeyden bahsetmek, bir şeyden söz etmek, bir şeyin sözünü etmek -GEWAGEN: f, gs, (gewaagde, h, gewaagd) - (van) (- den) bahsetmek, söz etmek -GEWAPEND: s, silahlı, zırhlı, silahlanmış, de - macht silahlı kuvvetler, ordu -GEWAPENDERHAND: z, silah zoru ile, silah gücüyle, silahla -GEWAS: h, (- sen) 1 bitki, 2 (oogst) ürün, mahsul, Hasat, -GEWATTEERD: s, pamuklu -GEWEER: h, (geweren) tüfek, fig/mec tegen iets in het - komen bir şeye karşı koymak, harekete geçmek, direnişe geçmek -GEWEERKOGEL: d, (-s) tüfek mermisi -GEWEERKOLF: d, (...kolven) tüfek dipçiği -GEWEERSCHOT: h, (- en) 1 tüfek atışı, 2 (draagwijdte) atış menzili -GEWEI: h, (- en) boynuz, geyik boynuzu -GEWEIDE: h, (hayvan) iç organlar, bağırsaklar -GEWELD: h, 1 zor, şiddet, cebir, zorbalık, van - wapenen silah zoru, met - zorla, cebren, iets - aandoen bir şeye tecavüz etmek, kaba muamele etmek, - gaat boven recht zor oyunu bozar, zora dağ dayanmaz, şiddetin olduğu yerde adalet olmaz, - gebruiken zor kullanmak, şiddet kullanmak, 2 (lawaai) gürültü, patırtı -GEWELDDAAD: d, (...daden) zorbalık, şiddet eylemi, saldırı eylemi, cebri hareket -GEWELDDADIG: I s, zorba, eli sopalı, een - e man zorba bir adam, II z, zorla, cebren -GEWELDDADIGHEID: d, (...heden) zorbalık -GEWELDDELICT: h, (- en) zie/bkz delict -GEWELDENAAR: d, (- s, ...naren) 1 zalim, gaddar, despot, 2 (platlargo) boğa gibi adam -GEWELDIG: I s, 1 şahane, harika, (erg) çok, müthiş, şiddet, ağır, 2 (groot) büyük, kocaman, (sterk) güçlü, muazzam, kuvvetli, II z, pek çok, şiddetli, III ünl, -! Harika! şahane! muazzam! -GEWELDLOOS: s, şiddetsiz, pasif, - verzet pasif direniş, şiddetsiz direniş -GEWELF: h, (gewelven) bouwk/mim kubbe, tonoz -GEWELFD: s, kubbeli -GEWEND: s, - aan -(y)a/e alışık, alışkın: - zijn om - meye alışkın olmak, ben je hier al -? buraya alışabildin mi? -GEWENNEN: f, gs, (gewende, h/is gewend) alışmak -GEWENNING: d, (- en) alışma, med/tıb alışkanlık -GEWENNINGSPROCES: h, (- sen) alışma süreci -GEWENST: s, (- er, meest -) arzulanan, istenen, özlenen, özlenilen, aranan -GEWERVELD: s, omurgalı: - e dieren omurgalı hayvanlar -GEWEST: h, (- en) 1 (landstreek) bölge, mıntıka, yer, yöre, semt, havali, civar, 2 (provincie) idari bölge, yerel bölge -GEWESTELIJK: s, yerel, mahalli, bölgesel, yöresel -GEWETEN: h, (-s) vicdan, bulunç, iets op zijn - hebben bir şeye vicdanı rahat etmemek, vicdanı rahatsız olmak, een zuiver hebben vicdanen müsterih olmak, iets niet met zijn - overeen kunnen brengen vicdanı ile uzlaştıramamak, vicdanı kabul etmemek -GEWETENLOOS: s, z, (...lozer, meest -) vicdansız, insafsızca -GEWETENLOOSHEID: d, vicdansızlık, insafsızlık -GEWETENSBEZWAAR: h, (...bezwaren) vicdanı elvermeme, vicdani tereddüt -GEWETENSBEZWAARDE: d, vicdani ve ahlaki nedenle askerliği reddeden kimse -GEWETENSCONFLICT: h, (- en) vicdan çatışması -GEWETENSNOOD: d, ahlaki ikilem -GEWETENSVOL: s, vicdanlı -GEWETENSVRAAG: d, (...vragen) vicdan meselesi, vicdani mesele -GEWETENSVRIJHEID: d, vicdan özgürlüğü -GEWETENSWROEGING: d, (- en) vicdan azabı -GEWETENSZAAK: d, (...zaken) vicdan meselesi, van iets een - maken vicdan meselesi yapmak, -GEWETTIGD: s, yasal, kanuni, yasallaşmış -GEWEZEN: s, önceki, evvelki, eski, een - minister önceki bakan -GEWICHT: h, 1 ağırlık, tartı, sp, sıklet, 2 (- en) kilo: gram, okka, de - en tartı birimleri, per - verkopen tartı ile satmak, 3 (last) yük, ağırlık, 4 (belangrijkheid) önem, ehemmiyet, een zaak van groot - çok önemli bir iş, (invloed) etki, tesir, nüfuz, een man van - ağır top, önemli biri, - in de schaal leggen çok önemli olmak, çok ağır basmak, zijn - in goud waard zijn ağırlığınca altın etmek, çok değerli olmak -GEWICHTHEFFEN: h, sp, haltercilik -GEWICHTHEFFER: d, (-s) halterci -GEWICHTIG: s, z, 1 önemli, ehemmiyetli, ciddi, ağır, 2 - doen kendini bir şey sanmak, kurumlanmak -GEWICHTIGHEID: d, önem, ehemmiyet -GEWICHTLOOS: s, yerçekimsiz, -GEWICHTSEENHEID: d, (...heden) ağırlık birimi -GEWICHTSKLASSE: d, (-n) ağırlık klasmanı -GEWICHTSVERLIES: h, (...liezen) ağırlık kaybatme -GEWIEKST: s, z, (- er, meest -) (platlargo) kurnaz, cin gibi, uyanık, açıkgöz, şeytana pabucunu ters giydiren, saman altından su yürüten -GEWIEKT: s, kanatlı -GEWIJD: s, dini, dinle ilgili, kutsal, ruhani -GEWIJSDE: h, jur/huk kesin karar, in kracht van - zijn kesin olmak -GEWILD: s, 1 (mal) istenen, aranan, talepte olan, revaçta, 2 (geforceerd) yapmacık, suni, yapay, -GEWILLIG: s, z, istekli, gönüllü, hazır, mum gibi, uysal, uslu -GEWILLIGHEID: d, gönüllüıük, isteklilik -GEWIN: h, (parasal) kar, het eerste - is kattegespin oyunun başında kazanılan, sonuda gider, -GEWIS: s, z, (- ser, meest -) kesin, belli, kesinlikle -GEWOEL: h, kaynaşma, (kaynaşan) kalabalık, karışıklık, tıkışıklık -GEWONDE: d, (-n) yaralı, de - n yaralılar -GEWONNEN: zich - geven teslim olmak, pes etmek, yenilgiyi kabul etmek -GEWOON: (gewoner, - st) I s, 1 (gebruikelijk, normaal) alışılmış, normal, de gewone betekenis van een woord bir sözcüğün normal anlamı, 2 (alledaags, ordinair) her günkü, alelade, yaygın, bilinen, genel, alışılagelmiş, ong/ols sıradan, bayağı, adi, basmakalıp, sade, gewone uitgaven normal masraflar, 3 (gewend) alışık, alışkın, alışmış, aan iets - zijn bir şeye alışkın olmak, II z, normal olarak, alışıldığı gibi, doğal olarak -GEWOONLIJK: I s, alışılagelmiş, sıradan, alelade, olağan, II z, genelde, genellikle, ekseriyetle, -GEWOONTE: d, (- n, - s) alışkanlık, adet, yapılageliş, anane, gelenek, örf ve adet, dat is een - van hem onun alışkanlığıdır, rook- sigara alışkanlığı, de - aflleggen alışkanlıktan vazgeçmek tegen zijn - tabiatına aykırı, -GEWOONTEDRINKER: d, (-s) ayyaş, devamlı içen kimse -GEWOONTEGETROUW: z, alışkanlık gereği, alışkanlığa uygun olarak -GEWOONTJES: s, z, bayağı, basmakalıp, alelade, sıradan -GEWOONTERECHT: h, törel, hukuk, örf ve adet hukuku -GEWOONWEG: z, adeta, bayağı, kolayca, normal bir şey gibi, açıkça -GEWORDEN: f, gs, (gewerd, is geworden) wat zal er van haar- zijn? gelecekte ne yapacak acaba? -GEWRICHT: h, (- en) eklem -GEWRICHTSREUMATIEK: d, med/tıb eklem romatizması -GEWROCHT: h, (- en) çirkin şey, kötü eser -GEZAG: h, (macht over anderen) hakimiyet, otorite, (overheid) yetkili organ -GEZAGDRAGER: d, (-s) amir, yetkili, otorite -GEZAGHEBBEND: s, amir, yetkili -GEZAGHEBBER: d, (-s) amir, yetkili, otorite -GEZAGVOERDER: d, (-s) 1 yüksek idari görevli, 2 (piloot) pilot, 3 (scheepskapitein) kaptan, -GEZAGSCRISIS: d, otorite boşluğu, otorite krizi -GEZAGSGETROUW: s, z, otoriteye itaatkar -GEZAGSONDERMIJNING: d, (- en) otoriteyi sarsma -GEZAGSORGAAN: h, (...organen) yetki organ -GEZAGSVERHOUDINGEN: d, mv/çoğ otorite ilişkisi -GEZAKT: s, gepakt en - pılısıyle pırtısıyle -GEZAMENLIJK: I s, toplu, birleşik, tüm, bütün, II z, birlikte, hep beraberce, topluca, beraber, hep birden -GEZANG: h, 1 şarkı söyleme, 2 (- en) şarkı -GEZANGBOEK: h, (- en) 1 (dini) ilahi kitabı, 2 şarkı kitabı -GEZANIK: h, gevezelik, dırdır -GEZANT: d, (- en) elçi, ataşe -GEZANTSCHAP: h, 1 elçilik, 2 (- pen) elçi ve maiyeti, sefir, 3 (- pen) (gebouw) sefarethane, elçilik, -GEZAPIG: s, sakin ve sıkıcı -GEZEGDE: h, (- n, - s) 1 deyim, tabir, 2 taalk/dilb yüklem -GEZEGEND: s, 1 mübarek, uğurlu, 2 (gelukkig) mutlu, bahtiyar, mesut -GEZEGLIJK: s, uysal, uslu, munis, söz dinleyen, itaatli, een - kind munis bir çocuk -GEZEGLIJKHEID: d, uysallık, munislik -GEZEIK: h, saçma, ıvırzıvır -GEZEL: d, (- len) arkadaş, yoldaş, (reisgenoot) yol arkadaşı, (kameraad) oda arkadaşı, levens- hayat arkadaşı, vrij- bekar -GEZELLIG: s, z, hoş, şen, huzurlu, zevkli, tatlı, - roken tellendirmek, - e bijeenkomst hoş bir toplantı, - praten tatlı tatlı konuşmak, yârenlik etmek -GEZELLIGHEID: d, hoş ortam/atmosfer, voor de - hoş (bir ortam) olsun diye, zevk için, - kent geen tijd neşenin/eğlencenin saati yoktur -GEZELLIGHEIDSMENS: d, (- en) hoş sohbet kimse/biri -GEZELLIN: d, (- nen) arkadaş, yoldaş, eş, een levens- hayat arkadaşı -GEZELSCHAP: h, (- pen) 1 cemiyet, topluluk, meclis, parti, 2 thea/tiy kumpanya, 3 (vereniging) demek, cemiyet, birlik, kurum, * iemand - houden birine eşlik etmek, arkadaşlık etmek, in - van - nin eşliğinde -GEZELSCHAPSSPEL: h, (- en) grup oyunu -GEZET: I s, (- ter, - st/meest -) 1 (bepaald) belirli, kesin, belli, 2 (dik) şişman, şişko, tıknaz, bodur: een - te dame şişman bir bayan, II z, periyodik olarak, düzenli -GEZETEN: s, 1 yerleşik, sabit bir yeri olan, yerleşmiş olan, 2 (welgesteld) varsıl, zengin, bir eli yağda bir eli balda, hali vakti yerinde -GEZICHT: h, 1 (- en) (gelaat) yüz, sima, çehre, een bleek - solgun bir yüz, iemand van - kennen birini uzaktan tanımak, biriyle merhabası olmak, ik ken haar van - onu uzaktan tanıyorum, zijn ware - tonen gerçek yüzünü göstermek, foyası meydana çıkmak, zuur - trekken yüzünü buruşturmak/ekşitmek, uit het - verdwijnen gözden kaybolmak, iemand uit het - verliezen birini gözden kaybetmek, artık görememek, zijn - verliezen itibarını kaybetmek, yüzü kalmamak, prestijini kaybetmek, 2 görüş, bakış, op het eerste - ilk bakışta, 3 (- en) (het geziene) görünüş, manzara, görüntü, (plat/argo) hou je -! çeneni kapa! -GEZICHTSAFSTAND: d, (- en) görüş uzaklığı, görme mesafesi -GEZICHTSBEDROG: h, göz yanıltlsı, göz yanılması -GEZICHTSEINDER: d, ufuk -GEZICHTSHOEK: d, (- en) görüş açısı, -GEZICHTSKRING: d, (- en) ufuk, görüş zaviyesi -GEZICHTSPUNT: h, (- en) görüş, bakış açısı, een heel nieuw - tamamen yeni bir bakış açısı -GEZICHTSVELD: h, (- en) görüş alanı -GEZICHTSVERLIES: h, 1 görüş yitimi, görme yitimi, 2 fig/mec itibar yitimi, saygınlığını kaybetme, -GEZICHTSVERMOGEN: h, görme gücü, görüş yetisi -GEZIEN: I s, saygın, zeer - zijn çok saygın olmak, çok sayılmak, II ilg, bakılırsa, göz önüne alınırsa, (- den) dolayı, - de moeilijkheden güçlüklerden dolayı, güçlüklere bakılırsa, * - en goedgekeurd görülmüş ve tasdik edilmiştir, iets wel voor - houden artık ilgi duymamak, bir şeyden vazgeçmek, bir şeyi bırakmak -GEZIN: h, (- nen) 1 aile, 2 volkst/ hd çoluk çocuk, hij gaat met zijn - op reis ailesiyle tatile çıkıyor, çoluk çocuk tatile gidiyor, de leden van het - aile bireyleri, -GEZIND: s, eğilimli, meyilli, taraflı, yatkın, anders- başka eğilimli, kwaad- kötü eğilimli -GEZINDHEID: d, (...heden) zihniyet, yatkınlık, eğilim, een vijandige - düşmanca bir zihniyet, -GEZINDTE: d, (- n, - s) mezhep, -GEZINSBEDRIJF: h, (...bedrijven) aile şirketi -GEZINSBIJSTAND: d, aile yardımı -GEZINSFLES: d, (- sen) büyük şişe, aile boyu şişe -GEZINSHERENIGING: d, (- en) aile birleşimi -GEZINSHOOFD: h, (- en) aile reisi, -GEZINSHULP: d, 1 aile yardımı, 2 (persoon) aile yardımcısı -GEZINSLEVEN: h, aile yaşamı, aile hayatı -GEZINSLID: h, (...leden) aile bireyi -GEZINSPLANNING: d, aile planlaması, -GEZINSUITBREIDING: d, (- en) aile büyümesi/genişlemesi -GEZINSVERBAND: h, aile bağı -GEZINSVERPAKKING: d, (- en) aile boyu paket -GEZINSVERZORGING: d, aile bakımı, aile bakma, (organisatie) aile bakım kurumu -GEZINSVERZORGSTER: d, (-s) (diplomalı) aile yardımcısı, aile bakımcısı -GEZINSVOOGD: d, (- en) aile vasisi -GEZINSVOOGDIJ: d, aile vasiliği -GEZINSVORMING: d, (- en) aile oluşumu -GEZINSZORG: d, aile bakımı -GEZOCHT: s, 1 (in trek) aranan, istenen, revaçta, 2 (karmaşlk bir şekilde) uydurulmuş -GEZOEM: h, vızıldama, zırıldama -GEZOND: s, z, 1 sağlıklı, sıhhatli, iyi, van - geest ruhen sağlıklı, - van lichaam, bedenen sağlıklı, - verstand sağduyu, 2 (stevig) dinç, gürbüz, - blijven dinç kalmak, 3 (gaaf) sağlam, bozulmamış, een - e vrucht sağlam meyve, - hout sağlam tahta, 4 (heilzaam) uygun, sağlıklı, iyi, şifalı, een - klimaat iyi bir iklim, 5 een - e slaap deliksiz uyku -GEZONDHEID: d, sağlık, sıhhat, esenlik, - is de grootste schat sağlık en büyük hazinedir, -GEZONDHEIDSCENTRUM: h, sağlık merkezi -GEZONDHEIDSDIENST: d, (- en) sağlık hizmeti -GEZONDHEIDSMAATREGEL: d, (- en, - s) sağlık önlemi -GEZONDHEIDSORGANISATIE: d, sağlık örgütü/kuruluşu, wereld - Dünya Sağlık Örgütü -GEZONDHEIDSREDENEN: d, mv/çoğ om - sıhhi nedenlerden dolayı -GEZONDHEIDSTOESTAND: d, sağlık durumu, de algemene - genel sağlık durumu -GEZONDHEIDSZORG: d, 1 sağlık bakımı, hıfzısıhha, 2 (sector) sağlık sektörü -GEZONDMAKING: d, iyileştirme, sağlıklaştırma, düzeltme -GEZOUTEN: s, tuzlu, tuzlanmış, salamura -GEZUSTERS: d, mv/çoğ kız kardeşler -GEZWEL: h, (- len) şişkinlik, ur, şiş, tümör -GEZWIND: s, z, çabuk, tez, hızlı, seri -GEZWINDHEID: d, hızlılık, süratlilik, tezlik -GEZWOEG: h, yorucu iş, ağır iş -GEZWOLLEN: s, (- er, - st/meer -, meest -) 1 şişmiş, kabarmış, yumrulu, 2 (opgeblazen) tumturaklı, gösterişli -GEZWOREN: s, hij is mijn - vijand o benim can düşmanımdır, -G.G.D. afk/kıs Gemeentelijke Geneeskundige Dienst Belediye tabibliği, hükümet tabibliği, -GHANA: Gana -GHANEES: I Ganaya ait, II d, (Ghanezen) Ganalı -GIDS: d, (- en) 1 (persoon) lider, öncü, kılavuz, rehber, yol gösteren, 2 rehber, broşür, el kitabı, telefoon- telefon rehberi, tentoonstellings- sergi broşürü, reis- seyahat broşürü -GIEBELEN: f, gs, (giebelde, h, gegiebeld) kikir kikir gülmek, kıs kıs gülmek -GIECHELEN: f, gs, (giechelde, h, gegiecheld) kıkır kıkır gülmek, kıs kıs gülmek -GIEK: d, (- en) scheep/den kik, futa, -GIER: d, I (- en) zo, akbaba II d, gübre nemi, -GIEREN: f, gs, I (gierde, h, gegierd) 1 bağırmak, haykırmak, 2 (gillen v, het lachen) kahkaha ile gülmek, gülmekten katılmak II f, gs, (gierde, h, gegierd) scheep/den rotadan sapmak -GIERIG: s, z, cimri, pinti, eli sıkı, kısmık, açgözlü, kirli çıkı, hasis, tamahkâr, nieuws- meraklı, -GIERIGAARD: d, (-s) cimri, pinti, kirli çıkı -GIERIGHEID: d, cimrilik, tamahkârlık -GIERST: d, bot, akdan -GIETBUI: d, (- en) sağanak, şiddetli yağmur -GIETEN: I f, g, (goot, h, gegoten) 1 akıtmak, dökrnek, 2 (metal) dökmek, dökerek yapmak, döküm yapmak, 3 (water geven) sulamak, su vermek, II gs, het regent dat het giet bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor, olie op het vuur - yangına körükle gitmek -GIETER: d, (-s) 1 ibrik, ibikli kova, 2 (persoon) dökümcü -GIETERIJ: d, 1 dökümcü\ük, 2 (- en) dökümhane -GIETIJZER: h, dökmedemir, dökülmüş demir -GIETVORM: d, (- en) döküm kalıbı -GIFBELT: d, (- en) zehirli maddeler çöplüğü -GIFGROND: d, (- en) zehirli toprak -GIFKIKKER: d, (-s) hırçın/öfkeci kimse -GIFTAND: d, (- en) zehirli diş, -GIFT: I d, (- en) hediye, armağan, huwelijks- evlilik armağanı II gif h, (giften, giffen) zehir, ağı, - en gal braken fig/mec, ateş püskürmek -GIFTBEKER: d, (-s) zehirli kadeh, zehir kadehi -GIFTBLAAS: d, (...blazen) zehir torbası, zehir kesesi -GIFTGAS: h, (- sen) zehirli gaz -GIFTIG: s, z, 1 zehirli, 2 (erg kwaad) çok kızgın, öfkeli, zıvanadan çıkmış, 3 (v, opmerkingen) incitici, kırıcı -GIFTIGHEID: d, zehirlilik -GIFTKLIER: d, (- en) zehir bezi, zehir keseciği -GIFTMENGER: d, (-s) zehir yapan kimse, (içkiye) zehir katan kimse, -GIFTPLANT: d, (- en) zehirli bitki -GIFTSLANG: d, (- en) zehirli yılan -GIFTVRIJ: s, zehirsiz, zehirden yoksun -GIGANT: d, (- en) (reusachtig persoon) dev, dev gibi adam -GIGANT: d, Titan -GIGANTISCH: s, çok büyük, kocaman, dev gibi, een - gebouw çok büyük bir bina -GIGOLO: gigolo d, (-s) jigolo, (plat/argo) tokmakçı -GIJ: şa, za, siz, (jullie) sizler -GIJN: h, (- en, - s) scheep/den palanga -GIJNS: hollebolle - obur kimse, -GIJZELAAR: d, (-s) rehine, tutak -GIJZELEN: f, g, (gijzelde, h, gegijzeld) rehin almak, de reizigers - yolcuları rehin almak -GIJZELING: d, (- en) rehin, rehine alma -GIL: d, (- en) feryat, bağırış, haykırış, bağırma -GILDE: h, d, (-n) lonca, esnaf birliği -GILDENBROEDER: d, (-s) lonca üyesi -GILDENHUIS: h, (...huızen) lonca binası -GILLEN: f, gs, (gilde, h, gegild) haykırmak, feryat etmek, bağırmak, çığlık atmak, om te - çok komik, çok gülünç -GILLER: d, (-s) spreekt/kd gülünç bir şey, het is een - amma gülünç şey -GIMMICK: d, (-s) numara, üçkâğıt -GIN: d, cin, bir tür içki -GINDER: z, orada, şurada, mijn huis ligt - evim şuracıkta -GINDS: I z, orada, o yerde, şurada, zie je - dat witte huis? orada şu beyaz evi görüyor musun? II s, ötedeki -GINNEGAPPEN: f, gs, (ginnegapte, h, geginnegapt) kıs kıs gülmek, kıkır kıkır gülmek -GIPS: h, (- en) alçı, zijn arm zit in het - kolu alçıda -GIPSAFGIETSEL: h, alçı kalıp -GIPSEN: I s, alçıdan, II f, g, (gipste, h, gegipst) alçılamak, alçı sürmek, alçı ile sıvamak -GIPSKRUID: h, bot, baharyıldızı -GIPSMASKER: h, (-s) alçı maske -GIPSMODEL: h, ( len) alçı model, -GIPSVERBAND: h, (- en) alçı sargı, -GIRAAL: s, - geld mevduat -GIRAFFE: d, (- raffen, - raffes) zo, zürafa -GIREREN: f, g, (gireerde, h, gegireerd) (per giro betalen) posta havalesiyle ödemek -GIRO: d, (postgiro) posta hesabı, - rekening postaçeki hesabı, -GIROBETAALKAART: d, (- en) postbankası ödeme kartı -GIROCHEQUE: d, (-s) posta çeki -GIROENVELOP: d, (...pen) postabankası zarfı -GIROKANTOOR: h, (...kantoren) postabankası dairesi -GIROMAAT: d, (...maten) postabankası para otomatı -GIRONUMMER: h, (-s) posta hesap numarası -GIROPAS: d, (- sen) postaçeki şebekesi, postaçeki hesabı pasosu -GIROREKENING: d, (- en) postaçeki hesabı, postbank hesabı, -GIS: I d, muz/müz sol diyez II s, 1 (slim) kurnaz, açıkgöz, zeki, 2 (gevaarlijk) rizikolu, tehlikeli, güvenliksiz, sakıncalı, güvenlikli olmayan -GISPEN: f, g, (gispte, h, gegispt) vero/eski kınamak, yermek, çirkin görmek -GISSEN: f, g, (giste, h, gegist) tahmin etmek, varsaymak, ihtimal vermek -GISSING: d, (- en) tahmin -GIST: d, maya -GISTEN: f, gs, (gistte, h, gegist) 1 mayalanmak, ekşimek, 2 fig/mec kaynamak, kıvıl kıvıl olmak, -GISTEREN: z, 1 dün, 2 van - tecrübesiz, dünkü çocuk, çaylak, hij is niet van - o sakalını değirmende ağartmadı, deneyimlidir, dünkü çocuk değil ya -GISTERENAVOND: z, dün akşam -GISTERENMIDDAG: z, dün öğleyin, -GISTERENMORGEN: z, dün sabahleyin, -GISTERENNACHT: z, dün geceleyin -GISTERENOCHTEND: z, dün sabahleyin -GISTING: d, (- en) 1 mayalanma, köpüklenme, fermantasyon, 2 fig/mec galeyan, kaynaşma, in - verkeren galeyan içinde olmak -GISTINGSPROCES: h, (- sen) mayalanma süreci, -GIT: I h, siyah kehribar, kara amber, oltu taşı, Erzurum taşı, II d, (süs) mercan -GITAAR: d, (gitaren) gitar -GITAARSPEL: h, gitar çalma -GITARIST: d, (- en) (erkek) gitarist, gitarcı -GITZWART: s, simsiyah, kapkara -GLAASJE: h, (-s) 1 (klein glas) cam, 2 küçül bardak, bardakcık, hij heeft (wat) te diep in het - gekeken kafayı buldu -GLACE: h, güderi, tabaklanmış deri, -GLACEHANDSCHOEN: d, (- en) güderieldiven -GLACELEER: h, güderi, ceylan derisi, -GLACEREN: f, g, (glaceerde, h, geglaceerd) 1 (gebak) üzerine şerbet dökrnek, 2 (doen bevriezen) (pasta) dondurmak -GLACIAAL: s, 1 (ijzig) buza benzer, 2 buzçağı ile ilgili -GLAD: I s, 1 (effen) düz, düzgün, yassı, pürüzsüz, 2 (glibberig) kaygan, kaygın, 3 fig/mec een - de kerel kurnaz herif, hij is een - de aal zielbkz, aal, dat is nogal - söylemek gerekmez, gayet açıktır, II z, tamamen, büsbütün, iets - vergeten bir şeyi tamamen unutmak, dat was - verkeerd büsbütün yanlıştı -GLADAKKER: d, (-s) 1 sokak köpeği, it, 2 (persoon) pişkin herif, hergele, piç, (slimmerd) kurnaz, akıl kumkuması, akıl küpü, akıl kutusu -GLADGESCHOREN: s, damat tıraşlı, sinekkaydı -GLADHARIG: s, (hayvan) ipek gibi tüylü, parlak ve düz kıllı -GLADHEID: d, düzlük, (yol) kayganlık -GLADIATOR: d, (- en, - s) (eski Romada) gladyatör, arena döğüşçüsü -GLADIOOL: d, (gladiolen) bot, kılıç çiçeği, kuzgunkılıcı, keklik çiğdemi -GLADJANUS: d, (- sen) akıl kutusu, uyanık herif, kurnaz, şeytana pabucunu ters giydiren -GLADLOOPS: s, (silah) yivsiz, (top, tüfek) kaval -GLADMAKEN: f, g, (maakte glad, h, gladgemaakt) düzlemek, pürüzünü gidermek, yüzünü temizlemek, düzeltmek, tesviye etmek, perdahlamak, parlatmak -GLADSTRIJKEN: f, g, (streek glad, h, gladgestreken) 1 ütülemek, düzlemek, 2 fig/mec pürüzleri gidermek, de moeilijkheden - zorlukları gidermek -GLADWEG: z, büsbütün, tamamen, iets - vergeten bir şeyi tamamen unutmak -GLAMOUR: d, büyüleyici, göz kamaştırıcılık, sahte parlaklık, (görünüş) çekicilik -GLAMOURBOY: d, (-s) büyüleyici erkek -GLAMOURGIRL: d, (-s) büyüleyici kız -GLANS: d, (- en, glanzen) 1 parlaklık, pırıltı, aydınlık, 2 fig/mec şatafat, göz alıcılık, ihtişam, met - slagen alnının akıyla başarmak -GLANSLOOS: s, 1 solgun, donuk, mat, 2 fig/mec yeknesak -GLANSPERIODE: d, (- s, - n) zindelik devresi -GLANSPUNT: h, (- en) fig/mec doruk, zirve, en şahane bölüm -GLANSRIJK: s, z, pırıl pırıl, şaşaalı, parlak, enfes, mükemmel, şahane, görkemli -GLANSROL: d, (- len) parlak rol -GLANSVERF: d, (...verven) cila, vernik -GLANZEN: f, (glansde, h, geglansd) I gs, parlamak, ışık saçmak, parıldamak, pırıl pırıl olmak, II g, parlatmak, parlaklaştırmak -GLANZEND: s, parlayan, parlak, pırıldayan -GLANZIG: s, z, parlak, pırıl pırıl, ışıl ışıl -GLAS: h, 1 cam, het - van een spiegel aynanın camı, 2 (glazen) pencere, cam, de glazen wassen pencereleri yıkamak, zijn eigen glazen ingooien ekmegiyle oynamak, nimetini tepmek, 3 (drinkglas) bardak, kadeh, een bier - bir bira bardagı, het - heffen kadeh kaldırmak, 4 scheep/den yarım saat -GLASACHTIG: s, cam gibi, cama benzer -GLASBAK: d, (- ken) şişelik, şişe deposu, -GLASBLAZEN: h, cam üfleme -GLASBLAZER: d, (-s) cam üfleyici -GLASBLAZERIJ: d, (- en) zie/bkz, glasfabriek -GLASCONTAINER: d, (-s) şişelik, şişe deposu -GLASCULTUUR: d, limonlukta yetiştirme -GLASDIAMANT: d, (- en) sahte elmas -GLASDICHT: s, camlı, pencereli -GLASFABRIEK: d, (- en) cam fabrikası -GLASFIBER: d, (-s) cam elyafı, cam yünü -GLASHANDEL: d, cam ticareti, camcılık -GLASHARD: s, z, çok sert, insafsız, acımasız -GLASHELDER: s, z, cam gibi açık, saydam, fig/mec gün gibi ortada, apaçık, -GLAS-IN-LOODRAAM: h, (...ramen) kurşunlu cam -GLASPLAAT: d, (...platen) cam levha, cam tabaka -GLASSCHADE: d, (-n) cam hasarı, -GLASSCHERF: d, (...scherven) cam parçası -GLASSCHILDERKUNST: d, cam boyama sanatı, cam renklendirme -GLASSERVIES: h, bardak takımı -GLASSNIJDER: d, (-s) cam kesici, cam elması -GLASTEELT: d, serada/limonlukta yetiştirme -GLASTUINBOUW: d, seracılık, limonlukta yetiştirme -GLASVERZEKERING: d, (- en) pencere camı sigortası -GLASVEZEL: d, (-s) cam elyafı, cam lifi -GLASWERK: h, 1 cam işi, camdan yapılmış şey, 2 (v, gebouw) bina camları, -GLASWOL: d, cam yünü -GLAZEN: s, l (v, glas) camdan, 2 (met glas) camlı -GLAZENIER: d, (-s) cam renklendirici, cama renk veren zanaatçı -GLAZENMAKER: d, (-s) 1 pencereci, camcı, 2 zo, yusufçuk, kızböceği -GLAZENSPUIT: d, (- en) cam temizleme püskürteci -GLAZENWASSER: d, (-s) cam yıkayıcı -GLAZIG: s, 1 cam gibi, cama benzer, saydam, 2 (v, blik) donuk, manasız, solgun, baygın, 3 (v, aardappels) saydam ve sert, -GLAZUREN: f, g, (glazuurde, h, geglazuurd) sırlamak -GLAZUUR: h, (...zuren) 1 sır, sır maddesi, 2 (tandemail) diş emayesi, mine, -GLD. afk/kıs gulden florin, gulden, spreekt/kd Holanda parası, -GLETSJER: d, (-s) buzul, -GLETSJERDAL: h, (- en) buzul vadi -GLEUF: d, (gleuven) 1 yarık, yiv, oyuk, oluk, çatlak, aralık, yırtık, 2 (plat/argo) (vagina) yarık, kadının cinsel organı, -GLIBBEREN: