-U: I d, (-s) u, u harfi II 1 şa, za, siz, sizler, u bent een leraar siz bir öğretmensiniz, III şa, za, (nesne hali) sizi, size, iets waar je tegen zegt saygı duyulacak şey, harika bir şey -U.B afk/kıs Universiteitsbibliotheek Üniversite Kütüphanesi UBERHAUPT: z, tamamen, (niet/geen) hiç, hiç mi hiç, (eigenlijk) gerçekten, aslında, zaten, (over het algemeen) genel olarak, umumiyetle, -UI: d, (- en) bot, soğan -UIENSOEP: d, soğan çorbası -UIER: d, (-s) hayvan memesi -UIENSCHIL: d, (- len) soğan kabuğu, -UIENVLIEG: d, (- en) zo, soğan böceği -UIL: d, (- en) zo, baykuş, ieder meent zijn - een valk te zijn kuzguna yavrusu şahin görünür -UILENBRIL: d, (- len) kalın çerçeveli gözlük -UILSKUIKEN: h, (-s) aptal, budala, gerzek, kaz kafalı -UILTJE: h, (-s) zo, kukumav, baykuşçuk, een - knappen kestirmek, şekerlemek, uyuklamak -UIT: I ilg, 1 (vandaar, vandaan) - dan/- den: - de trein vallen trenden düşmek, Ankara komen a) Ankaradan gelmek, b) Ankaralı olmak, - het raam kijken pencereden bakmak, 2 (vanwege) - dan/- den, - dan/- den dolayı, yüzünden, - angst korkudan, - bewondering hayranlıktan, - liefde sevgiden, sevgiden dolayı, - liefde trouwen severek evlenmek, 3 - dan/den, - la/le, - ile, - een glas drinken bardakla içmek, bardaktan içmek, 4 (ouderwets) eski, geçmiş, dat is - de mode modası geçmiş, modası geçti, II z, 1 (naar buiten) dışarı, dışarıya, er-, çık dışarı! defol! Hij ging de kamer - odadan çıktı, - eten gaan yemeğe çıkmak, ik ben er - çözdüm, hallettim, 2 (klaar) bitti, het boek is - a) (uitgelezen) kitap bitti, b) (verschenen) kitap yayımlandı, 3 (afgelopen) bitti, de school is - ders bitti, okul kapandı, nu is het -, bu kadan fazla! yeter artık! je moet het doen, punt ! yapmak zorundasın, o kadar! 4 (niet thuis) dışarıda, evde değil, hij is - dışarıda, evde yok, 5 sp, hariç, avt, aut, 6 (niet aan, niet brandend) kapalı, de lamp is - lamba kapalı, lamba sönük, 7 op iets - zijn bir şeyin peşinde olmak, hij is op haar geld - o onun parası peşinde, 8 (in verschillende vaste combinaties) - elkaargaan (v, mensen) ayrılmak, (v, dingen) ayrılmak, parçalanmak, iets - ervaring kennen bir şeyi deneyimden/tecrübeden bilmek, - het hoofd (weten) ezbere/gözü kapalı/su gibi (bilmek), ergens niet over - kunnen bir şeye şaşırıp kalmak, ik kan er niet over - inanamıyorum, inanılacak gibi değil, op iets - zijn bir şey aramak, şeyin olmasını hedef1emek, op ruzie - zijn kavga aramak, - elkaar vallen parçalanmak, - het oog verliezen gözden kaybetmek -UITADEMEN: f, (ademde uit, h, uitgeademd) I gs, nefes vermek, II g, fig,/mec, (verspreiden) saçmak, yaymak -UITBAGGEREN: f, g, (baggerde uit, h, uitgebaggerd) tarayarak yukarı çıkarmak -UITBAKKEN: f, g, (bakte uit, h, uitgebakken) kavurmak, kızartmak -UITBALANCEREN: f, g, (balanceerde uit, h, uitgebalanceerd) denklemek -UITBANNEN: f, g, (bande uit, h, uitgeband) sürmek, sürgün etmek, (ülkeden) kovmak, çıkarmak, sürgüne yollamak, fig,/mec, yok etmek, defetmek, atmak -UITBARSTEN: f, gs, (barstte uit, is uitgebarsten) patlamak, kopmak, meydana çıkmak, de vulkaan barstte uit volkan patladı, in tranen - gözyaşı boşalmak, gözyaşı boşanmak, in lachen - kahkaha atmak, kahkayı basmak -UITBARSTING: d, (- en) patlama, infilak, - van een vulkaan volkan patlaması/püskürmesi, fig,/mec, een - van woede hınç sökünü -UITBEELDEN: f, g, (beeldde uit, h, uitgebeeld) canlandırmak, temsil etmek, tasvir etmek, oynamak, een rol - bir rolü canlandınnak -UITBEITELEN: f, g, (beitelde uit, h, uitgebeiteld) oymak -UITBENEN: f, g (beende uit, h, uitgebeend) kemiklerini ayırmak, vlees - etin kemiklerini ayırmak -UITBESTEDEN: f, g, (besteedde uit, h, uitbesteed) (werk) başkasına devretmek, (kind) bakıma vermek -UITBETALEN: f, g, (betaalde uit, h, uitbetaald) ödemek, tediye etmek, iemand - birine ödemek, birine ödeme yapmak, iemand zijn loon - birine maaşını ödemek -UITBIJTEN: f, gs, (beet uit, is uitgebeten) (v, stoffen) rengini kaybettirmek, soldurmak, -UITBLAZEN: I f, g, (blies uit, h, uitgeblazen) 1 een kaars - mumu üfleyip söndünnek, 2 fig/mec de laatste adem - son nefesini vermek, ölmek, II gs, (even uitrusten) rahat soluklanmak, rahat nefes almak, dinlenmek, kendine gelmek -UITBLIJVEN: f, gs, (bleef uit, is uitgebleven) olmamak, vuku bulmamak -UITBLINKEN: f, gs (blonk uit, h,uitgeblonken) ergens in - bir şeyde çok başarılı olmak -UITBLINKER: d, (-s) başarılı kimse, as, en iyisi -UITBLOEIEN: f, gs, (bloeide uit, is uitgebloeid) artık çiçek açmamak -UITBORSTELEN: f, g, (borstelde uit, h, uitgeborsteld) fırçalamak, fırçalayarak temizlemek, -UITBOTTEN: f, gs, (botte uit, is uitgebot) filiz vermek, sürgün vermek -UITBOUW: d, (- en) (genişletilmiş) ek, ilâve, yapı -UITBOUWEN: f, g, (bouwde uit, h, uitgebouwd) genişletmek, büyütmek, fig/mec, geliştirmek -UITBRAAK: d, cezaevinden kaçış, firar -UITBRADEN: f, g, (braadde uit, h, uitgebraden) kavurup yağını atmak -UITBRAKEN: f, g, (braakte uit, h, uitgebraakt) kusmak, kusup çıkannak -UITBRANDEN: I f, g, (brandde uit, h, uitgebrand) yakıp temizlemek, een wond - yarayı dağlamak, II gs, (- , is -) yanıp kül olmak -UITBRANDER: d (-s) azar, ağır söz, paylama, haşlama, iemand een - geven birini azarlamak, een - krijgen papara yemek, azar işitmek -UITBREIDEN: f, g, (breidde uit, h, uitgebreid) (vergroten) büyütmek,genişletmek, geliştirmek, zijn zaken - işini büyütmek, zijn kennis - bilgisini geliştirmek, zich - yayılmak, de ziekte breidt zich uit hastalık yayılıyor -UITBREIDING: d (- en) 1 (verspreiding) yayılma, yayılış, 2 (toename) büyüme, çoğalma, gelişme -UITBREIDINGSPLAN: h, (- nen) genişletme planı -UITBREKEN: I f, g, (brak uit, h, uitgebroken) genişletmek, een kamer - duvar söküp odayı büyütmek, II gs, (-, is -) 1 kaçmak, firar etmek, 2 (oorlog) patlak vermek, başlamak, (ziekte) aniden ortaya çıkmak, 3 het weet brak mij uit üzerimden ter boşandı -UITBREKER: d, (-s) kaçak, kaçkın, firari, cezaevi kaçkını -UITBRENGEN: f, g, (bracht uit, h, uitgebracht) 1 (naar buiten brengen) çıkarmak, 2 (bekend maken) açıklamak, yaymak, een verslag - rapor vennck, 3 (met moeite zeggen) zor söylemek, geen woord kunnen - dili dönmemek, dili tutulmak, 4 (in de handel brengen) piyasaya sürmek, pazara çıkarmak -UITBROEDEN: f, g, (broedde uit, h, uitgebroed) 1 kuluçkaya yatıp çıkarmak, de eieren - civcivleri çıkarmak, 2 fig/mec een plan - plan kurmak/tasarlamak -UITBRULLEN: f, g, (brulde uit, h, uitgebruld) het - van pijn acıdan bağırmak -UITBUITEN: f, g, (buitte uit, h, uitgebuit) sömürmek, iemand - birini sömürmek, (misbruiken) istismar etmek, kötüye kullanmak -UITBUITER: d, (-s) sömürücü, sülük -UITBUITING: d, (- en) sömürü, -UITBUNDIG: s, z, taşkın, şımarık, kıvıl kıvıl, hareketli, kabına sığmayan, een - e jongen kıvıl kıvıl bir genç, - lachen katıla katıla gülmek, -UITDAGEN: f, g, (daagde uit, h, uitgedaagd) meydan okumak, iemand tot een tweegevecht - birini düelloya davet etmek, birine meydan okumak, birine hodri meydan demek -UITDAGEND: s, meydan okuyucu -UITDAGER: d, (-s) düeloya çağıran, meydan okuyan -UITDAGING: d, (- en) meydan okuma, düello, een - aannemen düelloyu kabul etmek -UITDELEN: f, g, (deelde uit, h, uitgedeeld) dağıtmak, boeken - kitap dağıtmak, (dividend, kâr) dağıtmak, tevzi etmek, appels - elmaları bölüştürmek, taksim edip vermek, bölüştürmek -UITDENKEN: f, g, (dacht uit, h, uitgedacht) düşünüp bulmak, icat etmek -UITDEUKEN: f,g, (deukte uit, h, uitgedeukt) yassıltmak, düzeltmek -UITDIENEN: f, g, (diende uit, h, uitgediend) zijn tijd - müddetini doldurmak, hizmet süresini doldurmak -UITDIEPEN: f, g, (diepte uit, h, uitgediept) derinleştinnek -UITDIJEN: f, gs, (dijde uit, is uitgedijd) (pirinç) kabarmak, şişmek, -UITDOEN: f, g, (deed uit, h, uitgedaan) 1 (uittrekken) çıkarmak, zijn schoenen - ayakkabılarını çıkarmak, 2 (uitdoven) söndürmek, kapatmak, de lamp - lambayı söndürmek, kapatmak -UITDOKTEREN: f, g, (dokterde uit, h, uitgedokterd) düşünmek, düşünüp düzenlemek, düşünüp bulmak, wie heeft het uitgedokterd? kim bunu buldu? kim bunu uydurdu? kim yaptı? -UITDOSSEN: f, g, (doste uit, h, uitgedost) giymek, süslenmek, takıp takıştırmak -UITDOVEN: I f, g, (doofde uit, h, uitgedoofd) söndürmek, II gs,(-, is -) sönmek -UITDRAAI: d, (- en) bilgisayar basısı/baskısı -UITDRAAIEN: I f, g, (draaide uit, h, uitgedraaid) 1 çevirip kapatmak, het licht - ışığı çevirip kapatmak, gas - gazı kapatmak, 2 (v, schroef) gevşetmek, çevirerek çıkarmak, een schroef - bir vidayı gevşetmek/çıkarmak, 3 (v, computer) basmak, kâğıda dökmek, II gs, ergens op - bir şeye dönüşmek, ile sonuçlanmak, op niets - bir sonuca varmamak, başarısız olmak -UITDRAGEN: f, g, (droeg uit, h, uitgedragen) 1 dışarı taşımak, dışarı götürmek, 2 fig/mec yaymak, dışarı aktarmak, başkalarına götürmek, propagandasını yapmak, ideeén - görüş yaymak -UITDRIJVEN: f, g, (dreef uit, h, uitgedreven) 1 (duivel, boze geesten) kovalamak, kovmak, 2 (goud, metaal) oymak -UITDROGEN: I f, g, (droogde uit, h, uitgedroogd) kurutmak, II gs,(-, is -) kurumak, suyu çekilmek -UITDRUKKELIJK: s, z, açık, sarih, belirli, açık bir şekilde, kati, (nadruk) şiddetle, kesinlikle, vurgulayarak -UITDRUKKEN: f, g, (drukte uit, h, uitgedrukt) 1 (v, sigaret) basıp söndürmek, 2 (uiten) ifade etmek, 3 zich - kendini ifade etmek, meramını anlatmak -UITDRUKKING: d, (- en) 1 (v, gezicht) ifade, yüz ifadesi, zonder - ifadesiz, manasız, 2 (zegswijze) deyim, tabir, tot - komen in,, - de ifade bulmak, - de kendini göstermek -UITDUIDEN: f, g, (duidde uit, h, uitgeduid) özenle göstermek, açıkça göstermek, tarif etmek -UITDUNNEN: f, g, (dunde uit, h, uitgedund) seyretmek, seyrekleştirmek -UITEEN: z, birbirinden ayrı, zij gingen - a) dağıldılar, b) (v, huwelijk) ayrıldılar -UITEENGAAN: f, gs, (ging uiteen, is uiteengegaan) dağılmak -UITEENLOPEN: f, gs, (liep uiteen, h, uiteengelopen) 1 ayrılmak, dağılmak, 2 (verschillen) ayrılmak, farklılaşmak -UITEENLOPEND: s, farklı, ayrı, değişik, aykırı, çelişik -UITEENSPATTEN: f, gs, (spatte uiteen, is uiteengespat) parçalanıp sıçramak, dağılıp sıçramak -UITEENVALLEN: f, gs, (viel uiteen, is uiteengevallen) dağılmak, (parçalara) ayrılmak, bölünmek -UITEENZETTEN: f, g, (zette uiteen, h, uiteengezet) detaylarına kadar anlatmak, izah etmek, açıklamak -UITEENZETTING: d, (- en) açıklama, anlatma, analiz -UITEINDE: h, (-n) uç, son, nihayet -UITEINDELIJK: s, z, en son, (tenslotte) en sonunda, nihayette -UITEN: f, g, (uitte, h, geuit) ifade etmek, söylemek, (laten merken) hissettirmek, farkettirmek, zich - meramını belli etmek, ifade etmek -UITENTREUREN: z, aralıksız, ardı arkası kesilmeden, durmadan, çok uzun, uzun uzadıya, tekrar tekrar, sıkana kadar -UITERAARD: z, doğal olarak, haliyle, tabiatiyle, (onontkoombaar) kaçınılmaz olarak -UITERLIJK: I s, dış, harici, dışardan, (dıştan) görünen, zahiri, II z, 1 dıştan, dıştan bakılırsa, dış görünüş itibariyle, 2 (op zijn laatst) en çok, olsa olsa, - twee weken voor nieuwjaar yılbaşından en geç iki hafta önce, III h, dış görünüş, voor het - göstermelik, zevahiri kurtarmak için -UITERMATE: z, çok çok, pek, aşırı derecede, -UITERST: I s, 1 en uzak, 2 en çok, en fazla, gayet, (laatste) en son, nihai, zijn - e best doen elinden geleni yapmak, in het - e geval en ciddi durumda, bıçak kemiğe dayandığında, II z, büyük ölçüde, aşırı bir şekilde -UITERSTE: h, (-n) 1 en uzak nokta, uç, öbür uç, 2 tot het - mümkün olduğu kadar, sonuna kadar, 3 ten - son derece, çok, aşırı, zich tot het - verdedigen sonuna kadar kendini savunmak, van het ene - in het andere vervallen herzaman abartmak, her zaman karşıt uçlarda bulunmak, bazen deli bazen veli olmak -UITERWAARD: d, (- en) set önündeki arazi -UITFLUITEN: f, g, (floot uit, h, uitgefloten) ıslıklamak, ıslıkla yuhalamak -UITFOETEREN: f, g, (foeterde uit, h, uitgefoeterd) bağırıp, çağırmak, haşlamak, paylamak, iemand - birine bağırıp çağırmak -UITGAAN: f, gs, (ging uit, is uitgegaan) 1 (naar buiten gaan) dışarı çıkmak, dışarı gitmek, 2 (naar film, cafe enz, gaan) dışarı çıkmak, şehre eğlenceye gitmek, vanavond ga ik uit bu akşam dışarı (eğlenmeye) çıkıyorum, 3 (uitdoven) sönmek, kararmak, 4 (v, woorden, eindigen) son bulmak, neticelenmek, sona ermek, - op een medeklinker ünsüzle bitmek, 5 (uitgetrokken worden) çıkmak, mijn schoenen gaan moeilijk uit ayakkabılarım zor çıkıyor, 6 (als uitgangspunt aannemen) - van - dan/- den hareket etmek, - dan/- den yola çıkmak, ... varsaymak, van een bepaald idee - belli bir görüşten yola çıkmak, de thee vlekken gaan er niet uit çay lekeleri çıkmıyor, -UITGAAND: s, dışarı giden, bir yere giden, - e goederen dışarı giden mallar, - e rechten ihracat gümrüğü -UITGAANSAVOND: d, (- en) dışarıçıkma akşamı -UITGAANSVERBOD: h, (- en) dışarı çıkma yasağı -UITGANG: d, (- en) 1 (v, gebouw) çıkış, 2 (v, woord) sonek, - van een woord kelimenin son eki -UITGANGSPUNT: h, (- en) çıkış noktası, hareket noktası -UITGAVE: d, (-n) 1 (het uitgeven) harcama, 2 (geld) masraf, gider, sarfiyat, 3 (het uitgeven v, een boek) basım, basma, 4 (druk) baskı, bası, er zijn verschillende - n van hetzelfde woordenboek aynı sözlüğün farklı baskıları var -UITGEBLOEID: s, tamamen çiçek açmış -UITGEBREID: s, büyük, geniş, geliştirilmiş, genişletilmiş, een - e kennis geniş bir bilgi -UITGEDIEND: s, (nutteloos geworden) faydasız, yararsız, işe yaramaz olmuş -UITGEHONGERD: s, açlıktan erimiş, açlıktan mecalsiz, fig/mec ik ben - acımdan ölüyorum -UITGEKOOKT: s, fig/mec şeytan, kurnaz, şeytana papucunu ters giydiren, anasının ipini pazara çıkarmış, saman altından su yürüten -UITGELATEN: s, z, sevinçli, neşeli, çok keyifli, coşkulu, taşkın, - zijn neşeli ve coşkulu olmak, oldukça keyifli olmak -UITGELATENHEID: d, coşkunluk, kabına sığmama, aşırı sevinçlilik -UITGELEEFD: s, ihtiyarlıktan çökmüş, yıpranmış -UITGELEIDE: h, iemand - doen birini geçirmek, birine kılavuzluk etmek -UITGELEZEN: s, (uitgezocht) seçkin, güzide, mümtaz -UITGEMAAKT: s, kesinleşmiş, kesin sonuca bağlanmış, kararlaştınlmış -UITGEMERGELD: s, bir deri bir kemik, çok zayıf -UITGEPUT: s, bitkin, halsiz, çökmüş, mecalsiz, takatı kesilmiş -UITGERANGEERD: s, devre dışı bırakılmış, -UITGEREKEND: I s, (uitgekookt) çıkarcı, kendini düşünen II z, (nu net) (maalesef) tam zamanında, şimdi, aksi gibi tam o anda, aksi gibi tam ... - de/- ninde, - op zijn feestje werd zij onwel aksi gibi eğlencesinde hasta oldu, nou begint het - te regenen! tam zamanında yağmur yağıyor! yağmurun tam sırası! III s, - zijn doğum yapması beklenmek, zij is voor eind januari - ocak sonuna doğru doğum yapması bekleniyor -UITGESLAPEN: s, z, fig/mec açıkgöz, kurnaz, cin gibi, tilki gibi, şeytana pabucunu ters giydiren -UITGESLOTEN: s, dat is - olanaksız, imkânsız, olmuş olamaz -UITGESPROKEN: s, kesin, açık, besbelli -UITGESTORVEN: s, 1 (zonder leven) çöl gibi, ölü gibi, bomboş, 2 (niet meer voorkomend) türü bitmiş, nesli tükenmiş -UITGESTREKEN: s, ifadesiz, met een - gezicht ifadesiz bir yüzle -UITGESTREKT: s, geniş, büyük, külliyetli -UITGESTREKTHEID: d, (,,heden) kapsam, genişlik -UITGETEERD: s, bir deri bir kemik -UITGETELD: s, bitkin, halsiz, çok yorgun -UITGEVEN: f, g, (gaf uit, h, uitgegeven) 1 yayımlamak, een boek - kitap yayınlamak, 2 hand/tic piyasaya sürmek, tedavüle çıkarmak, aandelen - hisse senedi sürmek, 3 (besteden) harcamak, sarf etmek, geld - para harcamak, para dökmek, zich - voor kendine ... süsü vermek, kendini gibi göstermek, zich - voor leraar kendine öğretmen süsü vermek -UITGEVER: d, (-s) yayımcı, yayınevi sahibi -UITGEVERIJ: d, (het uitgeven) yayıncılık, (- en) (firma) yayınevi -UITGEWEKENE: d, (-n) geçici ilticacı -UITGEWERKT: s, 1 incelikle hazırlanmış, özenle yapılmış, 2 - e vulkaan sönmüş volkan, -UITGEWOOND: s, harabe, harap olmuş, oturulmaz halde, een uitgewoonde flat oturulmaz hale gelmiş bir daire, -UITGEZOCHT: s, mükemmel, seçkin, güzide, en iyi, harika -UITGEZONDERD: 1 ilg, müstesna (olmak üzere) - dan/den başka, - dan/den hariç, gayri, II bağ, yoksa, olmadıkça -UITGIFTE: d, (-n) ihraç, sürme, emisyon, - van aandelen hisse senedi sürme -UITGLIJDEN: f, gs, (gleed uit, is uitgegleden) kayıp dengesini kaybetmek, kaymak, een uitglijder a) gaf, pot, yanılgı, b) (overspel) zina -UITGOOIEN: f, g, (gooide uit, h, uitgegooid) 1 çarçabuk çıkarmak, çıkanp atmak, zijn kleren - elbisesini çabucak çıkarıp atmak, 2 iemand de deur - birini dışarı atmak, (met geweld) birini yaka paça kapı dışarı etmek -UITGRAVEN: f, g, (groef uit, h, uitgegraven) 1 kazıp çıkarmak, kazmak, 2 (dieper graven) kazıp derinleştirmek -UITGROEIEN: f, gs, (groeide uit, is uitgegroeid) büyüyüp gelişmek, gelişip serpilmek, büyüyüp yayılmak -UITGUMMEN: f, g, (gumde uit, h, uitgegumd) silmek, silgi ile silmek -UITHALEN: f, g, (haalde uit, h uitgehaald) 1 grappen - şaka yapmak, kattekwaad - muziplik/yaramazlık yapmak, 2 (v, breiwerk) sökmek, (leeghalen) boşaltmak, temizlemek, içini boşaltmak, 3 (verwijderen) çıkarmak, yok etmek, vlekken - leke çıkarmak, 4 (baten) yararı/faydası olmak, niets - faydası dokunmamak, dat zal niet veel - pek yararı dokunmaz, pek faydası olmaz, 5 muz/müz uzatmak, -UITHANGBORD: h, (- en) ticaret levhası, işyeri isim tabelası, -UITHANGEN: I f, g, (hing uit, h, uitgehangen) 1 dışarı asmak, dışarı takmak, de dekens - battaniyeleri dışarı asmak, het hangt mij de keel uit gırtlağıma geldi, bıktım, (vlag enz,) asmak, takmak, 2 taslamak, gibi yapmak, de grote heer - efendilik taslamak, II gs, 1 (ergens -) takılmak, bulunmak, weet je ook waar Ali uithangt? Alinin nereye takıldığını biliyor musun? 2 (v, uithangbord) asılı olmak, -UITHEEMS: s, z, 1 yabancı, dışarıdan, hariçten, başka ülkeden 2 (ongewoon) garip, tuhaf, acayip -UITHOEK: d, (- en) uzak bir yer, ücra köşesi, ülkenin uzak köşesi -UITHOLLEN: f, g, (holde uit, h, uitgehold) fig/mec içini oymak, içini boşaltmak, sukabağına çevirmek -UITHONGEREN: f, g, (hongerde uit, h, uitgehongerd) açlığa terk etmek, aç bırakıp ölüme terk etmek -UITHOREN: f, g, (hoorde uit, h, uitgehoord) iemand - ağzını aramak, birine sırlarını açtırmak, konuşturmaya çalışmak -UITHOUDEN: f, g, (hield uit, h uitgehouden) (volhouden) katlanmak, dayanmak, çekmek, ik kan het daar niet langer - orada daha fazla dayanamam/katlanamam -UITHOUDINGSVERMOGEN: h, dayanma gücü, metanet -UITHUILEN: f, gs, (huilde uit, h, uitgehuild) ağlayıp boşalmak, ağlaya ağlaya rahatlamak -UITHUIZIG: s, dışarı hayatını çok seven, eve girmeyen, evde pek bulunmayan, hij is erg - gece gündüz dışarıda, eve girmek bilmez -UITHUWELIJKEN: f, g, (huwelijkte uit, h, uitgehuwelijkt) evlendirmek, başgöz etmek, iki ayağını dört etmek -UITING: d, (- en) ifade, - geven aan zijn gevoelens hislerini ifade etmek, dile getirmek -UITJE: h (-s) gezinti imkanı, dışarı çıkma fırsatı -UITJOUWEN: f, g, (jouwde uit, h, uitgejouwd) yuhalamak -UITKEREN: f, g, (keerde uit, h, uitgekeerd) ödemek, tediye etmek, dividend - kâr payı ödemek, iemand geld - birine hakkı olan parayı ödemek -UITKERING: d, (- en) ödenek, (v, staking) grev ödeneği, (v, werklozen) işsizlik ödeneği, (bij ziekte) geçici işgörmezlik ödeneği -UITKERINGSGERECHTIGDE: d, (-n) (sosyal) ödeneğe hakkı olan kimse -UITKIENEN: f, g, (kiende, h, uitgekiend) üzerinde düşünmek, düşünüp bulmak/çıkarmak -UITKIEZEN: f, g, (koos uit, h, uitgekozen) seçmek, ayırmak, içinden seçmek, het mooiste - en iyisini seçmek -UITKIJK: op de - staan yolunu gözlemek, -UITKIJKEN: I f, gs, (keek uit, h, uitgekeken) 1 gözleriyle araştırmak, naar iemand - birinin gelip gelmediğine bakmak, gözleriyle aramak, 2 (uitzicht hebben op) manzarasını görmek, ons raam kijkt op het park uit penceremiz parkı görüyor, 3 (opletten) goed - iyi dikkat etmek, iyi bakmak, -! dikkat et! gözünün önüne bak! II g, zijn ogen - göz kesilmek, -UITKIJKPOST: d, (- en) gözetleme yeri, gözlem yeri, seyir yeri -UITKIJKTOREN: d, (-s) gözetleme yeri -UITKLEDEN: f, g, (kleedde uit, h, uitgekleed) 1 soymak, een kind - çocuğu soymak, elbiselerini çıkartmak, 2 fig/mec iemand tot op het hemd - birini soyup soğana çevirmek, 3 zich - soyunmak, çıplanmak -UITKLOPPEN: f, g, (klopte uit, h, uitgeklopt) çırpmak, vurarak temizlemek, vurarak tozunu almak, een tapijt - halı çırpmak -UITKNIJPEN: I f, g, (kneep uit, h, uitgeknepen) sıkıp çıkarmak, een puistje - sivilceyi sıkıp çıkarmak, iemand - birini sömürmek, II gs, (- -, is -) ertussen - sıvışmak, -UITKNIPPEN: f, g, (knipte uit, h, uitgeknipt) 1 kesip almak, kesmek, 2 (knippend vormen) keserek yapmak, -UITKOMEN: f, gs (kwam uit, is uitgekomen) 1 (ergens uit komen) dışarı çıkmak, 2 (verschijnen) yayımlanmak, çıkmak, wanneer zal je boek -? kitabın ne zaman çıkacak? 3 sürmek, açmak, tomurcuklanmak, de rozen komen uit güller açıyor, 4 (uit het ei komen, civciv) çıkmak, 5 ergens - bir şeye çözüm bulmak, bir şeyin içinden çıkmak, bir şeyi çözmek, ergens voor - bir şeyi dürüstçe kabul etmek, itiraf etmek, ik kom er eerlijk voor uit dat...itiraf etmeliyim ki... 6 (ontdekt worden) ortaya çıkmak, çözülmek, keşfedilmek, gün ışığına çıkmak, bilinmek, 7 (zich vertonen) görünmek, 8 (rondkomen) geçinmek, ucunu kulağına getirmek, idare etmek, niet met zijn salaris maaşıyla geçinememek, 9 (afsteken) fark edilmek, tezat teşkil etmek, göze çarpmak, - tegen -(y)a/e karşı göze çarpmak, -(y)a/e karşı tezat teşkil etmek, 10 (gelegen komen) uymak, uygun gelmek, dat komt goed uit! iyi ya! isabet! het komt mij niet goed uit bana uygun gelmiyor, als het je goed uitkomt sana uygunsa, ll (spelen) oynamak, başlamak, -UITKOMST: d, (- en) 1 sonuç, netice, 2 (v, som) yekün, toplam, tutar, (v, deling) bölüm, 3 (redding) yardım, çare, çözüm, -UITKOPEN: f, g, (kocht uit, h, uitgekocht) parayla kurtarmak, (kopen) satın almak, aandeelhouders - hissedarın hisselerini satın almak -UITKRABBEN: f, g, (krabde uit, h, uitgekrabd) kazıyıp çıkarmak -UITKRAMEN: f, g, (kraamde uit, h, uitgekraamd) onzin - saçmalamak, -UITKRIJGEN: f, g, (kreeg uit, h, uitgekregen) 1 (uitdoen) zorla çıkarmak, zijn schoenen - ayakkabılarını zorla çıkarmak, 2 het boek niet kunnen - kitabı bitirememek, sonunu okuyamamak -UITLAAT: d, (...laten) egzos, -UITLAATGAS: h, (- sen) egzos gazı, çürük gaz -UITLAATKLEP: d, (- pen) 1 boşaltma/egzos vanası, 2 fig/mec boşalma aracı, muziek is een - voor haar müzik onun için bir boşalma aracıdır, -UITLACHEN: I f, g, (lachte uit, h, uitgelachen) iemand in het gezicht - gülerek biriyle alay etmek, II gs,(-, is -) gülmeye son vermek -UITLADEN: f, g, (laadde uit, h, uitgeladen) boşaltmak, (yükünü) indirmek, -UITLATEN: f, g, (liet uit, h, uitgelaten) 1 (naar buiten laten) geçirmek, dışan çıkarmak: iemand - birine kapıyı göstermek, birini kapıya kadar geçirmek, 2 (v, dieren) dışarı çıkarmak, 3 zich over iets - bir şey hakkında konuşmak, düşüncesini belirtmek, 4 (niet aansteken) açmamak, kapalı bırakmak -UITLATING: d, (- en) ifade, söz -UITLEENBIBLIOTHEEK: d, (...theken) ödünç kitap veren kütüphane -UITLEG: d, açıklama, izah, - geven açıklama yapmak -UITLEGGEN: f, g, (legde uit, h, uitgelegd) 1 (verklaren) açıklamak, izah etmek, yorumlamak, dromen - rüya yorumlamak, ten kwade - kötüye yormak, 2 (groter maken) büyütmek, genişletmek -UITLEKKEN: f, gs, (lekte uit, is uitgelekt) fig/mec (dışarı) sızmak -UITLENEN: f, g, (leende uit, h, uitgeleend) ödünç vermek, geçiçi olarak vermek, een boek - kitap ödünç vermek -UITLEVEREN: f, g, (leverde uit, h, uitgeleverd) teslim etmek, een gevangene - tutukluyu ülkesine teslim etmek, iade etmek -UITLEVERING: d, (- en) suçlu iadesi -UITLEVERINGSVERDRAG: h, (- en) suçlu iade anlaşması -UITLEZEN: f, g, (las uit, h, uitgelezen) 1 (ten einde lezen) hepsini okumak, 2 (klaar zijn met lezen) okumayı bitirmek -UITLICHTEN: f, g, (lichtte uit, h, uitgelicht) - dan/den almak, çıkarmak, kaldırıp almak, -UITLOKKEN: f, g, (lokte uit, h, uitgelokt) meydan vermek, sebep olmak, neden olmak, (provoceren) kışkırtmak, teşvik etmek -UITLOOP: d, (,, lopen) ( v, water) ağız, çıkış yeri, delik -UITLOPEN: f, gs, (liep uit, is uitgelopen) 1 (naar buiten lopen) dışarı gitmek, 2 (v, planten, uitspruiten) filiz sürmek, filizlenmek, tomurcuk açmak, dal budak salmak, 3 (eindigen) bitmek, son bulmak, sona ermek, in een punt - bir noktada bitmek, de weg loopt op het plein uit yol meydanda bitiyor, 4 (leiden tot) op iets - -(y)a/e dönüşmek, ile sonuçlanmak, 5 (v, schepen) limandan çıkmak, limandan hareket etmek, 6 (langer worden) uzamak, uzun sürmek, de vergadering is uitgelopen toplantı uzadı, 7 (v, rivier) akmak, katılmak, karışmak, 8 (v, kleuren) solmak -UITLOPER: d, (-s) 1 (v, planten) yan filiz, sürgün, 2 (v, berg) dağburnu -UITLOTEN: f, g, (lootte uit, h, uitgeloot) 1 kura ile ayırmak/çıkarmak, 2 (door loting trekken) kura ile çekmek/seçmek -UITLOVEN: f, g, (loofde uit, h, uitgeloofd) (beloning, prijs) ödül koynıak, ödül vaat etmek -UITLUIDEN: f, g, (luidde uit, h, uitgeluid) (çan) çalıp sona erdirmek -UITMAKEN: f, g, (maakte uit, h, uitgemaakt) 1 (beslissen) kararlaştırmak, kesinlik kazandırmak, wie maakt hier de dienst uit? patron kim? dat moeten wij samen - beraber kararlaştırmalıyız, 2 (vormen) teşkil etmek, oluşturmak, 3 het met iemand - biri ile ilişkiyi bozmak, 4 (uitdoven) söndürmek, * dat maakt niets uit fark etmez, önemi yok, het maakt uit fark eder, önemi vardır, wat maakt dat uit? ne fark eder? ne önemi var? een uitgemaakte zaak kararlaştırılmış bir iş, iemand voor huichelaar - birine ikiyüzlü demek, ikiyüzlü olarak anmak, -UITMELKEN: (molk uit, h, uitgemolken) fig/mec iemand - birini sağmak/sömürmek, een onderwerp - bir konuda yazacak bir şey bırakmamak -UITMESTEN: f, g, (mestte uit, h, uitgemest) gübresini atmak, temizlemek, fig/mec pislikleri temizlemek -UITMETEN: f, g, (mat uit, h, uitgemeten) ölçmek, ölçüp belirlemek, adımlamak, arşınlamak, een terrein - bir sahayı ölçmek, iets breed - bir şeyi abartarak söylemek/anlatmak, breed uitgemeten krijgen paylanmak -UITMIKKEN: (mikte uit, h, uitgemikt) 1 (handig regelen) yoluna koymak, halletmek, 2 (afpassen) tam olarak ölçmek, tam miktarı/zamanı belirlemek -UITMONDEN: f, gs, (mondde uit, is uitgemond) 1 dökülmek, 2 fig/mec sonuca varmak, -(y)a/e çıkmak, ile sonuçlanmak -UITMONSTEREN: f, g, (monsterde uit, h, uitgemonsterd) 1 (tooien) süslemek, 2 (uitrusten met) donatmak, teçhiz etmek, 3 (v, kleding) süslemek, işlemek, zich - süslenmek -UITMONSTERING: d, (- en) 1 süs, (gekke kleren) garip giysi, 2 (op uniform) garnitür -UITMOORDEN: f, g, (nıoordde uit, h, uitgemoord) kırıp geçirmek, katletmek, yok etmek, imha etmek, (hepsini) öldürmek -UITMUNTEND: s, z, seçkin, güzide, üstün, mükemmel -UITNEEMBAAR: s, sökülür -UITNEMEN: f, g, (nam uit, h, uitgenomen) (bir şeyden) çıkarmak, almak -UITNODIGEN: f, g, (nodigde uit, h, uitgenodigd) davet etmek, çağırmak, volkst/hd buyur etmek, - op (voor) -(y)a/e (için) davet etmek -UITNODIGING: d, (- en) davet, çağrı, davetiye, op - van - nin daveti üzerine, - nin çağrısı üzerine, dit is een - om/voor ... için/-(y)e bir davettir, bu bir ...... için/ -(y)e çanak tutmaktır, -UITOEFENEN: f, g, (oefende uit, h, uitgeoefend) 1 (meslek olarak) yapmak, ifa etmek, een kunst - sanat icra etmek, sanatla uğraşmak, 2 invloed - op iemand biri üzerinde etki yapmak, kritiek - eleştiri yapmak, het recht - bir hakkı kullanmak, -UITPAKKEN: I f, g, (pakte uit, h, uitgepakt) açmak, açıp çıkarmak, het kado - hediyeyi açmak, koffers - valizleri açmak, açıp boşaltmak, II gs, (-, is -) (aflopen) bitmek, sonuçlanmak, goed - iyi sonuçlanmak, (-, h, -) tegen iemand - birine çıkışmak -UITPERSEN: f, g, (perste uit, h, uitgeperst) sıkıp suyunu çıkarmak, sıkıp suyunu boşaltmak, sıkıp akıtmak -UITPIKKEN: f, g, (pikte uit, h, uitgepikt) 1 gagalayıp çıkarmak, 2 (plat/argo) seçmek, ayırmak -UITPLUIZEN: f, g, (ploos uit, h, uitgeplozen) 1 tiftiklemek, tiftik tiftik ditmek, 2 fig/mec incelemek, ince eleyip sıkı dokumak -UITPRATEN: f,gs, (praatte uit, is uitgepraat) 1 söyleyeceğini söylemek, sözünü bitirmek, laat hem - bırak konuşsun, bırak konuşmasını bitirsin, uitgepraat zijn söyleyecek başka bir sözü kalmamak, 2 (- -, h, -) (ruzie enz,) konuşup halletmek, konuşarak bir çözünı bulmak, de zaak - işi/meseleyi konuşup halletmek -UITPUFTEN: f, gs, (pufte uit, h, uitgepuft) nefes almak, dinlennıek -UITPUILEN: f, gs, (puilde uit, h/is uitgepuild) dışarı çıkıntı yapmak, dışarı çıkmak, dışarı fırlamak -UITPUILEND: s, - ogen dışarı fırlamış gözler -UITPUTTEN: f, g, (putte uit, h, uitgeput) 1 iets - tüketmek, bitirmek, mijn kas is uitgeput param suyunu çekti, 2 iemand - birini yormak, bitkin düşürmek, iemands geduld (kracht) - birinin sabrını (gücünü) tüketmek -UITPUTTING: d, (- en) bitkinlik, yorgunluk, -UITPUTTINGSSLAG: d, (- en) 1 (gevecht) tüketme mücadelesi, bitkin düşürme mücadelesi, 2 fig/mec bitkin düşürücü meşguliyet -UITRANGEREN: f, g, (rangeerde uit, h, uitgerangeerd) kadro dışı bırakmak, kızağa almak -UITRAZEN: f, gs, (raasde uit, is uitgeraasd) hıncını almak, öfkesini almak, sükunet bulmak, hafiflemek, de storm is uitgeraasd rüzgâr hıncını aldı -UITREIKEN: f, g, (reikte uit, h, uitgereikt) dağıtmak, vermek, prijzen - ödülleri dağıtmak -UITREIS: d, (...reizen) çıkış, yurt dışı gezisi, yurt dışına çıkış -UITREISVISUM: h, (- s, ...visa) yurt dışına çıkış vizesi -UITREKENEN: f, g, (rekende uit, h, uitgerekend) 1 hesaplayıp bulmak, 2 dat had je wel op je vingers kunnen - bunu bilmeliydin, bunu (önceden) görmeliydin -UITREKKEN: I f, g, (rekte uit, h, uitgerekt) çekip uzatmak, çekip genişletmek, zich - gerinmek, uzanmak, bedenini germek, II gs, (-, is -) uzamak, (breder) genişlemek -UITRICHTEN: f, g, (richtte uit, h, uitgericht) yapmak -UITRIJDEN: f, gs, (reed uit, h/is uitgereden) sürüp gitmek -UITRIT: d, (- ten) çıkış yeri, terk yeri, çıkış kapısı -UITROEIEN: f, g, (roeide uit, h, uitgeroeid) 1 (ontwortelen) kökünü temizlemek, kökünü ayıklamak, 2 fig/mec kökünü kurutmak, köküne kibrit suyu dökmek, yok etmek, fig/mec met wortel en tak - dalıyla budağıyle yok etmek, kökünü kazımak -UITROEP: d, (- en) ünlem, bağırış, haykırış -UITROEPEN: f, g, (riep uit, h, uitgeroepen) 1 iets - bir şey bağırmak, haykırmak, 2 (afkondigen) duyurmak, ilan etmek, de staking - grev ilan etmek, 3 iemand tot voetballer van het jaar - birini yılın futbolcusu ilan etmek, -UITROEPTEKEN: h, (-s) ünlem işareti -UITROKEN: f, g, (rookte uit, h, uitgerookt) (door rook zuiveren) dumanla temizlemek -UITRUKKEN: I f g, (rukte uit, h, uitgerukt) sökmek, söküp çıkarmak, yolmak, bomen - ağaç sökmek, II gs, (-, ıs -) yola çıkmak, hareket etmek, yola koyulmak, ruk uit! kaybol! çekil git! -UITRUSTEN: I f, gs, (rustte uit, h/is uitgerust) dinlenmek, yorgunluğunu atmak, istirahat etmek, ik ben nu helemaal uitgerust iyice dinlendim, tüy gibi hafifledim II f, g, (rustte uit, h, uitgerust) - met ile gerekeni sağlamak, ile teçhiz etmek, donatmak, een schip - gemiyi teçhiz etmek -UITRUSTING: d, mil/ask scheep/den 1 teçhiz, donanım, 2 (- en) (het nodige) donatı, teçhizat, malzeme -UITSCHAKELEN: f, g, (schakelde uit, h, uitgeschakeld) 1 elek, devreyi kesmek, kapatmak, 2 fig/mec devre dışı bırakmak, kadro dışı bırakmak, dışta bırakmak, iemand - birini devre dışı bırakmak -UITSCHATEREN: f, g, (schaterde uit, h uitgeschaterd) kıkır kıkır gülmek, het - gülmekten çatlamak -UITSCHEIDEN: I f, gs, (scheidde uit, is uitgescheiden) 1 ara vermek, (geçici olarak) devam etmemek, durmak, 2 scheı uit! dur! yapma! II f, g, (scheidde uit, h, uitgescheiden) (vücuttan) atmak, dışarı çıkarmak, salgılmak, atmak -UITSCHELDEN: f, g, (schold uit, h, uitgescholden) sövüp saymak, küfür etmek, iemand - voor leugenaar birine yalancı demek -UITSCHIETEN: I f, g, (schoot uit, h, uitgeschoten) ateş edip çıkarmak, iemand een oog - birinin ateş edip gözünü çıkarmak, II gs (-, is -) (glijden) kaymak, kayıvermek, het mes schoot uit bıçak elimden kaydı, mijn hand schoot uit elim kaydı -UITSCHIETER: d, (-s) normalden sapan şey -UITSCHOT: h, (- ten) 1 ıskarta şey, bozuk eşya, döküntü, en kötü mal, (v, persoon) döküntü, ayaktakımı -UITSCHRAPPEN: f, g, (schrapte uit, h, uitgeschrapt) çizmek, atmak, bir kalemde silmek, iptal etmek -UITSCHREEUWEN: f, g, (schreeuwde uit, h, uitgeschreeuwd) bas bas bağırmak, bangır bangır bağırmak, zij schreeuwde het uit van pijn acıdan bangır bangır bağırmak -UITSCHRIJVEN: f, g, (schreef uit, h, uitgeschreven) 1 (afschrijven) yazıp bitirmek, sonuna kadar yazmak, 2 een prijsvraag - ödül koymak, 3 (bijeenroepen) çağırmak, davet etmek, een vergadering - toplantıya çağırmak, zich - (kayıttan) kendini sildirmek, kayıttan düşürmek -UITSCHUDDEN: f, g, (schudde uit, h, uitgeschud) 1 silkeleyip boşaltmak, 2 (uitslaan) silkeleye silkeleye temizlemek -UITSCHUIFBAAR: s, sürmeli, geçmeli, iç içe giren -UITSCHUIFTAFEL: d, (-s) sürmeli masa, iç içe girmeli masa, geçmeli masa -UITSCHUIVEN: (schoof uit, h, uitgeschoven) 1 (naar buiten schuiven) dışarı çekmek, kaydırmak, 2 (v, tafel enz,) dışarı çekerek büyütmek -UITSLAAN: I f, g, (sloeg uit, h, uitgeslagen) 1 vurarak temizlemek, kleren - elbiseyi vurarak temizlemek, het tapijt - halıyı vurarak temizlemek, 2 (openvouwen) açmak, yaymak, germek, de vleugels - a) kanatları açmak, fig/mec b) bağımsızlaşmak, 3 vuile taal - kötü dil kullanmak, açık saçık konuşmak, 4 (door slaan losmaken) vurup gevşetmek, oynatmak, çıkarmak, kırmak, iemand de tanden uit de mond slaan birinin dişini kırmak, 5 onzin - saçmalamak, II gs, (-, is -) 1 de vlammen slaan uit alevler dışarı çıkıyor, 2 de muren slaan uit duvarlar nemleniyor, -UITSLAG: d, 1 (schimmel) küf, 2 (- en) (resultaat) sonuç, netice, 3 (vlekjes) leke, kızartı -UITSLAPEN: f, g, (sliep uit, h/is uitgeslapen) uykuyu almak, dinlenene kadar uyumak -UITSLOVEN: f, (sloofde zich uit, h, zich uitgesloofd) zich - aan teri dökmek, çok uğraşmak, didinmek -UITSLOVER: d, (-s) hırslı hamarat -UITSLUITEN: f, g, (sloot uit, h, uitgesloten) 1 dışarıda bırakmak, içeri almamak, 2 dat is uitgesloten olanaksızdır, olmaz, 3 sp, müsaade edilmemek, katılmasına müsaade etmemek, boykot etmek, -UITSLUITEND: s, z, yalnız, sadece, sırf, tek, - e vertegenwoordiging tek temsilcilik -UITSLUITING: d, (- en) 1 hariç, bij - yalnız, münhasıran, met - van - nin dışında, - dan/den hariç, müstesna, 2 (werknemers) lokavt -UITSLUITSEL: h, (-s) kati cevap, kesin cevap, - geven kesin cevap vermek -UITSMEREN: f, g, (smeerde uit, h, uitgesmeerd) 1 sürerek yaymak, 2 fig/mec (v, geld, werk) bölüştürmek, taksim etmek, de kosten over enige jaren - masrafları birkaç yıla taksim etmek, -UITSMIJTEN: f, g, (smeet uit, h, uitgesmeten) dışarı atmak, iemand de deur - birini kapı dışarı etmek, yaka paça dışarı atmak -UITSMIJTER: d, (-s) 1 (persoon) kahve fedayisi, gazino fedayisi, 2 etli yumurtalı ekmek -UITSNIJDEN: f, g, (sneed uit, h, uitgesneden) 1 kesip almak, 2 (graveren) oymak -UITSPANNEN: f, g, (spande uit, h, uitgespannen) 1 germek, sermek, açmak, yaymak, 2 (uit het tuig) koşumdan çıkarmak -UITSPANNING: d, (- en) (ana yol üzerinde, dinlenme yerinde) uğrak lokantası, (cafe) çay bahçesi, -UITSPANSEL: h, gök, gökkubbe -UITSPAREN: f, g, (spaarde uit, h, uitgespaard) 1 (besparen) tasarruf etmek, biriktirmek, bir kenara koymak, 2 (niet invullen) boş bırakmak, yer bırakmak, boyamamak -UITSPATTING: d, (- en) uçarılık, taşkınlık, züppelik -UITSPELEN: f, g, (speelde uit, h, uitgespeeld) 1 (ten einde spelen) sonuna kadar oynamak, oyunu bitirmek, 2 zijn troef - kozunu atmak, kozunu oynamak, 3 tegen elkaar - birbirine karşı kullanmak -UITSPOELEN: f, g, (spoelde uit, h, uitgespoeld) çalkamak, çalkalamak, çalkalayıp temizlemek -UITSPOKEN: f, g, (spookte uit, h, uitgespookt) halt karıştırmak, yasak bir şey yapmak, wat spookje daar uit? orada ne halt karıştırıyorsun? -UITSPRAAK: d, (...spraken) 1 (v, taal) söyleyiş, telaffuz, 2 jur/huk karar, hüküm, 3 (uiting) görüş, düşünce, fikir -UITSPREIDEN: f, g, (spreidde uit, h, uitgespreid) sermek, yaymak, açmak -UITSPREKEN: f, g, (sprak uit, h, uitgesproken) 1 söylemek, telaffuz etmek, 2 (bekendmaken) een vonnis - kararı açıklamak, 3 zich - over hakkında görüşünü bildirmek, II gs, (-, is -) (ten einde spreken) sonuna kadar konuşmak, konuşmayı bitirmek, laat me - (bırak) konuşmamı bitireyim -UITSPRINGEN: f, gs, (sprong uit, h, uitgesprongen) (vooruitsteken) dışarı uzanmak/çıkmak, çıkıntı teşkil etmek, çıkıntı yapmak -UITSPRUITEN: f, gs, (sproot uit, is uitgesproten) yerden filiz sürmek -UITSPUWEN: f, g, (spuwde uit, h, uitgespuwd) tükürüp çıkarmak, tükürmek -UITSTAAN: f, g, (stond uit, h, uitgestaan) 1 (dulden) çekmek, katlanmak, dayanmak, pijn - acı çekmek, angst - korku çekmek, korku içinde olmak, hitte kunnen - sıcağa dayanmak, iemand/iets niet kunnen - birine/bir şeye katlanamamak, 2 uit te staan hebben met ile ilişkisi olmak, ik heb niets met hem uit te staan onunla bir ilişkim yok, onunla bir alışverişim yok, II gs, faizde olmak, tegen 5% - yüzde beşe faizde olmak, -UITSTAAND: s, - e schuld tahsil edilecek borç -UITSTALKAST: d, (- en) vitrin -UITSTALLEN: f, g, (stalde uit, h, uitgestald) satış için sergilemek, vitrinlemek, teşhir etmek -UITSTALLING: d, (- en) vitrin eşyası -UITSTAPJE: h, (-s) kısa eğlenti gezisi, - s maken gezi yapmak -UITSTAPPEN: f, gs, (stapte uit, is uitgestapt) - dan/den inmek, çıkmak -UITSTEDIG: s, (geçici olarak) şehir dışında -UITSTEEKSEL: h, (-s) çıkıntı, tümsek, yumru -UITSTEK: h, (- ken) bij- fevkâlade, harika, mükemmel, her şeyden önce, en üstün bir şekilde, bij- geschikt zijn fevkâlade uygun olmak, -UITSTEKEN: f, g, (stak uit, h, uitgestoken) 1 uzatmak, germek, yaymak, zijn armen - kollarını uzatmak, zijn tong - dilini uzatmak, dilini çıkarmak, 2 ergens geen hand naar - bir şeye el uzatmamak, yapmak istememek, 3 fig/mec iemands ogen - birini kıskandırmak -UITSTEKEND: I s, z, (voortreffelijk) mükemmel, harika, fevkalade, şabane II s, (uitspringend) çıkıntılı -UITSTEL: h, erteleme, tehir, - is geen afstel erteleme, yapmamak anlamına gelmez, - van executie kaçınılmaz bir sorunu erteleme, van - komt afstel bir şeyi ertelemek onu yapmamak demektir, bugünün işini yarına bırakma! -UITSTELLEN: f, g, (stelde uit, h, uitgesteld) ertelemek, tehir etmek, geciktirmek, stel niet uit tot morgen, wat je heden kunt bezorgen bugünün işini yarına bırakma, -UITSTERVEN: f, gs, (stierf uit, is uitgestorven) nesli tükenmek -UITSTIJGEN: f, gs, (steeg uit, is uitgestegen) 1 (uitstappen) - dan/den inmek, 2 boven iemand - birini gölgede bırakmak, birinden üstün olmak -UITSTIPPELEN: f, g, (stippelde uit, h, uitgestippeld) genel hatlarıyla göstermek, taslağını göstermek -UITSTOELEN: f, gs, (stoelde uit, is uitgestoeld) yeni filiz vermek -UITSTOOT: d, (afvalstoffen) fabrika artığı/çöpü -UITSTORTEN: f, g, (stortte uit, h, uitgestort) fig/mec dökmek, boşaltmak, açmak, zijn hart bij iemand - birine içini dökmek, birine dert yanmak -UITSTOTEN: f, g, (stootte uit, h, uitgestoot) (uit een gemeenschap) çıkarmak, ihraç etmek, sürmek -UITSTRALEN: f, g, (straalde uit, h, uitgestraald) (ışın vb,) yaymak, saçmak, de zon straalt licht en warmte uit güneş ısı ve ışık saçar -UITSTRALING: d, etkileme gücü -UITSTREKKEN: f, g, (strekte uit, h, uitgestrekt) 1 açmak, uzatmak, yaymak, 2 zich op de grond - yere serilmek, yere uzanmak, 3 zich - tot -(y)a/e (kadar) uzanmak, yayılmak, gitmek, dit strekt zich ook uit tot ...için de geçerlidir -UITSTRIJKEN: f, g, (streek uit, h, uitgestreken) (uitsmeren) sürmek, sürerek yaymak -UITSTRIJKJE: h, (-s) tahlil salgısı/kanı -UITSTROMEN: f, gs, (stroomde uit, is uitgestroomd) dışarı akmak, (v, gas) dışarı kaçmak -UITSTROOIEN: f, g, (strooide uit, h, uitgestrooid) saçarak yaymak, fig/mec yaymak -UITSTULPEN: f, gs, (stulpte uit, h, uitgestulpt) bel vermek, çıkıntı yapmak -UITSTUREN: f, g, (stuurde uit, h, uitgestuurd) (bir şey) yapmaya göndermek, iemand op iets - birini bir şeye göndermek, -UITTEKENEN: f, g, (tekende uit, h, uitgetekend) çizmek, çizip resmetmek, -UITTELLEN: f, g, (telde uit, h, uitgeteld) 1 (v, bokser) nakavtı saymak, 10a kadar saymak, 2 (v, zwangere vrouw) doğum gününü hesaplamak -UITTESTEN: f, g, (testte uit, h, uitgetest) denemek, çalışmasını kontrol etmek -UITTOCHT: d, (- en) toplu çıkış, toplu hareket -UITTRAP: d, (- pen) sp, kaleci vuruşu -UITTRAPPEN: f, g, (trapte uit, h, uitgetrapt) 1 vuur - ateşi basarak söndürmek, 2 (trappend verwijderen) tepip uzaklaştırmak, 3 sp, kaleci vuruşu yapmak -UITTREDEN: f, gs, (trad uit, h/is uitgetreden) (het ambt verlaten) çekilmek, ayrılmak, istifa etmek -UITTREKKEN: I f, g, (trok uit, h, uitgetrokken) 1 (kleding) çıkarmak, schoenen - ayakkabıları çıkarmak, 2 (tanden) çekmek, 3 (door trekken langer maken) çekip uzatmak, 4 veel geld/tijd voor iets - bir şeye çok para/zaman ayırmak, II gs, (-, is -) 1 dışarı gitmek, şehir dışına çıkmak, 2 -! soyun! -UITTREKSEL: h, (-s) 1 (v, boek) özet, 2 (v, bevolkingsregister) (nüfus) ilmühaberi, hal kağıdı -UITTREKTAFEL: d, (-s) sürmeli masa, geçmeli masa, -UITVAAGSEL: h, (-s) fig/mec ayaktakımı -UITVAARDIGEN: f, g, (vaardigde uit, h, uitgevaardigd) (bevel enz,) bildirmek çıkarmak, yürürlüğe koymak -UITVAART: d, (- en) (uitvaartdienst) cenaze töreni, defin -UITVAARTDIENST: d, (- en) cenaze töreni, defin -UITVAL: d, (- len) 1 mil/ask ani hücum, huruç, 2 (schermkunst) hamle, 3 (v, haar) döküntü, -UITVALLEN: f, gs, (viel uit, is uitgevallen) 1 (v, haren, veren) dökülmek, mijn haren vallen uit saçlarım dökülüyor, 2 (wegvallen) çıkarılmak, çıkmak, ayrılmak, devam edememek, iptal olmak, (sakata, çürüğe) ayrılmak, er zijn twee arbeiders uitgevallen iki işçi iptal edildi, er is een bus uitgevallen bir otobüs iptal edildi, gelmedi, 3 kesilmek, durmak, de radio is uitgevallen radyo aniden kesildi, het licht is uitgevallen ışık aniden kesildi, 4 mil/ask ani hücum etmek, 5 (gebeuren) olmak, sonuçlanmak, bitmek, goed- iyi sonuçlanmak, 6 (uitvaren) tegen iemand - birine çok bağırıp çağırmak, birine çıkışmak -UITVALLER: d, (-s) arkada kalan kimse -UITVALSPOORT: d, (- en) mil/ask çıkış kapısı -UITVALSWEG: d, (- en) şehir/merkezden çıkış yolu -UITVAREN: f, gs, (voer uit, h/is uitgevaren) (limandan) ayrılmak, denize açılmak, tegen iemand - birine bağırıp çağırmak -UITVECHTEN: f, g, (vocht uit, h, uitgevochten) dövüşerek halletmek, dat moeten jullie - kendiniz halledin -UITVEGEN: f, g, (veegde uit, h, uitgeveegd) 1 (door vegen reinigen) süpürüp temizlemek, süpürmek, 2 (wissen) silmek, silip yok etmek, 3 fig/mec iemand de mantel - birini paylamak, birine çıkışmak, birini pataklamak -UITVERGROTEN: f, g, (vergrootte uit, h, uitvergroot) büyütmek -UITVERKIEZING: d, yazgı, takdiri ilahi -UITVERKOCHT: s, bitmiş, tükenmiş, kalmamış, dat artikel is - o mal bitmiş -UITVERKOOP: d, (...kopen) tasfiye satışı -UITVERKOREN: s, seçkin, sevilen, güzide -UITVINDEN: f, g, (vond uit, h, uitgevonden) icat etmek, bulmak -UITVINDER: d, (-s) buluş yapan, mucit -UITVINDING: d, (- en) buluş, een - doen buluş yapmak -UITVISSEN: f, g, (viste uit, h, uitgevist) araştırıp bulmak, sorup soruşturrnak -UITVLAKKEN: f, g, (vlakte uit, h, uitgevlakt) dat moet je niet - onu göz ardı edemezsin, yabana atılacak cinsten değil -UITVLIEGEN: f, gs, (vloog uit, is uitgevlogen)dışan uçmak, uçup gitmek, (van vogels) yuvadan uçmak, yuvayı terk etmek -UITVLOEIEN: f, gs, (vloeide uit, is uitgevloeid) 1 dışarı akmak, akıp gitmek, 2 (zich verspreiden) akıp yayılmak -UITVLOEISEL: h, (- s, - en) sonuç, netice, een - van de nieuwe maatregelen yeni önlemin sonucu -UITVLOEKEN: f, g, (vloekte uit, h, uitgevloekt) küfür etmek, sövmek, döşenmek, kayışlamak -UITVLOOIEN: f, gs, (vlooide uit, h, uitgevlooid) akıp yayılmak, (stromen) akmak -UITVLUCHT: d, (- en) kaçamak yolu, bahane, uyduruk, - en zoeken kaçamak yolu aramak -UITVOER: d (- en) 1 ihracat, dışsatım, 2 (uitvoering) icra, ten - brengen icra etmek, yapmak, ifa etmek, yerine getirrnek, bir şeyi hayata geçirrnek -UITVOERARTIKEL: h, (- en, - s) ihraç malı -UITVOERBAAR: s, gerçekleşebilir, yapılır, icrası mümkün -UITVOERDER: d, (-s) 1 (v, plan) icracı, yerine getiren, 2 (v, bouwwerk) inşaat kalfası -UITVOEREN: f, g, (voerde uit, h, uitgevoerd) 1 hand/tic ihraç etmek, dış ülkeye satmak, 2 (verrichten) yapmak, icra etmek, ifa etmek, yerine getirrnek, (in praktijk brengen) hayata geçirrnek, een muziekstuk - müzik icra etmek, müzik çalmak, bevelen - emri yerine getirrnek, wat voer jij daar uit? ne yapıyorsun orada? het - de comite yürütme komitesi, de - de raad yürütme konseyı -UITVOERHANDEL: d, ihracatçılık, dışsatımcılık, -UITVOERHAVEN: d, (-s) ihracat limanı -UITVOERIG: s, z, ayrıntılı, detaylı, geniş, genişlemesine -UITVOERING: d, (- en) 1 (v, besluit) ifa, yerine getirme, icra, 2 (v, toneelstuk) gösteri -UITVOERRECHTEN: d, mv/çoğ ihracat vergisi -UITVOERVERBOD: h, (- en) ihracat yasağı -UITVOERVERGUNNING: d, (- en) dışsatım belgesi, ihracat ruhsatı -UITVOGELEN: f, g, (vogelde uit, h, uitgevogeld) spreekt/kd aslına ermek, düşünüp bulmak, araştırıp öğrenmek -UITVRAGEN: f, g, (vroeg/vraagde uit, h, uitgevraagd) iemand - birini sorguya çekmek, birine sorup öğrenmeye çalışmak, ik heb uitgevraagd sorumu bitirdim, başka sorum yok -UITVRETEN: f, g, (vrat uit, h, uitgevreten) 1 (uithijten) aşındırmak, yemek, çürütmek, 2 (leven op kosten van) sırtından geçinmek -UITVRETER: d, (-s) beleşçi, parazit, kene -UITWAS: d, h, (- sen) yumru, şiş, ur, fig/mec kambur, - sen van het kapitalisme kapitalizmin kamburları -UITWASEMEN: f, gs, (wasemde uit, h, uitgewasemd) buhar halinde çıkmak, buharlaşıp yükselmek, buharlaşmak -UITWASEMING: d (- en) buhar, buğu -UITWASSEN: f, g, (waste uit, h, uitgewassen) yıkayıp temizlemek -UITWATEREN: f, gs, (waterde uit, h, uitgewaterd) - in -(y)a/e akmak, dökülmek -UITWEDSTRIJD: d, (- en) sp, deplasman maçı -UITWEG: d, (- en) çıkış yolu, kaçamak yol, fig/mec çare, çıkar yol, hal çaresi -UITWEIDEN: f, gs, (weidde uit, h, uitgeweid) fig/mec - over üzerinde etraflıca konuşmak, lafı uzatmak -UITWEIDING: d, (- en) lafı uzatma, konudan sapma, laf salatası -UITWENDIG: s, z, 1 harici, dış, dıştan, dışta olan, geneesmiddelen voor - gebruik hariçten kullanılan ilaçlar, 2 dışardan gelen, dış, inwendige en - oorzaken iç ve dış nedenler, 3 (v, buiten) dış taraftan, het - oor dış kulak, -UITWERKEN: I f, g, (werkte uit, h, uitgewerkt) tamamlarnak, son şeklini vermek, ayrıntılarına inip hazırlamak, een plan - planı özenle hazırlamak, mükemmelleştirmek, II gs, (-, is -) uitgewerkt zijn etkisi geçmek, etkisini yitirmek, dat geneesmiddel is uitgewerkt ilaç etkisini yitirdi, -UITWERKING: d, (- en) (invloed) etki, tesir, geen - hebben etkisi olmarnak, etkisiz olmak -UITWERPEN: f, g, (wierp uit, h, uitgeworpen) 1dışarı atmak, dışarı fırlatmak, (lava) püskürtmek, 2 (anker, net) atmak -UITWERPSELEN: d, mv/çoğ dışkı, bok, pislik, (v, dieren) gübre, fışkı, bok, pislik -UITWIJKEN: f, gs, (week uit, is uitgeweken) 1 sapmak, (uit de weg) kenara çekilmek, yol vermek, naar rechts - sağa çekilmek, - voor için yol açmak, -(y)a/e yol verrnek, 2 (uit het land) ülkeden gitmek, göç etmek, ülkeyi terk etmek -UITWIJZEN: f, g, (wees uit, h, uitgewezen) 1 göstermek, belirlemek, de tijd zal het - zaman gösterecek, (beslissen) kararlaştırmak, 2 (over de grens zetten) sınır dışı etmek, yurt dışı etmek, sürmek, sürgün etmek, sürgüne göndermek -UITWISSELEN: f, g, (wisselde uit, h, uitgewisseld) mübadele etmek, değiştirmek, değiş tokuş etmek, gedachten - düşünce alışverişinde bulunmak, fikir teatisi yapmak -UITWISSELING: d, (- en) değiş tokuş, alışveriş, culturele - kültür alışverişi -UITWISSEN: f, g, (wiste uit, h, uitgewist) silmek, silip yok etmek, fig/mec silip götürmek, unutturrnak, sünger çekmek, -UITWOEDEN: f, gs, (woedde uit, h/is uitgewoed) (firtma) yatışmak, dinmek, sakinleşmek -UITWONEND: s, gündüzlü, yatılı olmayan, een - e leerling gündüzlü öğrenci -UITWRIJVEN: f, g, (wreef uit, h, uitgewreven) sürterek temizlemek, ovarak temizlemek, zich de ogen - hayretten gözleri kamaşmak -UITWRINGEN: f, g, (wrong uit, h, uitgewrongen) burup suyunu çıkarmak, sıkıp suyunu atmak, sıkmak -UITWUIVEN: f, g, (wuifde uit, h, uitgewuifd) iemand - birini el sallayarak geçirmek, birini el sallayarak göndermek -UITZAAIEN: f, g, (zaaide uit, h, uitgezaaid) 1 saçmak, (tohum) atmak, 2 zich - med/tıb yayılmak, başka dokulara geçmek -UITZAAIING: d, (- en) med/tıb yayılma, metastaz -UITZENDBUREAU: h, (-s) geçici özel iş ve işçi bulma şirketi -UITZENDEN: f, g, (zond uit, h, uitgezonden) 1 görevli göndermek, iemand als consul - birini elçi olarak göndermek, 2 (door radio) yayımlamak, een concert - konser yayımlamak, 3 stralen - ışın yaymak -UITZENDING: d, (- en) yayım, radyo veya televizyon yayımı -UITZENDKRACHT: d, (- en) (özel iş ve işçi bulma şirketince görevlendirilen) geçici personel/işçi -UITZET: d, h, (- ten) (bij huwelijk) çeyiz, sandık eşyası, (v, kind) kırklık, çocuk çamaşırı -UITZETTEN: I f, g, (zette uit, h, uitgezet) 1 (radio, licht enz,) kapatmak, kapamak, 2 iemand het land - birini sınır dışı etmek, ülkeden çıkarmak, 3 (doen zwellen) şişirmek, 4 (vergroten) genişletmek, büyütmek, 5 (op interest) geld - faize para koymak, faize yatırmak, 6 (op zijn plaats) mil/ask nöbet yerine koymak, mevkine dikmek, II gs, (-, is -) genişlemek, büyümek, şişmek, door de warmte zetten de spoorrails uit sıcaktan demiryolları genişler, -UITZETTING: d, (- en) 1 sınırdışı etme, yurt dışı etme, ülkeden atma, 2 nat/fiz genleşme -UITZETTINGSBEVEL: h, (- en) yurt dışı emri -UITZICHT: h, (- en) 1 görüş, görüş sahası, iemand het - belemmeren birinin görüşünü engellemek, 2 manzara, een mooi - güzel bir manzara, 3 (kans, hoop) şans, imkan, ümit, - op bevordering hebben terfi şansı olmak, iemand iets in het - stellen birine birşeyde ümit vermek, birine birşey vaat etmek, -UITZIEKEN: f, g, (ziekte uit, h, uitgeziekt) tamamen iyileşmek -UITZIEN: I f, gs, (zag uit, h, uitgezien) 1 - naar aramak, bulmaya çalışmak, naar iemand - birine bakmak, birini aramak, 2 - op -(y)a/e bakmak, het balkon ziet uit op het park balkon parka bakıyor, 3 er - görünmek, er gezond - sağlıklı görünmek, hoe ziet het eruit? nasıl bir şey? neye benziyor? je ziet er niet goed uit a) güzel görünmüyorsun, b) iyi görünmüyorsun, het ziet eruit alsof,, (sanki) ...miş gibi görünüyor, het ziet eruit alsof het gaat sneeuwen kar yağacak gibi görünüyor -UITZINGEN: f, g, (zong uit, h, uitgezongen) het - met ile idare etmek, yetinmek, ik kan het nog wel een week - met mijn geld paramla daha bir hafta yetinebilirim/idare edebilirim, 2 (ten einde zingen) sonuna kadar şarkı söylemek, 3 (zingengd uiten) şarkıyla ifade etmek -UITZINNIG: s, z, çılgın, - van vreugde sevinçten çılgın -UITZITTEN: f, g, (zat uit, h, uitgezeten) zijn tijd - zamanını doldurmak, zijn straf - cezasını tamamen çekmek -UITZOEKEN: f, g, (zocht uit, h, uitgezocht) 1 (uitkiezen) seçmek, (beğenip) ayırmak, seçip almak, 2 (sorteren) ayıklamak, tasnif etmek, 3 (proberen te te weten komen) araştırmak, araştırıp öğrenmeye çalışmak, -UITZONDERING: d, (- en) istisna, ayrım, bij - nadiren, met - van ... müstesna olmak üzere, geen regel zonder - istisnalar kaideyi bozmaz, istisnasız kural olmaz, zonder- istisnasız, ayrım yapmaksızın -UITZONDERINGSGEVAL: h, (- len) istisnai hal, fevkalade hal -UITZONDERINGSTOESTAND: d, (- en) olağanüstü hal -UITZONDERINGSWET: d, (- ten) olağanüstü hal yasası -UITZONDERLIJK: s, z, olağanüstü, fevkalade, dikkate değer, hayret verici, - e maatregelen olağanüstü önlemler -UITZUIGEN: f, g, (zoog uit, h, uitgezogen) soğurmak, soğurup çekmek, emip çıkarmak, soğurup çıkarmak -UITZWAAIEN: f, g, (zwaaide uit, h, uitgezwaaid) iemand - birini el sallayarak geçirmek -UITZWERMEN: f, gs, (zwermde uit, is uitgezwermd) 1 sürü halinde uçuşmak, dağılmak, 2 mil/ask dağınık düzene geçmek -UITZWETEN: f, g, (zweeııe uit, h, uitgezweet) terleyip atmak -UK: d, (- ken) bebek, küçük çocuk, yumurcak -UK: afk/kıs United Kingdom Britanya Krallığı, Ingiltere -ULSTER: d, (-s) uzun palto -ULTIEM: s, son, nihai, en son -ULTIMARATIO: d, (ultimae rationes) son çare -ULTIMATUM: h, (-s) ültimatom -ULTIMO: z, son günde, ayın son gününde -ULTRACENTRIFUGE: d, ultrasantraviç -ULTRAVIOLET: s, ultraviyole, morötesi -UMLAUT: d, (- en) taalk/dilb ünlü değişimi -UNANIEM: s, z, oybirliği ile, ittifakla, - aangenomen oybirliği ile kabul edilmiş, -UNANIMITEIT: d, ittifak, oybirliği, -UNDERDOG: d, (-s) şamar oğlanı, devamlı haksızlığa uğrayan kimse -UNDERSTATEMENT: h, (-s) kasıtlı hafifseme ifadesi -U.N.E.S.C.O afk/kıs United Nations Educational, Scientific, and Cultural Organization Birleşmiş Milletler Bilimsel ve Kültürel Egitim Örgütü -UNFAIR: s, z, dürüst olmayan, adaletsiz, (niet sportief) sporcuya yaraşmayan/yakışmayan, een - e wedstrijd sporcuya yaraşmayan bir maç -U.N.I.C.E.F afk/kıs United Nations Childrens Emergency Fund Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu -UNICUM: h, (- s, ,,ca) türünde tek şey, emsalsiz şey -UNIE: d, (-s) birlik, ittihat -UNIEK: s, z, 1 tek, yegane, 2 (onvergelijkelijk) eşsiz, emsalsiz, tek, şahane -UNIFORM: I s, 1 (gelijkmatig) aynı tarzda, tamamen benzer, 2 (algemeen geldig) genel geçerli, değişmez II h, (- en) uniforma -UNIFORMITEIT: d, 1 aynılık, tam benzerlik, 2 (eentonigheid) yeknesaklık, tekdüzenlilik -UNIT: d, (-s) unite, birim, bölüm -UNITARIER: d, (-s) teslis doktirini kabul etmeyen kimse -UNIVERSEEL: s, z, evrensel, bütün doğayı içine alan, külli, umumi -UNIVERSITAIR: s, üniversiteye ait, üniversite ile ilgili -UNIVERSITEIT: d, (- en) üniversite, open - açık üniversite -UNIVERSITEITSBIBLIOTHEEK: d, (...theken) üniversite kütüphanesi -UNIVERSITEITSGEBOUW: h, (- en) üniversite binası -UNIVERSITEITSRAAD: d, (...raden) üniversite yönetim kurulu -UNIVERSITEITSSTAD: d, (...steden) üniversite şehri -UNIVERSUM: h, evren -UNO: d, afk/kıs United Nations Organization Birleşmiş Milletler Örgütü -UPPIE: h, spreekt/kd in zijn - yalnız, tek başına, yapayalnız -UPS AND DOWNS: d, mv/çoğ - van het leven feleğin çemberi, hayatın iniş çıkışları -UP-TO-DATE: s, modern, zamana uygun, güncel -URANIUM: h, scheik/kim uranyum -URBANISATIE: d, (-s) şehirleşme, kentleşme -URBANISEREN: I f, g, (urbaniseerde, h, geürbaniseerd) şehirleştirmek, kentleştirmek, II gs, (-, is -) şehirleşmek, kentleşmek -URENLANG: s, z, saatlerce süren, saatlerce -URGENT: s, acil, ivedi, acele -URGENTIE: d, 1 acillik, ivedilik, 2 (noodzaak) elzemlik, zarurilik -URGENTIEVERKLARING: d, (- en) ivedi belgesi, acillik belgesi -URINAAL: h, (...nalen) idrar kabı, ördek -URINE: d, idrar, sidik -URINELEIDER: d, (-s) anat, idrar yolu, sidik yolu, -URINEREN: f, gs, (urineerde, h, geürineerd) idrar yapmak, işemek, sidiklemek -URINOIR: h, (-s) umumi tuvalet -URMEN: f, gs, (urmde, h, geürmd) spreekt/kd mırıldanmak, söylenmek, dırdır etmek, - over iets bir şeye söylenmek, mırıngırın etmek -URN: d, (- en) kül kavanozu, ceset küllüğü -UROLOGIE: d, med/tıb üroloji -URUGUAY: h, Uruguay -URUGUEES: I s, Uruguaya ait, II d, (...guezen) (erkek) Uruguaylı -URUGUESE: d, (-n) (bayan) Uruguaylı -U.S.A afk/kıs United States of America Amerika Birleşik Devletleri, -USANCE: d, (-s) usul, adet, alışkanlık -USO: h, hand/tic yabancı tahvillerin ödenme müddeti -U.S.S.R afk/kıs Unie van Socialistische Sovjet Republieken Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, -USURPATIE: d, (-s) gasıp, haksız sahip çıkma, -UT: d, muz/müz do, do notası -UTILITEIT: d, yarar, fayda, yararlık -UTILITEITSBOUW: d, kamu hizmetleri inşası -UTILITEITSGEBOUW: h, (- en) kamu hizmetleri binası -UTOPIE: d, (- en) ütopya, ütopi gerçekleşmesi imkansız düş -UTOPISCH: s, z, ütopik -UUR: h, (uren) saat, het is vier - saat dört, binnen twee - iki saat içinde, op een ongelegen - uygunsuz bir saatte, om vijf - saat beşte, per- saat başı, een half - yarım saat, vertrek- hareket saati, tot in de kleine - tjes gün doğana kadar, sabaha kadar, urenlang saatlerce, bezoek- ziyaret saati, spreek- konuşma saati, het - der waarheid dananın kuyruğunun koptuğu an, en önemli an -UURDIENST: d, (- en) (tren, otobüs) saat başı kalkış -UURGLAS: h, (...glazen) kum saati -UURLOON: h, saat ücreti -UURWERK: h, (- en) saat -UURWIJZER: d, (-s) saat akrebi, -UW: 1 iy, za, sizin, 2 de - en sizinkiler, -UWERZIJDS: z, sizin tarafınızdan, sizin açınızdan, -V: d, (-s) v, v harfi, afk/kıs 1 van, - nin/- nun 2 (dini) vers, ayet 3 voor, için 4 vrouwelijk, dişi, kadınlara ait afk/kıs volt volt, -V.A afk/kıs vanaf - dan/den, - dan/den itibaren, -VAAG: s, (vager, - st) belli belirsiz, müphem -VAAGHEID: d, belirsizlik, müphemlik, -VAAK: z, I (vaker, - st) sık sık, çoğu kez, çoğunca, çok kere II d, praatjes voor de - anlamsız/boş laflar -VAAL: s, (valer, - st) (bleek) solgun, soluk, donuk, rengini atmış, renksiz -VAALT: d, (- en) fışkılık, gübrelik -VAAN: d, (vanen) 1 (vlag) üçgen bayrak, 2 (banier) sancak -VAANDEL: h, (-s) (banier) sancak, (vlag) bayrak, fig/mec het - overnemen idareyi ele almak, hoog in het - dragen çok değer vermek, çok önemli bulmak -VAANDELDRAGER: d, (-s) sancaktar, bayraktar -VAANDRIG: d, (-s) subay adayı -VAARBOOM: d, (...bomen) scheep/den mavnacı sırığı, kayıkçı sırığı -VAARDIG: s, 1 (behendig) becerikli, yatkın, 2 (bedreven) kıvrak, akıcı, - spreken akıcı konuşmak, hij is - met zijn pen kalemi kıvraktır -VAARDIGHEID: d, (...heden) (bekwaamheid) beceri, yetenek, akıcılık, kıvraklık, çabukluk, hand- el işi becerisi, lees- okuma yeteneği, okuma becerisi, luister- dinleme becerisi, spreek- konuşma becerisi, schrijf- yazma becerisi, -VAARGEUL: d, (- en) kanal veya nehrin en derin kısmı -VAARS: d, (vaarzen) düve -VAART: d, 1 (snelheid) hız, sürat, - verminderen hızı azaltmak, in volle - tüm hızla, 2 scheep/den sefer, binnen- içsularda sefer, buiten- deniz seferi, dış sefer, de grote - deniz aşırı sefer -VAARTJE: h, (-s) (snelheid) hız, met een - çarçabuk, çabucak, hızla, * hij heeft een aardje naar zijn - hık demiş babasının burnundan düşmüş, tıpkı babasının huyunu kapmış, babasına çekmek, het zal zon - niet lopen o kadar kötü/fena olmaz, bakarsın umulandan kötü olmaz -VAARTUIG: h, (- en) deniz ulaşım aracı, deniz taşıtı -VAARWATER: h, (- s, - en) scheep/den sefer yolu, seyir suyu, fig/mec iemand in het - zitten birini kösteklemek, birinin işine çomak sokmak -VAARWEL: I ünl, hoşça kal, elveda, II h, veda, iemand - zeggen birine veda etmek, de studie - zeggen derslere elveda çekmek, tahsile veda etmek, de wereld - zeggen dünyaya veda etmek, ölmek -VAAS: d, (vazen) vazo -VAAT: d, bulaşık, de - wassen bulaşık yıkamak -VAATDOEK: d, (- en) mutfak bezi, zo slap als een - mutfak bezi gibi sölpük -VAATJE: h, (-s) küçük fıçı, fig/mec uit een ander - tappen ağzı değiştirmek, politika değiştirmek, farklı davranmak -VAATSTELSEL: h, (-s) anat, damar sistemi -VAATVERNAUWING: d, anat, damar daralması -VAATVERWIJDEND: s, damar genişleten -VAATVERWIJDING: d, anat, damar genişlemesi -VAATWASSER: d, (-s) bulaşık makinesi -VAATWERK: h, (keukengereedschap) mutfak takımı, servis takımı, kap kacak -VAATZIEKTE: d, (-n) med/tıb damar hastalığı, -VAC. vacature boş kadro -VACANT: s, boş, doldurulmamış, die plaats is - o kadro boştur -VACATIEGELD: h, (- en) toplantı parası, oturum parası, duruşma parası, (bij examen) komisyon görev ücreti, komisyon ödeneği -VACATURE: d, (-s) boş kadro, boş yer, münhal yer, er is een - bij die bank bankada boş bir kadro var, -VACCIN: h, (-s) aşı, aşı madesi -VACCINATIE: d, (-s) aşı, aşılama -VACCINATIEBEWIJS: h, (-s) aşı belgesi, aşı kağıdı -VACCINEREN: f, g, (vaccineerde, h, gevaccineerd) aşılamak, aşı yapmak -VACHT: d, (- en) post, pösteki, kürk -VACUUM: I h, (-s) nat/fiz (havasız) boşluk, vakum, II z, havasız, - verpakt havasız paketlenmiş -VADEM: d, (- en, - s) kulaç -VADER: d, (- s, - en) 1 baba, peder, van - op zoon babadan oğula, zo - zo zoon babasının oğlu, 2 (voorvader) ata, ced, naar zijn - gaan nalları dikmek, imamın kayığına binmek, tahtalı köyü boylamak, ölmek, 3 papaz, dini lider, de Heilige - Papa -VADERDAG: d, babalar günü -VADERHART: h, (- en) baba sevgisi, baba yüreği, baba kalbi -VADERLAND: h, (- en) anavatan, yurt, vatan, memleket -VADERLANDS: s, vatana ait, anavatana ait, ulusal, milli, - e geschiedenis milli tarih -VADERLANDSLIEFDE: d, yurt sevgisi, vatan sevgisi -VADERLANDSLIEVEND: s, vatanını seven, yurtsever, vatanperver, een - e daad vatansever bir iş, -VADERLIJK: z, (als vader) baba gibi, babacan, pederane, iemand - toespreken birine babacan konuşmak -VADERLOOS: s, babasız, babadan yoksun, yetim -VADERMOORD: d, (- en) baba katilliği, baba katli -VADERSCHAP: h, babalık -VADERSKANT: d, baba tarafı, van - baba tarafından -VADSIG: s, z, (şişman ve) tembel, (hantal ve) uyuşuk, üşengeç, mızmız -VAGEBOND: d, (- en) serseri, ipi kırık, ipsiz, derbeder -VAGELIJK: z belli belirsiz, belirsiz bir şekilde -VAGEVUUR: h, (plaats v, ellende) Araf, ıstırap yeri -VAGINA: d, (-s) vagina -VAK: h, (- ken) 1 (beroep) iş, meslek, sanat, een - leren meslek öğrenmek, een man van het - işinin ehli, usta, het schoenmakers- ayakkabıcılık, zij praat altijd over haar - hep kendi mesleğinden söz eder, 2 (tak v, wetenschap) dal, branş, wat is uw -? branşınız ne? neyle uğraşıyorsunuz? 3 (op school) ders, 4 (vakje) dörtgen, kare, de - ken van het schaakbord satranç dörtgenleri, 5 (v, la enz,) göz, bölme -VAKANTIE: d, (-s) tatil, izin, de zomer- yaz tatili, in de - tatilde, tatil süresinde, tatil esnasında, een maand - bir aylık tatil, - nemen izine ayrılmak, op (met) - gaan tatile gitmek, tatile çıkmak, ik ga met - naar Turkije izinde Türkiyeye gidiyorum, met - zijn tatilde olmak, waar ga je met - naar toe ? izinde nereye gidiyorsun? tatilde nereye gidiyorsun! -VAKANTIEADRES: h, (- sen) tatil adresi -VAKANTIEBESTEMMING: d, (- en) tatil yeri -VAKANTIECURSUS: d, (- sen) tatil kursu -VAKANTIEDAG: d, (- en) tatil günü -VAKANTIEGANGER: d, (-s) tatilci, izinci, tatile çıkan kimse, turist -VAKANTIEGELD: h, tatil parası -VAKANTIEHUISJE: h, (-s) tatil evi -VAKANTIEKAMP: h, (- en) tatil kampı, -VAKANTIEKOLONIE: d, (-s) (çocuklar için) tatil yeri -VAKANTIEOORD: h, (- en) tatil yeri -VAKANTIEREIS: d, (...reizen) tatil yolculuğu -VAKANTIESPREIDING: d, işyeri tatil ayarlaması, tatil düzenlemesi -VAKANTIETIJD: d, (- en) tatil zamanı, dinlence zamanı -VAKANTIETOESLAG: d, (- en) izin parası, tatil parası -VAKANTIEWERK: h, (öğrenci için) tatil işi -VAKARBEIDER: d, (-s) kalifiye işçi, vasıflı işçi -VAKBEKWAAM: s, kalifiye, ehil, yetişkin, ihtisaslı, vasıflı, nitelikli -VAKBEKWAAMHEID: d, kalifiyelik, ustalık, mesleki maharet -VAKBEWEGING: d, (- en) sendikalar birliği -VAKBLAD: h, (- en) mesleki dergi, meslek dergisi -VAKBOND: d, (- en) sendika -VAKBONDSLEIDER: d, (-s) sendika lideri, sendika başkanı -VAKCENTRALE: d, (-s) sendikalar konfederasyonu -VAKDIPLOMA: h, (-s) meslek diploması -VAKDOCENT: d, (- en) branş/dal öğretmeni -VAKGEBIED: h, uzmanlık dalı -VAKGENOOT: d, (...noten) (erkek) meslektaş -VAKGROEP: d, (- en) bölüm, dal, departman, araştırma grubu -VAKIDIOOT: d, (...idioten) meslek hastası -VAKJARGON: h, meslek jargonu -VAKKENNIS: d, meslek bilgisi, iş bilgisi -VAKKENPAKKET: d, (- ten) branş dersleri, meslek dersleri paketi -VAKKUNDIG: s, z, uzman, ihtisaslı, usta, işini bilen, işinin ehli -VAKLERAAR: d, (...raren/- s) branş/dal öğretmeni, meslek dalı öğretmeni -VAKLITERATUUR: d, mesleki edebiyat, ihtisas yazını -VAKMAN: d, (- nen, ...mensen, ...lui, ...lieden) usta, zanaatçı, uzman, işinin ehli, mütehassıs, een geschoolde - mesleki eğitim görmüş kimse -VAKMANSCHAP: h, ustalık, hüner -VAKONDERWIJS: h, mesleki eğitim, meslek eğitimi -VAKOPLEIDING: d, (- en) pratik mesleki öğrenim, kurs, meslek öğrenimi -VAKSCHOOL: d, (...scholen) meslek okulu -VAKTERM: d, (- en) meslek terimi, teknik terim -VAKVERENIGING: d, (- en) (vakbond) sendika -VAKVROUW: d, (- en) uzman kadın -VAKWERK: h, sanatkârane iş, sanat eseri, dat is -! usta elinden çıkmış! -VAL: I d, (- len) 1 (het vallen) düşüş, düşme, 2 fig/mec devrilme, düşüş, düşme, het kabinet ten - brengen kabineyi düşürmek, hükümeti düşürmek, 3 şelale, water- şelale, 4 (ondergang) çöküş, çökme, II d, (- len) (vangknip) tuzak, kapan, muize- fare kapanı, in de - lopen aldanmak, faka basmak, tuzağa düşmek oyuna gelmek -VALBIJL: d, (- en) giyotin -VALBRUG: d, (- gen) kalkar köprü -VALDEUR: d, (- en) kapak kapı -VALENTIE: d, (-s) scheik/kim valans, değerlik -VALERIAAN: 1 d, bot, kediotu, 2 h, kediotu ilacı -VALHELM: d, (- en) miğfer, tolga, başlık -VALIDE: s, 1 sağlıklı, sağlam, sıhhatli, 2 (geldig) geçerli, sağlam -VALIDITEIT: d, (geldigheid) geçerlilik -VALIES: h, (valiezen) valiz, bavul, yol çantası -VALIUM: h, sakinleştirici ilaç, teskin edici ilaç -VALK: d, (- en) zo, doğan -VALKENJACHT: d, (- en) doğanla avcılık -VALKENIER: d, (-s) 1 doğancı, doğan yetiştirici, 2 (jager) doğanla avcılık yapan kimse -VALKUIL: d, (- en) av kuyusu, kurt çukuru, tuzak kuyusu -VALLEI: d, (- en) vadi, dere, koyak -VALLEN: f, gs, (viel, is gevallen) 1 düşmek aan stukken - parçalanmak, het kabin, is gevallen hükümet düştü, de klemtool valt op de tweede lettergreep vurgu ikinci heceye düşüyor, van de trap - merdivenden düşmek, 2 (v, bladeren) dökülmek, düşmek, 3 (regen, hagel, sneeuw) yağmak, er valt regen yağmur yağıyor, 4 (in de strijd omkomen) hayatını yitirmek, (er meydanında) kalmak, ölmek, 5 (ontslaan) olmak, de avond valt akşam oluyor, de duisternis valt karanlık basıyor, karanlık çöküyor, 6 (passen) uymak, otumak, dejas valt goed pardesü uyuyor, ons voorstel is niet goed gevallen önerimiz iyi/hoş karşılanmadı, 7 - op denk gelmek, denk düşmek, het valt op een maandag pazartesiye denk geliyor, mijn verjaardag valt dit jaar op vrijdag doğum günüm bu yıl cuma gününe denk geliyor, op iemand/iets - birini/bir şeyi çok beğenmek, çekici bulmak, birine/bir şeye hayran olmak, de keuze is op u gevallen tercih size verildi, 8 - onder -(y)a/e ait olmak, -(y)a/e bağlı olmak, het Middelbare Onderwijs valt onder het Ministerie van Onderwijs en Wetenschappen Orta dereceli Öğretim Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlılıdır, 9 (v, prijzen) düşmek, inmek, de prijzen - fiyatlar düşüyor, 10 het haar viel op haar schouders saçları omuzlarına dökülüyordu, ll (koppelwerkwoord) dat valt mij moeilijk bana zor geliyor, het valt haar makkelijk ona kolay geliyor, kolay gelir, de tijd valt mij lang zaman bana uzun geliyor, 12 met de deur in huis - kestirmeden konuya girmek, iemand laten - a) birini düşürmek, b) birini yüz üstü bırakmak, met - en opstaan düşe kalka, bata çıka, met - en opstaan (iets bereiken) düşe kalka, aksiliklere rağmen (bir şeyi elde etmek), over iets - bir şeye içerlemek, bir şeye alınmak, bir şeye darılmak, iemand in de rede - birinin lafını kesmek, sözünü kesmek, lafını ağzında bırakmak, ben je van de trap gevallen? saçlarını mı kestirdin? wat valt daar van te zeggen? o konuda ne söyleyebilir ki? -VALLEND: s, - e ziekte sara, -VALLUIK: h, (en) kapak kapı, mahzen kapağı -VALORISATIE: d, (-s) hükümetçe fiyat tesbiti -VALPARTIJ: d, (- en) yarışmadan/oyundan çıkma, grup olarak oyundan çıkmak -VALREEP: d, (...repen) 1 scheep/den asma merdiven, 2 iskele, eğreti köprü, op de - son anda, -VALS: s, z, 1 (nagemaakt) sahte, een - e naam gebruiken sahte isim kullanmak, - geld sahte para, 2 (kunstmatig) suni, takma, yapma, - e tanden takma diş, 3 (foutief) hatalı, yanlış, 4 (niet oprecht) ikiyüzlü, yalancı, güvenilmez, een - e getuigenis yalancı tanıklık, yalan ifade, een - e getuige yalancı şahit, yalancı tanık, 5 (onwaar) asılsız, temelsiz, yersiz, haksız, een - e beschuldiging iftira, asılsız suçlama, 6 (boosaardig) hırçın, ters, iemand - aankijken birine ters ters bakmak, een - e hond hırçın köpek -VALSAARD: d (-s) alçak herif, adi herif, hain -VALSCHERM: h, (- en) paraşüt -VALSELIJK: z, haksız yere, haksızca, yalan yere, - zweren yalan yere yemin etmek -VALSEMUNTER: d, (-s) kalpazan -VALSERIK: d (- en) alçak, adi herif, hain -VALSHEID: d (- heden) 1 ikiyüzlülük, yalancılık, 2 (v, dokumenten) sahtelik, in - geschrifte belge sahtekârlığı -VALSTRIK: d, (- ken) 1 (kuşlar için) kapan, tuzak, 2 (val) tuzak -VALUTA: d, (-s) 1 (koers) kur, değişim değeri, karşılık, 2 (munt) para döviz, vreemde - yabancı para, döviz -VALUTAMARKT: d, (- en) döviz piyasası -VAMP: d, (- en) vamp, baştan çıkarıcı kadın -VAMPIER: d, (-s) myth/mit zo, vampir, -VAN: I ilg, 1 - dan/den, - A tot Z Adan Zye, ik nam het boek - de plank kitabı raftan aldım, - mond tot mond ağızdan ağıza, - vader op zoon babadan oğula, 2 (afkomstig) - lı/li/lu/lü, - dan/den, zij zijn - het platteland onlar köylüdür, ik kom - Ankara Ankaralıyım, iemand - Íslanbul Istanbullu biri, 3 (tijdsaanduiding) - dan/den beri, - dan/den itibaren, van maart tot september marttan eylüle kadar, - jaar tot jaar yıldan yıla, 4 - dan/den, klein - postuur kısa boylu, boydan kısa, blij - geest ruhen mutlu, iemand - gezicht kennen birini şahsen tanımak, birini uzaktan tanımak, 5 (bezit aanduidend) - nın/nin/nun/nün, dat boek is - mij o kitap benim, de rang - generaal generallik derecesi, één - mijn vrienden bir arkadaşım, 6 (ter aanduiding v, de stof, enz,) - dan/den yapılmış, een broek - katoen pamuk pantolon, een trui - wol yün kazak, yünden örülmüş kazak, een tafel - hout tahta masa, 7 (oorzakelijk) - dan/den, yüzünden, - dan/den dolayı, sterven - de honger açlıktan ölmek, sterven - de kou soğuktan ölmek, - plezier sevincinden, zij juichte - plezier sevincinden haykırdı, 8 - lık/lik/luk/lük, vijf postzegels - f, 0,50 elli kuruşluk beş pul, twee cheques - f 400 dörtyüz guldenlik iki çek, 9 (als) gibi, een reus - een vent dev gibi bir herif, 10 (vanwege) adına, ll - de week bu hafta, drie - de 10 personeelsleden on personelden üçü, hij zegt - wel evet diyor, evet dedi, gebruik maken - -(y)i kullanmak, - dan/den yararlanmak, - plan zijn niyetinde olmak, planlamak, tasarlamak, wat ben je - plan? ne yapmayı düşünüyorsun? ne yapmayı tasarlıyorsun? II z, er-, hij weet er niets - ondan anlamaz, o konudan bir şey bilmez, wat denk jij ervan? o konuda ne düşünüyorsun? -VANAF: ilg, - dan/den, - dan/den beri, - dan/den itibaren, - dan/den başlayarak, - dan/den bu yana, - 8 uur saat sekizden itibaren, saat sekizde başlayıp, - dinsdag a) salıdan bu yana, b) salıdan itibaren, -VANAVOND: z, bu akşam, bu gece -VANDAAG: z, bugün, het is koud - bugün soğuk, liever - dan morgen bugünden/şimdiden tezi yok, yarın olacağına bugün olsun, - de dag günümüzde, bu zamanda, çağımızda -VANDAAL: d, (...dalen) yıkıcı, vahşi -VANDAAN: z waar kom je -? nerelisin? fig/mec waar haal je het -? onu nereden çıkarıyorsun? -VANDAAR: I z, 1 oradan, - naar Ankara oradan Ankaraya, 2 (daarom) o nedenle, ondan dolayı, onun içindir ki, ik heb vijf uur gewerkt, - dat ik zo moe ben beş saat çalıştığımdan çok yorgunum, beş saat çalıştım, o yüzden çok yorgunum, II ünl, -! ondan oldu! ondan ... desene! -VANDALISME: h, vahşet, yıkıcılık -VANDOEN: z, ergens mee - hebben bir şeyle ilişkisi olmak -VANDOOR: z, er - gaan bir yerden gitmek, ayrılmak, ik moet er - gitmem gerekir, er heimelijk - gaan sıvışmak, -VANG: d, (- en) (v, molen) değirmen freni -VANGARM: d, (- en) dokunaç, kavrama örgeni, yakalama organı -VANGEN: f, g, (ving, h, gevangen) 1 yakalamak, tutmak, kapmak, kavramak, de kat heeft een vogeltje gevangen kedi bir kuş tuttu, vis - balık tutmak, wij zitten hier niet om vliegen te - burada sinek avlamıyoruz, 2 aldatmak, kandırmak, zich niet lalen - kolay kolay tuzağa düşmemek, kanmamak, 3 iemand op zijn eigen woorden - birini ağzıyla tuzağa düşürmek, faka bastırmak, hoge bomen - veel wind yüce dağ başından duman eksik olmaz, büyük başın derdi büyük olur, meyve veren ağaca çok taş atarlar, -VANGLIJN: d, (- en) scheep/den parima, tekneyi kıyıya bağlama ipi -VANGNET: h, (- ten) 1 (voor vlinders) ağ, file, 2 (voor persoon) kurtarma ağı, -VANGRAIL: d (-s) yol korkuluğu, -VANGST: d, 1 yakalama, tutma, 2 (- en) av, dat is een grote -! büyük bir av! -VANHIER: z, buradan, spreekt/kd burdan -VANILLE: d, vanilya -VANILLE-IJS: h, vanilyalı dondurma -VANILLESUIKER: d, vanilya şekeri, bir tür pudra şeker -VANILLEVLA: d, vanilyalı krema -VANMIDDAG: z, öğleden sonra -VANMORGEN: z, bu sabah -VANNACHT: z, bu gece -VANOCHTEND: z, bu sabah -VANOUDS: z, öteden beri, eskiden beri, uzun zamandır -VANUIT: ilg, 1 - dan/den, ik heb je gezien - mijn raam seni penceremden gördüm, 2 (uitgaande van) - dan/den hareketle -VANWAAR: z, 1 nereden, hangi yerden, 2 (om welke reden) neden -VANWEGE: ilg, 1 (uit naam van) adına, namına, 2 (wegens) yüzünden, - danlden dolayı, - de kou soğuktan dolayı, -VANZELF: z, 1 (automatisch) kendiliğinden, otomatikrnan, 2 (natuurlijk) elbette, -! elbette! 3 dat spreekt -! besbelli! normal! -VANZELFSPREKEND: s, z, tabiyatıyla, elbetteki, belliki, besbelliki, besbelli, apaçık, het is - dat - mesi besbelli, - mesi norrnal -VAPORISATEUR: d (-s), (voor parfum enz,) püskürteç, -VAPORISATOR: d, (- en, - s) (voor parfum enz,) püskürteç, -VAREN: I d, (-s) bot, eğreltiotu IIf, gs, (voer, h/is gevaren) scheep/den denize/nehire açılmak, Seyretmek, langs de zuidkust van Turkije - Türkiyenin güney sahili boyunca seyretmek, fig/mec een idee laten - bir fikirden vazgeçmek, ten hemel - göğe yükselmek, ergens wel bij - fig/mec bir işi yapmak, halletmek, kotarmak, -VARIA: d, mv/çoğ muhtelifler, çeşitli şeyler -VARIABEL: s, değişken, değişir -VARIABELE: d, (-n) değişken, değişken nicelik -VARIABILITEIT: d, değişkenlik -VARIANT: d, (- en) çeşit, tür, değişik -VARIATIE: d, (-s) 1 (verscheidenheid) çeşit, çeşitlilik, (afwisseling) değişiklik, voor de - değişiklik olsun diye, biol/biyo değişim, değişme, dönüşme, 2 muz/müz çeşitleme -VARIEREN: I f, (varieerde, h, gevarieerd) 1 gs, değişmek, başkalaşmak, dönüşmek, farklılaşmak, de prijzen variéren van tien tot vijftien gulden fiyalar on ile on beş gulden arasında değişiyor, II g, 1 değiştirrnek, 2 muz/müz çeşitlemek -VARIETE: h, (-s) varyete -VARIETEIT: d, (- en) 1 (verscheidenheid) çeşitlilik, değişiklik, 2 biol/biyo çeşit -VARKEN: h, (-s) domuz, het - is op een oor na gevild yüze yüze kuyruğuna geldik, bitmek üzere, eli kulağında, çoğu gitti azı kaldı (keli gitti dazı kaldı), vele - s maken de spoeling dun ne kadar paylaşan varsa, herkese o kadar az düşer, wij zullen dat - tje wel even wassen bu işi bir halledelim, vieze - s worden niet vet keçinin kötüsü pınarın gözünden içer -VARKENSBLAAS: d, (...blazen) domuzun sidik torbası/mesanesi -VARKENSFOKKERIJ: d, (- en) (plaats) domuz yetiştirme ahırı -VARKENSGEHAKT: h, domuz kıyması -VARKENSGRAS: h, bot, çobançiçeği -VARKENSHAAS: d, domuzun en iyi yerinden et -VARKENSHOK: h, (- ken) domuz ahırı, domuz ağılı -VARKENSKARBONADE: d, (- s, - n) domuz pirzolası -VARKENSKOTELET: d, (- ten) domuz pirzolası -VARKENSPEST: d, domuz vebası -VARKENSPOOT: d, (...poten) domuz bacağı, domuz budu, -VARKENSSTAL: d, (- len) domuz ahırı, domuz ağılı -VARKENSVLEES: h, domuz eti -VARKENSVOER: h, domuz yemi -VASELINE: d, vazelin -VAST: (- er, meest -) I s, 1 (niet beweegbaar) sabit, oynamaz, sarsılmaz, een - punt sabit bir nokta, 2 (permanent) sürekli, devamlı, değişmez, sabit, een - adres sabit adres, - e klanten devamlı müşteriler, - e baan devamlı/daimi iş, - e woonplaats sürekli/daimi ikamet, - lid sabit/daimi üye, 3 (standvastig) kesin, değişmez, een - besluit kesin karar, 4 - e prijzen sabit fiyatlar, - e feestdagen sabit bayram günleri, 5 - weer durgun bir hava, 6 katı - voedsel katı/kuru yiyecekler, 7 (verbonden) sabit, bağlı, 8 (niet los) sıkı, 9 (onroerend) taşınmaz, gayrimenkul, - e goederen taşınmaz mallar, gayri menkuller, 10 (hard) katı, sert - e grond sert toprak, ll dayanıklı, solmaz, çıkmaz, - e kleuren solmaz renkler,12 - e planten uzun ömürlü bitkiler, - en zeker muhakkak, kesin, elbette, kuşkusuz, kesinlikle, II z,1 (ongetwijfeld) kesin, kuşkusuz, 2 (bij voorbaat) şimdiden, - bedankt! şimdiden teşekkürler, -VASTBAKKEN: f, gs, (bakte vast, is vastgebakken) (tavaya) yapışmak, yapışıp kalmak, dibine tutmak, de vis bakte aan de pan vast balık tavaya yapıştı -VASTBERADEN: s, z, kararından emin, kararlı, tereddütsüz, ikircimsiz -VASTBESLOTEN: s, kararlı -VASTBIJTEN: f, (beet zich vast, h, zich vastgebeten) zich in iets - bir şeyi anlamaya (çözmeye) koyulmak -VASTBINDEN: f, g, (bond vast,h, vastgebonden) bağlamak, - aan -(y)a/e bağlamak -VASTDRAAIEN: f, g, (draaide vast, h, vastgedraaid) sıkıştırrnak, çevirip sıkmak -VASTELAND: h, kıta, Kara, -VASTEN: I f, gs, (vastte, h, gevast) oruç tutmak II d oruç, -VASTENAVOND: d, (- en) oruç arifesi, ramazan arifesi -VASTENDAG: d, (- en) oruç günü -VASTENTIJD: d, oruç zamanı -VASTGESPEN: f, g, (gespte vast, h, vastgegespt) tokalamak, sıkıca kopçalamak -VASTGOED: h, taşınmaz mal -VASTGRIJPEN: f, g, (greep vast, h, vastgegrepen) yakalamak, kavramak, kapıp tutmak, -VASTHECHTEN: f, g, (hechtte vast, h, vastgehecht) sıkıca tutturrnak, iets - aan -(y)a/e bir şeyi tutturmak -VASTHOUDEN: f, (hield vast, h, vastgehouden) I g,1 (beetpakken en niet loslaten) tutmak, tutup bırakrnamak, 2 een verdachte - zanlıyı gözaltına almak, 3 zich - aan -(y)a/e tutunmak, II gs - aan -(y)i değiştirmemek, -(y)a/e ayak diremek, -(y)i bırakrnamak, - dan/den vazgeçmemek, - dan/den sapmamak -VASTHOUDEND: s, (volhardend) azimli, sebatlı, direngen, inatçı, dik kafalı, teslim olmayan, -VASTIGHEID: d, kesinlik, katilik -VASTKLAMPEN: f, (klampte zich, h, vastgeklampt) 1 zich - aan -(y)a/e sıkıca sarılmak, sımsıkı sarılmak, 2 fig/mec zich - aan een idee bir fikre sarılmak, zich aan een strohalm - denize düşüp yılana sarılmak -VASTKLEVEN: f, gs, (kleefde vast, is vastgekleefd) yapışmak, tutmak -VASTLEGGEN: f, g, (legde vast, h, vastgelegd) 1 een hond - aan de ketting köpeği zincire bağlamak, 2 (op schrift stellen) yazıya dökmek, kaleme almak, kaydetmek, 3 (kapitaal) yatırrnak, zich niet - bir şeye bağlı kalmamayı kararlaştırrnak, -VASTLIGGEN: f, gs, (lag vast, h vastgelegen) sabit durmak, (v, hond) bağlı durmak, bağlı olmak, -VASTLOPEN: f, gs, (liep vast, is vastgelopen) 1 (motor) saplanmak, sıkışmak, in de modder - çamura saplanmak, 2 fig/mec (onderhandelingen) tıkanmak, çıkmaza girmek, de onderhandelingen zijn vastgelopen görüşme çıkmaza girdi, 3 scheep/den (schip) karaya oturmak, saplanıp kalmak -VASTMAKEN: f, g, (maakte vast, h, vastgemaakt) sıkıca bağlamak, sıkıştırmak, tutturmak, scheep/den palamarlamak, palamarla bağlamak -VASTMEREN: f, g, (meerde vast, h, vastgemeerd) scheep/den palamarla bağlamak, palamarlamak, halatla bağlamak -VASTNAAIEN: f, g, (naaide vast,h, vastgenaaid) dikip birleştirmek -VASTOMLIJND: s, kesin belirlenmiş -VASTPAKKEN: f, g, (pakte vast, h, vastgepakt) iyice tutmak, -VASTPINNEN: f, g, (pinde vast, h, vastgepind) fig/mec iemand ergens op - birini bir şeyele sözünde durmaya zorlamak, -VASTPLAKKEN: f, I g, (plakte vast, h, vastgeplakt) yapıştırıp tutturmak, II gs, (-, is -) yapışıp kalmak, -VASTPRATEN: f, g, (praatte vast, h, vastgepraat) zich - kendi kendiyle çelişmek, ağzıyla çıkmaza girmek -VASTRAKEN: f, gs, (raakte vast, is vastgeraakt) scheep/den karaya oturmak -VASTRECHT: h, (gaz ve elektrik için ödenen) abone fiyatı, temel fiyat, maktu miktar, sabit miktar, -VASTROESTEN: f, gs, (roestte vast, is vastgeroest) paslanıp sıkışmak, fig/mec vastgeroest zijn bir şeye saplanıp kalmak -VASTSCHROEVEN: f, g, (schroefde vast, h, vastgeschroefd) sıkıca vidalamak, -VASTSPIJKEREN: f, g, (spijkerde vast, h vastgespijkerd) çivilemek -VASTSTAAN: f, gs, (stond vast, h, vastgestaan) 1 (besluit) sabit olmak, kesin olmak, kararlaştırılmış olmak, ons besluit staat vast kararımız kesindir, 2 (feit) gerçekleşmiş olmak, anlaşılmış olmak, 3 (klemmen) sıkışmak, de deur staat vast kapı sıkışmış -VASTSTELLEN: f, g, (stelde vast, h, vastgesteld) 1 (prijs, salaris, grens, enz,) belirlemek, tespit etmek, 2 (besluiten) kararlaştırmak, karara bağlamak, 3 (schade,feit, gegevens) tespit etmek, teşhis etmek, -VASTSTELLING: d (- en) tespit, -VASTVRIEZEN: f, gs, (vroor vast, is vastgevroren) donup kalmak, donup sıkışmak -VASTZETTEN: f, g, (zette vast, h, vastgezet) 1 sıkıca yerleştirmek, 2 (geld) faize yatırmak, faize koymak, vadeli hesaba koymak, 3 iemand - birini gözaltına almak, hapse atmak, 4 (door redeneren) fig/mec iemand - birini köşeye sıkıştırmak -VASTZITTEN: f, gs, (zat vast, h, vastgezeten) 1 (schroef, steen enz,) sabit durmak, yerinden oynamamak, sıkıca oturmak, saplanıp kalmak, 2 (v, schip) batmak, 3 fig/mec - aan iets - bir şeyi yapmaya mecbur olmak, bir şeye bağlı olmak, bir şeyden kurtulamamak, 4 daar zit veel werk aan vast birçok işi var, -VAT: I h, (- en) 1 (ton) fıçı, een - wijn bir fıçı şarap, holle (lege) vaten klinken het hardst fig/mec boş fıçılar iyi tınlar, wat in het - zit, verzuurt niet fıçıda olan ekşimez, kararlaştırılmış şeyi ertelemekten bir şey çıkmaz, 2 anat, damar bloed- kan damarı II d, niets heeft - op haar hiçbir şey onu etkilemez, geen - op iemand hebben birine söz geçirememek, birine diş geçirememek, kritieken hebben geen - op hem eleştiri onu etkilemez, -VATBAAR: s, (- der, - st) 1 - voor kou zijn soğuğa karşı hassas olmak, - voor ziekte zijn kolay hastalanmak, kolay hastalık kapmak, 2 (geschikt) - voor -(y)a/e müsait, için uygun, 3 niet voor rede - laf anlamamak, mantıktan anlamamak, laf dinlememek, -VATICAAN: h, Vatikan -VATTEN: f, g, (vatte, h, gevat) 1 tutmak, iemand in zijn kraag - birinin yakasından tutmak, de slaap niet kunnen - uyuyamamak, uyku tutmamak, 2 fig/mec vlam - ateşlenmek, kızmak, 3 (oplopen) kapmak, yakalamak, almak, kou - soğuk almak, 4 (begrijpen) çakmak, anlamak, dat kan hij niet - ondan çakmaz -VAZAL: d, (- len) hist/tar vasal -VAZALSTAAT: d, (...staten) vasal devlet, -V. CHR. voor Christus Milattan önce, isadan önce, T, afk/ kıs M,Ö, -VECHTEN: f, gs (vocht, h, gevochten) dövüşmek, kavga etmek, (strijden) mücadele etmek, mil/ask savaşmak, çarpışmak, vuruşmak, - als een leeuw aslanlar gibi savaşmak, met iemand - biriyle dövüşmek, - voor için mücadele etmek, için savaş vermek, tegen iets - bir şeye karşı savaşmak, voor een ideaal - ideali için savaşmak, hij vecht voor zijn leven hayatı için savaşıyor, yaşamı için mücadele ediyor, -VECHTER: d, (-s) dövüşçü, kavgacı -VECHTERSBAAS: d, (...bazen) dövüşçü, dövüşken kimse -VECHTJAS: d, (- sen) dövüşçü, dövüşken kimse -VECHTLUST: d, kavga isteği, dövüşkenlik -VECHTPARTIJ: d, (- en) dövüş, kavga, çatışma -VECHTSPORT: d, dövüş sporu -VECTOR: d, (- en) 1 nat/fiz vektör, 2 biol/biyo (bulaşlcı) taşıyıcı -VEDER: d, (- en, - s) zie/bkz 1 veer, -VEDERGEWICHT: h, sp, hafif siklet, tüy siklet, -VEDERLICHT: s, tüy gibi hafif -VEDERWOLKEN: d, mv/çoğ saçak bulut -VEDETTE: d, (-s) şöhret, yıldız, ünlü kimse, -VEE: h, hayvan, hayvanlar, groot- büyükbaş hayvanlar, sığır, klein- küçükbaş hayvanlar, davar, -VEEARTS: d, (- en) veteriner, baytar -VEEARTSENIJKUNDE: d, veterinerlik bilimi -VEEBOER: d, (- en) mandıracı, besici, hayvancılıkla geçinen köylü -VEEDRIJVER: d, (-s) celep, hayvan tüccarı, besici -VEEFOKKER: d, (-s) besicilik, mandıracılık, hayvan yetiştirici -VEEFOKKERIJ: d, 1 hayvancılık, hayvan yetiştirme, 2 (- en) (plaats) hayvan çiftliği, -VEEG: I d, (vegen) 1 fırça darbesi, 2 (klap om de oren) tokat, şamar, fig/mec een - uit de pan krijgen ağzının payını almak, iyi bir azar işitmek II s: het vege lijf redden ölümden dönmek, een - teken uğursuzluk işaret -VEEGSEL: h, süprüntü -VEEHANDEL: d, celeplik, sığırcılık, hayvan ticareti -VEEHANDELAAR: d, (-s) celep, hayvan tüccarı, -VEEHOUDER: d, (-s) hayvan yetiştiricisi, hayvan besleyicisi, -VEEHOUDERIJ: d, hayvancılık -VEEKOEK: d, (- en) küspe, -VEEL: I sa, (meer, meest) çok, (nog veel) birçok, hayli, bir hayli, - appels çok elma, - mensen birçok insan, - boeken birçok kitap, - geld çok para, - te - çok çok, inanılmayacak kadar çok, II z, 1 (zeer) çok, büyük ölçüde, 2 (vaak) sık sık, hij komt - bij me bana sık sık gelir, 3 er niet - om geven pek aldırmamak, velen zijn uitgenodigd çoğu davet edildi, volkst/hd weet ik - ne bileyim, heel - çok çok, epey, bir sürü, - geld verdienen çok para kazanmak, - beter çok daha iyi, -VEELAL: z, 1 (meestal) ekseriya, çoğu kez, 2 (gewoonlijk) genellikle, umumiyetle -VEELBELOVEND: s, gelecek vaat eden, umut veren -VEELBESPROKEN: s, çok konuşulan -VEELBETEKENEND: s, z, anlam dolu, manalı, een - e blik çok manalı bir bakış -VEELBEWOGEN: s, macera dolu, maceralı, serüvenli, een - leven maceralı bir yaşam -VEELDELIG: s, çok bölümlü/birimli -VEELEER: z, daha ziyade, -VEELEISEND: s, çok şey isteyen -VEELGEVRAAGD: s, çok aranan/istenen/sorulan, -VEELHEID: d, 1 (groot aantal) bolluk, çokluk, 2 (diversiteit) türlülük, çeşitlilik -VEELKLEURIG: s, çok renkli -VEELKOPPIG: s, büyük, birçok insandan oluşan, een - e menigte büyük kalabalık -VEELOMVATTEND: s, (meer -, meest -) çok kapsamlı, geniş, zengin içerikli, çok yönlü, -VEELSOORTIG: s, çok çeşitli, türlü türlü, çeşit çeşit -VEELSTEMMIG: s, çok sesli -VEELTALIG: s, (land) çok dilli, (persvon) çok dil bilen -VEELVLAKKIG: s, çok yüzlü -VEELVOUD: h, (- en) wisk/mat kat, kleinste gemene - en küçük ortak kat -VEELVRAAT: d, (... vraten) 1 zo, bir tür sansar, 2 fig/mec obur, açgözlü, pisboğaz -VEELVULDIG: s, z, 1 çok, bol bol karşılaşılan, 2 (vaak) sık sık, çoğu kez -VEELWIJVERIJ: d, çokkarılılık, poligami -VEELZEGGEND: s, çok manalı, çok şey ifade eden, çok anlamlı, een - e blik çok manalı bakış, -VEELZIJDIG: s, çok yönlü, - e kennis çok yönlü bilgi -VEEMARKT: d, (- en) hayvan pazarı, -VEEN: h, (venen) turba -VEENGROND: d, (- en) turbalı toprak, -VEER: I d, (veren) 1 (v, vogel) tüy, telek, licht als een - tüy gibi hafif, je kunt geen veren plukken van een kikker/een kale kip sinekten yağ çıkmaz, kırpılmış koyundan yapağı çıkmaz, over de veren gaan girmediği yatak kalmamak, sık sık başkaları ile yatmak, başkaları ile sık sık cinsel ilişki kurmak, aan de veren kent men de vogel dış için aynasıdır, insan kılık kıyafetinden belli olur, insanın içi nasılsa dışı da odur, vroeg uit de veren zijn/opstaan çok erken uyanmak/kalkmak, 2 tech/tek zemberek, yay, de van een horloge saat zembereği, spring- atlama yayı, zıplama yayı, een - (moeten) laten (birinin namına) zarar görmek II h, (veren) feribot, -VEERBOOT: d, (,, boten) feribot -VEERKRACHT: d, 1 yaylanış gücü, sıçratma gücü, 2 (lenigheid) esneklik -VEERKRACHTIG: s, z, (- er, - st) esnek -VEERMAN: d, (...lieden, ...lui) feribotçu -VEERTIEN: sa, on dört, de kursus duurt - dagen kurs ondört gün sürüyor, Meral is - Meral ondördünde, met zijn - en on dördü, met ons - en on dördümüz -VEERTIENDAAGS: s, on dört günlük, - e vakantie on dört günlük tatil, on dört gün süren tatil, een - blad on dört günlük dergi, iki haftada bir çıkan dergi, -VEERTIENDE: sı, sa, on dördüncü -VEERTIENHONDERD: sa, bin dörtyüz -VEERTIG: sa, kırk, ik ben - jaar oud kırk