f, gs, (glibberde, is geglibberd) kayıvermek -GLIBBERIG: s, kaygan, kaygın -GLIBBERIGHEID: d, kayganlık, kaygınlık -GLIJBAAN: d, (...banen) kızak sahası, kayma yolu -GLIJDEN: f, gs, (gleed, h/is gegeleden) kaymak, süzülmek, het geld glijdt hem door de vingers parasını savurdu, çok para harcadı, over iets heen - (hassas bir konuyu) bir şeyi geçiştirmek, -GLIJMIDDEL: h, (- len) cinsel birleşmeyi kolaylaştırıcı madde, vagina kremi -GLIJVLAK: h, (- ken) kayma düzlemi, buz düzlemi -GLIJVLUCHT: d, (- en) süzülme uçuşu -GLIMLACH: d, gülümseme, tebessüm -GLIMLACHEN: f, gs, (glimlachte, h, geglimlacht) gülümsemek, tebessüm etmek, - over (tegen) -(y)a/e gülümsemek -GLIMMEN: f, gs, (glom, h, geglommen) 1 kor halinde yanmak, alevsiz yanmak, için için yanmak, 2 (glanzen) parlamak, pırıldamak -GLIMMER: h, mika -GLIMP: d, (- en) 1 (indruk) anlık izlenim, een - van waarheid gerçek izlenimi, 2 ışık, ziya, een - van hoop ümit ışığı -GLIMWORM: d, (- en) zo, ateşböceği, kandilböceği, yıldızböceği -GLINSTEREN: f, gs, (glinsterde, h, geglinsterd) parıldamak, parlamak, ışıldamak, pırıl pırıl parlamak -GLINSTERING: d, (- en) ışıltı, pırıltı -GLIPPEN: f, gs, (glipte, is geglipt) kaymak, er door - arasından kaymak, sıyrılıp kaymak -GLITTER: d, (-s) (versierseltje, elbisede vb,) pul, parlayan pul -GLOBAAL: s, z, genel, detaylara inmeden hesaplanan, kabaca, yaklaşık, - lezen tümce olarak okumak, cümle cümle okumak -GLOBE: d, (-s) küre, yuvarlak -GLOBETROTTER: d, (-s) gezgin -GLOBINE: d, (-n) biol/biyo (kanda) globülin -GLOED: d, 1 ısı, sıcaklık, 2 fig/mec, esin, canlılık, güç, ateş, şevk -GLOEDNIEUW: s, yepyeni, gıcır gıcır, acer, dürümü açılmamış, cıva gibi -GLOEIDRAAD: d, (...draden) ampul teli -GLOEIEN: I f, gs, (gloeide, h, gegloeid) 1 kor halinde yanmak, korlaşmak, kızarmak, kızmak, 2 (v, lamp) ısı ve ışıl saçmak, 3 (fonkelen) parlamak, parıldamak, pırıldamak, 4 fig/mec (özlemle, hasretle) yanmak, tutuşmak, yanıp tütmek, mijn hoofd gloeit van koorts ateşten başım yanıyor, II g, çok ısıtmak, korlaştırmak, kızartmak -GLOEIEND: s, 1 kızgın, akkor, kıpkırmızı, kızıl, kor halinde, yakıcı een - e hitte yakıcı sıcak, 2 fig/mec ateşli, şevkli, şiddetli, 3 zich - vervelen çok sıkılmak -GLOEIING: d, (- en) akkorlaşma, akkorluk -GLOEIKOUSJE: h, (-s) lamba fitili -GLOEILAMP: d, (- en) ampul, elektrik lambası -GLOOIEN: f, gs, (glooide, h, geglooid) meyletmek, meyilli olmak -GLOOIEND: s, hafif meyilli, het - e strand hafif meyilli plaj -GLOOIING: d, (- en) eğim, iniş, meyil -GLOREN: f, gs, (gloorde, h, gegloord) (hafif) parıldamak, parlamak, ışıldamak -GLORIE: d, 1 şan, şöhret, 2 (pracht) görkem, -GLORIERIJK: s, z, 1 ünlü, şanlı, 2 (heerlijk) mükemmel, enfes -GLORIETIJD: d, (- en) zie/bkz bloeitijd -GLORIEUS: s, z, şanlı, görkemli glos, -GLOSS: d, (glossen) (yazıda) çıkma, açıklayıcı not -GLOSSARIUM: h, (...ria) açıklamalı sözlük -GLUCOSE: d, glikoz -GLUIPERD: d, (-s) sinsi, sinsi ve adi, içten pazarlıklı, ikiyüzlü, riyakar -GLUIPERIG: s, z, sinsi, ikiyüzlü, sahtekar, riyakar -GLUNDEREN: f, gs, (glunderde, h, geglunderd) çok mutlu ve gülerek bakmak -GLUREN: f, gs, (gluurde, h, gegluurd) dikizlemek, yan yan bakmak -GLUURDER: d, (-s) dikizci, röntgenci -GLYCERINE: d, gliserin -GLYPTIEK: d, bouwk/mim taş oymacılığı -GNEIS: h, geol/jeol granit cinsinden bir tür taş -GNIFFELEN: f, gs, (gniffelde, h, gegniffeld) kıs kıs gülmek, için için gülmek, sırıtarak gülmek, -GNOE: d, (-s) zo, bir tür antilop -GNOOM: d, (gnomen) vecize, özdeyiş -GNOSIS: d, tasavvufta marifet, tasavvufu bilme -GNUIVEN: f, gs, (gnuifde, h, gegnuifd) içinden gülmek, için için gülmek, om iemand - birinin sakalına gülmek, om iets - bir şeye için için gülmek -GOAL: d, (-s) sp, gol -GOALGETTER: d, (-s) sp, golcü -GOBELIN: h, d, (-s) 1 duvar halısı, kilim, 2 mobilya örtüsü, -GOD: d, I Allah, (cenabı) Hak, Huda, met - s hulp Allahın inayetiyle, - bewaar me hak saklaya, haşaa, leven als - in Frankrijk krallar gibi yaşamak, in - noch Louw geloven kâfir olmak, Allaha inanmamak, weet het, - mag het weten Allah bilir, - s water over - s akker laten lopen işi akışına bırakmak, rahatına bakmak, - zegen(e) de greep Allah tuttugunu kolay etsin II d, (- en) ilah, tanrı, mabut, put, de mindere - en önemsiz isimler, aan de - en overgeleverd zijn Allaha kalmak, dat is om de - en verzoeken bu bela aramaktır, -GODDANK: ünl, Allaha şükürler olsun, şükür ki -GODDELIJK: I s, ilahi, tanrısal, kutsi, Allahtan gelen, II z, fevkalade, mükemmel -GODDELIJKHEID: d, (...heden) ilahilik, ilahi vasıf -GODDELOOS: I s, (...lozer, - st) dinsiz, Allahsız, gâvur, imansız, ateist, II z, dinsizce, imansızca, insafsızca -GODDELOOSHEID: d, Allahsızlık, dinsizlik, imansızlık -GODDOMME: ünl, Zie/bkz godverdomme -GODENDOM: h, tanrılar alemi, ilahlar alemi, bütün ilahlar -GODENDRANK: d, (- en) abıhayat, bengisu, -GODENLEER: d, mitoloji -GODENSPIJS: d, (...spijzen) 1 myth/mit Yunan tanrılarının ölümsüzlük veren yemekleri, 2 çok lezzetli yiyecek -GODGEKLAAGD: s, ayıp, het is - çok ayıp -GODGELEERD: s, teolojik, -GODGELEERDE: d, (-n) teolog, ilahiyatçı, -GODHEID: d,(...heden) tanrı, ilah -GODIN: d, (- nen) tanrıça -GODLOOCHENAAR: d, (-s) tanrıtanımaz, ateist -GODSDIENST: d, 1 (- en) din, 2 (aanbidding) tapınma, ibadet -GODSDIENSTIG: s, z, 1 (religieus) dindar, inançlı, 2 dinsel, dini, dinle ilgili, een - boek dini bir kitap, - onderwijs dini eğitim -GODSDIENSTIGHEID: d, dindarlık, sofuluk, -GODSDIENSTIJVER: d, dini yayma ve savunma gayreti -GODSDIENSTOEFENING: d, (- en) ibadet, tapınış, ayin -GODSDIENSTONDERWIJS: h, dini terbiye, dini egitim -GODSDIENSTVRIJHEID: d, din özgürlüğü, inanç hürriyeti -GODSDIENSTWAANZIN: d, din mecnunluğu, din fanatizmi, din üşütüklügü, -GODSGESCHENK: h, (- en) Allah vergisi, lütuf -GODSGETUIGE: d, (-n) şehit -GODSGRUWELIJK: s, aşırı, pek fazla, acayip, çok büyük, er een - e hekel aan hebben bir şeyden acayip nefret etmek -GODSHUIS: h, (...huizen) ibadethane, Allahın evi, tapınak, cami, kilise -GODSLASTERAAR: d, (-s) kafir -GODSLASTERING: d, (- en) sövüp sayma, kafirlik, anasını belleme -GODSLASTERLIJK: s, z, kâfirce, zındık, küfürlü, (tanrıya) küfürbaz, - e taal kafir dil, küfürbaz dil, -GODSNAAM: in - Allah aşkına, in - dan maar peki, öyle olsun, waar heb je het in - over? Allah aşkına sen neden bahsediyorsun? -GODSONMOGELIJK: s, mümküniyatı yok, dünyada olmaz, tamamen olanaksız -GODSOORDEEL: h, (...oordelen) ilahi hüküm, Allahın takdiri, -GODSVERTROUWEN: h, Allahá güven, Allaha inaç -GODSVRUCHT: d, Allah korkusu ve sevgisi -GODSWIL: om - Allah adına, zwijg, zwijg om -! susun, Allah aşkına susun! -GODSWONDER: h, Allahın mucizesi -GODVERDOMME: ünl, Allah belasını versin, Allah kahretsin -GODVERGETEN: s, (in zeer hoge mate) korkunç, aşırı derecede -GODVERLATEN: s, 1 (v, plaats) ıssız, terk edilmiş, 2 (v, mensen) alçak, adi, çok kötü -GODVREZEND: s, dindar, sofu, Allahtan korkan -GODVRUCHTIG: s, z, dindar, sofu, een - e vrouw dindar bir kadın -GODZALIG: s, 1 cennetmekân, yeri cennet, 2 iron/aly kaba sofu -GOED: I (beter, best) s, 1 (niet slecht) iyi, güzel, ala, er was - e vraag naar het artikel o mala iyi talep vardı, 2 (bruikbaar) uygun, elverişli, münasip, kolay, kullanışlı, hij is nergens - voor hiç bir işe yaramaz, 3 (heilzaam) yararlı, faydalı, frisse lucht is - voor de gezondheid temiz hava sağlık için yararlıdır, 4 (goedhartig) dürüst, adil, iyi yürekli, erdemli, doğru, güvenilir, 5 (gezond) sağlıklı, sıhhatli, zich niet - gevoelen kendini iyi hissetmemek,6 (knap) zeki, başarılı, zij is - in Frans Fransızcada iyidir, Fransızcada başarılıdır, II z, 1 - zo! aferin, bravo, 2 (duidelijk) açıkça, iyice, iyiden iyiye, iyi bir şekilde, 3 kolayca, het is - te zien kolayca görülür, nog niet - tamamen iyi değil, bir parça iyi! hij kan - leren iyi öğrenebilir, kolay öğrenebilir, III h, 1 iyilik, wie - doet, - ontmoet iyilik yapan iyilik bulur, de strijd tussen - en kwaad iyilik ve kötülük çatışması, alles - en wel, maar, ... inşallah öyledir ama... 2 iyi bir şey iets - s iyi bir şey, 3 (nut) fayda, çıkar, yarar, voor iemands eigen - birinin kendi yararına, 4 (goederen) mal, mülk varlık, aardse - eren dünya malı, getrouwd zijn in gemeenschap van - eren mal ortaklığı temelinde evlenmek, onroerend - taşınmaz mallar, 5 (bagage) bagaj, gezi eşyası, 6 (kleding) giysi, elbise, çamaşır, vuil - kirli çamaşır, 7 gebreide goederen örgü mallar, triko mallar, IV ünl, maar, - ama, neyse, pekâla, * ben je niet - a) iyi degil misin? b) iron/aly iyi misin? üşüttün herhalde? sende var galiba biraz? zo - als ...nerdeyse, hemen hemen, dat is zo - al, zeker nerdeyse kesindir, mij -! benim için degişmez! fark etmez! (bence) fark etmez! sen bilirsin! -GOEDAARDIG: s, z, 1 (v, ziekte) habis olamayan, tehlikesiz, 2 (v, dieren) uysal, uslu, selim, -GOEDAARDIGHEID: d, uysallık, selimlik, iyi huyluluk -GOEDDEELS: z, büyük bir kısımı, büyük bir bölümü -GOEDDOEN: f, g, (deed goed, h, goedgedaan) 1 iyi gelmek, yaramak, faydası dokunmak, dat zal je - o sana iyi gelecek, faydası dokunacak, 2 ferahlatmak, serinletmek, de koele drank deed goed o soğuk içki iyi geldi, ferahlattı, -GOEDDUNKEN: f, gs, I (docht/dacht goed, h, goedgedocht/goedgedacht) zijdoet wat haar goeddunkt hoşuna gideni yapar, istediğini yapar II goeddunken h, naar eigen - handelen başına buyruk davranmak, bildiğini okumak, (naar eigen inzicht) kendi bildiği gibi davranmak, -GOEDEMIDDAG: ünl, iyiöğlenler, -GOEDEMORGEN: ünl, günaydın, iyi sabahlar -GOEDENACHT: ünl, iyi geceler, -GOEDENAVOND: ünl, iyi akşarnlar -GOEDENDAG: ünl, a) iyi günler, selam, b) (afscheidsgroet) hoşça kalın, hoşça kal, iyi günler -GOEDENDAGZEGGEN: f, g, (zei goedendag, h, goedendaggezegd) 1 iyi günler dilemek, 2 (vaarwelzeggen) veda etmek, hoşça kal demek -GOEDEREN: d, mv/çoğ eşya, mal, mülk, varlık -GOEDERENLOODS: d, (- en) eşya ambarı -GOEDERENTREIN: d, (- en) yük treni -GOEDERENVERKEER: h, eşya trafiği, eşya taşıma -GOEDERENVERVOER: h, yük taşımacılığı, nakliyatçılık -GOEDERTIEREN: s, şefkatli, merhametli, yumuşak kalpli, iyiliksever -GOEDGEEFS: d, eliaçık, cömert, bonkör -GOEDGEHUMEURD: s, iyi huylu, uslu, uysal, selim -GOEDGELOVIG: s, saf, safdil, kapılgan, avanak -GOEDGELUIMD: s, iyi huylu, munis -GOEDGEMUTST: s, iyi huylu, munis -GOEDGEZIND: s, hüsnüniyetli, iyi yürekli, iyicil, iemand - zijn birine yakınlık göstermek, -GOEDGUNSTIG: s, z, iyi niyetli, iyi kalpli -GOEDHARTIG: s, z, iyi yürekli, iyi kalpli, şefkatli, sevecen, yüreği yufka -GOEDHEID: (...heden) iyilik, je bent de - zelve sen bir iyilik meleğisin -GOEDHOUDEN: I f, g, (hield goed, h, goedgehouden) iyi saklamak, korumak, muhafaza etmek, je kunt die vis niet lang - o balığı uzun süre muhafaza edemezsin, II (- zich -, h, zich -) iyi kalmak, dayanmak, sağlam kalmak -GOEDIG: s, z, yumuşak yüzlü, iyi kalpli, sevecen, yumuşak kalpli, dostça, hayırsever -GOEDJE: h, ufak tefek şey, eşya, şey -GOEDKEUREN: f, g, (keurde goed, h, goedgekeurd) uygun bulmak, doğru bulmak, iyi bulmak, yeterli gormek, tasvip etmek, een daad - bir hareketi uygun bulmak, een auto - otomobili trafiğe uygun bulmak, iemand voor militaire dienst - birini askerliğe uygun bulmak -GOEDKEUREND: s, onaylayıcı -GOEDKEURING: d, (- en) onay, tasdik, inceleyip onama, uygun bulma, uygun görme, mil/ask sağlama ayırma, ter - voorleggen onaya sunmak -GOEDKOOP: I s, (goedkoper, - st) 1 ucuz, ehven, pahalı değil, makul, -, duurkoop ucuzdur vardır bir illeti (pahalldır vardır bir hikmeti), ucuz etin suyu kara olur, 2 fig/mec değersiz, sıradan, bayağı, II z, ucuza, ucuzca -GOEDKOOPHEID: goedkoopte d,1 ucuzluk, 2 (zuinigheid) idare, tutum, tasarruf, Tutumluluk, -GOEDLACHS: s, çabuk güler, kolay gülen -GOEDLEERS: s, çabuk öğrenir, iyi öğrenir, kolay alır -GOEDMAKEN: f, g, (maakte goed, h, goedgemaakt) 1 telafi etmek, düzeltmek, 2 (vergoeden) tazmin etmek, gidermek, karşılamak, de entreegelden moeten de kosten - giriş ücretleri masrafları karşılamalıdır, -GOEDMOE: s, z, iyi yürekli, gönlü geniş, yumuşak yüzlü, mülayim, babacan -GOEDPRATEN: f, g, (praatte goed, h, goedgepraat) örtmeye yeltenmek, düzeltmeye kalkmak, örtbas etmek, zijn best doen om zijn fout goed te praten hatasını düzeltmek için elinden geleni yapmak -GOEDSCHIKS: z, iyilikle, güzellikle, isteyerek, - of kwaadschiks ister istemez, istese de istemese de, iyilikle olmazsa zorla -GOEDSPREKEN: f, gs, (sprak goed, h, goedgesproken) - voor -(y)a/e (için) kefil olmak, garanti vermek -GOEDVINDEN: I f, g, (vond goed, h, goedgevonden) 1 uygun bulmak, tasvip etmek, onamak, 2 (nuttig achten) iyi bulmak, faydalı görmek, yararlı görmek, 3 (welnemen) razı olmak, rıza göstermek, II h, rıza, razı olma, muvafakat, takdir, met onderling - karşılıklı muvafakatla, naar eigen - nasıl işine gelirse, nasıl istersen -GOEDWILLEND: s, iyi niyetli -GOEDWILLIG: I s, istekli, gönüllü, II z, seve seve, isteyerek -GOEDWILLIGHEID: d, isteklilik, gönüllülük -GOEDZAK: d, (- ken) iyi kalpli, karınca ezmez, yumuşak yüzlü -GOEGEMEENTE: d, sıradan kimseler, sürü, kitle -GOEIERD: d, (-s) iyi kalpli, babacan kimse -GOEROE: d, (-s) mürşit -GOK: d, gokje h, (-s) kumar -GOKAUTOMAAT: d, (...automaten) kumar otomatı -GOKKEN: f, gs, (gokte, h, gegokt) 1 kumar oynamak, 2 hand/tic spekülasyon yapmak, 3 (een kans wagen) kumar oynamak -GOKKER: d, (-s) 1 kumarcı, kumarbaz, 2 hand/tic spekülatifçi, açıkçı -GOKLUST: d, (- en) kumar isteği -GOKSPEL: h, (- en) kumar oyunu -GOKTENT: d, (- en) kumarcı çadırı, -GOLF: d, (golven) dalga, hitte- sıcak dalgası, stakings- grev dalgası, op welke - zendt dat station uit? o istasyon hangi dalgadan yayın yapıyor? water- su dalgası, geen - gaat hem te hoog gözünü daldan budaktan esirgemez, onun cüret etmeyeceği iş yoktur, hiçbir şey onu engelleyemez II d, (golven) (zeeboezem) körfez, koy, haliç III h, sp, golfç -GOLFBAD: h, (- en) dalgalı yüzme havuzu -GOLFBEWEGING: d, (- en) dalga hareketi -GOLFBREKER: d, (-s) dalgakıran -GOLFDAL: h, (- en) iki dalga arasındaki çuku -GOLFEN: f, gs, (golfte, h, gegolft) golf oynamak -GOLFKARTON: h, oluklu karton -GOLFLENGTE: d, (- n, - s) (radyoda) dalga boyu, dalga uzunluğu, op dezelfde - zitten aynı dalga boylarnnda olmak, birbirini iyi anlamak -GOLFPLAAT: d, (...platen) oluklu levha -GOLFSLAG: d, dalga vuruşu, dalga çarpması -GOLFSTOK: d, sp, (- ken) golf sopası, golf değneği -GOLVEN: f, gs, (golfde, h, gegolfd) 1 dalgalanmak, dalga dalga olmak, 2 (stromen) akmak, dalga dalga akmak -GOLVING: d, (- en) dalgalanma -GOM: d, (- men) 1 zamk, çamsakızı, Arabische - akasya sakızı, arap sakızı, 2 d, h, (gum) silgi, -GOMBOOM: d, (...bomen) sakız ağacı -GOMELASTIEK: h, kauçuk -GOMHARS: h, d, zamk ve reçine karışımı -GOMMEN: f, g, (gomde, h, gegomd) zamklamak, zamk sürmek, aan de achterzijde gegomd postzegels arkası zamklı posta pulları -GONDEL: d, (-s) gondol, mavna -GONDELIER: d, (-s) gondolcu -GONDELLIFT: d, (- en) teleferik -GONG: d, (-s) muz/müz gonk -GONIOMETER: d, (-s) mimar gönyesi, açı ölçer, gönye -GONIOMETRIE: d, gonyometri, -GONJE: d, (-s) çuvallık bez, çul -GONORROE: d, med/tıb belsoğukluğu -GONZEN: f, gs, (gonsde, h, gegonsd) vızıldamak, dızıldamak, uğuldamak, vırıldamak -GOOCHELAAR: d, (-s) sihirbaz, hokkabaz, gözboyayıcı -GOOCHELARIJ: d, (- en) sihirbazlık, hokkabazlık, gözboyayıcılık -GOOCHELDOOS: d, (...dozen) sihirbaz sandığı -GOOCHELEN: f, gs, (goochelde, h, gegoocheld) sihirbazlık yapmak, hokkabazlık yapmak, göz boyamak, sihir yapmak, -GOOCHELHOED: d, (- en) sihirbaz şapkası -GOOCHELKUNST: d, (- en) sihirbazlık/hokkabazlık sanatı -GOOCHELTOER: d, (- en) sihirbaz numarası, hokkabaz hüneri -GOOCHELTRUC: d, (-s) sihirbaz numarası, hokkabaz hüneri -GOOCHEM: s, z, (plat/argo) kurnaz, açıkgöz, şeytan, fettan -GOOCHEMERD: d, (-s) kurnaz herif, şeytan herif -GOODWILL: d, 1 (goedgezindheid) hüsnüniyet, iyi niyet, 2 hand/tic peştemallık, bir ticarethanenin müşterileri ile ilişkileri bütünü -GOOI: d, (- en) atış, fırlatma, ergens een - naar doen a) bir şeye şansını denemek, bir şeye soyunmak, b) (voorspellen) tahminde bulunmak -GOOIEN: f, g, (gooide, h, gegooid) 1 atmak, fırlatmak, savurmak stenen - taş atmak, het over een ander boeg - a) scheep/den yön değiştirmek, b) bir şeyi başka bir şekilde denemek, 2 (geld) savurmak, savurganca harcamak, fig/mec zijn geld in het water - parasını suya atmak, iets in het vuur - bir şeyi ateşe atmak, alles eruit - ağzına geleni söylemek, -GOOI-EN-SMIJT-FILM: d, (- en) güldürücü film, pasta vb, atılan film, Gooi- en- smijt- werk h, kaba ve çılgınca hareketler, -GOOR: s, z, 1 (vuil) pis, kirli, pasaklı, berbat, 2 fig/mec kaba, pis -GOOT: d, (goten) çatı oluğu, pis su kanalı, çatı arkı -GOOTSTEEN: d, (...stenen) lavabo, delikli taş, bulaşık taşı -GOOTWATER: h, bulaşık suyu, ark suyu -GORDEL: d, (-s) 1 kemer, kuşak, baş, kayış, auto- emniyet kemeri, 2 aardr/coğr Kuşak, -GORDELDIER: h, (- en) zo, kertenkele cinsinden bir hayvan -GORDELROOS: d, med/tıb zona hastalığı -GORDIAANSE KNOOP: d, kördüğüm, iskender düğümü, de - doorhakken kördüğümü kesmek, büyük sorunu halletmek -GORDIJN: h, d, (- en) perde -GORDIJNKOORD: h, d, (- en) perde kaytanı, perde kordonu -GORDIJNRAIL: d, (-s) perde kornişi -GORDIJNRING: d, (- en) perde halkası -GORDIJNROEDE: d, (...roeden) korniş, perde rayı, -GORDIJNSTOF: d, (- fen) perdelik, perdelik kumaş -GORGELDRANK: d, (- en) gargara, -GORGELEN: f, gs, (gorgelde, h, gegorgeld) gargara yapmak, gargara etmek -GORILLA: d, (-s) zo, goril -GORS: d, (gorzen) zo, kiraz kuşu -GORT: d, (- en) kırma, dövülmüş hububat, kırılmış arpa, iemand (iets) van haver tot- kennen (weten) bir şeyi tüm ayrıntılarına kadar anlatmak, zo droog als - kupkuru, -GORTDROOG: s, yavan, kuru, çok sıkıcı, een - verhaal sıkıcı bir hikaye -GORTIG: het al te - maken çok ileri gitmek, dat is me te - bu kadarını da çekemem, bu kadarıda fazla, -GOSJEMIJNE: gosjemikkie, gosjepietje ünl, hay Allah -GOTIEK: I s, gotik, II d, gotik üslup, gotik mimari tarzı, -GOTISCH: gotik, gotik tarzda -GOUACHE: d, (-s) 1 guvaş, zamklı sulu boya, 2 (schilderij) guvaş resim, -GOUD: I h, altın, een hart van - altın gibi kalp, - waard altın değerinde, geen - zonder schuim bu kadar kusur kadı kızında da olur, - waard zijn ağırlığınca altın etmek, altın değerinde olmak, het is niet al - wat er blinkt her parlayan şey altın değildir, görünüş yanıltır, voor geen - (ter wereld) dünyayı verseler, zo eerlijk als - çok dürüst, büsbütün güvenilir, wit - platin, II s, altın, altından, een - en horloge altın saat, - en gids önemli telefonlar rehberi/kitabı -GOUDACHTIG: s, altınımsı, altın gibi -GOUDADER: d, (-s) altın damarı, altın katmanı -GOUDBLOND: s, altın sarısı -GOUDBROKAAT: h, bir çeşit ipek kumaş, kemha -GOUDDELVER: d, (-s) altın arayıcısı -GOUDDORST: d, altına susamışlık -GOUDEERLIJK: s, çok dürüst, dürüst mü dürüst -GOUDEN: s, altından, - standaard altın standardı, altın esası sistemi, een - feest evliliğin ellinci yıl eğlentisi, de Gouden Hoorn Haliç -GOUDENREGEN: d, (-s) bot, sarısalkım -GOUDERTS: h, (- en) geol/jeo altın cehveri -GOUDFAZANT: d, (- en) zo, altınsülün -GOUDGELD: h, altın para -GOUDGRAVER: d, (-s) altın kazıcısı -GOUDHAANTJE: h, (-s) zo, (gewoon -) çalıkuşu -GOUDHOUDEND: s, altınlı, içinde altın bulunan -GOUDKLEUR: d, altın sarısı renk -GOUDKLEURIG: s, altın sarısı, altın renginde -GOUDKLOMP: d, (- en) altın külçesi -GOUDKOORTS: d, altın humması, altın deliliği -GOUDKUST: d, 1 altın sahili, 2 fig/mec zenginler sokağı/caddesi -GOUDMIJN: d, (- en) altın madeni -GOUDRENET: d, (- ten) bir tür elma, -GOUDSBLOEM: d, (- en) bot, altıncık, aynısefa, -GOUDSMID:: d, (...smeden) kuyumcu -GOUDSTUK: h, (- ken) altın para -GOUDVINK: d, (- en) zo, şakrakkuşu -GOUDVIS: d, (- sen) zo, havuz balığı, kırmızı balık -GOUDVOORRAAD: d, (...raden) altın stoku -GOUDZOEKER: d, (-s) altın arayıcısı, -GOURMETSTEL: h, (- len) masada yemek hazırlama seti -GOUVERNANTE: d, (-s) mürebbiye, özel öğretmen -GOUVERNEMENT: h, (- en) 1 (regering) hükümet, 2 (gewest) bölge -GOUVERMENTSBLAD: h, (- en) resmi gazete, devlet gazetesi -GOUVERNEUR: d, (-s) hist/tar vali -GOUVERNEUR-GENERAAL: d, (gouvemeurs- generaal) genel vali -GOZER: d, (-s) spreekt/kd adam, genç, herif, hij is een leuke - hoş adamdır/heriftir, -GRAAD: d, (graden) 1 derece, - van bloedverwantschap akrabalık derecesi, - van hardheid sertlik derecesi, bij 0 graden sıfır derecede, 2 (rang, trap enz,) derece, ünvan, mertebe, kerte, aşama, paye, een academische- akademik derece -GRAADBOOG: d, (...bogen) açıölçer, iletki -GRAADMETER: d, (-s) ölçü -GRAADVERDELING: d, (- en) dereceleme -GRAAF: d, (graven) kont -GRAAFSCHAP: h, (- pen) kontluk, kontun bölgesi -GRAAFMACHINE: d, (-s) kazaratar, kazı makinası -GRAAFWERK: h, (- en) kazı, kazı işi -GRAAFWERKTUIG: h, (- en) kazı aleti -GRAAFWESP: d, (- en) zo, yaban arısı -GRAAG: I (liever, liefst) z, zevkle, seve seve, memnuniyetle, isteyerek, iets - doen bir şeyi seve seve yapmak, ja, -! evet, lütfen! - gedaan! bir şey değil! sözümü olur! teşekküre değmez! II s, aç, istekli, arzulu, praat- konuşkan -GRAAGTE:d, hırs, istek, gayret, -GRAAIEN:f, gs, (graaide, h, gegraaid) acelece karıştırmak, el atmak, yoklamak -GRAAL:d, Isanın kasesi -GRAAN:h, (granen) ekin, hububat, zahire, tahıl, brood- ekmeklik tahıl, voedergranen yemlik hububat -GRAANAKKER:d, (-s) ekin tarlası, tahıl tarlası -GRAANBEURS:d, (...beurzen) tahıl borsası, zahire pazarı, -GRAANBOUW: d, tahıl yetiştirme, ekincilik, ziraatçılık -GRAANGEWAS:h, (- sen) tahıl bitkisi -GRAANHANDEL: d, zahirecilik, hububatçılık -GRAANKORREL: d, (-s) tahıl tanesi, hububat tohumu, ekin tanesi -GRAANMAAIER: d, (-s) 1 orakçı, tırpancı, 2 (maaimachine) biçer, biçme makinası -GRAANOOGST: d, (- en) 1 tahıl hasadı, 2 (opbrengst) tahıl rekoltesi -GRAANPRIJS: d, (...prijzen) tahıl fiyatı -GRAANSCHUUR: d, (...schuren) 1 tahıl ambarı, ekin barakası, 2 fig/mec tahıl ambarı, tahıl bölgesi -GRAANSOORT: d, (- en) tahıl türü, tahıl cinsi -GRAAT: d, (graten) kılçık, balık kemiği, mager als een - kılçık gibi zayıf, van de - vallen açlıktan ölmek, açlıktan düşmek, niet zuiver op de - zijn ipiyle kuyuya inilmemek, güvenilmemek, -GRABBEL: zijn geld te - gooien parasını çarçur etmek -GRABBELEN: f, gs, (grabbelde, h, gegrabbeld) karıştırarak/yoklayarak aramak -GRABBELTON: d, (- nen) panayırda eşya kutusu -GRACHT: d, (- en) kanal, ark -GRACHTENHUIS: h, (...huizen) kanal boyu evi -GRACHTENPAND: h, (- en) kanal boyu evi -GRACIEUS: s, z, (gracieuzer, - t) latif, zarif, ince, edalı, -GRADATIE: d, (-s) derece, aşama -GRADENBOOG: d, (...bogen) iletki -GRADEREN: f, g, (gradeerde, h, gegradeerd) yoğunluğunu yükseltmek -GRADUATIE: d, dereceleme -GRADUEEL: s, aşamalı, tedrici, aşama aşama, derece derece olan -GRAF: h, (graven) 1 mezar, gömüt, kabir, (v, heiligen) yatır, türbe,fig/mec zijn eigen - delven (graven) kendi kuyusunu kendi kazmak, kendi mezarını kazmak, met een been in het - ( staan) bir ayağı çukurda (olmak), zwijgen als een - ağzını açmamak, hiç konuşmamak, susmak, 2 van de wieg tot het - beşikten mezara kadar, bütün ömür boyunca, -GRAFELIJK: s, konta ait, kont gibi -GRAFHEUVEL: d, (-s) höyük, sintepe -GRAFICUS: d, (- fici) grafikçi -GRAFFITI: d, duvar yazısı, grafitit -GRAFIEK: d, 1 grafik sanatı, 2 (- en) grafik, çizit -GRAFIET: h, geol/jeo grafit -GRAFISCH: s, z, grafiksel, grafikle ilgili, een - e voorstelling grafikli gösteri, -GRAFKELDER: d, (-s) bodrum mezarlığı -GRAFMONUMENT: h, (- en) mezar anıtı -GRAFOLOGIE: d, yazıbilim, grafoloji -GRAFOLOOG: d, (...logen) yazıbilimci, grafolog -GRAFREDE: d, (-n) mezar konuşması, defin konuşması -GRAFSCHENDER: graf schenner d, (-s) mezar tecavüzcüsü, gömüt saldırganı -GRAFSCHENNIS: d, gömüte tecavüz -GRAFSCHRIFT: h, (- en) gömüt yazısı, mezar kitabesi -GRAFSTEEN: d, (...stenen) gömüt taşı, mezar taşı -GRAFSTEM: d, (- men) fig/mec boğuk ve kasvetli ses -GRAFTOMBE: d, (- n, - s) türbe, mozole, anıtkabir -GRAFZERK: d, (- en) yatık mezar taşı -GRAM: h, (- men) gram, zijn - halen öfkesini almak, hıncını almak, -GRAMCALORIE: d, (- en) gram kalori -GRAMMATICA: d, (-s) dilbilgisi, gramer -GRAMMATICAAL: s, z, dilbilgisel, gramersel olarak -GRAMMOFOON: d, (- s, ...fonen) gramofon, pikap -GRAMMOFOONPLAAT: d, (...platen) plak, gramofon plağı -GRAMSCHAP: d, öfke, hiddet, hışım -GRAMSTORIG: s, z, öfkeli, hışımlı, iemand - maken birini kızdırmak -GRANAAT: d, (granaten) 1 bot, nar, 2 mil/ask bomba, hand- elbombası, (traan)gas- gaz bombası, 3 (edelsteen) d, h, geol/jeo seylantaşı, laltaşı, süleyman taşı, -GRANAATAPPEL: d, (-s) bot, nar -GRANAATBOOM: d, (...bomen) nar ağacı -GRANAATSCHERF: d, (...scherven) bomba parçası -GRANAATVUUR: h, kurşunsuz ateş, kovan ateşi, kovanla yapılan ateş -GRANDEUR: d, azamet, ihtişam, büyüklük -GRANDIOOS: s, z, harika, nefis, enfes, şahane, muhteşem -GRANIET: h, geol/jeol granit -GRANIETEN: s, granitten -GRANULEREN: I f, g, (granuleerde, h, gegranuleerd) tanelemek, kabartmak, II gs, (- -, is -) 1 tanelemek, kabarmak, 2 med/tıb kabarmak -GRAP: d, (- pen) şaka, espri, latife, nükte, Muziplik, Een - met iemand hebben birine maskaralık yapmak, - pen maken şaka yapmak, iets voor (uit) de - zeggen bir şeyi şaka olsun diye söylemek, voor de - şakadan, şaka olsun diye, -GRAPEFRUIT: d, (-s) greyfurt, volkst/hd kızmemesi -GRAPJAS: d, (- sen) zie/bkz grappenmaker -GRAPPEN: f, gs, (grapte, h, gegrapt) şaka yapmak -GRAPPENMAKER: d, (-s) şakacı, esprici, nükteci, muzip -GRAPPIG: s, z, gülünç, latif, nükteli, komik, güldüren, tuhaf, güldürücü, -GRAPPIGHEID: d, (...heden) komiklik, gülünçlük, tuhaflık, muziplik -GRAS: h, (- sen) çim, çimen, çayır, Engels - kuduz otu, zo groen als - çaylak, acemi, tecrübesiz, het - van je buurman is altijd groener dan het jouwe komşunun tavuğu komşuya kaz görünür, er geen over laten groeien işini ertelememek, üzerine ot bitirmemek, zamanında yapmak, iemand het - voor de voeten wegmaaien birinin şansına konmak, birinin yapacağını yapmak, -GRASBAAN: d, (...banen) çimenli yarış sahası, çimen saha -GRASBOTER: d, bitki yağı, ot yağı -GRASDUINEN: f, gs, (grasduinde,h, gegrasduind) ergens in - bir şeye istediği gibi bakmak, bir şeye doyasıya bakmak -GRASETEND: s, otçul, çimen yiyen -GRASGROEN: s, 1 çim yeşili, 2 (onvervaren) çaylak, acemi -GRASLAND: h, (- en) çimenlik, çayırlık, otlak -GRASMAAIMACHINE: d, (-s) çim makinası -GRASMAAND: d, (- en) nisan ayı, nisan -GRASMAT: d, (- ten) çimenli toprak -GRASMUS: d, (- sen) zo, külrengi ötleğeni, ötleğen -GRASPERK: h, (- en) çimenlik, yeşil saha -GRASPIEPER: d, (-s) zo, çayır incirkuşu -GRASPOL: d, (- len) çimen kümesi -GRASSOORT: d, (- en) çimen türü -GRASSPRIET: d, (- en) çimen sapı -GRASVELD: h, (- en) çayırlık, otlak, yeşil saha, çayır alanı -GRASZODE: d, (-n) çimen keseği -GRATIE: d, 1 eda, zarafet, incelik, haar bewegingen zijn vol - hareketleri incelik dolu, 2 (gunst) inayet, lütuf, kayra, izin, müsaade, bij de - Gods Allahın inayetiyle, bij iemand in de - komen birinin gözüne girmek, 3 (v, straf) bağış, af, recht van - bağış hakkı, verzoek om - af ricası, -GRATIFICATIE: d, (-s) ikramiye, (maaşa) zam, ek ödenek, -GRATIG: s, kemikli, - vis kemikli balık, kılçıklı balık -GRATIS: z, bedava, ücretsiz, karşılıksız, beleş, ödemeksizin -GRAUW: I s, gri, kurşuni, kül renginde,fig/mec in het - verleden çok önceleri, II h, 1 (kleur) gri renk, 2 (gepeupel) kalabalık, sürü, insan yığını -GRAUWEN: f, gs, (grauwde, h, gegrauwd) homurdanmak, hırlamak, mır gır etmek -GRAUWTJE: h, (-s) eşek -GRAUWSLUIER: d, (-s) pus, sis -GRAVEEL: h, böbrek taşı -GRAVEERDER: d, (-s) oymacı, hattat -GRAVEERKUNST: d, oymacılık, hat sanatı -GRAVEERNAALD: d, (- en) oyma kalemi -GRAVEERSTAAL: h, oymacı bizi, hat kalemi -GRAVEERWERK: h, (- en) oyma, hat işi -GRAVEL: d, kırmızı çakıl taşı, çakıl -GRAVEN: f, g, (groef, h, gegraven) kazmak, oymak, (oyuk, kuyu) açmak, zijn eigen graf - kendi kuyusunu kendi kazmak -GRAVEREN: f, g, (graveerde, h, gegraveerd) oymak, (bakır, tahta) oyarak şekil vermek, hakketmek -GRAVEUR: d, (-s) oymacı, hattat -GRAVIN: d, (- nen) kontes, kontun karısı veya kızı, (kont: Avrupada bir asalet ünvanı), -GRAVURE: d, (-s) gravür, kazıma resim -GRAZEN: f, gs, (graasde, h, gegraasd) otlamak, laten - otlatmak, çayıra sürmek, iemand te - nemen birini aldatmak -GRAZING: s, çayırlık çimlik, otlak, otu bol -GREEP: d, (grepen) 1 tutma, yakalama, kavrama, kapma, kapış, tutuş, 2 bir avuç, avuç dolusu miktar, tutam, een - bloemen bir tutam çiçek, 3 (handvat) kabza, sap -GREGORIAANS: de Gregoriaanse kalender Gregoryan günbilgisi/takvimi, rumi takvim, -GREIN: h, (- en) 1 (eczacı tartısında) 0,065 gram, 2 (geringe hoeveelheid) azıcık miktar, zerrecik, zerre kadar miktar -GREINTJE: h, zerrecik, geen - verschil zerre kadar fark yok -GRENADINE: d, nar şurubu -GRENDEL: d, (-s) sürgü, kol demiri, hij zit achter slot en - kodeste bulunuyor -GRENDELEN: f, g, (grendelde, h, gegrendeld) sürgülemek, sürgüyle kapatmak, de deur - kapıyı sürgülemek -GRENEHOUT: h, çam tahtası -GRENEN: s, çamdan, çam ağacından -GRENS: d, (grenzen) sınır, hudut, hat, limit, kıyı, kenar, de grenzen te buiten gaan sınırı aşmak, ileri gitmek, alles heeft zijn - her şeyin bir sınırı var, geen grenzen kennen sınır tanımamak, op de - van - nin eşiğinde, binnen zekere grenzen belli sınırlar dahilinde, belli ölçüler dahilinde, leeftijd - yaş sınırı, yaş hattı, loon- maaş sınırı -GRENSBEWAKER: d, (-s) sınır bekçisi -GRENSBEWAKING: d, sınır koruma -GRENSCONFLICT: h, (- en) sınır çatışması, sınır çekişmesi -GRENSGEBIED: h, (- en) sınır bölgesi -GRENSGEMEENTE: d, (-n) sınır belediyesi -GRENSGESCHIL: h, (- len) sınır anlaşmazlığı -GRENSGEVAL: h, (- len) sınır durumu, her iki kategoriye de uyma durumu -GRENSINCIDENT: h, (- en) sınır olayı -GRENSKANTOOR: h, (...toren) gümrük dairesi -GRENSLIJN: d, (- en) hudut çizgisi, sınır hattı -GRENSOVERGANG: d, (- en) sınır geçişi -GRENSPAAL: d, (...palen) sınır kazığı -GRENSRECHTER: d, (-s) sp, yan hakem -GRENSSTATION: h, (-s) sınır istasyonu -GRENSSTEEN: d, (...stenen) sınır taşı -GRENSSTREEK: d, (...streken) sınır bölgesi -GRENSVERKEER: h, sınır trafiği -GRENSVERLEGGEND: s, ufuklar açıcı, öncü -GRENSWAARDE:d, (-n) sınır değeri, hudut değeri, -GRENSWACHTER: d, (-s) gümrükçü, gümrük bekçisi -GRENZELOOS: s, z, 1 sınırsız, hudutsuz, uçsuz bucaksız, ölçüsüz, sonsuz, 2 (heel erg) çok kötü, fena -GRENZEN: f, gs, (grensde, h, gegrensd) 1 yakın olmak, bitişik olmak, 2 fig/mec - aan -(y)a/e varmak, -(y)a/e ulaşmak, dat grenst aan waanzin bu saçmalığa kadar varır, -GREPPEL: d, (-s) çukur, ark, hendek, su arkı -GRETIG: s, z, çok istekli, iştahlı, hırslı, açgözlü -GRETIGHEID: d, isteklilik, hırslılık, açgözlülük, tamahkarlık -GRIBUS: d, (- sen) 1 gece kondu, 2 (wijk) gecekondu mahallesi, fakir mahalle -GRIEF: d, (grieven) şikayet, itiraz, memnuniyetsizlik -GRIEK: d, (- en) (erkek) Yunan, Yunanistanlı -GRIEKENLAND: h, Yunanistan -GRIEKS: I s, Yunanlı, Yunan, II h, Yunanca -GRIEKSE: d, (-n) (bayan) Yunan, Yunanistanlı, -GRIEND: d, (- en) (nehir kenarında) sögütlük, söğüt alanı -GRIENDCULTUUR: d, söğüt yetiştirme -GRIENEN: f, gs, (griende, h, gegriend) aglamak, inlemek -GRIEP: d, grip, soğuk algınlığı, (salgın) nezle -GRIEPEPIDEMIE: d, (- en) grip salgını -GRIEPERIG: s, biraz gripli, ik ben een beetje - biraz grip oldum, biraz gribim -GRIEPVACCIN: h, grip aşısı -GRIES: h, kırma, -GRIESMEEL: h, irmik, -GRIESMEELPAP: griesmeelpudding d, (- en) irmik tatlısı/helvası, -GRIET: d, (- en) (plat/argo) fıstık, yavru, kız, kadın II d, (- en) zo, dikensiz kalkan, -GRIETJE: h, (-s) (plat/argo) fıstık, yavru, kız, parça, yosma -GRIEVEN: f, g, (griefde, h, gegriefd) üzmek, keder verrnek, incitmek, gücendirmek, kırmak, iemand diep - birini çok üzmek, çok kırmak -GRIEVEND: s, kırıcı, incitici, üzücü, gücendirici, -GRIEZEL: d, 1 ürpertici şey, 2 (engerd) bostankorkuluğu, ürpertici kimse, -GRIEZELEN: f, gs, (griezelde, h, gegriezeld) ürperrnek, titremek, tüyleri diken diken olmak, dehşete kapılmak, ik griezel ervan tüylerim ürperiyor -GRIEZELFILM: d, (-s) dehşet filmi, korku filmi, -GRIEZELIG: s, z, ürpertici, dehşetli, müthiş, tüyler ürpertici -GRIFS: z, (- fer, - st) çabuk, tez, acele, hemen, derhal, tıkır tıkır, -GRIFFEL: d, (-s) taş kalem -GRIFFELDOOS: d, (...dozen) kalem kutusu, kalemlik -GRIFFEN: f, g, (grifte, h, gegrift) in koper - bakırı oyup yazmak, in metaal - metali oymak, metale yazı yazmak, hakketmek, işlemek -GRIFFIE: d, (-s) kalem odası, kayıt bürosu sekreterlik -GRIFFIER: d, (-s) zabıt katibi, kayıt memuru, (okul) sekreter, idari sekreter, -GRIFFIOEN: d, (- en) kartal, ejder, masal devi, -GRIJNS: d, (grijnzen) sırıtma, sırıtış, surat yapma, surat buruşturrna, yılışma -GRIJNSLACH: d, sırıtma, sırıtarak gülme -GRIJNZEN: f, gs, (grijnsde, h, gegrijnsd) sırıtarak gülmek, sırıtmak, yılışmak -GRIJPARM: d, (- en) (kavrama) kolu -GRIJPEN: f, (greep, h, gegrepen) I g, kapmak, tutmak, yakalamak, kavramak, ele geçirrnek, II gs, 1 naar de wapens - silaha sarılmak, naar de pen - kaleme sarılmak, 2 in elkaar - birbirine geçmek, om zich heen - yayılmak, sirayet etmek, de ziekte grijpt om zich heen hastalık yayılıyor, dat ligt voor het - zahmet gerektirmez, zahmeti az, de kans ligt voor het - başarı şansı büyüktür, -GRIJPGRAAG: s, kapmacı, yağmacı -GRIJPSTUIVER: d, (-s) (klein bedrag) birazcık para, bir miktar para, blijf er af met je - s çek parmaklarını oradan, -GRIJS: I s, (grijzer, - st) gri, boz, de Grijze Wolven Bozkurtlar, II h, gri renk, boz renk, -GRIJSAARD: d, (-s) ihtiyar, moruk -GRIJSACHTIG: s, gri, kurşuni, kır, boz -GRIJZEN: f, gs, (grijsde, is gegrijsd) kırlaşmak, grileşmek, ağarmak, bozarmak -GRIJZIG: s, gri, kurşuni, kır, akça, boz -GRIL: d, (- len) kapris, acayip fikir, maymun iştahı, ani istek, limoni arzu -GRIL: d, (-s) ızgara -GRILLEN: f , g, (grilde, h, gegrild) ızgara yapmak, kızartmak, kebap yapmak, -GRILLIG: s, z, 1 kaprisli, oynak, kararsız, maymun iştahlı, limoni, 2 acayip, tuhaf, garip: een - e inval garip bir buluş, garip bir fikir -GRIMAS: d, (- sen) çirkin surat, tuhaf surat, allerlei - sen maken yüzünü çarpıtmak, surat yapmak, yüz buruşturmak -GRIME: d, (-s) makyaj, allık -GRIMEREN: f, g, (grimeerde, h, gegrimeerd) makyaj yapmak, allamak -GRIMEUR: d, (-s) (sanatçı için) makyajcı -GRIMMIG: s, z, kızgın, hiddetli, ürkütücü, korkunç, suratsız, een - e blik kızgın bir bakış, de - e winter şiddetli bir kış -GRIND: h, çakıl -GRINDBETON: h, çakıllı ve çimentolu beton -GRINDGROND: d, (- en) çakıllı toprak -GRINDPAD: h, (- en) çakıl yol -GRINDWEG: d, (- en) şose, çakıl yol -GRINDWINNING: d, (- en) çakıl çıkarma -GRINNIKEN: f, gs, (grinnikte, h, gegrinnikt) kıkır kıkır gülmek, kıs kıs gülmek, kıkırdamak, -GRIP: d, tutak, sap, tutacak (şey), fig/mec tutacak bir dal, geen - hebben op tutacak bir dal olmamak, ik kan maar geen - krijgen op dit probleem bu sorunu çözmeye tutacak bir dalım yok, -GRISSEN: f, g, (griste, h, gegrist) çabucak kapmak, kapıp almak -GROEF: d, (groeven) çukur, oyuk, ocak -GROEI: d, büyüme, (innerlijk) gelişme, in de - zijn büyüyor olmak -GROEICIJFER: h, (-s) büyüme sayısı, -GROEICURVE: d, (-n) büyüme eğrisi -GROEIEN: f, gs, (groeide, is gegroeid) 1 büyümek, gelişmek, boy atmak, bitmek, yetişmek, 2 (toenemen) artmak, çoğalmak, fazlalaşmak, 3 fig/mec şişmek -GROEIHORMOON: h, (- en) büyüme hormonu -GROEIKERN: d, (- en) büyüme merkezi, gelişme, (plant) büyüme çekirdeği -GROEIKRACHT: d, büyüme gücü -GROEIMARKT: d, gelişme pazarı, yayılama pazarı -GROEIPROCES: h, (- sen) büyüme süreci -GROEISECTOR: d, (- en) büyüyen/gelişen sektör -GROEISTUIP: d, (- en) fig/mec büyüme meseleleri/sancıları -GROEITIJD: d, (- en) büyüme zamanı -GROEIZAAM: s,(...zamer, - st) l verimli, bitek, groeizame grond bitek toprak, 2 verimi artıran, büyütücü, - weer verimi artıran hava, -GROEN: I s, l yeşil, fig/mec het - e licht geven yeşil ışık yakmak, 2 (onrijp) taze, 3 (onervaren) acemi, çaylak, II h, yeşil renk, III de Groenen Yeşiller -GROENACHTIG: s, yeşilimsi -GROENBLIJVEND: s, (yaprak) solmayan, yeşil kalan -GROENGEBIED: h, (- en) yeşil saha -GROENIG: s, yeşilimsi, yeşilimtırak, yeşile çalan -GROENLING: d, (- en) zo, yeşil ispinoz, yelve kuşu, -GROEN-LINKS: Yeşiller- sol parti, Yeşil sol -GROENMARKT: d, (- en) sebze pazarı, hal -GROENSTROOK: d, (...stroken) yeşil şerit/saha -GROENTE: d, (- n, - s) sebze, zerzevat, yeşillik -GROENTEBEDRIJF: d, (...bedrijven) sebze işletmesi -GROENTEBOER: d, (- en) sebzeci, manav -GROENTEHAL: d, (- len) sebze hali -GROENTEKWEKER: d, (-s) sebzeci, sebze yetiştirici -GROENTEMAN: d, sebzeci, manav -GROENTEMARKT: d, sebze pazarı, -GROENTESOEP: d, sebze çorbası -GROENTETUIN: d, (- en) sebze bahçesi -GROENTEVEILING: d, (- en) sebze açık artırması -GROENTEWINKEL: d, (-s) manav, sebzeci dükkanı -GROENTIJD: d, (okulda) acemilik devresi, çaylaklık dönemi -GROENVOER: h, hayvan otu, yeşil yem -GROENVOORZIENING: d, (- en) yeşillik -GROEP: d, (- en) grup, küme, zümre, birlik, topluluk, takım, actie- eylem grubu, studie- çalışma grubu -GROEPEREN: f, g, (groepeerde, h, gegroepeerd) grup oluşturmak, gruplamak -GROEPERING: d, (- en) 1 grupla(n)ma, gruplaşma, 2 grup, politieke - en politik gruplar -GROEPSBELANG: h, (- en) grup çıkarı -GROEPSCODE: d, (-n) grup kodu -GROEPSFOTO: d, (-s) grup fotoğrafı -GROEPSGESPREK: h, (- ken) grup konuşması -GROEPSGEWIJS: z, grup grup, gruplar halinde -GROEPSLEIDER: d, (-s) grup lideri -GROEPSPRAKTIJK: d, (- en) grup pratiği, grupla çalışma -GROEPSTAAL: d, (...talen) grup dili, sosyodiyalekt -GROEPSTHERAPIE: d, (- en) kümeyle iyileştirme, grup terapisi -GROEPSVERBAND: h, (- en) grup bağı -GROEPSWERK: h, (- en) ekip işi, grup işi -GROET: d, (- en) selam, de - en aan allemaal! herkese selamlar! met vriendelijke - en dostça selamlar -GROETEN: f, g, (groette, h, gegroet) selamlamak, selam vermek, selam söylemek, groet hem hartelijk van mij benden çok çok selam söyleyin, de - van Hasan Hasanın selamı var -GROEVE: d, (-n) 1 girinti, çukur, oyuk, 2 (grafkuil) mezar yeri -GROEVEN: f, g, (groefde, h, gegroefd) oluk açmak, oyuk açmak, oymak, oluklamak, -GROEZELIG: s, pis, kirli, -GROF: (grover, - st) I s, iri, kaba, kalın, hantal, (ruw) bayağı, yontulmamış, adi kaba saba, sert, katı, langır lungur, haşin, meymenetsiz, (niet glad) işlenmemiş, pürüzlü, pörtüklü, (v, leugens) kuyruklu, een grove kam iri dişli tarak, een - woord kaba bir söz, grove winst büyük kar, II z, - liegen kuyruklu yalan söylemek, - geld verdienen su gibi para kazanmak, - geld verteren su gibi para harcamak, çok para ezmek -GROFGEBOUWD: s, iri yapılı, çam yarması -GROFGREIN: h, sof, şali, keçi tiftiğinden kaba kumaş, -GROFHEID: d, (...heden) kabalık, kaba davranış, -GROFKORRELIG: s, iri taneli -GROFWEG: z, kabaca, tabataslak -GROFZAND: h, çakıl, kaba kum -GROG: d, (-s) bir tür alkolü içki -GROL: d, (- len) muziplik, maskaralık, biraz eşek şakası -GROM: d, (- men) homurtu, hırıltı -GROMMEN: f, gs, (gromde, h, gegromd) mırın kırın etmek, homurdanmak, homurdamak -GROMPOT: d, (- ten) somurtkan, homurdanan -GROND: d, (- en) 1 yer, toprak, op de - vallen yere düşmek, onder de - yer altında, 2 (akker) tarla, arsa, saha, arazi, alan, - kopen tarla satın almak, 3 (bodem) dip, zemin, als aan de - genageld staan (korkudan) taş kesilmek, 4 jur/ huk neden, gerekçe, van alle - ontbloot gerekçesiz, nedensiz, door de - gaan utançtan yerin dibine girmek, çok utanmak, in de - gerçekten, in de - hebt u gelijk temelde haklısın, op - van - dan/den dolayı, yüzünden, te - e gaan batmak, mahvolmak, uit de - van mijn hart kalbimin derinliğinden, een dichter van de koude - sözde şair, vaste - onder de voeten hebben sağlama basmak -GRONDBEDRIJF: h, (...bedrijven) emlak şirketi -GRONDBEGINSEL: h, (- en, - s) 1 prensip, ana ilke, esas kaide, 2 (basiskennis) temel bilgi -GRONDBEGRIP: h, (- pen) esas anlayış -GRONDBELASTING: d, (- en) arazi vergisi -GRONDBESTANDDEEL: h, (...delen) ana öğe -GRONDBEZIT: h, arazi mülkiyeti -GRONDBEZITTER: d, (-s) arazi sabibi -GRONDBORING: d, toprak sondajı, sondajla toprak araştırma -GRONDEIGENAAR: d, (- s, ...naren) arazi sabibi, toprak sahibi -GRONDEIGENDOM: d, toprak mülkiyeti -GRONDEIGENSCHAP: d, (- pen) aksiyom -GRONDEN: f, g, (gronde, h, gegrond) 1 - op -(y)a/e dayandırmak, gegrond zijn op -(y)a/e dayanmak, 2 (grondverven) astar boya sürmek, zemini boyamak -GRONDGEBIED: h, (sahip olunan) arazi, bölge -GRONDGEBRUIK: h, toprak kullanma -GRONDGEDACHTE: d, (-n) temel görüş, anafikir -GRONDGESTELDHEID: d, toprak yapısı, toprağın mahiyeti, toprak durumu -GRONDIG: I s, derin, esaslı, köklü, hakkıyla, itinalı, tam tertip, II z,derinlemesine, esaslıca, köklü bir şekilde, inceden inceye, adamakıllı -GRONDIJS: h, su dibi buzu, dipteki buz -GRONDKAPITAAL: h, anasermaye, kapital -GRONDKLEUR: d, (- en) 1 ana renk, 2 (v, schilderijen enz,) astar boya -GRONDLAAG: d, (...lagen) al t tabaka, astar -GRONDLASTEN: d, mv/çoğ arazi vergisi -GRONDLEGGER: d, (-s) kurucu, tesis eden -GRONDLEGGING: d, (- en) kurma, hayata geçirme, meydana getirme -GRONDMONSTER: h, (-s) toprak örneği -GRONDONDERZOEK: h, (- en) toprak araştırması -GRONDOORZAAK: d,(...oorzaken) ana neden, ilk neden, esas neden, asıl neden, -GRONDPERSONEEL: h, hava alanı yer personeli, -GRONDRECHTEN: d, mv/çoğ, temel haklar -GRONDREGEL: d, (- s, - en) ana kural, temel ilke -GRONDSLAG: d, (- en) temel, esas, dayanak, asıl, (prensip) ilke, kural, ana prensip -GRONDSOORT: d, (- en) toprak türü -GRONDSTOF: d, (- fen) hammadde -GRONDTEKST: d, (- en) orijinal metin/tekst -GRONDTOON: d, (...tonen) muz/müz en alçak ton -GRONDVERF: d, (... verven) astar boya -GRONDVERVEN: f, g, (grondverfde,h, gegrondverfd) astar boya vurmak -GRONDVESTEN: f, g, (grondvestte, h, gegrondvest) kurmak, tesis etmek, temelini atmak -GRONDVESTER: d, (-s) kurucu -GRONDVLAK: h, (- ken) taban, alt yüz -GRONDWATER: h, yeraltı suyu -GRONDWATERSTAND: d, (- en) yeraltı suyu seviyesi/yüksekliği -GRONDWERK: h, (- en) kazı -GRONDWERKER: d, (-s) kazıcı, kanal işçisi -GRONDWET: d, (...wetten) anayasa -GRONDWETSARTIKEL: h, (- en, - s) anayasa maddesi -GRONDWETSHERZIENING: d, (- en) anayasa reformu, anayasa değişikliği -GRONDWETTELIJK: s, z, anayasal, anayasa ile ilgili, een - e regering yasal bir hükümet -GRONDWETTIG: s, anayasaya uygun, yasal, meşru, anayasayla uyum içinde -GRONDZEIL: h, (- en) çadır yer bezi, çadır alt bezi -GROOT: s, z, (groter, - st) 1 büyük, kocaman, iri, iriyan, cüsseli, een - huis büyük ev, de grote vakantie yaz tatili, büyük tatil, grote mensen büyükler, iets - s büyük bir şey, de grote stad büyük şehir, de groten büyükler, 2 (lang) uzun, 3 (belanlgrijk) mühim, önemli, een - man önemli adam, * de groten yetişkinler, büyükler, de kinderen worden - çocuklar büyüyor, heden -, morgen dood dünya Sultan Süleymana bile kalmamış, ün geçicidir, in het - toptan, die het kleine niet eert is het grote niet weerd kuruşlara dikkat etmeyen liraları bulamaz, -GROOTBEELD: h, (- en) büyük ekran -GROOTBEDRIJF: h, (...bedrijven) toptancı, toptan ticaret -GROOTBOEK: h, (- en) boekh/muh anabesap defteri, defteri kebir -GROOTBRENGEN: f, g, (bracht groot, h, grootgebracht) büyütmek, yetiştirmek, kinderen - çocuk yetiştirmek, -GROOT-BRITTANNIE: h, Büyük Britanya -GROOTDOEN: f, gs, (deed groot, h, grootgedaan) hava atmak, şişmek -GROOTDOENERIJ: d, hava, şişme, övünme, çalım -GROOTGRONDBEZIT: h, büyük arazi mülkiyeti -GROOTGRONDBEZITTER: d, (-s) toprak ağası, büyük arazi sabibi -GROOTHANDEL: d, toptancılık, toptan ticaret -GROOTHANDELAAR: d, (- s, ...laren) toptancı, toptancı tüccarı -GROOTHANDELSPRIJS: d, (...prijzen) toptancı fiyatı -GROOTHARTIG: s, alicenap, cömert -GROOTHEID: d, 1 büyüklük, 2 (voortreffelijkheid) ululuk, yücelik, 3 wisk/mat (...heden) miktar, een onbekende - bilinmeyen miktar -GROOTHEIDSWAANZIN: d, büyüklük kuruntusu, megalomani -GROOTHERTOG: d, (- en) grandük -GROOTHERTOGDOM: h, büyükdük, grandüklük -GROOTHOEKLENS: d, geniş açılı mercek -GROOTHOUDEN: f, (hield zich groot, h, zich grootgehouden) zich - fark ettirmemek, sezdirmemek, dayanmak, metanetli davranmak -GROOTINDUSTRIEEL: d, büyük sanayi -GROOTJE: h, (-s) nine, büyükanne, ebe, maak dat je - wijs! sen onu ebene anlat! iets naar zijn - helpen canına okumak, bir şeyi bozmak, mahvetmek, hurdasını çıkarmak, je - , havada bulut, sen onu unut, -GROOTKAPITAAL: h, büyük sermaye -GROOTMACHT: d, (- en) süper güç, büyük güç -GROOTMAKEN: f, g, maakte groot, h, grootgemaakt) büyütmek, geliştirmek, -GROOTMEESTER: d, (-s) tecrübeli/büyük usta, -GROOTMETAAL: h, demir ve çelik sanayi -GROOTMOEDER: d, (-s) ebe, nine, (v, vaderszijde) babaanne, (v, moederszijde) anneanne, -GROOTMOEDIG: s, z, alçakgönülü, yüce gönüllü, yüce, (onzelfzuchtig) cömert, -GROOTMOEDIGHEID: d, cömertlik, allicenaplık -GROOTOUDERS: d, mv/çoğ büyük babalar ve büyük anneler, dedeler ve ebeler -GROOTS: s, z, (- er, meest -) harika, şahane, enfes, nefis, mükemmel, heybetli -GROOTSCHALIG: I s, büyük çaplı, een - bedrijf büyük çaplı işyeri, een - onderzoek büyük çaplı araştırma, II z, büyük çapta -GROOTSCHEEPS: grootscheeps s, z, mükemmel, enfes, harika, şahane, debdebeli, kıyak -GROOTSPRAAK: d, övünme, atmasyon farfara, tıraş, zonder - abartmadan, abartmaksızın -GROOTSPREKEN: h, övünme, ağzı ile aslan tutma, atıp tutma, abartma -GROOTSPREKER: d, (-s) atan, ağzı ile aslan tutan, farfaracı, tıraşçı, palavracı, ağzı büyük -GROOTSTEEDS: grootsteeds s, z, büyük şehirdeki gibi -GROOTTE: d, (- n, - s) büyüklük, cüsselilik, (omvang) çap, hacim, boy, genişlik, om dezelfde - zijn aynı büyüklükte olmak -GROOTVADER: d, (-s) büyükbaba, dede -GROOTVERBRUIK: h, (- en) (gaz, elektrik, su vb,) geniş ölçüde kullanım, -GROOTVIZIERGROOTVIZIER: d, (-s) sadrazam, veziri azam -GROOTVORSTENDOM: h, (- men) büyük dükalık, çarlık -GROOTVORSTIN: d, (- nen) çariçe -GROOTWINKELBEDRIJF: h, (...bedrijven) marketler zinciri, mağazalar zinciri, çok mağazalı şirket/işyeri -GROOTZEIL: h, (- en) scheep/den mayistra yelkeni, -GROS: h, I (- sen) on iki