yaşındayım, de reis duurt - dagen seyahat kırk gün sürüyor, in de - zijn kırkını geçiyor olmak, kırkla elli arasında olmak, pagina - sayfa kırk, -VEERTIGDAAGS: s, kırk günlük, kırk gün süren -VEERTIGTAL: h, (- len) kırk, kırk tane, kırk kadar bir miktar, het tweede - ikinci kırk -VEERTIGURIG: s, kırk saatlik, kırk saat süren -VEESTAL: d, (- len) hayvan ahırı, -VEESTAPEL: d, (-s) büyükbaş hayvanlar, (groot) sığırlar, (schapen) davarlar -VEETEELT: d, hayvan yetiştirme, hayvan üretme -VEEVERVOER: h, hayvan taşımacılığı, -VEEVOEDER: h, (-s) hayvan yemi -VEEVOER: h, (-s) hayvan yemi -VEEZIEKTE: d, (- n, - s) hayvan hastalığı, kıran -VEGEN: f, g, (veegde, h, geveegd) süpürmek, silmek, silip süpürmek, temizlemek, de schoorsteen - bacanın kurumunu temizlemek -VEGER: d, (-s) 1 (bezem) süpürge, 2 (persoon) süpürgeci, temizlikçi -VEGETARIER: d, (-s) etyemez -VEGETARISCH: s, z, etsiz: een - restaurant etsiz lokanta, etyemezler lokantası -VEGETARISME: h, etyemezlik -VEGETATIE: d, (-s) bitki örtüsü -VEGETEREN: f, gs, (vegeteerde, h, gevegeteerd) - op anderen başkalarından geçinmek, otlakçılık etmek -VEHIKEL: h, (-s) taka araç/taşıt, yıpranmış araba, kötü bisiklet -VEIL: s, zijn leven - hebben voor -(y)a/e hayatını fedaya hazır olmak -VEILEN: f, g, (veilde, h, geveild) açık artırmaya çıkarmak, açık artırma ile satmak -VEILIG: s, z, tehlikesiz, güvenlikli, emniyetli, emin, sağlam, tehlikeden uzak, nu zijn wij - şimdi artık tehlikeden uzağız, emniyetteyiz, een - e plaats emniyetli bir yer, - verkeer emniyetli/tehlikesiz/güvenli trafik -VEILIGHEID: d, (...heden) emniyet, güvenlik, algemene - genel güvenlik -VEILIGHEIDSDIENST: d, (- en) güvenlik teşkilatı -VEILIGHEIDSEIS: d, (- en) güvenlik istemi/talebi -VEILIGHEIDSGORDEL: d, (-s) emniyet kemeri -VEILIGHEIDSHALVE: z, güvenlik için, güvenlik gereği -VEILIGHEIDSKLEP: d, (- pen) emniyet supabı -VEILIGHEIDSLAMP: d, (- en) maden lambası -VEILIGHEIDSMAATREGEL: d, (- en) güvenlik önlemi, emniyet tedbiri -VEILIGHEIDSOVERWEGING: d, (- en) güvenlik nedeni, uit - en güvenlik nedeniyle, -VEILIGHEIDSRIEM: d, (- en) zie/bkz veiligheidsgordel -VEILIGHEIDSSPELD: d, (- en) çengelli iğne, çatal iğne, -VEILIGHEIDSVOORSCHRIFT: h, (- en) güvenlik talimatı -VEILING: d, (- en) 1 açık artırma, in - brengen açık artırmaya çıkarmak, 2 (plaats) açık artırma yeri -VEILINGMEESTER: d, (-s) açık artırma memuru -VEILINGZAAL: d, (...zalen) açık artırma salonu -VEINZEN: f, gs, (veinsde, h, geveinsd) gibi davranmak, taslamak, - doof te zijn sağır gibi davranmak, geveinsde vriendschap ikiyüzlü arkadaşlık, -VEL: h, (- len) 1 anat, cilt, deri, (v, dieren) deri, hij is - over been bir deri bir kemik (kalmış), iemand het - over de oren halen birine çok para ödetmek, birini soyup soğana çevirmek, uit zijn - springen zıvanadan çıkmak, öfkeden patlamak, küplere binmek, 2 (blad papier) yaprak, 3 (op gekookte melk) kaymak, ince tabaka, 4 een - postzegels bir tabaka posta pulu -VELD: h, (- en) 1 saha, alan, (onbebouwd land) kır, in het vrije - kırda, het - ruimen geri çekilmek, bir yeri terk etmek, uit het - slaan sahneden indirmek, devre dışı bırakmak, birini mevkisinden etmek, zich niet uit het - laten slaan yılmamak, çekinmemek, gözü korkmamak, in geen - en of wegen hiçbir yerde, 2 (akker) tarla, arazi, saha, aardappel- patates tarlası, gras- çayırlık, çimenlik, 3 (gebied) saha, magnetisch - manyetik alan, (v, verrekijker) saha, 4 (slagveld) meydan, saha, 5 sp, saha, voetbal- futbol sahası -VELDARBEID: d, tarla işi, tarım işi -VELDBED: h, (- den) kamp yatağı -VELDBLOEM: d, (- en) kır çiçeği -VELDBOEKET: h, (- ten) kır çiçeği/buketi -VELDFLES: d, (- sen) mil/ask matara -VELDGESCHUT: h, sahra topu, -VELDHEER: d, (...heren) komutan -VELDKIJKER: d, (-s) dürbün -VELDLOOP: d, kırkoşusu -VELDMAARSCHALK: d, (- en) mareşal -VELDMUIS: d, (...muizen) tarla faresi -VELDSLA: d, kuzugevreği salatası, Frenk salatası -VELDSLAG: d, (- en) meydan savaşı, muharebe -VELDTELEFOON: d, (- s, ...fonen) sahra telefonu -VELDTENUE: h, d, (-s) mil/ask arazi elbisesi -VELDTOCHT: d, (- en) sefer -VELDWACHTER: d, (-s) köy bekçisi, kolcu -VELDWERK: h, alan çalışması -VELEN: f g niet kunnen - katlanamamak, çekememek, ik kan dit niet - buna katlanamam, -VELERLEI: s, çeşitli, türlü, çeşit çeşit, her türden -VELG: d, (- en) jant, -VELGREM: d, (- men) jant freni -VELLEN: f, g, (velde, h, geveld) 1 bomen - ağaç kesmek, kesip devirmek, 2 een oordeel - over hakkında karar vermek, hüküm vermek, 3 geveld worden door ziekte hastalıktan düşmek, hastalık çarpmak -VELOURS: h, d, kadife, -VEN: h, (- nen) çalılık gölcüğü -VENDEL: h, (-s) zie/bkz vaandel -VENDU: d, (-s) açık artırma -VENDUHUIS: h, (...huizen) açık artırma evi -VENDUMEESTER: d, (-s) açık artırma komiseri -VENERISCH: s, zührevi, cinsel ilişkiyle ilgili, - e ziekten zührevi hastalıklar -VENETIE: Venedik -VENIJN: h, zehir, ağu, fig/mec het - zit in de staart işin sonu zordur -VENIJNIG: s, z, 1 zehirli, 2 fig/mec kızgın, öfkeli -VENKEL: d, bot, rezene, raziyane -VENNOOT: d, (...noten) hand/tic ortak, üleşdeş -VENNOOTSCHAP: d, (- pen) hand/tic ortaklık, şirket, naamloze - anonim şirket, besloten - limitet şirket -VENSTER: h, (-s) pencere, een dak- çatı penceresi -VENSTERBANK: d, (- en) pencere eşiği -VENSTERENVELOP: d, (- pen) adres yeri açık zarf, pencereli zarf -VENSTERGLAS: h, (...glazen) pencere camı -VENSTERLUIK: h, (- en) panjur -VENSTERRUIT: d, (- en) pencere camı, -VENT: d, (- en) 1 adam, (kerel) herif, een brave - cesur bir adam, cesur biri, 2 volkst/hd (echtgenoot) kişi, herif, die - van mij benim herif -VENTEN: f, g, (ventte, h, gevent) seyyar satıcılık yapmak -VENTER: d, (-s) seyyar satıcı -VENTERIJ: d, seyyar satıcılık -VENTIEL: h, (- en) supap, vana -VENTILATIE: d, (-s) havalandırma -VENTILATOR: d, (- s, ...toren) vantilatör, yelyapar -VENTILEREN: f, g, (ventileerde, h, geventileerd) havalandırmak, -VENTJE: h, (-s) dat is een aardig - sevimli çocuk -VENTWEG: d (- en) yan yol, (bisiklet v,b, için) paralel yol -VENUS: d, Venus -VENUSHAAR: h, bot, karabaldır, baldırıkara -VER: s, z, (- der, - st) 1 uzak, ırak, - van hier buradan uzak, - re landen uzak ülkeler, in de - re toekomst uzak gelecekte, het - re Oosten Uzak Doğu, een - re reis uzak bir seyahat, in - re tijden çok eskiden, - weg uzak yol, 2 uzaktan, - re bloedverwanten uzaktan akrabalar, van - re uzaktan, 3 ileri, te - gaan ileri/aşırı gitmek, bardağı taşırmak, çizmeyi yukarı çıkmak, 4 - beneden iemand staan birinin seviyesinden çok aşağıda olmak, wat men van - haalt, is lekker zahmetli iş tatlı/değerli olur, het - brengen/schoppen büyük başarı göstermek, - heen zijn sarhoş ya da ruhsal hasta olmak, - re van rijk hiç zengin değil, voor zo - bekend bilindiği kadarıyla, voor zo - ik weet bildiğim kadarıyla -VERAANGENAMEN: f, g, (veraangenaamde, h, veraangenaamd) hoşlaştırmak, hoş hale getirmek, -VERABSOLUTEREN: f, g, (verabsoluteerde, h, verabsoluteerd) fil/fel saltıklaştırmak, mutlaklaştırmak, -VERACHTELIJK: s, z, 1 (laag) adi, bayağı, aşağılık, kepaze, - e kerel aşağılık herif, 2 hor, aşağılayıcı, een - e blik hor bir bakış -VERACHTEN: f, g, (verachtte, h, veracht) 1 hor görmek, aşağılamak, aşağı görmek, aşağısamak, küçümsemek, tepeden bakmak, 2 (niet tellen) hiçe saymak, önemsememek, het gevaar - tehlikeyi hiçe saymak -VERACHTING: d, hor görme -VERADEMING: d, (opluchting) rahatlama, ferahlama, ferahlık, -VERAF: z, (plaats) çok uzakta, (tijd) çok ileride -VERAFGELEGEN: s, uzak, ırak -VERAFGODEN: f, g, (verafgoodde, h, verafgood) putlaştırmak, ilahlaştırmak, ilah yerine koymak, -VERAFSCHUWEN: f, g, (verafschuwde, h, verafschuwd) - dan/den nefret etmek, tiksinmek, iğrenmek -VERALGEMENEN: f, g, (veralgemeende, h, veralgemeend) genelleştirmek, umumileştirmek, -VERANDA: d, (-s) taraça, tahtaboş -VERANDEREN: f, I gs, (veranderde, is veranderd) değişmek, het weer verandert hava değişiyor, van mening - görüş değiştirmek, van kleur - renk değiştirmek, van koers - yön değiştirmek, II g, (-, h, -) değiştirmek, başkalaştırmak, başka hale sokmak, dat verandert de zaak bu işi değiştirir, een straf - cezayı değiştirmek, cezayı çevirmek, zijn gedrag - davranış değiştirmek, dat verandert niets aan haar gedachten o düşüncelerinden bir şey değiştirmez -VERANDERING: d, (- en) değişiklik, değişim, değişme, tebdil, - en aanbrengen değişiklikler yapmak, - van omgeving çevre değişikliği, - van weer hava değişikliği, voor de - değişiklik için, değişiklik olsun diye, - in iets brengen bir şeyde değişiklik yapmak, - van spijs, doet eten değişiklik iştah açar, -VERANDERLIJK: s, değişken, değişir, istikrarsız, dönek, - weer değişken bir hava -VERANKEREN: f, g, (verankerde, h, verankerd) 1 scheep/den demirlemek, 2 bouwk/mim kenetlemek, raptetmek -VERANTWOORD: s, 1 emniyetli, güvenli, rizikosuz, 2 (weloverwogen) iyi düşünülmüş, sağlam, dengeli, -VERANTWOORDELIJK: s, 1 sorumlu, mesul, iemand - stellen voor birini - dan/den sorumlu tutmak, -(y)i birinden sormak, de - e ambtenaar sorumlu memur, - zijn voor - dan/den sorumlu olmak, ik ben - voor de kinderen çocuklardan ben sorumluyum, çocukların sorumluluğu bende, 2 sorumluluk gerektiren, sorum isteyen, mesuliyetli, een - e baan mesuliyetli bir iş, -VERANTWOORDELIJKHEID: d, sorumluluk, mesuliyet, sorum, de - op zich nemen sorumluluğu üzerine almak, -VERANTWOORDELIJKHEIDSBESEF: h, sorumluluk anlayışı -VERANTWOORDEN: f, g, (verantwoordde, h, verantwoord) hesabını vermek, gelden - paranın hesabını vermek, iets tegenover iemand - birine karşı bir şeyi savurmak -VERANTWOORDING: d, (- en) 1 sorumluluk, mesuliyet, iets voor zijn - nemen bir şeyi kendi sorumluluğu altına almak, op eigen - mesuliyeti kendine olmak üzere, 2 (verdediging) savunma, müdafaa, 3 (rekenschap) hesap -VERARMEN: f, I gs, (verarmde, is verarmd) fakirleşmek, yoksullaşmak, gerilemek, (grond) verimi düşmek, fakirleşmek, II g, (-, h -) fakirleştirmek, yoksullaştırmak -VERARMING: d, fakirleşme, yoksullaşma -VERASSEN: f, g, (veraste, h, verast) (ölüyü) yakmak -VERASSING: d, (- en) ölü yakma -VERBAAL: I s, 1 (mondeling) sözlü, şifahi, 2 taalk/dilb fiili, eylemsel, ortaç, een - adjectief fiilden türeme sıfat, II h, (...balen) zie/bkz procesverbaal, -VERBAASD: s, z, (- er/meer -, meest -) şaşkın, şaşmış, hayrete düşmüş, - kijken şaşkın şaşkın bakmak, - zijn hayretler içinde kalmak, şaşırmak -VERBALISEREN: f, g, (verbaliseerde, h, geverbaliseerd) zabıta geçirmek, tutanağa geçirmek -VERBAND: h, (- en) 1 med/tıb sargı, een - leggen op een wond yarayı sarmak, 2 (relatie) ilişki, alaka, bag, 3 (samenhang) bağlantı, irtibat, in - met ile bağlantılı olarak, ile ilgili olarak,- dan/den dolayı, ...nedeniyle, in - staan met ile bağlantılı olmak, ile ilişkili olmak, in dit - dolayısıyla, bu vesileyle, bu münasebetle, in - met uw vraag sorunuzla ilgili olarak, 4 (zinsverband) baglam, 5 (samenwerking) groeps grup ilişkisi/işbirligi, school- okul birliği -VERBANDCURSUS: d, (- sen) sargı kursu -VERBANDLINNEN: h, sargı bezi -VERBANDTROMMEL: d, (-s) ilkyardım kutusu -VERBANDWATTEN: d, mv/çoğ sargı pamuğu -VERBANNEN: f, g, (verbande, h, verbannen) sürgün etmek, sürmek, sürgüne yollamak, aforoz etmek, uit het land - ülkeden sürgün etmek, fig/mec künyesini okumak, yok etmek -VERBANNING: d, (- en) sürgün, aforoz -VERBASTEREN: f, I gs, (verbasterde, is verbasterd) özünü kaybetmek, yozlaşmak, bozulmak, vulg/k piçleşmek, II g, (-, h, -) yozlaştırmak, bozmak -VERBASTERING: d, (- en) soysuzlaşma, dejenerasyon -VERBAZEN: f, g, (verbaasde, h, verbaasd) şaşırtmak, hayrete düşürmek, hayran bırakmak, zich - over -(y)a/e hayret etmek, dat verbaast me van je beni şaşırttın, dat verbaast me niet beni şaşırtmaz, şaşmam -VERBAZEND: s, z, 1 (verwonderlijk) şaşırtıcı, hayret verici, hayret edilecek, şaşılacak, 2 (buitengewoon) inanılmayacak kadar, duyulmamış, görülmemiş, olağanüstü -VERBAZING: d, şaşkınlık -VERBAZINGWEKKEND: s, şaşkınlık verici, hayret verici -VERBEELDEN: f, g, (verbeeldde, h, verbeeld) 1 zich - kendini ... sanmak, tasavvur etmek, zich veel - kendini bir şey sanmak, wat verbeeld je je wel? kendini ne sanıyorsun? 2 iets - bir şeyi sergilemek, bir şeyi tasvir etmek -VERBEELDING: d, (- en) 1 hayal, fantazi, imge, een rijke - hebben zengin bir fanteziye sahip olmak, 2 (inbeelding) kendini beğenmişlik, kibir, kurum, wat een -! ne kurum! -VERBEELDINGSKRACHT: d, imgeleme gücü, hayal gücü -VERBEIDEN: f, g, (verbeidde, h, verbeid) vero/eski beklemek -VERBENEN: f, gs, (verbeende, is verbeend) kemikleşmek, kemik gibi olmak -VERBENING: d, kemikleşme -VERBERGEN: f, g, (verborg, h, verborgen) 1 saklamak, gizlemek, zich saklanmak, gizlenmek, pusmak, zich achter - fig/mec (bir şeyin) ardına sıgınmak, 2 (geheimhouden) saklamak, gizlemek, gizli tutmak, fark ettirmemek, zijn gevoelens - hislerini gizlemek, duygularını belli etmemek -VERBETEN: s, 1 (ingehouden) dışa vurulmamış, bastırılmış, 2 (fel) hiddetli, şiddetli, fanatik, bastırılmaz -VERBETEREN: f, I g, (verbeterde, h, verbeterd) 1 düzeltmek, fouten - hataları düzeltmek, 2 (beter maken) iyileştirmek, ıslah etmek, het leven - yaşamı düzeltmek, iyileştirmek, daha iyi bir düzeye getirmek, het onderwijs - eğitimi düzeltmek, eğitimde reform yapmak, verbeter de wereld, begin bij jezelf dünyayı değiştirmek istiyorsan önce kendini değiştir, II gs, (-, is -) düzelmek, iyileşmek -VERBETERING: d, (- en) düzeltme, - en aanbrengen düzeltme yapmak -VERBEURDVERKLAREN: f, g, (verklaarde verbeurd, h, verbeurdverklaard) kamulaştırmak, devletleştirmek, el koymak -VERBEURDVERKLARING: d, (- en) kamulaştırma, devletleştirme -VERBEUREN: f, g, (verbeurde, h, verbeurd) ceza olarak kaybetmek, kendi yüzünden yitirmek, het leven - ölüm cezası ile hayatını yitirmek, er is niet veel aan verbeurd kaybedecek pek bir şey yok, iemands vertrouwen - birinin güvenini yitirmek -VERBEURTE: d, jur/ huk mahrumiyet, op (onder) - van - nin mahrumiyeti şartıyla -VERBEUZELEN: f, g (verbeuzelde, h, verbeuzeld) zijn tijd- zamanı boşa geçirmek, zijn geld - parasını çarçur etmek -VERBIEDEN: f, g, (verbood, h, verboden) 1 yasaklamak, yasak etmek, menetmek, een boek - kitap yasaklamak, een film - film yasaklamak, iemand iets - birine bir şeyi yasaklamak, verboden te roken sigara içilmez, sigara içmek yasaktır, 2 (verhinderen) engellemek -VERBIJSTERD: s, şaşkın, - zijn şaşırmak, şaşkına dönmek -VERBIJSTEREN: f, g, (verbijsterde, h, verbijsterd) şaşırtmak, şaşkına çevirmek, sersemletmek, (schrik aanjagen) afallatmak -VERBIJSTERING: d, şaşkınlık, in - raken şaşkına dönmek -VERBIJTEN: f, g, (verbeet, h, verbeten) (inhouden) dişlerini sıkıp belli etmemek, de pijn - dişini sıkmak, acısını belli etmemek için dudaklarını ısırmak, zich - kendini tutmak, zich van het lachen - gülmemek için dudaklannı ısırmak -VERBINDEN: f, g, (verbond, h, verbonden) 1 bağlamak, birleştirmek, in de echt - evlenmek, zinnen - door voegwoorden bağlaçlarla tümceleri bağlamak, birleştirmek, 2 (wonden) sarmak, 3 (v, telefoon) bağlamak, kunt u mij met toestel 532? beni 532e bağlar mısınız? 4 zich - a) scheik/kim birleşmek, b) (persoon) taahhüt altına girmek, yüklenmek, -VERBINDING: d, (- en) 1 bağlantı, irtibat, kontak, ilişki, bağ, telefoon- telefon bağlantısı, zich in - stellen met ile temasa geçmek, temas kurmak, in - staan met ile temasta olmak, in - treden met ile temasa geçmek, 2 (v, spoorwegen enz,) bağlantı, birleşme yeri, 3 scheik/kim bileşim, 4 pol, ittifak, 5 mil/ask muhaberat -VERBINDINGSLIJN: d (- en) bağlantı hattı -VERBINDINGSOFFICIER: d, (- en) mil/ask muhaberat subayı -VERBINDINGSTEKEN: h, (-s) tire -VERBINDINGSWEG: d, (- en) ulaştırma yolu -VERBINTENIS: d, (- sen) 1 anlaşma, een - aangaan anlaşma yapmak, anlaşmaya girmek, 2 (verplichting) yüküm, taahhüt, jur/huk borç, wetboek van Verbintenissen Borçlar Kanunu, 3 echt - evlilik, evlilik birliği, een - sluiten evlilik yapmak, nikah kıymak, 4 (dienstcontract) işakdi, iş sözleşmesi -VERBITTERD: s, z, nefret dolu, kinli, hınçlı, nefretle, acımasız -VERBLEKEN: f, gs, (verbleekte, is verbleekt) sararmak, rengini atmak, solmak, (gezicht) beti benzi atmak, zij verbleekte beti benzi attı, beti benzi kalmadı, doen - soldurmak -VERBLIJD: s, memnun, - worden met -(y)a/e memnun olmak -VERBLIJDEN: f, g, (verblijdde, h, verblijd) sevindirmek, mernnun etmek, yüzünü güldürmek, het hart - gönlünü okşamak, een zieke met een bezoek - bir hastayı ziyaretle memnun etmek, sevindirmek -VERBLIJF: h, (,,blijven) 1 (het verblijven) oturum, ikamet, kalma, vergunning tot - oturum izni, 2 (plaats) mesken, yer, ikametgah, kinderdag- kreş, anaokulu, nacht- geceleme yeri -VERBLIJFKOSTEN: d, mv/çoğ konaklama masraf1arı -VERBLIJFPLAATS: d, (- en) kalınan yer -VERBLIJFSVERGUNNING: d (- en) oturum izni -VERBLIJVEN: f, gs, (verbleef, is verbleven) kalmak, ikamet etmck, oturmak, ik verblijf nu 2 jaar in Nederland iki yıldır Hollandada kalıyorum -VERBLINDEN: f, g (verblindde, h, verblind) 1 gözünü almak, gözleri kamaştırmak, een - d licht göz alıcı bir ışık, 2 fig/mec verblind door de hartstocht hırstan körleşmiş -VERBLOEMEN: f, g, (verbloemde, h, verbloemd) fig/mec örtbas etmek, yaldızlamak, saklamak, iyi göstermeye yeltenmek, de waarheid - gerçeği saklamak -VERBLUFFEN: f, g, (verblufte, h, verbluft) şaşırtmak, afallatmak -VERBLUFFEND: s, şaşırtıcı, afallatıcı, sersemletici -VERBLUFT: s, çok şaşkın, afallamış -VERBOD: h, (- en) yasak, drank- içki yasağı, een - op alcoholgebruik içki kullanma yasağı, ontslag- işten çıkarma yasağı, rook- sigara yasağı, stop- durma yasağı, uitgaans- sokağa çıkma yasağı, dışarı çıkma yasağı -VERBODEN: s, yasak, - te parkeren park yapmak yasaktır, - te roken sigara içmek yasaktır, - toegang girmek yasaktır, girilmez -VERBODSBORD: h, (- en) yasak levhası -VERBOLGEN: s, darılmış, alınmış, gücenmiş, kızmış -VERBOND: h, (- en) 1 ittifak, pakt, 2 (vereniging) birlik -VERBONDEN: s, bağlaşık, müttefik, - zijn aan -(y)a/e bağlı olmak -VERBONDENHEID: d, (...heden) bağlılık, dayanışma, gevoel van - dayanışma hissi -VERBORGEN: s, gizli, saklı, görünmeyen, - gebreken görünmeyen kusurlar -VERBOUW: d, yetiştirme -VERBOUWEN: f, g, (verbouwde, h verbouwd) 1 (huis, gebouw) şeklini değiştirmek, başka biçim vermek, tadilat yapmak, 2 (telen) yetiştirmek -VERBOUWEREERD: s, z şaşkın, şaşırmış, zihni karışmış -VERBOUWING: d, (- en) tadilat -VERBRANDEN: f, I g (verbrandde,h verbrand) 1 yakmak, iets totaal - bir şeyi yakıp kül etmek, 2 (bruin doen, worden) bronzlaştırmak, II gs, (-, is -) yanmak, (bruin worden) yanmak, bronzlaşmak, je gezicht is verbrand yüzün güneşten yanmış -VERBRANDING: d, (en) yanık, - van de eerste geraad birinci derecede yanık -VERBRANDINGSMOTOR: d, (- en, - s) yakımlı motor, yanmalı motor -VERBRANDINGSPROCES: h, (- sen) yanma işlemi -VERBRASSEN: f, g, (verbraste, h, verbrast) israf etmek, çarçur etmek -VERBREDEN: f, g, (verbreedde, h, verbreed) genişletmek, zich - genişlemek, de weg verbreedt zich verderop yol ileride genişliyor -VERBREIDEN: f, g, (verbreidde, h, verbreid) yaymak, dağıtmak, saçmak, zich - yayılmak -VERBREKEN: f, g, (verbrak, h, verbroken) 1 (stukmaken) kırmak, parçalamak, (zegel) parçalamak, 2 (v, overeenkomst, afspraak) bozmak, ihlal etmek, 3 (betrekking) kesmek, koparmak, 4 (verbinding) kesmek, 5 (stilte) bozmak, -VERBRIJZELEN: f, g, (verbrijzelde, h, verbrijzeld) parçalamak, toz etmek, paramparça etmek, ezmek, -VERBROEDEREN: f, g, (verbroederde, h, verbroederd) zich - arkadaş olmak -VERBROKKELEN: f, I g, (verbrokkelde, h, verbrokkeld) parçalamak, ufalamak, II gs, (-, is -) parçalanmak, ufalanmak -VERBRUIEN: f, g, (verbruide, h, verbruid) het bij iemand - birinin gözünden düşmek -VERBRUIK: h, tüketim, kullanım, harcama, harcayış, sarfiyat, het - van alcohol alkol tüketimi, het - van brood ekmek tüketimi, gas- gaz tüketimi -VERBRUIKEN: f, g, (verbruikte, h, verbruikt) tüketmek harcamak, sarf etmek -VERBRUIKER: d, (-s) tüketici, yoğaltıcı -VERBRUIKSBELASTING: d, (- en) tüketim vergisi -VERBUIGEN: f, g, (verboog, h, verbogen) bükmek, eğmek, kıvırmak, taalk/dilb çekmek -VERBUIGING: d, (- en) taalk/dilb çekim -VERCHROOMD: s kromlu -VERDACHT: s, z, zanlı, kuşkulu, şüpheli, şüphe uyandıran, een - e plaats kuşkulu bir yer, een - persoon şüpheli kişi, iemand - maken birisi hakkında şüphe uyandırmak, een - gedrag şüphe uyandıran davranış, er - uitzien şüpheli görünmek -VERDACHTE: d, (-n) sanık, zanlı -VERDACHTMAKING: d, (- en) (beschuldiging) (imalı) suçlama, itham -VERDAGEN. f, g, (verdaagde, h, verdaagd) ertelemek, tehir etmek, sonraya bırakmak -VERDAMPEN: f, I g, (verdampte, h, verdampt) buharlaştırmak, buhar haline getirmek, II gs, (-, is -) buharlaşmak -VERDAMPING: d, (- en) buharlaşma, -VERDEDIGBAAR: s, savunulur, savunulabilir, müdafaa edilebilir -VERDEDIGEN: f, g, (verdedigde, h, verdedigd) savunmak, müdafaa etmek, zijn land - ülkesini savunmak, iemand - birini savunmak -VERDEDIGER: d, (-s) savunmacı, müdafaacı, jur/huk avukat -VERDEDIGING: d, (- en) savunma, müdafaa -VERDEDIGINGSLINIE: d, (-s) savunma hattı -VERDEDIGINGSOORLOG: d, (- en) savunma savaşı -VERDEDIGINGSWAPEN: h, (- s, - en) savunma silahı -VERDEELD: s, bölünmüş, ayrılmış -VERDEELDHEID: d, geçimsizlik, anlaşmazlık, nifak, - zaaien nifak tohumları saçmak -VERDEELSLEUTEL: d, (-s) dağılım oranı -VERDEELSTEKKER: d, (-s) çok delikli elektrik fişi -VERDEKT: s, zich - opstellen mevzilenmek -VERDELEN: f, g, (verdeelde, h, verdeeld) 1 bölmek, taksim etmek, (uitdelen) dağıtmak, bölüştürmek, üleştirmek, pay etmek, paylaştırmak, in tween - ikiye bölmek, onder elkaar - aralarında bölüştürmek, bölüşmek, een erfenis - mirası bölüşmek, paylaşmak, üleşmek, 2 verdeel en heers! böl ve yönet! zich - bölünmek -VERDELER: d, (-s) dağıtıcı -VERDELGEN: f, g, (verdelgde, h, verdelgd) kökünü kurutmak, kökünü kazımak, imha etmek, yok etmek, köküne kibrit suyu dökmek -VERDELGING: d, (- en) imha, yok etme -VERDELGINGSMIDDEL: h, (- en) böcek ilacı, haşarat imha ilacı -VERDENKEN: f, g, (verdacht, h, verdacht) - dan/den kuşkulanmak, şüphelenmek, şüphe duymak, iemand van iets - bir şeyden dolayı birinden kuşkulanmak, iemand van diefstal - hırsızlığı birinden kuşkulanmak -VERDENKING: d, (- en) kuşku, şüphe, onder - staan şüphe altında olmak -VERDER: I s, (later) ilerideki, gelecek, sonraki, - bevelen sonraki emirler, ilerideki emirler, II z, 1 (daarna) daha sonra, hoe ging t - sonra ne oldu? 2 (meer) daha, başka, heb je - nog iets ? başka bir şey var mı ?, - kan ik niets doen daha bir şey yapamam, başka bir şey yapamam, 3 ga -, devam et! niet - kijken dan zijn neus lang is burnunun ucundan daha ötesini görememek -VERDERF: h, felaket, batış, çöküş: iemand in het - storten birini batlrmak, birini mahvetmek -VERDERFELIJK: s, z, çok zararlı, yıkıcı, bozucu, mahvedici -VERDEROP: z, daha ileride, daha ileri bir yerde -VERDICHTEN: f g, (verdichtte, h, verdicht) (gas, stof) yoğunlaşttrmak, zich - yoğunlaşmak -VERDIENEN: f g, I (verdiende, h, verdiend) 1 kazanmak, zijn brood - ekmeğini kazanmak, geld - para kazanmak, hoeveel verdient u per maand ? ayda ne kadar kazanıyorsun? de voorkeur - öncelik kazanmak, öncelik kazanmış olmak, 2 (als beloning/straf) hak etmek, een berisping - azar hak etmek, azara müstahak olmak, dank - teşekkürü hak etmek, zijn verdiende loon krijgen cezasını bulmak, hak ettiği cezayı bulmak, een verdiende overwinning haklı zafer, hak edilmiş zafer, heb ik dat aan je verdiend? bir teşekkür mü yani karşılıgı, seninki de reva mı? II gs, (-, h, -) 1 (salaris ontvangen) maaş almak, ücret almak, kazanmak, 2 (salaris, loon opleveren) kazandırmak, para getirmek, dat baantje verdient goed o iş iyi para kazandınyor, er is iets aan (mee) te - o işte ekmek yok, het zout in de pap niet - kıt kanaat geçinmek, lapaya tuz bulamamak -VERDIENSTE: d, (-n) 1 (loon) ücret, maaş, 2 naar - hak ettiği gibi, hak ettiğine göre, 3 (winst) kazanç, kâr, -VERDIENSTELIJK: s, z, 1 kıymetli, değerli, takdire layık, övgüye değer, 2 zich - maken voor iemand/iets birine/bir şeye büyük yardımı dokunmak, birine/bir şeye yardım etmek -VERDIEPEN: f, g, (verdiepte, h, verdiept) 1 (dieper maken) çukurlaştırmak, oymak, derinleştirmek, een kanaal - kanal derinleştirmek, 2 zich - in iets bir şeyle ciddi ilgilenmek, bir şeyin içine dalmak -VERDIEPING: d, (- en) (huis) kat, een huis met vier - en dört katlı bir ev, op de tweede - ikinci katta, zij wonen op de eerste - birinci katta oturuyorlar -VERDIKKE: verdikkeme, verdikkie ünl, hey mübarek! hay Allah! canına tükürdüğüm! -VERDISCONTEREN: (verdisconteerde, h, verdisconteerd) 1 (incalculeren) hesaba katmak, hesaba dahil etmek, 2 econ/ekon iskontolu satmak -VERDOBBELEN: f g, (verdobbelde, h, verdobbeld) zarda kaybetmek -VERDOEMD: s, lanetli, lanete layık, lanetlenecek -VERDOEMDE: d, (-n) lanetli kimse -VERDOEMEN: f g, (verdoemde, h, verdoemd) lanetlemek, lanet okumak -VERDOEMENIS: d, cehennem azabı -VERDOEN: f g, (verdeed, h, verdaan) (geld) çarçur etmek, ziyan etmek, savurmak, (tijd) boşa harcamak, boşa geçirmek -VERDOEZELEN: f g, (verdoezelde, h, verdoezeld) örtmek, örtbas etmek, -VERDOMD: I s, spreekt/kd 1 (in hoge mate) korkunç, aşırı derecede, acayip, 2 (afschuwelijk) korkunç, iğrenç II ünl, hey mübarek! hay Allah! canına tükürdüğüm! -VERDOMHOEKJE: in het - zitten günah keçisi olınak, şamaroğlanı olmak -VERDOMME: ünl, kahrolsun! kahrolası! -VERDOMMEN: f, g, (verdomde, h, verdomd) 1 dat verdom ik! onu yapmam! 2 het kan me niks - beni ırgalamaz, aldırmam -VERDONKEREMANEN: f, g, ( verdonkeremaande, h, verdonkeremaand) aşırmak, çalmak, yürütmek, zimmetine geçirmek -VERDOOFD: s, uyuşmuş, uyuşuk, hissiz -VERDORD: s, kuru, kurumuş, kurutulmuş -VERDORIE: ünl, hey mübarek! hay Allah! vay canına! vay anasını! -VERDORREN: f, gs, (verdorde, is verdord) kurumak -VERDORVEN: s, bozulmuş, baştan çıkrnış, bozuk, kötü, özünü yitirmiş -VERDORVENHEID: d, bozukluk -VERDOVEN: f, g, (verdoofde, h, verdoofd) (v, gevoelloos maken) hissizleştirmek, uyuşturmak, duyarsızlaştırmak, - de middelen uyuşturucu maddeler -VERDOVING: d, (- en) uyuşukluk, hissizlik, uyuşma, plaatselijke - lokal uyuşturma -VERDRAAGLIJK: s, çekilir, katlanılır, tahammül edilebilir, niet - çekilmez -VERDRAAGZAAM: s, (,,zamer, - st) hoşgörülü, hoşgörücü, toleranslı, tahammüllü, mezhebi geniş -VERDRAAGZAAMHEID: d, hoşgörülüıük, müsamaha, tolerans -VERDRAAID: I s, 1 döndürülüp yerinden oynatılmış, 2 euf/ört, lanet olası, II z, (zeer) çok, felaket het is - koud felaket soğuk -VERDRAAIEN: f, g, (verdraaide, h verdraaid) 1 (hand) burkmak, de ogen - gözlerini döndürmek, 2 fig/mec yanlış yorumlamak, ters anlam vermek, kazı koz anlamak, saptırmak, çarpıtmak, de wet - yasayı ters yorumlamak, iemands woorden - birinin sözlerini terse çekmek, birinin sözlerine ters anlam vermek, de waarheid - gerçeği çarpıtmak, 3 (platlargo) (vertikken) reddetmek, yapmak istememek -VERDRAAIING: d, (de waarheid) yanlış yorumlama, saptırma, çarpıtma, tahrif, bozma -VERDRAG: h, (- en) antlaşma, pakt, een - sluiten antlaşma yapmak -VERDRAGEN: f, g, (verdroeg, h, verdragen) 1 (dulden, uithouden) katlanmak, dayanmak, tahammül etmek, kaldırmak, zo iets kan ik niet - böyle bir şeye katlanamam, geen pijn kunnen - acıya dayanamamak, elkaar - birbirleriyle hoş geçinmek, de kou is niet te - soguk çekilecek gibi değil, 2 (verteren) sindirmek, hazmetmek, içi kaldırmak, midesi kabul etmek, mijn maag kan het niet - mideme dokunuyor, midem onu kabul etmiyor, -VERDRAGEND: s, uzun menzilli, uzun erimli -VERDRIEDUBBELEN: f, g, (verdriedubbelde, h, verdriedubbeld) üç katına çıkaımak, üç kat arttrmak, üç misli büyütmek, üç misli yapmak -VERDRIET: h, üzüntü, keder, gam, acı,elem, ıstırap, iemand - aandoen birini üzmek, birine acı vermek, - hebben üzgün olmak, kederli olmak -VERDRIETEN: f, g, (verdroot, h, verdroten) üzmek, üzüntü vermek, acı vermek, elem vermek, kederlendirmek -VERDRIETIG: s, 1 ( verdriet hebbende) üzgün, üzüntülü, kederli, 2 (v, gezicht) kederli, asık, üzüntülü, een - gezicht kederli yüz, üzgün yüz, 3 (verdriet veroorzakend) üzücü, üzüntü verici, acı veren -VERDRIEVOUDIGEN: f, g, (verdrievoudigde, h, verdrievoudigd) üç katına çıkarmak, üç misli yapmak, üç kat artırmak, üç misli büyütmek -VERDRIJVEN: f, g, (verdreef, h, verdreven) 1 sürmek, zorla sürmek, kovmak, de rook - dumanı dağıtmak, 2 de pijn - acıyı durdurmak, -VERDRINGEN: f, g, (verdrong, h, verdrongen) 1 bir yana yerinden çıkarmak, sürmek, itmek, (de plaats innemen van) zorla yerini almak, iemand - birinin (yerine geçmek için) ayağını kaydırmak, 2 zich - (yer kapmak için) itişip kakışmak, itişmek, de menigte verdringt zich kalabalık itişip kakışıyor -VERDRINGING: d, (- en) psych/psik itme, bastırma -VERDRINKEN: f, I g, (verdronk h, verdronken) 1 zijn geld - parayı içkiye yatırmak, 2 (in het water doen omkomen) suda boğmak, II gs (-, is -) (suda) boğulmak -VERDRINKING: d, (- en) boğulma, de dood door - boğularak ölme -VERDROGEN: f, gs, (verdroogde, is verdroogd) kurumak, kupkuru olmak -VERDRONKEN: s, (persoon) boğulmuş, (land) su basmış, su altında kalmış -VERDRUKKING: in de - raken ihmal edilmek, tegen de - in baskıya rağmen/karşın, tegen de - in groeien (bitki vb,) kötü şartlara rağmen gelişmek -VERDUBBELEN: f, I g, (verdubbelde h, verdubbeld) iki katına çıkarmak, iki misli artırmak, iki katı büyütmek, II gs,(-, is -) iki katına çıkmak, iki misline ulaşmak, iki kat artmak -VERDUBBELING: d, (- en) iki katına çıkma, iki katına çıkarrna, taalk/dilb yineleme -VERDUIDELIJKEN: f, g, (verduidelijkte, h, verduidelijkt) (iyice) aydınlatmak, açığa kavuşturmak, açıklamak, açıklık getirmek -VERDUIDELIJKING: d, (- en) aydınlatma, açıklama -VERDUISTEREN: f, g, (verduisterde h, verduisterd) 1 (ruimte) karartmak, söndürmek, köreltmek, de maan wordt verduisterd ay karardı, 2 fig/mec geld - para zimmetine geçirmek -VERDUISTERING: d, (- en) 1 (geld) zimmetine geçirme, 2 (v, licht) karartma -VERDUIVELD: z, (zeer) korkunç, felaket -VERDUNNEN: f, g, (verdunde, h, verdund) inceltmek, rafine etmek, yoğunluğunu azaltmak, sulandırmak -VERDUREN: f, g, (verduurde, h, verduurd) katlanmak, dayanmak, tahammül etmek -VERDWAALD: s, yolunu şaşırmış, yolunu kaybetmemiş, sapmış -VERDWAASD: s, sersem, kafası karışık, şaşkın, aptal -VERDWALEN: f, gs, (verdwaalde, is verdwaald) yoldan sapmak, yoldan çıkmak, yolunu şaşırmak, -VERDWAZING: d, gözü dönme, sağlıklı düşünememe -VERDWIJNEN: f gs, (verdween, is verdwenen) kaybolmak, gözden kaybolmak, ortalıktan kaybolmak, görünmez olmak, (beschaving, zon) yok olmak, batmak, verdwijn uit mijn ogen! gözümün önünden defol! gözümden kaybol! tüy! -VERDWIJNING: d, (- en) kaybolma, kayboluş -VEREDELEN: f, g, (veredelde, h, veredeld) 1 (planten) aşılayıp ıslah etmek, 2 (produkten) işlemek, -VEREDELING: d ıslah -VEREELT: s, nasırlaşmış, nasırlı, fig/mec nasırlaşmış, hissizleşmiş -VEREENVOUDIGEN: f, g, (vereenvoudigde,h vereenvoudigd) basitleştirmek, sadeleştirmek, wisk/mat een breuk - kesir sadeleştirmek -VEREENVOUDIGING: d, (- en) sadeleştirme, sadeleşme -VEREENZAMEN: f, gs, (vereenzaamde, is vereenzaamd) yanlızlaşmak -VEREENZELVIGEN: f, g, (vereenzelvigde h, vereenzelvigd) özdeşleştirmek, bir tutmak, bir görmek, zich met iemand (iets) - kendini biriyle (bir şeyle) özdeşleştirmek, biriyle (bir şeyle) özdeşleşmek -VEREERDER: d, (-s) (erkek) hayran -VEREEUWIGEN: f, g, (vereeuwigde, h, vereeuwigd) ölümsüzleştirmek, ebedileştirmek, daimileştirmek, baki kılmak -VEREFFENEN: f, g, (vereffende, h, vereffend) 1 tesviye etmek, 2 (afbetalen) düzlemek, ödemek, kapatmak, zijn schulden - borçları ödemek -VEREISEN: f, g, (vereiste, h, vereist) gerektirmek, icap ettirmek, istemek, dat vereist veel tijd çok zaman gerektiriyor, -VEREISTE: h, d, (-n) gerek, şart, gereken şey, -VEREN: s, tüyden, tüy dolu, een - bed tüy yatak II f, gs, (veerde, h, geveerd) esnemek -VEREND: s, esnek, esneyen -VERENIGBAAR: s, birleştirilebilir -VERENIGD: s, birleşmiş, de Verenigde Naties Birleşmiş Milletler, de Verenigde Staten Amerika Birleşik Devletleri, -VERENIGEN: f, g, (verenigde, h, verenigd) birleştirmek, zich - birleşmek, zich - met ile birleşmek, -(y)a/e katılmak, ittifak yapmak, (v, rivier) -(y)a/e karışmak, zich met iets niet kunnen - bir şeye katılmamak, uygun bulmamak -VERENIGING: d, (- en) birlik, demek, cemiyet, kurum -VERENIGINGSGEBOUW: h, (- en) demek binası, kurum binası -VERENIGINGSLOKAAL: h, (...kalen) demek lokali -VEREREN: f, g, (vereerde, h, vereerd) hayran olmak, tapmak, iemand met een bezoek - birini ziyaretle onurlandırmak -VERERGEREN: f, I g, (verergerde, h, verergerd) kötüleştirmek, fenalaştırmak, ağırlaştırmak, vahimleştirmek, II gs, (-, is -) kötüleşmek, fenalaşmak, ağırlaşmak, vahimleşmek -VERERING: d, (- en) onurlandırma, hürmet, yüceltme, ululama -VERF: d, (verven) boya, niet goed uit de - komen umulan düzeyde olmamak, beklenildiği kadar güzel olmamak, umulandan kötü olmak -VERFDOOS: d, (...dozen) boya kutusu -VERFIJNEN: f, g, (verfijnde, h, verfijnd) inceltmek, zarifleştirmek -VERFILMEN: f, g, (verfilmde, h, verfilmd) filmini yapmak, filme almak -VERFKWAST: d, (- en) boya fırçası -VERFLAUWEN: f, gs, (verflauwde, is verflauwd) 1 (v, kleur) solmak, 2 (v, geluid, v, liefde) azalmak, soğumak, 3 (v, wind) hafiflemek, azalmak -VERFOEIEN: f, g, (verfoeide, h, verfoeid) (- dan/den) nefret etmek, tiksinmek, iğrenmek, ikrah etmek, -(y)i biti kadar sevmemek -VERFOEILIJK: s, z, nefret veren, iğrenç, tiksindirici, rezalet, iğrendirici -VERFOMFAAID: s, z, er - uitzien darmadağınık görünmek, hırpani görünmek, pasaklı görünmek -VERFRAAIEN: f, g, (verfraaide, h, verfraaid) süslemek, güzelleştirmek -VERFRAAIING: d, (- en) süs -VERFRISSEN: f, g, (verfriste, h, verfrist) serinletmek, canlandırmak, canlı tutmak -VERFRISSEND: s, serinletici, canlandıncı, ferahlatıcı, ferahlık verici, een - drank serinletici bir içki -VERFRISSING: d, 1 serinleme, rahatlama, 2 (- en) (koele drank) meşrubat -VERFROMMELEN: f, g, (verfrommelde, h, verfrommeld) iyice örselemek, buruşturmak, kırıştırmak -VERFSPUIT: d, (- en) boya püskürteci -VERFSTOF: d, (- fen) boya maddesi -VERFWINKEL: d, (-s) boyacı dükkânı -VER:G, zie/bkz, ergelijk -VERGAAN: f, gs, (verging, is vergaan) 1 (te gronde gaan) batmak, yok olmak, als de wereld vergaat dünya batarsa, 2 (sterven) ölmek, kırılmak, van honger - açlıktan ölmek, van de kou - soğuktan ölmek, 3 (voorbijgaan) geçmek, de tijd vergaat snel zaman çabuk geçiyor, 4 (verdwijnen) kaçmak, kaybolmak, de lust vergaat mij iştahım kaçıyor, 5 (aflopen) bitmek, sonuçlanmak, hoe zal het -? nasıl sonuçlanacak? -VERGAAND: s, geniş çaplı, aşırı, görülmemiş, ileri ölçüde, büyük sonuçlar doğuran, - maatregelen geniş çaplı önlemler -VERGAARBAK: d, (- ken) (voor vloeistoffen) rezervuar, sarnıç, -VERGADEREN: f, gs, (vergaderde, is vergaderd) (bijeenkomen) toplanmak, toplantı yapmak -VERGADERING: d, (- en) toplantı, een houden - toplantı yapmak, de - openen toplantıyı açmak, de - sluiten toplantıyı kapatmak -VERGADERPLAATS: d, (- en) toplantı yeri -VERGADERTAFEL: d, (-s) toplantı masası, -VERGADERZAAL: d, (...zalen) toplantı salonu -VERGALLEN: f, g, (vergalde, h, vergald) fig/mec zehir etmek, tadını kaçırmak, tadını bozmak, iemands leven - birinin hayatını zehir etmek, iemand plezier - birinin zevkini kaçırmak, -VERGALOPPEREN: f, (vergaloppeerde zich, h, zich vergaloppeerd) zich - boşboğazlıkla, gaf yapmak, çam devirmek -VERGANKELIJK: s geçici, fani, kalımsız -VERGAPEN: f, (vergaapte zich, h, zich vergaapt) zich - aan -(y)e öküzün trene baktığı gibi bakmak, zich aan de schijn - görünüşe aldanmak, -VERGAREN: f, g, (vergaarde, h vergaard) toplamak, devşirmek, toplayıp biriktirmek -VERGASSEN: f, g, (vergaste, h vergast) 1 gazlaştırmak, gaza dönüştürmek, 2 (met gas doden) gazla öldürmek, gazla zehirlemek -VERGASSER: d (-s) tech/tek karbüratör -VERGASTEN: f, g, (vergastte, h vergast) iemand op iets - birine bir şey ikram etmek, -VERGEFELIJK: s affedilir, bağılanır, mazur görülür -VERGEEFS: s, z boşuna, yararsız, faydasız, boş, sonuçsuz: - e pogingen boşuna çaba, - werken boşuna çalışmak, -VERGEETACHTIG: s unutkan, dalgın -VERGEETACHTIGHEID: d unutkanlık, dalgınlık -VERGEETBOEK: h, in het- raken unutulmak, -VERGEET-MIJ-NIET: d, (- en) bot, unutmabeni -VERGELDEN: f, g, (vergold, h, vergolden) misillemek, misliyle mukabele etmek, karşılığını vermek, kwaad met kwaad - kötülüğe kötülükle karşılık vermek -VERGELDING: d, (- en) bedel, karşılık, misliyle mukabele, kısasa kısas -VERGELDINGSAANVAL: d, (- len) mil/ask misilleme saldırısı -VERGELEN: f, gs, (vergeelde, is vergeeld) sararmak, sarılaşmak -VERGELIJK: h, (- en) uyuşma, uzlaşma, tot een - komen uzlaşmaya varmak -VERGELIJKBAAR: s, kıyaslanabilir, mukayese edilebilir, - met ile kıyaslanabilir, op een vergelijkbare manier benzer bir şekilde -VERGELIJKEN: f, g, (vergeleek, h, vergeleken) kıyaslamak, mukayese etmek, karşılaştırmak, - met ile kıyaslamak, twee talen met elkaar - iki dili birbiriyle kıyaslamak, vergeleken met ile kıyasla, -(y)a/e nispetle -VERGELIJKEND: s karşılaştırmalı, kıyaslamalı, de - e taalwetenschap karşılaştırmalı dilbilim -VERGELIJKENDERWIJS: z, kıyaslayarak -VERGELIJKING: d, (- en) 1 kıyas, karşılaştırma, mukayese, in - met ile kıyasla, nispetle, 2 taalk/dilb de trappen van - üstünlük dereceleri, 3 wisk/mat denklem, 4 lit/edeb benzetme, teşbih -VERGELIJKINGSMATERIAAL: h kıyas/mukayese materyali -VERGEMAKKELIJKEN: f, I g,(vergemakkelijkte, h, vergemakkelijkt) kolaylaştınnak, II gs, (- is -) kolaylaşmak, basitleşmek -VERGEN: f, g, (vergde, h gevergd) istemek,gerektirmek, beklemek, dat vergt veel tijd çok zaman ister, aandacht - ilgi/dikkat gerektirmek/istemek, zoiets kun je van hem niet - böyle bir şeyi ondan bekleyemezsin, hoe kun je zoiets van mij -! böyle bir şeyi benden nasıl beklersin? veel van zijn gezondheid - sağlığına fazla yüklenmek, sağlığını zorlamak -VERGENOEGD: s, memnun, hoşnut, (opgewekt) neşeli -VERGENOEGEN: f, g, (vergenoegde, h, vergenoegd) memnun etmek, zich met - ile yetinmek, ile memnun olmak -VERGETELHEID: d, unutulma, -VERGETEN: f, I g, (vergat, h/is vergeten) unutmak, akıldan kaçırmak, gönülden çıkarmak, zijn adres - adresi unutmak, vergeet het maar! olmaz! sen onu unut! yapmam! olmayacak! II s, unutulmuş -VERGEVEN: f, g, (vergaf, h, vergeven) 1 başkasına vermek, een baan - işi başkasına vermek, 2 (vergiffenis, schenken) affetmek, bağışlamak, vergeefmij! bağışlayın! pardon! 3 (vergiftigen) zehirlemek, zehirle öldürmek, - zijn van ile dolu olmak, ... ile kaynamak -VERGEVING: d (vergiffenis) bağış, af -VERGEVINGSGEZIND: s, ( er, meest) bağışlayıcı, bağışlamaya eğilimli -VERGEVORDERD: s, op - e leeftijd çok ileri yaşlarda -VERGEWISSEN: f, g (vergewiste, h, vergewist) zich van iets - bir şeye ikna olmak, bir şeyden emin olmak -VERGEZELLEN: f, g, (vergezelde, h vergezeld) eşlik etmek, beraber gitmek, iemand op reis - seyahatte birine eşlik etmek -VERGEZICHT: h, (- en) manfara -VERGIET: h,, d (- en) süfgeç, elek, kalbur -VERGIETEN: f, g, (vergoot, h vergoten) dökmek, akıtmak, bloed - kan dökmek, tranen - göz yaşı dökmek, -VERGIF: h (- ten) zehir, ağı, sem, daar kun - op innemen kesin (gözüyle bak) kuşkusuz, mutlaka -VERGIFFENIS: d, af, bağış, iemand - vragen birinden af dilemek -VERGIFT: h, (- en) zehir, ağı, sem -VERGIFTIG: s, zehirli, ağılı, vergiftige slangen zehirli yılanlar -VERGIFTIGEN: f, g, (vergiftigde, h, vergiftigd) zehirlemek, zehirleyip öldürmek -VERGIFTIGING: d, (- en) zehirleme, zehirlenme -VERGISSEN: f, (vergiste zich, h, zich vergist) zich - yanılmak, hata etmek, als ik me niet vergis yanılmıyorsam, zich in iemand - biri hakkında yanılmak -VERGISSING: d, (- en) yanılma, yanılgı, hata, bij - yanılgıyla, yanlışlıkla -VERGODDELIJKEN: f, g, (vergoddelijkte, h, vergoddelijkt) ilahlaştırmak, -VERGOEDEN: f, g, (vergoedde, h, vergoed) 1 (schade) telafi etmek, karşılamak, ödemek, bedelini ödemek, iemand de schade - birinin zararını telafi etmek, birinin zararını ödemek, de kosten - masrafları ödemek/karşılamak, 2 (als loon geven) karşılığını/bedelini ödemek, 3 (als compensatie dienen) karşılamak, iemand zijn veruren - birinin fazla mesaisini ödemek -VERGOEDING: d (- en) 1 (bedrag) ödenek, harç, reiskosten - yol ödeneği, 2 (schadeloosstelling) telafi, - voor schade zarar telafisi -VERGOELIJKEN: f, g, (vergoelijkte, h vergoelijkt) mazur göstermek, iyi göstermeye yeltenmek, Yaldızlamak, -VERGOKKEN: f g (vergokte, h, vergokt) kumarda kaybetmek -VERGOOIEN: f ,g, (vergooide, h vergooid) çarçur etmek, kaybetmek, zijn kans - şansını kaçırmak, yitirme, zijn eer- onurunu yitirmek, -VERGRENDELEN: f g (vergrendelde, h vergrendeld) sürgülemek, sürgüyle kapatmak -VERGRIJP: h (- en) ihlal, bozma: saldırı, tecavüz, -VERGRIJPEN: f, (vergreep zich, h, zich vergrepen) zich - aan een meisje tecavüze kalkışmak, ciddi sarkıntılık etmek, -VERGRIJZEN: f, gs, (vergrijsde, is vergrijsd) bozlaşmak, (in de dienst) (bir işte) sakal ağartmak -VERGROEIEN: f, gs, (vergroeide, is vergroeid) (verkeerd groeien) şekilsiz büyümek, çarpık büyümek -VERGROOTGLAS: h, (...glazen) büyüteç -VERGROTEN: f, g, (vergrootte, h, vergroot) 1 büyütmek, büyültmek, büyük göstermek, het kapitaal - sermayeyi büyütmek, de microscoop vergroot de cellen mikroskop hücreleri büyütür, 2 fig/mec abartmak -VERGROTING: d, (- en) büyültme, -VERGROTINGSAPPARAAT: h, (...raten) büyülteç, -VERGRUIZEN: f, g, (vergruisde, h, vergruisd) paramparça etmek -VERGUIZEN: f, g, (verguisde, h, verguisd) hakaret etmek, dil uzatmak, iemand - birine çamur atmak, birine dil uzatmak -VERGULD: s, yaldızlı, yaldızlanmış, altın kaplarna, met iets - zijn bir şeyden çok mernnun olmak -VERGULDEN: f, g, (verguldde, h, verguld) yaldızlamak, yaldızla süslemek VERGULDSEL: h, (-s) yaldız, -VERGUNNEN: f, g, (vergunde, h, vergund) iemand - iets te doen birinin bir şey yapmasına müsaade etmek -VERGUNNING: d, (- en) 1 izin, müsaade, 2 (v, de overheid) ruhsat, ruhsatname -VERGUNNINGHOUDER: d, (-s) ruhsat sahibi, -VERHAAL: I h, (verhalen) öykü, hikaye, yazı, kort - kısa öykü, verhalen schrijven öykü yazmak II h, 1 jur/huk tazminat, - halen açıklama istemek, (schadeloosstelling eisen) tazminat istemek, 2 toparlanma, kendine gelme, zij kwam weer op - kendini toparladı -VERHAALTRANT: d, öyküleme biçimi, hikaye tarzı, -VERHALEN: I f, g, (verhaalde, h, verhaald) 1 scheep/den başka yere çekmek, 2 de schade - op iemand zararı birinden talep etmek II f, g, (verhaalde, h, verhaald) anlatmak, hikâye etmek, öykülemek -VERHALENBUNDEL: d, (-s) hikaye derlemesi -VERHANDELBAAR: s, satılır, satılabilir, (wissels) ciro edilir -VERHANDELEN: f, g, (verhandelde, h, verhandeld) 1 (verkopen) satmak, 2 (handelen in) ticaretini yapmak -VERHANDELING: d, (- en) tez, sav -VERHANGEN: f, g (verhing, h, verhangen) 1 başka yere asmak, başka türlü asmak, 2 zich - kendini asmak -VERHAPSTUKKEN: f, g, (verhapstukte, h, verhapstukt) (regelen) halletmek, yoluna koymak, met iemand nog wat te - hebben biriyle halledilecek meselesi olmak, paylaşacak kozu olmak -VERHARDEN: f, I g, (verhardde, h, verhard) 1 sertleştirmek: katılaştırmak, pekiştirmek, een weg - yolu pekiştirmek, 2 (ongevoelig maken) duygusuzlaştırmak, sertleştirmek, II gs, (-, is -) 1 (hard worden) sertleşmek, katılaşmak, pekişmek, 2 (ongevoelig worden) duygusuzlaşmak, soğumak -VERHAREN: f, gs, (verhaarde, is verhaard) saçları dökülmek, (v, dier) tüyleri dökülmek, kılları dökülmek -VERHASPELEN: f, g, (verhaspelde, h, verhaspeld) bozmak, berbat etmek, woorden - sözcükleri berbat etmek -VERHEERLIJKEN: f, g, ( verheerlijkte, h, verheerlijkt) ululamak, yüceltmek, göklere çıkarmak, -VERHEFFEN: f, g, (verhief, h, verheven) 1 yükseltmek, zijn stem - sesini yükseltmek, 2 wisk/mat üssünü almak, een getal tot een bepaalde macht - bir sayıyı belirli bir üsse çıkarmak -VERHEIMELIJKEN: f, g, (verheimelijkte, h, verheimelijkt) saklamak, gizlemek, gizli/saklı tutmak -VERHELDEREN: f, g, (verhelderde, h, verhelderd) açıklamak, aydınlatmak -VERHELEN: f, g, (verheelde, h, verheeld) gizlemek, saklamak, açmamak, iets voor iemand - birinden bir şeyi gizlemek -VERHELPEN: f, g, (verhielp, h, verholpen) iyileştirmek, düzeltmek, onarmak, gidermek -VERHEMELTE: h, (- n, - s) anat, damak, het harde - sert damak, het zachte - yumuşak damak -VERHEUGD: s, neşeli, sevinçli, keyifli, mutlu, şen, şad -VERHEUGEN: f, g, (verheugde, h, verheugd) sevindirmek, neşelendirmek, memnun etmek, dat verheugt mij zeer beni çok sevindirir, zich - sevinmek, zich ergens op - bir şeye çok istekli olmak, bir şeyi zevkle beklemek, zich - in goede gezondheid sağlıklı olmanın tadını çıkarmak -VERHEUGENIS: d, (- sen) sevinç, mutluluk -VERHEVEN: s, z, fig/mec yüksek, yüce, alâ, - gedachten yüce düşünceler -VERHEVENHEID: d, (...heden) 1 yücelik, 2 (hoogte) yükseklik -VERHEVIGEN: f, I g, (verhevigde h, verhevigd) şiddetini artırmak, şiddetlendirmek, II gs (-, is -) şiddetlenmek, güçlenmek, -VERHINDEREN: f, g, (verhinderde, h, verhinderd) engellemek, engel olmak, mani olmak, önlemek, alıkoymak, dat zal hem niet - om - mesini engellemeyecek, dat zal haar - te lopen yürümesini engeller, yürümesine mani olur, iemand iets - birinin bir şey yapmasını engellemek, vrijdag ben ik helaas verhinderd maalesef cuma günü bana uygun değil, maalesef cuma günü olmaz -VERHINDERING: d, (- en) in geval van - mümkün olmadığı taktirde -VERHIP: ünl, (şaşkınlık, sabırstzlık) hay Allah! -VERHIT: s, ateşli, sert, hararetli, een - te discussie sert/ateşli bir tartışma -VERHITTEN: f, g, (verhitte, h, verhit) ısıtmak, fig/mec canlandırmak, harekete geçirmek, uyarmak, een verhitte discussie hararetli tartışma -VERHOEDEN: f, g, (verhoedde, h, verhoed) (afwenden) esirgemek, korumak, (voorkomen) önlemek, mani olmak, dat verhoede God! Allah esirgesin! -VERHOGEN: f, g, (verhoogde, h, verhoogd) 1 (hoger maken) yükseltmek, artırmak, de belastingen - vergileri yükselımek, een bod - teklifi yükseltmek, de lonen - maaşları yükseltmek, de huren - kiraları artırmak, de prijzen - fiyatları yükseltmek, 2 (bevorderen) yükseltmek, terfi ettirmek -VERHOGING: d, (- en) yükselme, artma, artış, huur- kira artışı, salaris- maaş artışı, ücret yükselmesi -VERHOLEN: s, z, gizli, saklı, met - verbazing belli belirsiz bir şaşkınlıkla -VERHOLLANDSEN: f, gs, (verhollandste, is verhollandst) Hollandalılaşmak -VERHONGEREN: f, gs, (verhongerde, is verhongerd) açlıktan ölmek, -VERHOOGD: s artmış, yükselmiş -VERHOOR: h, (...horen) sorgu, sorgulama -VERHOREN: f, g, (verhoorde, h, verhoord) sorgulamak, sorguya çekmek, ifadesini almak -VERHOUDEN: f, (verhield zich, h, zich verhouden) zich - orantılı olmak, 2 verhoudt zich tot 4 als 4 tot 8 4ün 8e orantılı olduğu gibi 2 de 4e orantılıdır -VERHOUDING: d, (- en) 1 (tussen getallen) orantı, oran, in - tot -(y)a/e nazaran, -(y)a/e göre, naar - orantılı olarak, 2 (tussen personen) ilişki -VERHOUDINGSGEWIJS: z, orantılı olarak -VERHUISDRUKTE: d, taşınma kargaşası, taşınma telaşı -VERHUISKOSTEN: d, mv/çoğ taşınma giderleri -VERHUISWAGEN: d, (-s) (ev) taşınma aracı, eşya nakliye karnyonu -VERHUIZEN: f, gs, (verhuisde, is verhuisd) taşınmak, göçmek, wij zijn verhuisd taşındık, naar een andere stad - başka şehre taşımak -VERHUIZING: d, (- en) taşınma -VERHULLEN: f, g, (verhulde, h, verhuld) yaldızlarnak, yaldızlayıp örtbas etmek, de waarheid - gerçeği yaldızlamak -VERHUREN: f, g, (verhuurde, h, verhuurd) kiraya vermek, autos - araba kiraya vermek, zijn huis - evini kiraya vermek, videofilms - video filmi kiraya vermek -VERHUUR: d, kjraya verme, kiralama -VERHUURDER: d, (-s) kiraya veren kimse -VERHYPOTHEKEREN: f, g, (verhypothekeerde, h, verhypothekeerd) ipotek etmek -VERIFICATIE: d, (-s) doğruluğunu araştırma, kontrol -VERIFIEREN: f, g, (verifieerde, h, geverifieerd) doğruluğunu araştırmak, tahkik etrnek, doğruluğunu soruşturmak, kontrol etmek -VERIJDELEN: f, g, (verijdelde, h, verijdeld) boşa çıkarmak, akamete uğratmak, sonuçsuz bırakmak, önüne geçmek, dat verijdelde hun verwachtingen beklentilerini boşa çıkardı, hoop - umudu boşa çıkarmak -VERING: d, (- en) tech/tek yay tertibatı, amortisör -VERJAARD: s, jur/huk eskimiş, zaman aşınımına uğramış -VERJAARDAG: d, (- en) yaş günü, doğum günü, (v, zaken) yıldönümü -VERJAARDAGSCADEAU: h, (-s) doğum günü hediyesi -VERJAARDAGSFEEST: h, (- en) doğum günü eğlentisi, doğum günü partisi -VERJAARDAGSKALENDER: d, (-s) yaşgünü takvimi -VERJAGEN: f, g, (verjaagde/verjoeg, h, verjaagd) kovalamak, defetmek, sürüp atmak -VERJAREN: f, gs, (verjaarde, is verjaard) 1 yaş günü olmak, yaş gününü kutlamak, 2 jur/huk zaman aşımına uğramak, süre aşımı nedeniyle geçersiz olmak, -VERJARING: d, (- en) jur/huk zaman aşımı, süre aşımı, -VERJARINGSTERMIJN: d, (- en) jur/huk zaman aşımı süresi -VERJONGEN: f, I g, (verjongde, h, verjongd) gençleştirmek, II gs, (-, is -) gencelmek, gençleşmek -VERJONGINGSKUUR: d, (...kuren) gençleştirme tedavisi -VERKALKEN: f, gs, (verkalkte, is verkalkt) kireçleşmek, kireçlenmek -VERKALKING: d, kireçlenme, - van de bloedvaten damar kireçlenmesi -VERKAPT: s, gizli, örtülü, gizli kapaklı, üstü kapalı -VERKASSEN: (verkaste, h, verkast) spreekt/kd taşınmak -VERKAVELEN: f, g, (verkavelde, h, verkaveld) parsellemek, parsellere ayırmak, parselle satmak -VERKEER: h, 1 trafik, een druk - yoğun bir trafik, 2 (omgang) ilişki, geslachts- cinsel ilişki -VERKEERD: s, z, 1 (onjuist) yanlış, - vinden uygun bulmamak, yanlış bulmak, 2 (omgekeerd) ters, zijn handschoenen - aandoen eldivenlerini ters giymek, dan heb je de - e voor! o halde yanlış kapı çaldın! yanlış yere tezgah açtın! iemand - begrijpen birini yanlış anlamak, in de - e richting ters yönde -VERKEERSADER: d, (-s) trafik damarı, önemli yol -VERKEERSAGENT: d, (- en) trafik polisi -VERKEERSBORD: h, (- en) trafik levhası -VERKEERSCHAOS: d, trafik kargaşası -VERKEERSDREMPEL: d, (-s) trafik eşiği/tümseği -VERKEERSLICHT: h, (- en) trafik lambası, trafik ışığı, -VERKEERSONGELUK: h, (- ken) trafik kazası -VERKEERSOPSTOPPING: d, (- en) trafik tıkanıklığı -VERKEERSPOLITIE: d, (kurum olarak) trafik polisi -VERKEERSREGEL: d, (-s) trafik kuralı -VERKEERSSLACHTOFFER: h, (-s) trafik kazası kurbanı -VERKEERSVEILIGHEID: d, trafik güvenliği -VERKEERSVLIEGTUIG: h, (- en) yolcu uçağı -VERKEERSVOORSCHRIFTEN: d, mv/çoğ trafik kuralları, trafik kaideleri -VERKEERSWEG: d, (- en) trafik yolu -VERKENNEN: f, g, (verkende, h, verkend) mil/ask keşif yapmak, keşifte bulunmak, gözlemek, gözleyip öğrenmek -VERKENNER: d, (-s) 1 keşifçi, 2 (padvinder) izci -VERKENNERIJ: d, izcilik örgütü/kurumu -VERKENNING: d, (- en) keşif -VERKENNINGSPATROUILLE: d, (-s) mil/ask keşif devriyesi, keşif kolu -VERKENNINGSTOCHT: d, (- en) keşif gezisi -VERKENNINGSVLIEGTUIG: h, (- en) keşif uçağı -VERKEREN: f, gs, (verkeerde, h,/is verkeerd) 1 (zich bevinden in) bulunmak, in gevaar - tehlike içinde bulunmak, in twijfel - şüphe içinde bulunmak, in goede omstandigheden - iyi bir ortamda olmak, 2 in bepaalde kringen/onder bepaalde mensen - belli bir grup insanlarla ilişkisi olmak, 3 het kan - olmadık olmaz, her şey olabilir -VERKERING: d, (- en) aşk ilişkisi, - hebben met ile konuşmak, ile aşk ilişkisi olmak -VERKETTEREN: f, g, (verketterde, h, verketterd) (heftig veroordelen) lanet okumak -VERKIESBAAR: s, seçilebilir -VERKIESBAARHEID: d, seçilebilirlik -VERKIESLIJK: s, - boven -(y)a/e tercih edilir, - dan/den öncelikli -VERKIEZEN: f, g, (verkoos, h, verkozen) 1 tercih etmek, yeğlemek, hij verkiest een roman romanı yeğliyor, iets - boven bir şeyi -(y)a/e tercih etmek, -(y)a/e yeğlemek, 2 (wensen) arzulamak, istemek, zoals u verkiest nasıl arzu ederseniz -VERKIEZING: d, (- en) 1 pol, seçim, 2 (keus) tercih, naar - tercihe göre, istenildiği gibi -VERKIEZINGSAFFICHE: h, (-s) seçim afişi -VERKIEZINGSBIJEENKOMST: d, (- en) seçim toplantısı -VERKIEZINGSCAMPAGNE: d, (-s) seçim kampanyası -VERKIEZINGSDAG: d, (- en) seçim günü -VERKIEZINGSDATUM: d, (...data) seçim tarihi -VERKIEZINGSFRAUDE: d, (-s) seçim yolsuzluğu -VERKIEZINGSLEUS: verkiezingsleuze d, (...leuzen) seçim sloganı -VERKIEZINGSLIJST: d, (- en) seçim listesi, aday listesi -VERKIEZINGSOVERWINNING: d, (- en) seçim zaferi -VERKIEZINGSPROGRAM: h, (-s) seçim programı -VERKIEZINGSREDE: d, (-s) seçim nutku -VERKIEZINGSSYSTEEM: h, (...stemen) seçim sistemi -VERKIEZINGSSTRIJD: d, seçim mücadelesi -VERKIEZINGSUITSLAG: d, (- en) seçim sonucu -VERKIJKEN: f, g, (verkeek, h, verkeken) zich op iets - bir şeyi yanlış hesaplamak, yanlış değerlendirmek, hesabında yanılmak, de kans is verkeken şansı kaçırdın, şans elden gitti -VERKIKKERD: s, abayı yakmış, sevdalanmış, ateş bacayı sarmış, sevdalı, tutulmuş, - op een meisje kıza aşık olmuş, -VERKLAARBAAR: s, (- der, - st) 1 açıklanabilir, 2 (begrijpelijk) anlaşılır -VERKLAPPEN: f, g, (verklapte, h, verklapt) een geheim - bir sırrı dile vermek, yumurtlamak, duyurmak, iemand iets - birine bir şeyi yetiştirmek -VERKLAREN: f, g, (verklaarde, h, verklaard) 1 (uitleggen) açıklamak, izah etrnek, yorumlamak, een droom - bir rüyayı açıklamak, rüyaya açıklık getirmek, 2 (verklaring afleggen) ifade etmek, söylemek, ileri sürmek, belirtmek, 3 (aanzeggen) ilan etmek, de oorlog - savaş ilan etmek, iemand schuldig - birini suçlu ilan etmek, birini suçlu olarak açıklamak -VERKLARING: d, (- en) açıklama, beyan, ifade, (v, droom) yorumlama, jur/huk ifade, - onder ede yeminli ifade, oorlogs- savaş ilanı, onafhankelijkheids- bağımsızlık ilanı, urgentie- öncelik belgesi, -VERKLEDEN: f, g, (verkleedde, h, verkleed) elbise değiştirmek, zich - kılık değiştirmek, tebdili kıyafet etmek, zich - als gibi giyinmek, ...kılığına girmek -VERKLEINEN: f, g, (verkleinde, h, verkleind) 1 küçültmek, ufaltmak, (v, gewicht) düşürmek, 2 wisk/mat sadeleştirmek, een breuk - bir kesiri sadeleştirmek -VERKLEINING: d, (- en) küçültme -VERKLEININGSUITGANG: d, (- en) küçültme eki -VERKLEINWOORD: h, (- en) küçültmeli söz -VERKLEUMD: s, soğuktan uyuşmuş, soğuktan buz kesilmiş, donmuş -VERKLEUMEN: f, gs, (verkleumde, is verkleumd) soğuktan donmak, soğuktan uyuşmak -VERKLEUREN: f, g, (verkleurde, is verkleurd) rengini atmak, solmak, renk değiştirmek -VERKLIKKEN: f, g, (verklikte, h, verklikt) şiplemek, jurnal etmek, gammazlamak, ele vermek, iemand - birini gammazlamak, birini ele vermek, iets - bir şeyi yetiştirmek, ona buna anlatmak -VERKLIKKER: d, (-s) 1 muhbir, gammazcı, ispiyon, 2 (politiespion) polis ajanı, 3 tech/tek göstergeç, sayaç, gösterge, duyurma cihazı -VERKNALLEN: (verknalde, h, verknald) (verpesten) mahvetmek, tadını kaçırmak -VERKNEUKELEN: f, (verkneukelde zich, h, zich verkneukeld) zich - in iets bir şeye için için sevinmek -VERKNIPPEN: f g, (verknipte, h, verknipt) kesip bozmak, kesip yazık etmek -VERKNOCHT: s, - aan -(y)a/e bağlı, -(y)a/e sadık, - nin tiryakisi, - nin düşkünü -VERKNOEIEN: f, g, (verknoeide, h, verknoeid) 1 (bederven) bozmak, berbat etmek, 2 (verspillen) boşa harcamak/geçirmek, çarçur etmek, ziyan etmek: zijn tijd - zamanını boşa harcamak, veel tijd - çok zaman boşa geçirmek -VERKOELING: d, (- en) soğuma, serinleme -VERKOLEN: f, gs, (verkoolde, is verkoold) kömürleşmek, kömür olmak -VERKOMMEREN: f, gs, (verkommerde, is verkommerd) eriyip gitmek, gerilemek -VERKONDIGEN: f, g, (verkondigde, h, verkondigd) bildirmek, ilan etmek, ifşa etmek, een boodschap - bir mesajı bildirmek -VERKONDIGING: d, (- en) bildirme, ifşa -VERKOOP: d, (verkopen) satış, satım, - bij afslag eksiltmeli satış, - bij opbod açık artırma ile satış, ten - aanbieden satışa çıkarmak -VERKOOPAFDELING: d, (- en) satış bölümü, satış departmanı -VERKOOPAKTE: d, (- n, - s) satış senedi, satış belgesi -VERKOOPBAAR: s, satılır, satıma uygun -VERKOOPCONTRACT: h, (- en) satış sözleşmesi, satış kontratı -VERKOOPLEIDER: d, (-s) satış müdürü -VERKOOPPUNT: h, (- en) satış yeri -VERKOOPSPRIJS: d, (...prijzen) satış fiyatı, perakende satış fiyatı, -VERKOOPSTER: d, (-s) (bayan) satıcı, tezgâhtar, -VERKOPEN: f, g, (verkocht, h, verkocht) 1 satmak, in het groot - toptan satmak, in het klein - perakende satmak, autos - araba satmak, gisteren heb ik mijn fiets verkocht dün bisikletimi elden sattım, zijn leven duur - postu pahalıya satmak, 2 fig/mec yutturmak, okutmak, leugens - yalanları okutmak, -VERKOPER: d, (-s) 1 (erkek) satıcı, 2 (winkelbediende) tezgâhtar -VERKOPEREN: f, g, (verkoperde, h, verkoperd) bakırla kaplamak -VERKOPING: d, (- en) satış, açık artırma ile satış -VERKORTEN: f, g, (verkortte, h, verkort) 1 kısaltmak, kısmak, een jurk - bir elbiseyi kısaltmak, 2 kısıtlamak, een bezoek - ziyareti kısa kesmek, werktijd - çalışma süresini kısaltmak -VERKORTING: d, (- en) kısaltma, kısaltılma, werktijd - çalışma saatlerinin kısaltılması -VERKOUDEN: s, üşütmüş, soğuk almış, ik ben - soğuk aldım, üşütmüşüm, üşüttüm, soğuk almışım, je zult worden - soğuk alacaksın, üşütürsün -VERKOUDHEID: d, soğuk algınlığı -VERKRACHTEN: f, g, (verkrachtte, h, verkracht) 1 (een vrouw) tecavüz etmek, ırzına geçmek, üstünden geçmek, 2 (ernstig schenden) ihlal etmek, çiğnemek, tecavüz etmek -VERKRACHTER: d, (-s) tecavüz eden kimse -VERKRACHTING: d, (- en) tecavüz, ırza geçme, -VERKRAMPT: s, büzülmüş, buruşmuş -VERKREUKELEN: f, g, (verkreukelde, h, verkreukeld) örselemek, buruşturmak, kırıştırıp bozmak -VERKRIJGBAAR: s, bulunur, satılır, alınabilir, niet meer - mevcudu yok, bitmiş, tükenmiş -VERKRIJGEN: f, g, (verkreeg, h, verkregen) elde etmek, almak, ele geçirmek, kazanmak -VERKROPPEN: f, g, (verkropte, h, verkropt) iets niet kunnen - bir şeyi sindirememek, kendine yedirememek, kabullenememek -VERKROTTEN: f, gs, (verkrotte, is verkrot) harabe olmak, gecekonduya dönmek -VERKRUIMELEN: f, I g, (verkruimelde, h, verkruimeld) ufalamak, ufaltmak, II gs, (-, is -) ufalmak, ufalanmak -VERKWANSELEN: f, g, (verkwanselde, h, verkwanseld) zararına satmak -VERKWIKKEN: f, g, (verkwikte, h verkwikt) canlandırmak, dinçleştirmek, rahatlatmak, canına can katmak, serinletmek, dinlendirmek -VERKWISTEN: f, g, (verkwiste, h, verkwist) çarçur etmek, israf etmek, har vurup harman savurmak, zijn geld - aan parasını -(y)a/e çarçur etmek -VERKWISTEND: s, savurgan, tutumsuz, müsrif, een - leven müsrif bir yaşam, -VERKWISTING: d, (- en) savurganlık, müsriflik, -VERLADEN: f,g, (verlaadde, h, verladen) 1 scheep/den yüklemek, 2 (overladen) başka kamyona aktarmak -VERLAGEN: f, g, (verlaagde, h, verlaagd) 1 (drempel) alçaltmak, 2 indirmek, düşürmek, azaltmak, kırmak, kısmak, kesmek, de kosten - masrafları azaltmak, de prijs - ücreti düşürmek, ücretleri indirmek, de lonen - maaşları kısmak, maaşları düşürmek, 3 zich - kendini (küçük) düşürmek, -VERLAGING: d, (- en) indirim, düşürüm, tenzilat, belasting- vergi indirimi, loons- ücret kısıtlaması, maaş düşürülmesi, -VERLAKKEN: f, g, (verlakte, h, verlakt) iemand - birini aldatmak, kandırmak, faka bastırmak -VERLAKKERIJ: d, (- en) aldatma, oyun etme, faka bastırma -VERLAMD: s, inmeli, kötürüm, felçli, - aan de linkerzijde sol tarafı felçli -VERLAMMEN: f, I gs, (verlarnde, is verlamd) felç olmak, kötürüm olmak, felce uğramak, sakatlanmak, II g, (-, h, -) kötürüm etmek, felç etmek, felce uğratmak, het verkeer - trafiği felce uğratmak -VERLAMMING: d, (- en) felç, kötürüm, inme - van de linkerzijde sol taraf felci -VERLANGEN: f, I g, (verlangde, h, verlangd) (eisen) arzulamak, arzu etmek, istemek, dilemek, II gs, özlemek, hasretini çekmek, burnunda tütmek, - naar özlemek, dört gözle beklemek 2 III h, (-s) istek, arzu, özlem -VERLANGLIJSTJE: h, (-s) hediye listesi, istek listesi, -VERLATEN: f, I g, (verliet, h, verlaten) 1 (weggaan uit) (- dan/den) ayrılmak, - dan/den gitmek, -(y)i terketmek, het dorp - köyü terk etmek, de dienst - işten ayrılmak, işi bırakrnak, 2 (achterlaten) geride bırakmak, terk etmek, bırakrnak, zijn vrouw - eşini terk etmek, 3 zich - op iemand birine güvenmek II f, (verlaatte zich, h, zich verlaat) zich - gecikmek, ik heb me verlaat geç kaldım, geciktim III s, 1 (achtergelaten) geride bırakılmış, terk edilmiş, 2 (eenzaam) ıssız, tenha, boş, een - huis ıssız bir ev, boş bir ev -VERLATENHEID: d, ıssızlık, terk edilmişlik, -VERLEDEN: I s, geçen, geçmiş, de - tijd geçmiş zaman, de - week geçen hafta, II h, geçmiş, mazi -VERLEGEN: s, z, 1 (beschroomd) çekingen, sıkılgan, mahcup, utangaç, 2 om geld - zijn eli dar olmak, paraya muhtaç olmak, beter mee - dan om - fazla mal göz çıkarmaz, - zitten om iets bir şeye gereksinimi olmak, bir şeye ihtiyacı olmak, zij zit nooit om een antwoord - hiç lafın altında kalmaz, hemen lafı yapıştırır, -VERLEGENHEID: d, 1 (beschroomdheid) utangaçlık, çekingenlik, sıkılganlık, 2 zor durum, in - zitten eli dar olmak -VERLEGGEN: f, g, (verlegde, h, verlegd) 1 (anders leggen) ters koymak, başka türlü koymak, yerleştimıek, 2 (verplaatsen) başka yere koymak, başka yere yerleştirmek, (v, rivier) yatağını değiştirmek, başka yöne çevirmek -VERLEIDELIJK: s, z, çekici, cazip -VERLEIDEN: f, g, (verleidde, h, verleid) ayartmak, baştan çıkarmak, yoldan çıkarmak, yoldan saptırmak, kandırmak, aklını çelmek, een man - bir adamı baştan çıkarmak, (tot iets lokken) çekmek, cezbetmek -VERLEIDER: d, (-s) (erkek) baştan çıkartan, ayartıcı -VERLEIDING: d, (- en) ayartma, baştan çıkarma, iemand in de - brengen birini ayartmak -VERLEIDSTER: d, (-s) (bayan) kandıran, baştan çıkartan, ayartıcı -VERLEKKERD: s, düşkün, istekli, - kijken naar iets bir şeye isteklice bakmak -VERLEKKEREN: f, gs, (verlekkerde, is verlekkerd) düşkün olmak -VERLENEN: f, g, (verleende, h, verleend) (geven) vermek, sağlamak, hulp - yardım etmek, steun - destek vermek, destek olmak, toestemming - izin vermek, rnüsaade vermek, bescherming - korumak, -VERLENGDE: in het - van iets liggen bir şeyin uzantısı olarak sürmek, uzantısı olarak devam etmek, in het - van iets zijn bir şeyin devamı olmak -VERLENGEN: f, g, (verlengde, h, verlengd) uzatmak, een paspoort - pasaportun süresini uzatmak, een touw - ipi uzatmak -VERLENGING: d, (- en) uzatma, temdit, uzanım -VERLENGSNOER: h, (- en) uzatma kordonu -VERLENGSTUK: h, (- ken) eklenti -VERLENING: d, (- en) sunma, verme, sağlama, hulp- yardım etme, steun- destek sağlama, - van krediet kredi sağlama -VERLEPPEN: f, gs, (verlepte, is verlept) solmak, rengini atmak, canlılığını yitirmek -VERLEPT: s, z, solmuş, solgun, rengini atmış, canlılığını yitirmiş, kurumuş, ölgün, sararmış -VERLEREN: f, g, (verleerde, h/is verleerd) 1 (vergeten) unutmak, ik heb/ben het fluitspelen verleerd flüt çalmayı unuttum, 2 zie/bkz, afleren -VERLET: h, (tijdverlies) zaman kaybı -VERLEUTEREN: f, g, (verleuterde, h, verleuterd) çarçur etmek, boşa harcamak, de tijd - zamanı boşa geçirmek, çarçur etmek -VERLEVENDIGEN: f, I g, (verlevendigde, h, verlevendigd) canlandırmak, hayat vermek, şenlendirmek, diriltmek, hareketlendirmek, II gs, (-, is -) canlanmak, hareketlenmek -VERLEVENDIGING: d, canlandırma, hareketlendirme -VERLICHT: s, z, 1 aydınlanmış, 2 (minder zwaar) hafiflemiş, 3 (opgelucht) rahat, 4 (vrij v, vooroordelen) önyargısız, geniş düşünceli, modern, -VERLICHTEN: f, I g, (verlichtte, h, verlicht) (van licht voorzien) aydınlatmak, ışıklandırmak, de zon verlicht de aarde güneş dünyayı aydınlatıyor II f, g, (verlichtte, h, verlicht) fig/mec hafifletmek, azaltmak, iemands pijn - birinin acısını hafifletmek, -VERLICHTING: d, I (- en) 1 aydınlatma, ışıklandırma, 2 (v, last) hafifleme, 3 (v, geesten) aydınlanma, de Verlichting Aydınlanma çağı II d, (- en) hafifletme, azaltma, (steun) destek, -VERLIEFD: s, z, aşık, tutkun, sevdalı, vurgun, - worden op iemand birine aşık olmak, birine vurulmak, iemand - aankijken birine vurgun vurgun bakmak, zwaar - zijn karasevdalı olmak, -VERLIEFDHEID: d, (...heden) sevda, aşıklık, vurgunluk, tutkunluk -VERLIES: h, (...verliezen) 1 kayıp, yitim, telef, geheugen- hafıza kaybı, tijd- zaman kaybı, haar dood was een groot - ölümü büyük kayıptı, 2 (schade) zarar, ziyan, kayıp, iets met - verkopen bir şeyi zararına satmak, niet tegen - kunnen zarara katlanamamak, -VERLIESCOMPENSATIE: d, (-s) zarar tazminatı -VERLIESGEVEND: s, zarar eden, een - fabriek zarar eden fabrika -VERLIESPOST: d, (- en) (bütçede) zarar gören kısım -VERLIEZEN: f, g, (verloor,h, verloren) kaybetmek, yitirmek, zijn boeken - kitaplannı yitirmek, zijn vrouw - karısını yitirmek, zijn ouders - anne ve babasını kaybetmek, öksüz kalmak, zijn leven - hayatını yitirmek, de oorlog - savaşı kaybetmek, een proces - davayı kaybetmek, zijn geduld - sabrı taşmak, sabrı tükenmek, geen tijd - zaman kaybetmemek -VERLINKEN: f, g, (verlinkte, h, verlinkt) gammazlamak, ele vermek, ihanet etmek -VERLOEDEREN: f, gs, (verloederde, is verloederd) (te gronde gaan) bozulmak, dejenere olmak, mahvolmak -VERLOF: h, (verloven) 1 mil/ask izin, - geven izin vermek, onbepaald- süresiz izin, groot - teskere verloven intrekken izinleri iptal etmek, kaldırmak, verloven verlengen izinleri uzatmak, - nemen izine çıkmak, 2 (vergunning tot verkoop) alkol veya meşrubat ruhsatı, -VERLOFDAG: d, (- en) izin günü, -VERLOFGANGER: d, (-s) izinli asker, -VERLOFPAS: d, (- sen) izin kağıdı, izin belgesi -VERLOFTIJD: d, (- en) izin süresi, izin zamanı -VERLOKKELIJK: s, z, çekici, cazip, ilginç, een - voorstel cazip bir teklif, -VERLOKKEN: f, g, (verlokte, h, verlokt) cezbetmek, çekmek, ayartmak, kandırmak, baştan çıkarmak -VERLOKKING: d, (- en) cezbetme, çekicilik, cazibe -VERLOOCHENEN: f, g, (verloochende, h, verloochend) yadsımak, inkar etmek, reddetmek, zich - kendini yadsımak, kendi yapısına karşı davranmak, -VERLOOCHENING: reddetmek, zich - kendini yadsımak, kendi tabiatına karşı davranmak, -VERLOOCHENING: d, (- en) inkar, ret, -VERLOOFD: s, - zijn met ile nişanlı/sözlü olmak -VERLOOFDE: d, (- n, - s) nişanlı, sözlü -VERLOOP: h, 1 geçiş, akış, süreç, na - van jaren yıllar geçtikten sonra, yıllar sonra, 2 (het achteruitgaan) gerileme, geriye gidiş, kötüye gidiş, het - van een zaak işin kötüye gitmesi, 3 personeels- personel kaybı/değişimi, het gewone - hebben normal bir akışı olmak, een rustig - sakin bir akış, sakin bir seyir, -VERLOPEN: f, gs, I (verliep, h/is verlopen) 1 (v, tijd) geçmek, geçip gitmek, 2 (paspoort enz,) günü dolmak, suresi geçmek, bitmek, 3 de winkel verloopt de dükkân müşteri kaybediyor, demonstratie verliep gösteri dağıldı, 4 (nauwer worden) daralmak II s, 1 bitmiş, geçmiş, dolmuş, 2 (niet meer geldig) geçersiz, hükümsüz, 3 (afgesleten) yalama, een - schroef yalama bir vida, yalama olmuş vida -VERLOREN: s, z, kaybolmuş, kayıp, yitik, yitirilmiş, (nutteloos) faydasız, değersiz, yararsız, - moeite yararsız zahmet, - rondlopen amaçsızca gezinmek -VERLOSKAMER: d, (-s) doğum odası -VERMINDERING: d, (- en) azalış, düşüş, -VERLOSKUNDE: d, doğumbilim, doğumla ilgili tıp dalı -VERLOSKUNDIG: s, doğumla ilgili -VERLOSKUNDIGE: d, (-n) doğum uzmanı, (vroedvrouw) ebe -VERLOSSEN: f, I g, (verloste, h, verlost) kurtarmak, uit de gevangenis - hapisten kurtarmak, II gs,(-, is -) doğurmak, verlost worden van - dan/den kurtulmak -VERLOSSER: d, (-s) (dini) kurtarıcı, -VERLOSSING: d, (- en) 1 (bevrijding) kurtuluş, 2 (bevalling) doğum -VERLOTEN: f, g, (verlootte, h, verloot) piyangoyla dağıtmak, kura ile belirlemek -VERLOVEN: f, (verloofde zich, h, zich verloofd) zich - nişanlanmak -VERLOVING: d, (- en) nişan -VERLOVINGSFEEST: h, (- en) nişan eğlentisi -VERLOVINGSKAART: d, (- en) nişan kartı -VERLOVINGSRING: d, (- en) nişan yüzüğü -VERLUCHTEN: f, g, (verluchtte, h, verlucht) (handschrift) süslemek, (boek) resimlemek, (kleed) süslemek -VERLUCHTING: d, (- en) süsleme, resimleme -VERLUIDEN: f, gs, (verluidde, is verluid) bilinmek, duyulmak, niets van een zaak laten - işten bir şey farkettirmemek, sezdirmemek, duyurmamak, naar verluidt söylendiğine göre -VERLUIEREN: f,g, (verluierde, h, verluierd) zijn tijd - tembellikle zamanını geçirmek, zamanını öldürmek -VERLUMMELEN: f, g, (verlummelde, h, verlummeld) zijn tijd - vaktini çarçur etmek, zaman öldürmek -VERLUSTIGEN: f, (verlustigde zich, h, zich verlustigd) zich - in - dan/den zevk almak, - nin tadını çıkarmak -VERMAAK: h, (vermaken) zevk, haz, - scheppen in - dan/den zevk almak, haz duymak -VERMAAN: h, ferman, naar geen - luisteren ferman dinlememek -VERMAARD: s, ünlü, tanınmış, şanlı -VERMAARDHEID: d, ünlülük, tanınmışlık -VERMAATSCHAPPELIJKING: d, toplumsallaştırma, sosyalizasyon -VERMAGEREN: f, I gs, (vemagerde, is vermagerd) zayıflamak, bir deri bir kemik kalmak, II g, (- h, -) zayıflatmak, bir deri bir kemik bırakmak, çöpe çevirmek -VERMAGERINGSKUUR: d, (...kuren) zayıflama tedavisi/kürü -VERMAKELIJK: s, z, eğlendirici, zevkli, zevk verici, hoş, een - spel eğlendirici oyun, oyalayıcı bir oyun -VERMAKELIJKHEID: d, (...heden) eğlence, publieke vermakelijkheden halk eğlenceleri -VERMAKEN: f, g, (vermaakte, h, vermaakt) 1 (v, kledingstukken) değiştirmek, 2 zich - eğlenmek, zevk almak, 3 (verlustigen) eğlendirmek, 4 (legateren) vasiyetle bırakmak -VERMAKING: d, (- en) vasiyetle bırakma, (legaat) vasiyetle bırakılan şey, miras, -VERMALEN: f, g, (vermaalde, h, vermaald) öğütmek, ezmek, toz haline getirmek, iets met de tanden - bir şeyi dişle ezmek, öğütmek -VERMANEN: f, g, (vermaande, h, vermaand) uyarmak, ihtar etmek, ikaz etmek, tembihlemek, iemand - birini uyarmak -VERMANING: d, (- en) uyarı, ikaz, ihtar, tembih -VERMANNEN: f, g, (vermande, h, vermand) zich - mertleşmek, cesaretlenmek, tabanlanmak, toparlanmak -VERMEEND: s, sözde, denen, sözümona, zannedilen, - e rechten sözümona haklar -VERMEERDEREN: f, I g, (vermeerderde, h, vermeerderd) artırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak, büyütmek, zich - çoğalmak, (verhogen) yükseltmek, çıkarmak, II gs, (-, is -) artmak, çoğalmak, fazlalaşmak, büyümek -VERMEERDERING: d, (- en) artış, çoğalış, büyüme, - van kapitaal sermaye artışı -VERMELDEN: f, g, (vermeldde, h, vermeld) bildirmek, beyan etmek, haber vermek, haber etmek -VERMELDENSWAARD: vermeldenswaardig s, bildirmeye değer -VERMELDING: d, (- en) beyan, bildiri -VERMENGEN: f, g, (vermengde, h, vermengd) karıştırmak, katmak, zich - karışmak, -VERMENGING: d, (- en) karışım -VERMENIGVULDIGEN: f, g, (vermenigvuldigde, h, vermenigvuldigd) kat kat artımıak, çarpmak, - met ile çarpmak -VERMENIGVULDIGER: d, (-s) wisk/mat çarpan -VERMENIGVULDIGING: d, (- en) wisk/mat çarpım, çarpma, - en maken çarpma yapmak -VERMENIGVULDIGTAL: h, (- len) wisk/mat çarpılan -VERMETEL: s, z, cüretkar, pervasız, gözü pek/kara, düşüncesiz -VERMICELLI: d, tel şehriye -VERMICELLISOEP: d, tel şehriye çorbası, -VERMIJDEN: f, g, (vermeed, h, vermeden) sakınmak, kaçınmak, önlemek, önünü almak, (zich onthouden van) uzak durmak -VERMILJOEN: I h, zincifre, al renk maddesi II s, zincifre renginde -VERMINDEREN: f, I gs, (verminderde, is verminderd) azalmak, eksilmek, ufalmak, düşmek, gerilemek, II g, (-, h, -) azaltmak, eksiltmek, ufaltmak, düşürmek, indirmek, hafifletmek, de pijn - acıyı azaltmak, hafifletmek, de uitgaven - masrafları azaltmak, kısmak, de belasting - vergiyi düşürmek, -VERMINDERING: d, (- en) azlış, düşüş, iniş, indirim, azaltma, düşürme, azalma, van kosten - masrafları azaltma, - van prijs fiyat indirimi, - van straf ceza indirimi, -VERMINKEN: f, g, (verminkte, h, verminkt) sakatlamak, sakat etmek, fig/mec (yazı) bozmak, tahrif etmek -VERMINKING: d, (- en) sakatlık, (v, tekst) tahrip -VERMINKT: s, sakat, sakatlanmış -VERMISSEN: f, gs, (vermiste, h, vermist) vermist worden kaybolmak, bulunamamak -VERMISTE: d, (-n) kayıp: de lijst van - n kayıp listesi -VERMITS: bağ, - dığından, - dan/den dolayı mademki, - dan/den ötürü, - dığı için -VERMOEDELIJK: s, z, olası, muhtemel, tahmini, tahminen, galiba, muhtemelen -VERMOEDEN: I f, g, (vermoedde, h, vermoed) sanmak, zannetmek, tahmin etmek, ihtimal vermek, ik vermoed dat hij het niet gelezen heeft onu okuduğunu sanmam, II h, zan, kanı, şüphe -VERMOEID: s, yorgun, bitkin, halsiz, - van - dan/den yorgun -VERMOEIDHEID: d, bitkinlik, yorgunluk -VERMOEIEN: f, g, (vermoeide, h, vermoeid) yormak, yıpratmak, dermansızlaştırmak, bitkinleştirmek, canını çıkarmak, de ogen - gözleri yormak, zich - yorulmak, bitkinleşmek -VERMOEIEND: s, yorucu, yıpratıcı, bitkinleştirici, een - werk yorucu bir iş -VERMOEIENIS: d, (- sen) bitkinlik, yorgunluk, halsizlik, dermansızlık -VERMOGEN: I f, g, (vermocht, h, vermocht) 1 gücünde olmak, muktedir olmak, (v, God) kadir olmak, yapabilmek, edebilmek, 2 (invloed hebben) etkisi olmak, veel - bij (op) iemand biri üzerinde çok etkisi olmak, II h, (-s) 1 (macht) güç, kuvvet, (capaciteit) kapasite, yetenek, yeti, kabiliyet, het gaat boven mijn - benim kapasitemin ötesinde, naar mijn beste - elimden geldiğince, aanpassings- uyum yeteneği, zijn - s (zihinsel) yetenekler, draag- taşıma kapasitesi, 2 (bezit) varlık, zenginlik -VERMOGEND: s, (rijk) zengin, varsıl, hali vakti yerinde, (invloedrijk) etkili, etkin -VERMOGENSBELASTING: d, varlık vergisi -VERMOGENSDELICT: h, (- en) mülkiyete karşı suç -VERMOLMEN: f, gs, (vermolmde, is vermolmd) çürümek -VERMOMMEN: f, g, (vermomde, h, vermomd) 1 kılık değiştirmek, başka kılığa girmek, maskelemek, zich - als olarak (gibi) kıyafetini değiştirmek, ,, kılığına girmek/bürünmek, kisvesine girmek, zich - als vrouw kadın kılığına bürünmek, 2 fig/mec gizlemek -VERMOMMING: d, (- en) tebdili kıyafet, -VERMOORDEN: f, g, (vermoordde, h, vermoord) öldürmek, katletmek, kanına girmek, defterini dürmek, fig/mec zichzelf - kendini yıpratmak, kendini yormak, mahvetmek, kendini çökertmek, iets - bir şeyi mahvetmek, berbat etmek -VERMORZELEN: f, g, (vermorzelde, h, vermorzeld) ezmek, param parça etmek -VERMOUT: d, vermut, -VERMURWEN: f, g (vermurwde, h vermurwd) yumuşatmak, merhamete getirmek -VERNAGELEN: f, g, (vemagelde, h, vemageld) een deur - çivilemek, een kanon - topu köreltmek, balya deliğini çivilemek -VERNAUWEN: f, g, (vemauwde, h, vemauwd) daraltmak, darlaştırmak -VERNAUWING: d, 1 daral(t)ma, darlaş(tır)ma, 2 (- en) dar yer, dar geçit -VERNEDEREN: f, g, (vernederde, h, vernederd) onur kırmak, incitmek, alçaltmak, aşağılamak, iemand - (kötü davranıp) birini incitmek, zich - alçalmak, yüz suyu dökmek -VERNEDEREND: s, aşağılayıcı, onur kırıcı, incitici, utandırıcı -VERNEDERING: d, (- en) onur kırma, aşağılama, horlama, incitme -VERNEDERLANDSEN: f, gs, (vernederlandste, is vernederlandst) Hollandalılaşmak -VERNEMEN: f, g, (vernam, h, vernomen) kulağına çalmak, duymak, işitmek, haber almak, öğrenmek -VERNEUKEN: f, g, (verneukte, h, verneukt) (plat/argo) aldatmak, kazıklamak, okutmak, yutturmak -VERNEUKERATIEF: s, spreekt/kd aldatıcı, yanıltıcı, yutturucu -VERNIELEN: f, g, (vemielde, h, vemield) param parça etmek, bozmak, kırmak, enkaz haline getirmek -VERNIELEND: s, yıkıcı, bozucu -VERNIELING: d, (- en) in de - raken bozulmak, parçalanmak, harap olmak, yıkıma uğramak -VERNIELZUCHT: d, yıkım hırsı, tahrip hırsı -VERNIELZUCHTIG: s, yıkım hırslı, tahrip hırsı olan -VERNIETIGEN: f, g, (vemietigde, h, vemietigd) 1 (vernielen) yok etmek, mahvetmek, yıkmak, imha etmek, enkaza çevirmek, harap etmek, tahrip etmek, 2 (nietig verklaren) geçersiz kılmak, iptal etmek, feshetmek -VERNIETIGING: d, (- en) yıkım, imha, (ongeldigverklaring) iptal, geçersiz kılma, bozma, ilga -VERNIEUWEN: f, g, (vernieuwde, h, vernieuwd) yenilemek, yenileştirmek -VERNIEUWING: d, (- en) yenilik, değişiklik -VERNIKKELEN: f, g, (vernikkelde, h, vernikkeld) 1 nikellemek, nikelle kaplamak, 2 volkst/hd (bedriegen) kandırmak, aldatmak, 3 zitten te - soğuktan donmak, soğuktan kas kastı kesilmek -VERNIS: h, d, (- sen) vernik, cila, fig/mec gösteriş, yaldız -VERNISSEN: f, g, (vemiste, h, vemist) verniklemek, parlatmak, fig/mec yaldızlamak -VERNOEMEN: f, g, (vemoemde, h, vemoemd) een kind naar iemand - çocuğa birinin adını koymak, çocuğu birinin adına göre adlandırmak -VERNUFT: h, (- en) deha, üstün zeka -VERNUFTIG: s, z, üstün zekalı, dahi, (v, zaken) harika -VERONAANGENAMEN: f, g, (veronaangenaamde, h, veronaangenaamd) tadını kaçırmak, sevimsizleştirmek -VERONACHTZAMEN: f, g, (veronachtzaamde, h, veronachtzaamd) aldırmamak, ihmal etmek, göz ardı etmek, önemsememek, savsaklamak, boşlamak, özen göstermemck, zijn gezondheid - sağlığına özen göstermemek, sağlığını ihmal etmek, zijn studie - dersi asmak, geçiştirmek, önemsememek -VERONACHTZAMING: d, (- en) ihmal, savsaklama, - van plichten görev ihmali -VERONDERSTELLEN: f, g, (veronderstelde, h, verondersteld) varsaymak, farz etmek, veronderstel dat ...varsayalım, farz edelim, farz edin (ki), diyelim (ki) -VERONDERSTELLING: d, (- en) varsayım, in de - dat ... varsayarak -VERONGELIJKT: s, haksızlığa uğramış -VERONGELUKKEN: f, gs, (verongelukte, is verongelukt) 1 kaza geçirmek, kazaya uğramak, (omkomen) kazada ölmek, 2 fig/mec (mislukken) olmamak, başarısızlığa uğramak -VERONICA: d, (-s) bot, Yavşanotu, -VERONTREINIGEN: f, g, (verontreinigde, h, verontreinigd) kirletmek, pisletmek, bulaştırmak, berbat etmek -VERONTREINIGING: d, (- en) kirlilik, pislik, lucht- hava kirliliği, milieu- çevre kirliliği -VERONTRUSTEN: f, g, (verontrustte, h, verontrust) rahatsız etmek, huzursuz etmek, endişlendirmek, korkutmak, tedirgin etmek, zich - tedirgin olmak, endişelenmek -VERONTSCHULDIGEN: f, g, (verontschuldigde, h, verontschuldigd) affetmek, bağışlamak, maruz görmek, iemand - birini affetmek, zich - özür dilemek, affını dilemek -VERONTSCHULDIGING: d, (- en) özür, zijn - en aanbieden özür dilemek -VERONTWAARDIGD: s, z, kızmış, hiddetlenmiş, ifrit olmuş -VERONTWAARDIGING: d, hiddet, ifrit -VEROORDEELDE: d, (-n) hükümlü, mahküm -VEROORDELEN: f, g, (veroordeelde, h, veroordeeld) 1 mahküm etmek, cezaya çarptırmak, hüküm giydirmek, ter dood - ölüme mahkum etmek, tot 20 jaar - yirmi yıla mahküm etmek, iemand tot een boete - birini para cezasına çarptırmak, tot levenslange gevangenisstraf - ömür boyu hapse mahküm etmek, - wegens ,, yüzünden, - dan/den dolayı mahküm etmek, hij is tot 5 maanden gevangenisstrafveroordeeld beş aylık hapis cezasına mahkum edildi, 2 (afkeuren) kınamak, ayıplamak, mahkum etmek, kötü bulmak, iemands houding - birinin tutumunu kınamak -VEROORDELING: d, (- en) mahkumiyet -VEROORLOVEN: f, g, (veroorloofde, h, veroorloofd) 1 izin vermek, müsaade etmek, 2 zich veel - küstahlık göstermek, cüret etmek, ileri gitmek, dat kan ik me niet - buna kesem elvermez -VEROORZAKEN: f, g, (veroorzaakte, h, veroorzaakt) neden olmak, sebep olmak, sebebiyet vermek, meydan vermek, ortaya çıkmak, doğurmak, husule getirmek -VERORBEREN: f, g, (verorberde, h, verorberd) harcamak, tüketmek, bitirmek -VERORDENEN: f, g, (verordende, h, verordend) 1 (wettelijk bepalen) nizam koymak, talimatla düzenlemek, 2 (bevelen) emretmek, buyurmak -VERORDENING: d, (- en) talimatname, yönetmelik, tüzük, talimat -VEROUDERD: s, eskimiş, eski, modası geçmiş, çaptan düşmüş -VEROUDEREN: f, I g, (verouderde, h, verouderd) ihtiyarlatmak, yaşlandırmak, (v, ding) eskitmek, II gs, (-, is -) (v, persoon) ihtiyarlamak, yaşlanmak, (v, dingen) eskimek, zamanı geçmek, -VEROVERAAR: d, (-s) fatih, zapteden kimse -VEROVEREN: f, g, (veroverde, h, veroverd) fethetmek, zaptetmek, zorla ele geçirmek, fig/mec iemands hart - birinin kalbini fethetmek -VEROVERING: d, (- en) fig/mec fetih, fethetme -VERPACHTEN: f, g, (verpachtte, h, verplicht) kiraya vermek, icara vermek -VERPACHTING: d, (- en) kiralama -VERPAKKEN: f, g, (verpakte, h, verpakt) 1 paketlemek, paket yapmak, ambalajlamak, kutuya koymak, kutulamak, verpakte goederen paketlenmiş mallar, 2 (anders pakken) başka paketlemek -VERPAKKING: d, (- en) ambalaj, -VERPAKKINGSMATERIAAL: h, (...rialen) ambalaj materyali, paketleme malzemesi, -VERPANDEN: f, g, (verpandde, h, verpand) rehine koymak, ipoteğe vermek, ipotek etmek, een huis - evi ipoteğe vermek, zijn eer - şerefi üzerine söz vermek -VERPATSEN: f, g, (verpatste, h, verpatst) satmak, elden çıkarmak, (plat/argo) kakalamak -VERPAUPEREN: f, gs, (verpauperde, is verpauperd) yoksullaşmak, fakirleşmek, sadakaya düşmek -VERPERSOONLIJKEN: f,g, (verpersoonlijkte, h, verpersoonlijkt) kişileştirmek, şahıslandırmak, cisimlendirmek -VERPERSOONLIJKING: d, kişileştirme, şahıslandırma -VERPESTEN: f, g, (verpestte, h, verpest) berbat etmek, bozmak, fig/mec bozmak, zehirlemek, zehir etmek -VERPESTEND: s, bozucu -VERPIETEREN: f, gs, (verpieterde, is verpieterd) 1 (v, voedsel) çok pişmek, 2 (verkommeren) kötüye gitmek, gerilemek, çökmek, tadı tuzu kalmamak -VERPLAATSBAAR: s, taşınır, yeri değiştirilir, oynar -VERPLAATSEN: f, g, (verplaatste, h, verplaatst) başkla yere yerleştirmek, koymak, yerini değiştirmek, transfer etmek, (v, ambtenaar) başka yere tayin etmek, atamak, troepen - birlikleri başka yere yerleştirmek -VERPLAATSING: d, (- en) yerleştirim, transfer, tayin, yer değiştirme, başka yere atama -VERPLANTEN: f, g, (verplantte, h verplant) başka yere dikmek, başka yere fidelemek, oude bomen moet men niet - ihtiyara göç yaramaz -VERPLEEGDE: d, (-n) hasta, bakımlı, bakım gören kimse -VERPLEEGHUIS: h, (...huizen) (uzun süreli hasta) bakımevi -VERPLEEGKUNDE: d, hemşirelik -VERPLEEGKUNDIGE: d, (-n) hemşire -VERPLEEGSTER: d, (-s) (bayan) hemşire -VERPLEGEN: f, g, (verpleegde, h, verpleegd) (hasta) bakmak -VERPLEGER: d, (-s) sağlık memuru, erkek hemşire -VERPLEGING: d, (hasta) bakım, intensieve - yoğun bakım -VERPLEGINGSKOSTEN: d, mv/çoğ (hasta) bakım masrafları -VERPLETTEREN: f, g, (verpletterde, h, verpletterd) ezmek, parçalamak, - de meerderheid ezıcı çoğunluk -VERPLICHT: s, z, zorunlu, mükellef, mecburi, yükümlü, tot iets - zijn bir şeye zorunlu olmak, yükümlü olmak, iets - zijn aan iemand bir şeyi birine borçlu olmak, - zijn om - meye zorunlu olmak, daartoe voel ik me - onun için kendimi sorumlu hissediyorum, ik ben u zeer - size minnettarım, şükran borçluyum, het basis onderwijs is - ilkokul zorunludur, - vak zorunlu ders, - e verzekering mecburi sigorta, -VERPLICHTEN: f, g, (verplichtte, h, verplicht) 1 (noodzaken) zorunlu kılmak, mecbur etmek, zorunda bırakmak, zorlamak, 2 iemand aan zich - birini minnettar kılmak -VERPLICHTING: d, (- en) 1 mükellefiyet, yüküm, mecburiyet - en aangaan yüküm altına girmek, - tot schadevergoeding zararı tazmin mecburiyeti, 2 aan iemand - en hebben birine minnettar olmak, şükran borcu olmak -VERPOPPEN: f, (verpopte zich, h, zich verpopt) zich - kozalaşmak -VERPOTTEN: f, g, (verpotte, h, verpot) saksısını değiştirmek, başka bir saksıya koymak -VERPOZEN: f, (verpoosde, h, verpoosd) zich - met iets bir şey ile dinlenmek, kafa dinlemek -VERPOZING: d, (- en) dinlenme, istirahat, dinleniş -VERPRATEN: f, g, (verpraatte, h, verpraat) de tijd - konuşarak vakit geçirmek, vakit öldürmek, zich - konuşarak kendini ele vermek -VERPRUTSEN: f, g, (verprutste, h, verprutst) (beceriksizliğinden) berbat etmek, bozmak -VERPULVEREN: f, I g, (verpulverde, h, verpulverd) toz haline getirmek, II gs, (-, is -) tozlaşmak -VERRAAD: h, hainlik, ihanet, hıyanet, - plegen ihanet etmek -VERRAADSTER: d, (-s) hain kadın -VERRADEN: f, g, (verried/verraadde, h, verraden) 1 ihanet etmek, hıyanet etmek, iemand - birine hainlik etmek, 2 een geheim - sırrı ele vermek, 3 (kenbaar maken) tanıtmak, ele vermek -VERRADER: d, (-s) (erkek) hain -VERRADERLIJK: s, z, hain, haince, een - e aanval hain bir saldırı, iemand - orn het leven brengen birini haince öldürmek -VERRADERLIJKHEID: d, hainlik -VERRASSEN: f, g, (verraste, h, verrast) 1 iemand met iets - birine bir şeyle sürpriz yapmak, 2 şaşırtmak, haar bezoek verraste mij gelişi beni şaşırttı, 3 mil/ask gafilce saldırmak, baskın yapmak -VERRASSEND: s, z, şaşırtıcı, umulmadık, beklenmedik, sürpriz, een - e aanval ani saldırı, baskın, - nieuws sürpriz haber -VERRASSING: d (- en) 1 şaşkınlık, bij - gafilce, tot mijn - ... - masına/mesine şaşırdım, tot mijn - is hij geslaagd başarmasına saşırdım, 2 (surprise) sürpriz, iemand een - bereiden birine sürpriz hazırlamak -VERRASSINGSAANVAL: d, (- len) sürpriz saldırısı, sürpriz atak -VERREGAAND: s z, (buitensporig) görülmemiş, duyulmamış, aşırı -VERREGENEN: f, gs, (verregende, is verregend) yağmurdan bozulmak, yağmurdan engellenmek, yağmurdan başarısızlığa uğramak -VERREISD: s, seyahetten yorulmuş, gezmekten bitkinleşmiş -VERREK: ünl, tüh be! (plat/argo) vay anasını! -VERREKENEN: f, g, (verrekende, h, verrekend) ödemek, kapatmak, zich - yanlış hesaplamak, hesapta yanılmak -VERREKENING: d, (- en) 1 hesabı kapatma,ödeme, 2 (misrekening) yanlış hesaplama -VERREKENKANTOOR: h, hand/tic takas odası -VERREKIJKER: d, (-s) dürbün -VERREKKEN: f, (verrekte, h, verrekt) I g, burkmak, yerinden oynatmak, II gs, 1 (plat/argo) (sterven) zıbarmak, kuyruğu titremek, geberrnek, ölmek, 2 - van honger açlıktan zıbarmak, 3 verrek jij! canın cehenneme! -VERRE -OOSTEN: h, Uzak Doğu -VERREWEG: z, çok uzak, çok daha öte -VERRICHTEN: f,g, (verrichte, h, verricht) yapmak, hayata geçirrnek, icra etmek, işlemek, zijn werk - işini yapmak, işini görrnek -VERRICHTING: d, (- en) iş, faaliyet, işlem -VERRIJKEN: f, g, (verrijkte, h, verrijkt) zenginleştirrnek, geliştirmek, zich - kendini geliştirmek, gelişmek -VERRIJKING: d, zenginleşme, gelişme -VERRIJZEN: f, gs, (verrees, is verrezen) 1 dikilmek, yükselmek, 2 (uit de dood) dirilmek -VERRIJZENIS: d, (ölümden sonra) diriliş -VERROEREN: f, g, (verroerde, h, verroerd) kımıldatmak, yerinden oynatmak, zich - kılını kıpırdatmamak -VERROEST:I s, paslı, paslanmış, II ünl, vay anasını! -VERROESTEN: f, gs, (verroeste, is verroest) paslanmak, pas tutmak, (vastroesten) paslanıp kalmak -VERROT: s, (- ter, - st)fig/mec çürük, çürümüş, bozulmuş, kokmuş -VERROTTEN: f, gs, (verrotte, is verrot) çürümek, bozulmak, fig/mec kokuşmak -VERROTTING: d, çürüme, bozulma, kokuşma -VERRUILEN: f, g, (verruilde, h, verruild) - voor ile değiştirmek, takas etmek, trampa etmek -VERRUIMEN: f, g, (verruimde, h, verruimd) genişletmek -VERRUIMING: d, genişletme -VERRUKKELIJK: s, z, güzel, nefis, enfes, şahane, harika, (lekker) leziz, nefis -VERRUKKEN: f, g, (verrukte, h, verrukt) kendinden geçirmek, sevindirmek -VERRUKKING: d, (- en) sevinç, coşku, iemand in - brengen birini çok sevindirmek -VERRUKT: s, z, kendinden geçmiş, sevinçten dört köşe -VERRUWEN: f, I gs, (verruwde, is verruwd) kabalaşmak, hayvanlaşmak, vahşileşmek, adileşmek, II g, (-, h, -) kabalaştırmak, -VERS: s, z, (- er, - t) 1 yeni, taze, - e eieren günlük yumurta, taze yumurta, - vlees taze et, - e groente taze sebze, 2 mil/ask acemi, (plat/argo) çaylak II h, (verzen) 1 (şiirde) mısra, 2 (gedicht) şiir, 3 (dini) ayet, 4 (couplet) kıta, dörtlük -VERSAGEN: f,gs, (versaagde, is versaagd) cesaretini yitirmek, korkmak, korkaklaşmak, ümitsizliğe kapılmak -VERSBOUW: d, (şiirde) ölçü yapma, vezinleme -VERSCHAFFEN: f, g, (verschafte, h, verschaft) tedarik etmek, sağlamak, temin etmek, kazandırmak -VERSCHAFFING: d, temin, tedarik -VERSCHALEN: f,gs, (verschaalde, is