düzine II h, çoğu, çoğunluk, ekseriyet, çoğunluğu, büyük kısım, het - der studenten öğrencilerin çoğunluğu, -GROSSIER: d, (-s) toptancı -GROSSIERDERIJ: d, (- en) toptancı -GROSSIEREN: f, gs, (grossierde,h, gegrossierd) çok miktarda toplamak -GROSSO MODO: z, kabaca, yaklaşık olarak, ortalama olarak -GROT: d, (- ten) in, mağara, oyuk, yeraltı deliği -GROTELIJKS: z, büyük ölçüde, büyük çapta -GROTENDEELS: z, ekseriyetle, çoğunlukla, büyük bir kısımı -GROTESK: s, z, tuhaf, acayip, komik grotschildering d, (- en) mağara resmi -GROVELIJK: z kabaca, -GRUIS: h, (kömür) toz, grit, -GRUT: h, ufaklıklar -GRUTTEN: f, g, (grutte, h, gegrut) kırma yapmak, (arpa, buğday) kırmak, iri çekmek -GRUTTER: d, (-s) (winkelier) bakkal -GRUTTO: d, (-s) zo, çulluğa benzeyen bir kuş -GRUWEL: d, 1 dehşet, ürperti, 2 (- en) korkunç şey, nefret verici şey -GRUWELDAAD: d, (...daden) vahşet, vahşilik, canice eylem, alçakça hareket -GRUWELIJK: s, z, 1 nefrct verici, tüyler ürpertici, korkunç, 2 (geweldig) şaşırtıcı, acayip büyük, het is - koud çok soğuk -GRUWELKAMER: d, (-s) vahşet odası -GRUWELSTUK: h, (- ken) zie/bkz gruweldaad -GRUWEN: f, gs, (gruwde, h, gegruwd) van iets - bir şeyden tiksinmek, -GRUZELEMENTEN: parçalar, aan - vallen düşüp parçalanmak -GUERRILLA: d, (-s) gerilla, çete, -GUERRILLABEWEGING: d, (- en) gerilla örgütü/hareketi -GUERRILLAOORLOG: d, (- en) gerilla savaşı -GUERRILLASTRIJDER: d, (-s) gerilla, partizan -GUERRILLATACTIEK: d, (- en) gerillla taktiği -GUERRILLATROEPEN: d, mv/çoğ gerilla birlikleri -GUICHELHEIL: h, bot, al renkli Anagallis, farekulağı -GUILLOTINE: d, (-s) giyotin -GUILLOTINEREN: f, g, (guillotineerde, h, geguillotineerd) giyotinle başını vurmak -GUIRLANDE: d, (-s) çiçek dizisi, çiçekten yapılmış kordon -GUIT: d, (- en) (plat/argo) şakacı, soytarı -GUITIG: s, z, muzip, takılgan, yaramaz, fettan -GUL: s, z, (- ler, - st) 1 (vrijgevig) cömert, eliaçık, bonkör, 2 (hartelijk) candan, içten, yakın, açık yürekli, een - le lach içten gülüş, 3 yumuşak, het - le zand yumuşak kum -GULDEN: d, (-s) gulden, florin, Hollanda lirası -GULDENBOEK: guldenboek h, (- en) ziyaretçi imza defteri -GULHARTIG: s, 1 (vrijgevig) cömert, eli açık, 2 (hartelijk) içten, candan, samimi -GULHEID: d, cömertlik, eliaçıklık, bonkörlük -GULP: d, (- en) (pantolonda) yırtmaç -GULPEN: f, gs, (gulpte, h/is gegulpt) dalga dalga akmak -GULZIG: s, z, obur, açgözlü, çok hırslı -GULZIGAARD: d, (-s) obur, pisboğaz, açgözlü -GULZIGHEID: d, oburluk, açgözlülük -GUM: d,, h, silgi -GUMMY: h, d, silgi, lastik, kauçuk -GUMMISTOK: d, (- ken) cop -GUNNEN: f, g, (gunde, h, gegund) 1 iemand geen tijd - birine zaman bırakmamak, de tijd die ons gegund is bize kalan zaman, 2 (met plezier geven) (birine bir şeyi) layık görmek, (birinin bir şeyini) kıskanmamak, imrenmemek, gözü olmamak, esirgememek, iemand een kusje - birine öpücük vermek, -GUNST: d, iyilik, iemand - betonen birine iyilik göstermek, een - bewijzen iyilik yapmak, in de - zijn gözde olmak, bij iemand uit de - zijn birinin gözünden düşmek, ten - e van yararına, -GUNSTBEJAG: h, göze girmeye çalışma -GUNSTBETOON: h, (...betonen) iyilik gösterisi -GUNSTBEWIJS: h, (...bewijzen) iyilik gösterisi -GUNSTELING: d, (- en) gözde kimse -GUNSTIG: s, z, müsait, uygun, iyi, olumlu, elverişli, yararlı, faydalı, een - e gelegenheid uygun bir olanak, - bekend staan iyi adı olmak, iyi tanınmak, -GUTS: d, (- en) 1 (gereedschap) oluk keskisi, yiv açma aracı, 2 ( vloeistof) fışkıran su dalgası, Dalga, -GUTSEN: f, gs, (gutste, h, gegutst) dalga dalga akmak, boşalmak, het zweet gutste langs zijn gezicht yüzünden ter boşandı -GUTTAPERCHA: d,, h, samatra zanıkı, -GUTTURAAL: I s, gırtlaksı, genizsel, genze ait, II d, (...ralen) genizsel/gırtlaksı ses, -GUUR: s, z, (- der, - st) soğuk ve rüzgarlı, kuru soğuk, -G.V.D. ünl, (godverdomme) euf/ört, hay Allah! -GYM: l h, (schoo1) cimnazyum, klasik diller lisesi, 2 d, (gymnastiekles) jimnastik, -GYMBROEKJE: h, (-s) jimnastik şortu -GYMLES: d, (- sen) jimnastik dersi -GYMPIE: h, (-s) spreekt/kd jimnastik ayakkabısı -GYMPJE: h, (-s) spreekt/kd jimnastik ayakkabısı -GYMSCHOEN: d, (- en) jimnastik ayakkabısı -GYMNASIAAL: s, lise, liseye ait, -GYMNASIAST: d, (- en) liseli, lise öğrencisi -GYMNASIUM: h, (-s) lise, lise dengi okul, -GYMNASTIEK: d, jimnastik, Beden eğitimi, kültürfizik, -GYMNASTISCH: s, jimnastikle ilgili -GYNAECOLOGIE: d, jinekoloji -GYNAECOLOOG: d, (...cologen) jinekolog, kadın hastalıklan doktoru, -H: d, (-s) h, h harfi, -HA: afk/kıs hectare, hektar, ha! vay! bak hele! -HAAG: d, (hagen) 1 çit, 2 (rij) saf, sıra -HAAGBEUK: d, (- en) bot, gürgen, gürgen ağacı -HAAGDOORN: d, (-s) bot, alıç -HAAI: d, (- en) zo, 1 köpekbalığı, 2 fig/mec hırslı, açgözlü, haris kimse -HAAIACHTIG: s, z, 1 köpekbalığı gibi, - e vissen köpekbalığıgiller, 2 fig/mec haris, hırslı -HAAIBAAI: d, (- en) cadaloz kadın, şiret kadın, erkek fatma -HAAIENTANDEN: d, 1 köpekbalığı dişi, 2 (trafikte) testere dişi, öncelik- ver üçgen işaretleri -HAAIIG: s, hükmeden, patronluk taslayan -HAAK: d, (haken) kanca, çengel, askı, fig/mec haken en ogen zorluklar, güçlükler, pürüzler, niet in de - zijn pürüzlü olmak, şüpheli bir yanı olmak, zie/bkz vishaakje -HAAKGAREN: h, tığ ipi -HAAKJE: h, (-s) 1 küçük kanca, çengelcik, 2 (haaknaald) tığ, 3 d, mv/çoğ parantez: tussen - s parantez içinde -HAAKNAALD: d, (- en) tığ -HAAKPEN: d, (- nen) (uzun) tığ -HAAKS: s, z, dikey, dik açılı, kare şeklinde, - tegenover elkaar staan taban tabana zıt olmak -HAAKVORMIG: s, kanca gibi, çengel şeklinde -HAAKWERK: h, (- en) tığ işi, tığ örgüsü -HAAL: d, (halen) 1 (testere, ip) çekme, çekiş, 2 (met een pen) çizik, kalem darbesi, 3 aan de - gaan sıvışmak, tabanları yağlamak, kaçmak -HAALBAAR: s, erişilebilir, uygulanabilir, gerçekleştirilebilir, yapılabilir -HAAN: d, (hanen) 1 zo, horoz, twee honen in een hok geeft veel gekakel en weinig eieren horozu çok olan köyde sabah geç olur, geen twee hanen op een erf bir çöplükte iki horoz ötmez, iki cambaz bir ipte oynamaz, iki kaptan bir gemiyi batırır, daar zal geen - meer naar kraaien artık buna kimse aldırmaz, artık kimsenin dikkatini çekmez, de - kraait het hardst op zijn eigen mesthoop her horoz kendi çöplüğünde öter, de rodelaten kraaien, de rode - op het dak zetten (ev, daire) kundaklamak, - tje de voorste zijn her zaman birinci veya lider olmak istemek, 2 (v, geweer) horoz, de - overhalen tetiği kaldırmak, silahı kurmak -HAANTJE: h, (-s) 1 zo, horozcuk, küçük horoz, 2 fig/mec (kız) erkek fatma, -HAAR: I 1 iy, za, (bayan) onun, - moeder onun annesi, - boek onun kitabı, het is van - onundur, II şa, za, (nesne hali) ona, onu, ik geef - een boek ona bir kitap veriyorum, ik zie - onu görüyorum III h, (haren) 1 (hoofdhaar) saç, 2 (v, dieren) kıl, tüy, zijn haren rezen te berge ödü patladı, çok korktu, geen - op mijn hoofd die eraan denkt aklımın ucundan bile geçmez, kesinlikle olmaz, ergens grijze haren van krijgen bir şeye endişelenmek, bir şeye saçlarını ağartmak, iemand geen - krenken birinin kılına bile dokunmamak, birine zarar vermemek, iemand tegen de haren in strijken birinin tepesini attırmak, birini kızdıracak bir şey söylemek/yapmak, alles op haren en snaren zetten her çareye başvurmak, - op de tanden hebben dişli olmak, çekinmemek, elkaar in de haren vliegen saç baş olmak, saç saça baş başa gelmek, met de handen in het - zitten ne yapacağını bilmemek, zijn wilde haren nog niet kwijt zijn gençlik havalılığını henüz üzerinden atamamak, -HAARBAND: d, (- en) saç bağı, saç kurdelesi -HAARBORSTEL: d, (-s) saç fırçası -HAARBOS: d, (- sen) perçem, saç demeti, saç -HAARBREED: h, geen - hiç -HAARHUISJE: h, (-s) kılcal boru -HAARD: d, (- en) 1 (kachel) ocak, soba, 2 (open-) şömine, 3 (huis) ev, yurt, ocak, eigen - is goud waard bülbüle yuvası saray gelir, (ana gibi yâr) ev gibi yer olmaz, bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş, 4 (brandpunt) ocak, odak, merkez, mahal, yatak -HAARDPLAAT: d, (...platen) şömine zemin levhası, ocak altlığı -HAARDOS: d, (başta) saçlar -HAARDRACHT: d, (- en) saç biçimi/tuvaleti -HAARDROGER: d, (-s) saç kurutucu, saç kurutma makinası -HAARDSCHERM: h, (- en) şömine ateşi siperi, soba paravanı -HAARDSTEDE: d, (-n) fig/mec ev bark, yurt -HAARDSTEL: h, (- len) soba takımı, ocak takımı -HAARDVUUR: h, şömine ateşi, ocak ateşi koruyucu madde -HAARFIJN: I s, kıl gibi ince, ipince, incecik, II z, inceden inceye, ayrıntılı, açık ve tam, açıkça, iemand iets - vertellen birine bir şeyi ayrıntılıca anlatmak -HAARFOHN: d, fön, saç kurutucu, saç kurutma makinası -HAARGOLF: d, (...golven) saç dalgası -HAARGROEI: d, saç büyümesi -HAARGROEIMIDDEL: h, (- en) saç büyütme ilacı -HAARKLEUR: d, saç rengi -HAARKLOVEN: f, gs, (haarkloofde, h, gehaarkloofd) kılı kırk yarmak, ince eleyip sıkı dokumak -HAARKLOVERIJ: d, (- en) titizlik, kılı kırk yarma -HAARLAK: d, saç spreyi -HAARLINT: h, (- en) saç bağı -HAARLOK: d, (- ken) saç lülesi, perçem, -HAAROLIE: d, (...olien) saç yağı -HAARSCHERP: s, z, çok keskin -HAARSCHEURTJE: h, (-s) saç yarılması -HAARSPELD: d, (- en) saç tokası, firkete -HAARSPELDBOCHT: d, (- en) keskin dönemeç, keskin viraj -HAARSTUKJE: h, (-s) yarım peruk, küçük peruk -HAARUITVAL: d, saç dökülmesi -HAARVERSTEVIGER: d, (-s) saç sertleştirici, saç modeli -HAARWASSING: d, (- en) saç yıkama -HAARWORTEL: d, (-s) saç dibi, saç kökü, -HAAS: I d, (hazen) zo, tavşan, lopen als een - tavşan gibi yürümek, mijn naam is - benim adım sağır Hasan, ben karışmıyorum II d, fileto, -HAASJE-OVER: h, birdirbir oyunu, -HAAST: I d, tezlik, ivedilik, acelecilik, er is - bij aceledir, ivedidir, er is geen - bij acelesi yok, - hebben acelesi olmak, - maken acele etmek II z, 1 (gauw) hemen, derhal, kısa sürede, 2 (bijna) neredeyse, hemen hemen -HAASTEN: f, I g, (haastte, h, gehaast) 1 sıkıştırmak, acele ettirmek, zorlamak, II (haastte zich, h, zich gehaast) acele etmek, ivmek, evmek -HAASTIG: s, z, (snel) acele, tez, ivedi, hızlı, çabuk, (ongeduldig) sabırsız, alelacele, aceleyle, de brief - openen alelacele mektubu açmak, - e spoed is zelden goed acele işe şeytan karışır -HAASTIGHEID: d, ivedilik, tezlik, acelecilik -HAASTWERK: h, (- en) acele iş -HAAT: d, nefret, kin, garaz, hınç -HAATDRAGEND: s, kinli, kinci, garazcı, hınçlı, - zijn kinli olmak -HABBEKRATS: d, spreekt/kd ufak bir miktar, küçük meblağ, topu topu üç beş kuruş -HABITAT: d, biol/biyo doğal ortam, doğal yer -HABITUS: 1 d, (gedrag) davranış, tutum, 2 (uiterlijk) dış görünüş, -HACHEE: h, ince kıyılmış et -HACIENDA: d, (-s) (Orta ve Güney Amerikada) büyük çiftlik -HACHELIJK: s, 1 (gevaarlijk) tehlikeli, rizikolu, 2 (kritiek) kritik, buhranlı, hassas, nazik, müşkül, een - tijd kritik bir dönem -HACHJE: h, (-s) bang zijn voor zijn - postundan korkmak, alleen maar aan zijn eigen - denken kendinden başkasını düşünmemek, zijn - redden postu kurtarmak -HADJ: d, hac -HADZJ: d, (-s) hacı, -HAF: h, (- fen) kıyı gölü -HAFT: h, (- en) zo, günlükböcek -HAGEDIS: d, (- sen) zo, kertenkele -HAGENDOORN: zie/bkz haagdoorn -HAGEL: d, 1 dolu, (klein) bulgurcuk, 2 (loden korrels) saçma, ufak mermi, av saçması, fig/mec yağmur, een - van kogels kurşun yağmuru -HAGELBUI: d, (- en) dolu sağanağı -HAGELEN: f, gs, (het hagelde, h, gehageld) 1 dolu yağmak, dolu düşmek, 2 het hagelde stenen dolu gibi taş yağıyordu -HAGELKORREL: d, (-s) 1 dolu taneciği, 2 (schiethagel) av saçması -HAGELSCHOT: h, 1 (- en) saçmalı atış, 2 (gaatje) saçma deliği -HAGELSLAG: d, (- en) 1 ekmeğe saçılan çikolata/renkli şeker, 2 (hagelschade) dolu hasarı, 3 (het neerslaan v, hagel) dolu yağışı -HAGELVERZEKERING: d, dolu sigortası -HAGELWIT: s, kar beyazı, bembeyaz, -HAK: I d, (- ken) 1 kesme, kıyma, 2 (slag) vuruş, darbe, iemand een - zetten birine kötü oyun oynamak, birine zarar vermek için fırsatı kaçırmamak II d, (- ken) (gereedschap) çapa, kazma, III d, (- ken) 1 (v, voet) topuk, 2 (v, schoen) ökçe, topuk, de - van een schoen ayakkabının ökçesi IV d, van de - op de tak springen daldan dala atlamak, konudan konuya atlamak -HAKBIJL: d, (- en) el baltası, satır -HAKBLOK: h, (- ken) kıyma kütüğü, odun kırma kütüğü -HAKBORD: h, (- en) (et, ekmek) kıyma tahtası -HAKEN: I f, (haakte, h, gehaakt) g, 1 çengellemek, çengelle takmak, kancalamak, kopçalamak, 2 (handwerk) tığla örmek, II gs, takılıp kalmak, (kancada) asılı durmak, - naar -(y)a/e özlem çekmek, -(y)i arzulamak, -(y)a/e yanıp tütmek, er zitten nogal wat - en ogen aan aması var, bir sürü pürüzler var -HAKENKRUIS:h, (- en) gamalı haç -HAKHOUT: h, (- en) çalılık -HAKKELAAR: d, (...laren) kekeme, pepe -HAKKELEN: f, gs, (hakkelde, h, gehakkeld) (stamelen) kekelemek, pepelemek -HAKKEN: f, I g, (hakte, h, gehakt) kesmek, kıymak, yarmak, II gs, op iemand (zitten te) - birinde devamlı kusur bulmak, birinin her yaptığını eleştirmek -HAKKENBAR: d (-s) ayakkabı tamir köşesi -HAKKETAKKEN: h, hırgür, dalaş -HAKMES: h, (- sen) satır -HAKSEL: h, kesmik, saman kalıntısı, kıyılmış hayvan yemi -HAKSTRO: h, zie/bkz haksel -HAKVRUCHTEN: d, mv/çoğ toprak mahsülleri -HAL: d, (- len) 1 kapalı çarşı, een groente - sebze hali, 2 büyük salon, sportspor salonu, feest- eğlenti salonu -HALEN: f, g, (haalde, h, gehaald) 1 getirmek, gidip almak, almak, alıp getirmek, een kind uit school - çocuğu okuldan almak, çocuğu okuldan alıp getirmek, geld van de bank - bankadan para çekmek, bankadan para almak, 2 (op tijd komen) yetişmek, 3 scheep/den çekmek, 4 thea/tiy (perde) açmak, 5 (in zijn bezit krijgen) almak, kazanmak, elde etmek, çabayla kazanmak, iets - bir şeyi başarmak, bir şeyin üstesinden gelmek, een acte - sertifika almak, een examen - sınavı başarmak, sınavı geçmek, -HALF: I s, yarım, buçuk, yarı, een halve appel yarım elma, halve cirkel yarım daire, - één (saat) on iki buçuk, het is - zes (saat) beş buçuk, - geld yan para, yan ücret, yan fiyat, een goed begin is het halve werk iyi bir başlangıç işin yarısını başarmaktır, een - jaar altı ay, yarım sene, halve maatregelen yarım yamalak önlemler, II h, twee halven maken één heel iki yarım bir bütün yapar, III z, yarı yarıya, yarım yamalak, kısmen, şöyle böyle, iets maar - verstaan bir şeyi şöyle böyle anlamak, kısmen anlamak -HALFBAKKEN: s, z, 1 ala pişmiş, az pişmiş, biraz çiğ, pek kızarmamış, az kavrulmuş, 2 (gebrekkig) ham, yetersiz, yarım yamalak, 3 (plat/argo) çaylak, toy -HALFBLOED: d, (- en) melez -HALFBROER: d, (-s) üvey birader, üvey kardeş -HALFDONKER: h, alaca karanlık -HALFDOOD: s, 1 yarı ölü, yarı cansız, baygın, can çekişen, 2 (moe) bitkin, yorgun argın, takatsiz, dermanı kesilmiş -HALFDRONKEN: s, çakırkeyf -HALFFABRIKAAT: h, (...katen) yarı mamul mal -HALFGAAR: s, (dom) kaçık, bir tahtası eksik, üşütük -HALFGELEIDER: d, (-s) yarıiletken -HALFHEID: d, kararsızlık, ikircim -HALFJAAR: h, yarıyıl, yarım sene, -HALFJAARLIJKS: s, z, altı aylık, altı ay süren, yarım senelik -HALFKRISTAL: h, yarı kristal -HALFLUID: s, z, yarı/yavaş sesle, basık sesle -HALFMAANDELIJKS: s, z, yarım aylık, on beş günlük, on beş günde bir, - vergaderingen on beş günde bir yapılan toplantılar, -HALF-OM-HALF: h, d, 1 (gehakt) karışık, kıyma, -HALFROND: s, z, yarım daire biçiminde/şeklinde -HALFSCHADUW: d, (- en) yarı bölge, ara ton -HALFSLACHTIG: s, kararsız, ikircimli, tereddütlü, karar veremeyen -HALFSLACHTIGHEID: d, fig/mec kararsızlık, ikircim -HALFSTOK: z, gönderin yarısına, direğin yarısında -HALFUUR: h, yarım saat -HALFVOL: s, yarısı dolu -HALFWAS: d, (- sen) çırak, - kleermaker terzi çırağı, -HALWEG: ilg, ortasında, arasında, yarısında -HALFZACHT: 1 (yumurta, v, eieren) rafadan, az pişmiş, 2 (slap) kadınımsı, gevşek -HALFZUSTER: d, (- sen/- s) üvey kız kardeş -HALLO: ünl, 1 (om te groeten) merhaba! selam! 2 (antwoord bij telefoon) alo! 3 (voor attentie) hey! bakar mısm! bir baksana! -HALLUCINAIR: s, z, kuruntulu -HALLUCINATIE: d, (-s) psych/psik kuruntu, vehim -HALLUCINEREN: (- neerde, h, gehallucineerd) kuruntulanmak, vehimlenmek, -HALLUCINOGEEN: h, (...genen) kuruntu/vehim uyandıran ilaç -HALM: d, (- en) sap, bitki çöpü, bitki sapı -HALO: d, (-s) hâle, ışık halkası, ışın halkası -HALOGEEN: h, scheik/kim halojen, tuzveren -HALOGEENLAMP: d, (- en) halojen lamba -HALS: d, (halzen) 1 boyun, boğaz, gırtlak, om - brengen öldürmek, boğazlamak, - over kop iets doen bir şeyi alelacele yapmak, apar topar yapmak, paldır küldür yapmak, - over kop tepe taklak, tepe üstü, alelacele, apar topar, zich iets op de - halen bir şeye maruz kalmak, 2 (persoon) aptal, ahmak, bön, 3 (v,flessen, kledingstuk) (şişede, elbisede) boğaz, 4 scheep/den kontra, kontra halatı -HALSADER: d, (- s, - en) anat, şahdamarı, -HALSBAND: d, (- en) gerdanlık, kolye, ( v, dieren) tasma -HALSBOORD: h, d, (- en) yaka -HALSBREKEND: s, çok tehlikeli, son derece tehlikeli -HALSDOEK: d, (- en) atkı, boyunbağı, kaşkol -HALSKETTING: d, (- en) gerdanlık, kolye zinciri -HALSKRAAG: d, (...kragen) yaka, yakalık -HALSMISDAAD: d, (...daden) ağır cezai fiil, ölüm cezası gerektiren suç -HALSSLAGADER: d, (- s, - en) anat, şahdamarı, boyun damarı, karotis -HALSSNOER: h, (- en) gerdanlık, bayan kolyesi -HALSSTARRIG: s, z, fig/mec dik kafalı, inatçı, söz dinlemez, serkeş -HALSSTARRIGHEID: d, inatçılık, dik kafalılık -HALSTER: d, (-s) yular -HALSTEREN: f, g, (halsterde, h gehalsterd) yular takmak, yularlamak -HALSWERVEL: d, (-s) boyun omuru -HALSZAAK: d, (,,zaken) zie/bkz halsmisdaad -HALT: I ünl, mil/ask dur, II h dur, - laten houden mil/ask (dur emriyle) durdurmak -HALTE: d, (- n, - s) durak -HALTER: d, (-s) halter -HALVARINE: d, düşük yağlı margarin -HALVEMAAN: d, (...manen) yarımay, hilâl -HALVEMAANVORMIG: s, yarımay şeklinde, hilal şeklinde -HALVEREN: f, g, (halveerde, h, gehalveerd) 1 ikiye ayırmak, ikiye bölmek, ikiye kesmek: de winst kan - ikiye bölmek, 2 (verminderen) yarımlamak, yarıya indirmek, het loon - maaşı yarıya indirmek, yarıya kadar azaltmak -HALVERWEGE: z, yarı yolda, yarıda -HALVEZOOL: d, (...zolen) avare kimse, boş gezenin kalfası -HAM: d, (- men) arka but, -HAMBURGER: d, (-s) hamburger -HAMEL: d, (-s) iğdiş koç -HAMER: d, (-s) çekiç, tokmak, onder de - brengen açık artırma ile satmak, onder de - komen açık artırmayla satılmak -HAMEREN: f, g, (hamerde, h, gehamerd) çekiçlemek, dövmek, çekiçle vurmak, altijd op hetzelfde aambeeld - hep aynı davulu çalmak -HAMERKOP: d, (- pen) çekiç başı -HAMERSLAG: d, (- en) çekiç darbesi, çekiç vuruşu -HAMERSTUK: h, (- ken) (toplantlda) formalite madde -HAMSTER: d, (-s) zo, hamster faresi, harman sıçanı, (fare türünden) kemirici bir hayvan -HAMSTERAAR: d (-s) istifçi, stokçu -HAMSTEREN: I f, g, (hamsterde, h, gehamsterd) (mal) saklamak, stok etmek, biriktirip saklamak, istif yapmak, II gs, istifçilik yapmak -HAMVRAAG: d, (...vragen) ana sorun, asıl sorun, temel mesele -HAND: d, (- en) el, aan de - van deze gegevens bu bilgiler/veriler temelinde, bu bilgiler ışığında, wat is er aan de -? ne var? ne oluyor? zij is haar rechter - kwijt sağ kolunu kaybetti, tek dayanağını kaybetti, iets achter de - hebben bir şeyi yedekte bulundurmak, ihtiyatan elinde bulundurmak, de - en afhouden van - dan/den uzak durmak, (bir şeye) karışmamak, de - in eigen boezem steken hatayı/suçu/kusuru kendinde aramak, elini vicdanına koymak: het zijn twee - en op een buik aynı kafadalar, vulg/k aynı deliğe işerler, iemand de - boven het hoofd houden birini korumak, birine kanat olmak/germek, - je contantje betalen eline/avcuna saymak, peşin ödemek: - je contantje! kırmızı meşin parası peşin! paralar peşin: zeg maar dag met je - je el salla, iemand iets aan de - doen birine bir şey sağlamak, ik geef mijn - erop a) (öyle olduğuna) kalıbımı basarım, b) (beloven) (yerine getirmeyi) vaat ediyorum, een - je helpen yardım eli uzatmak, yardımda bulunmak, iemand de - drukken (geven, schudden) (biriyle) tokalaşmak, el sıkışmak, de - in iets hebben bir şeyde parmağı olmak, de - over het hart strijken bağışlamak, bir kerecik yumuşamak, vicdanlı davranmak, affetmek, een gelukkige - hebben eli uğurlu gelmek, eli uğurlu olmak, başarmak, iemand een- geven biriyle tokalaşmak, el şıkışmak, de - en ineenslaan a) el çırpmak, b) (samenwerken) birlikte çalışmak, elbirliği etmek, de laatste - aan iets leggen bir şeyi tamamlamak, bitirmek, de - ophouden el avuç açmak, dilenmek, met een lege - thuiskomen eli boş dönmek, met harde - optreden sıkı davranmak, katı davranmak, uit de - lopen kontroldan çıkmak, kontrol edilemez olmak, önüne geçilememek, de - en uit de mouwen steken kolları sıvamak, işe ciddi sarılmak, iets onder - en hebben bir şeyle meşgul olmak, elinin altında olmak, elinde olmak, elinde işi olmak, zijn - en in onschuld wassen büsbütün suçsuz olmak, met de - op het hart dürüstçe, vicdanlıca, - over - toenemen gittikçe artmak, çoğalmak, in andere - en overgaan el değiştirmek, iemands rechter- zijn birinin sağ kolu olmak, met de - en in de schoot zitten işsiz kalmak, met de - gemaakt elde yapılmış, met - en tand dişiyle tırnağıyla, bütün gücüyle, varıyla yoğuyla, van de - in de tand leven har vurup harman savurmak, van - tot - elden ele, - en thuis! çek elini! dokunma! uzak dur! vele - en maken licht werk bir elin nesi var iki elin sesi var, birlikten kuvvet doğar, aan - en en voeten gebonden zijn eli ayağı bağlı olmak, bağımsız olmamak, voor de - liggen apaçık olmak, gün gibi ortada olmak, dat ligt voor de - besbelli, izah gerektirmez, gayet mantıklı, uit de eerste - birinci elden, uit de tweede - ikinci elden, iets van de - doen bir şeyi elden çıkarmak, satmak, als men hem een vinger geeft, neemt hij de hele - elini veren kolunu alamaz, zich iets in de - werken kendi eliyle yapmak, kendi kendine yapmak, kendi neden olmak, je hebt het zelf in de - gewerkt kendi yüzünden oldu, van de - wijzen reddetmek, geri çevirmek, zwaar op de - zijn kötümser olmak, als de ene - de andere wast, worden ze beide schoon bir el bir eli yıkar, iki el yüzü yıkar, de - houden aan regels (enz,) kurallara (vb,) uymak, kurallardan (vb,) ayrılmamak, met de - en in het haar zitten etekleri tutuşmak, zwaar op de - zijn kötümser olmak -HANDARBEIDER: d, (-s) amele -HANDBAGAGE: d, el bagajı -HANDBAL: I d, (- len) eltopu, II h, eltopu oyunu -HANDBEDIENING: d, (- en) elle çalıştırma, met - elle çalışan -HANDBEREIK: h, elin uzaştığı yer, buiten - elle ulaşılamayan, uzak -HANDBEWEGING: d, (- en) el hareketi -HANDBOEI: d, (- en) kelepçe, el kelepçesi -HANDBOEK: h, (- en) elkitabı, kılavuz, manüel -HANDBREED: h, el genişliği, karış, geen - wijken bir karış kımıldamamak, çekilmemek -HANDDOEK: d, (- en) havlu, peşkir, - in de ring werpen ringe havlu atmak, pes etmek -HANDDOEKENREK: h, (- ken) havlu asacağı -HANDDRUK: d, (- ken) el sıkma, el sıkışma, toka, tokalaşma, -HANDEL: I d, 1 (zaken) alışveriş, ticaret, ticari iş, 2 (winkel) ticarethane, op de markt was weinig - pazarda pek iş yok iemands - en wandel birinin bütün yaşamı II h, d, (-s) tech/tek kol, sap, tutamaç, -HANDELAAR: d, (- s, ,,laren) (erkek) tüccar, esnaf, satıcı, tacir -HANDELAARSTER: d, (-s) (bayan) tüccar, esnaf, satıcı, tacir -HANDELBAAR: s, 1 (madde) kolay işlenir, kullanışlılık, 2 (persoon) uysal, uslu -HANDELDRIJVEN: h, ticaret yapma -HANDELDRIJVEND: s, ticaret yapan -HANDELEN: f, gs, (handelde, h, gehandeld) 1 ticaret yapmak, mal alıp satmak, esnaflık yapmak, in het klein - perakendecilik yapmak, 2 (zich gedragen) davranmak, davranışta bulunmak, 3 (doen) yapmak, harekete geçmek, harekette bulunmak, de - de personen in een toneelstuk bir tiyatronun oyuncuları, 4 over iets - bir şeyi konu edinmek, bir şeyden bahsetmek, bir şeye değinmek, dat boek handelt over de chemie o kitap kimyadan bahsediyor -HANDELING: d, (- en) işlem, eylem, hareket, muamele, iş, amel, de - en van het parlement parlemento oturum raporu, meclis tutanağı -HANDELMAATSCHAPPIJ: d, (- en) ticari şirket, ticari ortaklık -HANDELSAGENT: d, (- en) ticari temsilci -HANDELSAGENTUUR: d, (...turen) acente, acentecilik -HANDELSAKKOORD: h, (- en) uluslararası ticari anlaşma -HANDELSARTIKEL: h, (- en, - s) ticari mal -HANDELSATTACHE:d, (-s) ticaret ataşesi -HANDELSBALANS: d, (- en) ticari bilanço, tekort op de - bilanço açığı -HANDELSBANK: d, (- en) ticaret bankası -HANDELSBEDRIJF: h, (...bedrijven) ticari işyeri -HANDELSBELANG: h, (- en) ticari menfaat, ticari çıkar -HANDELSBETREKKING: d, (- en) ticari ilişki, ticari bağlantı -HANDELSBRIEF: d, (...brieven) ticari mektup, -HANDELSCORRESPONDENTIE: d, ticari yazışma -HANDELSCRISIS: d, (- sen, ,,es) ticari kriz, ticaret krizi -HANDELSGEEST: d, (- en) ticari ruh, ticaret ruhu -HANDELSHAVEN: d, (-s) ticaret limanı, ticari liman -HANDELSHOGESCHOOL: d, (...scholen) ticaret yüksek okulu, ticaret akademisi -HANDELSHUIS: h, (...huizen) firma -HANDELSKENNIS: d, ticari bilgi, ticaret bilgisi -HANDELSKAPITAAL: h, (...kapitalen) ticari sermaye, ticaret ana malı, -HANDELSKAPITALISME: h, ticaret kapitalizmi -HANDELSKREDIET: h, (- en) ticari kredi, ticaret kredisi -HANDELSMAATSCHAPPIJ: d, (- en) ticaret şirketi -HANDELSMAN: d, (...lieden, ...lui) zie/bkz handelaar -HANDELSMERK: h, (- en) ticari marka, alameti farika -HANDELSMISSIE: d, (-s) ticari ziyaret, ticaret misyonu -HANDELSMONOPOLIE: d, (-s) ticaret tekeli -HANDELSONDERNEMING: d, (- en) ticari şirket/işyeri -HANDELSOORLOG: d, (- en) ticari savaş -HANDELSOVEREENKOMST: d, (- en) ticari anlaşma -HANDELSPARTNER: d, (-s) ticaret ortağı, iş ortağı -HANDELSPOLITIEK: d, ticaret politikası -HANDELSREGISTER: h, (-s) ticaret sicili -HANDELSREIZIGER: d, (-s) gezici/seyyar ticari mümessil -HANDELSSTELSEL: h, (-s) ticaret sistemi -HANDELSTERM: d, (- en) ticari terim -HANDELSTRAKTAAT: h, (...taten) iki devlet arasında yapılan ticari anlaşma -HANDELSVERDRAG: h, (- en) zie/bkz handelstraktaat -HANDELSVLOOT: d, (...vloten) ticaret filosu -HANDELSWAAR: d, (...waren) ticari mal, emtia, -HANDELSWAARDE: d, (-n) ticari değer -HANDELSWERELD: d, (- en) ticaret dünyası -HANDELSWET: d, (- ten) ticaret kanunu -HANDELWIJZE: d, (...wijzen) yöntem, yol, yapma biçimi, hareket tarzı, davranış -HANDENARBEID: d, 1 kol işi, el emeği, amelelik, 2 (schoolvak) elişi, -HAND-EN SPANDIENSTEN: d, mv/çoğ (birine yapılan) basit yardımlar, basit icrai işler -HANDENWRINGEND: s, umutusuz, çaresiz -HANDGEBAAR: h, (...gebaren) el kol hareketi -HANDGEKLAP:h, alkış, el çırpma -HANDGELD: h,1 kaparo, pey akçesi, avans, 2 hand/tic (eerste geld) sabah siftahı, siftah -HANDGEMEEN: I s, - worden kavgaya tutuşmak, döğüşmek, II h, (erkek erkeğe) kavga, yeke yek kavga -HANDGRANAAT: d, (...naten) el bombası -HANDGREEP: I d, 1 elle tutuş, tutma, elle kavrama, 2 d, mv/çoğ (...grepen) (oefeningen) (taşınır silahlarla) silah talimi, 3 (truc) hüner, marifet, ustalık, II d, (...grepen) el yataklığı, sap, kundak, kulp -HANDHAVEN: f, g, (handhaafde, h, gehandhaafd) 1 (in stand houden) devam ettirmek, sürdürmek, (olduğu gibi) korumak, idame ettirmek, zich - yerini korumak, de orde - düzeni sürdürmek, düzeni sağlamak, 2 (niet terugnemen) geri almamak, iptal etmemek, yürürlükte bırakmak, terketmemek, 3 (niet ontslaan) (görevde) tutmak, kovmamak, (işten) atmamak -HANDICAP: d, (-s) sakatlık,kusur, özür, -HANDIG: I s, 1 (vlug) tez, seri, atik, çevik, 2 (bedreven) becerikli, marifetli, usta, hünerli, iş bilir, 3 (gemakkelijk) kolay, kullanışlı, elverişli uygun, II z,beceriklice, hünerli bir şekilde, marifetlice -HANDIGHEID: d, 1 tezlik, atiklik, 2 (hanteerbaarheid) kullanışlılık, elverişlilik, uygunluk, 3 (...heden) hüner, marifet, beceri, -HANDJE: h, (-s) el, elcik, küçük el, - s geven el uzatmak, toka yapmak -HANDJEKLAP: (- en) el çırpma, - doen el çırpmak, alkışlamak -HANDJEVOL: z, bir avuç, birkaç -HANDKAR: d, (- ren) el arabası, çekçek -HANDKOFFER: d, (-s) el valizi, el çantası -HANDKUS: d, (- sen) el öpme -HANDLANGER: d, (-s) 1 yardımcı, 2 ong/ols ortak, işbirlikçi -HANDLEIDING: d, (- en) (kitap) kılavuz, elkitabı, broşür, rehber -HANDLEZEN: h, elfalı -HANDLEZER: d, (-s) el falcısı -HANDLICHTING: d, jur/huk kazai rüşt, mezuniyet, reşit sayılma -HANDLIJNKUNDE: d, elfalcılığı -HANDOMDRAAI: d, in een - kaşla göz arasında, göz açıp kapayıncaya kadar, tez elden, met een - çabucak, zorlanmadan, tezden -HANDOPLEGGING: d, (- en) elle yapılan inanç tedavisi -HANDPALM: d, (- en) el ayası, avuç, -HANDREIKING: d, (- en) yardım eli, yardım -HANDREM: d, (...men) el freni -HANDS: s, sp, hend -HANDSCHOEN: d, (- en) eldiven, het is geen katje om zonder - en aan te pakken şirret biridir, met de - trouwen gelinin gıyabında evlenmek, vekaletle evlenmek, de - opnemen mücadeleyi kabul etmek, iemand de - toewerpen birine meydan okumak -HANDSCHRIFT: h, (- en) 1 el yazısı, 2 (manuscript) el yazması, yazma eser -HANDSTAND: d, (- en) amut, amuda kalkma -HANDTAS: d, (- sen) el çantası -HANDTASTELIJK: s, besbelli, apaçık, aşikar, - worden a) (vechten) döğüşe başlamak, b) kız ellemek -HANDTASTELIJKHEID: d, (...heden) 1 elleyiş, sıkış, 2 d, mv/çoğ kavga -HANDTEKENING: d, (- en) imza, -HANDTEKENINGENACTIE: d, (-s) imza kampanyası -HANDVAARDIG: s, becerikli, marifetli, hünerli, eli yatkın -HANDVAARDIGHEID: d, (...heden) 1 el becerisi, el marifeti, el hüneri, el yatkınlığı, 2 (schoolvak) elişi -HANDVAT: h, (- ten) 1 sap, kulp, kol, tutamaç, 2 (v, pistool) kabza -HANDVEGER: d, (-s) el süpürgesi -HANDVEST: h, (- en) sözleşme, pakt, akit, Het Handvest der Verenigde Naties Birleşmiş Milletler Sözleşmesi -HANDVOL: d, 1 avuç dolusu, apaz, tutam, sıkam, een - kersen bir tutam kiraz, avuç dolusu kiraz, 2 fig/mec bir avuç, azıcık, bir kaç, een - mensen bir avuç insan -HANDVUURWAPEN: h, (- s, - en) küçük ateşli silah -HANDWERKEN: f, gs, (handwerkte, h, gehandwerkt) elişi yapmak, örgü vb, yapmak -HANDWERKSTER: d, (-s) elişçi, örgücü, dikişçi, işlemeci, dantelci -HANDWIJZER: d, (-s) yol işareti, yol gösteren lehva -HANDWISSEL: d, jur/huk el değiştirme, el değişimi, başka ele geçme -HANDWOORDENBOEK: h, (- en) özlü elsözlüğü -HANDWORTEL: d, (-s) anat, el bileği -HANDZAAG: d, (...zagen) el testeresi, bıçkı -HANDZAAM: s, (...zamer, - st) 1 uysal, uslu, söz dinler, munis, 2 (handig) kullanışlı, kolay kullanılan -HANENBALK: d, (- en) bouwk/mim çatıda sırt kirişi, aşık, onder de - en tavan arasında -HANENGEKRAAI: h, horoz ötüşü -HANENKAM: d, (- men) 1 horoz ibiği, 2 bot, horoz ibiği çiçeği, 3 (eetbare zwam) horozmantarı -HANENGEVECHT: h, (- en) horoz döğüşü -HANENPOOT: d, (...poten) 1 horoz bacağı, 2 (letter) eğri büğrü harf, 3 (onleesbaar schrift) karışık yazı, okunmaz yazı, -HANENVEER: d, ( - veren) telek, horoz tüyü -HANG: d, 1 (- en) askı, kanca, çengel, 2 (droogplaats) kurutma yeri, 3 een - naar iets hebben bir şeye eğilimi olmak -HANGAAR: d, (-s) hangar, uçak barındırma yeri -HANGBRUG: d, (- gen) asma köprü -HANGBUIK: d, (- en) sarkık karın, şiş göbek -HANGEN: I f, g, (hing, h, gehangen) 1 asmak, takmak, tutturmak, bağlamak, 2 (ophangen) ipe çekmek, idam etmek, asmak, met - en wurgen büyük bir zahmetle, güç bela, tussen - en wurgen iki ateş arasında, kritik durumda, ik mag - al het niet waar is boynum gitsin doğru değilse, II gs, 1 asılı durmak, asılı olmak, takılı olmak, sarkmak, 2 aan iemand - birine çok düşkün olmak, het hangt van onzin aan elkaar tamamen saçma -HANGENDE: ilg, esnasında, sırasında -HANGER: d, (-s) 1 askı, kanca, 2 oor- küpe -HANG-EN SLUITWERK: h, menteşe ve kol -HANGERIG: s, keyifsiz, neşesiz, rahatsız, isteksiz -HANGIJZER: h, (-s) çengel, askı demiri, een heet - hassas konu -HANGKAST: d, (- en) asmalı dolap -HANGKLOK: d, (- ken) asma saat, duvar saati -HANGMAP: d, (- pen) asma dosya -HANGMAT: d, (- ten) hamak, salıngaç yatak -HANGPARTIJ: d, (- en) sp, ek karşılaşma -HANGPLANT: d, (- en) asma bitki -HANGOP: d, lor, kesilmiş süt -HANGSLOT: h, (- en) asma kilit -HANIG: s, 1 (erkek, v, mannen) kösnül, kızgın, horoz, 2 (erkek, agressief) saldırgan -HANNES: d, (- en) beceriksiz kimse, çolpa, ahmak herif -HANNESEN: f,gs, (hanneste, h, gehannest) spreekt/kd mıymıntılık etmek, beceriksizce oyalanmak -HANSOP: d, (- pen) çocuk tulumu -HANSWORST: d, (- en) 1 soytarı, palyaço, maskara, şaklaban, 2 (aanstellerig persoon) gösteriş düşkünü, taklitçi -HANTEERBAAR: s, kullanılırlık -HANTEREN: f, g, (hanteerde, h, gehanteerd) 1 (gebruiken) kullanmak, 2 kaldırıp yerleştirmek -HANZE: d, hist/tar esnaflar loncası -HAP: d, (- pen) 1 lokma, 2 ısırma, een - in iets doen bir şeyi ısırmak -HAPEREN: f, gs, (haperde, h, gehaperd) 1 (blijven steken) takılmak, teklemek, takılıp kalmak, ilerleyememek, aksamak, 2 hapert er iets aan? bir sorun mu var? aksilik mi var? -HAPERING: d, (- en) tıkanıklık, tutukluk, pürüz -HAPJE: h, (-s) lokma, lokmacık -HAPKLAAR: s, hazır, yemeye hazır, hapklare brokken lokma, bir lokmalık yiyecekler -HAPPEN: f, gs, (hapte, h, gehapt) 1 naar iets - ağzı ile kapmak, 2 in iets - bir şeyi ısırmak, ısırıp almak, 3 fig/mec (ciddi) tepki göstermek -HAPPENING: d, (-s) olay -HAPPIG: s, düşkün, istekli, arzulu, op iets - zijn bir şeye istekli olmak -HAPPY: s, mutlu -HAPSNAP: z, rastgele, keyfi bir şekilde -HAPTONOMIE: d, dokunma ile yapılan gerilimden kurtulma tedavisi -HARAKIRI: h, harakiri -HARD: s, z, 1 (niet zacht) sert, katı, 2 (streng) sert, şiddetli, ağır, 3 (krachtig, hevig) şiddetli, keskin, haşin, ağır, - e winter şiddetli kış, 4 (snel) hızlı, te - rijden çok hızlı sürmek, - lopen hızlı yürümek, 5 (erg) çok, çok fena, çok kötü, 6 (ongevoelig) acımasız, hissız, zalim, taşkalpli, merhametsiz, tegen iemand - zijn birine karşı acımasız olmak, 7 (ruw) kaba, yabani, 8 (zwaar) zor, sert, een - e strijd zor bir mücadele, çetin bir mücadele, - e tijd zor dönem, 9 (juist) tam, doğru, - e gegevens ispatı mümkün veriler, kesin/doğru veriler, 10 (v, water) kireçli, acı, II - nodig çok gerekli -HARDBOARD: h, sert tahta, kalas -HARDDISK: d, comp/komp, Harddisk, bilgisayarın kendi hafızası -HARDDRAVER:d, (-s) 1 (paard) tırıs atı, 2 (persoon) tırıs yarışcısı, 3 (uitblinker) başarılı, as, en iyisi -HARDDRAVERIJ: d, (- en) tırıs yarışı -HARDEN: I f, g, (hardde, h, gehard) 1 sertleştirmek, katılaştırmak, 2 (v, weerstandvermogen) direncini artırmak, 3 (volhouden) katlanmak, dayanmak, II gs, (- -, is -) sertleşmek, katılaşmak -HARDGLAS: h, sert cam -HARDHANDIG: s, z, kaba, sert, haşin, yontulmamış, kabaca -HARDHANDIGHEID: d, 1 sertlik, katılık, 2 (ruwheid) kabalık, kaba muamele -HARDHEID: d, 1 sertlik, 2 fig/mec kabalık -HARDHEIDSGRAAD: d, (...graden) sertlik derecesi -HARDHOORDIG: s, dik kafalı, inatçı -HARDHOREND: hardhorig s, 1 ağır duyar yarı sağır, 2 fig/mec serkeş, laf dinlemez, vurdumduymaz -HARDHOUT: h, (- en) sert tahta -HARDHUIDIG: s, 1 sert derili, 2 fig/mec derisi kalın, hissiz, dugusuz -HARDLEERS: s, zor öğrenen, kalın kafalı, gerzek -HARDLOPEN: f, gs, (liep hard, h, hardgelopen) koşmak -HARDLOPER: d, (-s) koşucu, sürat koşucusu - s zijn doodlopers hızlı başlayan çabuk yorulur, acele giden ecele gider, -HARDMAKEN: f, g, (maakte hard, h, hardgemaakt) ispatlarla pekiştirmek, ispatlamak, -HARDNEKKIG: s, z, 1 inatçı, dik kafa, dik kafalı, direngen, başına buyruk, 2 (onverzettelijk) karşı konulmaz -HARDNEKKIGHEID: d, inatçılık, dik kafalılık, dik başlılık, başına buyrukluk -HARDOP: z, yüksek sesle, yüksel sesli, - lezen yüksek sesle okumak -HARDRIJDEN: h, hızlı sürme, (schaats) hızlı paten yapma -HARDRIJDER: d, (-s) 1 hız patinajcısı, 2 (snelle automobilist) hızlı sürücü -HARDRIJDERIJ: d, (- en) hızlı sürme, (schaats) hızlı patinaj -HARDSTEEN: d, (...stenen) yontma yapı taşı -HARDSTENEN: s, yontma yapı taşından -HARDVOCHTIG: s, z, taşkalpli, acımasız, duygusuz, gaddar, insafsız, kalpsiz -HARDVOCHTIGHEID: d, taşkalplilik, insafsızlık, kalpsizlik, gaddarlık -HARDWARE: d, comp/komp kompütürün elektronik ve mekanik kısımları -HAREM: d, (-s) harem -HARENTWEGE: z, van - onun adına -HARERZIJDS: z, onun tarafından -HARIG: s, kıllı, saçlı, tüylü, -HARING: I d, (- en) zo, ringa, ringa balığı, als -(en) in een ton balık istifi gibi, ik wil er - of kuit van hebben bu işin aslını öğrenmek istiyorum II d, (- en) (v, tent) çadır kazığı -HARINGHAAI: d, (- en) zo, (dik burunlu) harharyas türünden bir balık -HARINGTON: d, (- nen) ringa fıçısı -HARINGVANGST: d, ringa avcılığı, ringa yakalama -HARINGVISSER: d, (-s) ringa balıkçısı, ringa avcısı -HARK: d, (- en) tırmık, hij is zo stijf als een - taş gibi, baston yutmuş gibi, oklava yutmuş gibi, kazık gibi -HARKEN: f, g, (harkte, h, geharkt) tırmıklamak, taraklamak, tırmıkla toplamak -HARKERIG: s, (persoon) odun gibi, kalas gibi -HARLEKIJN: d, (-s) soytarı, maskara, palyaço, nüktedan -HARMONIE: d, uyum, ahenk, harmoni, uygunluk -HARMONIEKAPEL: d, (- len) harmoni bandosu -HARMONIELEER: d, uyum bilgisi -HARMONIEORKEST: h, (- en) harmoni orkestrası, -HARMONIEREN: f, gs, (harmonieerde, h, geharmonieerd) uymak, ergens mee - bir şeye uymak -HARMONIEUS: s, z, uyumlu, ahenkli, harmonik -HARMONIKA: d, (-s) akordiyon -HARMONISATIE: d, (-s) uyum sağlama -HARMONISCH: s, z, uyumlu, ahenkli, makamlı, harmonik, de - e ontwikkeling uyumlu gelişme -HARMONISEREN: I f, gs, (harmonisieede, h, geharmoniseerd) uymak, II g, uydurmak, harmoni sağlamak -HARMONIUM: h, (-s) küçük org, harmonyum -HARNAS: h, (- sen) zırh, panzer, iemand tegen zich in het - jagen birini hiddetlendirmek, birini kendine kızdırmak, in het - sterven iş başında ölmek -HARNASSEN: f, (harnaste zich, h, zich geharnast) zich - zırhlanmak -HARP: d, (- en) 1 muz/müz harp, arp, telli bir çalgı, 2 scheep/den kelepçe, bakla halka, 3 (voor garen) kalbur, gözer -HARPIJ: d, (- en) 1 myth/mit yarı kadın, kanatları kuş gibi canavar, 2 şirret kadın, cadaloz -HARPIST: d, (- en) (erkek) arpçı, arp çalgıcısı -HARPISTE: d, (-n) (bayan) arpçı, arp çalgıcısı -HARPOEN: d, (- en) zıpkın, kakıç -HARPOENEERBOOT: d, (...boten) zıpkıncı botu/kayığı -HARPOENEREN: f, g, (harpoeneerde, h, geharpoeneerd) zıpkınlamak -HARPSPEL: h, harp çalma -HARREWARREN: f, gs, (harrewarde, h, geharreward) çekişmek, atışmak,becelleşmek -HARS: h, d, (- en) reçine, çamsakızı -HARSEN: f, g, (harste, h, geharst) reçinelemek -HART: h, (- en) 1 anat, kalp, yürek, 2 fig/mec gönül, zijn - verliezen aan iemand birine gönül vermek, birine gönlünü kaptırmak, 3 (goedhartigheid) insaf, merhamet, kucak, een kind aan zijn - drukken çocuğu bağrına basmak, kucağına basmak, 4 bağır, sine, mijn - is gebroken bağrım yandı, een - van steen taşkalp, taşyürek, een klein - je hebben a) yüreksiz/cesaretsiz olmak, b) (gevoelig) çok hassas olmak, 5 (middelste) can damarı, kalp, merkez, orta göbek, het - van Ankara Ankaranın göbeği, 6 (kern) çekirdek, öz, * het - klopte mij in de keel yüreğim ağzıma geldi, ödüm koptu, geen - in het lijf hebben korkak/ yüreksiz/tabansız olmak, cesaretsiz olmak, van zijn - geen moordkuil maken içine atmamak, yüreğini ötkesine mezar yapmamak, kızgınlığını dışarı vurmak, in - en nieren tamamen, büsbütün, çok, hij is een voetballer in - en nieren futbola çok düşkündür, futbolu çok sever, uit het oog, uit het - gözden ırak olan, gönülden de ırak olur, iets op het - hebben içinde (söyleyecek) bir şeyi olmak, iets niet over zijn - kunnen krijgen bir şeyi yapmaya kıyamamak, gönlü el vermemek, iemand een - onder de riem steken birini yüreklendirmek, elk - kent zijn smart dertsiz baş olmaz, her başın bir derdi vardır, herkesin kendince bir derdi vardır, het - zonk hem in de schoenen cesaretini yitirdi, iemand een goed/kwaad - toedragen birine karşı kalbinde kötülük olmamak/olmak, het - op de tong hebben içten olmak, içindekini söylemek, van - e içten, kalpten, - voor iets hebben bir şeye gönül vermek, - voor de zaak hebben işe gönül vermek, işe kendini adamak, işe istekle sarılmak, waar het - van vol is, loopt (vloeit) de mond van over dervişin fikri ne ise zikri de odur, met - en ziel canla başla, iets doen met - en ziel bir şeyi bütün isteğiyle yapmak, canla başla yapmak -HARTAANDOENING: d, (- en) kalp rahatsızlığı, -HARTAANVAL: d, (- len) kalp krizi, kalp sektesi -HARTADER: d, anat, aort, fig/mec can damarı -HARTBEWAKING: d, (- en) (hastanede) kalp kontrol bölümü -HARTBOEZEM: d, (-s) anat, kalp kulakçığı -HARTBREKEND: s, z, acıklı, üzücü -HARTCHIRURG: d, (- en) kalp operatörü, kalp cerrahı -HARTCHIRURGIE: d, kalp operatörlüğü, kalp cerrahlığı -HARTENDIEF: d, gönül hırsızı, sevgili, mijn -! meleğim! sevgilim! -HARTENKREET: d, (...kreten) içten bir ifade -HARTENLEED: h, derin üzüntü, yürek acısı -HARTENLIEFJE: h, (-s) sevgili -HARTELIJK: I s, içten, kalpten, yürekten, ciğerden, de - e groeten van ons allen bizden içten selamlar, II z, içten, samimiyetle, memnuniyetle, - ontvangen worden candan kabul edilmek -HARTELIJKHEID: d, (,,heden) samimiyet, içtenlik -HARTELOOS: s, z, kalpsiz, yüreksiz, duygusuz, acımasız, katı yürekli, taşkalpli, taşyürekli, hissiz, merhametsiz, -HARTELOOSHEID: d, duygusuzluk, kalpsizlik, acımasızlık, soğukluk -HARTELUST: d, naar - doya doya, canı istediği kadar, bıkana kadar -HARTENBREKER: d, (-s) gönül hırsızı, gönü yakan kimse -HART-EN-VAATZIEKTEN: d, mv/çoğ kalp ve damar hastalıkları -HARTENWENS: d, (- en) içten dilek, candan arzu -HARTGEBREK: h, (- en) kalp yetersizliği -HARTGRONDIG: s, z, içten, kalbin derinliğinden, yürekten, candan -HARTIG: s, z, 1 ağır, sert, paylayıcı, een - woordje ağır söz, 2 (gezouten) tuzlu tuzlu ve baharatlı -HARTIGHEIDJE: h, (-s) tuzlu lokma -HARTINFARCT: (- en) kalp/yürek enfarktüsü -HARTJE: h, (-s) kalpçik, küçük kalp, fig/mec in het- van de winter kışın ortasında -HARTKAMER: d, (-s) anat, kalp karıncığı -HARTKLEP: d, (- pen) 1 anat, yürek kapakçığı, kalp kapağı, 2 tech/tek tulumba kapağı, tulumba supabı -HARTKLOP: d, (- pen) kalp atışı, nabız -HARTKLOPPING: d, (- en) yürek çırpıntısı, kalp çırpıntısı -HARTKWAAL: d, (...kwalen) 1 kronik kalp hastalığı, 2 iron/aly karasevda -HART-LONGMACHINE: d, (-s) kalp ve akciğer cihazı -HARTMASSAGE: d, (-s) kalp masajı -HARTOPERATIE: d, (-s) kalp ameliyatı -HARTPATIENT: d (- en) kalp hastası -HARTRITME: h, (-s) kalp ritmi -HARTROEREND: s, z, acıklı, trajik, acı, dokunaklı -HARTRUIS: d, (...ruizen) kalpte kan fışırtısı -HARTSGEHEIM: h, gönül sırrı -HARTSPECIALIST: d, (- en) kalp uzmanı -HARTSPIER: d, (- en) kalp/yürek kası -HARTSTILSTAND: d, (- en) kalp durması -HARTSTOORNIS: d, (- sen) kalp rahatsızlığı -HARTSLAG: d, (- en) anat, kalp atışı, nabız -HARTSTIKKE: z, çok, - donker çok karanlık, zifiri karanlık, - mooi çok çok güzel, - goed çok iyi, süper, - doof tamamen sağır, -HARTSTOCHT: d, (- en) 1 hırs, ihtiras, tutku, 2 (liefde) merak, düşkünlük, iptila, hij heeft - voor de muziek müziğe karşı merakı vardır -HARTSTOCHTELIJK: I s, hırslı, tutkulu, ihtiraslı, (vurig) ateşli, coşkulu, (ijverig) gayretli, een - e man hırslı bir adam, II z, tutkulu bir şekilde, ateşlice -HARTSTOCHTELIJKHEID: d, (...heden) hırslılık, ihtiraslılık -HARTSTREEK: d, kalp bölgesi, göğüs bölgesi -HARTSVRIEND: d, (- en) (erkek) can yoldaşı, samimi arkadaş, -HARTSVRIENDIN: d, (- en) (bayan) can yoldaşı, samimi arkadaş -HARTTRANSPLANTATIE: d, (-s) kalp nakli -HARTVERGROTING: d, (- en) kalp genişlemesi/büyümesi -HARTVERHEFFEND: s, yüce, değerli, yücelten, asil -HARTVERLAMMING: d, (- en) kalp felci, yürek inmesi -HARTVEROVEREND: s, kalpleri fethedici, yürekler yakıcı -HARTVERSCHEUREND: s, yürek parçalayıcı, yürekler acısı, çok acıklı -HARTVERSTERKEND: s, cesaretlendirici, yüreklendirici -HARTVERSTERKING: d, (- en) yüreklendime, -HARTVERWARMEND: s, z, sıcak duygu uyandıran -HARTVORMIG: s, yürek şeklinde, kalp şeklinde -HARTZAKJE: h, anat, kalp dış zarı -HARTZEER: h, derin üzüntü, ıstırap, keder -HASJ: d, haşiş, esrar -HASJHOND: d, (- en) haşiş/esrar köpeği -HASPEL: d, (- s, - en) iplik çıkrığı, telefoon- telefon seyyar kablosu, -HASPELEN: I f, g, (haspelde, h, gehaspeld) makaraya sarmak, çile yapmak, çilelemek, alles door elkaar- her şeyi karmakarışık etmek, II gs, 1 (stuntelen) beceriksizce iş görmek, beceriksizce uğraşmak, 2 fig/mec (ruzie maken) dalaşmak, çekişmek, becelleşmek -HATELIJK: s, z, (haat opwekkend) iğrenç, nefret uyandıran, (persoon) nefret dolu, kinci, hain, garazkâr, (krenkend) kem, üzücu, çirkin, nahoş, can sıkıcı -HATELIJKHEID: d, 1 kin, kincilik, garaz, 2 (...heden) kem söz, eğri söz -HATEN: f, g, (haatte, h, gehaat) 1 kin beslemek, kin gütmek, kin duymak, garazı olmak, iemand - birine kin gütmek, 2 (afkeer hebben v,) nefret etmek, tiksinmek, tiksinti duymak, iğrenmek, ikrah etmek, de leugen - yalandan nefret etmek, -HATER: d, (-s) - dan/ den nefret eden kimse -HATSJIE: ünl, hapşu! -HATTRICK: d, (-s) sp, bir yanda aynı oyuncunun attığı üç gol -HAUSSE: d, (-s) (prijsstijging) fiyat yükselmesi, econ/ekon ekonominin canlanışı -HAUTAIN: s, z, kibirli, kendini beğenmiş, kurumlu, burnu havada, burnu kaf dağında, -HAUTE-COUTURE: ünlü desinatörlerin diktiği elbise, -HAUT-RELIEF: h, (-s) yüksek kabartma -HAVE: d, mülk, mal, varlık, servet, levende - canlı mal, liggende - taşınmaz mal, tilbare - taşınır mal, - en goed ev bark, mal mülk -HAVELOOS: s, z, 1 vero/eski malsız, mülksüz, varlıksız, 2 (slordig) dağınık, yırtık pırtık, sefil, pejmürde, harap, yıkık, virane, bakımsız, een - gebouw harap bina, er - uit zien dilenci gibi görünmek, yırtık pırtık görünmek -HAVEN: d, (-s) liman, natuurlijke- doğal liman, getij- gelgit limanı, vissers- balıkçı limanı, lucht- hava limanı, in behouden - zijn tehlikeden uzak olmak, tehlikesiz olmak -HAVENARBEIDER: d, (-s) liman işçisi -HAVENDAM: d, (- men) dalgakıran, rıhtım -HAVENEN: f, g, (havende, h, gehavend) zarar vermek, zedelemek, hırpalamak, örselemek, yıpratmak -HAVENHOOFD: h, (- en) dalgakıran, rıhtım -HAVENSTAD: d, (...steden) liman şehri -HAVENSTAKING: d, (- en) liman grevi, dok grevi -HAVENWERKER: d, (-s) liman işçisi -HAVER: d, (-s) 1 bot, yulaf, 2 yulaf tanesi, de - niet meer waard zijn pek değeri olmamak, masrafa değmemek, iemand van - tot gort kennen birini çok iyi tanımak, birinin içini dışını bilmek -HAVERKIST: d, (- en) yulaf sandığı, erop zitten als de bak op de - bir şeye çok istekli olmak, -HAVERKLAP: d, om de - her an, adım başında, iki