verschaald) (v, bier enz,) kokusunu yitirrnek, kokusuzlaşmak, tadsızlaşmak, tadı kaçmak -VERSCHALKEN: f, g, (verschalkte, h, verschalkt) 1 (foppen) aldatmak, kandırmak, (vangen) kurnazlıkla yakalamak, 2 een glaasje - tek atmak, içmek, (eten) iştahla yemek -VERSCHANSEN: f, g, (verschanste, h, verschanst) sağlamlaştırrnak, berkitmek, fig/mec zich - achter arkasına gizlenmek -VERSCHANSING: d, (- en) 1 mil/ask tabya, istihkam, 2 scheep/den küpeşte, güverte parmaklığı, -VERSCHEIDEN: I f, gs, (verscheidde, is verscheiden) dünyaya veda etmek, terki diyar etmek, ebedi istirahata çekilmek, II h, ölüm, III 1 s, farklı, çeşitli, 2 z, (vrij veel) birden çok, birkaç -VERSCHEIDENHEID: d, 1 çeşitlilik, çeşit, 2 d, (...heden) mv/çoğ çeşitli şeyler, çeşitler -VERSCHEPEN: f, g, (verscheepte, h, verscheept) gemiyle taşımak, gemiyle nakletmek, (overladen) gemiden gemiye yüklemek -VERSCHERPEN: f, I g, (verscherpte, h, verscherpt) keskinleştirrnek, şiddetlendirrnek, (straj) ağırlaştırrnak, II gs, (-, is -) keskinleşmek -VERSCHERPING: d, (- en) şiddetleniş, ciddileşme, ağırlaşma -VERSCHEURDHEID: d, bölünmüşlük -VERSCHEUREN: f,g, (verscheurde, h, verscheurd) yırtmak, yırtık pırtık etmek, yırtıp parçalamak, fig/mec bölmek, parçalamak -VERSCHEUREND: s, yırtıcı -VERSCHIET: h, (- en) 1 perspektif, 2 fig/mec (toekomst) gelecek, istikbal, in het - liggen geleceğe kalmak -VERSCHIETEN: f, gs, (verschoot, is verschoten) 1 (v, kleur, stoffen) solmak, rengini atmak, 2 (v, sterren) kaymak, yer değiştirrnek -VERSCHIJNDAG: d, (- en) 1 ( v, wissel) ödeme günü, devir günü, 2 jur/huk mahkeme günü, duruşma günü -VERSCHIJNEN: f, gs, (verscheen, is verschenen) 1 ( v, sterren, personen enz,) görünmek, gözükmek, 2 jur/huk mahkemeye çıkmak, hakim önüne çıkmak: voor de rechter - hakim önüne çıkmak, 3 (v, boek) çıkmak, yayınlanmak, piyasaya gelmek, 4 (v, termijn) vadesi gelmek, vadesi dolmak -VERSCHIJNING: d, (- en) 1 görünüş, 2 (v, boek enz,) çıkış, yayım, de - van een boek kitabın çıkışı, 3 (visioen) görüntü, een mooie - iyi bir görünüş -VERSCHIJNINGSDATUM: d, (...data) yayım/çıkış tarihi -VERSCHIJNSEL. h, (- en, - s) 1 görüngü, 2 (v, ziekte) belirti, bulgu, araz, septom -VERSCHIL: h, (- len) fark, ayrım, (geschil) ayrılık, uyuşmazlık, wisk/mat fark, - van mening hebben görüş farkı olmak, - in leeftijd yaş farkı, menings- görüş ayrılığı, niveau- seviye farkı, - maken tussen aralarında ayırım yapmak, dat maakt een groot - çok fark eder, dat maakt geen - fark etmiyor, fark yok -VERSCHILLEN: f, gs, (verschilde,h, verschild) farklı olmak, in karakter - karakteri benzememek, in leeftijd - yaşı farklı olmak, met iemand van mening - biri ile görüş ayrılığı olmak, biriyle ayrı düşüncede olmamak -VERSCHILLEND: s, z, farklı, ayrı, - e boeken farklı kitaplar, van - e grootte farklı büyüklükte, van - e soorten farklı türden -VERSCHILPUNT: h, (- en) ayrılık noktası, görüş ayrılığı noktası -VERSCHOLEN: s, gizli, saklı, örtülü -VERSCHONEN: f, g, (verschoonde, h, verschoond) (schoner maken) temiziyle değiştirmek, temizlemek, de bedden - yatağa yeni çarşaf geçirmek, een kind - bebeğe temiz bez koymak, zich - temiz iççamaşır giyinmek -VERSCHONING: d, (- en) (linnenxoed) temiz çamaşır, -VERSCHOOND: van iets verschoond blijven bir şeyden uzak durmak, bir şeye bulaşmamak -VERSCHOPPELING: d, (-n) parya, toplum dışı bırakılmış kimse -VERSCHRALEN: f, gs, (verschraalde, is verschraald) azalmak, zayıflamak -VERSCHRIJVEN: f, g, (verschreef, h, verschreven) 1 yazarak kullanmak, yazarak tüketmek, 2 (verkeerd schrijven) yanlış yazmak, zich - yanlış yazmak, yazıda yanılmak -VERSCHRIKKELIJK: s, z, 1 korkunç, iğrenç, een - e moord iğrenç bir cinayet, 2 (heel veel) müthiş, acayip, dehşetli, het is - koud müthiş soğuk -VERSCHRIKKEN: f, I g, (verschrikte, h, verschrikt) korkutmak, ürkütmek, yüreğini oynatmak, II gs, (verschrok, is verschrokken) korkmak, ürkmek -VERSCHRIKKING: d, (- en) dehşet -VERSCHROEIEN: f, g, (verschroeide, h, verschroeid) yakmak, een - de hitte yakıcı sıcaklık -VERSCHROEIING: d, yakma -VERSCHROMPELD: s, pörsümüş, büzük, buruşmuş, buruşuk -VERSCHROMPELEN: f, gs (verschrompelde, is verschrompeld) buruşmak, büzülmek, çekmek -VERSCHUILEN: f, (verschool zich, h, zich verscholen) zich - gizlenmek, saklanmak, pusmak, zich - achter iets bir şeyin ardına sığınmak -VERSCHUIVEN: f, I g, (verschoof, h, verschoven) 1 yerinden oynatmak, yerini değiştirmek, 2 (uitstellen) ertelemek, tehir etmek, geriye bırakmak, başka zamana kaydırmak, II gs, (-, is -) yer değişmek, oynamak, kaymak -VERSCHUIVING: d, (- en) 1 kayma, kayış, 2 geol/jeo kırık, 3 (uitstel) erteleme, tehir -VERSCHULDIGD: s, het - e borç, ik ben haar alles - her şeyi ona borçluyum, iemand veel - zijn birine minnettar olmak -VERSGEBAKKEN: s, yeni kızartılmış -VERSHEID: d, tazelik -VERSIE: d, (-s) 1 (lezing) tanıtma, metin, 2 (vervaardiging) yapım, 3 (vertaling) çeviri, uyarlama -VERSIERDER: d, (-s) kadın avcısı, -VERSIEREN: f, g, (versierde, h, versierd) 1 (opsmukken) süslemek, güzelleştirmek, (decoreren) dekorlamak, dekore etmek, (sieren) süslemek, süsleyip püslemek, de kamer - odayı süslemek, 2 (voor elkaar krijgen) halletmek, yoluna koymak, icabına bakmak, (slinks verkrijgen) kurnazca ele geçirmek, 3 zich - süslenmek, 4 (verleiden) tavlamak, ayarlamak, een meisje - kız tavlamak -VERSIERING: d, (- en) süs, bezek, ziynet, (v, kamer) süs, dekor -VERSIERSEL: h, (- s, - en) süs, ziynet, süs eşyası -VERSIERTOER: op de - zijn/ gaan kız tavlamaya çıkmak -VERSIMPELEN: f, g, (versimpelde, h, versimpeld) basitleştirmek -VERSJACHEREN: f, g, (versjacherde, h, versjacherd) bedava satmak, ucuza satmak -VERSJOUWEN: f, g, (versjouwde, h, versjouwd) sürükleyip götürmek -VERSLAAFD: s, tutkun, müptela, düşkün, - zijn aan -(y)a/e müptela/tutkun olmak, aan de drank - zijn içkiye müptela olmak, aan verdovende middelen - zijn uyuşturucu müptelası olmak, aan het spel - zijn kumar hastası olmak -VERSLAAFDE: d, (-n) müptela kimse, uyuşturucu düşkünü -VERSLAAFDHEID: d, müptelalık, düşkünlük -VERSLAAN: f, g, (versloeg, h, verslagen) 1 (overwinnen) yenmek, mağlup etmek, 2 (verjagen) bastırmak, gidermek, yatıştırmak, teskin etmek, 3 (verslag geven van) rapor etmek: bildirmek -VERSLAG: h, (- en) rapor, woordelijk - sözlü rapor, schriftelijk- yazılı rapor, - geven van (over) - nin (hakkında) rapor vermek -VERSLAGEN: s, (overwonnen) yenilmiş, (onthutst) şaşkın, (koud) soğumuş, soğuk -VERSLAGGEVER: d, (-s) muhabir -VERSLAPEN: f, g, (versliep h, verslapen) 1 (slapend doorbrengen) uykuda geçirmek, 2 zich - uyuyup kalmak -VERSLAPPEN: f, I g, (verslapte, h, verslapt) gevşetmek, yumuşatmak, (verminderen) azaltmak, II gs, (-, is -) gevşemek, yumuşamak -VERSLAPPING: d, (- en) gevşeklik, yumuşama -VERSLAVEN: f, (verslaafde zich, h, zich verslaafd) zich - müptela olmak, köleleşmek, zich - aan verdovende middelen uyuşturucu müptelası olmak, zich aan het spel - kumar müptelası olmak -VERSLAVEND: s, alışkanlık yapıcı/yaratıcı, - e geneesmiddelen alışkanlık yapıcı ilaçlar -VERSLAVING: d, (- en) müptelalık -VERSLECHTEREN: f I gs, (verslechterde, is verslechterd) kötüleşmek, berbatlaşmak, bozulmak, II g, (-, h, -) kötüleştirmek, bozmak, berbat etmek -VERSLEPEN: f, g, (versleepte, h, versleept) sürükleyerek götürmek, sürüyüp taşımak, sürüklemek -VERSLETEN: s, yıpranmış aşınmış -VERSLIJTEN: f, I g, (versleet, h, versleten) 1 (v kleding enz,) yıpratmak, aşındırmak, eskitmek, hij heeft vier echtgenotes versleten dört kadın eskitti, 2 de tijd - zamanı harcamak, geçirmek, 3 iemand voor iets - birini bir şey olarak görmek, birini bir şey sanmak, birini bir şey yerine koymak, II gs, (-, is -) eskimek -VERSLIKKEN: f, (verslikte zich, h, zich verslikt) zich - genzine kaçırmak -VERSLINDEN: f, g, (verslond, h, verslonden) 1 oburca yemek, 2 een boek - kitabı çok hızlı okumak, 3 fig/mec iemand met de ogen - birini gözleriyle yemek, birine yiyecek gibi bakmak -VERSLINGERD: s, aan iets/iemand - zijn bir şeyin/birinin delisi olmak, bir şeye/birine bayılmak -VERSLOFFEN: f, g, (verslofte, h, versloft) ihmal etmek, önemsememek, aldım1amak -VERSLONZEN: f, g, (verslonsde,h verslonsd) bakmayıp bozmak, eskitmek, yıpratmak -VERSLUIEREN: f, g, (versluierde, h, versluierd) peçelemek, - de taal gizli dil, dolaylı dil -VERSMAAT: d, (,, ,maten) ölçü, şiir ölçüsü, vezin -VERSMADEN: f, g, (versmaadde, h, versmaad) 1 tenezzül etmemek, tenezzül etmeyip tepmek, geri çevirmek, een geschenk - hediyeye tenezzül etmemek, 2 (beneden zich achten) hor görmek, küçümsemek, -VERSMALLEN: f, I g, (versmalde, h, versmald) daraltmak, darlaştırmak, küçültmek, II gs (-, is -) daralmak, küçülmek -VERSMELTEN: f I g, (versmolt, h, versmolten) 1 eritip kaynaştırmak, eritip katmak, 2 (smeltend gebruiken) eritip harcamak, 3 (samenvoegen) birleştirmek, II gs, (-, is -) (birbirine) karışmak -VERSNAPERING: d (- en) lokma -VERSNELD: s, hızlı, hızlandırılmış, met - e pas koşar adımlarla -VERSNELLEN: f, g, (versnelde, h, versneld) hızlandırmak, süratlendirmek, çabuklaştırmak, de pas - adımlan sıklaştırmak: zich - hızlanmak -VERSNELLING: d, (- en) 1 hızlanma, hızlanış, 2 tech/tek vites, de tweede - ikinci vites, -VERSNELLINGSBAK: d, (- ken) şanzıman, vites kutusu, -VERSNELLINGSPOOK: d, (...poken) vites kolu -VERSNIJDEN: f, g, (versneed, h, versneden) kesmek, biçmek, kırpmak, (door snijden bederven) kesip bozmak, (v, wijn) karıştırmak, sulandırmak -VERSNIPPEREN: f, g, (versnipperde, h, versnipperd) 1 kırpmak, 2 zijn tijd - zamanı parçalamak, bölük pörçük etmek, -VERSNIPPERING: d, bölünme, parçalanma -VERSNOEPEN: f, g, (versnoepte, h, versnoept) (parasını) ıvır zıvıra vermek, eğlenceye harcamak -VERSOEPELEN: f, I g, (versoepelde, h, versoepeld) yumuşatmak, gevşetmek, liberalleştirmek, (v, kredit enz,) kolaylaştırmak, II gs, (-, is -) yumuşamak, gevşemek, liberalleşmek -VERSPELEN: f, g, (verspeelde, h, verspeeld) oynayarak geçirmek, zijn tijd - zamanını oyuna vermek, zijn geld - parasını oyunda kaybetmek, parayı oyuna vermek, kumarda yemek, -VERSPERREN: f, g, (versperde, h, versperd) tıkamak, kapatmak, işgal etmek, kesmek -VERSPERRING: d, (- en) 1 tıkama, 2 engel, barikat -VERSPIEDER: d, (-s) casus, hafiye, ajan, mil/ask keşifçi -VERSPILLEN: f, g, (verspilde, h, verspild) çarçur etmek, ziyan etmek, boşa harcamak, israf etmek, har vurup harman savurmak, zijn geld - parasını çar çur etmek, zijn tijd - zamanı boşa harcamak -VERSPILLER: d, (-s) müsrif, fig/mec mirasyedi -VERSPILLING: d, (- en) çarçur etme, boşa harcama, yele verme, savurma -VERSPLINTEREN: f, I g, (versplinterde, h, versplinterd) yarmak, parçalamak, bölmek, parçalara ayırmak, II gs, (-, is -) yarılmak, bölünmek, ayrılmak, çatlamak -VERSPREIDEN: f, g, (verspreidde, h, verspreid) yaymak, dağıtmak, saçmak, kaplamak, zich - yayılmak, dağılmak, de menigte -VERSPREIDDE: zich - kalabalık dağıldı -VERSPREIDER: d, (-s) yayıcı -VERSPREIDING: d, (- en) yayılış, dağılış, yayma, yayılma, dağılma, serpilme, serpiliş -VERSPREKEN: f, (versprak zich, h, zich versproken) zich - konuşurken yanılmak, dili sürçmek -VERSPREKING: d, (- en) dil sürçmesi, -VERSPRINGEN: f, I gs, (versprong, is versprongen) 1 (v, regels) atlamak, boşluk kalmak, 2 (v, tijd) gün atlamak, başka güne rastlamak, 3 zijn voet - atlayıp ayağını oynatmak, atlayıp ayağını çıkartmak II h, uzun atlama -VERSREGEL: d, (-s) şiir mısrası, şiir satırı, -VERSTAAN: f, g, (verstond, h, verstaan) 1 anlamak, kavramak, idrak etmek, akıl erdirmek, (bir şeye) aklı ermek, dat versta ik niet onu anlamıyorum, iemand verkeerd - birini yanlış anlamak, ik versta je niet seni anlamıyorum, 2 - onder kastetmek, demek istemek, anlamak, wat verstaat u onder democratie? demokrasiden ne anlıyorsunuz? demokrasiden ne kastediliyor? wat verstaat men daaronder? ondan ne anlaşılır? ne anlatılmak isteniyor? iemand iets - te geven birine bir şeyi açıkça söylemek, belirtmek, 3 bilmek, anlamak: zijn vak goed - işini iyi bilmek, mesleğini iyi bilmek, 4 ze - elkaar niet anlaşamıyorlar, geçinemiyorlar -VERSTAANBAAR: s, z, (- der, - st) duyulup anlaşılır -VERSTAANBAARHEID: d, anlaşılabilirlik -VERSTAANDER: d, (-s) arif, anlayan kimse, een goed - heeft maar een half woord nodig anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az, arif olan anlar -VERSTAND: h, 1 (denkvermogen) akıl, (intellect) zeka, (bevattingsvermogen) anlayış, kavrayış, niet goed bij zijn - zijn kafasında biraz olmak, kafadan kontak olmak, bir çivisi eksik olmak, dengesiz olmak, hij is niet bij zijn - delirmiş, kafayı oynatmış, keçileri kaçırmış, daar staat mijn - bij stil ona aklım ermez, dat gaat mijn - te boven benim boyutlarımı aşar, iemand iets aan het - brengen birine bir şeyi kavratmak, zijn - gebruiken aklını kullanmak, gezond - sağduyu, 2 (kennis, inzicht) anlama, bilgi, - van iets hebben bir şeyden anlamak, daar heb ik geen - van ondan anlamam, ona hiç aklım ermez, heeft u - van computers? bilgisayardan anlar mısınız? met dien - e, dat ... koşulu ile, koşuluyla (ki)... şayet ... heb je je - verloren? aklını mı yitirdin? aklını peynir ekmekle mi yedin? -VERSTANDELIJK: s, z, zihinsel, zihni, akılla ilgili, - leeftijd zihin yaşı, - ontwikkeling zihinsel gelişme -VERSTANDHOUDING: d, (- en) karşılıklı anlayış/ilişki, in goede - iyi ilişki temelinde, dostluk temelinde -VERSTANDIG: s, z, 1 anlayışlı, een - vrouw anlayışlı bir kadın, 2 (redelijk) mantıklı, (intelligent) zeki, akıllı, wees nu -, mantıklı ol! aklını başına topla! een - antwoord mantıklı bir yanıt, - praten mantıklı konuşmak, het - vinden om ... - mayı/meyi mantıklı bulmak -VERSTANDSKIES: d, (,,kiezen) akıl dişi, yirmi yaş dişi -VERSTANDSMENS: d, (- en) mantıklı kimse, sağduyulu kimse -VERSTANDSVERBIJSTERING: d, cinnet, delilik, üşütüklük, (plat/argo) keçileri kaçırma -VERSTAPPEN: f, (verstapte, h, verstapt) zich - yanlış adım atmak -VERSTARD: s, katılaşmış -VERSTARREN: f, I g, (verstarde, h, verstard) sertleştirmek, katılaştırmak, pekiştirmek, II gs, (-, is -) katılaşmak, sertleşmek, fig/mec fosilleşmek -VERSTARRING: d, katılaşma, fig/mec fosilleşme -VERSTEDELIJKEN: f, I g, (verstedelijkte, h, verstedelijkt) şehirleştirmek, kentleştirmek, II gs, (-, is -) kentleşmek -VERSTEEND: s, taşlaşmış, fosilleşmiş, - van schrik korkudan taş kesilmiş -VERSTEK: h, jur/huk bij- veroordeeld gıyaben/gıyabında mahkum edilmiş -VERSTEKBAK: d, (- ken) gönye kılavuzu -VERSTEKELING: d, (- en) kaçak yolcu -VERSTELD: s, şaşkın, afallamış, hayrete düşmüş, ik stond er - van şaşakaldım, afalladım, şaşırdım -VERSTELLEN: f, g, (verstelde, h, versteld) 1 (repareren) onarmak, tamir etmek, yamamak, 2 (v, werktuig) yerini değiştirmek -VERSTELLING: d, (- en) tamir, onarma, tech/tek ayar -VERSTENEN: f, I g, (versteende, h, versteend) taşlaştırmak, fosilleştirmek, fig/mec duygusuzlaştırmak, II gs, (-, is -) taşlaşmak, duygusuzlaşmak -VERSTENING: d, (- en) fosil -VERSTERKEN: f, g, (versterkte, h, versterkt) 1 güçlendirmek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak, 2 mil/ask takviye etmek, 3 elek, şiddetini artırmak -VERSTERKEND: s, güçlendirici, kuvvetlendirici -VERSTERKER: d, (-s) yükselteç, yükseltici, -VERSTERKING: d, (- en) takviye, yardım -VERSTEVIGEN: f, g, (verstevigde, h, verstevigd) güçlendirmek, kuvvetlendirmek, fig/mec artırmak, zijn invloed - nüfuzunu artırmak -VERSTEVIGING: d, (- en) pekişme, güçlenme -VERSTIJVEN: f, gs, (verstijfde, is verstijfd) katılaşmak, pekişmek, sertleşmek -VERSTIJVING: d, katılık, katılaşma, sertleşme -VERSTIKKEN: f, g, (verstikte, h, verstikt) boğmak, een - de lucht boğucu bir hava -VERSTIKKING: d, (- en) boğulma, dood door - boğularak ölüm -VERSTIKT: s, boğuk, boğulmuş: met - e stem boğuk bir sesle, -VERSTOKEN: s, I yoksun, mahrum, van iets - zijn bir şeyden yoksun olmak II f, g, (verstookte, h, verstookt) yakmak, yakıp harcamak, yakıt olarak kullanmak, yakıp tüketmek -VERSTOKT: s, een - e vrijgezel müzmin bekâr -VERSTOLEN: s, z, sinsi, gizli, een - blik sinsi bir bakış -VERSTOMD: s, dilsiz, dili tutulmuş -VERSTOMMEN: f, gs, (verstomde, is verstomd) dilini yutmak, şaşkınlıktan susmak, fig/mec hayrete düşmek -VERSTOMMING: d, fig/mec hayrete düşme, dilini yutma, aşırı şaşkınlık -VERSTOORD: s, kızgın, öfkeli, hiddetlenmiş -VERSTOPPEN: f, g, (verstopte, h, verstopt) 1 tıkamak, kapatmak, doldurmak, 2 (verbergen) saklamak, gizlemek -VERSTOPPERTJE: h, saklambaç, - spelen saklambaç oynamak -VERSTOPPING: d, (- en) tıkanıklık, (constipatie) kabızlık, peklik, inkibaz -VERSTOREN: f, g, (verstoorde, h, verstoord) 1 bozmak, kaçırmak, engellemek, mani olmak de rust - rahatı kaçırmak, huzur bozmak, iemands plannen - birinin planlarını altüst etmek, 2 (boosmaken) kızdırmak, zie/bk verstoord -VERSTORING: d, (- en) bozma, engel, mani, de - van de openbare orde kamu düzenini bozma -VERSTOTEN: f, g, ( verstootte, h, verstoten) uzaklaştırmak, itmek -VERSTOUTEN: f, (verstoutte zich, h, zich verstout) zich - cesaretlenmek, yüreklenmek, zich - om - meye kalkışmak, cesaret göstermek -VERSTOUWEN: f, g, (verstouwde, h, verstouwd) 1 istif etmek, yığmak, 2 (opeten)fig/mec yiyip bitirmek -VERSTREKKEN: f,g, (verstrekte, h, verstrekt) tedarik etmek, sağlamak, bulmak, vermek, gelden - para bulmak, para tedarik etmek, iemand inlichtingen - birine bilgi vermek -VERSTREKKEND: s, çok büyük -VERSTRENGELEN: f, g, (verstrengelde, h, verstrengeld) dolaştırmak -VERSTRIJKEN: f, gs, (verstreek, is verstreken) (v, tijd) bitmek, geçmek, dolmak -VERSTRIKKEN:f, g, (verstrikte, h, verstrikt) fig/mec tuzağa düşürmek, ağzıyla yakalamak, iemand in zijn eigen woorden - birini kendi sözleriyle yakalamak, kendi sözleriyle faka bastırmak, zich - ağzıyla yakalanmak, faka basmak verstrikt in iets - raken ağzıyla yakalanmak, tongaya basmak, tuzağa düşmek -VERSTROOID: s, z, yayılmış, seyrek, dağınık, (v, geest) dağınık -VERSTROOIDHEID: d, (...heden) dağınıklık, dalgınlık -VERSTROOIEN: f, g, (verstrooide, h, verstrooid) yaymak, dağıtmak, saçmak, oraya buraya atmak, zich - dağılmak, yayılmak, fig/mec kendini dağıtmak, de groep verstrooide zich kalabalık dağıldı, -VERSTROOIING: d, (- en) (ontspanning) dağıtış, gönül şenliği -VERSTUIKEN: f, g, (verstuikte, h, verstuikt) burkmak, incitmek, ik heb mijn enkel verstuikt bileğimi burktum -VERSTUIKING: d, (- en) burkuk, burkulma, incinme -VERSTUIVEN: f, I gs, (verstoof, is verstoven) serpilmek, püskürmek, fig/mec kaçışmak, II g, (-, h, -) serpmek, (v, vloeistof) püskürtmek -VERSTUIVER: d, (-s) püskürteç, püskürtücü -VERSTUREN: f, g, (verstuurde, h, verstuurd) göndermek, postalamak -VERSUFFEN: f, I g, (versufte, is versuft) miskinleşmek, uyuşmak, II g, (-, h, -) miskinleştirmek, uyuşturmak -VERSUFT: s, sersem, miskin, ruhu ölü, ruhu kör -VERSUIKEREN: f, I gs, (versuikerde, is versuikerd) şekerlemek, II g, (-, h, -) fig/mec ballandırmak, VERSUKKELING : in de - raken perişan bir duruma düşmek, -VERSUS: ilg, karşı, zie/bk tegenover -VERSVOET: d, (- en) (şiirde) mısra parçası, tefile, -VERTAALBAAR: s, tercüme edilir -VERTAALBUREAU: h, (-s) tercüme bürosu -VERTAALFOUT: d, (- en) tercüme hatası -VERTAALOEFENING: d, (- en) tercüme alıştırması -VERTAALWERK: h, tercüme -VERTAKKEN: f, (vertakte zich, h, zich vertakt) zich - dallanmak, dallara ayrılmak, kollara ayrılmak -VERTAKKING: d, (- en) 1 dallanma, 2 (onderafdeling) altbölüm, -VERTALEN: f, g, (vertaalde, h, vertaald) tercüme etmek, uit het Nederlands in het Turks - Hollandacadan Türkçeye tercüme etmek, in het Frans - Fransızcaya tercüme etmek -VERTALER: d, (-s) (erkek) mütercim, tercüman, beédigd- yeminli tercüman, -VERTAALSTER:d, (-s) (bayan) mütercim, tercüman, beédigd- yeminli tercüman, -VERTALING: d, (- en) tercüme -VERTE: d, (- n, - s) uzaklık, er in de verste - niet aan denken hiç düşünmemek, in de - ileride, in de verste - niet hiç, zerre kadar, hiç mi hiç -VERTEDEREN: f, g, (vertederde, h, vertederd) yumuşatmak, ınsafa getirmek -VERTEDERING: d, (- en) yumuşama, yumuşaklık, rikkat -VERTEERBAAR: s, sindirilir, eritilir, hazmedilir, licht - kolay sindirilir, sindirimi kolay -VERTEERBAARHEID: d, sindirilebilirlik -VERTEGENWOORDIGEN: f, g,( vertegenwoordigde, h, vertegenwoordigd) 1 temsil etmek, iemand (iets) - birini (bir şeyi) temsil etmek, 2 (betekenen) yansıtmak, göstermek, ifade etmek, -VERTEGENWOORDIGER: d, (-s) temsilci -VERTEGENWOORDIGING: d, (- en) temsil -VERTELLEN: f, g, (vertelde, h, verteld) 1 anlatmak, hikaye etmek, nakletmek, öykü anlatmak, (mededelen) bildirmek, een verhaal - hikaye anlatmak, vertel me (er) eens over ...nın hakkında birşeyler anlatsana, 2 zich - yanlış saymak, sayarken yanılmak -VERTELLER: d, (-s) anlatan, hikaye eden kimse -VERTELLING: d, (- en) kısa hikaye, öykü -VERTELSEL: h, (-s) kısa hikaye, çocuk masalı -VERTEREN: f, g, (verteerde, h, verteerd) 1 (v, voedsel) sindirmek, hazmetmek, eritmek, mijn maag verteert het niet midem onu eritmez, 2 (v, geld) eritmek, yemek, suyunu çektirmek, harcamak, 3 (v, hartstocht) yiyip bitirmek, eritmek -VERTERING: d, (- en) 1 sindirim, 2 (consumptie) tüketim -VERTICAAL: s, z, dikey, düşey, şakuli, dik, dikine, verticale doorsnede dikine kesit, dikey kesit -VERTIENVOUDIGEN: f, I g, (vertienvoudigde, h, vertienvoudigd) on katına çıkarmak, on misli artırmak, II gs, (-, is -) on katına çıkmak, on kat artmak, -VERTIER: h, 1 (afleiding) eğlence, eğlence olanağı, 2 (bedrijfigheid) yoğunluk, hamaratlık, meşguliyet -VERTIKKEN: f, g, (vertikte, h, vertikt) het - om (yap)mayı reddetmek -VERTILLEN: f, g, (vertilde, h, vertild) kaldırıp yerleştirmek, zich - ağır şeyi kaldırıp bir yerini incitmek -VERTIMMEREN: f, g, (vertimmerde, h, vertimmerd) değiştirmek, tadilat yapmak -VERTOEVEN: f, gs, (vertoefde, h, vertoefd) (bir süre) kalmak -VERTOLKEN: f, g, (vertolkte, h, vertolkt) 1 (uitdrukken) ifade etmek, dile getirmek, 2 (verklaren) açıklamak, açıklık kazandırmak, 3 (vertalen) tercüme etmek, 4 (uitbeelden) canlandırmak, (uitvoeren) icra etmek -VERTONEN: f, g, (vertoonde, h, vertoond) 1 (laten zien) göstermek, sergilemek, 2 (aan de dag leggen) ortaya çıkarmak, işaret etmek, 3 thea/tiy sahnelemek, sergilemek, film/sin göstermek, een film - film göstermek, zich - a) görünmek, b) kendini göstermek -VERTONING: d, (- en) gösteriş, (voorstelling) gösteri -VERTOOG: h, (...togen) sav, tez -VERTOON: h, 1 gösterme, ibraz, op - van ibrazında, gösterilmek üzere, 2 gösteri, machts- güç gösterisi, 3 (praal) gösteriş, caka, veel - maken gösteriş yapmak, caka satmak -VERTOORND: s, çok kızmış, çok hiddetlenmiş, çileden çıkmış, - op -(y)a/e çok sinirlenmiş -VERTRAGEN: f, I g, (vertraagde, h, vertraagd) 1 (trager maken) yavaşlatmak, ağırlaştırmak, 2 (uitstellen) ertelemek, geciktirmek, tehir etmek, sonraya bırakmak, II gs,(-, is -) gecikmek, yavaşlamak, ağırlaşmak -VERTRAGING: d, (- en) tehir, gecikme, een uur - hebben bir saatlik tehir yapmak, bir saat gecikmek -VERTRAPPEN: f, g, (vertrapte, h, vertrapt) 1 ayak altında ezmek, çiğnemek, het gras - çimleri ezmek, fig/mec çiğnemek, 2 (onderdrukken) baskı altına almak, baskı altında tutmak, ezmek -VERTREK: h, 1 (- ken) salon, oda, 2 (afreis) hareket, kalkış, gidiş, na je - hareketinizden sonra -VERTREKKEN: f, gs, (vertrok, is vertrokken) 1 (afreizen) hareket etmek, kalkmak, ayrılmak, gitmek, terk etmek, de trein vertrekt om 3 uur tren saat üçte hareket ediyor, wij vertrekken om vier uur saat dörtte hareket ediyoruz, 2 (verhuizen) taşınmak -VERTREKPUNT: h, (- en) kalkış noktası, fig/mec hareket noktası -VERTREKSIGNAAL: h, (...nalen) kalkış sinyali -VERTREKTIJD: d, (- en) hareket saati, kalkış saati -VERTROEBELEN: f, g, (vertroebelde, h, vertroebeld) bulandırmak, kirletmek, bozmak -VERTROETELEN: f, g, (vertroetelde, h, vertroeteld) şımartmak -VERTROOSTING: d, (- en) teselli, avunç -VERTROUWD: s, 1 güvenilir, itimat edilir, emin, sağlam, een - e vriend güvenilir bir arkadaş, sağlam bir arkadaş, in - e handen emin ellerde, 2 met iets - zijn bir şeyde güvenilir olmak, met iets - raken bir şeyle aşina olmak, bir şeye alışmak -VERTROUWDE: d, (-n) güvenilir, dost, sağlam dost, içten dost, samimi arkadaş -VERTROUWELIJK: s, z, 1 güven verici, yakın, içten, samimi, sıcak, 2 (niet voor vreemden bestemd) gizli, saklı -VERTROUWELING: d, (- en) (erkek) sırdaş, candaş, -VERTROUWEN: f, (vertrouwde, h, vertrouwd) I g, (betrouwbaar achten) güvenmek, itimat etmek, iemand - birine güvenmek, birine itimat etmek, hij is niet te - on güvenilmez, onun ipi ile suya inilmez, wij - dat ...güveniyoruz ki..., inanıyoruz ki,, ik vertrouw hem niet ona güvenmiyorum, II gs (rekenen op) güvenmek, - op iemand/iets birine/bir şeye güvenmek, bel bağlamak, op zijn fortuin - talihine güvenmek III h, güven, itimat, inanç, het - beschamen güvene ihanet etmek, güveni sarsmak, misbruik van - güveni kötüye kullanma, geen - hebben in -(y)a/e güveni olmamak, in goed - güvenerek, in - saklı, gizli, gizli olarak, met - güvenle, op goed - iyi güven temelinde, iemand in - nemen birini sırdaş etmek, birine güvenerek sır vermek, - in iemand stellen birine güveni olmak, goed van - zijn çok kolay inanmak, saf olmak, herkesi dürüst sanmak, zijn - verliezen güveni yitirmek, - wekken güven uyandırmak -VERTROUWENSARTS: d, (- en) kötü muameleye karşı tavsiye doktoru -VERTROUWENSBASIS: d, güven temeli -VERTROUWENSCRISIS: d, (...crises) güven sarsılması/krizi -VERTROUWENSRELATIE: d, (-s) karşılıklı güven ilişkisi -VERTROUWENWEKKEND: s, güven uyandıran, güven veren -VERTWIJFELD: s, z, ümitsiz, umutsuz -VERTWIJFELING: d, (- en) ümitsizlik, umutsuzluk -VERUIT: z, uzakta, - de beste harika, mükemmel, kıyaslanamaz -VERVAARD: s, voor geen kleintje - gürültüye pabuç bırakmamak -VERVAARDIGEN: f, g, (vervaardigde, h, vervaardigd) yapmak, meydana getirmek, oluşturmak, hasıl etmek, üretmek, imal etmek -VERVAARDIGING: d, imal, yapım -VERVAARLIJK: s, z, korkunç, korkutucu, ürkütücü, korkutan, tüyler ürpertici -VERVAGEN: f, gs, (vervaagde, is vervaagd) belirsizleşmek -VERVAL: h, 1 (achteruitgang) çöküş, azalış, zayıflama, geestelijk - zihin çöküşü, 2 (v, rivier) seviye farkı, -VERVALDAG: d, (en) hand/tic ödeme günü, -VERVALLEN: f, gs, (verviel, is vervallen) 1 (v, huis) çökmek, harabeye dönmek, viran olmak, 2 (afnemen) azalmak, gerilemek, zayıflamak, 3 (geraken tot) düşmek, in zijn oude fout - eski hataya düşmek, 4 el değiştirmek, - aan iemand birine düşmek, birine geçmek, 5 (niet langer lopen) vadesi dolmak, bitmek, son bulmak, 6 (uitvallen) iptal olmak, çıkarılmak, 7 (niet langer gelden) hükümsüz olmak, geçersiz olmak, düşmek II s, 1 (bouwvallig) çökmüş, harabe, viran, 2 (armoedig) zavallı, yoksul, (afgevallen) çökmüş, harap, 3 (v, wissel enz,) günü dolmuş, vadesi geçmiş, 4 (v, recht) geçersiz, hükümsüz, -VERVALSEN: f, g, (vervalste, h, vervalst) 1 (namaken) taklit etmek, sahtesini yapmak, 2 (vals maken) karıştırmak, karıştırıp bozmak, 3 (v, teksten enz,) tahrif etmek, değiştirmek, bozmak -VERVALSER: d, (-s) tahrifçi -VERVALSING: d, (- en) tahrif, taklit, taklit şey, -VERVALTIJD: d, (- en) zie/bkz vervaldag, -VERVANGBAAR: s, yerini alabilir, yer değiştirebilir -VERVANGEN: f,g, (verving, h, vervangen) 1 yerini almak, yerine geçmek, yerini doldurmak, yerini tutmak, de ene ambtenaar vervangt de andere bir memur diğerinin yerini alıyor, 2 yerine geçmek, yerini aldırmak, yerini doldurtmak, yerini değiştirmek, iets door iets anders - bir şeyin yerine diğerini geçirmek, wie zal u -? yerinizi kim alacak? -VERVANGER: d, (-s) vekil -VERVANGING: d, (- en) yerine geçiş, yerini alma, ter - van - nin yerine -VERVANGINGSWAARDE: d, ikame değeri, yerine koyma değeri -VERVATTEN: f,g, (vervatte, h, vervat) kapsamak, içermek -VERVE: met - şevkle, hevesle -VERVEELD: s, sıkılmış, bıkmış -VERVELEN: f, g, ( verveelde, h, verveeld) canını sıkmak, sıkıntı vermek, rahatsız etmek, ruhunu daraltmak, het begint me te - beni sıkmaya başlıyor, zich - sıkılmak, bunalmak -VERVELEND: s, z, can sıkıcı, bıktırıcı, usandırıcı, sevimsiz, çekilmez -VERVELING: d, sıkıntı, sıkılma -VERVELLEN: f, gs, (vervelde, is verveld) deri değiştirmek, deri atmak, deri dökmek, soyulmak, derisi kavlamak: mijn gezicht begint te - yüzüm kavlıyor, slangen - ieder jaar yılanlar her yıl deri değiştirir -VERVELOOS: s, (...lozer, - t) boyasız, -VERVEN: f, g, (verfde, h, geverfd) boyamak, boyalamak, boya surmek -VERVERIJ: d, (- en) boyacılık -VERVERSEN: f g, (ververste, h, ververst) yenilemek, tazelemek: fig/mec tazelemek, canlandırmak -VERVERSINGEN: d, mv/çoğ serinletici içkiler, meşrubatlar -VERVIERVOUDIGEN: f, g, (verviervoudigde,h, verviervoudigd) dört katına çıkarmak, dört kat artırmak -VERVLAKKEN: f, I g, (vervlakte h, vervlakt) 1 (effen maken) düzlemek, tesfiye etmek, 2 (nivelleren) aynı seviyeye getirmek, aynı şekle sokmak, II gs, (-, ıs -) belirsizleşmek, (aralannda) ayrım/fark kalmamak -VERVLIEGEN: f, gs, (vervloog, is vervlogen) 1 (v, hoop enz,) uçmak, gitmek, kaybolmak, geçmek, 2 (v, vloeistofje) uçmak -VERVLOEIEN: f, gs, (vervloeide, is vervloeid) akmak, akıp gitmek, fig/mec unutulmak -VERVLOEKEN: f, g, (vervloekte, h vervloekt) lanetlemek, lanet okumak, kahretmek, silsilesine okumak -VERVLOEKING: d (- en) lanet, küfür -VERVLOEKT: s, lanetli, lanetlenmiş -VERVLOGEN: s, gitmiş, kaybolmuş, yitmiş -VERVOEGEN: f, g, (vervoegde, h vervoegd) taalk/dilb (eylem) çekmek, zich - bij -(y)e başvurmak -VERVOEGING: d (- en) taalk/dilb fiil çekimi -VERVOER: h, taşımacılık: nakliyat, ulaşım, middelen van - ulaşım araçları, nakliye araçları, goederen- eşya taşımacılığı, - te water en te land kara ve deniz taşımacılığı -VERVOERBAAR: s, taşınabilir, nakledilir -VERVOERBEDRIJF:H, (,, drijven) nakliyat şirketi -VERVOERBILJET: h, (- ten) taşıma belgesi, nakliyat teskeresi -VERVOEREN: f, g, (vervoerde, h, vervoerd) taşımak, nakletmek, goederen - eşya taşımak -VERVOERING: d, (- en) kendinden geçme -VERVOERMIDDEL: h, (- en) taşıt, ulaşım aracı, vesait -VERVOLG: h, (- en) devam, arkası, gerisi, - op bladzijde acht devamı sayfa sekizde, in het - bundan sonra, ileride,bundan böyle, gelecekte -VERVOLGBAAR: s, kovuşturulur, dava edilir -VERVOLGCURSUS: d, (- sen) müteakkip kurs -VERVOLGEN: f, g (vervolgde, h, vervolgd) 1 izlemek, takip etmek, devam etmek, sürdürmek, zijn weg - yola devam etmek, zijn werk - işine devam etmek, işini sürdürmek, wordt vervolgd devamı var, devam edecek, 2 (nazitten) takip etmek, 3 jur/huk kovuşturmak -VERVOLGENS: z sonradan, peşinden,arkasından, bundan sonra, ileride -VERVOLGER: d, (-s) takipçi -VERVOLGING:d, (- en) 1 jur/ huk kovuşturma, takibat, 2 takip -VERVOLGINGSWAANZIN: d, takip edildiğini sanma hastalığı -VERVOLGVERHAAL: h, (...halen) dizi hikaye -VERVOLMAKEN:f, g, (vervolmaakte,h, vervolmaakt) mükemmelleştirmek -VERVOLMAKING: d, mükemmelleştirme, mükemmelleşme -VERVORMEN: f, g, (vervormde,h vervormd) (andere vorm geven) başka bir şekil vermek, (verkeerde vorm geven) bozmak -VERVORMING: d, biçim bozumu, deformasyon, bozma -VERVREEMDBAAR: s, niet - satılamaz,devredilmez, ferağ edilmez -VERVREEMDEN: f, I g, (vervreemdde, h, vervreemd) (overdoen) satmak, devretmek, ferağetmek, II gs,(-, is -) yabancılaşmak, van zijn vaderland - yurduna yabancılaşmak, yurdundan soğumak, van zijn arbeid - işine yabancılaşmak, van zichzelf - kendi kendine yabancılaşmak, van zijn vrienden - arkadaşlarından soğumak -VERVREEMDING: d, (- en) yabancılaşma -VERVROEGEN: f, g, (vervroegde, h, vervroegd) erkene almak, een vergadering - toplantıyı daha erken bir zamana almak, (v,planten enz,) büyümesini hızlandırmak -VERVUILD:s, pis, kirli, pasaklı, pislenmiş -VERVUILEN: f, I g, (vervuilde, h, vervuild) kirletmek, pisletmek, pislemek, II gs, (-, is -) pislenmek, kirlenmek, pasaklanmak, -VERVUILER: de - betaalt kirleten kendi öder, kirliliğe neden olan cezasını çeker -VERVUILING: d, kirlenme, pislenme, lucht- hava kirlenmesi -VERVULLEN: f, g, (vervulde, h, vervuld) 1 (vol maken) doldurmak, 2 (verwezenlijken) gerçekleştirmek, yerine getirmek, hayata geçirmek, zijn verwachtingen zijn nu vervuld beklentileri gerçekleşti, 3 (ambt, functie) yerini almak, doldurmak, iemands plaats - birinin yerini doldurmak, 4 (voldoen) yapmak, yerine getirmek, zijn belofte - sözünü tutmak, 5 (formaliteit) yapmak, tamamlamak, yerine getirmek -VERVULLING: d, gerçekleştirme, yerine getirme, in - gaan gerçekleşmek -VERWAAID: s, (rüzgârdan) darmadağınık olmuş, darmadağın, er - uitzien darmadağın görünmek -VERWAAIEN: f, gs, (verwaaide/ verwoei, is verwaaid) darmadağın olmak, darmadağınık olmak, dağılmak, dağılıp yayılmak -VERWAAND: s, z, kendini beğenmiş, ukala, kibirli, kurumlu, burnu havada, burnu kaf dağında -VERWAANDHEID: d, (...heden) kibir, kibirlilik, kendini beğenmişlik -VERWAARDIGEN: f, g, (verwaardigde, h, verwaardigd) 1 layık görmek, iemand met geen blik - birine bakmaya tenezzül etmemek, bakmaya layık görmemek, 2 zich - om ... - maya/meye tenezzül etmek, tenezzülde bulunmak -VERWAARLOOSBAAR: s, önemsiz, değersiz, ihmal edilebilir -VERWAARLOZEN: f, g, (verwaarloosde, h, verwaarloosd) özen göstermemek, önemsememek, ihmal etmek, dikkat etmemek, ihtimam göstermemek, zijn gezondheid - sağlığına dikkat etmemek, zijn werk - işine özen göstermemek, işine bakmamak -VERWAARLOZING: d, ihmal, önemsemeyiş -VERWACHTEN: f, g, (verwachtte, h, verwacht) 1 beklemek, bericht - haber beklemek, iemand - birini beklemek, een kind - bebek beklemek, hamile olmak, 2 (voorzien) (önceden) beklemek, kestirmek, ummak, ümit etmek, zoiets had ik niet van je verwacht böyle bir şeyi senden beklemezdim, ummazdım, we - dat hij vanavond zal komen bu akşam geleceğini ümit ediyoruz, veel van iemand - birinden çok şey beklemek -VERWACHTING: d, (- en) beklenti, umut, ümit, grote - en hebben van - dan/den büyük beklentileri olmak, aan de - beantwoorden beklentiye cevap vermek, beklentiye denk düşmek, buiten/tegen - beklentinin tersine, boven - beklentinin ötesinde, in - zijn hamile olmak, bebek beklemek, ze is in - bebek bekliyor, hamile, te hoog gespannen - en aşırı beklentiler, gerçekçi olmayan beklentiler, de - overtreffen beklentileri aşmak, beklentilerin ötesinde olmak, hoge - en koesteren büyük beklentileri olmak -VERWACHTINGSPATROON: h, (...tronen) beklenti kalıbı, -VERWANT: I s, 1 akraba, - e talen akraba diller, 2 akraba, - aan -(y)a/e akraba, aan iemand - zijn birine akraba olmak, II d, (- en) (erkek) akraba -VERWANTE: d, (-n) (bayan) akraba -VERWANTSCHAP: d, akrabalık -VERWARD: s, z, 1 (in de war) karmakarışık, karışık, dağınık, dolaşık, darmadağın, (ongeordend) düzensiz, karışık, iç içe, 2 fig/mec şaşkın, kafası karmakarışık, iki ayağı bir pabuçta, 3 (ingewikkeld) içinden çıkılmaz -VERWARMEN: f, g, (verwarmde, h, verwarmd) ısıtmak, zich - ısınmak -VERWARMING: d, 1 ısınma, ısıtma, centrale - merkezi ısıtma, 2 (installatie) kalorifer, -VERWARMINGSBUIS: d, (...buizen) kalorifer borusu -VERWARREN: f, g, (verwarde, h, verward) 1 karıştırmak, karmakarışık etmek, dolaştırmak, het garen - ipi dolaştırmak, iemands hoofd - birinin kafasını karıştırmak, 2 met elkaar - birbirine karıştırmak, je verwart mij met mijn broer beni kardeşimle karıştırıyorsun, beni bizim biraderle karıştırıyorsun, 3 iemand - birini şaşırtmak, kafasını karıştırmak -VERWARRING: d, (- en) karışıklık, fig/mec şaşkınlık, in - brengen karıştırmak, in - raken şaşırmak, zihni karışmak -VERWATERD: s, fazla sulandırılmış, fig/mec uzun, aynntılı -VERWATEREN: f, I g, (verwaterde, h, verwaterd) sulandırmak, su katmak, su katıp bozmak, melk - süte su katmak, II gs, (-, is -) sulanmak, sulanıp bozulmak, (smakeloos worden) tatsızlaşmak, de vriendschap vewaterde arkadaşlık sulandı -VERWEDDEN: f, g, (verwedde, h, verwed) 1 bahse tutuşmak, bahse girmek, ik verwed er mijn hoofd om (dat) kellemi koyarım, ik verwed er 5 gulden om beş guldene bahse giriyorum, veel geld - bahse birçok paray vermek, bahiste çok para kaybetmek -VERWEER: h, (...weren) savunma, müdafaa -VERWEERD: s, (havadan) bozulmuş, aşınmış, yıpranmış, (v, gezicht) buruşmuş -VERWEERMIDDEL: h, (- en) savunma aracı -VERWEERSCHRIFT: h, (- en) savunma yazısı, savunca -VERWEKEN: f, I g, (verweekte, h, verweekt) yumuşatmak, II gs, (-, is -) yumuşamak -VERWEKKEN: f, g, (verwekte, h, verwekt) 1 (veroorzaken) neden olmak, meydan vermek, sebebiyet vermek, meydana gcıirmek, angst - korku vermek, korkuya neden olmak, 2 (v, mannen, mannetjesdieren) döllemek, döllenmesine neden olmak, een kind - dölleyip bebek meydana getirmek -VERWEKKER: d, (-s) 1 (çocuk için) meydana getiren kimse, baba, 2 (veroorzaker) neden olan şey, meydana getiren şey -VERWELKEN: f, gs, (verwelkte, is verwe!kı) (slap worden) pörsümek, buruşmak, (kleur verliezen) solmak, rengini atmak, (geur verliezen) kokusuzlaşmak -VERWELKOMEN: f, g, (verwelkomde, h, verwelkomd) hoş geldin demek, hoş karşılamak -VERWEND: s, bozulmuş, şımarmış -VERWENNEN: f, g, (verwende, h, verwend) 1 şımartmak, nazlandırmak, nazlı alıştırmak, een kind - çocuğu şımartmak, 2 (seksueel) cinsel arzuları karşılamak -VERWENSEN: f, g, (verwenste, h, verwenst) lanetlemek, lanet okumak -VERWENSING: d, (- en) lanet, lanet okuma, -VERWEREN: f, I gs, (verweerde, is verweerd) (havadan) yıpranmak, aşınmak, buruşmak, parçalanmak II f, (verweerde zich, h, zich verweerd) zich - kendini savunmak, kendini müdafaa etmek -VERWERING: d, aşınma, ufalanma, parçalanma -VERWERKELIJKEN: f, g, (verwerkelijkte, h, verwerkelijkt) gerçekleştirmek, hayata geçirmek, hakikatleştirmek, een plan - planı gerçekleştirmek -VERWERKEN: f, g, (verwerkte, h, verwerkt) 1 (bir şey yapmak için) işlemek, kullanmak, materiaal - malzemeyi kullanmak, - tot -(y)a/e dönüştürmek, çevirmek, yapmak, vleesverwerkende industrie et sanayi, 2 (v, gebeurtenissen) benimsemek, kabullenmek, idrak edip sineye çekmek -VERWERKING: d, işleme, sindirme, eritme, asimile -VERWERPELIJK: s, kabul görmez, kabul edilemez, kabul edilemeyecek kadar kötü -VERWERPEN: f, g, (verwierp, h, verworpen) (afwijzen) reddetmek, kabul etmemek, onamamak, (afstemmen) oyla reddetmek -VERWERPING: d, (- en) ret -VERWERVEN: f, g, (verwierf, h, verworven) çalışıp kazanmak, uğraşıp elde etmek -VERWERVING: d, kazanma, elde etme -VERWESTERSEN: f, I g, (verwesterste, h, verwesterst) Avrupalılaştırmak, batılılaştırmak, II gs, (-, is -) batılılaşmak, batıcılığı benimsemek -VERWEVEN: s, - zijn met iets/iemand sıkı bağı olmak, yakından ilişkili olmak -VERWEZEN: s, z, sersemlemiş, şaşırmış -VERWEZENLIJKEN: f, g, (verwezenlijkte, h, verwezenlijkt) gerçekleştirmek, hayata geçirmek -VERWEZENLIJKING: d, (- en) gerçekleşme, hayata geçme -VERWIJDEN: f, I g, (verwijdde, h, verwijd) genişletmek, zich - genişlemek, II gs, (-, is -) genişlemek, bollaşmak -VERWIJDERD: s, (meer -, meest -/st) uzak, ırak -VERWIJDEREN: f, g, (verwijderde, h, verwijderd) 1 fig/mec uzaklaştırmak, (vlekken) yok etmek, de mensen van elkaar - insanları birbirinden uzaklaştırmak, aralarını açmak, 2 (wegsturen) atmak, uzaklaştırmak, sepetlemek, kovmak, 3 zich - uzaklaşmak, gitmek, 4 euf/ört zich even tuvalete gitmek, dışarı çıkmak -VERWIJDERING: d, (- en) (verkoeling) aralan açılma, soğukluk -VERWIJDING: d, 1 genişletme, 2 (- en) genişlemiş yer, geniş yer, bol yer, genişleme yeri -VERWIJFD: s, kadınsı, kadınca, kadınlaşmış -VERWIJFDHEID: d, (...heden) kadınsılık -VERWIJL: h, gecikme, tehir, erteleme, zonder - gecikmeksizin -VERWIJLEN: f, gs, (verwijlde, h, verwijld) durmak, kalmak -VERWIJSBRIEFJE: h, (-s) (v, arts) havale kâğıdı, sevk kâğıdı -VERWIJT: h, (- en) kınama, iemand een - maken birini bir şeyden dolayı kınamak -VERWIJTEN: f, g, (verweet, h, verweten) suçlamak, başına kakmak, iemand iets - bir şeyi birinin başına kakmak, ze hebben elkaar niets te - birbirlen ne diyecekleri yok, birinin diğerinden kalır tarafı yok, de pot verwijt de ketel, dat hij zwart is tencere tencereye dibin kara demiş -VERWIJZEN: f, g, (verwees, h, verwezen) 1 göndermek, havale etmek, naar een andere rechtbank - başka mahkemeye havale etmek, 2 naar iets - bir şeye işaret etmek, naar een ander boek - başka bir kitaba işaret etmek, başka kitabı salık vermek, 3 (verbannen) sürmek, sürgün etmek, atmak, uit het land - ülkeden sürgün etmek -VERWIJZING: d, (- en) 1 (v, arts) referans, havale kağıdı, 2 (aanwijzing) müracaat yeri -VERWIJZINGSTEKEN: h, (-s) müracaat işareti -VERWIKKELD: s, karışık -VERWIKKELEN: f, g, (verwikkelde, h,verwikkeld) karıştırmak, bulaştırmak, sürüklemek, iemand in iets - birini bir şeye karıştırmak, sürüklemek -VERWIKKELING: d, (- en) karışıklık, güçlük, -VERWILDERD: s, z, (v, dieren) vahşileşmiş, yabanileşmiş, (v, gewassen) dallanıp budaklanmış, (v,persoon) vahşi, azmış, gemsiz, disiplinsiz, haşan, (verward) şaşkın, - kijken şaşkın şaşkın bakmak -VERWILDEREN: f, I gs, (verwilderde, is verwilderd) 1 vahşileşmek, yabanileşmek, 2 (v, tuin) dağ gibi olmak, ot basmak, ot bürümek, otlanmak, 3 (losbandig worden) ipsizleşmek, serserileşmek, lümpenleşmek, gemsizleşmek, II g, (-, h, -) (losbandig maken) serserileştirmek -VERWILDERING: d, vahşileşme,yabanileşme, vahşilik -VERWISSELBAAR: s, değiştirilir, mübadelesi mümkün -VERWISSELEN: f, I g, (verwisselde,h, verwisseld) 1 değiştirmek, değişmek, değiş tokuş etmek, de autos - arabaları değiştirmek, de schoenen - yanlışlıkla ayakkabıları değiştirmek, 2 iemand met iemand anders - birini bir başkasıyla karıştırmak, birini birine benzetmek, 3 het tijdelijke met het eeuwige ölmek, II gs, (-, is -) van kleren - elbise değiştirmek, van plaats - yer değiştirmek, van partij - parti değiştirmek -VERWISSELING: d, (- en) değiştirme, değişme, - van plaats yer değiştirme -VERWITTIGEN: f, g, (verwittigde h, verwittigd) bildirmek, haberdar etmek, haber vermek, iemand van iets - birini bir şeyden haberdar etmek -VERWOED: s, z, ateşli, kızgın, hınçlı,şiddetli, korkunç, amansız, hışımlı -VERWOESTEN: f, g, (verwoeste, h, verwoest) harap etmek, yıkmak, tahrip etmek, viran etmek, zijn gezondheid - sağlığını mahvetmek -VERWOESTEND: s, yıkıcı, tahrip edici -VERWOESTING: d, (- en) tahrip -VERWONDEN:f, g, (verwondde, h, verwond) yaralamak, yara açmak, iemand - birini yaralamak -VERWONDERD: s, şaşkın, şaşmış, şaşırmış, hayrete düşmüş -VERWONDEREN: f, g, (verwonderde, h, verwonderd) şaşırtmak, hayrete düşürmek, hayret ettirmek, afallatmak,dilini yutturmak, dat verwondert mij niet beni şaşırtmadı, ona şaşırmadım, zich - over -(y)a/e şaşmak, -(y)a/e hayret etmek -VERWONDERING: d, hayret, şaşkınlık -VERWONDERLIJK: s, z, hayret verici, Hayret veren, şaşırtıcı, acayip, şaşılacak, inanılmaz -VERWONDING: d, (- en) yara -VERWONEN: f g, (verwoonde, h, verwoond) kiraya ödemek, kiraya vermek, ik verwoon 500 gulden per maand her ay 500 gulden kira veriyorum -VERWOORDEN: f, g, (verwoordde,h, verwoord) ifade etmek, sözcüklere dökmek -VERWORDEN: f, gs, (verwerd, is verworden) 1 değişmek, 2 (ontaarden) bozulmak, dejenere olmak, özünü yitirmek -VERWORDING: d, (- en) yozlaşma, bozulma,çökme, kokuşma, dejenerasyon -VERWORPEN: s, adi, alçak, serseri, rezil -VERWORVENHEID: d, (...heden) başarı -VERWRINGEN: f, g, (verwrong,h, verwrongen) 1 burkmak, burkup çevirmek, zijn arm - kol, çevirmek, burkmak, 2 (v, gelaat) buruşturmak, ( v, woorden) çarpıtmak, tahrif etmek, ters mana vermek -VERZACHTEN: f, I g, (verzachtte, h, verzacht) yumuşatmak, (verminderen) azaltmak, (verlichten) hafitletmek, de pijn - acıyı hafifletmek, azaltmak, II gs, (-, is -) yumuşamak, hafiflemek, azalmak, het weer