de bir de -HAVERMEEL: h, yulaf unu -HAVERMOUT: d, yulaf ezmesi -HAVIK: d, (- en) za, atmaca, çakırdoğan -HAVIKSNEUS: d, (,,neuzen) kargaburun -H.A.V.O h, afk/kıs Hoger Algemeen Voortgezet Onderwijs Lise ve Dengi Öğretim -HAZARD: d, (-s) tesadüf, şans, talih, kısm per- kazara -HAZENJACHT: d, tavşan avı -HAZELAAR: d, (- s, laren) bot, fındık -HAZELAARSBOS: h, (- sen) fındıklık, fındık fidanlığı -HAZENLIP: d, (- pen) yarık dudak, tavşan dudağı -HAZELMUIS: d, (...muizen) fındık sıçanı, fındık faresi -HAZELNOOT: d, (...noten) fındık -HAZELWORM: d, (- en) zo, babaköş, ayaks kertenkele -HAZENPAD: het - kiezen tabanları yağlamak, kaçmak -HAZENPEPER: d, hazırlanmış baharatlı sığır eti -HAZENSLAAP: d, tavşan uykusu, hafif uyku it uykusu -HAZENWIND: d, (- en) zo, tavşan köpeği, tazı, -H.B.O. h, afk/kıs Hoger Beroepsonderwijs Yüksek Meslek Öğretimi -H-BOM d, (- men) hidrojen bombası -H.E.A.O h, afk/kıs Hoger Economisch, en Administratief Onderwijs Ekonom ve idari Bilimler Yüksek öğretimi (okulu) -HE: ünl, 1 (v, opluchting, bewondering) öf be! 2 (teleurstelling) ya! 3 (v, verbazing) bak hele! 4 (ilgi çekme) hey! - kom eens hier jij! hey gel bakalım, sen! 5 (olumlu cevap beklemede) mooi -? güzel, değil mi? -HEARING: d, (-s) oturum -HEADHUNTER: d, (-s) kafa elemanı avcısı, yüksek personel avcısı -HEBBEDING: h, (- en) önemsiz şey, -HEBBELIJK: s, z, 1 özgün, karakteristik, 2 (fatsoenlijk) uygun, müsait, yaraşık, yakışık -HEBBELIJKHEID: d, (...heden) kötü alışkanlık, kötü huy -HEBBEN: I f, g, (had, h, gehad) 1 var, (ontkenning) yok, hij heeft veel geld çok parası var, hij heeft geen geld (hiç) parası yok, ik heb een eigen auto kendi arabam var, arabam var, hij heeft een winkel bir dükkanı var, ik heb geen auto arabam yok, ik heb bezoek misafirim var, ik heb twee kinderen iki çocuğum var, heeft u iets aan te geven gümrüğe bildirecek bir şeyiniz var mı? heeft hij geen vriendin? kız arkadaşı yok mu? - is -, maar krijgen is de kunst zengin kıskanılır, çünkü kazanmak zordur, je weet wat je hebt, maar niet wat je krijgt çarşıya pirince giderken evdeki bulgurdan olmak, aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz, 2 (bijzich hebben) yanında olmak, yanında taşımak, sahip olmak, malik olmak, ik heb geen geld bij me bende para yok, yanımda para yok, geen wapens bij zich - yanında silahı olmamak, 3 (bevatten, bestaan uit) bulunmak, de klas heeft 20 leerlingen sınıfta 20 öğrenci var/bulunuyor, 4 (lijden) acı çekmek, dorst - susuz olmak, ik heb dorst susadım, susuzum, griep- grip olmak, hoofdpijn- baş ağrısı olmak, honger- aç olmak, ik heb honger acıktım, açım, 5 iets/iemand nodig- bir şeye/birine ihtiyacı olmak, 6 (les krijgen) ders almak, dersi olmak, morgen - wij Engels yarın ingilizce dersim var, 7 alles tegen - şansı yaver gitmemek, bezwaar tegen iemand/iets - birine/bir şeye karşı itirazı olmak, de dood voor ogen - ölümden başka çare bulamamak, kurtuluş yolu olmamak, het druk - meşgul olmak, dolu olmak, yoğun işleri olmak, het goed - durumu iyi olmak, het niet meer - gücü kalmamak, artık dayanamamak, het over iemand (iets) - biri (bir şey) hakkında konuşuyor olmak, iets te zeggen - diyeceği olmak, bir şey demek istemek, ik heb nog twee brieven te schrijven daha iki mektup yazmalıyım, een oogje - op iemand birinde gözü olmak, te maken - met iets bir şeyle ilgisi olmak, niets te maken - met iets bir şeyle ilgisi/ilişkisi olmamak, daar heb je niets aan işine yaramaz, bir yararı yok, faydası yok, 8 (gehoord hebben) duymuş olmak, hij heeft het van zijn vriendje arkadaşından duydu, 9 (lijken op) çekmek, benzemek, hij heeft veel weg van zijn vader biraz babasına çekmiş, II (hulp w,w,) ik heb dit geschreven onu ben yazdım, zij heeft ons niet gezien o bizi görmedi -HEBBERIG: s, hırslı, açgözlü, tamahkâr, haris, mal canlısı -HEBBER: hebberd d, (-s) bencil, egoisit -HEBBES: ünl, yakaladım! buldum! -HEBREWS: I s, Ibranilere ait, II h, Ibranice -HEBZUCHT: d, hırs, açgözlülük, tamah -HEBZUCHTIG: s, hırslı, açgözlü, tamahkâr, haris, mal canlısı, -HECHT: I h, (- en) sap, kulp, kabza, tutamaç II s, z, 1 (solide) sağlam, sert, dayanıklı, 2 (onverbrekelijk) içten, sadık, - e vriendschap sadık dostluk -HECHTEN: I f, g, (hechtte, h, gehecht) 1 bağlamak, raptetmek, takmak, (v, wonden) dikmek, 2 (vastkleven) yapıştırmak, tutturmak, 3 fig/mec betekenis (waarde) - aan -(y)a/e anlam (değer) vermek, zich - aan iemand (iets) birine (bir şeye) bağlanmak, II gs - op -(y)a/e tutmak, yapışmak -HECHTENIS: d, jur/huk, gözaltı, nezaret, hapis, in - nemen gözaltına almak, nezarete atmak, hapsetmek, in - zijn tutuklu olmak -HECHTHEID: d, dayanıklılık, sağlamlılık -HECHTING: d, (- en) dikiş -HECHTMIDDEL: h, (- en) tutkal, zamk, yapıştırıcı -HECHTNAALD: d, (- en) (yara) dikiş iğnesi -HECTARE: d, (- en) hektar -HECTOGRAM: h, (- men) hektogram -HECTOLITER: d, (-s) hektolitre -HECTOMETER: d, (-s) hektometre -HEDEN: 1 z, bugün, - over 8 dagen haftaya bugün, - ik, morgen gij gülme komşuna gelir başına, bugün bana ise yarın sana, II h, het - günümüz -HEDENAVOND: z, bu akşam -HEDENDAAGS: I z, bugünlerde, günümüzde, II s, günümüz, günümüze ait, de - e mode günümüz modası -HEDENNACHT: z, bu gece -HEDENOCHTEND: z, bu sabah -HEDONISME: h, hazcılık, hedonizm, yaşamın amacını zevk sayan öğreti -HEEL: I s, tam, bütün, tekmil, uzun, geniş, bölünmemiş, bozulmamış, een - huis bütün ev, de hele klas was ziek bütün sınıf hastaydı, dat is een - verhaal uzun bir hikâye, II z, büsbütün, tamamen, çok, - veel pek çok -HEELAL: h, evren, kâinat -HEELHUIDS: z, sağsalim, kazasız belasız -HEELKRUID: h, şifalı ot -HEELKUNDE: d, cerrahlık, operatörlük -HEELKUNDIGE: d, (-n) cerrah, operatör -HEELMEESTER: d, (-s) cerrah, zachte - s maken stinkende wonden merhametten maraz doğar, ciddi sorunlar ciddi tedbirler ister -HEEM: h, (hemen) avlu -HEEMKUNDE: d, yöresel coğrafya, folklörik yurtbilgisi -HEEMRAAD: d, (...raden) su seti ve arazi idaresi üyesi, -HEEMRAADSCHAP: d, (- pen) su seti ve arazi idaresi üyeliği -HEEMTUIN: d, (- en) botanik bahçe -HEEN: z, (buradan bir yere) doğru, waar ga je -? nereye gidiyorsun? - en weer o yana bu yana, het - en weer krijgen sinirleri ayağa kalkmak, sinirleri altüst olmak, cinleri ayağa kalkmak, sinirlenmek, (verwensing) krijg het - en weer! canın cehenneme! -HEENGAAN: I f, gs, (ging heen, is heengegaan) 1 gitmek, terk etmek, ayrılmak, (doodgaan) ölmek, hij is heengegaan öldü, 2 (v, tijd) almak, geçmek, daar gaan weken mee heen haftalar geçer, (yapmak) haftalar alır, II h, ölüm, zijn - is een groot verlies ölümü büyük kayıptır -HEENKOMEN: een goed/veilig - zoeken sığınacak iyi/güvenli bir yer aramak -HEENLOPEN: f, (liep heen, is heengelopen) 1 girmek, 2 niet over zich heen laten lopen kendini ezdirmemek -HEENREIS: d, (...reizen) gidiş seyahati/yolculuğu -HEENWEG: d, (bir yere) gidiş, (bir yere) seyahat -HEENZENDEN: f, g, (zond heen, h, heengezonden) işten atmak/çıkarmak, -HEER: d, (heren) 1 bay, goeden avond dames en heren! iyi akşamlar baylar ve bayanlar! de - Hendrik bay Hendrik, (man) bey, eruitzien als een - bey gibi görünmek, (beschaafde man) beyefendi 2 (meester) patron, men kan geen twee heren dienen herkesin nabzına göre şerbet verilmez, herkesi memnun edemezsin, met grote heren is het kwaad kersen eten zenginlerle aynı harala girilmez, zenginle işbirliği fakirin zararınadır, zo - zo knecht böyle ustanın böyle çırağı olur, anasına bak kızını al, onze Lieve - heeft vreemde kostgangers şu dünyada ne garip insanlar var, Allahın ne garip insanlar yaratmış, de grote - uithangen (para harcayarak) ağalığa özenmek, beylik taslamak, efendilik taslamak, strenge heren regeren niet lang zalimin saltanı kısa sürer, eşkiya dünyaya hükümdar olmaz, 3 (gentleman) beyefendi, çelebi, -HEERBAAN: d, (...banen) büyük yol -HEERLIJK: s, z, 1 nefis, enfes, şahane, harika, hoş, lezzetli, leziz, tatlı, 2 mükemmel, harikulade, -HEERLIJKHEID: d, (...heden) 1 (landgoed) malikâne, 2 (pracht) görkem, heybet, ihtişam, debdebe, 3 (delicatesse) tatlı bir şey, nefis yiyecek, enfes bir şey -HEERSCHAP: h, (- pen) (man) herif -HEERSCHAPPIJ: d, hükümdarlık, saltanat -HEERSEN: f, gs, (heerste, h, geheerst) 1 hüküm sürmek, - over hükmetmek, 2 hakim olmak, kaplamak, er heerste stilte ortalığı sessizlik kapladı -HEERSEND: s, yaygın, olagelen, üstün gelen, hüküm süren, een - godsdienst hüküm süren din -HEERSER: d, (-s) (erkek) hükümdar, sultan -HEERSERES: d, (- sen) (bayan) hükümdar, amir -HEERSZUCHT: d, otorite hırsı, tahakküm ihtirası, güç hırsı -HEERSZUCHTIG: s, yetke hırslı, tahakküm hırslı -HEERTJE: h, (-s) hanımevladı, het - zijn kendini bey sanmak, efendilik taslamak -HEES: s, (heser, - t) (ses) boğuk, kısık -HEESHEID: d, boğukluk, kısıklık -HEESTER: d, (-s) çalı, bodur ağaç -HEET: s, z, (heter, - st) 1 sıcak, kaynar, kızgın, - van de naald sıcağı sıcağına, hemen, ik heb het bericht - van de naald haberi sıcağı sıcağına duydum, - van de naald sıcağı sıca-ğına, dumanı üstünde, hemen, ik heb het boek - van de naald gekocht kitabı çıkar çıkmaz aldım, 2 (brandend) acı, yakıcı, 3 (seksueel) ateşli, istekli, şehvetli, - zijn op iets bir şeye meraklı olmak -HEETGEBAKERD: s, z, öfkeci, içi dar, çabuk kızar -HEETHOOFD: d, (- en) öfkeci, içi dar, çabuk kızar kimse -HEETHOOFDIG: s, kudurgan, öfkeci -HEFBOOM: d, (...bomen) tech/tek manivela, kaldıraç, kol, -HEFBOOMSARM:d, (- en) kaldıraç kolu -HEFBRUG: d, (- gen) kalkar köprü -HEFFEN: f, g, (hief, h, geheven) 1 (optillen) (yukarı) kaldırmak, yükseltmek, 2 tahsiletmek, belastingen - vergileri tahsil etmek, 3 (laten betalen) ödetmek, -HEFFING: d, (- en) (vergi) tahsil -HEFSCHROEFVLIEGTUIG: h, (- en) helikopter -HEFT: h, (- en) (v, mes) sap, het - in handen nemen direksiyonu ele almak, yönetimi ele almak, idareyi ele almak -HEFTIG: s, z, şiddetli, kuvvetli, zorlu, dehşetli, ağır, (hartstochtelijk) hırslı -HEFTRUCK: d, (-s) çatallı istif arabası -HEFVERMOGEN: h, kaldırma gücü -HEG: d, (- gen) çalı çit -HEGEMONIE: d, hegemonya, siyasal üstünlük ve baskı -HEGGENMUS: d, (- sen) zo, çit serçesi -HEGGENSCHAAR: d, (...scharen) bahçıvan makası, -HEI: Id, (- en) koç, şahmerdan, balyoz, kazık tokmağı IId, (heiden) zie/bkz heide -HEIBEL: d, (- en) zie/bkz haaibaai -HEIBEL: d, (-s) 1 (lawaai) gürültü, 2 (ruzie) kavga -HEIBEZEM: d, (-s) çalı süpürge -HEIBLOK: h, (- ken) kazık tokmağı, kazıkçakan, şahmerdan, -HEID: d, - - lik, - lık, - luk, - lük -HEIDE: d, (-n) çalı, çalılık -HEIDEGROND: d, (- en) çalılık, fundalık -HEIDEKRUID: h, bot, süpürge otu, süpürge çalısı -HEIDEN: d, (- en) dinsiz, kafir, gavur, zındık -HEIDENDOM: h, dinsizler alemi, (heidens geloof) dinsizlik -HEIDENS: s, z, 1 dinsiz, 2 (enorm) ağır, zor, zahmetli, müşkülatlı, een - werk zor bir iş -HEIDEONTGINNING: d, (- en) fundalık açma, (saha) elverişli hale getirme -HEIDEVELD: h, (- en) çalılık, fundalık -HEIEN: f, g, (heide, h, geheid) (kazık) çakmak, kakmak -HEIIG: s, (hava) sisli, puslu, kapalı, bulanık, -HEIKEL: s, hassas, kritik -HEIKNEUTER: d, (-s) fig/mec hödük, köylü, -HEIL: h, 1 refah, selamet, sağlık, 2 (redding) kurtuluş, zijn - bij God zoeken kurtuluşu Allahda aramak, 3 (nut) yarar, fayda, ik zie er geen - in onda bir yarar görmüyorum -HEILAND: d, (- en) (Messias) Mehdi, (redder) kurtarıcı -HEILBOT: d, (- ten) zo, büyük dilbalığı -HEILDRONK: d, (- en) (sağlığa) kadeh tokuşturma, sıhhatine içme -HEILGYMNASTIEK: d, bir tür fizyoterapi -HEILIG: s, z, kutsal, mukaddes, ulu, kutlu, aziz, değerli, mübarek, de Heilige Schrift kitabı Mukaddes, het Heilige Land Filistin, Kutsal ülke, de - martelaren kutsal şehitler, niets is hem - hiçbir şey ona kutsal değildir, - oorlog kutsal savaş, cihat, - plaatsen kutsal yerler, geen - zijn ermiş olmamak, normal bir insan olmak heiligbeen h, anat, sakrum, sağrı kemiği -HEILIGDOM: h, (- men) kutsal yer, mabet, tapınak -HEILIGE: d, (-n) aziz, evliya, eren, ermiş -HEILIGENDAG: d, (- en) yortu -HEILIGEN: f, g, (heiligde, h, geheiligd) kutsamak, kutsallaştırmak, kutsal olarak tanımak, het doel heiligt de middelen amaçlar araçları meşru kılar -HEILIGSCHENNIS: d, (- sen) kutsala tecavüz, kutsalı bozma -HEILIGVERKLARING: d, (- en) azizlik derecesine yükseltme -HEILLOOS: s, z, (...lozer, - st) menfur, uğursuz, verimsiz -HEILSTAAT: d, (...staten) ütopya, ideal toplum -HEILWENS: d, (- en) iyi dilek -HEILZAAM: s,(...zamer, - st) yararlı, faydalı, şifalı, uğurlu -HEIMACHINE: d, (-s) kazık varyosu -HEIMELIJK: I s, gizli, saklı, görünmeyen, II z, gizlice el altından, gizli kapaklı -HEIMWEE: h, yurt özlemi, hasret, yurtsama, sıla hastalığı, nostalji, - hebben vatan hasreti çekmek, gurbet çekmek, -HEIN: ijzeren - yavuz kimse, magere - ölü, -HEINDE: van - en verre her yandan, he taraftan -HEINING: d, (- en) çit -HEIPAAL: d, (...palen) (çakmalık) kazık -HEISA: d, telaş, iş güç -HEITJE: h, (-s) spreekt/kd yirmi beş kuruş, een - voor een karweitje ufak tefek ayak işi alacağın çaycı bahşişi -HEK: h, (- ken) 1 çit, parmaklık, een ijzer - demir çit, het - is van de dam herkes başına buyruk, hababam sınıfı, de - k zijn verhangen eski çamlar bardak oldu, 2 scheep/den kıç, pupa, -HEKEL: I d, (-s) kenevir tarağı, iemand over de - halen birini ağır bir şekilde yermek/eleştirmek II d, hoşlanmama, sevmeme, nefret/iğrenme, een - aan iemand (iets) hebben birinden (bir şeyden) hoşlanmamak, nefret etmek -HEKELDICHT: h, (- en) hiciv, taşlama, yergi şiiri -HEKELDICHTER: d, (-s) hicivci, taşlamacı, yergici -HEKELEN: f, g, (hekelde, h, gehekeld) 1 taramak, taraktan geçirmek, taraklamak, ditmek, 2 (doorhalen) yermek, çekiştirmek, paylamak, iemands gedrag - birinin davranışını yermek -HEKELMACHINE: d, (-s) tarak makinası -HEKKENSLUITER: d, (-s) artçı, grubun sonundaki kimse, en son gelen kimse, (kind) son beşik -HEKS: d, (- en) 1 büyücü, cadı, sihirci, bağcı, 2 (wijf) cadaloz, şirret kadın -HEKSEN: f, gs, (hekste, h, gehekst) büyü yapmak, sihir yapmak -HEKSENJACHT: d, (- en) geniş çaplı soruşturma, (in de krant enz,) karalama kampanyası -HEKSENKETEL: d, (-s) 1 büyücü kazanı, 2 fig/mec cehennem, karmakarışık yer, -HEKSENSABBAT: d, (- ten) büyücü bayramı -HEKSENTOER: d, (- en) büyücü işi, zor iş, şeytan işi, çok zor iş, karmaşık iş, -HEKSENWERK: h, büyücü işi, şeytan işi, çok zor iş, karmaşık iş -HEKSERIJ: d, (- en) büyücülük, sihircilik -HEKWERK: h, (- en) 1 çit, (balustrade) trabzan, korkuluk, 2 scheep/den geminin kıç tarafı, -HEL: I d, cehennem, loop naar de -! canın cehenneme! defol! iemands leven tot een - maken birinin hayatını cehenneme çevirmek, birine dünyayı dar etmek, dünyayı zindan etmek II s, z, (- ler, - st) 1 (ses) net, açık, ince, tiz, 2 (v, licht) parlak, aydın, açık, göz kamaştırıcı, -HELAAS: I ünl, eyvah, yazık, II z, ne yazık ki, maalesef -HELD: d, (- en) 1 kahraman, yiğit, de - van de dag günün kahramanı, 2 lit/edeb kahraman, şahsiyet, de - van een roman romanın anakişisi, romanın kahramanı, - op sokken ödlek, korkak, laf yiğidi -HELDENDAAD: d, (...daden) kahramanlık, yiğitlik -HELDENDICHT: h, (- en) kahramanlık şiiri, yiğitlik destanı -HELDENDOOD: d, 1 kahramanın ölümü, 2 (als held) kahramanca ölüm, yiğitçe ölüm -HELDENMOED: d, yiğitlik, kahraman cesareti, mertlik -HELDER: s, z, 1 (ses) ince, net, açık, zij heeft een - stem net bir sesi var, 2 (glazend) parlak, açık, 3 (niet troebel) berrak, duru, (rein) arı, temiz, - water duru su, berrak su, 4 (v, het weer) açık, bulutsuz, een - dag açık bir gün, 5 (duidelijk) açık, belli, besbelli, aşikar, apaçık, seçik, belirgin, 6 (v, kleuren) açık, - blauw açık mavi -HELDERHEID: d, netlik, de - van een kleur (bir) rengin açıklığı, de - van een stem bir sesin netliği -HELDERZIENDE: d, (-n) kâhin, öngören -HELDERZIENDHEID: d, kehanet, gaipten haber verme, -HELDHAFTIG: s, z, yiğit, kahraman, yaman -HELDIN: d, (- nen) 1 kadın kahraman, 2 lit/edeb anaşahsiyet, kadın kahraman, de - van een roman romanın ana kadın kahramanı -HELEBOEL: een - birçok, çok, pek fazla, bir hayli, een - boeken birçok kitaplar, -HELEMAAL: z, tamamen, büsbütün, baştan sona, baştan aşağı, hepsi, dat is - fout o tamamen yanlış, ben je nu -? iyisin ya? deli misin? üşüttün galiba! -HELEN: I f, g, (heelde, h, geheeld) (çalıntı şeyleri) satın almak II f, g, (heelde, h, geheeld) (genezen) iyileştirmek, tedavi etmek, III gs, (-, is -) iyileşmek, şifa görmek, tedavi olmak, çare bulmak -HELER: d, (-s) çalıntı mal alıcısı, zonder - s geen stelers alıcı olmazsa hırsız olmaz, -HELFT: d, (- en) yarım, yarı, mijn betere - eşim, bizimki, de - van de erfenis mirasın yarısı, de - ervan onun yarısı, meer dan de - yarıdan fazla -HELIHAVEN: d, (-s) helikopter alanı -HELIKOPTER: d, (-s) helikopter -HELING: I d, jur/huk yataklık, çalıntı şeyleri satın alma, çalıntı değişme II d, tedavi -HELIOGRAAF: d, (...grafen) helyograf, -HELIUM: d, (-s) scheik/kim helyum -HELLEBAARD: d, (- en) teber, harbe, kısa mızrak, baltalı mızrak, baltalı kargı -HELLEEN: d, (...lenen) Helenli -HELLEENS: s, Helene ait, eski Yunanistana ait -HELLEN: f, gs, (helde, h, geheld) yana yatmak, meyletmek, eğimlenmek -HELLENISME: h, hellenizm -HELLEPIJN: d, (- en) cehennem azabı, dayanılmaz acı -HELLEVEEG: d, (...vegen) cadaloz, şirret kadın -HELLING: d, (- en) 1 eğim, meyil, rampa, bayır, iniş, 2 scheep/den gemi kızağı, tersane ızgarası -HELLINGSGRAAD: d, (...graden) eğim/meyil derecesi, -HELLINGSHOEK: d, (- en) eğim açısı, -HELM: I d, (- en) 1 miğfer,başlık, tolga, 2 (v, kind) yüz zarı III d, (gras) bir tür uzun sert çimen -HELMDRAAD: d, (...draden) bot, ercik sapı -HELMKNOP: d, (- en) bot, anter, ercik başı, başçık -HELP: ünl, Lieve-! aman Allah! -HELPEN: I f, g, (hielp, h, geholpen) 1 yardım etmek, omuz vermek, destek vermek, desteklemek, yardımı dokunmak, kolaylık sağlamak, iemand bij zijn werk - birine işinde destek olmak, waarmee kan ik u -? size nasıl bir yardımım dokunabilir? sizin için ne yapabilirim? iemand aan iets - birine bir şey sağlamak, 2 (baten) yaran dokunmak, yaramak, 3 (verplegen) iyileştirmek, dat zal u niets - size bir yararı olmaz, II gs, iyi gelmek, işe yaramak, faydalı olmak, hayır etmek, - tegen karşı iyi gelmek, aspirine helpt tegen de hoofdpijn aspirin baş ağrısına iyi gelir, dat helpt niet faydası yok -HELPER: d, (-s) (erkek) 1 yardımcı, asistan, muavin, 2 (knecht) çömez, yamak, yanaşma -HELPSTER: d, (-s) (bayan) 1 yardımcı, asistan, muavin, 2 çömez, yamak, yanaşma -HELS: s, z, 1 cehennem gibi, cehenneme ait, şeytani, 2 (afschuwelijk) korkunç, müthiş, een - lawaai müthiş bir gürültü, 3 (boos) çok kızgın, hiddetli, hınçlı -HEM: şa, za, (nesne hali) onu, ona, ik heb - gezien onu gördüm, het boek is van - kitap onundur -HEMATOLOGIE: d, med/tıb kanbilim, hematoloji -HEMD: h, (- en) 1 (overhemd) gömlek, 2 (onderkledingstuk) atlet, een Engels - mintan, tot op het - nat iliklerine kadar ıslak, het - is nader dan de rok önce can sonra canan, kardeşten karın yakın, geen - aan het lijf hebben sırtında gömleği olmamak, sırtı açık olmak, çok fakir olmak, kıçı açık olmak, tot op het - uitkleden soyup soğana çevirmek, iliklerine kadar soymak, yoksullaştırmak -HEMDSKNOOP: d, (...knopen) gömlek düğmesi -HEMEL: d, 1 (- en) (uitspansel) gök, sema, gökyüzü, gök kubbe, - en aarde bewegen yeri göğü oynatmak, onder de blote - açık havada, sterren aan de - gökyüzündeki yıldızlar, 2 Allah, de - beware me! Allah korusun! 3 cennet, in de - zijn cennette olmak, in de - komen cennete kavuşmak, in de zevende - zijn başı göğe değmek/ermek, mutluluktan uçmak, çok mutlu olmak, Lieve -! Aman Allahım! ten - schreiend berbat, rezalet, daha kötüsü olamaz, wie naar de - spuwt, spuwt in zijn eigen aangezicht rüzgâra tüküren, yüzüne tükürür -HEMELBEWONER: d, (-s) Allah, melek, aziz vb, -HEMELBOL: d, gökküre -HEMELGEWELF: h, gök kubbesi -HEMELHOOG: s, çok, aşırı, çok fazla, iemand - prijzen birini çok övmek, göklere çıkarmak -HEMELLICHAAM: h, (...lichamen) gök cism -HEMELPOORT: d, (- en) cennet kapısı -HEMELRIJK: h, (- en) cennet -HEMELS: s, z, semavi, ilahi, ulu, yüce -HEMELSBLAUW: I s, gök mavisi, II h, gök mavisi renk -HEMELSBREED: I s, çok geniş, çok büyük, een - verschil çok büyük fark, II z, (in rechte lijn gemeten) kuşuçuşu, direkt, dosdoğru, -HEMELSNAAM: in - Allah aşkına -HEMELTERGEND: s, pek fena, çok kötü, rezalet, berbat -HEMELVAART: d, miraç, Isanın göğe çıkışı -HEMELVAARTSDAG: d, miraç kutlama günü -HEMELWAARTS: z, göğe doğru, semaya -HEMELWATER: h, (- en) yağmur -HEMOFILIE: d, med/tıb hemofil, kanın pıhtılaşmaması -HEMOGLOBINE: d, hemoglobin, -HEN: I şa, za, (nesne hali) onlan, onlara II d, (- nen) zo, tavuk -HENDEL: zie/bkz 2 handel -HENDRIK: een brave - muhallebi çocuğu, hanım evladı -HENGEL: d, (- en) olta kamışı -HENGELAAR: d, (-s) oltacı, olta balıkçısı -HENGELEN: f, gs, (hengelde, h, gehengeld) 1 olta ile balık avlamak, 2 (naar iets) elde etmek için uğraşmak, çaba harcamak -HENGELROEDE: d, (-n) olta kamışı -HENGELSNOER: h, (- en) olta ipi -HENGELSPORT: d, (- en) balıkçılık sporu, olta balıkçılıgı sporu -HENGSEL: h, (-s) 1 kulp, sap, 2 (v, deur) menteşe -HENGSELMAND: d, (- en) kulplu sepet -HENGST: d, (- en) zo, aygır, erkek at -HENGSTEN: f, gs, (hengstte, h, gehengst) ineklemek, çok çalışmak -HENNA: d, kına -HENNEP: d, bot, kenevir, kendir -HENNEPOLIE: d, kenevir yağı -HENNEPZAAD: h, (...zaden) kenevir tohumu, -HENS: d, mv/çog alle - aan dek! a) herkes güverteye, b) fig/mec tehlike var -HEPATITIS: d, karaciğer iltihabı, kara sarılık, hepatitis, -HER: I z, 1 bura, buraya, burada, 2 van eeuwen - çok eskiden, asırlık II önt, - , yeniden, bir kez daha -HERADEMEN: f, gs, (herademde, h, herademd) 1 (weer) yeniden nefes almak, 2 fig/mec rahat nefes almak, nefes alıp kendine gelmek -HERALDIEK: d, heraldik, hanedan armacılığı -HERAUT: d, (- en) tellal, haberci -HERBARIUM: h, (- s, ...ria) kuru bitki koleksiyonu -HERBEBOSSING: d, (- en) yeniden ağaçlandırma -HERBERG: d, (- en) 1 han, 2 (cafe) meyhane, birahane, taverna -HERBERGEN: f, g, (herbergde, h, geherbergd) yer sağlamak,barındırmak, konaklatmak, misafir etmek, yatırmak, -HERBERGIER: d, (-s) (erkek) hancı, tavernacı -HERBERGIERSTER: d, (-s) (bayan) hancı, tavernacı -HERBERGZAAM: s, z, (...zamer, - st) 1 konuksever, misafirperver, 2 (bewoonbaar) barınılır, oturulur -HERBEWAPENING: d, yeniden silahlanma -HERBEZINNING: d, yeniden düşünme -HERBICIDE: (-n) ot yok etme ilacı -HERBIVOOR: d, (...voren) otçul, otobur -HERBOREN: s, yeni doğmuş -HERBOUW: d, yeniden inşa -HERBOUWEN: f, g, (herbouwde, h, herbouwd) yeniden inşa etmek -HERCULES: Heracles d, myth/mit Herkül -HERDENKEN: f, g, (herdacht, h, herdacht) anmak, yâd etmek -HERDENKING: d, (- en) anma, yâd etme, doden- ölüleri anma -HERDENKINGSDAG: d, (- en) anma günü -HERDENKINGSFEEST: h, (- en) anma eğlencesi -HERDENKINGSZEGEL: d, (-s) hatıra pulu, anma pulu -HERDER: d, (-s) (erkek) çoban -HERDERIN: d, (- nen) (bayan) çoban -HERDERLIJK: s, - leven çoban hayatı -HERDERSAMBT: h, papazlık -HERDERSFLUIT: d, (- en) çoban kavalı -HERDERSHOND: d, (- en) çoban köpeği -HERDERSSTAF: d, (...staven) çoban değneği -HERDERSTAS: d, (- sen) çoban çantası -HERDERSTASJE: h, (-s) bot, küçük çoban çantası -HERDOOP: d, yeniden vaftiz -HERDRUK: d, (- ken) yeni basım, yeni bası, yeni baskı -HERDRUKKEN: f, g, (herdrukte, h, herdrukt) yeniden basmak -HERENBOER: d, (- en) toprak ağası, toprak sahibi, zengin çiftçi -HEREDITAIR: s, z, kalıtsal, kalıtımsal, kalıtımla ilgili, irsi, soya çekimsel -HEREMIET: d, (- en) münzevi kimse, keşiş -HERENAKKOORD: h, (- en) centilmenlik anlaşması, karşılıklı güven anlaşması -HERENDIENST: d, (- en) hist/tar angarya, zorunlu hizmet, uşaklık -HERENHUIS: h, (...huizen) yurtluk, malikâne -HERENIGEN: f, g, (herenigde, h, herenigd) yeniden birleştirmek -HERENIGING: d, (- en) yeniden birleştirme -HERENKLEDING: d, erkek giyim -HEREXAMEN: h, (-s) bütünleme sınavı, ikmal imtihanı -HERFST: d, sonbahar, güz, bağbozumu, gazel vakti, yaprak dökümü -HERFSTACHTIG: s, sonbahar gibi, güzü anımsatan, güz gibi -HERFSTBLADEREN: d, mv/çoğ gazel, sonbahar yaprağı, güz yapragı -HERFSTKLEUR: d, gazel rengi -HERFSTTIJLOOS: d, (...tijlozen) bot, güzçiğdemi, acıçiğdem -HERFSTVAKANTIE: d, (-s) sonbahar tatili, güz tatili -HERGROEPERING: d, (- en) yeniden gruplaşma/düzenlenme -HERHAALDELIJK: z, tekrar tekrar, defalarca -HERHALEN: f, g, (herhaald, h, herhaald) yinelemek, tekrarlamak, yeniden söylemek, zich - tekrar baş göstermek, tekrarlanmak, tekrar gelmek -HERHALING: d, (- en) tekrar, tekrarlanma, yineleme -HERHALINGSOEFENING: d, (- en) 1 tekrar alıştırması, 2 mil/ask yineleme alıştırması -HERIK: d, (- en) bot, yabani hardal -HERINNEREN: f, g, (herinnerde, h, herinnerd) 1 hatırlatmak, hatırına getirmek, anımsatmak, iemand ergens aan - birine bir şeyi anımsatmak, hatırlatmak, 2 zich - hatırlamak, aklına getirmek, ik herinner mij dit niet onu hatırlamıyorum, voor zover ik mij herinner hatırlayabildigim kadarıyla, -HERINNERING: d, (- en) 1 hatıra, anı, 2 (geheugen) bellek, zihin, iemand iets in - brengen bir şeyi birine anımsatmak, 3 (voorwerp) hatıra, anda, yadigâr -HERINNERINGSMEDAILLE: d, (-s) hatıra madalyası -HERINDELEN: f, g, (herindeelde, h, heringedeeld) yeniden gruplamak, tekrar bölümlemek -HERKANSING: d, (- en) 1 sp, yeniden şans tanıma, 2 (herexamen) bütünleme sınavı, ikmal imkanı -HERKAUWEN: f, gs,(herkauwde, h, herkauwd) geviş getirmek, - de dieren geviş getiren hayvanlar -HERKAUWER: d, (-s) geviş getiren hayvan -HERKENBAAR: s, tanınabilir, seçilebilir -HERKENNEN: f, g, (herkende, h, herkend) tanımak, bilmek, seçmek, teşhis etmek, aan zijn stem heb ik hem herkend onu sesinden tanıdım -HERKENNING: d, (- en) tanıma, bilme, seçme, tanınma -HERKENNINGSMELODIE: d, (- en) açılış müziği, tanıtım müziği/melodisi -HERKENNINGSTEKEN: h, (-s) teşhis işareti, med/tıb araz -HERKEUREN: f, g, (herkeurde, h, herkeurd) yeniden gözden geçirmek, yeniden incelemek -HERKEURING: d, (- en) yeniden gözden geçirme -HERKIESBAAR: s, yeniden seçilir, tekrar seçilebilir -HERKIEZEN: f, g, (herkoos, h, herkozen) yeniden seçmek, tekrar seçmek -HERKIEZING: d, (- en) yeniden seçme -HERKOMST: d, köken, kaynak, çıkış yeri -HERKRIJGEN: f, g, (herkreeg, h, herkregen) tekrar kazanmak, yeniden elde etrnek, tekrar ele geçirmek, tekrar almak -HERLEIDBAAR: s, indirgenir, sadeleştirilir -HERLEIDEN: f, g, (herleidde, h, herleid) basitleştirmek, sadeleştirmek, breuken - kesirleri sadeleştirmek, - tot -(y)a/e irca etmek, eski durumuna getirmek/geri çevirmek, -HERLEVEN: f, gs, (herleefde, is herleefd) 1 yeniden canlanmak, dirilmek, yeniden hayat bulmak, 2 fig/mec yeniden gelişip serpilmek, güçlenmek, doen - yeniden canlandırmak -HERLEVING: d, diriliş, yeniden canlanma -HERLEZEN: f, g, (herlas, h, herlezen) yeniden okumak, tekrar okumak, bir kez daha okumak, okumayı yinelemek -HERMAFRODIET: d, (- en) çift cinsiyetli, -HERMELIJN: I d, (- en) zo, as, kakım, kakum, II h, kakım kürkü -HERMETISCH: s, z, hava geçirmez, sımsıkı kapalı -HERMITAGE: d, (-s) tecrit yeri -HERNEMEN: f, g, (hemam, h, hemomen) 1 (weer beginnen) yeniden başlamak, yeniden almak, 2 (bij het spreken) yeniden devam etmek, -HERNHUTTER: d, (-s) (Bohemya çıkışlı) protestan üyesi -HERNIA: d, (-s) med/tıb fıtık, kasık yarığı, -HERNIEUWEN: I f, g, (hemieuwde, h, hemieuwd) yenilemek, yenileştirmek, tazelemek, II gs, (-, is -) yenilenmek, tazelenmek -HEROIEK: s, z, kahraman, yiğit, yiğitçe -HEROINE: d, eroin, morfin özü, -HEROINEHOER: d, (- en, - s) eroin orospusu, eroin için kendini satan kadın -HEROINEPROSTITUEE: d, (- en, - s) eroin orospusu, eroin için kendini satan kadın -HEROISCH: s, kahraman, yiğit, kahraman gibi -HEROISME: h, kahramanlık, yiğitlik -HEROPENING: d, yeniden açılış -HEROVEREN: f, g , (heroverde, h, heroverd) 1 (şehir) tekrar zaptetmek, geri almak, 2 fig/mec tekrar kazanmak, yeniden sahip olmak, zijn rechten - haklarına yeniden kavuşmak -HERPES: d, med/tıb uçuk, deri iltihabı -HERRIE: d, 1 (lawaai) gürültü, patırtı, velvele, yaygara, curcuna, 2 (twist) çekiş, dalaş, becelleş, kavga -HERRIEMAKER: d, (-s) gürültücü, yaygaracı, (ruziezoeker) kavgacı, dalaşkan -HERRIJZEN: f, gs, (herrees, is herrezen) yeniden canlanmak, (ekonomi) tekrar düzelmek -HERRIJZENIS: d, (dini) öldükten sonra dirilme -HERROEPEN: f, g, (herriep, h, herroepen) geri almak, geri çekmek, kaldırmak, feshetmek, iptal etmek -HERSCHEPPEN: f, g, (herschiep, h, herschapen) değiştirmek, dönüştürmek, çevirmek, yenilemek, yeniden yaratmak, hij herschiep de kamer in een bloementuin odayı çiçek bahçesine çevirdi -HERSCHEPPING: d, değiştirme, dönüştürme, yeniden yaratma -HERSCHOLEN: f, g, (herschoolde, h, herschoold) başka meslek için eğitmek, başka bir eğitim vermek -HERSCHOLING: d, (başka bir meslek için) yeniden eğitim, yeniden eğitme -HERSCHRIJVEN: f, g, (herschreef, h, herschreven) yeniden yazmak, başka şekilde yazmak -HERSENARBEID: d, kafa işi, fikir işi -HERSENBESCHADIGING: d, (- en) beyin zedelenmesi -HERSENBLOEDING: d, (- en) beyin kanaması -HERSENBREKER: d, (-s) zor problem, kafa yoran sorun -HERSENDOOD: d, med/tıb beynin ölümü -HERSENEN: d, mv/çoğ anat, 1 beyin, de kleine - beyincik, 2 akıl, zekâ, zijn - ergens mee pijnigen kafa yormak -HERSENFUNCTIE:d, (-s) beyin görevi -HERSENGYMNASTIEK: d, beyin cimnastiği -HERSENHELFT: d, (- en) beyin yarı küresi -HERSENLOOS: s, (...lozer) beyinsiz, kuşbeyinli, anlayışı kıt, aptal, gerzek -HERSENONTSTEKING: d, beyin iltihabı -HERSENPAN: d, (- nen) kafatası, kafatası kemiği -HERSENSCHIM: d, (- men) hayal, fantazi, illüzyon, düş -HERSENSCHUDDING: d, (- en) beyin sarsıntısı, -HERSENSPINSEL: h, (-s) 1 hayal, fantazi, illüzyon, düş, 2 (verzinsel) uydurma, uyduruk -HERSENSPOELEN: f, g, (hersenspoelde, h, gehersenspoeld) beyin yıkamak -HERSENSPOELING: d, (- en) beyin yıkama -HERSENTUMOR: d, (-s) beyin tümörü/uru -HERSENVLIES: h, (...vliezen) beyin zarı -HERSENVLIESONTSTEKING: d, (- en) beyin zarı iltihabı, menenjit -HERSTEL: h, 1 onarım, restore, tamir, yeniden tesis, düzeltme, düzenleme, eski haline getirme, yeniden kurma, 2 (v, gezondheid) iyileşme, 3 (v, geld) yükselme, yeniden değer kazanma -HERSTELBAAR: s, düzelir, onarılır, iyileşir -HERSTELBETALING: d, (- en) tazminat -HERSTELLEN: I f, g, (herstelde, h, hersteld) 1 onarmak, tamir etmek, restore etmek, eski haline getirmek, yeniden kurmak, 2 (v,fouten) düzeltmek, telafi etmek, gidermek, een dak - çatıyı aktarmak, çatıyı onarmak, 3 zich - kendine gelmek, kendini toparlamak, II gs, (beter worden) iyileşmek, sağlığına kavuşmak -HERSTELLING: d, tamir, onarım, düzeltme, iyileşme -HERSTELLINGSOORD: h, (- en) sanatoryum, şifahane -HERSTELOPERATIE: d, (-s) düzeltme operasyonu -HERSTELPLAN: h, (- nen) düzeltme planı -HERSTELWERKZAAMHEDEN: d, tamir, onarım işçiliği -HERSTEMMEN: f, gs,(herstemde, h, herstemd) yeniden oy kullanmak, tekrar oy vermek -HERSTEMMING: d, (- en) yeniden oylama, ikinci kez oylama -HERSTRUCTUREREN: f, g, (herstructureerde, h, geherstructureerd) yeniden yapılandırmak, yeniden tesis etmek, yapıyı yenilemek -HERSTRUCTURERING: d, (- en) yeniden yapılandırma -HERT: h, (- en) zo, (erkek) geyik, vliegend- makaslıböcek, yereşeği, geyikböceği -HERTENJACHT: d, (- en) geyik avı -HERTENKAMP: h, (- en) geyik parkı -HERTENVLEES: h, geyik eti -HERTOG: d, (- en) dük -HERTOGDOM: h, (- men) düklük, dükalık -HERTOGIN: d, (- nen) düşes, dükün eşi -HERTROUWEN: f, gs,(hertrouwde, is hertrouwd) yeniden evlenmek -HERTZ: d, nat/fiz elektromanyetik dalga frekansı birimi, hertz -HERUITGAVE: d, (-n) yeni baskı -HERVATTEN: f, g, (hervatte, h, hervat) yeniden başlamak, yeniden girişmek, tekrar yapmak, (işe) dönmek, een gesprek - konuşmaya yeniden başlamak -HERVATTING: d, (- en) yeniden başlayış, tekrar başlama -HERVERKAVELING: d, (- en) dağınık tarlala, birleştirme -HERVERZEKERING: d, (- en) yeniden sigort -HERVINDEN: f, g, (hervond, h, hergevonden) 1 tekrar bulmak, 2 zich - kendine gelmek, kendine hakim olmak -HERVORMD: s, de - en protestanlar, Kalven taraftarları -HERVORMDE: d, (-n) Kalvenist, -HERVORMEN: f, g, (hervormde, h, hervormd) değiştirmek, yeni şekle sokmak, başka şekil vermek, yeniden organize etmek, başka şekle çevirmek, reforme etmek -HERVORMER: d, (-s) reformcu, reformist -HERVORMING: d, (- en) reform, ıslah, düzeltme, iyileştirme -HERWAARDEREN: f, g, (herwaardeerde, h, geherwaardeerd) yeniden değerini belirlemek, yeniden değerlendirmek -HERWINNEN: f, g, (herwon, h, herwonnen) tekrar kazanmak, yeniden elde etmek, tekrar ele geçirmek -HERZIEN: f, g, (herzag, h, herzien) yenide gözden geçirmek, düzeltmek, tashih etmek, yeniden incelemek, een wet - bir yasayı gözden geçirmek -HERZIENING: d, (- en) düzeltme, tashih, revizyon, gözden geçirme -HES: d, (- sen) kolsuz mont -HET: I tanımlık, harfi tarif, - boek kitap, - kind çocuk, II bls, za, - regent yağmur yağıyor, III (üçüncü tekil) şa,za, O, - is moeilijk o zordur -HETELUCHTBALLON: d, (- nen) sıcak hava balonu -HETEN: f, gs, (heette, h, geheten) 1 adlanmak, adı olmak, çağrılmak, denmek, söylenmek, hoe heet je? adın ne? hoe heet hij? adı ne? adı nedir? 2 het heet dat ,, söylenir ki ... welkom - hoş geldin demek -HETERDAAD: iemand op - betrappen suç üstü yakalamak -HETERO: d, (-s) hetoroseksüel -HETEROGEEN: s, çokyapımlı, farklı türden, ayrıcinsten, heterojen, aynı türden olmayan -HETEROSEKSUEEL: s, hetoroseksüel, karşı cinse ait, karşı cinse ilgi duyan -HETGEEN: ilgi za, şey, - ik heb gezegd söylediğim (şey) -HETWELK: ilgi za, ki o -HETZE: d, (-s) geniş çaplı soruşturma, (in de krant enz,) karalama kampanyası, een - tegen iemand voeren birine karşı karalama kampanyası yürütmek -HETZELFDE: I iş, za, aynı, bizzat kendisi, in - boek aynı kitapta, het was - kind aynı çocuktu, II s, het is me - benim için aynı, benim için farksız, III z, aynı şekilde, aynı surette -HETZIJ: bağ, ya... ya (da), - vandaag of morgen ya bugün ya (da) yarın, - hij wil of niet istese de istemese de -HEUG: tegen - en meug opeten istemeyerek/isteksizce yemek -HEUGEN: f, g, (heugde, h, geheugd) anımsamak, hatırlamak, het heugt mij nog als de dag van gisteren dün gibi hatırlıyorum, dat zal u - kolay kolay aklından çıkmayacak -HEUGENIS: d, hatıra, anı -HEUGLIJK: s, 1 (onvergetelijk) unutulmaz, een - e gebeurtenis unutulmaz bir olay, 2 (om blij v, te worden) hoş, sevinç verici, -HEULEN: f, gs, (heulde, h, geheuld) met de vijand - düşmanla işbirliği etmek -HEUP: d, (- en) anat, kalça, het op de heupen hebben a) tersliği üstünde olmak, b) (ijverig te werk gaan) hırsla çalışmak, hamaratça çalışmak -HEUPBEEN: h, (...deren, ...benen) anat, kalça kemiği -HEUPFLES: d, (- sen) matras -HEUPGEWRICHT: h, (- en) kalça eklemi -HEUS: s, z, 1 (echt) gerçek, essah, sahi, (echtwaar) gerçekten, 2 (beleefd) nazik, kibar, içten, nazikçe -HEUVEL: d, (- s, - en) tepe, tepecik, tümsek -HEUVELACHTIG: s, tepeli, tümsekli -HEUVELRUG: d, (- gen) tepe sırtı -HEVEL: d, (-s) pipet -HEVIG: s, z, şiddetli, ağır, dehşetli, yoğun, zorlu, keskin, kötü, een - e storm şiddetli fırtına -HEXAMETER: d, (-s) altı ayaklı mısra -HIAAT: h, d, (hiaten) gedik, noksanlık, boşluk, aralık -HIEL: d, (- en) topuk, ökçe, iemands - en likken birinin elini eteğini öpmek, birine yaltakçılık yapmak, iemand op de - en zitten birine nefes aldırmamak -HIELENLIKKER: d, (-s) yaltakçı, kıç yalayan -HIEP: ünl, -, hoera! hura! -HIER: z, burada, buraya, burası, hij komt - buraya geliyor, ik ben - buradayım: het is - warm burası sıcak -HIERARCHIE: d, (- en) hiyerarşi, aşama sırası hierarchiek -HIERARCHISCH: s, z,hiyerarşik -HIERBENEDEN: z, buranın altında, bunun altında -HIERBIJ: z, bununla -HIERBINNEN: z, burada, buranın içinde -HIERBOVEN: z, buranın üstünde, yukarıda -HIERBUITEN: z, bunun dışında -HIERDOOR: z, bu nedenle, bundan dolayı, -HIERHEEN: z, buraya doğru -HIERIN: z, (bunun) içinde -HIERMEE: z, bununla -HIERMEDE: z, bununla -HIERNA: z, bundan sonra -HIERNAAR: z, bundan sonra, bundan böyle -HIERNAAST: z, yandaki, yanına -HIERNAMAALS: I z, öbür dünyada, het leven - öbür dünyadaki hayat, II h, het - ahiret, öbür dünya -HIERNEVENS: z, ilişikte, ekli -HIEROGLIEF: d, (- en) hiyeroglif, resimyazı -HIEROM: z, 1 (bunun) etrafında, etrafına, 2 (om deze reden) bu nedenle, bundan dolayı, bunun için -HIEROMTRENT: z, 1 (in deze buurt) buralarda bir yerde, bu civarda, buranın yakınında, 2 (omtrent deze zaak) bu konuda -HIERONDER: z, 1 (onder deze plaats) buranın altında, 2 (verderop) aşağıda, ileride, 3 bundan, wat versta je -? bundan ne anlıyorsun? -HIEROP: z, 1 üstünde, üstüne, 2 (hierna) bundan sonra -HIEROVER: z, 1 karşıda, buranın karşısında, 2 (onderwerp) bu konuda, bu konu hakkında -HIERTEGEN: z, buna karşı -HIERTEGENOVER: z, 1 (tegenover deze plaats) karşıda, karşıya, 2 (tegenover deze zaak) diğer taraftan, buna karşın -HIERTOE: z, bunun için, bu amaçla, - kwam hij bij me bu amaçla bana geldi -HIERTUSSEN: z, bunlar arasında -HIERUIT: z, 1 buradan, 2 (uit het genoemde) bundan -HIERVAN: z, bundan -HIERVANDAAN: z, buradan -HIERVOOR: z, bunun için -HIERZO: spreek/kd burada bir yerde -HIFI: s, afk/kıs highfidelity doğal ses veren -HIGH: s, uyuşturucu etkisinde -HIJ: şa, za, (erkek) o -HIJGEN: f, gs, (hijgde, h, gehijgd) nefes nefese kalmak, soluk soluğa gelmek, -HIJGER: d, (-s) telefon sarkıntılığı yapan erkek -HIJSBLOK: h, (- ken) plange, makara -HIJSEN: f, g, (hees, h, gehesen) 1 kaldırmak, yükseltmek, 2 kafa çckmek, çok içmek, bier - çok bira içmek -HIJSKRAAN: d, (...kranen) kran, vinç -HIK: d, hıçkırık -HIKAANVAL: d, (- len) hıçkırık nöbeti -HIKBUI: d, hıçkırık tufanı/nöbeti -HIKKEN: f, gs, (hikte, h, gehikt) hıçkırmak, -HILARITEIT: d, neşe, kahkaha -HINDE: d, (-n) zo, dişi geyik -HINDER: d, engel, mani, sıkıntı -HINDEREN: f, g, (hinderde, h, gehinderd) engellemek, mani olmak, engel olmak, rahatsız etmek, mesele yapmak, önlemek -HINDERLAAG: d, (...lagen) pusu, tuzak, in - liggen pusuda yatmak, in een - lopen tuzağa düşmek -HINDERLIJK: s, engelleyici, rahatsız edici, güçlük çıkartıcı, bunaltıcı, çekilmez -HINDERNIS: d, (- sen) engel, mani, mania, zorluk, müşkülat, ayakbağı -HINDERNISLOOP: d, engelli yarış -HINDERPAAL: d, (...palen) engel kazığı, fig/mec engel, zorluk, müşkülat, mani iemand hinderpalen in de weg leggen birine güçlük çıkarmak -HINDERWET: d, toplum veya çevre sukunetini engelleyici şeyleri düzenleyen işyerleri yasası -HINDOE: d, (-s) Hindu -HINDOEISME: Hinduizm -HINKELEN: f, gs, (hinkelde, h, gehinkeld) (ayakla) sekmek -HINKEN: f, gs, (hinkte, h, gehinkt) 1 topallamak, aksamak, 2 (op een been) (tek ayakla) sekmek -HINKEPINK: d, (- en) topal -HINKEPOOT: d, (...poten) topal -HINK-STAPSPRONG: d, aşamalı uzun atlama, -HINNIKEN: f, gs, (hinnikte, h, gehinnikt) kişnemek -HINT: d, (-s) ipucu, een - geven ipucu vermek, -HIP: s, modern ve göz alıcı, - pe kleren modern ve göz alıcı elbiseler -HIPPEN: f, gs, (hipte, h, gehipt) sıçramak, sıçrayarak gitmek -HIPPIE: d, (-s) hippi -HIPPISCH: s, biniciliğe ait -HIPPODROOM: d, h, (...dromen) hipodrom, at ve araba yarışlarının yapıldığı saha, -HISTOLOGIE: d, dokubilim, histoloji -HISTORICA: d, (...cae, - s) (bayan) tarihçi -HISTORICUS: d, (...ci) (erkek) tarihçi -HISTORIE: d, (- s, ...rien) 1 tarih, 2 (verhaal) hikaye -HISTORIESCHRIJVER: d, (-s) tarih yazarı, tarihçi -HISTORISCH: s, z, tarihsel, tarihle ilgili, tarihi, een - e atlas tarih atlası, een - feit tarihsel bir gerçek, een - e roman tarihi bir roman -HIT: d, (- ten) 1 (tophit) liste başı şarkı, 2 (paard) midilli, bodur at -HITPARADE: d, (-s) 1 liste başı şarkılar listesi, 2 (uitzending) liste başı şarkılar yayını -HITSIG: s, ateşli, kızgın, kösnül -HITTE: d, 1 şiddetli sıcaklık, 2 fig/mec (şiddetli) hararet, een droge - kuru sıcaklık -HITTEBESTENDIG: s, sıcağa dayanıklı -HITTEGOLF: d, (...golven) sıcak hava dalgası -HITTEPETIT: d, (- ten) (kadın) küçük hamarat -HO: ünl, (dur) hop! hop hop! -HOBBEL: d, (-s) yumru, tümsek -HOBBELEN: f, gs, (hobbelde, h, gehobbeld) (ileri geri) sallanmak, gidip gelmek, salınmak -HOBBELIG: s, tümsekli, yumrulu, pürüzlü, inişli yokuşlu, engebeli, girintili çıkıntılı, een - e weg engebeli bir yol -HOBBELPAARD: h, (- en) salıncaklı at -HOBBY: d, (-s) vakit geçirmek ve zevk için yapılan iş, hobi -HOBBYISME: h, hobicilik, (amateurisme) amatörlük -HOBBYIST: d, (- en) hobici, zevki için vakit geçiren, -HOBO: d, (-s) muz/müz obua, nefesli bir çalgı -HOBOIST: d, (- en) obua çalgıcısı -HOCKEY: h, sp, hokey -HOCKEYEN: f, gs, (hockeyde, h, gehockeyd) hokey oynamak -HOCKEYER: d, (-s) hokeyci -HOCKEYSTICK: d, (-s) hokey sopası -HOCKEYVELD: h, (- en) hokey sahası -HOCKEYCLUB: d, (- en) hokey kulübü -HOCKEYPLOEG: d, (- en) hokey ekibi/takımı -HOCUS-POCUS: h, hokus pokus -HODJA: d, (-s) (godsdienstleraar) hoca, (hoofd v, moskee) imam -HOE: I z, 1 (op welke wijze) nasıl, hoe gaat het met je? nasılsın? ne var ne yok? - dan ook nasıl olursa olsun, ne surette olursa olsun, mutlaka, 2 - hoog? ne kadar yüksek? - vaak? ne kadar sık? II bağ, hangi şekilde, nasıl bir şekilde, - eerder,- beter ne kadar erken olursa o kadar iyi olur, III h, het wat en het - weet hij niet o işin girdisini çıktısını bilmiyor -HOED: d, (- en) şapka, kep, de - afnemen (şapkayla) selamlamak, şapka çıkarmak, met de - in de hand komt men door het ganse land tatlı dil güler yüz her yerde geçer, geen hoge - van iets op hebben bir şeyi gözü tutmamak, ik heb geen hoge - op van zijn bekwaamheid yeteneğini gözüm tutmadı, van de - en de rand weten tecrübeli olmak, bir şeyi iyi bilmek, zich een - je schrikken ödü patlamak, çok korkmak -HOEDANIG: za, ne tür, ne tür bir, nasıl bir -HOEDANIGHEID: d (...heden) nitelik, mahiyet, özellik, vasıf, sıfat, in de - van getuige tanık mahiyetinde, tanık olarak -HOEDE: d, 1 (bescherming) koruma, iemand/iets onder zijn - nemen birini/bir şeyi korumasına almak, 2 (waakzaamheid) dikkat, uyanıklık, op zijn - zijn dikkat etmek, dikkatli olmak, uyanık olmak -HOEDEN: f, g, (hoedde, h, gehoed) 1 korumak, göz kulak olmak, esirgemek, 2 (v, vee) gütmek, otlatmak, nezaret etmek -HOEDENMAKER: d, (-s) şapkacı -HOEDENPLANK: d, (- en) (otoda) arka koltuk rafı -HOEDENWINKEL: d, (-s) şapkacı dükkanı, şapka dükkânı -HOEDER: d, (-s) koruyucu, bakıcı, muhafız, (herder) çoban -HOEF: d, (hoeven) toynak, tırnak -HOEFBESLAG: h, 1 nallama, nal çakma, 2 (hoefijzer) nallar -HOEFBLAD: h, bot, (klein) öksürükotu -HOEFDIER: h, (- en) toynaklı hayvan -HOEFIJZER: h, (-s) nal, hij lacht als een boer die een - vindt at nalı bulmuş köylü gibi gü!üyor -HOEFSMID: d, (...smeden) nalbant, nalcı -HOEGENAAMD: z, - niets hemen hemen hiç, nerdeyse hiç -HOEK: d, (- en) 1 köşe, bucak, cibik, iemand in een - drijven birini köşeye sıkıştırmak, kıstırmak, een ongeluk zit een klein - je kaza geliyorum demez, eet- yemek köşesi, zit- oturma köşesi, het - je om gaan nalları dikmek, imamın kayığına binmek, kuyruğu titremek, ölmek, op de - köşede, uit alle - en en gaten dört bir yandan, her taraftan, in de - zitten waar de klappen vallen ceremesini çekmek, bedelini ödemek, iemand alle - en van de kamer laten zien birini evire çevire dövmek, 2 wisk/mat açı, rechte- dikaçı, 3 (vishaak) olta kancası -HOEKHUIS: h, (...huizen) köşe evi -HOEKIG: s, köşeli -HOEKIJZER: h, (-s) köşebent -HOEKMETER: d, (-s) iletki -HOEKPAND: h, (- en) köşe evi -HOEKPILAAR: d, (...laren) köşe direği -HOEKPUNT: d, (- en) üçgen köşesi, üçgen açılan kesişme noktası -HOEKSCHOP: d, (- pen) sp, köşe atışı, korner atışı -HOEKSTEEN: d, (...stenen) 1 köşe taşı, 2 fig/mec esas, temel, esas dayanak, temel taşı, temel direk -HOEKTAND: d, (- en) anat, Köpekdişi, -HOELA: aan me -! yapmam, olmaz -HOELAHOEP: d, çember çevirme -HOELANG: z, - zal het nog duren? daha ne kadar sürecek, tot - ne zamana kadar voor - ne zaman için, ne kadar zaman için -HOEN: h, (- ders, - deren) tavuk, zo fris als een - tje piliç gibi taze -HOENDERHOK: h, (- ken) kümes -HOENTJE: h, (-s) piliç -HOEPEL: d, (-s) 1 fıçı çemberi, 2 (speelgoed) çember, kasnak -HOEPELROK: d, (- ken) geniş etek -HOER: d, (- en) fahişe, orospu, kaltak -HOERA: ünl, hura! -HOERASTEMMING: d, neşe, in - zijn çok neşeli olmak -HOERENBUURT: d, (- en) fahişeler mahallesi -HOERENJONG: h, (- en) 1 piç kurusu, 2 druk/matb sayfa başında yarım satır, sütun başına gelen tek sözcük -HOERENKAST: d, (- en) genelev, kerhane -HOERENLOPER: d, kerhaneci -HOERENMADAM: h, genelev sahibesi -HOEREREN: f, gs, (hoereerde, h, gehoereerd) fahişelik yapmak -HOERIG: s, şıllık, sokak kadını gibi -HOES: d, (hoezen) örtü, toz bezi, kılıf, kap, -HOESLAKEN: h, (-s) lastikli çarşaf -HOEST: d, öksürük, öksürme -HOESTBONBON: d, (-s) öksürük bonbonu -HOESTBUI: d, (- en) öksürük nöbeti, öksürük tutması -HOESTDRANKJE: h, (-s) öksürük şurubu -HOESTEN: f, gs, (hoestte, h, gehoest) öksürmek, öksürüğe tutulmak -HOESTMIDDEL: h, (- en) öksürük ilacı -HOESTSTILLEND: s, öksürük yumuşatıcı/giderici -HOESTTABLET: d, h, (- ten) öksürük tableti -HOEVE: d, (-n) çiftlik -HOEVEEL: kaç, ne kadar, kaç tane, - is het? ne kadar? kaça? kaç lira? - boeken zijn er? kaç kitab var? -HOEVEELHEID: d, ( heden) miktar, doz, düze, -HOEVEELSTE: sı, sa kaçıncı, kaçı: de - van de maand hebben wij? ayın kaçındayız? de - maal (keer) kaç kere, kaç defa, kaç sefer, de - ben je? kaçıncısın? -HOEVEN: f, (hoefde, h, gehoefd) 1 niet - gerekmemek, lüzum olmamak, lüzum etmemek, gerekli olmamak, gerek görmemek, u hoeft niet te komen gelmeniz gerekmez, dat hoeft niet gerekli değil, gereksiz, lüzumu yok, gerekmez, 2 niets - bir şeyi istememek, bir şeye isteği olmamak, dank je, ik hoef geen koffie meer teşekkür ederim, artık kahve istemiyorum, -HOEVERRE: z, ne ölçüde, ne kadar, in - ne dereceye kadar -HOEWEL: bağ, - dığı halde, her ne kadar ...ise de, rağmen -HOEZEER: bağ, her ne kadar (çok) ...