is aan het - hava yumuşuyor -VERZACHTEND: s, yumuşatıcı, hafitlectici, azaltıcı, - e omstandigheden hafitletici sebepler, - e middelen a) yumuşatıcı maddeler, b) hafitletici ilaçlar -VERZACHTING: d, (- en) yumuşama, hafitleme, azalma, yumuşayış, hafitleyiş, azalış, - van pijn acı hafitlemesi -VERZADIGD: s, doymuş, gına getirmiş -VERZADIGEN: f, g, (verzadigde,h,verzadigd) doyurmak, (eerzucht enz,) tatmin etmek, niet te - doymak bilmemek, zich - doymak, -VERZADIGING: d doyum, doyma -VERZADIGINGSPUNT: h, scheik/kim doyum noktası -VERZAKEN: f, g, (verzaakte, h, verzaakt) 1 yadsımak, inkâr etmek, reddetmek, zijn geloof - inancını yadsımak, dönmek, 2 (plicht) ihmal etmek, yerine getirmemek, savsaklamak, -VERZAKKEN: f, gs, (verzakte, is verzakt) çökmek -VERZAKKING: d, (- en) çöküş, - van grond yer çökmesi, - van de maag mide sarkması -VERZAMELAAR: d, (-s) koleksiyoncu -VERZAMELELPEE: d, (-s) derleme uzunçalar -VERZAMELEN: f, g, (verzamelde, h, verzameld) toplamak, derlemek, biriktirmek, toparlamak, devşirmek, postzegels - posta pulu biriktirmek, posta pulu koleksiyonu yapmak, zijn moed - cesaretini toparlamak, gedichten - şiir derlemek, zijn krachten - gücünü toparlamak, geld - para toplamak, zich - toplamak -VERZAMELING: d, (- en) (collectie) koleksiyon, (ophoping) yığıntı, küme, yığın -VERZAMELNAAM: d, (...namen) topluluk ismi -VERZAMELPLAAT: d, (...platen) derleme uzunçalar -VERZAMELPLAATS: d, (- en) toplanma yeri, mil/ask içtima yeri -VERZAMELWOEDE: d, koleksiyon hırsı -VERZAMELWOORD: h, (- en) derleme sözcük -VERZANDEN: f, gs, (verzandde, is verzand) kumlanmak, kum dolmak, kum yığılmak, landen - en zanden verlanden zaman çok şeyi değiştiriyor, ergens in - bir şeye saplanıp kalmak -VERZEGELEN: f, g, (verzegelde,h, verzegeld) mühürlemek, mühür vurmak, pakketten - paket mühürlemek -VERZEILD: ergens verzeild raken bir yere tesadüfen gelmek -VERZEKERAAR: d, (-s) sigortacı -VERZEKERD: s, 1 (zeker) emin, van iets - zijn bir şeyden emin olmak, 2 (geassureerd) sigortalı, 3 in - e bewaring nemen cezaevine atmak -VERZEKERDE: d, (-n) sigortalı kimse -VERZEKEREN: f, g, (verzekerde, h, verzekerd) 1 (zeker maken) garantilemek, garanti vermek, garanti altına almak, zijn positie - durumunu garantiye almak, zijn toekomst is verzekerd geleceği garantili, zich van iemands hulp - birinin yardımını garantilemek, 2 (assureren) sigortalamak, sigorta etmek, sigorta yapmak, iets tegen brand - bir şeyi yangına karşı sigortalamak, iets tegen diefstal - bir şeyi hırsızlığa karşı sigorta ettirmek, zijn leven - hayat sigortası yaptırmak, tegen ziekte - hastalığa karşı sigorta yapmak, verplicht verzekerd zijn zorunlu sigorta olmak, zich tegen iets - kendini -(y)a/e karşı sigorta ettirmek -VERZEKERING: d, (- en) sigorta, een - afsluiten sigorta yapmak, - tegen ongevallen kaza sigortası, sociale- sosyal sigorta, - tegen brand yangın sigortası, bagage- bagaj sigortası, levens- hayat sigortası, reis- yolculuk sigortası, ziekte- hastalık sigortası -VERZEKERINGNEMER: d, (-s) sigortah, sigorta ettiren -VERZEKERINGSAGENT: d, (- en) sigorta memuru, sigorta komisyoncusu -VERZEKERINGSCONTRACT: h, (- en) sigorta poliçesi, sigorta sözleşmesi -VERZEKERINGSKANTOOR: h, (...toren) sigorta dairesi -VERZEKERINGSMAATSCHAPPIJ: d, (- en) sigorta şirketi, sigorta acentesi -VERZEKERINGSPLICHTIG: s, sigortaya tabi, sigortaya zorunlu -VERZEKERINGSPOLIS: d, (- sen) sigorta poliçesi -VERZEKERINGSPREMIE: d, (- s, ...premien) sigorta primi -VERZEKERINGSWET: d, (- ten) sigorta yasası, sigorta kanunu -VERZENBOEK: h, (- en) şiir kitabı -VERZENBUNDEL: d, (-s) şiir kitabı, derleme -VERZENDEN: f, g, (verzond, h, verzonden) göndermek, yollamak, (geld) havale etmek, sevketmek, postalamak, geld - para havale etmek, brieven - mektup yollamak, goederen - mal sevk etmek, per schip - gemiyle göndermek -VERZENDER: d, (-s) gönderen, sevk eden, (geld -) havaleci -VERZENDING: d, (- en) havale, sevk edilen şey -VERZENDINGSKOSTEN: verzendkosten d, mv/çoğ yollama masrafları, sevkiyat masratları, gönderi giderleri -VERZENDLIJST: d, (- en) havale listesi, gönderi listesi -VERZENGEN: f, I g, (verzengde, h, verzengd) ütülemek, alazlamak, hafif yakmak, göymek, II gs, (-, is -) ütülenmek, alazlanmak -VERZET: h, 1 (tegenstand) direniş, direnme, karşı koyma, gewapend - silahlı direniş, tijdelijk - pasif direniş, tegen iets in - komen -(y)a/e karşı koymak, başkaldırmak, protesto etmek, 2 jur/huk in - komen tegen een vonnis kararı temyiz etmek, karara itiraz etmek, 3 (ontspanning) eğlence, zevk, iets voor het - doen bir şeyi zevk için yapmak -VERZETJE: h, (-s) eğlence, dinlenme -VERZETSBEWEGING: d, (- en) örgütlü direniş -VERZETSMAN: d, (...lieden, ...mensen) direnişçi, karşı koyucu -VERZETSORGANISATIE: d, (-s) direniş örgütü -VERZETSSTRIJDER: d, (-s) direnişçi, direniş örgütü militanı -VERZETTEN: f, g, (verzette, h, verzet) 1 (verplaatsen) yerini değiştirmek, başka yere koymak, er geen voet voor - uzatılı ayağını çekmemek, bir adım atmamak, hiç zahmet etmemek, de klok - saati ayarlamak, een vergadering - toplantı gününü değiştirmek, ertelemek, het feest is naar donderdag verzet eğlenti perşembeye alındı, veel werk - birçok iş yapmak, bir sürü işi bitirmek, zijn zorgen - endişeleri atmak, 2 zich - dinlenmek, kafa dinlemek, 3 zich tegen iets - bir şeye karşı direnmek, karşı koymak -VERZIEKEN: f, I gs, (verziekte, is verziekt) bozulmak, dejenere olmak, II g, (-, h, -) bozmak, tadını kaçırmak, vulg/k içine etmek, bok etmek, de les - dersin tadını kaçırmak, dersin içine etmek -VERZIEND: s, uzağı gören -VERZILVEREN: f, g, (verzilverde, h, verzilverd) 1 gümüş kaplamak, 2 hand/tic paraya/nakde çevirmek, bozdurmak -VERZINKEN: f, g, (verzinkte, h, verzinkt) çinko ile kaplamak II f, g, (verzonk, h, verzonken) çakıp gömmek, de spijkers - çivileri çakıp gömmek, III gs, (-, is -) batmak, gömülmek, dibe çökmek, in de diepte - dibe çökmek, fig/mec in gedachten - düşünceye dalmak, in slaap - uykuya dalmak, in dromen verzonken düşünceye dalmış -VERZINNEN: f, g, (verzon, h, verzonnen) icat etmek, bulmak, uydurmak, düşünüp bulmak, leugens - yalan uydurmak, dat verzin je maar uydur bakalım, uyduruyorsun -VERZINSEL: h, (- s, - en) uyduruk, icat -VERZOEK: h, (- en) rica, dilek, istirham, istek, talep, op - talep üzerine, istek üzerine, ik heb een - aan u sizden bir ricam var, iets doen op verzoek van iemand bir şeyi birinin ricası üzerine yapmak, aan een - voldoen ricaya uymak, ricayı yerine getirmek, op dringend - acil talep üzerine -VERZOEKEN: f, g, (verzocht, h, verzocht) 1 rica etmek, ricada bulunmak, dilemek, iemand om hulp - birinden yardım rica etmek, yardım istemek, men wordt verzocht niet te roken lütfen sigara içmeyiniz, 2 (uitnodigen) iemand op een feest - birini eğlentiye çağırmak, 3 (beproeven) sınamak, denemek -VERZOEKING: d, (- en) şeytana uyma, in de - komen om ... - meye heveslenmek, arzu duymak -VERZOEKPLAAT: d, (...platen) istek plağı -VERZOEKSCHRIFT: h, (- en) dilekçe, arzuhal -VERZOENBAAR: s, uzlaştırılır, barıştınlır -VERZOENEN: f, g, (verzoende, h, verzoend) iemand met iemand anders - birini biriyle barıştırmak/uzlaştırmak, zich met iemand - biri ile barışmak, uzlaşmak -VERZOENEND: s, z, yatıştırıcı, uzlaştırıcı, barıştırıcı, - optreden uzlaştırıcı davranmak -VERZOENING: d, (- en) uzlaşma, uzlaşı, barışma, barış -VERZOENINGSGEZIND: s, z, barışçı, geçimli, uzlaşı eğilimli -VERZOENINGSPOGING: d, (- en) uzlaşma/barış çabası -VERZOETEN: f, g, (verzoette, h, verzoet) tatlandırmak, tadına tat katmak -VERZOLEN: f, g, (verzoolde, h, verzoold) yeni pençe vurmak, pençelemek -VERZONKEN: s, in gedachten - düşünceye dalmış -VERZORGD: s, temiz, bakımlı -VERZORGEN: f, g, (verzorgde, h, verzorgd) 1 bakmak, geçimini sağlamak, een huisgezin - aile bakmak, ailenin geçimini sağlamak, bakmak, een tuin - bahçeye bakmak, bahçenin bakımını sağlamak, een zieke - hasta bakmak, kinderen - çocuk bakmak, 2 zich - kendine bakrnak, kendine özen göstermek -VERZORGER: d, (-s) bakımcı, hami -VERZORGING: d, 1 (v, gezin) bakım, geçim, (v, zieke) bakım, - van haar saç bakımı, geneeskundige - tıbbi bakım, - van een kind çocuk bakımı, 2 tedarik sağlama, temin, -VERZORGINGSHUIS: h, (...huizen) güçsüzler yurdu -VERZORGSTER: d, (-s) bakımcı, zieken- hastabakıcı -VERZORGINGSSTAAT: d, (...staten) sosyal refah devleti -VERZOT: s, tutkun, düşkün, - zijn op -(y)a/e düşkün olmak, - nin delisi olmak, -(y)a/e tutkun olmak, hij is- op meisjes kız delisidir -VERZUCHTEN: f, g, (verzuchtte, h, verzucht) iç çekerek söylemek, göğüs geçirerek ifade etmek -VERZUCHTING: d, (- en) göğüs geçinne, ah, inilti, een - slaken ah çekmek -VERZUILEN: f, gs, (verzuilde, is verzuild) bölünmek -VERZUILING: d, bölünme, hiziplenme, -VERZUIM: h, (- en) 1 ihmal, yapmayış, kusur, 2 (uitstel) erteleme, tehir, zonder - ertelemeden -VERZUIMEN: f, g, (verzuimde, h, verzuimd) 1 (nalaten) ihmal etmek, savsaklamak, yapmamak, yerine getirmemek, asmak, zijn werk - işi ihmal etmek, zijn school - okulu ihmal etmek, okula gitmemek, hij verzuimt nooit hiç asmaz, hiç ihmal etmez, 2 (veronachtzamen) kaçırmak, kaybetmek, zijn kansen - şansı kaçırmak -VERZUIPEN: f, I g, (verzoop, h, verzopen) içkiye yatırmak, II gs, (-, is -) (platlargo) suda boğulmak -VERZUREN: f, I gs, (verzuurde, is verzuurd) ekşimek, mayhoşlaşmak, II g, (-, h, -) ekşitmek, fig/mec tadınt kaçırmak, zehir etmek, iemand het leven - birinin hayatını zehir etmek -VERZWAKKEN: f, I g, (verzwakte, h, verzwakt) zayıflatmak, çelimsizleştirmek, (afnemen) azaltmak, de ziekte heeft hem verzwakt hastalık onu zayıflattı, II gs, (-, is -) zayıflamak, azalmak, gerilemek, zij is verzwakt zayıfladı, zijn kracht is erg verzwakt gücü iyice azaldı, gücü kesildi, -VERZWAREN: f, g, (verzwaarde, h, verzwaard) 1 ağırlaştırmak, fig/mec (erger maken) vahimleştirmek, de straf - cezayı ağırlaştırmak, 2 (moeilijker maken) zorlaştırmak, püsküllendirmek, çetinleştirmek, müşküllendirmek -VERZWAREND: s, ağırlaştıncı, - e omstandigheden ağırlaştırıcı sebepler -VERZWELGEN: f, g, (verzwolg, h, verzwolgen) zorla oburca yemek, yutmak, yuvarlamak -VERZWIJGEN: f, g, (verzweeg, h verzwegen) sükut geçmek, söylememek, susup gizlemek, voor iemand iets - birinden bir şey saklamak, -VERZWIKKEN: f, g, (verzwikte, h, verzwikt) burkmak, büküp oynatmak, eklemden çıkarmak, zijn voet - ayağı burkmak -VESPER: d, (-s) akşam duası, akşam ibadeti -VEST: h, (- en) 1 (v, mannen) yelek, 2 (trui) kazak -VESTE: d, (-n) sur -VESTIAIRE: d, (-s) vestiyer, gardrop -VESTIBULE: d, (-s) antre, hol -VESTIGEN: f, g, (vestigde, h, gevestigd) 1 (oprichten) kurmak, tesis etmek, 2 fig/mec baglamak, zijn hoop op iemand (iets) - umudunu birine (bir şeye) bağlamak, 3 (blik, oog) dikmek, zijn ogen op iets - gözlerini bir şeye dikmek, zijn aandacht op iemand - dikkatini birine yöneltmek, vermek, 4 zich ergens - bir yere yerleşmek -VESTIGING: d, (- en) kuruluş, tesis -VESTIGINGSOVERSCHOT: h istihdam artışı -VESTIGINGSVERGUNNING: d, (- en) kuruluş izni -VESTING: d, (- en) kale, hisar, istihkam -VESTINGBOUW: d, istihkâmcılık -VESTINGWERK: h, (- en) istihkâm, kale, hisar, -VET: h, I (- ten) yağ, plante- bitki yağı, margarin, plantaardig - bitkisel yağ, margarin, dierlijk - hayvansal yağ, tereyağ, iemand zijn - geven birinin dersini vermek, laat hem in zijn eigen - gaar koken (smoren) bırak kendi yağıyla kavrulsun, op zijn - leven kendi yağıyla kavrulmak, geçinip gitmek II s, (- ter, - st) 1 yağlı, - te kaas yağlı peynir, het oog van de meester maakt het paard - herkes en iyi kendi işini görür, het is altijd - op andermans schotel komşunun tavuğu komşuya kaz, komşunun gelini komşuya kız görünür, 2 (winstgevend) kârlı, yağlı, een - baantje yağlı iş, een - salaris yağlı maaş, dolgun ücret, 3 (v, letter) koyu siyah, - te letters koyu harfler -VETACHTIG: s, yağa benzer -VETE: d, (- n, - s) düşmanlık, kin, nefret, (bloedwraak) kan davası -VETER: d, (-s) bağ, püsküllü bağ, (v, korset) askı -VETERAAN: d, (...ranen) 1 eski asker, 2 deneyimli kimse, emektar -VETERBAND: h, d, (- en) şerit, kordon -VETERINAIR: I d, (-s) veteriner, II s, veterinerlikle ilgili -VETGEHALTE: h, (- n, - s) yağ miktarı -VETGEZWEL: h, (- len) yağ tümörü -VETHEID: d, yaglılık -VETKAARS: d, (en) ispermeçet mumu, balina yağı mumu -VETKLIER: d, (- en) yag bezi -VETKUIF: d, (...kuiven) yağlı perçem -VETLAAG: d, (...lagen) yağ tabakası -VETLEER: h, yağlı deri -VETLEREN: s, yaglı deriden, yaglı deriden yapılmış -VETMESTEN: f, g, (vetmestte, h, vetgemest) semirtmek, yağlandırmak, besiye çekmek -VETO: h, (-s) veto, olmazlama -VETORECHT: h, veto hakkı -VETPLANTEN: d, mv/çoğ bot, damkorugiller -VETPOT: d, (- ten) yag kavanozu, het is geen - o işte fazla ekmek yok, yağ küpü değil ya! az kazançlı iş, yağ çanagı degil ki! -VETTIG: s, yağlı, yağ olmuş, - e handen yağlı eller, -VETTIGHEID: d, yağlılık -VETVLEK: d, (- ken) yağ lekesi -VETVRIJ: s, yağ geçirmez -VETZAK: d, (- ken) yağ tulumu, şişko -VETZUCHT: d, yağlanma -VEULEN: h, (-s) ( v, paard) tay, ( v, ezel) sıpa, fig/mec ateşli genç kız -VEZEL: d, (-s) 1 (v,plant) tel, lif, damar, 2 (v, touw) lif -VEZELIG: s, lifli, lif dolu -VEZELRIJK: s, çok lifli, posalı, - voedsel posalı yiyecek -VEZELSTOF: d, (- fen) fibrin -VGL afk/kıs vergelijk karşılaştırılnız, -VIA: ilg, 1 (door middel van) yoluyla, yolu ile, aracılığıyla, 2 (over) - dan/den geçerek, ...üzerinden, - Amsterdam Amsterdam üzerinden, - başkalarından, birilerinden, ondan bundan -VIADUCT: d, h, (- en) viyadük, kemer köprü -VIBRATIE: d, (-s) titreşim -VIBRATOR: d, (- s, - en) titretici, sarsaç, vibratör -VIBREREN: f, (vibreerde, h, gevibreerd) I gs, titremek, titreşmek, II g, (v, stem) titretmek, titreştirmek -VICARIAAT: h, (...riaten) papazlık vekilliği -VICARIS: d, (- sen) papaz vekili, -VICARIS-GENERAAL: d, (- sen- generaal) piskopos vekili, -VICE-ADMIRAAL: d, (-s) koramiral, -VICE-CONSUL: d, (-s) elçi vekili, viskonsül, konsolos vekili, -VICE-PRESIDENT: d, (- en) başkan vekili, başkan yardımcısı, -VICE-VERSA: z, tersine, karşılıklı olarak, -VICE-VOORZITTER: d, (-s) ikinci başkan, -VICIEUS: s, (...euzer, - t) bozuk, kusurlu, een vicieuze cirkel kısır döngü -VICTORIE: d, (-s) zafer -VIDEO: d, (-s) video -VIDEOBAND: d, (- en) video bandı -VIDEOCAMERA: d, (-s) video kamera(sı) -VIDEOCASSETTE: d, (-s) video kaseti -VIDEOCLIP: d, (-s) videoklip, hazırlanmış parça -VIDEOFILM: d, (-s) video filmi -VIDEORECORDER: d, (-s) video -VIDEOTHEEK: d, (...theken) 1 videotek, video bandı ve kaseti koleksiyonu, 2 (winkel) video kaseti dükkanı -VIEF: s, z, (viever, - st) canlı, diri, hareketli, kıvıl kıvıl -VIER: sa, dört, - aan - dörder dörder, een auto voor - personen dört kişilik otomobil, een kind van - jaar dört yaşında çocuk, iets in - en delen bir şeyi dörde bölmek, met - deuren dört kapılı, met - motoren dört motorlu, onder - ogen baş başa, yeke yek, kimse olmadan, om - uur saat dörtte, op bladzijde - dördüncü sayfada, een verbliif van - maanden dört aylık oturum, met veel - en en vijven birçok güçlüğe rağmen, çok karşı olunmasına ragmen -VIERARMIG: s, dörtkollu -VIERBENIG: s, dörtbacaklı -VIERBLADIG: s, dört yapraklı -VIERDAAGS: s, dört günlük, (vier dagen durend) dört gün süren, de (Nijmeegse) Vierdaagse Dört günlük Nijmegen yürüyüşü -VIERDE: I sı, sa, dördüncü, de - e week dördüncü hafta, II h, (-n) çeyrek, dörtte bir bölüm -VIERDELIG: s, dört bölümlü, dört bölümlük -VIEREN: f, g, (vierde, h, gevierd) 1 kutlamak, zijn verjaardag - yaş günü kutlamak, een overwinning - zafer kutlamak, 2 scheep/den salta etmek, een boot - sandalı suya bırakmak, de teugel - dizgini bırakmak -VIERENDEEL: h, (...delen) çeyrek, dörtte birlik bölüm -VIERENDELEN: f, g, (vierendeelde, h, gevierendeeld) dörde bölmek -VIERHOEKIG: s, dörtgen -VIERING: d, (- en) kutlama -VIERKANT: I h, (- en) geom, kare, II s, z, kare, kare şeklinde, -VIERKANTSGETAL: h, (- len) kare sayısı -VIERKANTSVERGELIJKING: d, (- en) ikinci dereceden denklem, -VIERKANTSWORTEL: d, (-s) karekök, -VIERKANTSWORTELTREKKING: d, (- en) karekök alma -VIERKLEURENDRUK: d, (- ken) dört renkli baskı -VIERLEDIG: s, dört bölümlü, dört kısımdan oluşan -VIERLING: d, (- en) dördüz -VIERMAAL: z, dört kere, dört kez, dört sefer, dört defa -VIERMOTORIG: s, dört motorlu -VIERPOTIG: s, dörtbacaklı -VIERREGELIG: s, dört mısralık, dört satırlı, - gedicht dörtlük şiir, dört mısralık şiir -VIERSCHAAR: d, (...scharen) mahkeme -VIERSNARIG: s, muz/müz dört telli -VIERSPAN: h, (- nen) (rijtuig) dört atlı araba -VIERSPRONG: d, (- en) dört yol ağzı -VIERSTEMMIG: s, z, muz/müz dört seslik, dört sesli -VIERTAKTMOTOR: d, (- en, - s) dörtzamanlı motor -VIERTAL: h, (- len) dörtlü grup, dörderlik -VIERTALIG: s, dört dilli, dört dili içeren, een - woordenboek dört dilde sözlük -VIERVOETIG: s, dörtayaklı, - e dieren dörtayaklı hayvanlar -VIERVOUD: h, (- en) dört kat, dört misli -VIERWIELIG: s, dört tekerli -VIERZIJDIG: s, dört kenarlı -VIES: s, z, (viezer, - t) 1 pis, kirli, pasaklı, een vieze lucht kirli hava, vieze handen pis eller, - ruiken pis kokmak, 2 fig/mec müstehcen, ayıp, iğrenç, vieze taal iğrenç dil, bozuk dil, 3 (kieskeurig) titiz, - op zijn eten zijn yemek seçmek, yemeğe titizlik göstermek, ik ben er - van ondan iğreniyorum, içim kalkıyor, ergens niet van - zijn bir şeyden hoşlanmak, bir şey hoşuna gitmek, 4 er - bij zijn yakalanmak, yakayı ele vermek -VIESPEUK: d, (- en) pis herif, pasaklı, pis domuz -VIETNAM: h, Vietnam, -VIETNAMEES: s, Vietnamlı, -VIEWER: d, (-s) gösterici, bakımlık, dialslayt projektörü -VIEZERIK: d, (- en) pis herif, pasaklı, -VIEZIGHEID: d, (...heden) pislik, pasaklılık -VIGEREN: f, gs, (vigeerde, h, gevigeerd) geçer olmak, geçerli olmak, yürürlükte olmak, de - de wet yürürlükteki kanun -VIGILANT: s, z, fig/mec uyanık, kül yutmaz -VIGILANTE: d, (-s) payton -VIGILIE: d, (...lien, - s) yortu arifesi akşamı -VIGNET: h, (- ten) 1 bası süsü, nakışlı harf, 2 hand/tic alameti farika -VIJAND: d, (- en) düşman, hasım, (tegenstander) aleyhtar -VIJANDELIJK: I s, düşmana ait, het - leger düşman ordusu, II z, (als van een vijand) düşman gibi, düşmanca, düşmana yaraşır -VIJANDELIJKHEID: d, (...heden) düşmanlık, düşmanca iş -VIJANDIG: s, z, düşmanlık dolu, düşmanca, (als een vijand) düşman gibi -VIJANDIGHEID: d, (...heden) düşmanlık, hasımlık, yağılık -VIJANDSCHAP: d, (- pen) düşmanlık, hasımlık, yağılık -VIJF: I sa, beş, een hand heeft - vingers bir elin beş parmağı vardır, met ons vijven beşimiz, II d, (vijven) (op rapport) beş, bladzijde - sayfa beş, om - uur saat beşte, het is - uur saat beş, 5 september 5 Eylül, een van de - is op de loop bir tahtası eksik, kafadan kontak, geef me de-! elden gel! na veel vijven en zessen uzun süre düşündükten sonra, ölçüp biçtikten sonra -VIJFDE: I sı, sa, beşinci, II h, (-n) beşte bir, beşte birlik bölüm -VIJFDELIG: s, beş bölümlü -VIJFHOEK: d, (- en) beşgen -VIJFHOEKIG: s, beş köşeli -VIJFJARENPLAN: h, (- nen) beş yıllık plan -VIJFKAMP: d, (- en) sp, pentatlon -VIJFLEDIG: s, beş bölümden oluşan, beş bölümlük -VIJFLING: d, (- en) beşiz -VIJFMAAL: s, z, beş kez, beş defa, beş sefer -VIJFSTEMMIG: s, muz/müz beşseslik -VIJFTAL: h, (- len) beşli grup, beşerlik -VIJFTIEN: sa, on beş -VIJFTIENDE: sı, sa, on beşinci -VIJFTIENHONDERD: sa, bin beş yüz -VIJFTIENJARIG: s, 1 on beşinde, on beş yaşında een - meisje on beşinde bir kız, 2 (vijfiienjaar durend) on beş yıllık -VIJFTIG: sa, elli -VIJFTIGER: d, (-s) ellilik, ellisinde bir kimse -VIJFTIGJARIG: s, elli yaşında, ellisinde, elli yıllık -VIJFTIGSTE: sı, sa, ellinci -VIJFVINGERIG: s, beşparmaklı -VIJFVOETIG: s, beşayaklı -VIJFVOUD: h, (- en) beş kat -VIJFVOUDIG: s, z, beş katlı, beş misli -VIJG: d, (- en) bot, incir, volkst/hd yemiş -VIJGENBLAD: h, (- eren, - en) incir yaprağı -VIJGENBOOM: d, (...bomen) incir a-ğacı -VIJL: d, (- en) eğe, törpü, raspa, hout- tahta törpüsü, ijzer- demir e-ğesi, nagel- tırnak törpüsü -VIJLEN: f,g, (vijlde, h, gevijld) e-ğelemek, törpülemek -VIJLSEL: h, eğe kırpıntısı -VIJVER: d, (-s) küçük havuz, gölek, -VIJZEL: d, I (-s) havan, dibek II d, (-s) tech/tek kriko -VIJZELEN: f, g, (vijzelde, h, gevijzeld) (kriko ile) yukarı kaldırmak -VIKING: d, (- en, - s) viking -VILDER: d, (-s) hayvan yüzücü -VILLA: d, (-s) villa, köşk -VILLEN: f, g, (vilde, h, gevild) (deri) yüzmek, een dier - hayvanı yüzmek -VILT: h, (- en) keçe, aba, fötr -VILTEN: s, keçeden -VILTHOED: d, (- en) fötr şapka -VILTPEN: d, (- nen) keçeli kalem -VILTSTIFT: d, (- en) keçeli kalem -VIN: d, (- nen) (v, vis) yüzgeç, geen - verroeren kılını kıpırdatmamak, put kesilmek, -VINDEN: f, g, (vond, h, gevonden) 1 bulmak, een boek - kitap bulmak, een tasje - çanta bulmak, gevonden voorwerpen bulunmuş eşyalar, ik heb eindelijk mijn boek gevonden nihayet kitabımı buldum, zijn voordeel - bij iets bir şeyde yarar görmek, het goed met iemand kunnen - biriyle iyi geçinmek, iyi anlaşabilmek, plezier in iets - bir şeyden zevk almak, 2 (merken) rastlamak, bulmak, veel fouten - çok yanlış bulmak, 3 (van mening zijn) görüşünde olmak, bulmak, görmek, ik vind het leuk hoşuma gidiyor, bana güzel geliyor, ik vind het niet leuk beğenmiyorum, hoşuma gitmiyor, ik vind het vandaag koud bugün bana soğuk geliyor, wat vind je ervan? onu nasıl buluyorsun? ik vind het niet zo warm als gisteren dünkü kadar sıcak değil, hoe vind je mijn schoenen? ayakkabılarımı nasıl buluyorsun? ik vind haar mooi onu güzel buluyorum, 4 (ontdekken) bulmak, icat etmek -VINDER: d, (-s) buluşçu, mucit -VINDICATIE: d, (-s) öç -VINDICATIEF: s, intikamcı, öççü -VINDING: d, (- en) (uitvinding) buluş, icat, keşif -VINDINGRIJK: s, bulucu -VINDINGRIJKHEID: d, maharetlilik -VINDPLAATS: d, (- en) yatak, kaynak, - en van goud altın yatağı -VINGER: d, (-s) parmak, de middel- orta parmak, de ring- yüzük parmağı, de wijs- işaret parmağı, als men hem een - geeft, neemt hij de hele hand elini veren kolunu alamaz, het in de - s hebben yetenekli olmak, becerikli olmak, eli uz olmak, groene - s hebben tabiyat adamı, çiçekçilikten/yeşillikten iyi anlayan kimse, mijn - s jeuken elim kaşınıyor, sabırsızlanıyorum, iemand op zijn - s kijken birini çok sıkı kontrol etmek, birini göz altında bulundurmak, lekker is maar een - lang gülün ömrü az olur, hij heeft lange - eli uzundur, om je - s bij af te likken parmak yalatacak kadar tatlı, parmağını yalarsın, iets met een natte - doen bir şeyi kaba/özensiz yapmak, iets met een natte - berekenen bir şeyi parmak hesabına vurmak, - in de pap hebben karar yetkisi olmak, yetkisi/etkisi olmak, de - op de wonde plek leggen yaraya parmak basmak, de - aan de pols houden bir şeyi özenle izlemek, bir şeyin gelişmesini yakinen izlemek, bir şeyin gelişmesini dikkatle izlemek, zich lelijk in de - s snijden ağzı yanmak, boyunun ölçüsünü almak, iemand op de - s tikken birine sert çıkmak, birini azarlamak, iemand om de - winden birini parmağında oynatmak, iets door de - s zien bir şeye göz yummak -VINGERAFDRUK: d, (- ken) parmak izi -VINGERBREED: s, parmak genişliğinde -VINGERDIK: s, parmak kalınlığında, parmak kalınlığı kadar -VINGERGEWRICHT: h, (- en) parmak eklemi -VINGERHOED: d, (- en) dikiş yüksüğü -VINGERHOEDSKRUID: h, bot, yüksükotu -VINGERKOOTJE: h, (-s) parmak kemiği -VINGERLANG: s, parmak uzunluğunda, parmak kadar olan -VINGEROEFENING: d, (- en) parmak alıştırması -VINGERRING: d, (- en) yüzükparmağı -VINGERTOP: d, (- pen) parmak ucu -VINGERTAAL: d, (,,talen) sağırlar dili, -VINGERVLUG: s, çarçabuk, çabucak, tezden -VINGERWIJZING: d, (- en) fig/mec işaret -VINGERZETTING: d, (- en) muz/müz parmak basması -VINK: d, (- en) zo, ispinoz kuşu -VINKENTOUW: op het - zitten fırsat kollamak, sabırsızca beklemek -VINNIG: s, z, 1 (scherp) ağır, dokunaklı, sert, iğneleyici, paylayıcı, - e woorden ağır sözler, (persoon) cadaloz, şirret, - vrouw cadaloz kadın, 2 (hevig) sert, şiddetli, keskin, het is hier - koud burası çok soğuk, 3 (begerig) istekli, hevesli, 4 (ranzig) acı, acılaşmış -VINVIS: d, (- sen) zo, Fin balinası -VIOLET: I s, mor, menekşe renginde, II h, menekşe rengi -VIOLIER: d, (- en) bot, şebboy, turpgillerden bir süs bitkisi -VIOLIST: d, (- en) kemancı, -VIOLONCEL: d, (- s, - len) viyolonsel -VIOLONCELLIST: d, (- en) viyolonselist -VIOOL: I d, (violen) bot, menekşe II d, (violen) muz/müz keman, de eerste - spelen davulun çomagı elinde olmak, son söz sahibi olmak, tam karar yetkisi olmak, patron olmak -VIOOLCONCERT: h, (- en) keman konseri -VIOOLKIST: d (- en) keman kutusu, keman bavulu -VIOOLLES: d, (- sen) keman dersi -VIOOLSLEUTEL: d, (-s) muz/müz solanahtarı -VIOOLSNAAR: d, (...snaren) keman teli -VIOOLSPELER: d, (-s) kemancı -VIOOLTJE: h, (-s) menekşe, driekleurig - alacamenekşe, welriekend - kokulu menekşe -VIRTUEEL: s, z, gizli, -VIRTUOOS: I d, (...tuozen) usta, üstat, II s, z, ustaca, - spelen ustaca çalmak -VIRTUOSITEIT: d, sanat yeteneği, üstatlık -VIRULENT: s, zehirleyici, zehirleme gücü olan, zehirleyebilen, (besmettend) bulaşıcı, (kwaadaardig) habis -VIRUS: h, (- sen) virüs -VIRUSZIEKTE: d, (- n, - s) virüs hastalığı -VIS: d, (- sen) balık, rivier- ırmak balığı, tatlısu balığı, boter bij de - nakit, nakit para, als een - op het droge zijn sudan çıkmış balığa dönmek, umutsuz olmak, ne yapacağını şaşırmak, de - wordt duur betaald ağır kurbanlar ister, çok şey/zahmet ister, de grote - sen eten de kleine büyük balık küçük balığı yutar, zo gezond als een - turp gibi, çaksan yere gider, çakı gibi, sapasağlam, - noch vlees hiçbir kalıba uymamak, (politikada) renksiz olmak, als een - in het water leven gül gibi yaşamak, keyfine diyecek olmamak, hij zwemt als een - balık gibi yüzer, - moet zwemmen fig/mec balıkla içilir -VISAAS: h, olta yemi -VISACHTIG: s, balığa benzer, balık gibi -VISAFSLAG: d, (- en) 1 balık açık artırması, 2 (vismarkt) balık pazarı -VISAKTE: d, (- n, - s) balık avlama belgesi -VISANGEL: d, (-s) olta kancası -VISAREND: d, (- en) zo, denizkartalı, balık tavşancılı, -VIS-à-VIS: z, karşı karşıya -VISBANK: d, (- en) balık tezgâhı -VISBOER: d, (- en) balık satıcısı -VISCOSE: d, viskos -VISCOSITEIT: d, yapışkanlık, akışmazlık -VISCOUVERT: h, (-s) balık bıçağı ve çatalı -VISDIEFJE: h, (-s) zo, balıkçın, deniz kırlangıcı -VISGERECHT: h, (- en) balık yemeği -VISGRAAT: d, (...graten) kılçık, balık kemiği -VISHAAK: d, (-s) olta kancası -VISHANDEL: d, balıkçılık, balık ticareti -VISHANDELAAR: d, (- s, ...laren) balık tüccarı -VISIBEL: s, (zichtbaar) görülür, (duidelijk) açık, belli -VISIE: d, 1 görüş, noktainazar, 2 (inzage) tetkik, inceleme, ter - leggen tetkike bırakmak, incelemeye sunmak -VISIOEN: h, (- en) hayal, hulya -VISIONAIR: I s, hayali, II d, (- en, - s) hayalci -VISITATIE: d, (-s) 1 (bezoek) (dini) ziyaret, 2 (bijdouane) arama, yoklama -VISITE: d, (-s) 1 (bezoek) ziyaret, 2 (geneeskundig bezoek) vizite -VISITEKAARTJE: h, (-s) kartvizit -VISITEREN: f, g, (visiteerde, h, gevisiteerd) (kaçak mal) aramak, arama yapmak -VISKAAR: d, (...karen) livar, balık kovası -VISKEUS: s, pelte gibi, koyu akışkan -VISLUCHT: d, balık kokusu -VISMAN: d, (- nen) balıkçı -VISMARKT: d, (- en) balık pazarı -VISMES: h, (- sen) balık bıçağı -VISNET: h, (- ten) balık ağı -VISOTTER: d, (-s) zo, susamuru -VISRESTAURANT: h, (-s) balık lokantası -VISRIJK: s, balık dolu, balıkça zengin, een - e rivier balıkça zengin bir nehir -VISSCHOTEL: d, (-s) (visgerecht) balık yemeği -VISSCHUB: d, (- ben) balık pulu -VISSEIZOEN: h, (- en) balık mevsimi -VISSEN: f, gs, (viste, h, gevist) balık avlamak, ieder vist op zijn getijbal tutan parmağını yalar, ergens naar - nabız yoklamak, çaktırmadan öğrenmeye çalışmak, achter het net - geç kalmak, avcunu yalamak, met een net - ağ ile balık avlamak, in troebel water is het goed - bulanık suda iyi balık avlanır -VISSER: d, (-s) balıkçı -VISSERIJ: d, (- en) balıkçılık -VISSERMAN: d, (...lieden, ...lui) balıkçı -VISSERSBOOT: d, (...boten) balıkçı teknesi -VISSERSDORP: h (- en) balıkçı köyü -VISSERSHAVEN: d, (-s) balıkçı limanı -VISSERSSCHUIT: d, (- en) balıkçı teknesi -VISSERSVLOOT: d, balıkçı filosu -VISSERSVOLK: h, balıkçılar -VISSERSVROUW: d, (- en) balıkçı kadın -VISSMAAK: d, balık tadı -VISSTAND: d, balık durumu, balık miktarı -VISTEELT: d, balık üretme, yetiştirme -VISTIJD: d, (- en) balık avlama zamanı -VISTUIG: h, (- en) olta -VISUALISEREN: f, g, (visualiseerde, h, gevisualiseerd) gözünde canlandırmak, tahayyül etmek -VISUEEL: s, görsel -VISUM: h, (visa, - s) vize -VISVANGST: d, (- en) balıkavı, balık avlama, (opbrengst) yakalanan balık miktarı -VISVERGUNNING: d, (- en) balık avlama izni -VISVIJVER: d, (-s) balık havuzu -VISVROUW: d, (- en) balıkçı kadın -VISWATER: h, (- s/- en) balıklı su, balık gölü/ırmagı -VISWIJF: h, (...wijven) şirret kadın, bayağı kadın, schelden als een - şirret kadın gibi küfür etmek -VISWINKEL: d, (-s) balıkçı dükkânı -VITAAL: s, 1 hayati, yaşamsal, hayati önemi olan, hayatla ilgili, dat is een vitale kwestie hayati bir mesele, 2 (vol levenskracht) hayat dolu, dipdiri, yaşam enerjisi dolu -VITALITEIT: d, hayat, yaşam gücü, canlılık, dirilik -VITAMINE: d, (- n, - s) vitamin -VITAMINEARM: s, vitaminsiz -VITAMINEGEBREK: h, vitamin yetersizligi -VITAMINERIJK: s, bol vitaminli, vitamince zengin -VITRAGE: d, h, (-s) tül, (gordijn) tül perde -VITRINE: d, (-s) vitrin -VITRIOOL: h, d, scheik/kim sülfirik asit, zaç -VITTEN: f, gs, (vitte, h, gevit) kusur bulmak, kulp bulmak, tenkit etmek, - op -(y)a/e kusur bulmak, kulp takrnak -VIVAT: ünl, çok yaşa! -VIVISECTIE: d, diri hayvanı deneyde kullanrna, canlı hayvan deneyi yapma, -VIZIER: I d, (- en, - s) vezir II h, (- en) 1 (v, helm) yüz siperi, 2 (v, wapen) nişangah -VIZIERKEEP: d, (...kepen) gez -VIZIERKORREL: d, (-s) arpacık -VIZIERLIJN: d, (- en) nişan hattı -VLA: d, (- as, - s) krema -VLAAG: d, (vlagen) 1 (wind) bora, sert yel, een regen- saganak, yagmur fırtınası, 2 fig/mec (v, krankzinnigheid) nöbet, sökün, tutarak, bij vlagen ara sıra, bazen -VLAAI: d, (- en) meyveli bir börek -VLAAMS: I s, Flaman, Flamanlara ait, II h, (taal) Flamanca, Belçikada konuşulan Hollandaca, -VLAANDEREN: Flandre, Belçikanın Hollandaca konuşan bölümü -VLAG: d, (- gen) bayrak, de Nederlandse - Hollanda bayrağı, de - dekt de lading niet manşet öze uymuyor, tanıtım içeriğine uymuyor, dat staat als een - op een modderschuit kel başa şimşir tarak, altı kaval üstü şişhane, de - neerhalen bayragı indirmek, rode- kırmızı bayrak, tehlike bayrağı, onder één - tek bayrak altında, de - uitsteken bayrak açmak, met - en wimpel parlak bir şekilde, muzafferce, başarıyla, de witte - beyaz bayrak, teslim bayrağı -VLAGGEN: f, gs, (vlagde, h, gevlagd) bayrak çekmek, bayrakla süslemek, bayraklamak, sp, bayrakla işaret etmek -VLAGGENDOEK: h, d, bayrak bezi -VLAGGENMAST: d, (- en) gönder, bayrak direği -VLAGGENSTOK: d, (- ken) gönder, bayrak diregi -VLAGOFFICIER: d, (- en) amiral -VLAGSCHIP: h, (...schepen) amiral gemisi -VLAGTOUW: h, (- en) bayrak ipi -VLAGVERTOON: h, bayrak gösterisi -VLAGVOERDER: d, (-s) scheep/den 1 (persoon) amiral, 2 (schip) amiral gemisi -VLAK: I s, (- ker, - st) düz, yassı, een - terrein düz saha, - ke zee çarsaf gibi deniz, ölü deniz, - ke meetkunde düzlem geometri, II z (juist) direkt, tam, - west direkt doğu, de wind is - west rüzgar direkt batıdan, - bij hemen yakın, hemen yakında, wij wonen - bij het station istasyonun yakınında oturuyoruz, - bij jullie size yakın, sizin oraya çok yakın, - voor je tafel tam masanın önünde, III h, (- ken) 1 (vlakte) düzlük, hellend- meyilli yüz, inişli yüz, 2 (gebied) saha, alan, het technische - teknik alan, 3 (v, kubus) yüz, yüzey, een kubus heeft zes - ken kübün altı yüzü vardır, 4 (v, hand, mes, zee) yüz -VLAKGOM: d, h, silgi -VLAKHEID: d, düzlük -VLAKKEN: f, g, (vlakte, h, gevlakt) düzlemek, düz yapmak -VLAKTE: d, (- n, - s) 1 (vlakke zijde) yüzey, yüz, 2 (effen, land) düzlük, düz saha, zich op de - houden görüşünü bildirmemek, ne evet ne hayır demek, kesin görüş belirtmemek, kesin bir yargıda bulunmamak, tegen de - gaan yere serilmek, bayılmak -VLAKTEMAAT: d, (...maten) yüzey ölçüsü -VLAM: d, (- men) alev, yalaz, (brand) yangın, - vatten alevlenmek, een oude - eski aşk, eski sevgili, eski göz ağrısı, de - sloeg in de pan birden alevlendi, birden şiddetlendi, - in de pijp çok coşkulu/istekli, ateşli -VLAMING: d, (- en) Flaman -VLAMMEN: f, gs, (vlamde, is gevlamd) 1 alevlenmek, alev alev yanmak, alev çıkarmak, alev alev olmak, 2 fig/mec - op -(y)a/e yanmak, yanıp tutuşmak -VLAMPIJP: d, (- en) alev borusu -VLAS: h, (- sen) bot, keten -VLASACHTIG: s, keten gibi -VLASBAARD: d, (- en) ilk sakal, ergenlik sakalı -VLASBOUW: d, keten yetiştirme -VLASDRAAD: d, (...draden) keten lif -VLASKLEUR: d, (- en) keten rengi, açık sarı -VLASSEN: f, gs, (vlaste, h, gevlast) - op -(y)i dört gözle beklemek, -(y)a/e arzu duymak -VLASSPINNER: d, (-s) (erkek) keten eğirici -VLASSPINSTER: d, (-s) (bayan) keten eğirici -VLASZAAD: h, (...zaden) keten tohumu -VLECHT: d, (- en) pelik, saç örgüsü, een - maken pelik örmek -VLECHTEN: f, g, (vlocht, h, gevlochten) örmek, het haar - saç örmek, pelik yapmak, manden - sepet örmek -VLECHTWERK: h, örgü işi, sepet işi -VLEERMUIS: d, (...muizen) zo, yarasa -VLEES: h, 1 et, rund- sığır eti, kalfs- dana eti, - in blik konserve et, bevroren- donmuş et, zijn eigen - en bloed çoluğu çoçuğu, weten wat voor - men in de kuip heeft kiminle düşüp kalkılacağını bilmek, in eigen - shijden bindiği dalı kesmek, - noch vis zijn hiçbir kalıba uymamak, (politikada) renksiz olmak, goed in zijn - zitten eti budu yerinde olmak, 2 ( v, vrucht) meyve eti, meyvenin yenen kısmı -VLEESBOOM: d,(...bomen) (rahimde) miyom, bir tür tümör -VLEESETEND: s, etçil, et yiyen, - e dieren etçil hayvanlar -VLEESEXTRACT: h, (- en) etözü -VLEESGERECHT: h, (- en) etli yemek, et yemeği -VLEESHAL: d (- len) et pazarı, mezbaha -VLEESHOUWER: d, (-s) kasap -VLEESHOUWERIJ: d, (- en) kasap dükkânı -VLEESKEURING: d, (- en) et muayenesi -VLEESKLEURIG: s, et renginde -VLEESLOOS: s, etsiz -VLEESMACHINE: d, (-s) et makinası -VLEESMES: h, (- sen) et bıçağı, kasap bıçagı -VLEESMOLEN: d, (-s) et kıyma makinası -VLEESNAT: h, etsuyu -VLEESPIN: d, (- nen) şiş, et şişi -VLEESSCHOTEL: d, (-s) (vleesgerecht) et yemeği -VLEESSPIJS: d, (...spijzen) etli yemek -VLEESWOND: d, vleeswonde (...wonden) et yarası -VLEESWORDING: d, cisimlenme, ete kemige bürünme -VLEET: d, (vleten) ringa balığı agı, bij de - bol bol, çok çok -VLEGEL: d, (-s) 1 harman tokmagı, 2 fig/mec (persoon) teres, dag ayısı, hödük -VLEGELACHTIG: s, hödük gibi -VLEGELJAREN: d, mv/çoğ hödüklük çagı, saygısızlık yaşları -VLEIEN: f, g, (vleide, h, gevleid) yaglamak, sırtını sıvazlamak, pohpohlamak, dil dökmek -VLEIER: d, (-s) dalkavukluk, pohpohçu, iltifatçı, piyazcı -VLEIERIJ: d, (- en) dalkavukluk, pohpohçuluk, piyazcılık, -VLEK: I h, (- ken) nahiye, bucak II d, (- ken) 1 (vuil) leke, iz, bloed- kan lekesi, kan izi, 2 (anders gekleurde plek) benek, ben, 3 fig/mec leke, şaibe, een - op zijn naam hebben adı lekeli olmak -VLEKKELOOS: s, z, lekesiz, beneksiz -VLEKKEN: f, I g, (vlekte, h, gevlekt) lekelemek, beneklemek, leke yapmak, II gs, (-, is -) lekelenmek -VLEKKENWATER: h, leke suyu, çamaşır suyu -VLEKKIG: s, lekeli, leke dolu -VLEKVRIJ: s, lekelenmez -VLEKTYFUS: d, med/tıb tifüs, lekeli humma -VLERK: d, (- en) 1 (v, vogel) kanat, 2 (hand, arm) el, kol, 3 (plat/argo) yüzsüz, yontulmamış herif, görgüsüz herif -VLESELIJK: s, z, bedensel, bedeni, vücutla ilgili, cinsel, de - e lusten cinsel istekler -VLET: d, (- ten) scheep/den patalya -VLEUG: d, (- en) 1 (saç, tüy) yönü, 2 - je bir miktar, biraz, birazcık -VLEUGEL: d, (- s, - en) 1 kanat, de - s van een vlieg sinek kanatları, iemand onder zijn - s nemen birini kanatları altına almak, de linker- sol kanat, de rechter- sag kanat, 2 (vleugelpiano) kuyruklu piyano -VLEUGELDEUR: d, (- en) iki kanatlı kapı -VLEUGELLAM: s, kanadı sakat -VLEUGELLOOS: s, kanatsız -VLEUGELMAN: d, (- nen) mil/ask kanat başı, konvoy kılavuzu -VLEUGELMOER: d, (- en) tech/tek kelebek somun -VLEUGELPIANO: d, (-s) kuyruklu piyano -VLEUGELSLAG: d, (- en) kanat çırpış -VLEUGELSPELER: d, (-s) sp, (sağ/sol) kanat oyuncusu -VLEUGJE: h, (-s) bir miktar, biraz, birazcık -VLEZIG: s, etli, etine dolgun -VLIEDEN: f, gs, (vlood, is gevloden) (v, tijd) çabucak geçmek, uçmak -VLIEG: d, (- en) sinek, men vangt meer - en met een lepel honing (stroop) dan met een vat azijn tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır, twee - en in een klap (slag) slaan bir taşla iki kuş vurmak, hem ticaret hem ziyaret yapmak, geen - kwaad doen karınca ezmeınek, karıncayı bile incitmemek -VLIEGANGST: d, uçuş/uçak korkusu -VLIEGAS: d, (- sen) uçar kül -VLIEGBASIS: d, (- sen, ...bases) mil/ask hava üssü -VLIEGBOOT: d, (...boten) suya inebilen uçak -VLIEGBREVET: h, (- ten) uçuş diploması, pilot diploması -VLIEGENMEPPER: d, (-s) sineklik -VLIEGEN: f, I gs, (vloog, is/h, gevlogen) 1 uçmak, in de lucht - havada uçmak, naar Ankara - Ankaraya uçmak, 2 (v, tijd) uçmak, çabucak geçmek, uçup gitmek, het geld is gevlogen para uçtu, suyunu çekti, de tijd vliegt zaman uçuyor, II g, (-, h, -) uçurmak, ze zien - (hij ziet ze vliegen) kafadan çatlak/kontak, bir çivisi eksik, saçmalıyor -VLIEGEND: s uçan, uçucu, - e vogels uçan kuşlar, - e vissen uçan balıklar, - e winkel gezici dükkan, - e schotel uçan daire, in - e haast uçar gibi, uçarcasına -VLIEGENIER: d, (-s) havacı -VLIEGENKAST: d (- en) tel dolap -VLIEGENNET: h, (- ten) sinek ağı -VLIEGENSVLUG: z, şimşek gibi, yıldırım gibi, çarçabuk, uçarcasına -VLIEGENVANGER: d, (-s) 1 sineklik, 2 zo, sinekçilkuşu, sinekyutan -VLIEGER: d, (-s) uçurtma, fig/mec die - gaat niet op çabalar boşa gidiyor -VLIEGERTOUW: h, (- en) uçurtma ipi -VLIEGGEWICHT: h, sp, tüy siklet, hafif siklet -VLIEGHAVEN: d, (-s) zie/bkz luchthaven -VLIEGHOOGTE: d, uçuş yüksekliği -VLIEGKUNST: d, uçuş sanatı -VLIEGOEFENING: d, (- en) uçuş talimi -VLIEGONGELUK: h, (- ken) uçak kazası -VLIEGPOST: d, zie/bkz luchtpost -VLIEGRAMP: d, (- en) uçak kazası -VLIEGROUTE: d, (- s, - n) uçuş rotası -VLIEGSNELHEID: d, (...heden) uçuş hızı -VLIEGTERREIN: h, (- en) zie/bkz vliegveld -VLIEGTICKET: h, (-s) uçak bileti -VLIEGTUIG: h, (- en) uçak, teyyare -VLIEGTUIGINDUSTRIE: d, uçak sanayi -VLIEGTUIGKAPER: d, (-s) uçak korsanı -VLIEGTUIGKAPING: d, (- en) uçak korsanlığı -VLIEGTUIGMOEDERSCHIP: h, (...schepen) uçak gemisi -VLIEGVELD: h, (- en) havaalanı, uçak meydanı -VLIEGWEER: h, uçuşa elverişli hava -VLIEGWIEL: h, (- en) tech/tek düzenteker, volan -VLIER: d, (- en) bot, mürver, mürver ağacı -VLIERING: d, (- en) tavan arası -VLIERINGKAMERTJE: h, (-s) tavan arası odası -VLIERTHEE: d, mürver çayı -VLIES: h, (vliezen) 1 anat, zar, het oog- göz zarı, het ei- yumurta zarı, het trommel- davul derisi, 2 bot, kütikül, 3 (v, melk) yüz, ince tabaka -VLIESACHTIG: s, zar gibi -VLIESDUN: s, zar inceliğinde -VLIESVLEUGELIG: s, zar kanatlı -VLIET: d, (- en) küçük akarsu, dere, çay -VLIEZIG: s, zarlı -VLIJEN: f, g, (vlijde, h, gevlijd) hafifçe bir yere koymak, istif etmek, zich - hafifçe (bir yere) uzanmak, yatmak -VLIJM: d, (- en) neşter -VLIJMEN: f, g, (vlijmde, h, gevlijmd) neşterle açmak, neşterle kesmek -VLIJMEND: s, çok keskin, fig/mec - e pijn çok şiddetli ağrı -VLIJMSCHERP: s, neşter gibi, jilet gibi keskin, çok keskin, ustura gibi keskin -VLIJT: d, sürekli gayret, çalışkanlık, hamaratlık -VLIJTIG: s, z, gayretli, çalışkan, hamarat -VLINDER: d, (-s) zo, kelebek, - s in de buik hebben aşk sevinci yaşamak -VLINDERBLOEMIGEN: d, mv/çoğ bot, kelebeksi bitkiler -VLINDERSLAG: d, (- en) kelebek yüzüş -VLO: d, (vlooien) zo, pire -VLOED: d, (- en) 1 kabarma, met, eb en - met cezir, 2 (stroom) akıntı, sel, akış, een - van tranen gözyaşı seli, een - van woorden söz tufanı, laf kalabalıgı, 3 witte - vagina salgısı -VLOEDGOLF: d, (...golven) met dalgası -VLOEI: h, (- en) kurutma kağıdı -VLOEIBAAR: s, akıcı, akar, sıvı -VLOEIBAARHEID: d, akışkanlık, akıcılık -VLOEIBAARMAKING: d, akışkan hale getim -VLOEIBLAD: h, (- en) kurutma kağıdı -VLOEIEN: f, I gs, (vloeide, is gevloeid) 1 het bloed vloeit uit de wond yaradan kan akıyor, 2 (voortkomen) - uit - dan/den meydana gelmek, - dan/den ileri gelmek, 3 (-, h, -) ( v, vrouwen) adeti olmak, kanamalı olmak, II g, (-, h, -) een brief - mektubun mürekkebini kurutma kağıdıyla almak, zie/bkz II afvloeien -VLOEIEND: s, z, fig/mec akıcı, su gibi, kolay, - spreken akıcı konuşmak -VLOEIPAPIER: h, (- en) mürekkep kurutma kağıdı -VLOEISTOF: d, (- fen) sıvı, akıcı/akışkan madde -VLOEITJE: h, (-s) sigara sarma kagıdı, tütün kağıdı -VLOEK: d, (- en) 1 küfür, sövme, sövgü, ruwe - kaba küfür, 2 (ramp) bela, er rust een - op sadece bela getirir, sadece bela var, in een - en een zucht kaşla göz arasında, çarçabuk, birdenbire, aniden -VLOEKEN: f, (vloekte, h, gevloekt) I gs,1 küfür etmek, sovüp saymak, kayışlamak, - als een ketter çok ağır küfür etmek, ağzını bozmak, 2 de kleuren - bij elkaar renkler birbirine uymuyor, renkler tezat teşkil ediyor, II g, (verwensen) lanet okumak, lanetlemek, ilenmek -VLOEKER: d, (-s) küfürbaz, küfürcü, agzı bozuk -VLOEKVERBOD: h, küfür yasağı -VLOEKWOORD: h, (- en) küfür sözcüğü -VLOER: d, (- en) döşeme, taban, zemin, bij iemand over de - komen birini düzenli olarak ziyaret etmek, de - met iemand aanvegen (vernietigend kritiseren) birini tamamen mat etmek, birini eleştirerek cevap veremez duruma getirmek, (verslaan) birini tamamen mağlup etmek, je kunt er van de - eten bal dök de yala, tertemiz -VLOERBEDEKKING: d, (- en) döşemelik, -VLOEREN: f, g, (vloerde, h, gevloerd) döşemek, kaplamak, sp, yere sermek -VLOERKLEED: h, (,,kleden) yer halısı, döşeme örtüsü -VLOERMAT: d, (- ten) yer hasırı, döşemelik hasır -VLOEROPPERVLAK: h, döşeme/taban yüzeyi -VLOERSTEEN: d, (,,stenen) döşeme taşı -VLOERTEGEL: d, (-s) döşeme fayansı -VLOK: d, (- ken) 1 (v, wol, haar) tutam, 2 (v, sneeuw) lapa, topak -VLOKKEN: f, gs, (vlokte, is gevlokt) topaklanmak, topak topak olmak -VLOKKIG: s, topak topak -VLONDER: d, (-s) 1 tahta köprü, yaya köprüsü, 2 (vloer) tahta yer döşeme -VLOOIENBEET: d, (...beten) pire ısırması -VLOOIEN: f, g, (vlooide, h, gevlooid) pirelerini temizlemek -VLOOIENBAND: d, (- en) pirelik, pire yakalığı -VLOOIENMARKT: d, (- en) bitpazarı -VLOOT: d, (vloten) scheep/den filo, donanma -VLOOTBASIS: d, (- sen, ...bases) denizüssü, filo ikmal limanı -VLOOTJE: h, (-s) yağ çanağı, yağ kabı, -VLOT: h, I (- ten) scheep/den sal II s, z, (- ter, - st) 1 (drijvend) yüzen, yüzer, 2 fig/mec akıcı, su gibi, kolay, - spreken akıcı konuşmak, - betalen hemen ödemek, 3 (v, leven) kolay ve hareketli, 4 (v, kleding) güzel ve modern -VLOTBRUG: d, (- gen) yüzer köprü -VLOTHEID: d, akıcılık -VLOTTEN: f,gs, (vlotte, h, gevlot) fig/mec ilerlemek, het gesprek vlotte niet konuşma ilerlemedi -VLUCHT: d, (- en) 1 (het vliegen) uçuş, uçuş seferi, een hoge - yüksek uçuş, - om de wereld dünya etrafında uçuş, 2 (het vluchten) kaçış, kaçma, op de - slaan/de - nemen kaçmak, tabanları yağlamak, fig/mec een hoge - nemen iyi gelişme göstermek -VLUCHTELING: d, (- en) (erkek) ilticacı, mülteci, sığınmacı -VLUCHTELINGE: d, (-n) (bayan) ilticacı, mülteci, sığınmacı -VLUCHTELINGENKAMP: h, (- en) ilticacılar kampı, mülteci kampı -VLUCHTEN: f, I gs, (vluchtte, is gevlucht) kaçmak, firar etmek, tabanları yağlamak, voor iemand (iets) - birinden (bir şeyden) kaçmak, uit het land - ülkeden kaçmak, voor het gevaar - tehlikeden kaçınmak, II g, (-, h, -) (ontvluchten) sakınmak, kaçınmak -VLUCHTHAVEN: d, (-s) sığınma limanı -VLUCHTHEUVEL: d, (-s) (v, weg) yol eşiği -VLUCHTIG: s, z, 1 scheik/kim (v, vloeisloffen) uçucu, 2 kaçamak, een - e blik kaçamak bakış, 3 (oppervlakkig) üstünkörü, yüzeysel, gelişigüzel, yüzeyden, (haastig) acele, alalacele, iets - lezen bir şeyi alalacele okumak -VLUCHTLEIDER: d, (-s) uçuş lideri, başpilot -VLUCHTROUTE: d, (-s) uçuş rotası -VLUCHTSTROOK: d, (...stroken) banket, arıza şeridi -VLUCHTWEG: d, (- en) kaçış yolu -VLUG: s, z, (- ger, - st) (snel) hızlı, tez, çabuk, - leren çabuk öğrenmek, tez öğrenmek, - lopen hızlı yürümek -VLUGHEID: d, hızlılık, tezlik -VLUGSCHRIFT: h, (- en) broşür, risale -VLUGZOUT: h, scheik/kim amonyum karbonat -V.N: afk/kıs Verenigde Naties Birleşmiş Milletler, (BM), -VNL voornamelijk bilhassa, özellikle, başlıca, ilk planda, her şeyden evvel, -VOCAAL: I s, sese ait II d, (...calen) taalk/dilb ünlü, seseli, -VOCABULAIRE: h, (-s) söz varlığı, sözcük hazinesi -VOCATIEF: d, (...tieven) taalk/dilb seslenme durumu -VOCHT: h, (- en) 1 (nat) yaş, 2 (vloeistof) sıvı, ( vochtigheid) nem, rutubet -VOCHTEN: f, g, (vochtte, h, gevocht) nemlendirmek, ıslatmak -VOCHTIG: s, (v, muren enz,) nemli, rutubetli, ıslak, (v, oog) yaş, ıslak, sulu, met - e ogen yaşlı gözlerle -VOCHTIGHEID: d, 1 nemlilik, rutubetlilik, 2 (vocht) nem, rutubet, de - van de lucht havanın nemi -VOCHTIGHEIDSMETER: d, (-s) nemölçer, higrometre -VOCHTVLEK: d, (- ken) nem lekesi, rutubet lekesi -VOD: h, d, (vodden) paçavra, çaput, iemand achter de - den zitten nefes aldırmamak, birini sıkıştırmak, birinin ensesine binmek, birine işten nefes aldırmamak -VODDENBOER: d, (- en) eskici, eski elbiseci -VODDENHANDEL: d, eskicilik -VODDENKOPER: d, (-s) eskici, eski alıcı -VODDENMARKT: d, (- en) bitpazarı, eskici pazarı -VODDENRAPER: d, (-s) eskici, eski elbise toplayıcısı, paçavracı -VODDIG: s, z, 1 çaputtan, çaput gibi, paçavra gibi, eski püskü, 2 (los geweven) gevşek, sölpük, 3 fig/mec (vuil) pasaklı, kirli -VODKA: d, zie/bkz wodka -VOEDEN: f, g, (voedde, h, gevoed) beslemek, yiyecek vermek, gıda vermek, (zogen) emzirmek, een kind - çocuğa mama vermek, çocuğu emzirmek, fig/mec beslemek, büyütmek, hoop - umut beslemek, liefde - sevgi beslemek -VOEDER: h, (-s) yem -VOEDERBAK: d, (- ken) yemlik, yem kabı, yem teknesi -VOEDEREN: f, g, (voederde, h, gevoederd) yem vermek, yemlemek -VOEDERGEWAS: h, (- sen) yemlik, yemlik bitki, -VOEDERGRAAN: h, (...granen) yemlik tahıl -VOEDERZAK: h, (- ken) yem çuvalı, yem torbası -VOEDING: d, 1 beslenme, iaşe, 2 (voedsel) yiyecek, gıda -VOEDINGSBODEM: d, (-s) fig/mec yuva, elverişli ortam, fesat yuvası -VOEDINGSDESKUNDIGE: d, (-n) beslenme uzmanı -VOEDINGSMIDDEL: h, (- en) gıda maddesi -VOEDINGSSTOF: d, (- fen) gıda -VOEDINGSWAARDE: d, besin değeri, gıda değeri -VOEDSEL: h, yiyecek, yiyecek maddesi, gıda, - voor de geest ruhun gıdası -VOEDSELHULP: d, yiyecek/gıda maddesi yardımı -VOEDSELKETEN: d, (-s) (organizmalarda) yeme ve yenilme zinciri -VOEDSELPAKKET: h, (- ten) yiyecek paketi -VOEDSELRIJK: s, gıda maddesi bol, bol yiyecekli -VOEDSELSCHAARSTE: d, yiyecek kıtlığı, gıda maddeleri sıkıntısı, yiyecek darlığı, -VOEDSELVERGIFTIGING: d, gıda maddesi zehirlemesi, yiyecek zehirlemesi -VOEDSELVOORRAAD: d, (...raden) yiyecek stoku, erzak stoku -VOEDSELVOORZIENING: d, yiyecek temini, gıda maddeleri tedariki -VOEDSTER: d, (-s) sütanne, sütana -VOEDZAAM: s, (...zamer, - st) besleyici, gıdalı, vitaminli -VOEDZAAMHEID: d, besleyicilik -VOEG: d, (- en) ek yeri, eklenti yeri -VOEGE: d, in dier - dat bu şekilde ki -VOEGEN: f, g, (voegde, h, gevoegd) eklemek, ilave etmek, birleştirmek, iets ergens bij - bir şeyi bir şeye eklemek, twee dingen bij elkaar - iki şeyi birbirine eklemek, in elkaar - birbirine ilave etmek, birbirine takmak, zich naar iemand/iets - birine/bir şeye uymak, zich bij een groep - bir gruba katılmak -VOEGWOORD: h, (- en) taalk/dilb Bağlaç, -VOEGZAAM: s, ( zamer, - st) uygun, yakışır -VOEGZAAMHEID: d, uygunluk -VOELBAAR: s, z, hissedilir, farkedilir, -VOELEN: f, g, (voelde, h, gevoeld) 1 dokunup hissetmek, farkına varmak,sezmek, (beseffen) anlamak, sezmek, hissetmek, pijn - acı hissetmek, wie niet horen wil moet - (laftan anlamayanı etmeli tekdir) tekdirden anlamayanın hakkı kötektir, zich ergens thuis - evinde gibi hissetmek, evi gibi hissetmek, ik voel me ziek kendimi hasta hissediyorum, 2 ergens veel voor - bir şeyi cazip bulmak, bir şeyi beğenmek, ik voel daar niet veel voor iyi bulmuyorum, pek ilgi duymuyorum -VOELHOORN: d, (-s) dokunaç, zijn - s uitsteken etrafın nabzını ölçmek, güçlükleri öğrenmeye çalışmak -VOELING: d, - hebben met iemand biriyle temasta olmak -VOELSPRIET: d, (- en) dokunaç -VOER: h, yem, hayvan yiyeceği -VOERBAK: d, (- ken) yemlik, yem kabı, yem teknesi, -VOEREN: f, I g, (voerde, h, gevoerd) yemlemek, yem vermek, de kippen - tavukları yemlemek, zie/bkz vuederen II f, g, (voerde, h, gevoerd) 1 götürmek, taşımak, nakletmek, goederen naar de markt - pazara mal götürmek, 2 (hanteren) kullanmak, de pen - yazmak, het woord - konuşma yapmak, 3 (dragen) taşımak, een vlag - bayrak taşımak, 4 oorlog - savaşmak, savaş yapmak, een proces - dava etmek, dava açmak III f, g, (voerde, h, gevoerd) astarlamak, astar geçirmek -VOERING: d, (- en) astar, astarlık -VOERMAN: d, (...lieden, ...lui) 1 arabacı, paytoncu, 2 astr, de Voerman Arabacı takımyıldızı -VOERMEEL: h, kırma -VOERTAAL: d, (v, congres) müzakere dili, görüşme dili, -VOERTUIG: h, (- en) nakliye arabası, nakliyat aracı, fig/mec aktarma aracı -VOET: d, (- en) ayak, veel voeten in de aarde hebben bir çok sorunu beraberinde getirmek, iemand de - dwars zetten birini kösteklemek, geen - buiten de deur zetten kapıdan dışarı adım atmamak, dışarı çıkmamak, geen - over iemands drempel zetten birinin kapısını çalmamak, birinin eşiğine bile uğramamak, op gelijke - staan met iemand biriyle eşit konumda olmak, zij staan op gespannen - araları gergin, op goede - staan met elkaar araları iyi olmak, iemand iets voor de - en gooien bir şeyi birinin başına kakmak, bir şeyi birinin yüzüne vurmak, op grote - leven para içinde yüzmek, bol keseden harcamak, met een - in het graf staan bir ayağı çukurda olmak, aan handen en - en gebonden zijn eli ayağı bağlı olmak, iemand de - lichten birinin ayağını kaydırmak, birinin kuyusunu kazmak, op - van oorlog savaşın eşiğinde, op staande - hemen, derhal, op - van gelijkheid eşitlik temelinde, - bij stuk houden diretmek, görüşünden dönmemek, bildiğinden şaşmamak, bildiğini okumak, direnmek, dat is hem ten - en uit bu onun huyu suyu, tam kendisi, bu onun tipik özelliği, iets met de - en treden bir şeyi çiğnemek, bir şeye çelişik davranmak, uit de - en kunnen kolay hareket edebilmek, met iets uit de - en kunnen bir şeyle idare etmek, bir şeyle ne yapacağını bilmek, vaste - krijgen tutunmak, yer edinmek, iemand op de - volgen birinin gölgesi olmak, çok yakından takip etmek, iets op de - volgen bir şeyi çok özenli/harfi harfine izlemek, dikkatle takip etmek, noktası noktasına bir şeyi izlemek, - voor - adım adım, een witte - hebben bij iemand birinin yanında iyi notu olmak, birinin gözünde olmak, iemand op vrije - en stellen birini hapisten çıkarmak, serbest bırakmak, zich uit de - en maken tabanları yağlamak -VOETAFDRUK: d, (- ken) ayak izi -VOETANGEL: d, (-s) domuzayağı, kurtkapan, ayak oltası -VOETBAD: h, (- en) ayak banyosu -VOETBAL: d, 1 (- len) ayak topu, 2 sp, futbol -VOETBALCLUB: d, (-s) futbol kulubü -VOETBALELFTAL: h, (- len) futbol takımı -VOETBALKNIE: d, (- en) diz/kıkırdak bozukluğu -VOETBALLEN: f, gs, (voetbalde, h, gevoetbald) futbol oynamak -VOETBALLER: d, (-s) futbolcu, futbol oyuncusu -VOETBALSTADION: h, (-s) futbol stadyumu -VOETBALVELD: h, (- en) futbol sahası -VOETBALWEDSTRIJD: d, (- en) futbol maçı -VOETBANK: d, (- en) ayak taburesl -VOETBOOG: d, (...bogen) tatar oku, tatar yayı -VOETBREED: h, ayak genişliği, geen - bir karış bile değil, hiç -VOETBRUG: d, (- gen) yaya köprüsü -VOETENEINDE: voeteneind h, (- einden) ayakucu, yatağın ayak tarafı -VOETGANGER: d, (-s) (erkek) yaya -VOETGANGERSOVERSTEEKPLAATS: d, (- en) yaya geçidi -VOETGANGERSTUNNEL: d, (-s) yaya tüneli -VOETJE: h, (-s) küçük ayak, ayakçık, - voor - ağır ağır, aheste aheste, een wit - hebben bij iemand birinin yanında iyi notu olmak, birinin gözünde olmak -VOETKNECHT: d, (- en) piyade askeri -VOETKUSSEN: h, (-s) puf, ayak minderi -VOETLICHT: h, (- en) thea/tiy ön sahne lambası, een stuk voor het - brengen sahnelemek, voor het - treden sahneye çıkmak -VOETMAT: d, (- ten) paspas -VOETNOOT: d, (...noten) dipnot -VOETPAD: h, (- en) yaya yolu -VOETREIS: d, (...reizen) yaya seyahat -VOETREIZIGER: d, (-s) (yaya) gezici, seyyah, gezgin, -VOETREM: d, (- men) ayak freni -VOETSPOOR: h, (...sporen) ayak izi, het - volgen van - nin ayak izini sürmek -VOETSTAP: d, (- pen) 1 adım, 2 (voetspoor) ayak izi, in iemands - pen treden birinin izinde/yolunda gitmek -VOETSTOOTS: z, olduğu gibi, hiçbir koşul ileri sürmeksizin -VOETSTUK: h, (- ken) sütun ayağı, iemand op een - plaatsen birini göklere çıkarmak, birini üstün görmek -VOETTOCHT: d, (- en) gezinti, yüyüyüş -VOETVAL: d, (- len) secde, yere kapanma, ayağa kapanma, een - doen voor iemand birinin ayaklarına kapanmak -VOETVEEG: d, (...vegen) 1 ayak paspası, iemand als - behandelen birine köpek muamelesi yapmak, birini çok ezmek, birine çok çektirmek, iemands - zijn birine kul köle olmak, 2 (zondebok) günah keçisi -VOETVOLK: h, piyade, fig/mec het kerkelijke - takunyalılar -VOETWORTEL: d, (-s) ayak bileği, -VOETWORTELBEENTJE: h, (-s) ayak bileği kemiği -VOETZOEKER: d, (-s) arayıcı fişek, kestane fişeği, maytap -VOETZOOL: d, (...zolen) ayakaltı -VOGEL: d, (- s, - en) kuş, elk - tje zingt zoals het gebekt is her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır, her kuş bildiği gibi öter, de - is gevlogen kuş uçtu, aranan kimse gitti, beter een - in de hand dan tien in de lucht çantadaki bir keklik kırdaki on kekliğe bedeldir, men kent de - aan zijn veren dış için aynasıdır, insan kıyafetinden belli olur, insanın dışı ne ise içi de odur -VOGELAAR: d, (-s) kuşbaz, kuşçu -VOGELBEKDIER: h, (- en) zo, ornitorenk, gagalı memeli -VOGELEI: h, (...eieren) kuş yumurtası -VOGELEN: f, g, (vogelde, h, gevogeld) (vogels observeren) kuşları izlemek/gözlemek -VOGELFLUITJE: h, (-s) kuş ötüşü -VOGELHANDELAAR: d, (-s) kuş satıcısı, kuş tüccarı, kuşçu -VOGELJACHT: d, (- en) kuş avı -VOGELKERS: d, (- en) bot, kuş kirazı, yabani kiraz -VOGELKOOI: d, (- en) kuş kafesi -VOGELLIEFHEBBER: d, (-s) kuş meraklısı, kuş sever -VOGELLIJM: d, bot, ökseotu, gökçeotu -VOGELMARKT: d, (- en) kuş pazarı -VOGELNEST: h, (- en) kuş yuvası -VOGELTREK: d, kuş göçü -VOGELVERSCHRIKKER: d, (-s) korkuluk, bostan korkuluğu, je ziet eruit als een - bostan korkuluğu gibisin -VOGELVLUCHT: d, (- en) kuş uçuşu, iets in - behandelen bir şeyin kısaca bir taslağını yapmak, kısa bir taslak çıkarmak -VOGELVRIJ: s, kaçak, kanun kaçağı -VOGELZAAD: h, kuş yemi -VOGELZANG: d, (- en) kuş ötüşü -VOILE: d, (-s) peçe, tül -VOL: s, z, (- ler, - st) 1 dolu, een - le zak dolu cep, een glas - doen bardağı doldurmak, - (van) tranen gözyaşı dolu, een - le trein dolu bir tren, een mand - appelen bir sepet dolusu elma, - angst korku dolu, hoop- umut dolu, talent- çok hünerli, çok becerikli, de tafel lag - papieren masanın üzeri kağıt dolu, 2 (v, gezicht) tombul, - van gezicht tombul yanaklı, 3 (geheel) bütün, tüm, een - jaar bütün yıl, 4 tam, - le melk tam yağlı süt, - le broer özkardeş, met - le kracht bütün güçle/kuvvetle, met - le snelheid tam süratle, ten - le tamamen, - is - tıklım tıklım dolu, tamamen dolu -VOLAUTOMATISCH: s, tam otomatik -VOLBLOED: s, (at) saf kan, küheylan -VOLBLOEDIG: s, kanlı, kanı bol -VOLBOUWEN: (bouwde vol, h, volgebouwd) binalarla doldurmak -VOLBRENGEN: f, g, (volbracht, h, volbracht) tamamlamak, yerine getirmek, -VOLDAAN: s, 1 memnun, hoşnut, - zijn over iemand (iets) birinden (bir şeyden) hoşnut olmak, 2 (betaald) ödenmiş, alınmış, voor - tekenen ödendiğine dair imza atmak -VOLDOEN: f, (voldeed, h, voldaan) I g, (betalen) ödemek, kapatmak, een rekening - hesabı kapatmak, II gs, - aan yerine getirmek, tatmin etmek, yapmak, icra etmek, aan de verwachting - beklentiyi yerine getirmek, beklentiye cevap vermek, aan iemands wens - birinin arzusunu yerine getirmek, aan een voorwaarde - bir koşulu yerine getirmek, aan zijn plicht - görevini yerine getirmek, bij een examen - sınavda istenilen yeterliliği göstermek, aan een belofte - bir sözü tutmak -VOLDOEND: s, z, yeterli, tatmin edici, - e bewijzen yeterli kanıt -VOLDOENDE: d, h, (- s, - n) geçer not, yeterli puan -VOLDOENING: d, 1 memnuniyet, - over iets hebben bir şeyden memnuniyet duymak, bir şeye memnun olmak, 2 (betaling) ödeme -VOLDONGEN: s, een - feit değişmez gerçek -VOLGAARNE: z, seve seve, memnuniyetle -VOLGAUTO: d, (-s) takip eden araba -VOLGBRIEFJE: h, (-s) teslim varakası -VOLGEBOEKT: s, tamamen ayrılmış, rezerve edilmiş, tutulmuş, een - e bus bütün koltukları tutulmuş otobüs -VOLGELING: d, (- en) mürit, çömez, izleyici, öğrenci, taraftar -VOLGEN: f, (volgde, h/is gevolgd) I izlemek, takip etmek, ardından gelmek, een weg - yolu takip etmek, yolu izlemek, hij werd door een agent gevolgd polis tarafından takip edildi, 2 (-, h, -) (begrijpen) takip etmek, takip edip anlamak, ik kan het niet - takip edemiyorum, ik kan je niet - seni takip edemiyorum, anlayamıyorum, (v, raad) tutmak, yerine getirmek, zijn eigen hoofd - bildiğini okumak, de brief volgt mektup devam ediyor, een cursus - kursa devam etmek, kurs takip etmek, II gs, (-, is -) op ardından gelmek, (hij sprak) als volgt aşağıdaki gibi (konuştu), de ene ramp volgde op de andere felaket üzerine felaket geldi, hieruit volgt dat ... bundan şu şonuç çıkar ki, bundan anlaşılıyor ki -VOLGEND: s, gelecek, sonraki, müteakip, gelen, takip eden, - e week gelecek hafta, önümüzdeki hafta, het - e müteakip, sonraki, ardı sıra gelen -VOLGENS: ilg, uyarınca, gereğince, göre, - mij bana göre, - hem ona göre, - artikel vier dördüncü maddeye göre, dördüncü madde gereğince, - contract sözleşme uyarınca, - het bevel emir gereğince -VOLGKOETS: d (- en) cenaze arabasını izleyen payton -VOLGNUMMER: h, (-s) sıra numarası -VOLGOOIEN: f, g, (gooide vol, h, volgegooid) tamamen doldurmak -VOLGORDE: d, (- n, - s) sıra, düzen, diziliş, papieren op - leggen sayfaları sıraya koymak, alfabetische - alfabetik sıraya göre, -VOLGRIJTUIG: h, (- en) zie/bkz volgkoets -VOLGROEID: s, yetişmiş, olmuş, olgunlaşmış, büyümüş -VOLGWAGEN: d, (-s) 1 zie/bkz volgkoets, 2 (v, tram) vagon -VOLGZAAM: s, (...zamer, - st) itaatli, uslu, itaatkâr, uysal, laf dinler -VOLGZAAMHEID: d, usluluk, uysallık -VOLHARDEN: f, gs, (volhardde, h, volhard) direnmek, diretmek, sebat etmek, ısrar etmek, vazgeçmemek, diretmek, bij zijn besluit - kararında diretmek, kararında direnmek -VOLHARDEND: s, z, sebatlı, direşken -VOLHARDING: d, direnme, sebat -VOLHOUDEN: f, g, (hield vol, h, volgehouden) 1 dayanmak, sürdürmek, bırakmamak, vazgeçmemek devam ettirmek, sebat göstermek, de strijd - mücadeleyi sürdürmek, 2 (het blijven beweren) ısrar etmek, direnmek, wij moeten - dayanmalıyız, -VOLIERE: d, (-s) büyük kuş kafesi -VOLIJVERIG: s, çok gayretli, çok çalışkan, hamarat -VOLK: h, (- en, - eren) 1 halk, ahali, (natie) millet, ulus, het Nederlandse - Hollanda halkı, een man van het - halktan biri, voor het - halk için, er was veel - op (de) straat sokakta birçok insan vardı, 2 (arbeiders) işçi -VOLKENKUNDE: d, budunbilim, etnoloji -VOLKENMOORD: d, (- en) soy kırımı/kıyımı -VOLKENRECHT: h, devletlerarası hukuk -VOLKENRECHTELIJK: s, devletlerarası hukukla ilgili -VOLKOMEN: s, z, tamamen, büsbütün, tastamam, hepten, tamamıyla, ik ben het - met je eens seninle tamamen aynı kanıdayım -VOLKORENBROOD: h, kaba un ekmeği -VOLKSAARD: d, ulusal karakter, milli karakter -VOLKSBELANG: h, (- en) halk yararı, ulusal çıkar -VOLKSBESEF: h, ulus bilinci, milli şuur -VOLKSBEWEGING: d, (- en) halk hareketi -VOLKSBIBLIOTHEEK: d, (...theken) halk kütüphanesi -VOLKSBUURT: d, (- en) işçi mahallesi, halk mahallesi -VOLKSDANS: d, (- en) halk oyunu -VOLKSDANSEN: f, gs, (volksdanste, h, gevolksdanst) halk oyunu oynamak -VOLKSDEEL: h, (...delen) halk topluluğu, ulusun bir bölümü, grup -VOLKSDEMOCRATIE: d, (- en) halk demokrasisi -VOLKSDRACHT: d, (- en) milli kıyafet, ulusal giyim -VOLKSETYMOLOGIE: d, (- en) taalk/dilb halk etimolojisi, halk türetrnesi -VOLKSFEEST: h, (- en) halk bayramı, milli eğlence -VOLKSFRONT: h, (- en) halk cephesi -VOLKSGEBRUIK: h, (- en) milli adet -VOLKSGEZONDHEID: d, halk/kamu sağlığı, -VOLKSGUNST: d, halk beğenisi -VOLKSHUISVESTING: d, kamu konut kurumu -VOLKSKIND: h, (,,deren) halk çocuğu -VOLKSKLASSE: d, (...klassen) halk tabakası, halk kesimi -VOLKSLEIDER: d, (-s) ulusal lider, milli şef -VOLKSLIED: h, (...eren) 1 halk türküsü, 2 (nationale hymne) ulusal marş, milli marş -VOLKSMENNER: d, (-s) demagog, halkavcısı -VOLKSMOND: d, in de - halk ağzında/arasında, günlük konuşmada -VOLKSMUZIEK: d, halk müziği -VOLKSONDERWIJS: h, halk eğitim -VOLKSOPROER: h, (- en) halk ayaklanması -VOLKSREGERING: d, (- en) demokrasi, halk demokrasisi -VOLKSREPUBLIEK: d, (- en) halk cumhuriyeti -VOLKSSOEVEREINITEIT: d, halk eğemenliği -VOLKSSTAM: d, (- men) boy, kabile, -VOLKSSTEMMING: d, (- en) halkoylaması, referandum, -VOLKSTAAL: d, 1 halk dili, 2 (nationale taal) ulusal dil -VOLKSTELLING: d, (- en) nüfus sayımı -VOLKSTRIBUUN: d, (...truben) halk tribünü -VOLKSTUIN: d, (- en) halk bahçesi, kiralık bahçe -VOLKSUNIVERSITEIT: d, (- en) halk üniversitesi, yetişkinler üniversitesi -VOLKSVERHUIZING: d, (- en) halk göçü -VOLKSVERTEGENWOORDIGER: d, (-s) halk temsilcisi -VOLKSVERTEGENWOORDIGING: d, (- en) 1 halk temsili, 2 (parlement) meclis, parlamento -VOLKSVERZEKERING: d, (- en) toplumsal sigorta, halk sigortası -VOLKSVIJAND: d, (- en) halk düşmanı -VOLKSZIEKTE: d, (-s) salgın/yaygın hastalık, halk hastalığı -VOLLEDIG: s, z, tam, eksiksiz, bütün, noksansız, büsbütün, dört başı mamur -VOLLEDIGHEIDSHALVE: z, bütünlük adına, tam olsun diye -VOLLEERD: s, kendini yetiştirmiş, tam öğrenmiş, een - bedrieger tepeden tırnağa üçkağıtçı -VOLLEMAAN: d, (...manen) dolunay -VOLLEMAANSGEZICHT: h, (- en) tombul yüz -VOLLEN: f, g, (volde, h, gevold) dövmek, sıkıştırmak, tıkabasa doldurmak -VOLLEYBAL: I d, (- en) voleybol topu, II h, voleybol -VOLLOPEN: f, gs, (liep vol, is volgelopen) dolmak, de zaal is volgelopen salon doldu volmaakt I s, kusursuz, noksansız, mükemmel, II z, (volkomen) tamamen, büsbütün, tastamam, hepten, - gezond zijn tamamen sağlıklı olmak -VOLMACHT: d, (- en) 1 tam yetki, tam salahiyet, 2 (bewijs) vekalet, vekaletname, iemand - verlenen birine tam yetki vermek -VOLMAKEN: f, g, (maakte vol, h, volgemaakt) mükemmelleştirmek, mükemmel hale getirmek -VOLMONDIG: s, z, direkt, dobra dobra, açıkça, açıktan açığa, çekinmeden -VOLONTAIR: d, (-s) gönüllü -VOLOP: z, çok, fazla, bol, bol bol, gereğinden fazla -VOLPROPPEN: f, g, (propte vol, h, volgepropt) tıka basa doldurmak, ağzına kadar doldurmak -VOLSCHENKEN: f, g, (schonk vol, h, volgeschonken) doldurmak -VOLSLAGEN: s, z tam, bütün, tamamen, büsbütün, tepeden tırnağa, iyice, hij is - ziek zır deli -VOLSTAAN: f, gs, (volstond, h, volstaan) 1 (voldoende zijn) yeterli olmak, yeterli gelmek, 2 yeterli bulmak, yetinmek, ergens mee - bir şeyle yetinmek, daarmee kun je - onunla yetinmelisin, daar kan ik niet mee - onunla yetinemem, wij kunnen - met te zeggen dat ,, söylememiz yeter ki ... -VOLSTORTEN: f, g, (stortte vol, h, volgestort) hand/tic yatırp ödemek -VOLSTREKT: s, z, 1 (absoluut) mutlak, salt, de - meerderheid salt çoğunluk, 2 (onbeperkt) mutlak, sınırsız, 3 (beslist) kesin, kesinlikle, mutlaka, - niet katiyen, hiçbir surette, asla, dat wil ik - niet asla istemiyorum, -VOLT: d, (-s) elek, volt -VOLTAGE: d, h, (-s) voltaj -VOLTALLIG: s, tam, tam mevcutlu, herkes hazır, zijn wij -? tamam mıyız? herkes geldi mi? -VOLTEKEND: s, teminat altında, taahhüt edilmiş -VOLTMETER: d (-s) voltametre, voltölçer -VOLTOOID: s, bitmiş, tamamlanmış, - verleden tijd - mişli geçmiş kipi -VOLTOOIEN: f, g, (voltooide, h, voltooid) tamamlamak, bitirmek, sona erdirmek -VOLTOOIING: d, tamamlama, bitirme -VOLTREFFER: d, (-s) tam isabet -VOLTREKKEN: f, g, (voltrok, h, voltrokken) yerine getirmek, yapmak, icra etmek -VOLUIT: voluit z, tamamen, bütün, harfi harfine, baştan sona, tastamam -VOLUME: h, (- n, - s) 1 hacim, 2 (v, geluid) şiddet, güç -VOLUMEN: h, (...mina) cilt -VOLUMINEUS: s, (...neuzer, - t) hacimli, kalın -VOLUNTARISME: h, fig/mec istenççilik -VOLVET: s, tam yağlı, - te kaas tam yağlı peynir -VOLVOEREN: f, g, (volvoerde, h, volvoerd) yerine getirmek, yapmak, tastamam etmek, icra etmek -VOLWAARDIG: s, tam değerli, tam kıymetli, eksiksiz, een - arbeidsplaats tam gün iş, een - maaltijd tam gıdalı yemek, een - lid tam üye -VOLWASSEN: s, yetişkin, - personen yetişkinler -VOLWASSENE: d, (-n) yetişkin, school voor - n yetişkinler okulu -VOLWASSENENEDUCATIE: d, yetişkinler eğitimi -VOLWASSENHEID: d, yetişkinlik -VOLZIN: d, (- nin) taalk/dilb tümce, cümle -VONDELING: d, (-e) terk edilmeş çocuk -VONDELINGENHUIS: h, (...huizen) çocuk esirgeme kurumu, -VONDER: d, (-s) tahta köprü, kalas köprü, yaya köprüsü -VONDST: d, (- en) buluş, keşif, icat, een - doen buluş yapmak, historische - tarihi buluntu -VONK: d, (- en) kıvılcım, çıngı, de - sloeg over kıvılcımlar yayıldı, coşku yayılıverdi -VONKEN: f, gs, (vonkte, h, gevonkt) kıvılcımlanmak, kıvılcım saçmak -VONKJE: h, (-s) çakım, çıngı, kıvılcım -VONNIS: h, (- sen) jur/huk karar, hüküm, een - vellen karar vermek -VONNISSEN: f, g, (vonniste, h, gevonnist) 1 hüküm vermek, karar vermek, 2 (veroordelen) mahkum etmek -VONT: d, (- en) vaftiz kuması -VOOGD: d, (- en) (erkek) vasi, veli, -VOOGDES: d, (- sen) (bayan) vasi -VOOGDIJ: d, (- en) vasilik, velilik, onder - van ,,nin vasiliği altında, -VOOGDIJKIND: d, (- eren) vasi altındaki çocuk -VOOGDIJSCHAP: h, (- pen) vasilik, velilik, -VOOR: d, I (voren) 1 iz, çukur, ploeg- saban izi, 2 (rimpel) kırışık, iz II 1 ilg, (v, plaats) önün(d)e, ön tarafın(d)a, - de deur kapının önünde, mijn auto staat - het huis arabam evin önünde, 2 (in tegenwoordigheid van) önünde, huzurunda, - het gerecht mahkeme huzurunda, mahkemede, 3 (vroeger dan) önce, - dan/den önce, voor maandag a,s , önümüzdeki pazartesinden önce, - drie maanden ongeveer yaklaşık üç ay önce, het was - 1960 1960dan önceydi, 4 (gedurende) - twee jaar iki yıllık, iki yıl için, iki yıl boyunca, een contract - drie jaar üç yıllık bir kontrat/sözleşme, 5 (vroeger in tijd) var, kala, het is vijf - zeven yediye beş var, de trein vertrok om vijf - zeven tren saat yediye beş kala hareket etti, 6 (tegen) -(y)a/e karşı, için, het is goed - de dorst susuzluğa karşı iyi gelir, 7 (rangorde) - a - a, - e - e: woord - woord kelime kelime, man - man erkek erkeğe, 8 için, yararına, - zichzelf doen bir şeyi kendi için yapmak, ik ben (er) - destekliyorum, 9 - dan/den, bang zijn - de hond köpekten korkmak, bang zijn - iemand birinden korkmak, birinden çekinmek, 10 (in plaats van) yerine, zij kwam - haar man kocasının yerine geldi, ll (ten koste van) için, - geld werkt hij dag en nacht para için gece gündüz çalışıyor, II bağ, (voordat) - dan/den önce, - dan/den evvel, - hij kwam, belde ik hem op gelmeden önce ona telefon ettim, - je begint ... başlamadan önce, III z, 1 ön tarafta, önde, hij zit - önde oturuyor, 2 (vooraf) önden -VOORAAN: z, önde, ilk sırada, başında, - lopen ilk sırada yürümek, - in het boek kitabın başında -VOORAANSTAAND: s, ilk sırada olan, önde olan, fig/mec ileri gelen, - e personen ileri gelenler -VOORAF: z, önceden, öncesinden, evvelce, evvelinden, (olmadan) önce -VOORAFBETALING: d, (- en) peşin -VOORAFGAAN: f, gs, (ging vooraf, is voorafgegaan) 1 (aan iets) önce gelmek, önce gitmek, 2 (gebeuren) - dan/den önce olmak, önce vuku bulmak, önce meydana gelmek, önce ortaya çıkmak -VOORAFGAAND: s, önce olan, önce gelen, önceki, evvelki, - e waarschuwing önceki uyarı, in de - e maand önceki ayda -VOORAFJE: h, (-s) ön yemek, iştah açıcı ön yemek -VOORAL: z, özellikle, bilakis, bilhassa, her şeyden önce, başta, hele, mahsus -VOORALEER: bag, -, - dan/den önce -VOORALSNOG: z, şimdilik, şu anda, bu anda, hemen, - hoeft het niet şimdilik gerekmez -VOORARM: d, (- en) anat, önkol -VOORARREST: h, (- en) tevkif, geçici tutukluluk, gözaltı -VOORAS: d (- sen) ön dingil -VOORAVOND: d, (- en) 1 (begin v, de avond) ikindi, 2 arife, aan de - van de grote gebeurtenissen staan önemli olayların arifesinde olmak -VOORBAAT: d, bij- öncelikle, peşinen, şimdiden, iemand bij - bedanken birine şimdiden teşekkür etmek -VOORBALKON: h, (-s) ön balkon -VOORBAND: d, (- en) ön teker -VOORBARIG: s, z, vakitsiz, zamansız, erken -VOORBEDACHT: s, met - en rade kasıtlı, kasten, taammüden, önceden planlı, tasarlanmış -VOORBEELD: h, (- en) 1 örnek, misal, 2 (model) model, numune, zonder - eşsiz, kunt u een - geven? bir örnek verirmisiniz? aan iemand een - nemen birini örnek almak, bij- örneğin, örnek olarak, mesela -VOORBEELDIG: s, z, örnek, ideal, örnek alınacak, mükemmel, een - gedrag örnek davranış -VOORBEEN: h, (...benen) anat, önbacak -VOORBEHOEDMIDDEL: h, (- en) koruyucu, kaput, prezervatif -VOORBEHOUD: h, 1 (voorwaarde) koşul, şart, 2 (restrictie) ihtirazi kayıt, önkoşul, ön kayıt, iets onder - mededelen bir şeyi önkoşul olarak bildirmek, iets zonder - beloven bir şeyi önkoşulsuz vaat etmek, onder alle - bütün hakları saklı, bütün hakları mahfuz olmak kaydıyla, zonder - kayıtsız şartsız, koşulsuz -VOORBEHOUDEN: f, g, (behield voor, h, voorbehouden) 1 (bestemmen) ayırmak, ayırıp bırakmak, 2 zich het recht - hakkı kendinde tutmak -VOORBEREIDEN: f, g, (bereidde voor, h, voorbereid) hazırlamak, iets - bir şey hazırlamak, iemand voor een examen - birini sınava hazırlamak/yetiştirmek, zich voor een examen - sınava hazırlanmak, iemand op iets - birini bir şeye hazırlamak -VOORBEREIDEND: s, hazırlayıcı, een - e klas hazırlık sınıfı -VOORBEREIDER: d, (-s) hazırlayıcı -VOORBEREIDING: d, (- en) hazırlık, - voor een examen sınav hazırlığı -VOORBEREIDSEL: h, (- s, - en) hazırlık, - en treffen hazırlık yapmak -VOORBERICHT: h, (- en) önsöz -VOORBESCHIKKEN: f, g, (beschikte voor, h, voorbeschikt) önceden belirlemek, önceden tayin etmek, önceden kararlaştırmak, takdir etmek -VOORBESCHIKKING: d, (- en) yazgı, takdir, kader -VOORBESCHOUWING: d, (- en) ön tahmin, ön değerlendirme -VOORBESTEMMEN: f, g, (bestemde voor, h, voorbestemd) önceden kararlaştırmak, önceden yazmak, önceden nasip etmek -VOORBIJ: I ilg, 1 (langs en verder) önünden geçerek, zij ging - ons huis bizim evin önünden geçip gitti, 2 (verder dan) ileride, ötede, ötesinde, wij wonen - het station istasyonun ötesinde oturuyoruz, II z, het is - bitti, geçti, III s, geçen, geçmiş: - e tijden geçen zaman -VOORBIJGAAN: f, gs, (ging voorbij, is voorbijgegaan) 1 (v,persoon) yanından geçmek, önünden geçip gitmek, 2 (v, tijd) geçmek, geçip gitmek, sona ermek, 3 fig/mec iets met stilzwijgen - bir şeyi sükut geçmek, iemand bij bevordering - birini terfi ettirmemek, birini terfide ihmal etmek, in het - geçerken, fig/mec aklıma gelmişken -VOORBIJGAAND: s, geçici, fani, süreksiz -VOORBIJGANGER: d, (-s) (erkek) gelip geçen -VOORBIJKOMEN: f, gs, (kwam voorbij, is voorbijgekomen) yanından geçmek, yanından geçip gitmek -VOORBIJLOPEN: f, g, (liep voorbij, is voorbijgelopen) yanından yürüyüp gitmek, geçmek -VOORBIJPRATEN: f, g, (praatte voorbij, h, voorbijgepraat) zijn mond - ağzından kaçırmak -VOORBIJSCHIETEN: f, gs, (schoot voorbij, is voorbijgeschoten) yanından hızlıca geçip gitmek, yıldırım gibi geçmek -VOORBIJSTREVEN: f, gs, (streefde voorbij, is voorbijgestreefd) yenmek, geçmek, sollamak, üstün gelmek -VOORBIJTREKKEN: f, gs, (trok voorbij, is voorbijgetrokken) (bulut) geçip gitmek, geçmek, çekilmek -VOORBIJZIEN: f, g, (zag voorbij, h, voorbijgezien) gözden kaçırmak, görmemek, fark etmemek, wij moeten niet - dat... gözden kaçırmamalıyız ki... -VOORBODE: d, (- n, - s) haberci, elçi, fig/mec muştucu, (voorteken) alamet, belirti, işaret, de - van de lente baharın müjdecisi, de - van onheil felaket belirtisi -VOORBRENGEN: f, g, (bracht voor, h, voorgebracht) 1 kapıya getirmek, evin önüne getirmek, 2 (voor de rechter) hakim önüne çıkarmak, yargıç önüne çıkarmak -VOORDAT: bağ, - dan/den önce, - dan/den evvel -VOORDEEL: h, (...delen) 1 (winst) kâr, kazanç, - opleveren kâr sağlamak, 2 (nut) yarar, fayda, çıkar, ieder zoekt zijn - herkes kârını arar, fig/mec ten voordele van - nin yaranna, - bij iets hebben - dan/den çıkarı olmak -VOORDEELTJE: h, (-s) beklenmedik kâr, umulmadık para -VOORDELIG: s, z, 1 (winstgevend) kârlı, kazançlı, iets - verkopen bir şeyi kârlı satmak, 2 (nuttig) yararlı, avantajlı, 3 (gunstig) uygun, elverişli -VOORDEUR: d, (- en) giriş kapısı, ön kapı, sokak kapısı -VOORDEURDELERS: d, mv/çoğ aynı çatı altında oturanlar, aynı evi paylaşanlar -VOORDIEN: z, önceden, evvelden, daha önce -VOORDOEN: f, g, (deed voor, h, voorgedaan) 1 (voorbinden) önüne bağlamak, önüne takmak 2 (als voorbeeld) göstermek, yapıp göstermek, 3 zich - als kendine ...süsü vermek, kendini ...diye tanıtmak, kendini olarak göstermek, hij doet zich voor als rijke man kendine zengin süsü veriyor, 4 (verschijnen) zich - görünmek, ortaya çıkmak, (fırsat vb,) düşmek, olmak, als zon gelegenheid zich voordoet... öyle bir fırsat düşerse... -VOORDRACHT: d, (- en) 1 (wijze van voordragen) ifade tarzı, ifade biçimi, diksiyon, 2 (lezing) okuma, konferans, een - houden konferans vermek, 3 (lijst v, kandidaten) aday listesi, een - indienen aday listesi sunmak -VOORDRACHTSKUNSTENAAR: d, (-s) belagatçi -VOORDRAGEN: f g, (droeg voor, h, voorgedragen) 1 (gedicht enz,) okumak, een gedicht - şiir okumak, muz/müz çalmak, sunmak, icra etmek, 2 iemand - birini aday göstermek, 3 (voorleggen) anlatmak, izah etmek, arz etmek -VOORDRINGEN: f, gs, (drong voor, is voorgedrongen) (kuyrukta v,b,) öne geçmeye çalışmak, öne zorlamak -VOOREERST: z, şimdilik -VOORFILM: d, (-s) film/sin kısa film, parça -VOORGAAN: f, gs, (ging voor, is voorgegaan) 1 önden gitmek, gaat u voor, mijnheer önden buyrunuz, 2 (de voorkeur hebben) önde gelmek, başta gelmek, önemli olmak, plicht moet - görev her şeyden önce gelir, 3 (v, uurwerk) ileri gitmek, 4 (dini) kılavuzluk etmek, dames gaan voor! önce bayanlar! -VOORGAAND: s, önceki, evvelki, geçen, de - e week önceki hafta, de - e les önceki ders, evvelki ders, het - e jaar geçen yıl, evvelki yıl -VOORGANGER: d, (-s) 1 (v,post) selef, bir görevde önceden bulunan kimse 2 (pastor enz,) imam, ayin lideri -VOORGEBERGTE: h, (- n, - s) (kaap) denize uzanan burun -VOORGELEIDEN: f, g, (geleidde voor, h, voorgeleid) (zanlıyı) mahkemeye çıkarmak/getirmek -VOORGENOEMD: s, önceden anılan, önceden bahsedilen -VOORGENOMEN: s, tasarlanmış, niyetlenilmiş -VOORGERECHT: h, (- en) ön yemek, çerez, ön yiyecek -VOORGESCHIEDENIS: d, 1 mazi, evveliyat, öncesi, 2 (prehistorie) tarihöncesi -VOORGESLACHT: h, (- en) önceki nesil, ata, cet, ecdat, ons - atalarımız -VOORGEVEL: d, (-s) ön cephe, binanın ön yüzü -VOORGEVEN: I f, g, (gaf voor, h, voorgegeven) (voonwenden) taslamak, bahane olarak ileri sürmek, II h, volgens zijn - ileri sürdüğüne göre -VOORGEVOEL: h, (- ens) önsezi, sezi -VOORGOED: z, her zaman, her zaman için, sürekli, daima, (definitief) kesin -VOORGROND: d, (- en) ön plan, zich op de - plaatsen kendini ön plana çıkarmak, op de - treden ön plana çıkmak, önemli rol oynamak, ik stel dat op de - onu ön planda tutuyorum -VOORHAMER: d, (-s) balyoz -VOORHAND: d, (- en) (v, paard) döş, ön bacaklar, op - önceden, şimdiden, öncesinden -VOORHANDEN: s, z, mevcut, elde, depoda, de - gegevens eldeki veriler -VOORHANGEN: f, g, (hing voor, h, voorgehangen) önüne asmak -VOORHANGSEL: h, (- s, - en) perde -VOORHAVEN: d, (-s) ön liman -VOORHEBBEN: f g (had voor,h, voorgehad) 1 giymiş olmak, takmış olmak, 2 (v, plan zijn) niyetinde olmak, tasarlamak, fikrinden geçirmek, 3 het goed met iemand - birinin iyiliğini istemek, weet je wie je voorhebt? kimin karşısında olduğunu biliyormusun? -VOORHEEN: z, önceleri, evvelden, vaktiyle, geçmişte -VOORHISTORISCH: s, tarihöncesi -VOORHOEDE: d, (- n, - s) mil/ask ön kol, öncü, sp, ileri oyuncu -VOORHOEDESPELER: d, (-s) sp, ileri oyuncu -VOORHOF: h, d, (...hoven) dış avlu -VOORHOOFD: h, (- en) anat, alın -VOORHOUDEN: f, g, (hield voor, h, voorgehouden) 1 önüne tutmak, 2 fig/mec iemand zijn slecht gedrag - birinin kötü davranışını yüzüne vurmak -VOORHUID: d, (- en) (v,penis) sünnet derisi, -VOORIN: z, önünde, baştarafında -VOORINGENOMEN: s, (voor) sempatili, (tegen) önyargılı, taraflı, tarafgir -VOORINTEKENING: d, (- en) önceden abone (olma) -VOORJAAR: h, (...jaren) ilkbahar, bahar -VOORJAARSBLOEM: d, (- en) ilkbahar çiçeği -VOORJAARSREGEN: d, ilkbahar yağmuru -VOORJAARSWEER: h, bahar havası -VOORKAMER: d, (-s) ön oda -VOORKANT: d, (- en) ön taraf, cephe, yüz -VOORKAUWEN: f, g, (kauwde voor, h, voorgekauwd) 1 önceden çiğnemek, 2 iemand iets - birine bir şeyi uzun uzadıya anlatmak, önüne sermek -VOORKENNIS: d, ön bilgi, zonder - bilmeden, buiten mijn - ben bilmeden, malumatım dışında, haberim olmadan -VOORKEUR: d, yeğ, tercih, aan iets de - geven bir şeyi yeğlemek, de - geven aan ... boven -(y)i ... -(y)a/e yeğlemek, üstün tutmak, bij- tercihen, recht van - rüçhan hakkı, tercih hakkı -VOORKEURSBEHANDELING: d, (- en) tercihli muamele -VOORKEURSSPELLING: d, (- en) tercihlilyeğli yazım -VOORKEURSTEM: d, (- men) tercihli/yeğli oy -VOORKIND: h, (...eren) 1 önceki evlilikten olan çocuk, 2 (voor het huwelijk) evlilik öncesi doğan çocuk -VOORKOKEN: f, g, (kookte voor, h, voorgekookt) 1 (koken) hafif pişirrnek, 2 (bekokstoven) gizlice planlamak, -VOORKOMEN: f, I g, (voorkwam,h, voorkomen) (verhinderen) önünü almak, önlemek, önüne geçmek, engellemek, - is beter dan genezen önlemek tedaviden iyidir IIf, gs, (kwam voor, is voorgekomen) 1 önüne gelmek, een taxi laten - eve taksi getirmek, 2 (naar voren komen) öne gelmek, ileri çıkmak, 3 (voor de rechter) (persoon) mahkemeye çıkmak, hakim önüne çıkmak, (v, zaak) mahkemede ele alınmak, bakılmak, 4 (gebeuren) olmak, meydana gelmek, rastlanılmak, zo iets komt meer voor bu tür şeyler çok olur, het komt vaak voor sık sık rastlanılır, 5 (lijken) gelmek, görünmek, dat komt mij vreemd voor bana garip geliyor, het laten - gibi yapmak, III h, dış görünüş, zevahir, nu krijgt de zaak een heel ander - şimdi iş bambaşka şekil alacak, -VOORKOMEND: I s, görünen, ortaya çıkan II s, z, (vriendelijk) nazik, kibar, dostane, iemand - behandelen birine nazik davranmak -VOORKOMING: d, (- en) önünü alma, ter - van önlemesi için, ter - van alle misverstanden yanlış anlamaya meydan verrnemek için, ter - van ongelukken kazaya meydan vermemek için -VOORLAATST: s, sondan evvelki, sondan ikinci, sondan bir önceki -VOORLADER: d, (-s) ağızdan dolma silah -VOORLANGS: z, ön taraftan, önden geçerek -VOORLATEN: f, g, (liet voor, h, voorgelaten) iemand - birinin öne geçmesine müsaade etmek, -VOORLEGGEN: f, g, (legde voor, h, voorgelegd) 1 önüne koymak, sunmak, arz etmek, takdim etmek, gösterrnek, iemand een plan - birine bir plan arzetmek, 2 (onder zijn oog brengen) (göz) önüne serrnek, göstermek, nazarı dikkate sunmak, iemand de feiten - gerçekleri birinin gözleri önüne sermek -VOORLEIDEN: f, g, (leidde voor, h, voorgeleid) yargıç huzuruna çıkarmak -VOORLETTER: d, (-s) baş harf, ilk harf -VOORLEZEN: f, g, (las voor, h, voorgelezen) yüksek sesle okumak, iemand een brief - birine bir mektup okumak -VOORLEZING: d, (- en) 1 yüksek sesle okuma, 2 (lezing) konferans -VOORLICHTEN: f, g, (lichtte voor, h, voorgelicht) 1 önüne ışık tutmak, 2 fig/mec bilgilendirmek, bilgi vermek, malumat vermek, aydınlatmak, ışık tutmak, iemand - birine bilgi vermek -VOORLICHTER: d, (-s) önden bilgi veren, -VOORLICHTING: d, (- en) bilgi, malumat -VOORLICHTINGSAMBTENAAR: d, (...naren, - s) bilgilendirme memuru -VOORLICHTINGSAVOND: d, (- en) bilgilendirme akşamı -VOORLICHTINGSDIENST: d, (- en) bilgilendirme işi/hizmeti -VOORLIEFDE: d, sempati, yeğ, tercih, meyil, - hebben voor -(y)a/e sempatisi olmak -VOORLIEGEN: f, g, (loog voor, h, voorgelogen) iemand iets - birine yalan söylemek -VOORLIGGEN: f, g, (lag voor, h, voorgelegen) önde olmak -VOORLIGGEND: s, mevcut (olan), hali hazırda olan -VOORLOPEN: f, gs, (liep voor, is/h, voorgelopen) 1 önden yürümek, önden gitmek, 2 (v, uurwerk) ileri gitmek, mijn horloge loopt voor saatim ileri gidiyor -VOORLOPER: d, (-s) öncü, (voorbode) haberci -VOORLOPIG: s, z, 1 (voorafgaand) geçici, eğreti, muvakkat, een - contract geçici sözleşme, - verslag geçici rapor, de - regering ara hükümet, geçici hükümet, - hechtenis geçici gözaltı, 2 şimdilik, muvakkaten, alles blijft - zo her şey şimdilik öyle duruyor -VOORMALIG: s, önceki, evvelki, de - voorzitter önceki başkan -VOORMAN: d, (- nen, ...lieden) 1 mil/ask manga başı, dizi başı, 2 (ploegbaas) ustabaşı, ekip başı -VOORMAST: d, (- en) pruva direği -VOORMELD: s, yukarıda anılan, önceden anılan -VOORMIDDAG: d, (- en) sabah, öğleden evvel, in de - öğleden önce -VOORN: voren d, (-s) zo, çarnçabalığı, tatlısu çitarisi, -VOORNAAM: d, I (...namen) ön ad, isim II s, (...namer, - st) önemli, güzide, mühim, mümtaz, een voorname familie mümtaz bir aile -VOORNAAMWOORD: h, (- en) taalk/dilb adıl, zamir -VOORNACHT: d, (- en) yatsı -VOORNAMELIJK: z, bilhassa, özellikle, başlıca, ilk planda, her şeyden evvel -VOORNEMEN: I f, (nam zich voor, h, zich voorgenomen) zich - aklına koymak, tasarlamak, niyetinde olmak, zich iets - bir şeyi kararlaştırmak, bir şeyi önüne koymak, planlamak, tasarlamak, zich iets vast - bir şeye kesin karar vemıek: II h, plan, karar, tasarı, niyet, het - hebben om - meyi kararlaştırmak, - meye niyetli olmak -VOORNOEMD: s, zie/bkz voormeld -VOORONDER: h, (-s) scheep/den baş kasırgası -VOORONDERSTELLEN: f, g, (vooronderstelde, h, voorondersteld) önceden varsaymak, önceden farzetmek -VOORONDERSTELLING: d, (- en) varsayım, van een - uitgaan bir varsayımdan hareket etmek -VOORONDERZOEK: h, (- en) hazırlık araştırması, jur/huk ön soruşturma, ilk tahkikat -VOOROORDEEL: h, (...delen) önyargı, peşin yargı, peşin kanaat, peşin hüküm, een - tegen iemand (iets) birine (bir şeye) karşı önyargılı olmak, dat is een - bu bir önyargıdır -VOOROORLOGS: s, savaş öncesi, harp evveline ait -VOOROP: z, önünde, başta -VOOROPLEIDING: d, (- en) hazırlık eğitimi -VOOROPLOPEN: f, gs, (liep voorop, h/is vooropgelopen) önde gitmek, başta gitmek -VOOROPSTELLEN: f, g, (stelde voorop, h, vooropgesteld) başa almak, öne almak/koymak -VOOROPZETTEN: f, g, (zette voorop, h, vooropgezet) önceden belirlemek/kararlaştırmak -VOOROUDERS: d, mv/çoğ atalar, dedeler -VOOROUDERLIJK: s, atalara ait -VOOROVER: z, yüzüstü, yüzükoyun, öne, met het hoofd - vallen yüzükoyun düşmek -VOOROVERLIGGEND: s, yüzüstü yatmış, yüzükoyun uzanan -VOORPAGINA: d, (-s) baş sayfa, ön sayfa, ilk sahife -VOORPAGINANIEUWS: h, baş sayfa haberi -VOORPLECHT: d, (- en) scheep/den baş kasarası -VOORPLEIN: h, (- en) ön avlu -VOORPOOT: d, (...poten) ön bacak, ön ayak -VOORPORTAAL: h, (...talen) hol, dehliz -VOORPOST: d, (- en) ileri karakol -VOORPROEFJE: h, (-s) ilk tecrübe, ilk deneyim -VOORPROGRAMMA: h, (-s) film/sin parça -VOORRAAD: d, (...raden) 1 erzak, (handelsgoederen) mal mevcudu, depodaki mal, yedek mal, aardappels in - hebben depoda patatesi olmak, in - depoda, erzakta, uit - depodan, zo lang de - strekt yettiği kadar, depo bitene kadar, mal tükenene kadar, 2 bij - zie/bkz voorbaat -VOORRAADKAMER: d, (-s) depo, ambar, kiler, erzak odası -VOORRAADKELDER: d, (-s) erzak bodrumu, kiler -VOORRAADSCHUUR: d, (...schuren) 1 depo, kiler, ambar, 2 fig/mec tahıl ambarı -VOORRADIG: s, elde, mevcut, depoda, ambarda, yararlanılabilir, niet meer - bitmiş, tükenmiş -VOORRANG: d, öncelik, üstlülük, yeğlik, de - hebben önceliği olmak, iemand - verlenen birine öncelik tanımak, öncelik vermek, iemand - geven birine öncelik vermek, birine yol vermek -VOORRANGSWEG: d, (- en) anayol, öncelikli yol -VOORRECHT: h, (- en) ayrıcalık, imtiyaz, (gunst) avantaj -VOORREKENEN: f, g, (rekende voor, h, voorgerekend) önünde hesaplamak, iemand iets - birine bir şeyi hesaplayıp göstermek -VOORRIJDEN: f, gs, (reed voor, h/is voorgereden) 1 arabayla kapıya gelmek, 2 (voorop rijden) önde sürmek -VOORRONDE: d, (-n) ön tur, hazırlık turu/devresi -VOORRUIT: d, (- en) ön cam, araba ön camı -VOORSCHIETEN: f, g, (schoot voor, h, voorgeschoten) avans vermek -VOORSCHIJN: te - komen meydana çıkmak, peydahlanmak, te - brengen gün ışığına çıkarmak, meydana çıkarmak -VOORSCHOOT: d, h, (...schoten) önlük, göğüslük -VOORSCHOT: h, (- ten) avans, öndelik, - geven avans vermek, - nemen avans almak, een - van 250 gld, ikyüzelli guldenlik öndelik avans, -VOORSCHOTELEN: f, g, (schotelde voor, h, voorgeschoteld) (opdissen) anlatmak, hikaye etmek -VOORSCHRIFT: h, (- en) 1 talimat, op - van - nin talimatı üzerine, 2 yönetmelik, mevzuat, yönerge, algemene - n voor gemeenten belediye yönetmelikleri, volgens - yönetmeliğe göre, yönetmelik gereğince, 3 (regel) kural, kaide, 4 (v, doktor) talimat, tavsiye -VOORSCHRIJVEN: f, g, (schreef voor, h, voorgeschreven) 1 yazıp göstermek, 2 fig/mec (v, doktor) reçete yazmak -VOORSHANDS: z, şimdilik -VOORSNIJDEN: f, g, (sneed voor, h, voorgesneden) (vlees enz,) kesip hazırlamak, kesip parçalamak -VOORSNIJMES: h, (- sen) et kesme bıçağı, et bıçağı -VOORSORTEREN: f, gs, (sorteerde voor, h, voorgesorteerd) (in het verkeer) doğru hatta girmek, doğru çizgiye girmek, -VOORSPAN: h, (- nen) ön koşum atı -VOORSPANNEN: f, g, (spande voor, h, voorgespannen) önüne koşmak, zich ergens - bir şeyi yüklenmek -VOORSPEL: h, (- en) 1 muz/müz taksim, peşrev, üvertür, 2 thea/tiy prolog, önanlatim, 3 (begin) başlangıç -VOORSPELBAAR: s, önceden kestirilir, önceden tahmin edilir -VOORSPELEN: f, g, (speelde voor, h, voorgespeeld) 1 önünde oynamak, önünde çalmak, 2 (eerst spelen) önce oynamak, ilk oynamak, 3 (tot voorbeeld spelen) oynayıp göstermek, -VOORSPELLEN: f, I g, (spelde voor, h, voorgespeld) hecelemek, hece hece söylemek, een woord- sözcüğü hecelemek II f, g, (voorspelde, h voorspeld) 1 önceden bildirmek, kehanette bulunmak, gaipten haber vermek, 2 (zijn mening geven over) kestirmek, önceden görmek, tahmin etmek, 3 (doen verwachten) umut vermek, dat voorspelt weinig goeds az ümit veriyor -VOORSPELLER: d, (-s) kâhin, kehânetçi -VOORSPELLING: d, (- en) kehanet -VOORSPIEGELEN: f, g, (spiegelde voor, h, voorgespiegeld) iemand iets - birine bir şeyi gelecek hayali olarak göstermek, birine hayli bir şey vaat etmek -VOORSPOED: d, (succes) başarı, (welvaart) refah, - en tegenspoed hayatın iniş ve çıkışları -VOORSPOEDIG: s, z, başarılı, şanslı -VOORSPRAAK: d, 1 destekleme, savunma, (aanbeveling) tavsiye, salık verme, 2 (...spraken) (persoon) savunucu -VOORSPREKEN: f, g, (sprak voor, h, voorgesproken) 1 önünde soylemek, 2 (verdedigen) iemand - birini müdafaa etmek, birini savunmak, birinin yararına konuşmak -VOORSPRONG: d, (- en) hamle farkı, avantaj -VOORSTAAN: f, (stond voor, h, voorgestaan) I g (verdedigen) savunmak, desteklemek, müdafaa etmek, arkalamak, iemands belangen - birinin çıkarlarını savunmak, II gs, 1 (heugen) anımsamak, göz önünde durmak, het staat mij nog levendig voor hâlâ gözümün önünde canlı bir şekilde duruyor, 2 önde olmak, önde durmak een taxi staat voor het huis taksi evin önünde duruyor, 3 zich op iets laten - bir şeyle iftihar etmek, bir şeyden gurur payı çıkarmak -VOORSTAD: d, (...steden) (buitenwijk) dış mahalle, varoş, kenar mahalle, -VOORSTANDER: d, (-s) destekçi, müdafaacı, savunucu, koruyucu, (voorvechter) mücahit, militan -VOORSTE: s, en önde olan, ilk olan -VOORSTEL: h, (- len) 1 öneri, teklif, een - aannemen bir öneriyi kabul etmek, een - doen teklif yapmak, öneride bulunmak, een - indienen öneri sunmak, op - van - nin önerisi üzerine, een - behandelen teklifi ele almak, 2 (v, wagen) arabanın önü -VOORSTELLEN: f,g, (stelde voor, h, voorgesteld) 1 (ter kennismaking) tanıştırmak, mensen aan elkaar - insanları tanıştırmak, iemand aan zijn familie - birini ailesine tanıştırmak, zich - kendini tanıtmak, takdim etmek, mag ik me even -? mijn naam is ... tanışalım, adım ... mag ik u meneer x -? müsadenizle size bay xi tanıştırayım, 2 thea/tiy (op toneel) canlandırmak, canlandırmak, sembolize etmek, iemand/iets - birini/bir şeyi sembolize etmek, 3 (een voorstel doen) önermek, teklif etmek, hij stelde voor naar Turkije te gaan Türkiyeye gitmeyi önerdi, iemand iets - birine bir şey önermek, bir şeyi öneri olarak sunmak, 4 zich iets - bir şeyi bir şeyi tasavvur etmek, bir şeyi gözünde canlandırmak, kestirmek, 5 dat stelt niets voor! bir değeri yok! beş para etmez! 