(i)se de, ne kadar ...se de -HOEZO: ünl, nasıl yani? ne demek yani? -HOF: I d, (hoven) bahçe, huis en hof ev bark, ev ve bahçesi, II h, (hoven) 1 avlu, etrafı kapalı yer: kerk- mezarlık, 2 (paleis) saray, 3 (het gerechtshof) yüksek mahkeme, 4 een dame het - maken bayana kur yapmak -HOFDAME: d, (-s) kraliçe refakatçisi (bayan) -HOFFELIJK: s, z, nazik, kibar, nezaketli, terbiyeli, görgülü, zarif -HOFFELIJKHEID: d, (...heden) nezaket, zarafet, kibarlık, -HOFHOUDING: d, (- en) saray ailesi, saray aşireti -HOFJE: h, (-s) düşkünlerevi, bakımevi, bakım yurdu, darülaceze -HOFMAARSCHALK: d, (- en) saray nazırı -HOFMEESTER: d, (-s) 1 scheep/den gemi garsonu, muço, 2 hostes -HOFPREDIKER: d, (-s) saray vaizi, saray papazı -HOFSTAD: d, (...steden) başşehir, başkent -HOFSTEDE: d, (...steden) çiftlik, -HOGEDRUKGEBIED: h, (- en) yüksek basınç alanı, -HOGEPRIESTER: d, (-s) yüksek papaz, piskopos -HOGERHAND: van - devlet/hükümet tarafından -HOGEROP: z, yukarıya -HOGESCHOOL: d, (...scholen) yüksek okul -HOI: ünl, selam! -HOK: h, (- ken) 1 kulübe, baraka, kolen- kömürlük, 2 (v, vee) ahır, kümes, 3 (gevangenis) kodes, cezaevi, 4 (school) okul -HOKJE: h, (-s) (vakje) boş kare, kare -HOKJESGEEST: d, (- en) kalıpçı mentalite/mantık -HOKJESMENTALITEIT: d, (- en) kalıpçı mentalite/mantık -HOKKEN: f, gs, (hokte, h, gehokt) (samenwonen) (nikâhsız) beraber oturmak, beraber yaşamak, (dichtbij zitten) yan yana oturmak -HOKVAST: s, külkedisi, evden çıkmayan, -HOL: I h, (- en) in, oyuk, çukur, kovuk, mağara, zich in het - van de leeuw wagen kendini ateşe atmak II d, iemand het hoofd op - brengen birini şaşırtmak, op - slaan parlamak, gemi azıya almak, azmak, zijn hoofd is op - fig/mec başı dönmüş III s, z, 1 boş, een - vat boş fıçı, 2 (ingezonken) çukur, çökük, oyuk, engin, derin, batık, - le ogen derin gözler, een - le spiegel içbükey ayna, konkav ayna, 3 (v, geluiden) derin, boğuk, 4 (v, zee) çalkantılı, dalgalı -HOLBEWONER: d, (-s) mağaralı, mağara sakini -HOLDERDEBOLDER: z, paldır küldür, patır kütür, apartopar, alelacele, telaşla -HOLDING: d, (-s) holding, yatrım ortaklığı -HOLE: (-s) sp, golf deliği -HOLEBEER: d, (...beren) mağara ayısı -HOLEMENS: d, (- en) mağara insanı -HOLENKUNST: d, mağara sanatı -HOLISME: h, holizme -HOLLAND: h, Hollanda, - is in last şimdi şapa oturduk, hapı yuttuk, - op zn smalst darkafalılık, dargörüşlülük -HOLLANDER: d, (-s) 1 Kuzey veya Güney Hollandalı, 2 (Nederlander) Hollandalı -HOLLANDS: s, Hollandaya ait, Hollandadan, - e kaas Hollanda peyniri, - e nieuwe taze ringa balığı, zie/bkz Nederlands -HOLLEN: f, gs, (holde, h, gehold) hızlı yürümek, acele etmek, ivmek, seğirtmek, de toestand holt achteruit durum kötüleşiyor -HOLOCAUST: d, (Nazilerce) Yahudi katliamı -HOLOCEEN: h, geol/jeol holosen -HOLOGIG: s, çukur gözlü, gözleri çukura kaçan -HOLROND: s, içbükey, konkav -HOLSTER: d, (-s) (eyerde) tabancalık -HOLTE: d, (- n, - s) boşluk, oyuk, çukur, de borst- göğüs boşluğu -HOLTEDIEREN: d, selentere, torba vücutlu hayvan -HOM: d, (- men) balık menisi -HOME: h, (-s) ev -HOMEOPATH: d, (...paten) homeopat -HOMEOPATHIE: d, homeopati, hastalığı benzeri ile tedavi -HOMEOPATISCH: s, homepatik -HOMERISCH: s, Homerusa ait -HOMETRAINER: d, (-s) bisiklet antremanı aleti -HOMMAGE: d, şeref gösterisi -HOMMEL: d, (-s) 1 yaban arısı, 2 (mannetjesbij) erkek arı -HOMMELES: het is -! çıngar çıkacak! -HOMO: I d, (homines) insan II d, (-s) s, homo, homoseksüel, eşcinsel, -HOMOFIEL: s, z, homoseksüel, eşcinsel, -HOMOFOON: d, s, (...fonen) eşsesli, -HOMOGEEN: s, türdeş, aynı cinsten, cinsteş, homojen -HOMOGENITEIT: d, türdeşlik, cinsteşlik -HOMOLOGEREN: f, g, (homologeerde, h, gehomologeerd) onamak, onaylamak -HOMONIEM: I s, eşadlı, II h, (- en) eşadlılık -HOMOSEKSUALITEIT: d, eşcinsellik, homoseksüellik -HOMOSEKSUEEL: d, (...seksuelen) homoseksüel, -HOMP: d, (- en) (yenen şey) parça, topak, iri parça, iri lokma, artık, een - brood bir parça ekmek -HOMPELEN: f, gs, (hompelde, h/is gehompeld) aksamak, topallamak, topallayarak yürümek -HOND: I d, (- en) zo, 1 köpek, it, (kleinere) enik, 2 (scheldwoord) it, herders- çoban köpeği, politie- polis köpeği,wolfs- kurt köpeği, behandeld worde als een - köpek gibi muamele görmek blaffende - en bijten niet ısıracak köpek dişini göstermez, havlayan köpek ısırmaz, commandeer je - en blaf zelf a) bana emretmeye hakkın yok! b) (je moet t zelf doen) az ye de uşak tut! er zijn meer - jes die Fikkie heten yüzeysel benzerlik insanı yanıltır, zij leven samen als kat en - kediyle köpek gibi geçinirler, devamlı dalaşırlar, kwade - en bijten elkaar niet it iti ısırmaz, met onwillige - en is het kwaad hazen vangen namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz, isteksiz köpekle tavşan avlanmaz, de - in de pot vinden yemeğe geç kalmak, (geç gelip) tavayı boş bulmak, komt men over de - dan komt men ook over de staart zoru yenen, kolayı da yener, men moet geen slapende - en wakker maken uyuyan köpeğin kuyruğuna basılmaz, uyuyan iti uyandırma, als twee - en vechten om een been, loopt de derde ermee heen iki köpek bir kemik için boğuşurken, üçünücü posta konar, iki kişinin anlaşmazlığından bazen üçünci kişi yararlanır, zo ziek als een - çok hasta olmak, zo moe als een - çok yorgun, II d, (rode)- med/tıb kızamıkçık -HONDENBAANTJE: h, (-s) kötü iş, eziyet, -HONDENHOK: h, (- ken) köpek kulübesi -HONDENKETTING: d, (- en) köpek zinciri -HONDENLEVEN: h, rezil yaşam -HONDENBELASTING: d, (- en) köpek vergisi -HONDENKENNEL: d, (-s) köpek ağılı -HONDENEUS: d, (...neuzen) köpek burnu, fig/mec een - hebben burnu keskin olmak -HONDENTRIMMER: d, (-s) köpek berberi, köpek kırkımcısı -HONDENPOEP: d, köpek pisliği/boku -HONDENRAS: h, (- sen) köpek cinsi/ırkı -HONDERD: sa, yüz, tot - tellen yüze kadar saymak, tien maal tien is - on kere on yüz eder, een eeuw heeft - jaar bir asırda yüz yıl vardır, bladzijde- sahife yüz, yüzüncü sahife, nummer - W,C, yüz numara, tuvalet, hij loopt naar de - yüzüne değiyor, yüz yaşına giriyor, in het - sturen bozmak, berbat etmek, hurdasını çıkarmak, kırmak, alles loopt in het - her şey çarpık gidiyor, - uit praten çok konuşmak -HONDERDDUIZEND: sa, yüz bin -HONDERDJARIG: s, yüz yaşında -HONDERDJARIGE: d, (-n) asırlık, yüz yaşında olan kimse, yüzüne basan kimse -HONDERDSTE: sı, sa, yüzüncü -HONDERDTAL: h, (- len) (bir) yüz -HONDERDVOUD: h, (- en) yüz kat -HONDENVOER: h, köpek yiyeceği -HONDENWACHT: d, (- en) (gemide) gece nöbeti -HONDENWEER: h, çok kötü hava -HONDENZIEKTE: d, enik hastalığı, bulaşıcı bir köpek hastalığı -HONDS: s, z, (- er, meest -) arsız, it gibi, utanmaz, yüzü kızarmaz, küstah, iemand - behandelen birine küstahça muamele etmek -HONDSBRUTAAL: s, arsız, yüzsüz, utanmaz -HONDSDAGEN: d, mv/çoğ yılın en sıcak yaz günleri -HONDSDOL: s, kuduz, kuduz olmuş -HONDSDOLHEID: d, kuduz hastalığı -HONDSDRAF: d, bot, yer sarmaşığı -HONDSHAAI: d, (- en) zo, bir çeşit köpekbalığı -HONDSMOE: s, bitkin, argın, çok yorulmuş -HONDSMOEILIJK: s, z, çok zor, pek güç, çetin -HONDSROOS: d, (...rozen) bot, yabangülü -HONDSSTER: d, astr, köpek burcu yıldızı, sirius -HONDSVOT: d, (- ten) it oğlu it, it oğlu, köpek, alçak herif -HONDURAS: Honduras -HONDUREES: I s, Hondurasa ait, II d, (Honderezen) Honduraslı -HONEN: f, g, (hoonde, h, gehoond) aşağılamak, alaya almak -HONGAAR: d, (...garen) Macar, Macaristanlı -HONGAARS: I s, Macar, Macara ait, II h, Macarca, Macar dili -HONGARIJE: h, Macaristan -HONGER: d, 1 açlık, - hebben als een paard kurt gibi aç olmak, van - sterven açlıktan ölmek, - lijden açlık çekmek, - maakt rauwe bonen zoet acıkan ne olsa yer (acıyan ne olsa söyler), 2 fig/mec açlık, hırs, tamah, açgözlülük -HONGERDOOD: d, açlıktan ölüm -HONGEREN: f, gs, (hongerde, h, gehongerd) açlık çekmek -HONGERIG: s, z, 1 aç, acıkmış, karnı boş, 2 fig/mec istekli, arzulu -HONGERKUUR: d, (...kuren) açlık veya az gıda ile tedavi -HONGERLIJDER: d, (-s) (erkek) açlık çeken, aç -HONGERLOON: h, (...lonen) doyurmayan ücret, az ücret -HONGERWINTER: d, kıtlık kışı (1944-45 Hollandada) -HONGERSNOOD: d, kıtlık, açlık -HONGERSTAKER: d, (-s) ölüm orucu tutan -HONGERSTAKING: d, (- en) ölüm orucu -HONING: d, bal, iemand - om de mond smeren fig/mec birinin ağzına bir parmak bal çalmak, men vangt meer vliegen met (een lepel) - dan met (een vat) azijn tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır, -HONINGBIJ: d, (- en) zo, arı, balarısı -HONINGRAAT: d, (...raten) bal peteği -HONINGZOET: s, 1 bal gibi, tatlı, 2 fig/mec sevimli, hoş, bal gibi, okşayıcı -HONK: h, kale, ev, yuva, bij - blijven evde kalmak, van - zijn evden uzak olmak, als de katten van - zijn, dansen de muizen op tafel kediler evden uzak olunca fareler cirit atar -HONKBAL: h, beysbol -HONKBALLEN: f, gs, (honkbalde, h, gehonkbald) beysbol oynamak -HONKVAST: evcimen, dışarı pek çıkmayan -HONNEURS: d, mv/çoğ hoşbeş, de - waarnemen ev sahipliği rolünü üstlenmek, konuğa hoşbeş etmek, -HONORABEL: s, onurlu, şerefli -HONORAIR: s, - lid şeref üyesi -HONORARIUM: h, (...ria, - s) (doktora, avukata, yazara) vizite, ücret -HONOREREN: f, g, (honoreerde, h, gehonoreerd) 1 (bezoldigen) ücret vermek, ödemek, (belonen) ödüllendirmek, met punten - puanla ödüllendirmek, puan vermek, 2 (welwillend aannemen) memnuniyetle kabul etmek -HONORIS CAUSA: fahri ... doktor - fahri doktor -HOOFD: h, (- en) 1 baş, kafa, (kop) kelle, tepe, het - ontbloten başı açmak, 2 (verstand) akıl, zihin, zekâ, het is me door het - gegaan aklımdan kaçtı, 3 irade, zijn eigen - volgen kendi iradesine uymak, iradesini izlemek, 4 (persoon) baş, başkan, müdür, het - van de staat devlet başkanı, het - van een school okul müdürü, afdelings- bölüm başkanı, 5 (individu) kişi, birey, tien gulden per - kişi başına on gulden, kelle başına on gulden, * er hangt ons iets boven het - başımızda bir şeyler dönüyor, zich ergens het - over breken kafa yormak, voor het - draaien başı dönmek, het- laten hangen süngüsü düşük olmak, iets uit zijn - kennen (spelen) ezbere bilmek (çalmak), met het - tegen de muur lopen olanaksıza uğraşmak, uit het - opzeggen ezberde okumak, het - in de schoot leggen bir şeye razı olmak, teslim olmak, de - en bij elkaar steken kafa kafaya vermek, görüşmek, iemand voor het - stoten birini rencide etmek, hissine dokunmak met het - in de wolken aklı bir karış havada, aklı havalarda, van het - tot de voeten baştan aşağı, tepeden tımağa, zoveel - en, zoveel zinnen her kafadan bir ses, tencere tava herkes bir hava, -HOOFDAGENT: d, (- en) 1 hand/tic genel temsilci, umumi temsilci, 2 komiser yardımcısı -HOOFDAMBTENAAR: d, (...naren, - s) yüksek kademeli memur -HOOFDARBEIDER: d, (-s) fikir elemanı, -HOOFDARTIKEL: h, (- en, - s) 1 ana madde, ana ilke, 2 hand/tic temel mal, 3 (v, krant) başmakale, başyazı -HOOFDBAND: d, (- en) saç bandı, kurdele -HOOFDBEGINSEL: h, (- en, - s) ana prensip -HOOFDBESTANDDEEL: h, (...delen) ana unsur, ana öge, temel öge -HOOFDBESTUUR: h, (...besturen) genel idar kurulu, genel yönetim kurulu -HOOFDBOEKHOUDER: d, (-s) baş muhasebeci -HOOFDBREKEN: h, kafa yorma -HOOFDBRON: d, (- nen) ana kaynak -HOOFDBUREAU: h, (-s) merkez büro, ana büro -HOOFDCOMMISSARIS: d, (- sen) başkomiser -HOOFDDEKSEL: h, (-s) başlık, bere -HOOFDDOEK: d, (- en) başörtü, başörtüsü, eşarp, yemeni, yazma, bürgü, -HOOFDEINDE: h, (-n) (yatağın) başucu -HOOFDELIJK: s, z, kişi başına, nüfus başına -HOOFDGEBOUW: h, (- en) ana bina, merkez bina -HOOFDGERECHT: h, (- en) baş yemek, sıcak yemek -HOOFDIG: s, z, inatçı, dik kafalı, bildiğini okuyan, -HOOFDINGANG: d, (- en) ana giriş -HOOFDINGENIEUR: d, (-s) başmühendis -HOOFDINSPECTEUR: d, (-s) başmüfettiş, başdenetiçi, başteftişçi -HOOFDKAAS: d, ince çekilmiş baş eti, başeti ezmesi -HOOFDKANTOOR: h, (...kantoren) merkez büro, ana ofis -HOOFDKLASSE: d, (-n) sp, birinci lig -HOOFDKNIK: d, (- ken) (selam) baş eğme -HOOFDKRAAN: d, (...kranen) anavana, anamusluk -HOOFDKUSSEN: h, (-s) yastık -HOOFDKWARTIER: h, (- en) mil/ask ana karargâh, merkez karargâh -HOOFDLEIDING: d, (- en) (elektrik, su) anaşebeke, ana hat -HOOFDLETTER: d, (-s) büyük harf -HOOFDLIJN: d, (- en) 1 (tren yolu) ana hat, 2 d, mv/çoğ ana özellikler, ana hatlar -HOOFDMACHT: d, mil/ask ana güç, asıl güç -HOOFDMAN: d, (- nen, ...lieden) başkan, lider -HOOFDOFFICIER: d, (- en) mil/ask üssubay, kurmay subay -HOOFDONDERWIJZER: d, (-s) (erkek) başöğretmen -HOOFDPERSOON: d, (...personen) (romanda) anakişi, anaşahsiyet, ana karakter, roman kahramanı -HOOFDPIJN: d, (- en) baş ağrısı, migren -HOOFDPLAATS: d, (- en) başşehir, başkent, merkez -HOOFDPOSTKANTOOR: h, (...toren) merkez postane, büyük postane -HOOFDPRIJS: d, (...prijzen) büyük ödül -HOOFDREDACTEUR: d, (- en, - s) başredaktör -HOOFDREGEL: d, (- s, - en) ana kural -HOOFDROL: d, (- len) baş rol, de - spelen baş rolü oynamak -HOOFDROLSPELER: d (-s) baş rol oyuncusu -HOOFDSCHOTEL: d, (-s) 1 baş yemek, 2 fig/mec üzerine afiyet çekilecek şey -HOOFDSCHUDDEN: h, (hayır anlamında) baş sallama, -HOOFDSTAD: d, (...steden) başşehir, başkent, -HOOFDSTEDELIJK: s, başşehre ait, metropolit -HOOFDSTUK: h, (- ken) (kitapta) bölüm, ünite, kısım, eerste - birinci bölüm, dat is een - apart bu başka/ayrı bir konu -HOOFDTELWOORD: h, (- en) esas sayı -HOOFDTREK: d, (- ken) d, mv/çoğ ana özellik, ana hat, genel hat -HOOFDVAK: h, (- ken) asıl branş, ana dal, ihtisas dalı -HOOFDVERTEGENWOORDIGER: d, (-s) genel/umumi temsilci -HOOFDVERPLEEGSTER: d, (-s) başhemşire -HOOFDWEG: d, (- en) anayol, anacadde -HOOFDWERK: h, 1 fikir işi, 2 (voornaamste werk) asıl iş -HOOFDWOORD: , (- en) esas sayı -HOOFDZAAK: d, (...zaken) asıl iş, en önemli iş, en mühim şey, asıl mesele -HOOFDZAKELIJK: z, özellikle, bilhassa -HOOFDZEER: h, (başta) kepek, konak -HOOFDZIN: d, (- nen) taalk/dilb temel cümle, temel tümce -HOOFDZONDE: d, (-n) baş günah, büyük günah, -HOOFS: s, z, nezaketli, terbiyeli, zarif, nazik, iemand - groeten birini nezaketle selamlamak -HOOFSHEID: d, nezaket, naziklik -HOOG: s, z, (hoger, - st) 1 yüksek, 2 (adellijk) ulu, yüce, hoge druk yüksek basınç, een hoge boom yüksek bir ağaç, iemand - hebben birini saymak, hoge eisen yüksek talepler, een hoge rente yüksek faiz, hoge prijzen fahiş fiyatlar, yüksek fiyatlar, hoger onderwijs yüksek öğretim, hoge bomen vangen veel wind büyük başın derdi büyük olur, hoog spanning yüksek gerilim, hogere wiskunde yüksek matematik, niet - timmeren anlamamak, çakmamak, bilmemek, het is mij te - benim anlayışımı aşıyor, aklım ermez, -HOOGACHTEN: f, g, (achtte hoog, h, hooggeacht) saymak, saygı göstermek, hürmet etmek, -HOOGACHTEND: z, saygılarımla, -HOOGACHTING: d, saygı, hürmet, met de meeste - saygılarımla -HOOGBEJAARD: s, çok yaşlı, (iyice) ihtiyar, (plat/argo) moruk -HOOGBLOND: s, altın sarısı -HOOGBOUW: d, yüksek bina/apartman -HOOGCONJUNCTUUR: d, econ/ekon olumlu gelişme, yüksek konjünktür -HOOGDRAVEND: s, ağdalı, tumturaklı/gösterişli/tantanalı, şişirilmiş -HOOGDRAVENDHEID: d, tumturaklılık/gösterişlilik/tantanalılık, ağdalı dil -HOOGFREQUENTIE: d, yüksek frekans -HOOGGAAND: s, yükselen, artan, (hevig) ağırlaşan, ciddileşen, şiddetlenen -HOOGGEBERGTE: h, (- n, - s) yüksek sıradağ -HOOGGEPLAATST: s, yüksek mevkili, -HOOGGERECHTSHOF: d, (...hoven) yüksek mahkeme -HOOGGESPANNEN: s, elek, yüksek gerilimli -HOOGHARTIG: s, z, kibirli, gururlu, kendini beğenmiş, kurumlu -HOOGHARTIGHEID: d, kibirlilik, gururluluk, kurumluluk -HOOGHEID: d, büyüklük, yücelik -HOOGLAND: h, (- en) yüksek yer,dağlık yer -HOOGLERAAR: d, (...leraren) profesör -HOOGLERAARSAMBT: h, profesörlük -HOOGLIED: h, (...liederen) ilahi, neşide -HOOGLIJK: z, çok, aşırı derecede, büyük ölçüde -HOOGLOPEND: s, zie/bkz hoolgaand -HOOGMIS: d, (- sen) kudas, liturya -HOOGMOED: d, ong/ols kibir, kendini beğenmişlik, gurur, kurum, - komt voor de val kibir kendini aşağılar -HOOGMOEDIG: s, z, kibirli, kendini beğenmiş, burnu havada, gururlu,
-FABULEUS: s, (...leuzer, - t) inanılmaz, müthiş, çok büyük
-FACULTEIT: d, (- en) fakülte, - der letteren edebiyat fakültesi
-FAT: d, (- ten) züppe, moda delisi, bobstil, zibidi
-FESTIJN: h, (- en) 1 (feestmaal) ziyafet, 2 (feest) büyük eğlence, şölen
-FIJNKAUWEN: f, g, (kauwde fijn, h, fijngekauwd) dişlerle ezmek, dişlerle
-FIKKEN: I d, mv/çoğ (plat/argo) parmaklar, blijf er met je - vanaf! çek
-FILANTROPIE: d, insanseverlik, iyilikseverlik
-FILM: d, (-s) film, - cutten filmi kesmek, een kleuren- renkli film, -
-FILMDOEK: h, (- en) beyaz perde
-FIN: d, (- nen) Finlandiyalı
-FLAGEOLET: d, (- ten) yüksek sesli bir flüt
-FLANEUR: d, (-s) boşgezen, aylak, kaldırım sayan
-FLAPTEKST: d, (- en) arka kapak metni
-FLATWONING: d, (- en) daire
-FLESOPENER: d, (-s) şişe açacağı
-FLEXIBILITEIT: d, (- en) esneklik, esneme
-FLINKGEBOUWD: s, sağlam bünyeli, sağlam yapılı
-FLITSEND: s, parlayan, ışıldayan
-FOLIEREN: f, g, (folieerde, h, gefolieerd) druk/matb sahifeleri numaralamak
-FOLIO: h, (-s) druk/matb forması dört sayfalık, folya boy,
-FUNDEREN: f, g, (fundeerde, h, gefundeerd) temelini atmak, tesis etmek,
-FURIED: (- s, ...rien) 1 myth/mit intikam tanrısı, 2 şirret kadın
-GAFFEL: d, (-s) dirgen
-GALANTINE: d, galatin, dana veya piliç sögüşü
-GALJOEN: h, (- en) kalyon, eski bir harp gemisi,
-GALOP: d, (-s) dörtnal: in - dörtnala bir hızla, hij kwam in - terug
-GANZENMARS: d, tek sıra yürüyüş
-GARNIZOEN: h, (- en) mil/ask garnizon, askeri mevki
-GASTVRIJHEID: d, konukseverlik, misafirperverlik,
-GAUWDIEF: d, (...dieven) yankesici, dolandırıcı, hırsız
-GEAGITEERD: s, z, heyeeanlı, tahrik olmuş
-GEBERGTE: h, (- n, - s) sıradağ, dağlar grubu
-GEDAANTEVERANDERING: gedaanteverwisseling d, (- en) biol/biyo başkalaşım,
-GEDIERTE: h, (- n, - s) (bütün) hayvanlar
-GEEF: d, te - bedava, beleş, het is te - beleştir, bedavadır
-GEESTELIJK: s, z, 1 tinsel, ruhi, ruhsal, manevi, - blind zijn ruhsal
-GEESTVERRUIMEND: anarmol şuur oluşturan
-GEEUWERIG: s, esneyen, esneme eğilimli
-GEKRIOEL: h, kaynaşma, karınca gibi kaynaşma
-GEKTE: d, spreekt/kd, çılgınlık, delilik
-GELAGKAMER: d, (-s) bar,
-GELEIDE: h, 1 refakat, eşlik, rehberlik, kılavuzluk, onder - van - nin
-GELEIDING: d, 1 iletme, geçirme, 2 (- en) iletken kablo
-GELIJKSPELEN: f, g, (speelde gelijk, h, gelijk gespeeld) berabere kalmak,
-GEMATIGD: s, z, ılıman, ölçülü, ılımlı, - spreken ılımlı konuşmak
-GEMEENTERAADSVERKIEZING: d, (- en) belediye meclisi seçimi
-GEMOTIVEERD: s, 1 güdülü, güdülenmiş, 2 sebepli, gerekçeli: een - besluit
-GENEESMIDDEL: h, (- en) ilaç
-GENEREREN: f, g, (genereerde, h, gegenereerd) 1 (radyo cızıltı) yapmak, 2
-GENRE: h, (-s) tür, tarz, uslup, stil, literaire - s edebi türler
-GERECHTELIJK: I s, 1 hukukla ilgili, 2 hukuki, - e geneeskunde adli tıp, een
-GEROUTINEERD: s, oldukça deneyimli, pratikli, alıştırma yapmış, tecrübeli
-GERRITJE: wie zal dat betalen, zoete lieve - ateş pahası, ödenecek gibi
-GESCHOOLD: s, okullu, mektepli, okumuş, - e arbeiders kalifiye işçiler,
-GESLACHTSHORMOON: h, (...hormonen) cinsel hormon
-GESTICHTVERPLEGING: d, yurt bakıcılığı, enstitü bakımı
-GEVANGENHOUDING: d, jur/huk mahpus tutma
-GEVEINSDHEID: d, ikiyüzlülük, riyakarlık, yapmacıklık
-GEVOLGAANDUIDEND: s, taalk/dilb birbirini takip eden
-GEWAPEND: s, silahlı, zırhlı, silahlanmış, de - macht silahlı kuvvetler,
-GEWELF: h, (gewelven) bouwk/mim kubbe, tonoz
-GEWERVELD: s, omurgalı: - e dieren omurgalı hayvanlar
-GEWETENSCONFLICT: h, (- en) vicdan çatışması
-GEZAGDRAGER: d, (-s) amir, yetkili, otorite
-GEZELLIGHEID: d, hoş ortam/atmosfer, voor de - hoş (bir ortam) olsun diye,
-GEZONDHEIDSZORG: d, 1 sağlık bakımı, hıfzısıhha, 2 (sector) sağlık sektörü
-GEZONDMAKING: d, iyileştirme, sağlıklaştırma, düzeltme
-GISPEN: f, g, (gispte, h, gegispt) vero/eski kınamak, yermek, çirkin görmek
-GISSEN: f, g, (giste, h, gegist) tahmin etmek, varsaymak, ihtimal vermek
-GISSING: d, (- en) tahmin
-GISTERENAVOND: z, dün akşam
-GLADJANUS: d, (- sen) akıl kutusu, uyanık herif, kurnaz, şeytana pabucunu
-GLAS-IN-LOODRAAM: h, (...ramen) kurşunlu cam
-GLASWOL: d, cam yünü
-GLD. afk/kıs gulden florin, gulden, spreekt/kd Holanda parası,
-GLIJVLAK: h, (- ken) kayma düzlemi, buz düzlemi
-GLUIPERIG: s, z, sinsi, ikiyüzlü, sahtekar, riyakar
-GLUREN: f, gs, (gluurde, h, gegluurd) dikizlemek, yan yan bakmak
-GODSWONDER: h, Allahın mucizesi
-GOEDDUNKEN: f, gs, I (docht/dacht goed, h, goedgedocht/goedgedacht) zijdoet
-GOEDHEID: (...heden) iyilik, je bent de - zelve sen bir iyilik meleğisin
-GOEDHOUDEN: I f, g, (hield goed, h, goedgehouden) iyi saklamak, korumak,
-GOEDPRATEN: f, g, (praatte goed, h, goedgepraat) örtmeye yeltenmek,
-GRABBELTON: d, (- nen) panayırda eşya kutusu
-GRAPPIGHEID: d, (...heden) komiklik, gülünçlük, tuhaflık, muziplik
-GRAUWTJE: h, (-s) eşek
-GRIEF: d, (grieven) şikayet, itiraz, memnuniyetsizlik
-GRIEZELEN: f, gs, (griezelde, h, gegriezeld) ürperrnek, titremek, tüyleri
-GRIL: d, (-s) ızgara
-GROEPERING: d, (- en) 1 grupla(n)ma, gruplaşma, 2 grup, politieke - en
-GRONDGEBIED: h, (sahip olunan) arazi, bölge
-GRONDPERSONEEL: h, hava alanı yer personeli,
-GROOTMOEDIGHEID: d, cömertlik, allicenaplık
-GROOTS: s, z, (- er, meest -) harika, şahane, enfes, nefis, mükemmel,
-GROVELIJK: z kabaca,
-GRUWELIJK: s, z, 1 nefrct verici, tüyler ürpertici, korkunç, 2 (geweldig)
-GUTS: d, (- en) 1 (gereedschap) oluk keskisi, yiv açma aracı, 2 ( vloeistof)
-HAAIACHTIG: s, z, 1 köpekbalığı gibi, - e vissen köpekbalığıgiller, 2
-HAAN: d, (hanen) 1 zo, horoz, twee honen in een hok geeft veel gekakel en
-HAAR: I 1 iy, za, (bayan) onun, - moeder onun annesi, - boek onun kitabı,
-HAKKEN: f, I g, (hakte, h, gehakt) kesmek, kıymak, yarmak, II gs, op iemand
-HAKKENBAR: d (-s) ayakkabı tamir köşesi
-HANDELING: d, (- en) işlem, eylem, hareket, muamele, iş, amel, de - en van
-HANDELSHUIS: h, (...huizen) firma
-HANDELSVERDRAG: h, (- en) zie/bkz handelstraktaat
-HANDSTAND: d, (- en) amut, amuda kalkma
-HAPPY: s, mutlu
-HARDHEID: d, 1 sertlik, 2 fig/mec kabalık
-HARDOP: z, yüksek sesle, yüksel sesli, - lezen yüksek sesle okumak
-HARDRIJDERIJ: d, (- en) hızlı sürme, (schaats) hızlı patinaj
-HARDVOCHTIGHEID: d, taşkalplilik, insafsızlık, kalpsizlik, gaddarlık
-HARNASSEN: f, (harnaste zich, h, zich geharnast) zich - zırhlanmak
-HARTAANDOENING: d, (- en) kalp rahatsızlığı,
-HEENLOPEN: f, (liep heen, is heengelopen) 1 girmek, 2 niet over zich heen
-HEILIGSCHENNIS: d, (- sen) kutsala tecavüz, kutsalı bozma
-HEKSENSABBAT: d, (- ten) büyücü bayramı
-HELEN: I f, g, (heelde, h, geheeld) (çalıntı şeyleri) satın almak II f, g,
-HELIHAVEN: d, (-s) helikopter alanı
-HEMELBEWONER: d, (-s) Allah, melek, aziz vb,
-HEPATITIS: d, karaciğer iltihabı, kara sarılık, hepatitis,
-HERENDIENST: d, (- en) hist/tar angarya, zorunlu hizmet, uşaklık
-HERINNERING: d, (- en) 1 hatıra, anı, 2 (geheugen) bellek, zihin, iemand
-HEROINEPROSTITUEE: d, (- en, - s) eroin orospusu, eroin için kendini satan
-HERRIJZEN: f, gs, (herrees, is herrezen) yeniden canlanmak, (ekonomi)
-HERSENONTSTEKING: d, beyin iltihabı
-HETELUCHTBALLON: d, (- nen) sıcak hava balonu
-HETGEEN: ilgi za, şey, - ik heb gezegd söylediğim (şey)
-HIELENLIKKER: d, (-s) yaltakçı, kıç yalayan
-HIERTUSSEN: z, bunlar arasında
-HONDERDSTE: sı, sa, yüzüncü
-HOOFDSCHUDDEN: h, (hayır anlamında) baş sallama,
-HOOFDZAKELIJK: z, özellikle, bilhassa
-HOOGFREQUENTIE: d, yüksek frekans
-HOOGGEBERGTE: h, (- n, - s) yüksek sıradağ