6 zich (van plan zijn) niyetinde olmak, planlamak, ik stel me voor om twee uur te vertrekken saat ikide hareket etme niyetindeyim, -VOORSTELLER: d, (-s) öneri sahibi, teklif sahibi voorstelling d, (- en) 1 (vertoning) gösteri, temsil, 2 (denkbeeld) psych/psik tasavvur, tahayyül, hayal, ik kan me er geen van maken hoe het gebeurde nasıl olduğunu tahayyül edemem, 3 (introductie) takdim, tanıştırma, tanışma, -VOORSTELLINGSVERMOGEN: h, hayal gücü, tahayyül gücü -VOORSTEMMEN: f, gs, (stemde voor, h, voorgestemd) lehine oy vermek -VOORSTEMMER: d, (-s) lehte oy veren kimse -VOORSTEVEN: d, (-s) scheep/den geminin baş bodoslaması -VOORSTUDIE: d, (-s) ön çalışma -VOORSTUK: h (- ken) 1 ön kısım, 2 thea/tiy ön oyun -VOORT: I z, (verder) ileriye, enzo- vesaire, ve benzerleri, II ünl, -! defol! git! kaybol! -VOORTAAN: z, bundan böyle, ileride -VOORTAND: d, (- en) ön diş -VOORTBESTAAN: I f, gs, (bestond voort, h, voortbestaan) yaşamak, hayatta kalmak, baki kalmak, varlığını sürdürmek, sürüp gitmek, II h, yaşam -VOORTBEWEGEN: f, g, (bewoog voort, h voortbewogen) ileriye doğru hareket etmek, yerinden oynatmak, yerinden kımıldatmak, zich - yerinden oynamak, ileriye kımıldamak, ileri gitmek, ilerlemek -VOORTBEWEGING: d, (- en) ileri hareket -VOORTBRENGEN: f, g, (bracht voort, h, voortgebracht) üretmek, yetiştirmek, meydana getirmek, doğurmak, kinderen - çocuk doğurmak, -VOORTBRENGER: d, (-s) yapan, üreten, yetiştiren -VOORTBRENGING: d, üretim -VOORTBRENGSEL: h, (- s, - en) ürün -VOORTDRIJVEN: f, I g, (dreef voort, h, voortgedreven) 1 ileri sürmek, 2 (aanzetten) teşvik etmek, II gs, (- -, is -) ileri sürüklenmek -VOORTDUREN: f, gs, (duurde voort, h, voortgeduurd) sürmek, kalmak, devam etmek, sürüp gitmek -VOORTDUREND: s, z, devamlı, sürekli, mütemadiyen, daimi, durmayan, süre gelen, -VOORTDUWEN: f, g, (duwde voort, h, voortgeduwd) öne itmek -VOORTEKEN: h, (- s, - en) belirti, araz, alâmet, de - en van een ziekte hastalık belirtileri, een goed/slecht - iyiye/kötüye alamet -VOORTGAAN: f, gs, (ging voort, is voortgegaan) devam etmek, ileri gitmek, (spreken) konuşmaya devam etmek -VOORTGANG: d, (- en) ilerleyiş, gidiş, gelişim, het zal geen - hebben artık askıda kalamaz -VOORTGEZET: s, - onderwijs ortaöğretim -VOORTIJDIG: s, z, erken olan, erken, vakitsiz -VOORTKOMEN: f, gs, (kwam voort, is voortgekomen) - uit - dan/den kaynaklanmak, - dan/den gelmek, - dan/den olmak, - dan/den ileri gelmek -VOORTLEVEN: f, gs, (leefde voort, h, voortgeleefd) yaşamını sürdürmek, yaşamaya devam etmek -VOORTMAKEN: f, gs, (maakte voort, h, voortgemaakt) met - da/de acele etmek, ivmek, - met zijn werk işinde acele etmek, bir şeyi aceleye getirmek, -VOORTPLANTEN: f, g, (plantte voort, h, voortgeplant) 1 (vermeerderen) çoğaltmak, üretip çoğaltmak, 2 (verspreiden) yaymak, zich - yayılmak -VOORTPLANTING: d, 1 yayılma, yayılış, 2 döllenme, üreme -VOORTREFFELIJK: s, z, kusursuz, harika, fevkalade, seçkin -VOORTREKKEN: f, g, (trok voor, h, voorgetrokken) iemand - birini üstün tutmak, yeğlemek, kayırmak -VOORTREKKER: d, (-s) fig/mec çığır açan, öncü -VOORTS: z, ayrıca, üstelik, dahası, daha sonra -VOORTSCHRIJDEN: f, gs, (schreed voort, is voortgeschreden) ilerlemek, gelişmek, (v, tijd) geçmek -VOORTSLEPEN: f, g, (sleepte voort, h, voortgegesleept) sürükleyip götürmek, sürüklemek, zijn leven - sürünmek, sürünerek yaşamak -VOORTSLEUREN: f, g, (sleurde voort, h, voortgesleurd) zie/bkz voortslepen -VOORTSPOEDEN: f, (spoedde zich voort, h, zich voortgespoed) zich - acele etmek, ivmek, aceleyle gitmek -VOORTSPRUITEN: f, gs, (sproot voort, is voortgesproten) - uit - dan/den gelmek, fig/mec - dan/den kaynaklanmak, - dan/den türemek -VOORTSTUWEN: f, g, (stuwde voort, h, voortgestuwd) ileri gitmek, ileri sürmek -VOORTVAREND: s, z, gayretli, enerjik -VOORTVARENDHEID: d, gayret -VOORTVLOEIEN: f, gs, (vloeide voort, is voortgevloeid) - uit - dan/den doğmak, husule gelmek, ileri gelmek, olmak -VOORTVLUCHTIG: s, firari, kaçak, -VOORTWOEKEREN: f, gs, (woekerde voort, h/is voortgewoekerd) sürekli yayılmak, yayılım göstermek -VOORTZEGGEN: f, g, (zei voort, h, voortgezegd) yaymak, söylemek, zegt het voort istediğine söyle, -VOORTZETTEN: f, g, (zette voort, h, voortgezet) devam etmek, sürdürmek, yürütmek, voortgezet onderwijs zie/bkz voortgezet -VOORTZETTING: d, (- en) devam -VOORUIT: z, 1 (naar voren) ileri, ileriye, ileriye doğru, öne, 2 (van tevoren) önceden, baştan, ilkin, şimdiye kadar, evvelden, -! haydi! çabuk! - maar! haydi bakalım! buyur bakalım! haydi öyleyse! -VOORUITBEPALEN: f, g, (bepaalde vooruit, h, vooruitbepaald) önceden belirlemek -VOORUITBESTELLEN: f, g, (bestelde vooruit, h, vooruitbesteld) önceden ısmarlamak, önceden sipariş etmek -VOORUITBESTELLING: d, (- en) önceden sipariş -VOORUITBETALEN: f, g, (betaalde vooruit, h, vooruitbetaald) önceden ödemek, peşin ödemek -VOORUITBLIK: d, (- ken) gelecek program özeti/parçası -VOORUITGAAN: f, gs, (ging vooruit, is vooruitgegaan) 1 önünde gitmek, önde gitmek, 2 (vroeger gaan) önceden gitmek, 3 (beter worden) iyileşmek, düzelmek, kendine gelmek, toparlanmak, de zieke gaat vooruit hasta toparlanıyor, 4 (in bloei toenemen) gelişmek, gelişim göstermek -VOORUITGANG: d, düzelme, gelişme, ilerleme, (v, ziekte) düzelme, iyileşme, toparlanma -VOORUITHELPEN: f, g, (hielp vooruit, h, vooruitgeholpen) ilerlemesine yardım etmek, ilerlemesine yardımı dokunmak -VOORUITKIJKEN: f, gs, (keek vooruit, h, vooruitgekeken) ilerisini/geleceği görmek, je moet - fig/mec ilerisini görmelisin -VOORUITKOMEN: f, gs, (kwam vooruit, is vooruitgekomen) (vordering maken) ilerlemek, terfi etmek, yükselmek -VOORUITLOPEN: f, gs, (liep vooruit, is vooruitgelopen) 1 önünde yürümek, önde gitmek, 2 - op erken davranmak, op de gebeurtenissen - olaylardan erken davranmak -VOORUITSCHUIVEN: f, g, (schoof vooruit, h, vooruitgeschoven) öne kaydırmak/almak -VOORUITSTEKEN: f, gs, (stak vooruit, is vooruitgestoken) öne çıkmak, ileri sarkmak -VOORUITSTREVEND: s, ilerici, yenilikçi, terakkiperver -VOORUITZETTEN: f, g, (zette vooruit, h, vooruitgezet) (saat) ileri almak -VOORUITZICHT: h, (- en) gelecek beklentisi, gelecek umudu, (perspectief) perspektif, goede - en hebben iyi gelecek umutları olmak, iemand iets in het - stellen birine bir şeyde ümit vermek, birine bir şey vaat etmek, -VOORUITZIEN: f, g, (zag vooruit, h, vooruitgezien) önceden kestirmek, önceden tahmin etmek, ilerisini görmek -VOORUITZIEND: s, ilerisini gören, uzağı gören -VOORVADER: d, (- s, - en) ata, cet -VOORVADERLIJK: s, dedeye ait, eski -VOORVAL: h, (- len) olay, hadise, vaka -VOORVALLEN: f, gs, (viel voor, is voorgevallen) olmak, vuku bulmak, zuhur etmek -VOORVECHTER: d, (-s) öncü, mücadeleci -VOORVERKOOP: d, önceden satış -VOORVERKOPEN: f, g, (h, voorverkocht) önceden satmak -VOORVERWARMEN: f, g, (verwarmde voor, h, voorverwarmd) önceden ısıtmak -VOORVOEGEN: f, g, (voegde voor, h, voorgevoegd) önüne eklemek, öne eklemek -VOORVOEGSEL: h, (-s) örnek -VOORVOET: d, (- en) ön ayak -VOORVORK: d, (- en) bisiklet ön çatalı -VOORWAAR: z, gerçekten, doğrusu, sahiden -VOORWAARDE: d, (-n) koşul, şart, kayıt, - n stellen şartkoşmak, onder/op - dat ... şu şartla ki, onder de bestaande - n var olan koşullar altında, onder geen enkele - hiçbir koşul altında, onder zekere - n belli koşullar altında, op deze - bu koşulla, bu koşula bağlı olarak -VOORWAARDELIJK: s, z, şartlı, koşullu, koşula bağlı, kayıt altında, - e veroordeling cezanın tecili, - e invrijheidstelling şartlı serbestlik, taalk/dilb - e wijs şart kipi, -VOORWAARDENSCHEPPEND: s,olumlu/pozitif koşullar yaratılmasına yönelik -VOORWAARTS: s, z, ileri, ileriye doğru, öne -VOORWAS: d, ön yıkama -VOORWENDEN: f, g, (wendde voor, h, voorgewend) bahane ileri sürmek, mazeret olarak ileri sürmek, bahane etmek -VOORWENDSEL: h, (- s, - en) bahane, mazeret -VOORWERELDLIJK: s, tarihöncesine ait, prehistorik -VOORWERP: h, (- en) 1 şey, madde, obje, konu, het- van onderzoek araştırmanın konusu, gevonden - en bulunmuş eşyalar, bulunmuş şeyler, 2 taalk,/dilb, nesne, lijdend - dolaysız nesne, meewerkend - dolaylı nesne -VOORWERPEN: f, g, (wierp voor, h, voorgeworpen) 1 önüne atmak, 2 (tegenwerpen) başına kakmak, yüzüne vurmak -VOORWIEL: h, (- en) ön teker, -VOORWIELAANDRIJVING: d, önden çekiş sistemi -VOORWOORD: h, (- en) önsöz -VOORZAAL: d, (...zalen) giriş, antre, bekleme salonu -VOORZAAT: d, (...zaten) ata, ced, dede, -VOORZEGGEN: f, I g, (zei/zegde voor, h, voorgezegd) yüksek sesle söylemek, (influisteren) fısıldamak II f, g, (voorzei/voorzegde, h, voorzegd) kehanette bulunmak, önceden söylemek -VOORZEGGER: d, (-s) kahin -VOORZEKER: z, kesinlikle, kati olarak, elbette, şüphesiz -VOORZET: d, (- ten) 1 schaak/satr ilk hamle, 2 sp, ileri pas, -VOORZETSEL: h, (-s) taalk/dilb edat -VOORZETTEN: f, g, (zette voor, h, voorgezet) 1 öne koymak, ileri koymak, 2 (uurwerk) ileri almak, ileri kurmak, 3 sp, ortalamak -VOORZICHTIG: s, z, dikkatli, tedbirli, ihtiyatlı, itinalı, temkinli, -! dikkat et! - zijn dikkatli olmak -VOORZICHTIGHEID: d, dikkat, tedbirlilik, ihtiyat, - is de moeder van de porseleinkast dikkat önlemin yansıdır, hassas şeylerde dikkat/özen gerekir -VOORZICHTIGHEIDSMAATREGEL: d, (- en) ihtiyati tedbir -VOORZIEN: f, (voorzag, h, voorzien) I g, 1 önceden görmek, önceden kestirmek, tahmin etmek, olacağını görmek, ik heb dat ongeluk - o kazayı önceden tahmin ettim, het was te - beklenmeliydi, olacağı belliydi, 2 - van (met) sağlamak, tedarik etmek, karşılamak, het schip van levensmiddelen - gemiye yiyecek sağlamak, iemand van geld - birine para sağlamak, zich van het nodige - ihtiyacını karşılamak, II gs, 1 (verhelpen) - in karşılamak, gidermek, yerine getirmek, tamamlamak, in de behoefte van zijn jamilie - ailesinin geçimini sağlamak, in een gebrek - bir eksiği gidermek, in de vacature is - kadro dolduruldu, kadro tamamlandı, deze bibliotheek is goed - bu kütüphane çok zengin, 2 (regelen) öngörmek, derpiş etmek, het contract heeft in dit geval niet - sözleşmede bu durum öngörülmemiştir, 3 het op iemand - hebben birinin canına kastetmek, het niet op iemand (iets) - hebben birini (bir şeyi) gözü tutmamak, -VOORZIENIGHEID: d, kayra, lütuf, -VOORZIENING: d, 1 tedarik, sağlama, temin, ikmal, iaşe, - in een vacature kadroyu doldurma, 2 (- en) imkan, kolaylık, yardım, destek, de sociale - en sosyal yardımlar, sosyal kolaylıklar, sanitaire - en sıhhi kolaylıklar, sıhhi tedbirler, - en treffen tedbir almak, hazırlık yapmak -VOORZIJDE: d, (-n) ön cephe, ön yüz -VOORZINGEN: f, g, (zong voor, h, voorgezongen) 1 (göstermek için) şarkı söylemek, (örnek olarak) şarkı okumak, iemand - birine şarkı okumak -VOORZITTEN: f, (zat voor, h, voorgezeten) I gs, öne oturmak, ilk yeri almak, başa oturmak, başa kurulmak, II g, idare etmek, yönetmek, başkanlık etmek, een vergadering - toplantıya başkanlık etmek -VOORZITSTER: d, (bayan) başkan, reis -VOORZITTER: d, (-s) (erkek) başkan, reis -VOORZITTERSCHAP: h, (- pen) başkanlık, reislik, onder van - nin başkanlığında -VOORZOMER: d, (-s) ilk yaz -VOORZORG: d, (- en) ihtiyat, uit - ihtiyaten -VOORZORGSMAATREGEL: d, (- en) ihtiyat tedbiri, sakınma önlemleri -VOOS: s, (vozer, - t) suyunu çekmiş, sünger gibi, kuru, meşin gibi, fig/mec (bedorven) çürük, bozuk, sağlıksız, -VORDEREN: f, I gs, (vorderde, is gevorderd) gelişmek, gelişim göstermek, ilerlemek, başarılı gitmek, de zaak vordert goed iş iyi gelişiyor, hij is met zijn werk goed gevorderd iyi ilerledi, op gevorderde leeftijd ilerlemiş yaşta II f, g, (vorderde, h, gevorderd) (eisen) istemek, talep etmek, geld- para istemek, veel tijd- çok zaman gerektirmek -VORDERING: d, (- en) 1 ilerleme, gelişme, ilerleyiş, - en maken ilerleme yapmak, 2 (eis) talep, istek -VOREN: z, naar - öne, önüne, ön tarafa, te - zie/bkz tevoren, naar- komen a) öne çıkmak, b) (aan het licht komen) gün ışığına çıkmak, ortaya çıkmak, açığa kavuşmak, iets naar - brengen ileri sürmek, bir konuşmada gündeme getirmek, dile getirmek, bir şeye dikkat çekmek, -VORENSTAAND: s, yukarıdaki, önceki, yukarıda bahsedilen -VORIG: s, 1 (vroeger) önceki, geçen, evvelki, evvelsi, een - e voorzitter önceki başkan, - e bladzijde önceki sayfa, de - e week geçen hafta, evvelsi hafta, het - e jaar geçen yıl, evvelki yıl, önceki yıl, de - e maand geçen ay -VORK: d, (- en) çatal, weten hoe de - in de steel zit işin girdisini çıktısını bilmek -VORKHEFTRUCK: d, (-s) tablalı istif arabası -VORM: d, (- en) 1 (uiterlijke gedaante) şekil, biçim, yapı, in boek - kitap halinde, bestuurs- yönetim biçimi, iets - geven bir şeye şekil vermek, 2 taalk/dilb çatı, 3 sp, form, in - zijn formunda olmak, niet in - zijn formunda/dinç olmamak, 4 dat is maar voor de - sadece formalite, iemand iets voor de - vragen birine bir şeyi formalite icabı sormak, voor de - adet yerini bulsun diye, 5 (patroon) model, şekil, kalıp, patron -VORMELIJK: s, z, resmi, iemand - ontvangen birini resmice kabul etmek -VORMELOOS: s, z, şekilsiz, biçimsiz -VORMEN: f, g, (vormde, h, gevormd) 1 (vorm geven) şekil vermek, biçimlendirmek, biçim vermek, şekle sokmak, 2 (samenstellen) oluşturmak, tertip etmek, düzenlemek, teşkil etmek,oluşturmak, yapmak, meydana getirmek, 3 (opvoeden) yetiştirmek, eğitmek, biçimlendirmek -VORMEND: s, eğitici, - e waarde eğitim değeri, eğiticilik değeri -VORMGEVING: d, şekil, biçim, şekil verme -VORMING: d, (- en) oluşum, gelişim, teşkil, teşekkül, de esthetische - estetik gelişim, (opleiding) eğitim, talim ve terbiye, -VORMLEER: d, taalk/dilb morfoloji, yapıbilim -VORMLOOS: s, z, biçimsiz, şekilsiz -VORMVERANDERING: d, (- en) başkalaşım -VORSEN: f, gs, (vorste, h, gevorst) araştırmak, soruşturmak, -VORST: I d, (- en) çatı sırtı, mahya II d, (vriezen) don III d, (- en) prens, bey, de - der duisternis şeytan -VORSTELIJK: s, z, prense ait, krala ait, krallara layık, kral gibi, - leven kral gibi yaşamak -VORSTENDOM:h, (- en) prenslik, hanedanlık, prenslik bölgesi, beylik -VORSTENHUIS: h, (...huizen) hanedan sarayı -VORSTGRENS: d, (...grenzen) donma sınırı, -VORSTIN: d, (- nen) prenses -VORSTPAN: d, (- nen) mahya kiremidi, çatı sırtı kiremidi -VOS: d, (- sen) 1 tilki, de - verliest wel zijn haren, maar niet zijn streken can çıkar huy çıkmaz, een oude - eski tilki, eski kulağı kesik, bir işin emektarı, zo sluw als een - tilki gibi (kumaz), 2 (bont) tilki kürkü, 3 (paard) doru at -VOSSENBONT: h, (- en) tilki kürkü -VOSSENHOL: h, (- en) tilki deliği -VOSSENJACHT: d, (- en) tilki avı -VOSSENVAL: d, (- len) tilki kapanı, tilki tuzagı -VOSSENVEL: h, (- len) tilki derisi -VOTEREN: f, g, (voteerde, h, gevoteerd) oylamak, oy vermek, een bedrag voor iets - bir şeye bir miktar kabul ve tasdik etmek -VOTIEF: s, adak türünden -VOTIEFKAARS: d, (- en) adak mumu -VOTUM: h, (vota, - s) oy, een - van vertrouwen güvenoyu, een - van wantrouwen güvensizlik oyu -VOUW: d, (- en) kıvrım, büküntü, büklüm, kırışık -VOUWBAAR: s, kıvrılır, katlanır, bükülür, -VOUWBEEN: h, (...benen) kağıt bıçagı -VOUWEN: f, g, (vouwde, h, gevouwen) bükmek, katlamak, kıvırmak, kırmalamak, büzmek, in vieren - dörde katlamak -VOUWFIETS: d, (- en) katlanır bisiklet -VOUWMACHINE: d, (-s) katlama makinası, bükme makinası, kıvırma makinası -VOUWSTOEL: d, (- en) katlanır sandalye -VOUWTAFEL: d, (-s) portatif/katlanır masa, -VOYEUR: d, (-s) röntgenci, dikizci, -V.P.R.O afk/kıs Vrijzinnig Protestantse Radio Omroep Liberal Protestan Radyo ve Televizyon Kurumu -VRAAG: d, (vragen) 1 soru, sual, iemand een - stellen birine soru sormak, vragen en antwoorden sorular ve yanıtlar, 2 (kwestie) sorun, mesele, problem, het is (nog) de - henüz belli degil, henüz şüpheli, dat is de - sorun bu, voor jou een -, voor mij een weet biliyorum ama sana söylemeyecegim, 3 hand/tic talep, istem, ragbet, - en aanbod arz ve talep, sunu ve istem, er is veel - naar dit artikel bu mala çok talep var -VRAAGBAAK: d, (...baken) fig/mec (persoon) dert babası -VRAAGGESPREK: h, (- ken) görüşme, röportaj, mülakat -VRAAGPRIJS: d, (...prijzen) istenen/sorulan fiyat -VRAAGSTELLING: d, soru sorma -VRAAGSTUK: h, (- ken) 1 problem, mesele, 2 wisk/mat soru, problem, een - oplossen problemi çözmek -VRAAGTEKEN: h, (-s) soru işareti, een - plaatsen/zetten soru işareti koymak -VRAAGWOORD: h, (- en) soru sözcügü, soru kelimesi -VRAAGZIN: d, (- nen) soru tümcesi, soru cümlesi -VRAAT: d, (vraten) (gulzigaard) obur, pisbogaz -VRAATZUCHT: d, oburluk, pisbogazlık, boğaz düşkünlügü -VRAATZUCHTIG: s, obur, açgözlü, pisbogaz, doymak bilmez -VRACHT: d, (- en) 1 yük, kargo, 2 (menigte) yıgın, 3 (vrachtloon) taşıma ücreti, yük ücreti, nakliye bedeli, scheep/den navlun, -VRACHTAUTO: d, (-s) kamyon -VRACHTBOOT: d, (...boten) yük vapuru şilep, -VRACHTBRIEF: d, (...brieven) nakliye bedeli, scheep/den konşimento -VRACHTGOED: h, (...eren) nakil eşyası -VRACHTLIJST: d, (- en) yük listesi, yük beyannamesi -VRACHTLOON: h, (...lonen) nakliye ücreti -VRACHTPRIJS: d, (...prijzen) nakliye fiyatı, nakliye bedeli -VRACHTRIJDER: d, (-s) nakliyeci, taşımacı -VRACHTSCHIP: h, (...schepen) yük gemisi -VRACHTTARIEF: h, (...rieven) yük tarifesi, nakliye tarifesi -VRACHTVAARDER: d, (-s) (schip) nakliye gemisi -VRACHTVERKEER: h, 1 taşımacılık/nakliyat trafigi, 2 (verkeer v, vrachtautos) kamyon trafigi, nakliye trafigi -VRACHTVLIEGTUIG: h, (- en) nakliye uçagı, kargo uçagı -VRACHTWAGEN: d, (-s) kamyon -VRAGEN: f, g, (vroeg, h, gevraagd) 1 sormak, danışmak, iemand de weg - birine yolu sormak, 2 (eisen) istemek, talep etmek, hoeveel vraagt hij ervoor? ona ne kadar istiyor? (om) een aalmoes - sadaka istemek, wij - een typiste daktilocu arıyoruz, iemand iets - a) birinden bir şey istemek, b) (om te weten) birine bir şey sormak, dit artikel wordt veel gevraagd bu mal çok aranıyor, bu mal çok talep görüyor, 3 (nodigen) davet etmek, çagırmak, iemand op een feest - birini bir eğlentiye çagırmak, iemand te eten - birini yemege davet etmek, 4 een meisje - bir kıza evlilik teklif etmek, daar vraag ik niet naar aldırmıyorum, urnrumda değil -VRAGENBOEK: h, (- en) soru kitabı -VRAGENDERWIJS: vragenderwijze z, soru biçiminde -VRAGENFORMULIER: h, (- en) soru formu -VRAGENLIJST: d, (- en) soru listesi, soru kagıdı -VREDE: d, (-s) 1 barış, sulh, in - leven met ile barış içinde yaşamak, 2 (vredesverdrag) barış antlaşması, - sluiten barış antlaşması yapmak, 3 (rust) huzur, rahat -VREDEBREUK: d, (- en) barış ihlali -VREDELIEVEND: s, z, barışsever, barış yanlısı -VREDESBEWEGING: d, (- en) barış hareketi -VREDESCONFERENTIE: d, (-s) barış konferansı -VREDESDUIF: d, barış güvercini -VREDESGEZIND: s, barış egilimli, barış yanlısı -VREDESMACHT: d, mil/ask barış gücü -VREDESNAAM: in -! Allah aşkına! -VREDESONDERHANDELING: d, (- en) barış görüşmesi, barış müzakeresi -VREDESPRIJS: d, (...prijzen) barış ödülü -VREDESSTERKTE: d, mil/ask barış gücü -VREDESTICHTER: d, (-s) barış getiren kimse -VREDESTIJD: d, barış zamanı -VREDESVERDRAG: h, (- en) barış antlaşması, sulh antlaşması -VREDESVOORSTEL: h, (- len) barış önerisi, barış teklifi, sulh teklifi -VREDESVOORWAARDEN: d, mv/çog barış koşulları, sulh şartları -VREDESTEKEN: h, (-s) barış sembolü, zeytin dalı -VREDEVLAG: d, (- gen) beyaz bayrak -VREDIG: s, z, sakin, huzurlu, rahat, huzur verici, huzur içinde -VREEDZAAM: s, z, (...zamer, - st) 1 sakin ve huzurlu, 2 (in vrede) barış içinde, (vrede brengend) barış getirici, barışa yönelik -VREEMD: s, z, 1 (buitenlands) yabancı, ecnebi, - e talen yabancı diller, het onderwijs in - e talen yabancı dille egitim, - e landen yabancı ülkeler, ik ben hier - buranın yabancısıyım, - geld yabancı para, döviz, - woord yabancı sözcük, 2 (raar) garip, tuhaf, acayip, dat komt mij - voor bana tuhaf geliyor, het is mij- bana garip geliyor, een - e smaak garip bir tat, er - uitzien acayip görünmek, 3 (niet bekend) hij is me - onu tanımıyorum, alle vrees is hem - korku nedir bilmez, 4 - zijnaan iets bir şeyin yabancısı olmak, bir şeyle ilgisi olmamak -VREEMDE: d, 1 (-n) (vreemdeling) yabancı, (niet familielid) yabancı, el, 2 h, in den - yabancı ellerde, gurbette -VREEMDELING: d, (- en) (erkek) yabancı, ecnebi -VREEMDELINGENDIENST: d, (- en) yabancılar polisi dairesi -VREEMDELINGENHAAT: d, yabancı nefreti -VREEMDELINGENPOLITIE: d, yabancılar polisi -VREEMDELINGENVERKEER: h, yabancılar trafigi, turizm -VREEMDELINGENWET: d, yabancılar yasası -VREEMDSOORTIG: s, yabancıl, egzotik, -VREES: d, (vrezen) korku, iemand - aanjagen birini korkutmak, zonder - korkusuz, uit - korkudan, hoogte- yükseklik korkusu, water- su korkusu -VREESAANJAGEND: s, korkutucu, ürkütücü, korkunç -VREESWEKKEND: s, korkutucu, ürkütücü, korkunç, korku veren -VREETZAK: d, (- ken) obur, açgözlü -VREK: d, (- ken) cimri, pinti, elisıkı, hasis kimse, kirli çıkı -VREKKIG: s, z, cimri, pinti, hasis, elisıkı -VRESELIJK: s, z, (angstig) korkutucu, ürkütücü, (erg) korkunç, dehşetli, felaket, feci, müthiş, - slecht rezalet, berbat, çok kötü, son derece kötü -VRETEN: I f, g, (vrat, h, gevreten) 1 (v, mensen, eten) çok yemek, tıkınmak, yutmak, oburca atıştırmak, (verbruiken) çok tüketmek, 2 (v, verdriet) kemirmek, için için yemek, II h, (voer voor dieren) yem -VRETER: d, (-s) obur, açgözlü -VREUGDE: vreugd d, (vreugden) sevinç, neşe, haz, zevk, - scheppen in het leven hayatın tadını çıkarmak, yaşamdan zevk almak -VREUGDEDANS: d, (- en) sevinç dansı -VREUGDELOOS: s, z, neşesiz, sevinçsiz, -VREUGDETRAAN: d, (...tranen) sevinç gözyaşı -VREUGDEVOL: s, neşe dolu, sevinç dolu -VREUGDEVUUR: h, (...vuren) şenlik ateşi -VREZEN: f, (vreesde, h, gevreesd) I g, korkrnak, çekinmek, niets te - hebben korkacak bir şeyi olmamak, het gevaar - tehlikeden korkmak, II gs, korkmak, endişelenmek, - voor iets - dan/den endişelenmek, - için endişe duymak, - dan/den korkmak, - voor zijn leven hayatından endişe duymak, - voor iemand biri için endişelenmek -VRIEND: d, (- en) arkadaş, dost, ahbap, goede - en met iemand zijn biri ile iyi dost olmak, jeugd- gençlik arkadaşı, mensen- insan dostu, school- okul arkadaşı, zij heeft een - je arkadaşı var, - en vijand dost düşman, kwade - en worden (zijn) kötü arkadaş olmak, dostluğu bozmak -VRIENDELIJK: s, z, içten, dostane, dostça, cana yakın, sokulgan, nazik, sıcak, sevimli, hoş, latif -VRIENDELIJKHEID: d, (...heden) dostluk, içtenlik, (beleefdheid) naziklik, nezaket, (minzaamheid) kibirsizlik -VRIENDENDIENST: d, (- en) arkadaşlık görevi, dostluk görevi -VRIENDENKRING: d, (- en) arkadaş çevresi, arkadaş muhiti -VRIENDENPRIJS: d, düşük fiyat -VRIENDIN: d, (- nen) kız arkadaş -VRIENDJESPOLITIEK: d, akraba kayrımcılığı, kayırıclık, torpil -VRIENDSCHAP: d, (- pen) arkadaşlık, dostluk, ahbaplık -VRIENDSCHAPPELIJK: s, z, dostane, dostça, arkadaş gibi, arkadaşa ait, een - e raad dostça öğüt -VRIENDSCHAPSBAND: d, (- en) arkadaşlık bağı, dostluk bağı -VRIESCEL: d, (- len) buzhane, buzluk -VRIESKAMER: d, (-s) buzhane -VRIESKIST: d, (- en) büyük dipfris -VRIESPUNT: h, (- en) donma noktası, onder het - donma noktası altında, sıfırın altında, boven het - donma noktası üstünde -VRIESVAK: h, (- ken) buzluk, buzluk bölümü -VRIESWEER: h, ayaz, dondurucu hava, don havası -VRIEZEN: f, gs, (vroor, h, gevroren) donmak, don tutmak, don olmak, buzlaşmak, - d weer don havası, ayaz, het kan - het kan dooien sonuç belirsiz, olabilir de olmayabilir de, duruma bağlı, -VRIJ: I s, z, 1 özgür, hür, serbest, - zijn özgür olmak, - hebben boş olmak, zo - als een vogeltje in de lucht bir kuş gibi özgür, 2 (niet verplicht tot) muaf, bağışık, - van belastingen vergiden muaf, vergiden bağışık, 3 (niet beperkt) açık, sınırsız, het - e veld açık saha, 4 (niet bezet) serbest, boş, münhal, is die tafel -? masa boş mu? de lijn is - hat serbesttır, 5 - e tijd boş zaman, boş vakit, 6 - spreken rahat konuşmak, serbest konuşmak, 7 alcohol- alkolsüz, brand- yangından etkilenmez, kogel- kurşun geçirmez, 8 (v, beroepen) serbest, - e beroepen serbest meslekler, 9 (niet naar de letter) serbest, een - e vertaling serbest çeviri, 10 (gratis) parasız, ücretsiz, - entree parasız giriş, giriş serbest, alles - her şey bedava, II z, oldukça, bir hayli, - slecht oldukça kötü, * - spel geven başını boş bırakmak, serbest bırakmak, -VRIJAF: s, - hebben izinde olmak, izinli olmak -VRIJAGE: d, (-s) aşna fişne -VRIJBLIJVEND: s, z, serbest, yüküm altına girmeksizin, bağlayıcı olmayan, muhayyer -VRIJBRIEF: d, (...brieven) ruhsat, izin -VRIJBUITER: d, (-s) 1 (kaper) korsan, haydut, (schip) korsan gemisi, 2 fig/mec maceracı -VRIJBUITERIJ: d, (- en) korsanlık, haydutluk -VRIJDAG: d, (- en) cuma, cuma günü -VRIJDAGAVOND: d, (- en) cuma akşamı -VRIJDAGS: I s, cuma günü, II z, cuma günleri, cumaları -VRIJDAGSGEBED: h, (- en) cuma namazı -VRIJDENKER: d, (-s) dinsiz, doğmasız -VRIJDOM: d, (ontheffing) bağışıklık, muafiyet, - van belasting vergiden bağışıklık -VRIJELIJK: z, serbestçe, özgürce, engellenmeden -VRIJEN: f, gs, (vrijde, h, gevrijd) sevişmek, - met iemand biriyle sevişmek -VRIJER: d, (-s) sevgili, oynaş -VRIJERIJ: d, oynaşlık -VRIJETIJDSBESTEDING: d, boş zamanları değerlendirme, boş zamanları geçiriş -VRIJGELATENE: d, (-n) azat edilmiş köle -VRIJGELEIDE: h, (- n, - s) lesepase -VRIJGEVEN: f, g, (gaf vrij, h, vrijgegeven) 1 (vrijaf geven) kullanıma izin vermek, 2 serbest bırakmak, 3 iets voor publikatie - bir şeyin yayımına izin vermek -VRIJGEVIG: s, z, cömert, eliaçık, bonkör -VRIJGEVIGHEID: d, eliaçıklık, cömertlik -VRIJGEZEL: d, (- len) bekar -VRIJGEZELLENAVOND: d, (- en) bekâr akşamı -VRIJGEZELLENFUIF: d, (...fuiven) bekar eğlencesi, bekâr cümbüşü -VRIJHANDEL: d, serbest ticaret -VRIJHAVEN: d, (-s) serbest liman -VRIJHEID: d, (...heden) özgürlük, hürriyet, istiklal, bağımsızlık, - blijheid özgürlük mutluluktur, insan istediği şeyi yapmalı, persoonlijke - kişi özgürlüğü, - van gedachten düşünce özgürlüğü, - van drukpers basın özgürlüğü, - van vergadering toplantı özgürlüğü, - van demonstratie gösteri özgürlüğü, -, gelijkheid en broederschap özgürlük, eşitlik ve kardeşlik, - van geweten vicdan hürriyeti, vicdan özgürlüğü, in - stellen serbest bırakmak, tahliye etmek -VRIJHEIDLIEVEND: s, özgürlüksever, özgürlükçü, hürriyetperver -VRIJHEIDSBEROVING: d, özgürlükten yoksun bırakma, -VRIJHEIDSBEWEGING: d, (- en) kurtuluş örgütü/hareketi, -VRIJHEIDSLIEFDE: d, özgürlük aşkı, hürriyet sevgisi -VRIJHEIDSOORLOG: d, (- en) bağımsızlık savaşı, istiklal savaşı, kurtuluş savaşı -VRIJHEIDSSTRAF: d, (- fen) hapis cezası -VRIJHEIDSSTRIJDER: d, (-s) kurtuluş savaşçısı, özgürlük savaşçısı -VRIJHEIDSZIN: d, özgürlük ruhu -VRIJHOUDEN: f, g, (hield vrij, h, vrijgehouden) 1 (betalen) masrafı çekmek, masrafı ödemek, 2 (behoeden voor) korumak, 3 (beschikbaar houden) hazır bulundurmak, boş bulundurmak -VRIJKAARTJE: h, (-s) serbest giriş kartı, paso -VRIJKOMEN: f, gs, (kwam vrij, is vrijgekomen) 1 (v, gevangene) tahliye olmak, 2 - met - dan/den kurtulmak, ucuz atlatmak, met de schrik - korkuyla atlatmak, yarasız kurtulmak -VRIJKOPEN: f, g, (kocht vrij, h, vrijgekocht) parayla kurtarmak, fidyeyle kurtarmak -VRIJLATEN: f, g, (liet vrij, h, vrijgelaten) serbest bırakmak, özgür bırakmak, azat etmek, een gevangene - tutukluyu serbest bırakmak -VRIJLATING: d, (- en) azat -VRIJLOOP: d, tech/tek serbest hareket, boşa dönme -VRIJMAKEN: f, g, (maakte vrij, h, vrijgemaakt) kurtarmak, serbestleştirmek, serbest bırakmak, van mijnen - mayınları temizlemek, mayından kurtarmak, de invoer - ithali serbest bırakmak -VRIJMETSELAAR: d, (- s, ...laren) mason, farmason -VRIJMETSELAARSLOGE: d, (-s) mason locası -VRIJMETSELARIJ: d, masonluk -VRIJMOEDIG: s, z, açıksözlü, samimi, içten, çekinmeden -VRIJMOEDIGHEID: d, (...heden) açıksözlülük -VRIJPLAATS: d, (- en) sığınak, -VRIJPLEITEN: f, g, (pleitte vrij, h, vrijgepleit) 1 aklamak, beraat ettirmek, temize çıkarmak, 2 zich - temize çıkmak, haklı çıkmak -VRIJPOSTIG: s, z, arsız, yüzsüz, küstah, pervasız, yılışık, utanmaz -VRIJSPRAAK: d, (...spraken) jur/huk beraat, aklanma -VRIJSPREKEN: f, g, (sprak vrij, h, vrijgesproken) jur/huk aklamak, beraat ettirmek, beraatına karar vermek -VRIJSTAAN: f, gs, (stond vrij, h, vrijgestaan) elinde olmak, serbest olmak, dat staat u vrij siz bilirsiniz, yapıp yapmamak size baglı, het staat u vrij om ... - meye serbestsiniz -VRIJSTAAND: s, etrafı boş, münferit -VRIJSTELLEN: f, g, (stelde vrij, h, vrijgesteld) (v, dienst) - van - dan/den bagışık tutmak, muaf tutmak, istisna tutmak, - van belasting vergiden bagışık tutmak, van de militaire dienst vrijgesteld worden askeri hizmetten muaf tutmak -VRIJSTELLING: d, (- en) bagışıklık, muafiyet -VRIJSTER: d, (-s) oynaş, flört, een oude - kaşarlanmış ve kalık kız -VRIJUIT: z, açık sözlü, dobra dobra, çekinmeden, açıkça, spreek -! açık konuş! - gaan serbest bırakılmak, suçu ispat edilememek -VRIJVERKLAREN: f, g, (verklaarde vrij, h, vrijverklaard) özgür ilan etmek, serbest ilan etmek, bağımsız ilan etmek -VRIJWAREN: f, g, (vrijwaarde, h, gevrijwaard) - voor (tegen) -(y)a/e karşı korumak, himaye etmek -VRIJWARING: d, (- en) garanti -VRIJWEL: z, hemen hemen, neredeyse, aşagı yukarı, - hetzelfde nerdeyse aynı, - iedereen hemen hemen herkes, - altijd nerdeyse her zaman, - nooit hemen hemen hiç, - onmogelijk nerdeyse imkansız, -VRIJWILLIG: s, z, gönüllü, istekli, istemli, ihtiyari -VRIJWILLIGER: d, (-s) (erkek) gönüllü, als - gönüllü olarak -VRIJWILLIGERSWERK: h, gönüllü işi, gönüllü hizmet -VRIJWILLIGHEID: d, gönüllülük -VRIJWILLIGSTER: d, (-s) (bayan) gönüllü -VRIJZINNIG: s, z, liberal, özgürlükçü, hürriyetçi, açık fikirli -VRIJZINNIGHEID: d, liberallik -VRIND: d, (- en) zie/bkz vriend -VROEDVROUW: d, (- en) ebe, kabile -VROEG: s, z, 1 erken, vaktinden evvel, vakitsiz, het is nog - henüz erken, - in de morgen sabahleyin erken, te - çok erken, te - komen çok erken gelmek, - of laat er geç, nasıl olsa, - of laat moet het toch gebeuren er geç olacak, 2 turfanda: - e tomaten turfanda domates -VROEGER: s, z, 1 daha evvel, daha erken, önceden, eskiden, evvelden, bir zamanlar, van - vertellen maziden anlatmak, 2 (voormalig) eski, onze - e leraar eski öğretmenimiz -VROEGRIJP: s, erken olmuş, erken kemale errniş, (v,persoon) erken gelişmiş -VROEGRIJPHEID: d, erken gelişmişlik -VROEGTE: d, fecir, in de - sabah erkenden -VROEGTIJDIG: s, z, erken, erkenden -VROLIJK: s, z, 1 (opgeruimd) neşeli, şen, sevinçli, canlı, şakrak, hayat dolu, cıvıl cıvıl, een - e Frans hoppa, tasasız kimse, een beetje - zijn euf/ört, kafayı bulmak, çakırkeyf olmak, zich ergens - over maken bir şeye gülmek, 2 (opgeruimd makend) neşeli, neşe veren, şenlendirici vrolijkheid d, sevinç, neşe, -VROOM: s, z, (vromer, - st) 1 (deugdzaam) erdemli, faziletli, 2 (godvruchtig) sofu, dindar, 3 vrome wensen gerçekleşmez arzular -VROUW: d, (- en) 1 kadın, bayan, hanım, 2 (echtgenote) eş, kan, zevce, vulg/k avrat, mijn - eşim, karım, een publieke - orta malı, fahişe, orospu, -VROUWELIJK: I s, z, 1 dişi: - e dieren dişi hayvanlar, 2 kadına ait, kadınla ilgili, kadınsal, kadın gibi, - e bezigheden kadına özgü uğraşılar, zich - gedragen kadın gibi davranmak, II h, taalk/dilb dişil -VROUWENARTS: d, (- en) kadın hastalıkları doktoru, jinekolog -VROUWENBEWEGING: d, (- en) kadın hakları hareketi, kadın eylemi -VROUWENEMANCIPATIE: d, kadın eşitliği, kadın kurtuluşu -VROUWENGEK: d, (- ken) kadın hastası, kadındelisi, uçkuru elinde -VROUWENGESCHIEDENIS: d, (- sen) kadın hikayesi, aşk hikayesi -VROUWENHAAR: h, 1 kadın saçı, 2 (...haren) bot, baldırıkara -VROUWENHANDEL: d, beyaz kadın ticareti -VROUWENHATER: d, (-s) kadın düşmanı -VROUWENKIESRECHT: h, kadınların seçme ve seçilme hakkı -VROUWENKLEDING: d, kadın giysisi -VROUWENKLOOSTER: h, (-s) rahibe manastırı -VROUWENKOOR: h, (...koren) kadınlar korosu -VROUWENRECHTEN: d, mv/çog kadın hakları -VROUWENZIEKTE: d, (-s) kadın hastalığı -VROUWMENS: h, (- en, ...lui) pej/aşağ karı, sürtük -VRUCHT: d, (- en) 1 meyve, yemiş, de - en plukken van - nin meyvesini toplamak, aan de - kent men de boom ağaç meyvesinden belli olur, iş insanın aynasıdır, 2 fig/mec (produkt) meyve, verim, ürün, (winst) kâr, zonder- sonuçsuz, - van de arbeid işin meyvesi, verboden - en yasak meyve, caiz olmayan şey -VRUCHTBAAR: s, verimli, bereketli, (v, dieren) doğurgan, (v, persoon) üretken, verimli, -VRUCHTBAARHEID: d, üretkenlik, verimlilik, bereketlilik -VRUCHTBEGINSEL: h, (-s) bot, yumurtalık -VRUCHTBOOM: d, (...bomen) meyve ağacı, -VRUCHTDRAGEND: s, yemişli, meyveli, verimli, fig/mec karlı, semereli -VRUCHTELOOS: s, z, (...lozer, - t) fig/mec sonuçsuz, boşuna, kısır, vruchteloze moeite boşuna zahmet -VRUCHTENMESJE: h, (-s) meyve bıçagı -VRUCHTENGELEI: d, meyve peltesi -VRUCHTENSCHAAL: d, (...schalen) meyve tabağı -VRUCHTENTAART: d, (- en) meyveli pasta -VRUCHTENWIJN: d, meyve şarabı -VRUCHTENPERS: d, (- en) meyve sıkacagı -VRUCHTENSAP: h, (- pen) meyve suyu -VRUCHTGEBRUIK: h, jur/huk intifa hakkı, yararlanma hakkı -VRUCHTVLEES: h, meyve eti, meyvenin yenen kısmı -VRUCHTWATER: h, çağnak, cenin suyu, -V.S afk/kıs Verenigde Staten Amerika Birleşik Devletleri, -VUIG: s, z, adi, alçak, rezil, bayagı, sıradan -VUIL: I s, z, 1 kirli, pis, pasaklı, kenef, het - e wasgoed kirli çamaşır, (v, ei) bozuk, bayat, 2 (laag) adi, bayagı, - e taal açık saçık dil, müstehcen dil, - zaakje kirli iş, - worden kirlenmek, II h, çöp, grof - iri çöp, keuken- mutfak çöpü -VUILAK: d, (- ken) 1 (vuilik) kokuk, pasaklı, pis kimse, 2 (gemenerik) adi, alçak, şerefsiz herif -VUILIGHEID: d, 1 (vuilheid) pislik, pasak, kirlilik, 2 (drek) bok, dışkı, 3 ( vuile zaak) kirli iş, pis iş, adi iş, -VUILIK: d, (- en) kokuk, pasaklı, pis kimse -VUILMAKEN: f, g, (maakte vuil, h, vuilgemaakt) kirletmek, pisletmek, er geen woorden over - konuşmaya (bile) degmemek, ağıza alınmaya bile değmemek -VUILNIS: d, h, çöp, süprüntü -VUILNISAUTO: d, (-s) çöp arabası -VUILNISBAK: d, (- ken) çöp kutusu -VUILNISBELT: d, (- en) çöplük -VUILNISBLIK: h, (- ken) faraş, çöp küregi -VUILNISEMMER: d, (-s) çöp kovası -VUILNISHOOP: d, (...hopen) çöp yıgını, süprüntü yığını, -VUILNISKAR: d, (- ren) çöp arabası -VUILNISMAN: d, (- nen) çöpçü, süpürücü, süpürgeci -VUILNISZAK: d, (- ken) çöp torbası -VUILOPHAALDIENST: d, (- en) çöp alma servisi -VUILSTORTPLAATS: d, (- en) çöplük -VUILTJE: h, (-s) pislik, er is geen - aan de lucht hiçbir tehlike yok -VUILVERBRANDING: d, çöp yakma -VUIST: d, (- en) yumruk, in zijn - je lachen bıyık altından gülmek, voor de - spreken hazırlıksız konuşmak, muz/müz voor de - spelen hazırlıksız çalmak, een - maken bir yumruk olmak, direniş örgütlemek, eten uit het - je elle yemek, -VUISTRECHT: h, orman yasası, zorbalık -VUISTREGEL: d, (-s) pratik ilke/usul, -VUISTSLAG: d, (- en) yurnruk, yumruk vuruşu -VULCANISATIE: d, vulkanizasyon, ebonitle&
-U: I d, (-s) u, u harfi II 1 şa, za, siz, sizler, u bent een leraar siz bir
-UITBRULLEN: f, g, (brulde uit, h, uitgebruld) het - van pijn acıdan
-UITERSTE: h, (-n) 1 en uzak nokta, uç, öbür uç, 2 tot het - mümkün olduğu
-UITFOETEREN: f, g, (foeterde uit, h, uitgefoeterd) bağırıp, çağırmak,
-UITGEHONGERD: s, açlıktan erimiş, açlıktan mecalsiz, fig/mec ik ben -
-UITGLIJDEN: f, gs, (gleed uit, is uitgegleden) kayıp dengesini kaybetmek,
-UITLATEN: f, g, (liet uit, h, uitgelaten) 1 (naar buiten laten) geçirmek,
-UITLATING: d, (- en) ifade, söz
-UITLOTEN: f, g, (lootte uit, h, uitgeloot) 1 kura ile ayırmak/çıkarmak, 2
-UITSMEREN: f, g, (smeerde uit, h, uitgesmeerd) 1 sürerek yaymak, 2 fig/mec
-UITSTUREN: f, g, (stuurde uit, h, uitgestuurd) (bir şey) yapmaya göndermek,
-UITTELLEN: f, g, (telde uit, h, uitgeteld) 1 (v, bokser) nakavtı saymak,
-UITTREKSEL: h, (-s) 1 (v, boek) özet, 2 (v, bevolkingsregister) (nüfus)
-UITVERKOOP: d, (...kopen) tasfiye satışı
-UITVOERARTIKEL: h, (- en, - s) ihraç malı
-UITWRIJVEN: f, g, (wreef uit, h, uitgewreven) sürterek temizlemek, ovarak
-VAALT: d, (- en) fışkılık, gübrelik
-VAANDELDRAGER: d, (-s) sancaktar, bayraktar
-VAATJE: h, (-s) küçük fıçı, fig/mec uit een ander - tappen ağzı
-VAATZIEKTE: d, (-n) med/tıb damar hastalığı,
-VALREEP: d, (...repen) 1 scheep/den asma merdiven, 2 iskele, eğreti köprü,
-VASTRECHT: h, (gaz ve elektrik için ödenen) abone fiyatı, temel fiyat,
-VASTSPIJKEREN: f, g, (spijkerde vast, h vastgespijkerd) çivilemek
-VEELBEWOGEN: s, macera dolu, maceralı, serüvenli, een - leven maceralı bir
-VEELWIJVERIJ: d, çokkarılılık, poligami
-VEERTIENDAAGS: s, on dört günlük, - e vakantie on dört günlük tatil, on dört
-VEETEELT: d, hayvan yetiştirme, hayvan üretme
-VERBASTERING: d, (- en) soysuzlaşma, dejenerasyon
-VERBEELDING: d, (- en) 1 hayal, fantazi, imge, een rijke - hebben zengin bir
-VERBRANDINGSMOTOR: d, (- en, - s) yakımlı motor, yanmalı motor
-VERBRUIKEN: f, g, (verbruikte, h, verbruikt) tüketmek harcamak, sarf etmek
-VERBRUIKER: d, (-s) tüketici, yoğaltıcı
-VERDRAAGZAAM: s, (,,zamer, - st) hoşgörülü, hoşgörücü, toleranslı,
-VERDUIVELD: z, (zeer) korkunç, felaket
-VERFOMFAAID: s, z, er - uitzien darmadağınık görünmek, hırpani görünmek,
-VERGISSING: d, (- en) yanılma, yanılgı, hata, bij - yanılgıyla, yanlışlıkla
-VERGODDELIJKEN: f, g, (vergoddelijkte, h, vergoddelijkt) ilahlaştırmak,
-VERGUNNINGHOUDER: d, (-s) ruhsat sahibi,
-VERHOGING: d, (- en) yükselme, artma, artış, huur- kira artışı, salaris-
-VERHOUDINGSGEWIJS: z, orantılı olarak
-VERIFICATIE: d, (-s) doğruluğunu araştırma, kontrol
-VERKLAPPEN: f, g, (verklapte, h, verklapt) een geheim - bir sırrı dile
-VERKNOCHT: s, - aan -(y)a/e bağlı, -(y)a/e sadık, - nin tiryakisi, - nin
-VERKONDIGEN: f, g, (verkondigde, h, verkondigd) bildirmek, ilan etmek, ifşa
-VERKOPER: d, (-s) 1 (erkek) satıcı, 2 (winkelbediende) tezgâhtar
-VERKWISTING: d, (- en) savurganlık, müsriflik,
-VERLAMMEN: f, I gs, (verlarnde, is verlamd) felç olmak, kötürüm olmak,
-VERLENGEN: f, g, (verlengde, h, verlengd) uzatmak, een paspoort -
-VERLOKKEN: f, g, (verlokte, h, verlokt) cezbetmek, çekmek, ayartmak,
-VERLOSKAMER: d, (-s) doğum odası
-VERMEERDEREN: f, I g, (vermeerderde, h, vermeerderd) artırmak, çoğaltmak,
-VERMOEIENIS: d, (- sen) bitkinlik, yorgunluk, halsizlik, dermansızlık
-VERMOUT: d, vermut,
-VERONDERSTELLEN: f, g, (veronderstelde, h, verondersteld) varsaymak, farz
-VERORBEREN: f, g, (verorberde, h, verorberd) harcamak, tüketmek, bitirmek
-VERORDENEN: f, g, (verordende, h, verordend) 1 (wettelijk bepalen) nizam
-VERPACHTING: d, (- en) kiralama
-VERROTTING: d, çürüme, bozulma, kokuşma
-VERSCHIJNINGSDATUM: d, (...data) yayım/çıkış tarihi
-VERSLEPEN: f, g, (versleepte, h, versleept) sürükleyerek götürmek, sürüyüp
-VERSLINDEN: f, g, (verslond, h, verslonden) 1 oburca yemek, 2 een boek -
-VERSTEK: h, jur/huk bij- veroordeeld gıyaben/gıyabında mahkum edilmiş
-VERSTOREN: f, g, (verstoorde, h, verstoord) 1 bozmak, kaçırmak, engellemek,
-VERSTORING: d, (- en) bozma, engel, mani, de - van de openbare orde kamu
-VERTAALSTER:d, (-s) (bayan) mütercim, tercüman, beédigd- yeminli tercüman,
-VERTEDERING: d, (- en) yumuşama, yumuşaklık, rikkat
-VERTOEVEN: f, gs, (vertoefde, h, vertoefd) (bir süre) kalmak
-VERVAGEN: f, gs, (vervaagde, is vervaagd) belirsizleşmek
-VERWANTE: d, (-n) (bayan) akraba
-VERWEERMIDDEL: h, (- en) savunma aracı
-VERWOESTEN: f, g, (verwoeste, h, verwoest) harap etmek, yıkmak, tahrip
-VERWORDEN: f, gs, (verwerd, is verworden) 1 değişmek, 2 (ontaarden)
-VERZOLEN: f, g, (verzoolde, h, verzoold) yeni pençe vurmak, pençelemek
-VERZORGER: d, (-s) bakımcı, hami
-VEZEL: d, (-s) 1 (v,plant) tel, lif, damar, 2 (v, touw) lif
-VICTORIE: d, (-s) zafer
-VIERARMIG: s, dörtkollu
-VIJFDE: I sı, sa, beşinci, II h, (-n) beşte bir, beşte birlik bölüm
-VILT: h, (- en) keçe, aba, fötr
-VISITE: d, (-s) 1 (bezoek) ziyaret, 2 (geneeskundig bezoek) vizite
-VIZIER: I d, (- en, - s) vezir II h, (- en) 1 (v, helm) yüz siperi, 2 (v,
-VLAGGEN: f, gs, (vlagde, h, gevlagd) bayrak çekmek, bayrakla süslemek,
-VLAK: I s, (- ker, - st) düz, yassı, een - terrein düz saha, - ke zee çarsaf
-VLIEGERTOUW: h, (- en) uçurtma ipi
-VLOERKLEED: h, (,,kleden) yer halısı, döşeme örtüsü
-VLOOIENBEET: d, (...beten) pire ısırması
-VLUCHTLEIDER: d, (-s) uçuş lideri, başpilot
-VOEDSELHULP: d, yiyecek/gıda maddesi yardımı
-VOET: d, (- en) ayak, veel voeten in de aarde hebben bir çok sorunu
-VOETSTAP: d, (- pen) 1 adım, 2 (voetspoor) ayak izi, in iemands - pen treden
-VOLDAAN: s, 1 memnun, hoşnut, - zijn over iemand (iets) birinden (bir
-VOLLEDIGHEIDSHALVE: z, bütünlük adına, tam olsun diye
-VOLLEYBAL: I d, (- en) voleybol topu, II h, voleybol
-VOLMACHT: d, (- en) 1 tam yetki, tam salahiyet, 2 (bewijs) vekalet,
-VOORBODE: d, (- n, - s) haberci, elçi, fig/mec muştucu, (voorteken) alamet,
-VOORDEUR: d, (- en) giriş kapısı, ön kapı, sokak kapısı
-VOORDIEN: z, önceden, evvelden, daha önce
-VOORGESLACHT: h, (- en) önceki nesil, ata, cet, ecdat, ons - atalarımız
-VOORGROND: d, (- en) ön plan, zich op de - plaatsen kendini ön plana
-VOORINTEKENING: d, (- en) önceden abone (olma)
-VOORKOMEND: I s, görünen, ortaya çıkan II s, z, (vriendelijk) nazik, kibar,
-VOORNEMEN: I f, (nam zich voor, h, zich voorgenomen) zich - aklına koymak,
-VOORSTANDER: d, (-s) destekçi, müdafaacı, savunucu, koruyucu, (voorvechter)
-VOORTSPOEDEN: f, (spoedde zich voort, h, zich voortgespoed) zich - acele
-VOORUITZICHT: h, (- en) gelecek beklentisi, gelecek umudu, (perspectief)
-VOORVOEGSEL: h, (-s) örnek
-VOORZICHTIGHEIDSMAATREGEL: d, (- en) ihtiyati tedbir
-VORK: d, (- en) çatal, weten hoe de - in de steel zit işin girdisini
-VRAAGWOORD: h, (- en) soru sözcügü, soru kelimesi
-VRETEN: I f, g, (vrat, h, gevreten) 1 (v, mensen, eten) çok yemek,
-VRIJER: d, (-s) sevgili, oynaş
-VRIJGELATENE: d, (-n) azat edilmiş köle
-VROEGRIJPHEID: d, erken gelişmişlik
-VROUWELIJK: I s, z, 1 dişi: - e dieren dişi hayvanlar, 2 kadına ait, kadınla
-VUILNIS: d, h, çöp, süprüntü